Soru 1 |
Motorlu bisiklet | |
Kamyonet | |
Kamyon | |
Otobüs |
Bu soruda, Türkiye'deki trafik mevzuatına göre hangi araçlarda ilk yardım çantası bulundurmanın zorunlu olmadığı sorgulanmaktadır. Karayolları Trafik Yönetmeliği, araçlarda bulunması gereken mecburi teçhizatları net bir şekilde belirtir. Bu soruyu doğru cevaplamak için hangi araçların bu zorunluluktan muaf tutulduğunu bilmek gerekir.
Doğru Cevap: a) Motorlu bisiklet
Doğru cevabın motorlu bisiklet olmasının sebebi, yönetmeliğin bu araçları ilk yardım çantası zorunluluğundan muaf tutmasıdır. Bunun temel nedeni, motorlu bisikletlerin (ve motosikletlerin) fiziksel yapısı gereği ilk yardım çantası gibi ekipmanları güvenli ve korunaklı bir şekilde taşıyacak uygun bir depolama alanına sahip olmamasıdır. Bu nedenle, sürücünün sürüş güvenliğini tehlikeye atmamak amacıyla bu araçlar için bir istisna getirilmiştir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer şıklarda yer alan araçların neden yanlış olduğunu ve neden ilk yardım çantası bulundurmak zorunda olduklarını inceleyelim:
- b) Kamyonet: Kamyonetler, hem yük hem de yolcu taşıyabilen motorlu taşıtlardır. Tıpkı otomobiller gibi, kamyonetlerde de acil durumlarda müdahale edebilmek için standartlara uygun bir ilk yardım çantası bulundurulması yasal bir zorunluluktur.
- c) Kamyon: Kamyonlar, büyük ve ticari yük taşıtlarıdır. Yaptıkları uzun yolculuklar ve taşıdıkları riskler göz önüne alındığında, güvenlik donanımları büyük önem taşır. Bu nedenle, kamyonlarda da ilk yardım çantası bulundurmak kesinlikle zorunludur.
- d) Otobüs: Otobüsler, çok sayıda yolcu taşıdıkları için en yüksek risk grubundaki araçlardan biridir. Olası bir kazada çok sayıda kişinin yaralanma ihtimaline karşı, otobüslerde sadece ilk yardım çantası değil, aynı zamanda taşınan yolcu sayısına göre daha kapsamlı ilk yardım malzemeleri bulundurma zorunluluğu vardır.
Özetle, kural oldukça basittir: Motosiklet, motorlu bisiklet, lastik tekerlekli traktör ve iş makineleri dışında kalan bütün motorlu taşıtlarda ilk yardım çantası bulundurmak zorunludur. Bu sınav sorusu, bu istisnai durumu bilip bilmediğinizi ölçmeyi amaçlamaktadır.
Soru 2 |
Şok pozisyonu | |
Yarı oturuş pozisyonu | |
Baş geri-çene yukarı pozisyonu | |
Yarı yüzükoyun-Yan pozisyon |
Bu soruda, bilincini kaybetmiş bir kazazedenin solunum yolunu açmak için uygulanan temel bir ilk yardım tekniğinin adımları verilmiş ve bu tekniğin adının ne olduğu sorulmaktadır. Soruda tarif edilen uygulama, ilk yardımın en kritik adımlarından biridir, çünkü solunumun devamlılığı hayati önem taşır.
Doğru cevap c) Baş geri-çene yukarı pozisyonu'dur. Bu pozisyonun amacı, bilinci kapalı kişilerde gevşeyen dilin geriye düşerek soluk borusunu tıkamasını engellemektir. Soruda verilen adımlar bu tekniği birebir tarif etmektedir: Bir elin alına konulmasıyla baş geriye itilir (Baş Geri), diğer elin parmaklarıyla çenenin yukarı kaldırılmasıyla da (Çene Yukarı) dil yerinden oynatılarak hava yolu açılmış olur.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Şok pozisyonu: Bu pozisyon, dolaşım yetmezliği (şok) durumunda uygulanır. Kazazede sırt üstü yatırılır ve bacakları yaklaşık 30 cm kadar yukarı kaldırılarak hayati organlara (beyin, kalp vb.) kan gitmesi hedeflenir. Bu pozisyonun, soruda tarif edilen hava yolu açma tekniği ile bir ilgisi yoktur.
- b) Yarı oturuş pozisyonu: Bu pozisyon genellikle bilinci açık olan ve solunum güçlüğü çeken (örneğin kalp krizi, astım krizi, kaburga kırığı gibi durumlarda) hastalara uygulanır. Hastanın sırtı desteklenerek oturur pozisyona getirilmesi, nefes alıp vermesini kolaylaştırır. Ancak bu, bilinci kapalı birinin hava yolunu açmak için kullanılan bir yöntem değildir.
- d) Yarı yüzükoyun-Yan pozisyon: Bu pozisyon, "Koma Pozisyonu" veya "Derlenme Pozisyonu" olarak da bilinir. Bilinci kapalı ancak solunumu ve nabzı olan kazazedelere uygulanır. Amacı, kişinin kusması durumunda kusmuğun soluk borusuna kaçmasını önlemek ve dilin hava yolunu tıkamasını engellemektir. Soruda tarif edilen "Baş geri-çene yukarı" manevrası, koma pozisyonuna almadan önce solunumu kontrol etmek için yapılan bir adımdır, pozisyonun kendisi değildir.
Özetle, soruda adım adım anlatılan teknik, bilinci kapalı bir kazazedenin dilinin soluk borusunu tıkamasını önleyerek hava yolunu açmak için kullanılan Baş geri-çene yukarı pozisyonu'dur. Bu, temel yaşam desteğinin ilk ve en önemli adımlarından biridir.
Soru 3 |
Baş | |
Karın | |
Göğüs | |
Omurga |
Doğru Cevap: a) Baş
Doğru cevabın "Baş" olmasının sebebi, soruda verilen tüm belirtilerin doğrudan beyin ve kafa bölgesiyle ilgili olmasıdır. Bu belirtileri tek tek inceleyelim:
- Geçici hafıza kaybı: Hafıza, beynin bir fonksiyonudur. Başa alınan sert bir darbe, beynin sarsılmasına (konküzyon) ve normal işlevlerini geçici olarak yerine getirememesine neden olabilir. Bu durum, kazazedede kaza anını veya hemen öncesini hatırlayamama gibi geçici hafıza kayıplarına yol açar. Bu, net bir beyin hasarı belirtisidir.
- Burundan kan gelmesi: Trafik kazası gibi travmalar sonrası burundan kan gelmesi, basit bir burun kanamasından çok daha ciddi bir duruma işaret edebilir. Özellikle kanla birlikte şeffaf bir sıvının (beyin-omurilik sıvısı) da gelmesi, kafa tabanında bir kırık olduğunun en önemli göstergelerinden biridir. Bu durum, beyin zarlarının yırtıldığı ve çok acil müdahale gerektiren bir baş yaralanması olduğunu gösterir.
- Göz bebeklerinde büyüklük farkı: Göz bebeklerimizin (pupilla) büyüklüğü ve ışığa tepkisi, beyin tarafından kontrol edilir. Başa alınan bir darbe sonucu beyin içinde kanama veya ödem oluşursa, kafa içi basınç artar. Bu artan basınç, göz bebeklerini kontrol eden sinirlere baskı yaparak bir göz bebeğinin diğerinden daha büyük olmasına (anizokori) veya her ikisinin de anormal şekilde büyümesine/küçülmesine neden olabilir. Bu, çok ciddi bir beyin hasarı belirtisidir.
Görüldüğü gibi, verilen üç belirti de doğrudan beyin fonksiyonları ve kafa yapısıyla ilgilidir. Bu nedenle, bu belirtiler bir arada görüldüğünde akla ilk gelmesi gereken ve en çok şüphelenilmesi gereken yaralanma bölgesi baş bölgesidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer şıkların neden yanlış olduğunu anlamak, konuyu daha iyi kavramanıza yardımcı olacaktır.
- b) Karın: Karın bölgesi yaralanmalarında genellikle karın ağrısı, karında sertlik veya şişlik, iç kanamaya bağlı şok belirtileri (soluk cilt, hızlı ve zayıf nabız, terleme) ve bulantı gibi belirtiler görülür. Hafıza kaybı veya göz bebeklerinde değişiklik gibi nörolojik belirtiler karın yaralanmalarına özgü değildir.
- c) Göğüs: Göğüs yaralanmalarında en tipik belirtiler nefes almada zorluk, göğüste şiddetli ağrı, öksürükle kan gelmesi ve göğüs duvarında gözle görülür bir şekil bozukluğudur. Bu belirtilerin soruda verilenlerle bir ilgisi yoktur.
- d) Omurga: Omurga yaralanmaları da oldukça ciddidir ve genellikle sinir sistemiyle ilgilidir. Ancak belirtileri daha çok kollarda veya bacaklarda his kaybı, uyuşma, karıncalanma, hareket edememe (felç) ve şiddetli sırt veya boyun ağrısı şeklinde ortaya çıkar. Geçici hafıza kaybı ve göz bebeği farklılığı, doğrudan omurga değil, beyin hasarını işaret eder.
Soru 4 |
Deride kızarıklık olması | |
Bilinç seviyesinin artması | |
Vücut sıcaklığının artması | |
Nabzın hızlı ve zayıf olması |
d) Nabzın hızlı ve zayıf olması - Neden Doğru?
Şok durumunda vücudun verdiği en temel tepkilerden biri budur. Vücut, azalan kan basıncını veya kan hacmini dengelemek ve hayati organlara kan pompalamaya devam etmek için kalbi daha hızlı çalıştırır. Bu nedenle nabız hızlıdır. Ancak dolaşımdaki kan yetersiz olduğu için kalbin her atışında damarlara gönderdiği kanın basıncı düşüktür. Bu yüzden nabız, hızlı olmasına rağmen parmakla hissedildiğinde oldukça zayıf ve ipliksi bir yapıdadır. Bu, şokun en klasik ve güvenilir belirtisidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Deride kızarıklık olması: Bu ifade yanlıştır. Şok durumunda vücut, hayati organları korumak için kanı deriden ve uzuvlardan (kol, bacak) çekerek merkeze yönlendirir. Bu sebeple deride kızarıklık yerine tam tersi; solukluk, soğukluk ve nemli (terli) bir görünüm oluşur.
- b) Bilinç seviyesinin artması: Bu ifade de tamamen yanlıştır. Beyne giden kan ve oksijen miktarı azaldığı için bilinç seviyesi artmaz, aksine düşer. Kişide önce huzursuzluk, endişe ve kafa karışıklığı görülür. Durum ilerledikçe bilinç bulanıklaşır ve kişi bayılabilir.
- c) Vücut sıcaklığının artması: Bu ifade de yanlıştır. Dolaşımın zayıflaması ve kanın deriden çekilmesi nedeniyle vücut ısı kaybeder. Bu yüzden şoktaki bir kişide vücut sıcaklığı artmaz, tam tersine düşer. Hasta üşüdüğünü ve titrediğini söyleyebilir. Bu nedenle şoktaki hastanın üzerinin örtülmesi, ilk yardımın önemli bir adımıdır.
Soru 5 |
I. Bir el kazazedenin alnına, diğer elin 2 parmağı çene kemiğinin üzerine konulur.
II. Alından bastırılıp çeneden kaldırılarak baş geriye doğru itilir.
III. İşlemler sırasında sert hareketler tercih edilir.
Yukarıdakilerden hangileri, Baş geri-Çene yukarı pozisyonunun uygulama basamaklarındandır?
I ve II | |
I ve III | |
II ve III | |
I, II ve III |
I. Bir el kazazedenin alnına, diğer elin 2 parmağı çene kemiğinin üzerine konulur.
Bu ifade, pozisyonun başlangıç adımını doğru bir şekilde açıklamaktadır. Bir elin alna yerleştirilmesi, başı geriye doğru itmek için gerekli olan kuvvetin uygulanacağı noktayı belirler. Diğer elin iki parmağının (işaret ve orta parmak) çene kemiğinin ucuna yerleştirilmesi ise çeneyi yukarı doğru kaldırarak solunum yolunun açılmasına yardımcı olur. Bu, uygulamanın ilk ve doğru bir basamağıdır.
II. Alından bastırılıp çeneden kaldırılarak baş geriye doğru itilir.
Bu ifade, pozisyonun uygulanış şeklini tarif etmektedir ve tamamen doğrudur. Alına yerleştirilen el ile baş nazikçe geriye doğru itilirken, çeneye yerleştirilen parmaklarla çene yukarı doğru kaldırılır. Bu iki hareketin birleşimi, başın geriye doğru uygun bir açıya gelmesini sağlar ve bu sayede dil kökü yerinden ayrılarak hava yolu açılmış olur. Bu da uygulamanın doğru bir basamağıdır.
III. İşlemler sırasında sert hareketler tercih edilir.
Bu ifade kesinlikle yanlıştır. İlk yardım uygulamalarının tamamında, özellikle de baş ve boyun bölgesini içeren manevralarda, hareketlerin nazik, yavaş ve kontrollü olması hayati önem taşır. Sert hareketler, kazazedenin fark edilmemiş bir boyun veya omurga yaralanması varsa durumu çok daha kötüleştirebilir, felce veya daha ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle bu ifade, ilk yardımın temel prensiplerine tamamen aykırıdır.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
- I. ve II. ifadeler Baş geri-Çene yukarı pozisyonunun doğru uygulama adımlarını anlatmaktadır.
- III. ifade ise tehlikeli ve yanlış bir bilgidir.
Bu doğrultuda seçenekleri incelediğimizde:
- a) I ve II: Her iki doğru ifadeyi de içerdiği için bu seçenek doğrudur.
- b) I ve III: Yanlış olan III. ifadeyi içerdiği için bu seçenek yanlıştır.
- c) II ve III: Yanlış olan III. ifadeyi içerdiği için bu seçenek de yanlıştır.
- d) I, II ve III: Yanlış olan III. ifadeyi içerdiği için bu seçenek de yanlıştır.
Soru 6 |
Yakınları geldikten sonra | |
Hiçbir müdahale yapılmadan önce | |
Kendine gelmesi sağlandıktan sonra | |
Hayati tehlikelerine karşı önlem alındıktan sonra |
Bu soruda, bir kaza anında yaralıya yapılacak müdahalenin doğru sıralaması ve önceliği sorgulanmaktadır. İlk yardımın temel amacı, profesyonel sağlık ekipleri gelene kadar yaralının durumunun daha kötüye gitmesini engellemek ve onu hayatta tutmaktır. Bu nedenle, yaralının hastaneye ne zaman gönderileceği kararı, bu temel amaca uygun olmalıdır.
Doğru cevap olan d) Hayati tehlikelerine karşı önlem alındıktan sonra seçeneği, ilk yardımın altın kuralını ifade eder. Bir yaralıyı taşımadan veya sevk etmeden önce, onun hayatını anlık olarak tehdit eden durumların kontrol altına alınması gerekir. Bu hayati tehlikeler; solunumun durması, kalbin durması, şiddetli kanamalar veya şok gibi durumlardır. Örneğin, atardamar kanaması olan bir yaralıya baskı uygulanıp kanama kontrol altına alınmadan sevk edilirse, yolda kan kaybından hayatını kaybedebilir. Bu yüzden önce yaşamı koruyacak temel müdahaleler yapılır, ardından güvenli bir şekilde sevki sağlanır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Yakınları geldikten sonra: Bu seçenek tamamen yanlıştır çünkü tıbbi bir acil durum, sosyal veya duygusal beklentilere göre yönetilemez. Yaralının hayatta kalması için her saniye kritiktir ve yakınlarını beklemek, müdahalede ölümcül bir gecikmeye neden olabilir. İlk yardımın önceliği her zaman yaralının sağlığıdır.
- b) Hiçbir müdahale yapılmadan önce: Bu, en tehlikeli ve yanlış yaklaşımdır. Yaralıyı, solunum yolu tıkalıyken veya aktif bir kanaması varken olduğu gibi sevk etmek, durumunun yolda çok daha kötüleşmesine ve hatta ölmesine neden olabilir. İlk yardımın varlık sebebi, tam da bu "hiçbir müdahale yapılmadan" geçen sürede hayat kurtarmaktır.
- c) Kendine gelmesi sağlandıktan sonra: Bu seçenek de hatalıdır. Yaralı, ciddi bir kafa travması veya iç kanama gibi nedenlerle bilincini kaybetmiş olabilir ve kendi kendine "kendine gelmesi" mümkün olmayabilir. Bilincin açılmasını beklemek, altta yatan ciddi sorunun tedavi edilmesini geciktirir ve bu da hayati tehlike oluşturur. Önemli olan bilincin açık olup olmaması değil, yaşamsal fonksiyonlarının (nefes, dolaşım) devam edip etmediğidir.
Sonuç olarak, bir kaza yerinde ilk yardımcının görevi, 112'yi aradıktan sonra, profesyonel yardım gelene kadar yaralının yaşamsal fonksiyonlarını stabil tutmaktır. Yaralının sevki, ancak bu hayatı tehdit eden unsurlar (kanama, solunum durması vb.) kontrol altına alındıktan sonra güvenli bir şekilde gerçekleştirilebilir. Bu, yaralının hastaneye canlı ve daha stabil bir durumda ulaşma şansını en üst düzeye çıkarır.
Soru 7 |
Yukarıdaki açıklamada boş bırakılan yere hangisi yazılmalıdır?
şok | |
oturuş | |
yarı yüzükoyun-yan | |
baş geri-çene yukarı |
Doğru Cevap: d) baş geri-çene yukarı
Bu pozisyon, ilk yardımın temel adımlarından biridir ve hava yolunu açmak için en etkili yöntemdir. Bilinci kapalı bir kişinin dili, gevşeyerek boğazın arkasına düşer ve solunumu engeller. Baş Geri-Çene Yukarı manevrası, başı geriye itip çeneyi yukarı kaldırarak dili boğazın arka duvarından uzaklaştırır ve böylece hava yolunu mekanik olarak açar. Bu manevra, soruda belirtildiği gibi, sadece boyun travması şüphesi olmayan kazazedelere uygulanır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
a) şok: Şok pozisyonu, kazazedenin sırtüstü yatırılıp bacaklarının yaklaşık 30 cm yukarıya kaldırılmasıdır. Bu pozisyonun amacı, kan basıncı düşüklüğü gibi durumlarda beyin ve kalp gibi hayati organlara kan akışını artırmaktır. Solunum yolunu açmakla doğrudan bir ilgisi yoktur ve bu amaçla kullanılmaz.
-
b) oturuş: Oturuş veya yarı oturuş pozisyonu, bilinci açık olan ve solunum güçlüğü çeken (örneğin kalp krizi veya astım atağı geçiren) kişilere rahat nefes almalarını sağlamak için verilir. Bilinci kapalı bir kazazedeye bu pozisyon verilemez çünkü kişi vücudunu kontrol edemez ve bu pozisyon hava yolunu açmaz.
-
c) yarı yüzükoyun-yan: Bu pozisyon, "koma pozisyonu" veya "derlenme pozisyonu" olarak da bilinir. Bu pozisyon, bilinci kapalı ancak solunumu olan bir kazazedeye, solunum yolunu açık tutmak ve kusma durumunda mide içeriğinin akciğerlere kaçmasını önlemek için verilir. Yani bu pozisyon, hava yolu açıldıktan ve solunumun varlığı tespit edildikten sonra uygulanır; tıkalı bir hava yolunu açmak için yapılan ilk müdahale değildir.
Özetle, bilinci kapalı bir kazazedede ilk yapılacak işlem, solunum yolunun açık olup olmadığını kontrol etmek ve kapalıysa Baş Geri-Çene Yukarı pozisyonu ile hava yolunu açmaktır. Bu nedenle doğru cevap "d" seçeneğidir.
Soru 8 |
Trafik işaretçilerinin dinlenmesi | |
Yaralının soluk sesinin dinlenmesi | |
Yaralıların şikayetlerinin dinlenmesi | |
Etrafta siren sesi olup olmadığının dinlenmesi |
Doğru cevap B seçeneğidir: "Yaralının soluk sesinin dinlenmesi". Bak-Dinle-Hisset yönteminde ilk yardımcı, başını yaralının ağzına ve burnuna yaklaştırır. Bu sırada "Dinle" aşamasını gerçekleştirmek için kulağıyla yaralının nefes alıp verme sesini duymaya çalışır. Soluk alıp verme sırasında çıkan hırıltı, fısıltı gibi sesler, yaralının solunumunun devam ettiğinin önemli bir göstergesidir.
Bu yöntemin tam olarak anlaşılması için üç adımı da bilmek önemlidir. Bu adımlar eş zamanlı olarak yaklaşık 10 saniye içinde yapılır:
- Bak: Gözümüzle yaralının göğüs kafesinin hareket edip etmediğine, yani inip kalkmadığına bakılır.
- Dinle: Kulağımızı yaralının ağzına ve burnuna yaklaştırarak soluk sesini duymaya çalışırız.
- Hisset: Yanağımızı yaralının ağzına ve burnuna yaklaştırarak nefesinin sıcaklığını veya esintisini hissetmeye çalışırız.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım. A) Trafik işaretçilerinin dinlenmesi ve D) Etrafta siren sesi olup olmadığının dinlenmesi seçenekleri, olay yeri güvenliği ile ilgilidir. Bunlar ilk yardımcının kendine ve çevreye yönelik alması gereken önlemlerdir ancak yaralının solunumunu kontrol etmeye yönelik olan Bak-Dinle-Hisset yönteminin bir parçası değildir.
C) Yaralıların şikayetlerinin dinlenmesi seçeneği ise bilinci açık olan bir yaralıya yapılacak müdahale ile ilgilidir. Eğer yaralı konuşabiliyor ve şikayetlerini anlatabiliyorsa, bu zaten solunumunun olduğu anlamına gelir. Bak-Dinle-Hisset yöntemi ise öncelikli olarak bilinci kapalı, tepki vermeyen bir yaralının solunumunu kontrol etmek için uygulanan bir tekniktir.
Soru 9 |
Dik oturur şekilde pozisyon vermek | |
Sert bir zemine sırtüstü yatırmak | |
Uzun tahta atellerle vücudunu tespit etmek | |
Taşıma esnasında baş ve ayakların gergin olmasını sağlamak |
Doğru cevap "a) Dik oturur şekilde pozisyon vermek" seçeneğidir. Omurga kırığı olan veya bundan şüphelenilen bir kişiyi oturtmak, yapılabilecek en tehlikeli hareketlerden biridir. Çünkü bu eylem, vücudun üst kısmının tüm ağırlığını doğrudan kırık olan omurların üzerine bindirir. Bu basınç, kırık kemik parçalarının yerinden oynamasına ve hemen altındaki omuriliğe baskı yapmasına ya da onu zedelemesine yol açabilir.
Omuriliğin zarar görmesi, beyinden gelen sinir komutlarının vücuda iletilmesini engeller ve bu durum kalıcı felçle sonuçlanır. Bu nedenle, omurga yaralanmalarındaki temel ve en önemli kural, yaralıyı kesinlikle hareket ettirmemek ve omurganın düz bir çizgide kalmasını sağlamaktır. Yaralıyı oturtmak, bu altın kuralı tamamen ihlal eder ve durumu geri dönülemez şekilde kötüleştirebilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış (yani neden yapılması gereken doğru uygulamalar) olduğuna bakalım:-
b) Sert bir zemine sırtüstü yatırmak: Bu, yapılması gereken doğru bir uygulamadır. Yaralıyı sert bir zemine (örneğin zemin, bir tahta parçası veya özel omurga tahtası) sırtüstü yatırmak, omurganın doğal ve düz pozisyonunu korumasını sağlar. Yumuşak bir zemin (yatak, koltuk gibi) omurganın çökmesine ve bükülmesine neden olacağı için tehlikelidir ve kaçınılması gerekir.
-
c) Uzun tahta atellerle vücudunu tespit etmek: Bu da doğru ve hayati bir ilk yardım yöntemidir. Buradaki amaç, baş, boyun ve gövdeyi bir bütün olarak sabitleyerek (tespit ederek) hareket etmesini tamamen engellemektir. Uzun tahta ateller veya omurga tahtası kullanılarak yaralının vücudu tek bir sert birim haline getirilir. Bu sayede, taşıma sırasında omurganın bükülmesi veya dönmesi önlenir.
-
d) Taşıma esnasında baş ve ayakların gergin olmasını sağlamak: Bu ifade, teknik olarak "baş-boyun-gövde eksenini korumak" anlamına gelir ve çok önemlidir. Yaralı taşınırken, bir ilk yardımcı yaralının başını ve boynunu sabit tutarken, diğerleri vücudu tek bir parça halinde hareket ettirir. "Gergin olması" tabiri, bu eksenin bozulmamasını, omurganın düz bir çizgide kalmasını ifade eder ve güvenli taşıma için kritik bir kuraldır.
Özetle, omurga yaralanmalarında en temel ilke hareketsizliktir. Yaralıyı oturtmak (a seçeneği) omurgaya doğrudan yük bindirerek hareket ve hasar riskini en üst düzeye çıkarır. Diğer tüm seçenekler (b, c ve d) ise yaralının omurgasını sabit tutarak daha fazla zarar görmesini engellemeye yönelik doğru ilk yardım uygulamalarıdır.
Soru 10 |
Sinir sistemi | |
Hareket sistemi | |
Boşaltım sistemi | |
Dolaşım sistemi |
Bu soruda, vücudumuzda kanı temizleyen, yararlı maddeleri ayırıp vücutta tutan, zararlı atıkları ise dışarı atan ve bu sayede vücudun genel dengesini (homeostazi) sağlayan sistemin hangisi olduğu sorulmaktadır. Sorunun anahtar kelimeleri "kanı süzmek", "zararlı olanları atmak" ve "iç dengeyi korumak"tır. Bu görevleri yerine getiren sistemi doğru bir şekilde tespit etmemiz gerekmektedir.
Doğru cevap c) Boşaltım sistemi'dir. Çünkü boşaltım sisteminin temel görevi tam olarak soruda tarif edilen işlevleri yerine getirmektir. Bu sistemin ana organı olan böbrekler, kanı sürekli olarak süzer. Bu süzme işlemi sırasında su, mineral gibi vücut için gerekli maddeleri geri emerken; üre gibi zararlı atıkları ve fazla suyu idrar olarak vücuttan dışarı atar. Bu sayede kanı temizler ve vücudun su-tuz dengesini koruyarak iç dengeyi sağlar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Sinir sistemi: Bu sistem, beyin, omurilik ve sinirlerden oluşur. Vücudun yönetim ve iletişim merkezidir; düşünme, öğrenme, hareket etme gibi komutları verir ve organlar arası koordinasyonu sağlar. Kanı süzme veya atık maddeleri vücuttan uzaklaştırma gibi bir görevi yoktur.
- b) Hareket sistemi: Kemikler, kaslar ve eklemlerden oluşan bu sistem, vücuda destek olur, ona şeklini verir ve hareket etmemizi sağlar. Görevi tamamen fiziksel destek ve hareketle ilgilidir; kanın temizlenmesiyle bir bağlantısı bulunmaz.
- d) Dolaşım sistemi: Bu seçenek, en çok karıştırılabilecek çeldirici cevaptır. Dolaşım sistemi (kalp, damarlar ve kan), besinleri ve oksijeni hücrelere taşır, hücrelerde oluşan atık maddeleri de toplar. Ancak bu atık maddeleri süzüp vücuttan atan kendisi değildir. Dolaşım sistemi, zararlı maddeleri boşaltım sisteminin organı olan böbreklere sadece taşır. Süzme ve atma işini ise boşaltım sistemi yapar. Yani dolaşım sistemi bir "taşıma" sistemiyken, boşaltım sistemi bir "arıtma" sistemidir.
Soru 11 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap: A Şıkkı (Yarı Oturur veya Oturur Pozisyon)
Kaburga kırıklarında en önemli sorun, kazazedenin nefes alırken şiddetli ağrı hissetmesidir. Bu ağrı, kişinin yeterince derin nefes almasını engeller ve solunumu zorlaştırır. A şıkkında gösterilen yarı oturur pozisyon, bu sorunu çözmek için en ideal pozisyondur. Bu pozisyonda gövde dikleştiği için diyafram aşağı doğru hareket eder, akciğerlerin genişlemesi için daha fazla alan oluşur ve solunum kolaylaşır. Ayrıca bu duruş, kırık kaburgaların iç organlara (özellikle akciğere) batma riskini azaltarak daha fazla yaralanmayı önlemeye yardımcı olur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
B Şıkkı (Sırtüstü Yatış Pozisyonu): Bu pozisyon, bilinci açık ve solunum güçlüğü çeken bir kazazede için uygun değildir. Sırtüstü yatmak, karın içi organların diyaframa baskı yapmasına neden olur. Bu baskı, zaten zor olan nefes alıp verme eylemini daha da güçleştirir ve kazazedenin ağrısını artırır.
-
C Şıkkı (Koma Pozisyonu): Görseldeki pozisyon, koma (yarı yüzükoyun-yan) pozisyonudur. Bu pozisyon, yalnızca bilinci tamamen kapalı olan ancak solunumu devam eden kazazedelere uygulanır. Amacı, dilin geriye kaçarak soluk borusunu tıkamasını veya kişinin kusması durumunda solunum yoluna sıvı kaçmasını engellemektir. Soruda kazazedenin bilincinin kapalı olduğuna dair bir bilgi verilmediğinden bu pozisyon doğru değildir.
-
D Şıkkı (Şok Pozisyonu): Bu pozisyon, ayakların 30 cm kadar yukarı kaldırıldığı şok pozisyonudur. Vücutta kan dolaşımının yetersiz olduğu (tansiyon düşüklüğü, nabız zayıflığı vb.) şok durumlarında, beyin gibi hayati organlara kan akışını artırmak için kullanılır. Kaburga kırığında öncelik solunumu rahatlatmaktır ve bu pozisyon, bacakların yukarı kaldırılmasıyla karın bölgesindeki baskıyı artırarak solunumu olumsuz etkileyebilir.
Özetle: Bilinci açık bir kişide kaburga kırığı varsa, en büyük öncelik nefes almasını kolaylaştırmaktır. Bunun için de en doğru ve güvenli pozisyon, A şıkkında gösterilen yarı oturur pozisyondur.
Soru 12 |
Eklem bölgesi olmasına | |
Kalp seviyesinde bir bölge olmasına | |
Vücutta yassı kemiklerin olduğu bölge olmasına | |
Vücutta atardamarların geçtiği ve tek kemikli bölge olmasına |
Doğru cevap (d) Vücutta atardamarların geçtiği ve tek kemikli bölge olmasına seçeneğidir. Turnikenin temel amacı, yaralı bölgeye kan taşıyan ana atardamarı, altındaki sert bir yapıya, yani kemiğe doğru sıkıştırarak kan akışını tamamen kesmektir. Bu işlemin en etkili ve güvenli olacağı yerler, kolun üst kısmı (pazu kemiği) ve bacağın üst kısmı (uyluk kemiği) gibi tek ve kalın bir kemiğin bulunduğu bölgelerdir. Bu bölgelerdeki tek kemik, damarın üzerine uygulanan basıncın etkili bir şekilde dağılmasını ve damarın tamamen kapanmasını sağlar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Eklem bölgesi olmasına: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır. Turnike asla dirsek, diz gibi eklem bölgelerinin üzerine veya çok yakınına uygulanmaz. Çünkü eklem bölgelerinde damarlar, sinirler ve tendonlar gibi hassas yapılar bulunur. Bu bölgeye uygulanacak yüksek basınç, bu yapılarda kalıcı ve ciddi hasarlara (felç gibi) yol açabilir.
- b) Kalp seviyesinde bir bölge olmasına: Bu ifade, ilk yardımın başka bir kuralı ile karıştırılmıştır. Kanayan bir uzvu kalp seviyesinden yukarı kaldırmak, kanamanın şiddetini azaltmaya yardımcı olur ancak bu, turnikenin uygulanacağı yerin kuralı değildir. Turnike, kanayan yere değil, kanayan yer ile kalp arasındaki en uygun noktaya (tek kemikli bölgeye) uygulanır. Dolayısıyla bu seçenek yanlıştır.
- c) Vücutta yassı kemiklerin olduğu bölge olmasına: Bu seçenek de tamamen yanlıştır. Yassı kemikler kafatası, kaburgalar, kürek kemiği ve leğen kemiği gibi kemiklerdir. Turnike ise sadece kol ve bacaklardaki (yani uzuvlardaki) durdurulamayan kanamalar için kullanılan bir yöntemdir. Gövde, kafa gibi bölgelere turnike uygulanması anatomik olarak mümkün değildir ve amacı dışındadır.
Özetle, bir turnike uygulamasında amaç, kanamayı en etkili ve en az hasarla durdurmaktır. Bunun için en ideal yer, kanamanın üst tarafında, eklemlerden uzak, ana atardamarın geçtiği ve basıncın etkili olabilmesi için altında tek bir kemiğin bulunduğu bölgedir. Bu tanıma uyan tek seçenek (d) şıkkıdır.
Soru 13 |

1 - 2 | |
1 - 3 | |
2 - 4 | |
3 – 4 |
Bu soruda, şekilde gösterilen kavşaktaki numaralandırılmış yollardan hangilerinin tali yol olduğunu bulmamız isteniyor. Bir kavşakta hangi yolun anayol, hangisinin tali yol olduğunu anlamanın en kesin yolu trafik işaret levhalarını doğru bir şekilde yorumlamaktır. Bu levhalar, sürücülere geçiş önceliğinin kimde olduğunu bildirir.
Öncelikle tali yol ve anayol kavramlarını ve bu yolları belirten levhaları tanıyalım. Tali yol, trafik yoğunluğu anayoldan daha az olan ve anayola bağlanan ikinci derecedeki yoldur. Tali yoldan gelen sürücüler, anayoldaki araçlara yol vermek zorundadır. Bir yolun tali yol olduğunu bize gösteren en yaygın iki levha vardır: "Yol Ver" levhası (ters üçgen) ve "Dur" levhası (sekizgen).
Şimdi şekildeki levhaları inceleyelim:
- 1 numaralı ve 3 numaralı yolların girişinde, kırmızı çerçeveli ters üçgen şeklinde olan "Yol Ver" levhasını görüyoruz. Bu levha, bu yollardan kavşağa yaklaşan sürücülerin, anayoldan gelen araçlara yol vermesi gerektiğini belirtir. Dolayısıyla, "Yol Ver" levhasının bulunduğu 1 ve 3 numaralı yollar tali yoldur.
- 2 numaralı ve 4 numaralı yolların girişinde ise, sarı baklava dilimi şeklinde olan "Anayol" levhasını görüyoruz. Bu levha, bu yolların geçiş önceliğine sahip anayol olduğunu belirtir. Bu yollardaki sürücüler, tali yollardan (1 ve 3) gelen araçlara yol vermek zorunda değildir, geçiş üstünlüğü kendilerindedir.
Bu bilgilere göre seçenekleri değerlendirelim:
- a) 1 - 2: Bu seçenek yanlıştır. 1 numaralı yol tali yol olmasına rağmen, 2 numaralı yol "Anayol" levhası nedeniyle anayoldur.
- b) 1 - 3: Bu seçenek doğrudur. Çünkü hem 1 numaralı yolda hem de 3 numaralı yolda "Yol Ver" levhası bulunmaktadır. Bu levha her iki yolun da tali yol olduğunu kesin olarak gösterir.
- c) 2 - 4: Bu seçenek yanlıştır. Her iki yol da "Anayol" levhası ile işaretlenmiştir ve geçiş üstünlüğüne sahip anayolu oluştururlar. Soru ise tali yolları sormaktadır.
- d) 3 - 4: Bu seçenek de yanlıştır. 3 numaralı yol tali yol iken, 4 numaralı yol anayoldur.
Sonuç olarak, kavşaktaki trafik işaret levhaları bize hangi yolların öncelikli (anayol), hangilerinin ikinci derecede (tali yol) olduğunu net bir şekilde bildirir. "Yol Ver" levhasının bulunduğu 1 ve 3 numaralı yollar tali yoldur. Bu nedenle doğru cevap b seçeneğidir.
Soru 14 |
0,20 | |
0,30 | |
0,40 | |
0,50 |
Bu soruda, Türkiye'de hususi otomobil (şahsi, kişisel kullanım amaçlı) sürücüleri için trafikte yasal olarak izin verilen en yüksek kan alkol seviyesinin ne olduğu sorulmaktadır. Karayolları Trafik Kanunu, trafik güvenliğini sağlamak amacıyla sürücülerin kanlarındaki alkol miktarına bir üst sınır getirmiştir. Bu sınır, sürücünün kullandığı aracın ticari olup olmamasına göre farklılık gösterir.
Doğru cevap d) 0,50 seçeneğidir. Türkiye'deki yasal düzenlemelere göre, hususi otomobil sürücülerinin kanlarındaki alkol miktarının 0,50 promilin üzerinde olması durumunda araç sürmeleri yasaktır. 0,50 promil, bir litre kanda yarım gram alkol bulunduğunu ifade eder. Bu seviye ve üzerindeki alkol miktarının sürücünün dikkat, muhakeme ve reaksiyon süresi gibi yeteneklerini olumsuz etkilediği bilimsel olarak kabul edilmektedir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim. a) 0,20 promil seçeneği, hususi otomobil sürücüleri için değil, ticari araç sürücüleri (taksi, dolmuş, otobüs, kamyon vb.) ve kamu hizmetinde çalışan sürücüler için geçerli olan yasal sınırdır. Bu sürücüler için alkol toleransı çok daha düşüktür. b) 0,30 ve c) 0,40 seçenekleri ise Türkiye'deki mevcut trafik mevzuatında herhangi bir sürücü kategorisi için belirlenmiş yasal sınırlar değildir; bu nedenle bu şıklar yanıltıcı olarak verilmiştir.
Özetle, bu soruyu doğru cevaplamak için iki temel bilgiyi aklınızda tutmalısınız:
- Hususi Otomobil Sürücüleri: Yasal sınır 0,50 promildir.
- Ticari Araç Sürücüleri: Yasal sınır 0,20 promildir.
Unutulmamalıdır ki en güvenli sürüş, sıfır alkol ile yapılan sürüştür. Yasal sınırlar, cezai işlemin başladığı noktayı belirtir, bu seviyeye kadar alkol almanın güvenli olduğu anlamına gelmez.
Soru 15 |

Hızını artırması | |
Sert fren yapması | |
Vitesi boşa alması | |
Uygun vitesle inmesi |
Doğru Cevap: d) Uygun vitesle inmesi
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, dik ve uzun inişlerde aracın hızını kontrol altında tutmanın en güvenli yolunun motor freni kullanmak olmasıdır. Sürücü, yokuşu çıkarken hangi vitesi kullanıyorsa, inerken de genellikle aynı veya bir alt vitesi tercih etmelidir. Düşük viteste motorun devri yükselir ve bu durum, tekerleklerin dönüşünü yavaşlatarak aracın hızlanmasını engeller. Bu sayede fren pedalına sürekli basma ihtiyacı ortadan kalkar ve fren sisteminin aşırı ısınıp (frenlerin şişmesi) etkisini kaybetmesi riski önlenmiş olur.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) Hızını artırması: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Eğimli bir yolda hızlanmak, yer çekiminin de etkisiyle aracın kontrolünü kaybetmeyi çok kolaylaştırır. Virajlarda savrulma, fren mesafesinin tehlikeli bir şekilde uzaması gibi riskler doğurur. Bu işaret bir tehlike uyarısıdır ve sürücünün yavaşlaması gerektiğini belirtir.
- b) Sert fren yapması: Uzun bir yokuşta sürekli veya sert fren yapmak son derece tehlikelidir. Fren balataları ve diskleri sürtünme nedeniyle aşırı ısınır. Belli bir sıcaklığın üzerine çıkan fren sistemi, etkinliğini yitirmeye başlar ve "fren boşalması" olarak bilinen durum yaşanabilir. Bu durumda fren pedalı işe yaramaz hale gelir ve çok ciddi kazalara yol açar. Frenler, sadece gerektiğinde hızı düşürmek için aralıklarla kullanılmalıdır.
- c) Vitesi boşa alması: Bu, yokuş aşağı inerken yapılabilecek en büyük hatalardan biridir. Vitesi boşa almak, motor ile tekerlekler arasındaki bağlantıyı tamamen keser. Bu durumda motor freninden faydalanılamaz ve araç, yer çekiminin etkisiyle kontrolsüz bir şekilde hızlanır. Aracın tüm yükü fren sistemine biner, bu da frenlerin kısa sürede aşırı ısınıp devre dışı kalmasına neden olur.
Özetle; bu trafik işaretini gördüğünüzde yapmanız gereken en doğru hareket, yokuşun eğimine ve aracınızın yük durumuna göre vitesi küçülterek (örneğin 4. vitesten 3'e veya 2'ye düşürerek) motorun yavaşlatma gücünden faydalanmaktır. Bu yöntem, size güvenli ve kontrollü bir iniş imkânı tanır.
Soru 16 |
Araç | |
Ticari taşıt | |
Arazi taşıtı | |
Taşıt katarı |
Bu soruda, Karayolları Trafik Kanunu'nda tanımlanan ve karayolunda hareket edebilen tüm unsurları kapsayan en genel ifadenin ne olduğu sorulmaktadır. Sorunun kökünde yer alan "motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin genel adı" ifadesi, bizden en kapsayıcı terimi bulmamızı istemektedir. Bu, bir kategori sorusudur ve en üst kategoriyi bulmamız gerekir.
Doğru Cevap: a) Araç
Doğru cevabın "Araç" olmasının sebebi, bu kelimenin soruda sayılan tüm unsurları içine alan en geniş ve en genel tanım olmasıdır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre araç; karayolunda kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin ortak adıdır. Yani bir bisiklet (motorsuz), bir otomobil (motorlu), bir itfaiye aracı (özel amaçlı) ve bir traktörün hepsi yasal olarak "araç" sınıfına girer.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Ticari taşıt: Bu terim, "araç" kategorisinin bir alt kümesidir. Ticari taşıt, yük veya yolcu taşıyarak kazanç elde etmek amacıyla kullanılan araçları (kamyon, otobüs, taksi vb.) tanımlar. Ancak soruda belirtilen özel otomobiller, bisikletler veya hobi amaçlı kullanılan traktörler gibi unsurları kapsamadığı için genel bir ad olamaz.
- c) Arazi taşıtı: Bu da yine "araç" kategorisinin bir başka alt kümesidir. Arazi taşıtları, genellikle zorlu yol ve arazi koşullarında hareket etmek üzere tasarlanmış özel araçlardır (4x4 cipler, ATV'ler vb.). Bu tanım, standart bir otomobili, bir otobüsü veya bir bisikleti kapsamaz, bu yüzden yanlış bir seçenektir.
- d) Taşıt katarı: Bu ifade, tek bir aracı değil, karayolunda bir birim olarak hareket etmek üzere birbirine bağlanmış araç grubunu tanımlar. Örneğin, bir çekicinin arkasına takılmış bir veya daha fazla römork bir taşıt katarı oluşturur. Bu tanım, soruda geçen tekil unsurların genel adı olamaz.
Özetle, ehliyet sınavında bu tür bir soruyla karşılaştığınızda, sizden istenenin en kapsayıcı ve en genel tanım olduğunu unutmayın. "Ticari taşıt", "arazi taşıtı" ve "taşıt katarı" gibi ifadeler, belirli özelliklere sahip özel araç türlerini belirtirken, "Araç" kelimesi yolda gördüğünüz her şeyi kapsayan şemsiye bir terimdir.
Soru 17 |

Geri gitmeyi | |
Sola dönmeyi | |
U dönüşü yapmayı | |
Ada etrafında dönmeyi |
Doğru cevap c) U dönüşü yapmayı seçeneğidir. Şimdi bu cevabın neden doğru olduğunu ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu detaylıca inceleyelim. İşaret levhası, kırmızı renkli yuvarlak bir çerçeveye sahiptir. Trafik işaretlerinde kırmızı daire her zaman bir yasaklama veya kısıtlama anlamına gelir. Levhanın içinde ise 180 derecelik bir dönüşü, yani aracın geldiği istikametin tam tersine dönmesini simgeleyen bir ok sembolü bulunmaktadır. Bu sembol, halk arasında ve trafik dilinde "U dönüşü" olarak bilinen manevrayı temsil eder.
Bu iki görsel bilgiyi birleştirdiğimizde, yani "yasaklama" anlamına gelen kırmızı daire ile "U dönüşü" anlamına gelen sembolü bir araya getirdiğimizde, levhanın net anlamı ortaya çıkar: "U dönüşü yapmak yasaktır". Sürücüler bu levhayı gördükleri yolda veya kavşakta araçlarını geri döndürerek geldikleri yöne doğru gidemezler. Bu kural genellikle trafiğin akışını tehlikeye atabilecek, görüşün yetersiz olduğu veya yolun dar olduğu yerlerde konulur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu da açıklayalım:
- a) Geri gitmeyi: Bu seçenek yanlıştır. Levhadaki sembol, geri geri gitme eylemini değil, aracın yönünü tamamen tersine çevirme manevrasını gösterir. Geri gitmek farklı bir eylemdir ve bu levha ile yasaklanmaz.
- b) Sola dönmeyi: Bu seçenek de doğru değildir. "Sola dönülmez" işareti, yine kırmızı daire içinde sola doğru kıvrılan bir okun üzerine çapraz kırmızı bir çizgi çekilmesiyle gösterilir. Bu sorudaki işaret ise 90 derecelik bir dönüşü değil, 180 derecelik tam bir dönüşü ifade eder.
- d) Ada etrafında dönmeyi: Bu seçenek de yanlıştır. Ada etrafında dönüşü gösteren veya düzenleyen işaretler farklıdır. Genellikle mavi zeminli, oklarla dönüş yönünü gösteren mecburi yön levhaları kullanılır. Bu levhanın bir dönel kavşak (ada) ile doğrudan bir ilişkisi yoktur.
Özetle, ehliyet sınavında trafik işaretlerini doğru okuyabilmek için temel prensipleri bilmek gerekir. Kırmızı dairenin bir yasaklama bildirdiğini ve içindeki sembolün de neyin yasaklandığını anlattığını unutmamalısınız. Bu sorudaki sembol açıkça U dönüşünü temsil ettiği için, doğru cevap "U dönüşü yapmayı" yasakladığıdır.
Soru 18 |
İdari para cezası verilir. | |
6 ay hapis cezası verilir. | |
Süresiz araç kullanmaktan men edilir. | |
Sürücü belgesi daha önce geri alındığından hiçbir işlem yapılmaz. |
Bu soruda, sürücü belgesine geçici olarak el konulmuş bir kişinin, bu yasaklı süre içerisinde araç kullanırken yakalanması durumunda hangi yaptırımla karşılaşacağı sorgulanmaktadır. Bu durum, trafik kurallarının en ciddi ihlallerinden biri olarak kabul edilir çünkü sürücünün zaten belirli bir sebeple trafikten men edildiğini gösterir.
Doğru Cevap: a) İdari para cezası verilir.
Türkiye'deki 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre, sürücü belgesi geri alındığı süre içinde araç kullandığı tespit edilen kişilere idari para cezası uygulanır. Bu, kanunun ilgili maddesinde (Madde 36) açıkça belirtilmiş olan temel ve doğrudan bir yaptırımdır. Bu ceza, mevcut yasağı ihlal etmenin karşılığı olarak verilir ve sürücünün kural tanımazlığını cezalandırmayı amaçlar.
-
Neden Yanlış: b) 6 ay hapis cezası verilir.
Hapis cezası, trafik suçlarında genellikle daha ağır durumlar için öngörülür. Örneğin, ölümlü veya yaralanmalı kazalara sebebiyet vermek, alkollü araç kullanarak kazaya karışmak gibi adli suç niteliği taşıyan eylemler hapis cezası gerektirebilir. Sadece ehliyetsiz veya belgesi alınmışken araç kullanmak, tek başına bir hapis cezası nedeni değildir; bu durum bir kabahat olarak değerlendirilir ve idari para cezası ile sonuçlanır.
-
Neden Yanlış: c) Süresiz araç kullanmaktan men edilir.
Süresiz olarak araç kullanmaktan men edilme, çok istisnai ve ağır bir cezadır. Bu ceza genellikle, trafik güvenliğini tehlikeye atan ve bunu alışkanlık haline getiren, örneğin uyuşturucu madde bağımlısı olan veya birden fazla ölümlü kazaya karışan sürücüler için uygulanabilir. Sürücü belgesi geri alınmışken bir kez araç kullanmak, doğrudan süresiz men cezası gerektiren bir durum değildir.
-
Neden Yanlış: d) Sürücü belgesi daha önce geri alındığından hiçbir işlem yapılmaz.
Bu seçenek mantıksal olarak tamamen yanlıştır. Sürücü belgesinin geri alınması, sürücüye "bu süre boyunca araç kullanma" yasağı getirir. Bu yasağı çiğnemek, başlı başına yeni bir ihlaldir ve mutlaka bir yaptırımı olmalıdır. Eğer hiçbir işlem yapılmasaydı, sürücü belgesini geri almanın caydırıcı bir etkisi kalmazdı.
Soru 19 |

Sola dönülmez | |
Sağa dönülmez | |
Sola zorunlu yön | |
Sağa zorunlu yön |
Bu soruda, bir trafik tanzim işaretinin anlamını doğru olarak bilmeniz istenmektedir. Trafik işaretlerini doğru yorumlamak, hem sınavda başarılı olmak hem de trafikte güvenli bir sürücü olmak için temel bir kuraldır. Şimdi bu işareti ve seçenekleri adım adım inceleyelim.
Öncelikle trafik işaretini analiz edelim. İşaretin genel yapısı, anlamını çözmek için bize önemli ipuçları verir. Gördüğümüz işaret, kırmızı çerçeveli yuvarlak bir levhadır. Trafik işaret dilinde, kırmızı çerçeveli yuvarlak levhalar genellikle bir yasaklama veya kısıtlama bildirir. Levhanın içinde sola doğru dönen bir ok ve bu okun üzerinde çapraz kırmızı bir çizgi bulunmaktadır. Bu çapraz çizgi, belirtilen eylemin "yasak" olduğunu kesinleştirir.
Bu bilgiler ışığında, levhanın anlamı "sola dönme eyleminin yasak olduğu" şeklinde ortaya çıkar. Yani, bu levhayı gördüğünüz bir yolda veya kavşakta aracınızla sola dönemezsiniz. Şimdi bu bilgiyle şıkları değerlendirelim.
- a) Sola dönülmez: Bu seçenek, levhanın anlamıyla birebir örtüşmektedir. Kırmızı çerçeve ve çapraz çizgi "yasak" anlamına gelirken, sola dönen ok da yasaklanan eylemin "sola dönmek" olduğunu belirtir. Bu nedenle bu seçenek doğru cevaptır.
- b) Sağa dönülmez: Bu seçenek yanlıştır. Çünkü levhadaki ok işareti açıkça sola yönü göstermektedir. "Sağa dönülmez" anlamını taşıyan levhada, sola değil sağa doğru dönen bir ok bulunurdu. Yönlerin doğru tanınması bu tip sorularda çok önemlidir.
- c) Sola zorunlu yön: Bu seçenek de yanlıştır. "Zorunlu yön" bildiren levhalar, sürücüleri bir eylemi yapmaya mecbur bırakır ve yasaklama levhalarından farklıdır. Sola zorunlu yön levhası, mavi renkli, yuvarlak zemin üzerinde beyaz bir sol ok şeklinde olur. Bu levha ise kırmızı çerçeveli bir yasaklama levhasıdır.
- d) Sağa zorunlu yön: Bu seçenek, hem yön (sağ yerine sol) hem de levhanın türü (yasaklama yerine zorunluluk) açısından yanlıştır. Sağa zorunlu yön levhası da aynı şekilde mavi zeminli olup içinde sağa dönük beyaz bir ok barındırır.
Özetle, trafik levhalarını yorumlarken renk ve şekil anahtar rol oynar. Kırmızı çerçeveli yuvarlak levhalar bir YASAK belirtirken, mavi zeminli yuvarlak levhalar bir ZORUNLULUK (mecburiyet) belirtir. Bu temel ayrımı bildiğinizde, soruyu kolayca çözebilirsiniz. Bu sorudaki işaret, sola dönüşü yasakladığı için doğru cevap "Sola dönülmez" seçeneğidir.
Soru 20 |
Yolcuların kasa içinde ayrılmış bir yere oturtulması | |
Kasanın yan ve arka kapaklarının kapatılması | |
Yolcuların yüklerin üzerine oturtulması | |
Yüklerin bağlanması |
Doğru Cevap: c) Yolcuların yüklerin üzerine oturtulması
Bu seçeneğin doğru cevap olmasının sebebi, can güvenliğini doğrudan ve büyük bir tehlikeye atmasıdır. Yükler, aracın hareketi sırasında (ani fren, viraj, hızlanma gibi durumlarda) yerinden oynayabilir, kayabilir veya devrilebilir. Yükün üzerine oturan bir yolcu, bu gibi durumlarda dengesini kaybederek sert bir şekilde düşebilir, yüklerin altında kalarak ezilebilir veya araçtan dışarı savrulabilir. Bu nedenle trafik yönetmelikleri, yolcuların yüklerin üzerine oturtulmasını kesin bir dille yasaklar.
Diğer Seçeneklerin Analizi:
- a) Yolcuların kasa içinde ayrılmış bir yere oturtulması: Bu seçenek yasak değildir, tam tersine yapılması gereken bir güvenlik önlemidir. Yolcuların, yüklerden ayrı, sabit ve güvenli bir alanda seyahat etmesi, onların sarsıntılardan ve yüklerin olası hareketlerinden korunmasını sağlar. Bu nedenle bu uygulama zorunlu ve doğrudur.
- b) Kasanın yan ve arka kapaklarının kapatılması: Bu da bir yasak değil, zorunlu bir güvenlik kuralıdır. Kasa kapaklarının açık bırakılması, hem yolcuların hem de yüklerin seyir halinde araçtan düşme riskini ortaya çıkarır. Bu durum, sadece araç içindekiler için değil, trafikteki diğer sürücüler için de büyük bir tehlike oluşturur. Dolayısıyla kapaklar mutlaka kapalı olmalıdır.
- d) Yüklerin bağlanması: Yüklerin sabitlenmesi, yani bağlanması da hayati bir güvenlik kuralıdır. Sağlam bir şekilde bağlanmamış yükler, aracın dengesini bozabilir ve savrularak hem kasadaki yolculara zarar verebilir hem de yola düşerek kazalara neden olabilir. Bu yüzden yüklerin bağlanması yasak olmak bir yana, yasal bir zorunluluktur.
Özetle, a, b ve d seçeneklerinde belirtilenler, yükle birlikte yolcu taşınırken alınması zorunlu olan güvenlik önlemleridir. c seçeneği ise yolcunun hayatını doğrudan riske atan son derece tehlikeli bir eylem olduğu için kanunlar tarafından kesin olarak yasaklanmıştır.
Soru 21 |
Şekildeki “park etme bilgi işaretine” göre hangi numaralı araçlar yanlış park etmiştir? Yalnız 3 | |
1 ve 2 | |
1 ve 3 | |
2 ve 3 |
Öncelikle trafik levhasını inceleyelim. Üstte bulunan mavi zeminli "P" harfi, bu alanın bir park yeri olduğunu belirtir. Ancak asıl önemli olan, hemen altındaki ek levhadır. Bu ek levha, park etmenin serbest olduğunu değil, nasıl yapılması gerektiğini gösteren bir talimattır. Levhadaki çizime göre, araçların kaldırıma çapraz bir şekilde yanaşması ve ön tekerleklerinin kaldırımın üzerinde olması gerekmektedir. Bu, o bölgedeki park düzeninin bu şekilde belirlendiği anlamına gelir.
Şimdi bu kurala göre numaralandırılmış araçları tek tek değerlendirelim:
- 1 Numaralı Araç: Bu araç, kaldırıma paralel olarak park etmiştir. Bu park şekli, levhada gösterilen çapraz ve ön tekerlekler kaldırımda olma kuralına uymamaktadır. Dolayısıyla 1 numaralı araç yanlış park etmiştir.
- 2 Numaralı Araç: Bu araç, kaldırıma dik (90 derece açıyla) park etmiştir. Bu park şekli de levhadaki çapraz park etme talimatıyla çelişmektedir. Bu nedenle 2 numaralı araç da yanlış park etmiştir.
- 3 Numaralı Araç: Bu araç, levhadaki talimata birebir uymuştur. Araç, kaldırıma çapraz bir şekilde yanaşmış ve ön tekerlekleri kaldırımın üzerine gelecek şekilde park edilmiştir. Bu yüzden 3 numaralı araç doğru park etmiştir.
Soru bizden yanlış park eden araçları bulmamızı istediği için, yaptığımız değerlendirme sonucunda 1 ve 2 numaralı araçların kurala uymadığını görüyoruz. Bu durumda doğru cevap, bu iki aracı içeren seçenektir.
Seçeneklerin Değerlendirilmesi:- a) Yalnız 3: Bu seçenek yanlıştır. Çünkü 3 numaralı araç, levhaya göre doğru park eden tek araçtır.
- b) 1 ve 2: Bu seçenek doğrudur. Hem 1 numaralı araç (paralel park) hem de 2 numaralı araç (dik park) levhada belirtilen kurala uymadığı için yanlış park etmiştir.
- c) 1 ve 3: Bu seçenek yanlıştır. 1 numaralı araç yanlış park etmiş olsa da, 3 numaralı araç doğru park etmiştir.
- d) 2 ve 3: Bu seçenek de yanlıştır. 2 numaralı araç yanlış park etmiş olsa da, 3 numaralı araç doğru park etmiştir.
Soru 22 |
Kaza yapan araçların yerlerini değiştirmekle | |
Kaza ile ilgili iz ve delilleri yok etmekle | |
İlk yardım tedbirlerini almakla | |
Yolu trafiğe kapamakla |
Doğru cevap c) İlk yardım tedbirlerini almakla seçeneğidir. Çünkü bir trafik kazasında en önemli ve öncelikli konu insan hayatı ve sağlığıdır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, kazaya karışan her sürücü, olay yerinde durmak, trafik güvenliği için gerekli tedbirleri almak ve yaralılara ilk yardım uygulamakla yükümlüdür. Bu, sadece yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda temel bir insani görevdir. Yaralıların durumunu kontrol etmek, 112 Acil Çağrı Merkezi'ni aramak ve profesyonel yardım gelene kadar temel yaşam desteği sağlamak bu yükümlülüğün bir parçasıdır.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Kaza yapan araçların yerlerini değiştirmekle: Bu seçenek yanlıştır çünkü kaza sonrası araçların konumu, kazanın nasıl meydana geldiğini gösteren önemli bir delildir. Polis ve sigorta eksperleri inceleme yapana kadar, özellikle yaralanmalı veya ölümlü kazalarda araçların yerleri kesinlikle değiştirilmemelidir. Araçların yerini değiştirmek, delillerin kaybolmasına neden olur ve sorumluluğun belirlenmesini zorlaştırır. Sadece maddi hasarlı kazalarda, taraflar anlaşıp fotoğraf çektikten sonra trafiği engellememek için araçlar güvenli bir yere çekilebilir, ancak bu birincil yükümlülük değildir.
- b) Kaza ile ilgili iz ve delilleri yok etmekle: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır ve yasal olarak bir suç teşkil eder. Fren izleri, cam kırıkları, araç parçaları gibi deliller kazanın nedenini ve kusur oranını belirlemek için kritik öneme sahiptir. Bu iz ve delilleri bilerek yok etmek, adaleti yanıltmaya çalışmak anlamına gelir ve ciddi hukuki sonuçları vardır. Bir sürücünün görevi delilleri korumak, yok etmek değil.
- d) Yolu trafiğe kapamakla: Bu seçenek de yanlıştır. Kazaya karışan bir sürücünün görevi, yolu tamamen trafiğe kapatmak değil, aksine diğer sürücüleri uyarmak ve trafiğin güvenli bir şekilde akmasını sağlamaktır. Bunun için kaza yapan aracın önüne ve arkasına, uygun mesafelere reflektör veya uyarı işaretleri konulmalıdır. Yolu tamamen kapatma kararı, ancak olay yerine gelen trafik polisi veya jandarma tarafından verilebilir.
Özetle, bir trafik kazası meydana geldiğinde sürücünün öncelik sırası; önce kendi can güvenliğini ve olay yerinin güvenliğini sağlamak, ardından derhal yaralı olup olmadığını kontrol ederek gerekli ilk yardım müdahalelerini yapmak veya yapılmasını sağlamaktır. Diğer tüm işlemler (polisi aramak, delilleri korumak vb.) bu hayati adımdan sonra gelir.
Soru 23 |
Otomobil, otobüse | |
Otobüs, otomobile | |
Şeridi daralmış olan, diğerine | |
Azami ağırlığı az olan, diğerine |
Bu soruda, trafik işaretlerinin bulunmadığı, düz (eğimsiz) ve dar bir yolda iki farklı araç türünün karşılaşması durumunda hangisinin geçiş önceliğine sahip olduğu test edilmektedir. Bu durum, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde açıkça belirtilmiş bir kurala dayanır. Kuralın amacı, iki aracın aynı anda geçemeyeceği dar yollarda, trafiğin güvenli ve akıcı bir şekilde devam etmesini sağlamaktır.
Doğru cevap (b) Otobüs, otomobile seçeneğidir. Yönetmeliğe göre, eğimsiz ve dar yollarda, aksini gösteren bir trafik işareti yoksa, büyük araçlar küçük araçlara yol vermek zorundadır. Bu kuralın arkasındaki temel mantık, küçük araçların manevra kabiliyetinin daha yüksek olması, daha kolay durup kalkabilmesi ve yolun kenarına daha rahat yanaşabilmesidir. Otobüs, otomobile göre çok daha büyük ve hantal bir araç olduğu için, geçiş kolaylığını sağlamak otobüs sürücüsünün sorumluluğundadır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Otomobil, otobüse: Bu seçenek yanlıştır çünkü kuralın tam tersini ifade etmektedir. Geçiş kolaylığı sağlama sorumluluğu, daha az manevra kabiliyetine sahip olan büyük araçtadır. Bu nedenle otomobil değil, otobüs yol vermelidir.
- c) Şeridi daralmış olan, diğerine: Bu seçenek de bu senaryo için doğru değildir. Bu kural, genellikle yolun ilerleyen bir kısmında bir şeridin bittiği veya bir engel (örneğin yol çalışması) nedeniyle daraldığı durumlar için geçerlidir. Soruda ise yolun genel yapısının dar olduğu belirtilmiştir, belirli bir noktada şeridin daralmasından bahsedilmemektedir.
- d) Azami ağırlığı az olan, diğerine: Bu ifade de yanıltıcıdır ve yanlıştır. Geçiş önceliği, araçların spesifik ağırlıklarına göre değil, araçların cinslerine göre belirlenmiş bir hiyerarşiye göre düzenlenmiştir. Kural, "büyük araç küçüğe yol verir" prensibine dayanır, doğrudan kilogram karşılaştırması yapmaz.
Kuralın Genel Sıralaması
Eğimsiz dar yollardaki geçiş üstünlüğü sıralaması genel olarak şöyledir. Listede altta bulunan araç, üstte bulunan araca yol vermek zorundadır:
- Otomobil, Minibüs, Kamyonet
- Otobüs
- Kamyon
- Lastik Tekerlekli Traktör
- İş Makineleri
Bu sıralamaya göre, Otobüs, Otomobil'den sonra geldiği için karşılaşma anında otomobile yol vermelidir. Bu kuralı aklınızda "Büyük olan, küçüğe yol verir" şeklinde basitçe kodlayabilirsiniz. Ancak unutmayın, bu kural sadece eğimsiz (düz) yollar için geçerlidir. Yol eğimli (yokuşlu) olsaydı, yokuş aşağı inen araç, çıkan araca yol verirdi.
Soru 24 |

Araçların takip mesafesine uyması | |
3 numaralı kamyonun önündeki araçları geçmesi | |
2 numaralı aracın 1 numaralı aracı geçmesi | |
2 numaralı aracın 1 numaralı aracı geçerken hızını arttırması |
Bu soruda, resimde gösterilen trafik durumuna göre hangi davranışın kurallar gereği yasak olduğunu bulmamız istenmektedir. Doğru cevabı bulmak için resimdeki yol çizgilerinin ne anlama geldiğini bilmek çok önemlidir. Resimde en kritik ipucu, iki trafik şeridini birbirinden ayıran devamlı (düz) beyaz çizgidir.
Trafik kurallarında devamlı yol çizgisi, genellikle görüş mesafesinin kısıtlı olduğu viraj, tepe üstü gibi tehlikeli yol kesimlerinde kullanılır. Bu çizginin temel anlamı şudur: "Şerit değiştirilemez ve öndeki araç geçilemez (sollama yapılamaz)". Bu çizgi boyunca her sürücü, ne olursa olsun kendi şeridinde kalmak ve sollama manevrasından kaçınmak zorundadır.
Bu bilgi ışığında seçenekleri değerlendirelim:
-
b) 3 numaralı kamyonun önündeki araçları geçmesi ✓ (DOĞRU)
Bu seçenek doğrudur, çünkü bu davranış yasaktır. 3 numaralı kamyonun önündeki araçları geçebilmesi için sol şeride girmesi gerekir. Ancak ortadaki devamlı çizgi, bu manevrayı kesin bir dille yasaklamaktadır. Dolayısıyla 3 numaralı kamyonun sollama yapması kural ihlalidir ve yasaktır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış (yani neden yasak olmadığını veya sorunun cevabı olmadığını) inceleyelim:
-
a) Araçların takip mesafesine uyması
Takip mesafesi, trafikteki en temel güvenlik kurallarından biridir ve araçların öndeki araçla arasında güvenli bir boşluk bırakmasıdır. Bu bir zorunluluktur, yasak değildir. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
-
c) 2 numaralı aracın 1 numaralı aracı geçmesi
Bu seçenek de aslında doğru cevap olan B şıkkı ile aynı mantığa sahiptir. Devamlı yol çizgisi nedeniyle 2 numaralı aracın da 1 numaralı aracı geçmesi yasaktır. Ancak ehliyet sınavlarında genellikle en kapsamlı veya bariz olan yasak sorulur. Her iki durumda da temel yasak, devamlı çizgide sollama yapmaktır.
-
d) 2 numaralı aracın 1 numaralı aracı geçerken hızını arttırması
Eğer sollama yapmaya izin verilen bir yolda (örneğin kesikli çizgi olsaydı) 2 numaralı araç sollama yapsaydı, manevrayı güvenli ve mümkün olan en kısa sürede tamamlamak için hızını artırması gerekirdi. Bu durum yasak değil, aksine sollama sırasında yapılması gereken doğru bir davranıştır. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.
Özetle, sorunun anahtarı devamlı yol çizgisidir. Bu çizgi "sollama yapma" anlamına geldiği için, 3 numaralı kamyonun öndeki araçları geçmesi kesinlikle yasaktır ve doğru cevap B seçeneğidir.
Soru 25 |
Emniyet Genel Müdürlüğü | |
Karayolları Genel Müdürlüğü | |
Trafik Kazalarını Önleme Derneği | |
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı |
Bu soruda, Türkiye'deki kara yollarında gördüğümüz trafik işaret levhaları, yol çizgileri, sinyalizasyon sistemleri gibi düzenlemeleri hangi kurumun yaptığını ve bu konudaki yetkinin kime ait olduğunu bilmemiz isteniyor. Sürücü olarak yolda karşılaştığımız tüm bu işaretlemelerin kimin sorumluluğunda olduğunu anlamak, trafik sisteminin nasıl işlediğini kavramak açısından önemlidir. Sorunun doğru cevabı ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğu aşağıda detaylıca açıklanmıştır.
Doğru cevap b) Karayolları Genel Müdürlüğü'dür. Çünkü Türkiye'de, şehirler arası devlet yolları ve otoyollar gibi ana ulaşım ağlarının yapımı, bakımı, onarımı ve işletilmesi Karayolları Genel Müdürlüğü'nün (KGM) temel görevidir. Bu görev kapsamında, yolların güvenli ve düzenli bir trafik akışına sahip olması için gerekli olan tüm işaretlemeleri (trafik levhaları, yol çizgileri, trafik ışıkları vb.) yapmak ve bu düzenlemeleri denetlemek de KGM'nin sorumluluğundadır. Kısacası, yolun kendisini ve üzerindeki tüm sabit işaretleri bu kurum yapar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Emniyet Genel Müdürlüğü: Bu kurumun görevi, yolları yapmak veya işaretlemek değil, mevcut yollarda trafik kurallarının uygulanmasını sağlamak ve trafik akışını denetlemektir. Trafik polisleri, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün yaptığı yollarda ve koyduğu kurallara göre denetim yapar, sürücüleri kontrol eder ve kazalara müdahale eder. Yani görevi "denetim" ve "uygulama"dır, "yapım" ve "düzenleme" değildir.
- c) Trafik Kazalarını Önleme Derneği: Bu tür dernekler, trafik güvenliği konusunda toplumu bilinçlendirmek, eğitimler vermek ve farkındalık projeleri yürütmek amacıyla kurulmuş sivil toplum kuruluşlarıdır. Yasal olarak yollarda düzenleme yapma veya işaretleme koyma gibi bir yetkileri ve sorumlulukları yoktur. Sadece kamuoyu oluşturarak yetkili kurumlara önerilerde bulunabilirler.
- d) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: Bu bakanlığın görevi, ülkenin sanayi ve teknoloji politikalarını belirlemek, üretilen araçların ve ekipmanların standartlara uygunluğunu denetlemek gibi konulardır. Örneğin, araçların muayene standartları veya teknik özellikleri ile ilgilenebilir ancak yolların fiziki olarak işaretlenmesi ve düzenlenmesi doğrudan görev alanına girmez.
Özetle, ehliyet sınavında bu tür bir soruyla karşılaştığınızda aklınızda tutmanız gereken en temel ayrım şudur: Yolların fiziki yapısını, levhalarını ve çizgilerini Karayolları Genel Müdürlüğü yapar; bu yollardaki trafik akışını ve kurallara uyulup uyulmadığını ise Emniyet Genel Müdürlüğü (Trafik Polisi) denetler. Bu nedenle sorunun doğru cevabı Karayolları Genel Müdürlüğü'dür.
Soru 26 |
Gidişe ayrılan sağdaki şeritte seyretmek | |
Öndeki aracı güvenli mesafeden izlemek | |
Yaya ve okul geçitlerinde aracını yavaşlatmak | |
Seyir hâlindeyken elindeki cep telefonu ile konuşmak |
d) Seyir hâlindeyken elindeki cep telefonu ile konuşmak
Bu seçenek doğru cevaptır. Çünkü Karayolları Trafik Kanunu'na göre, sürücülerin seyir hâlindeyken cep veya araç telefonlarını ya da benzer haberleşme cihazlarını ellerinde tutarak kullanmaları kesinlikle yasaktır. Bu kuralın amacı, sürücünün dikkatinin dağılmasını önlemek ve sürüş güvenliğini en üst düzeyde tutmaktır. Cep telefonuyla konuşmak, sürücünün tepki süresini uzatır, yola odaklanmasını engeller ve kaza yapma riskini ciddi şekilde artırır. Bu nedenle bu davranış bir trafik suçu sayılır ve para cezası ile sürücü belgesine ceza puanı uygulanmasını gerektirir.
Diğer seçenekler ise trafik suçu değil, tam aksine sürücülerin uyması gereken doğru ve güvenli davranışlardır. Bu seçeneklerin neden yanlış olduğunu açıklayalım:
- a) Gidişe ayrılan sağdaki şeritte seyretmek: Türkiye'de trafik sağdan akar. Bu kurala göre, sürücülerin aksine bir işaret veya durum (örneğin sollama yapma) olmadığı sürece yolların gidişe ayrılan en sağ şeridini kullanmaları gerekir. Bu, trafik düzenini sağlayan ve kazaları önleyen temel bir kuraldır. Dolayısıyla bu bir suç değil, zorunlu bir davranıştır.
- b) Öndeki aracı güvenli mesafeden izlemek: Sürücülerin, önlerindeki araçla aralarında ani bir durma durumunda güvenle durabilecekleri kadar bir mesafe bırakmaları zorunludur. Bu mesafeye "takip mesafesi" denir ve genellikle hızın metre cinsinden yarısı kadar veya "iki saniye" kuralı ile ayarlanır. Bu kurala uymak, arkadan çarpma şeklindeki kazaları önlemek için hayati öneme sahiptir ve bir suç değil, uyulması gereken bir güvenlik tedbiridir.
- c) Yaya ve okul geçitlerinde aracını yavaşlatmak: Trafik kanunları, sürücülerin yaya ve okul geçitlerine yaklaşırken hızlarını azaltmalarını zorunlu kılar. Bu alanlarda yayaların geçiş üstünlüğü vardır ve sürücülerin yayalara yol vermesi gerekir. Bu davranış, özellikle çocuklar ve yaşlılar gibi savunmasız yayaların güvenliğini sağlamak için çok önemlidir. Bu nedenle bu bir suç olmak yerine, sürücünün sorumluluğunu ve dikkatini gösteren örnek bir davranıştır.
Özetle, soru bizden yasak olan bir eylemi bulmamızı istiyor. A, B ve C şıkları güvenli sürüşün temel kurallarını ifade ederken, D şıkkı sürücünün dikkatini dağıtarak tehlike yaratan ve kanunen yasaklanmış bir trafik suçunu tanımlamaktadır.
Soru 27 |
Bu tür adaylara sürücü belgesi verilmez. | |
Yalnızca şehir dışı yollarda gözlük veya lens kullanmak zorundadırlar. | |
Araç kullanırken gözlük veya lenslerini kullanmak zorundadırlar. | |
Yalnızca gece araç kullanırken gözlük veya lens kullanmak zorundadırlar. |
Doğru Cevap: c) Araç kullanırken gözlük veya lenslerini kullanmak zorundadırlar.
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, trafik güvenliğinin en temel ilkesine dayanmasıdır. Sürücünün görme yeteneği, çevresindeki tehlikeleri (diğer araçlar, yayalar, trafik işaretleri) zamanında fark edip doğru tepkiyi verebilmesi için kritik öneme sahiptir. Eğer bir sürücü, ancak gözlük veya lens yardımıyla yeterli görme seviyesine ulaşabiliyorsa, bu yardımcı araçlar olmadan araç kullanması hem kendisi hem de trafikteki diğer herkes için büyük bir risk oluşturur. Bu nedenle yasalar, bu kişilerin araç kullandıkları her an gözlük veya lenslerini takmalarını zorunlu kılar.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması:
- a) Bu tür adaylara sürücü belgesi verilmez: Bu ifade yanlıştır. Tıp ve teknoloji, görme kusurlarının gözlük veya lens gibi basit araçlarla düzeltilmesine olanak tanır. Önemli olan, sürücünün bu araçları kullanarak yönetmelikte belirtilen asgari görme standardını yakalamasıdır. Bu şartı sağlayan milyonlarca insan güvenli bir şekilde araç kullanmaktadır ve sürücü belgesi almalarında hiçbir engel yoktur.
- b) Yalnızca şehir dışı yollarda gözlük veya lens kullanmak zorundadırlar: Bu ifade mantıksız ve yanlıştır. Şehir içi trafik, ani gelişen olaylar, yaya yoğunluğu ve karmaşık kavşaklar nedeniyle genellikle daha fazla dikkat ve keskin görüş gerektirir. Görme zorunluluğu yol tipine göre değişmez; araç hareket halindeyken her zaman geçerlidir. Güvenli görüş hem şehir içinde hem de şehir dışında aynı derecede hayatidir.
- d) Yalnızca gece araç kullanırken gözlük veya lens kullanmak zorundadırlar: Bu ifade de yanlıştır. Görme kusurları sadece gece değil, gündüz de sürüş güvenliğini doğrudan etkiler. Hatta bazı durumlarda güneşin yansıması gibi etkenler gündüz görüşünü daha da zorlaştırabilir. Bu nedenle, gözlük veya lens kullanma zorunluluğu günün her saati için geçerlidir.
Özetle, sürücü belgeniz sağlık raporu sonucunda "gözlük veya lens ile araç kullanabilir" şartıyla verilmişse, bu sizin için bir tercih değil, yasal bir zorunluluktur. Trafik denetimlerinde bu kurala uymadığınız tespit edilirse cezai işlem uygulanır. En önemlisi, bu kurala uymak, kendi can ve mal güvenliğiniz ile trafikteki diğer insanların güvenliği için vazgeçilmezdir.
Soru 28 |
Sahibinin değişmesi hâlinde | |
Motorun bakımdan geçirilmesi hâlinde | |
Sürücüsü veya işleticisinin değişmesi hâlinde | |
Kazaya karışması sonucunda yetkili görevli tarafından gerekli görülmesi hâlinde |
Doğru Cevap: d) Kazaya karışması sonucunda yetkili görevli tarafından gerekli görülmesi hâlinde
Bu seçeneğin doğru olmasının temel nedeni, trafik güvenliğini en üst düzeyde sağlamaktır. Bir araç, özellikle hasarlı bir kazaya karıştığında, şasi, direksiyon sistemi, fren mekanizması veya hava yastıkları gibi hayati güvenlik donanımları zarar görebilir. Bu tür hasarlar her zaman gözle görülür olmayabilir. Bu nedenle, kaza yerinde inceleme yapan bir trafik polisi veya jandarma gibi yetkili bir görevli, aracın bu haliyle trafiğe çıkmasının tehlikeli olacağına kanaat getirirse, aracın onarıldıktan sonra standartlara uygun olup olmadığını kontrol etmek için özel bir muayeneye gönderilmesini zorunlu kılabilir. Bu, aracın yola çıkmak için yeniden güvenli olduğunun bir uzman tarafından onaylanması anlamına gelir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Sahibinin değişmesi hâlinde: Aracın satılması ve sahibinin değişmesi, noterler aracılığıyla yapılan resmi bir işlemdir. Bir aracın satılabilmesi için zaten geçerli bir muayenesinin olması gerekir. Ancak satış işlemi gerçekleştikten sonra, eğer aracın muayene süresi hala devam ediyorsa, yeni sahibin tekrar muayene yaptırma zorunluluğu yoktur. Mevcut muayene, süresi bitene kadar geçerliliğini korur.
- b) Motorun bakımdan geçirilmesi hâlinde: Motor bakımı; yağ değişimi, filtrelerin yenilenmesi gibi aracın ömrünü uzatan ve performansını koruyan rutin işlemlerdir. Bu işlemler, aracın onaylanmış teknik özelliklerini veya güvenlik donanımlarını değiştirmez. Dolayısıyla, standart bir bakım sonrası özel bir muayene istenmez. Ancak, araca orijinalinden farklı bir motor takılması gibi büyük bir değişiklik "tadilat" kapsamına girer ve bu durumda tadilat muayenesi gerekir ki bu, soruda belirtilen "bakım" işleminden farklıdır.
- c) Sürücüsü veya işleticisinin değişmesi hâlinde: Araç muayenesi, aracın fiziksel ve teknik durumuna yönelik bir kontroldür; aracı kimin kullandığıyla ilgili değildir. Bir arabayı ailenizden farklı kişiler kullanabilir veya bir şirkete ait aracı farklı şoförler sürebilir. Bu durumlar, aracın mekanik yapısını etkilemediği için yeni bir muayene zorunluluğu doğurmaz. Önemli olan aracın kendisinin güvenli olmasıdır, sürücüsünün kim olduğu değil.
Özet olarak, periyodik muayene süresi dolmadan talep edilen özel muayeneler, aracın trafik güvenliğini ciddi anlamda tehlikeye atabilecek kazalar gibi olağanüstü durumlar için geçerlidir. Diğer seçenekler ise aracın güvenliğini doğrudan etkilemeyen idari veya rutin işlemlerle ilgili olduğu için böyle bir zorunluluk getirmez.
Soru 29 |
Vitesin boşa alınması | |
Aracın kapılarının açık tutulması | |
Aracın ön ve arkasına birer kırmızı yansıtıcı konulması | |
Uzağı gösteren ışıkların açık tutulması |
Doğru Cevap: c) Aracın ön ve arkasına birer kırmızı yansıtıcı konulması
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, bunun Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde belirtilen standart ve en etkili güvenlik prosedürü olmasıdır. Kırmızı üçgen reflektörler, özellikle gece veya görüş mesafesinin düşük olduğu (sisli, yağmurlu hava gibi) durumlarda, yaklaşan araçların far ışığını yansıtarak sürücüleri çok önceden uyarır. Bu uyarı, diğer sürücülere yavaşlamak, şerit değiştirmek ve güvenli bir şekilde arızalı aracın yanından geçmek için gerekli zamanı tanır. Reflektörler, aracın durumuna göre genellikle aracın 30 metre önüne ve 30 metre arkasına, diğer sürücüler tarafından en az 150 metreden görülecek şekilde yerleştirilmelidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Vitesin boşa alınması: Vitesi boşa almak, aracın itilerek veya çekilerek hareket ettirilmesini kolaylaştıran mekanik bir işlemdir. Ancak bu durumun, yoldan geçen diğer sürücüleri uyarma veya tehlikeyi önleme gibi bir işlevi yoktur. Güvenlik önlemleri alındıktan sonra, araç güvenli bir yere çekilecekse yapılabilecek bir işlem olsa da, ilk ve en önemli güvenlik adımı değildir.
- b) Aracın kapılarının açık tutulması: Bu seçenek sadece yanlış değil, aynı zamanda son derece tehlikelidir. Açık kapılar, aracın yolda kapladığı alanı genişletir ve özellikle dar yollarda veya hızlı akan trafikte, geçen araçların kapıya çarpma riskini artırır. Ayrıca, araç içindeki veya etrafındaki insanlar için de büyük bir tehlike oluşturur. Güvenlik için kapılar daima kapalı tutulmalıdır.
- d) Uzağı gösteren ışıkların açık tutulması: Uzağı gösteren ışıklar (uzun farlar), karşıdan gelen sürücülerin gözünü alarak görüşlerini tamamen engeller. Bu durum, sürücünün arızalı aracı ve etrafındaki insanları fark edememesine, hatta kontrolü kaybederek çok daha büyük bir kazaya sebep olmasına yol açabilir. Arızalı bir araçta yapılması gereken doğru aydınlatma işlemi, dörtlü ikaz lambalarını (flaşörleri) yakmaktır. Eğer dörtlüler çalışmıyorsa, sadece park lambaları yakılmalıdır.
Özetle, yolda kalan bir araç için en hayati öncelik, diğer sürücüleri mümkün olan en erken ve en güvenli şekilde uyarmaktır. Bu görevi en iyi yerine getiren ve yasal olarak zorunlu olan işlem, aracın önüne ve arkasına standartlara uygun şekilde kırmızı yansıtıcı (üçgen reflektör) yerleştirmektir.
Soru 30 |
Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
Bu soruda, bir sürücünün güvenli bir sürüş için hızını belirlerken hangi faktörleri göz önünde bulundurması gerektiği sorulmaktadır. Soru, sadece yasal hız limitlerinin değil, aynı zamanda sürüş anındaki değişken koşulların ve aracın kendi durumunun da ne kadar önemli olduğunu ölçmeyi amaçlamaktadır. Güvenli sürüş, bu unsurların tamamını bir arada değerlendirmeyi gerektirir.
Şimdi maddeleri tek tek inceleyerek neden her birinin hız ayarlamasında önemli olduğunu anlayalım:
- Aracın yük ve teknik özelliğine: Bu madde son derece kritiktir. Örneğin, yüklü bir kamyonun fren mesafesi, boş bir kamyonunkinden çok daha uzundur. Aynı şekilde, lastikleri aşınmış veya fren sistemi eski bir aracın durma performansı, yeni bir araca göre daha zayıf olacaktır. Bu nedenle sürücü, aracının o anki yük durumunu ve teknik kapasitesini (fren, lastik, motor durumu vb.) bilerek hızını buna göre ayarlamak zorundadır.
- Aracın cinsine uygun hız sınırlamalarına: Bu, yasal bir zorunluluktur ve trafik kurallarının temelini oluşturur. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, aynı yolda otomobil, otobüs, kamyon veya motosiklet gibi farklı araç cinsleri için farklı azami hız limitleri belirlenmiştir. Örneğin, bir otoyolda otomobil için hız sınırı 140 km/s iken, aynı yolda bir otobüs için 100 km/s olabilir. Sürücü, kullandığı aracın yasal hız limitlerini bilmeli ve bu limitlere uymalıdır.
- Görüş, yol, hava ve trafik durumuna: Bu madde, sürüş anındaki dinamik koşulları ifade eder. Yasal hız sınırı 90 km/s olan bir yolda, eğer yoğun sis varsa, şiddetli yağmur yağıyorsa, yol virajlı veya bozuksa ya da trafik çok sıkışıksa, sürücü hızını bu koşullara uygun olarak yasal sınırın çok daha altına düşürmek zorundadır. Güvenli sürüş, sadece tabeladaki hıza uymak değil, o anki şartların gerektirdiği hıza inmektir.
Doğru Cevabın Açıklaması (d) I, II ve III
Doğru cevap d) I, II ve III seçeneğidir. Çünkü güvenli ve sorumlu bir sürücü, hızını bu üç temel faktörün hepsini aynı anda değerlendirerek ayarlar. Bu faktörler birbirinden bağımsız değildir. Sürücü hem yasal sınırlara (II) uymalı, hem bu sınırlar içinde aracının kapasitesini (I) göz önünde bulundurmalı, hem de tüm bunları o anki hava ve yol koşullarına (III) göre yeniden düzenlemelidir. Bu üç unsurun birleşimi, "duruma uygun hız" veya "güvenli hız" kavramını oluşturur.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
- a) Yalnız I: Bu seçenek yanlıştır çünkü sürücünün sadece aracının durumuna göre hızını ayarlaması yeterli değildir. Yasal hız sınırlarını (II) ve yol/hava koşullarını (III) tamamen göz ardı etmek hem yasa dışıdır hem de son derece tehlikelidir.
- b) I ve II: Bu seçenek de eksiktir. Sürücü aracının durumunu ve yasal limitleri bilse bile, aniden bastıran bir yağmuru veya yoğun bir sisi (III) dikkate almazsa kaza yapma riski çok yüksek olur. Çevresel faktörler, en az diğerleri kadar önemlidir.
- c) II ve III: Bu seçenek, en çok yanıltan seçeneklerden biridir. Yasal sınırlara uymak ve hava/yol durumuna göre hızı ayarlamak çok önemlidir, ancak aracın kendi yük ve teknik durumunu (I) hesaba katmamak büyük bir hatadır. Örneğin, frenleri zayıf bir araçla, hava açık ve yol düzgün olsa bile yasal hız limitinde gitmek tehlikeli olabilir.
Soru 31 |
I. Hızını artırmalı II. Hızını azaltmalı III. Öndeki araçları geçmekten kaçınmalıYalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
Bu soruda, sürücünün fotoğrafta gördüğü "Tehlikeli Viraj Yön Levhası" ile karşılaştığında hangi davranışları sergilemesi gerektiği sorgulanmaktadır. Bu levha, sürücüleri ileride keskin, devamlı veya görüş mesafesi kısıtlı bir viraj olduğu konusunda uyarır ve virajın yönünü gösterir. Sürücünün bu uyarıyı dikkate alarak güvenli bir sürüş için gerekli önlemleri alması beklenir.
Doğru cevabın neden c) II ve III olduğunu adım adım inceleyelim:
- II. Hızını azaltmalı: Bu levhanın en temel amacı, sürücüyü ilerideki tehlikeye karşı uyarmak ve yavaşlamasını sağlamaktır. Keskin bir viraja yüksek hızla girmek, aracın savrulmasına, yoldan çıkmasına veya kontrolünü kaybetmesine neden olabilir. Bu nedenle, sürücü viraja girmeden önce mutlaka hızını güvenli bir seviyeye düşürmelidir. Bu ifade doğrudur.
- III. Öndeki araçları geçmekten kaçınmalı: Virajlarda görüş mesafesi ciddi şekilde kısıtlıdır. Sürücü, virajın ilerisini ve karşı yönden bir araç gelip gelmediğini tam olarak göremez. Bu durumda öndeki aracı sollamaya (geçmeye) çalışmak, karşı yönden gelen bir araçla kafa kafaya çarpışma gibi çok tehlikeli bir duruma yol açabilir. Bu yüzden virajlarda ve görüşün yetersiz olduğu yerlerde sollama yapılmaz. Bu ifade de doğrudur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- I. Hızını artırmalı: Bu ifade, yapılması gerekenin tam tersidir. Tehlikeli bir viraja yaklaşırken hızı artırmak, kazaya davetiye çıkarmak anlamına gelir. Fizik kuralları gereği, hız arttıkça aracın virajda savrulma riski de katlanarak artar. Bu nedenle bu ifade kesinlikle yanlıştır.
Sonuç olarak, sürücünün yapması gereken doğru davranışlar hızını azaltmak (II) ve öndeki aracı geçmekten kaçınmaktır (III). Bu iki doğru ifadeyi bir arada içeren seçenek c) II ve III olduğu için doğru cevap budur. İçerisinde "Hızını artırmalı" gibi tehlikeli ve yanlış bir ifade barındıran a), b) ve d) seçenekleri bu nedenle elenir.
Soru 32 |
Gidiş yönüne göre yolun en sağından seyredilmesi | |
İkiden fazlasının taşıt yolunun bir şeridinde yan yana sürülmesi | |
Tehlikeli madde taşıyan araçların geçilmesi | |
Geçme yaparken sinyal verilmesi |
Doğru Cevap: b) İkiden fazlasının taşıt yolunun bir şeridinde yan yana sürülmesi
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin ilgili maddelerine dayanmasıdır. Yönetmeliğe göre, bir trafik şeridi içerisinde en fazla iki motosiklet yan yana gidebilir. Üç veya daha fazla motosikletin aynı şerit içinde yan yana seyretmesi, hem kendileri hem de diğer araçlar için büyük bir tehlike oluşturur. Bu durum, ani manevra kabiliyetini kısıtlar, acil durumlarda kaçış alanını yok eder ve trafik akışını tehlikeli bir şekilde bozar. Bu nedenle bu davranış kesinlikle yasaktır.
Diğer Seçeneklerin Analizi:
- a) Gidiş yönüne göre yolun en sağından seyredilmesi: Bu ifade yasak bir davranışı değil, tam tersine genellikle uyulması gereken bir kuralı belirtir. Motosikletler, yapıları gereği diğer motorlu taşıtlara göre daha yavaş kalabilirler veya daha savunmasızdırlar. Trafiğin güvenli akışını sağlamak ve diğer araçların geçişini kolaylaştırmak için yolun sağından gitmeleri hem güvenli hem de doğru bir sürüş tekniğidir. Dolayısıyla bu davranış yasak değildir.
- c) Tehlikeli madde taşıyan araçların geçilmesi: Trafik kurallarında, motosikletlerin tehlikeli madde taşıyan araçları sollamasını yasaklayan özel bir hüküm bulunmamaktadır. Elbette bu tür araçları geçerken çok daha dikkatli ve temkinli olmak gerekir. Ancak sollama kurallarına (görüş mesafesi, şerit çizgileri, sinyal verme vb.) uyulduğu sürece bu eylem yasak değildir.
- d) Geçme yaparken sinyal verilmesi: Bu davranış da yasak olmak bir yana, yapılması zorunlu olan en temel trafik kurallarından biridir. Sürücülerin şerit değiştirmeden veya sollama yapmadan önce niyetlerini diğer sürücülere bildirmesi, kazaları önlemek için hayati öneme sahiptir. Sinyal vermek bir zorunluluktur, yasak değildir.
Soru 33 |
İki şeridi birden kullanması | |
Aracını gidiş yönüne göre yolun en sağından sürmesi | |
Gidişe ayrılan yol bölümünün en sol şeridini sürekli işgal etmekten kaçınması | |
Şerit değiştirmeden önce, gireceği şeritte sürülen araçların güvenle geçişlerini beklemesi |
Doğru Cevap: a) İki şeridi birden kullanması
Bu seçeneğin doğru cevap olmasının sebebi, trafikte her aracın kendi şeridi içinde kalması gerektiği temel kuralıdır. İki şeridi birden kullanmak, "şerit ortalamak" veya "şerit ihlali yapmak" olarak bilinen ciddi bir kural ihlalidir. Bu davranış, hem arkadan gelen araçların geçişini engeller hem de yan şeritlerdeki sürücüler için belirsizlik ve tehlike yaratarak kazalara davetiye çıkarır. Trafik düzeni ve güvenliği için her sürücü, tek bir şerit içerisinde kalmalıdır.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması:
-
b) Aracını gidiş yönüne göre yolun en sağından sürmesi: Bu, yasak değil, tam tersine uyulması gereken bir kuraldır. Türkiye'de trafik sağdan akar ve acil durumlar, sollama veya dönüş yapma gibi özel haller dışında araçların yolun en sağ şeridini kullanması esastır. Bu nedenle bu seçenek, doğru bir sürücü davranışını ifade ettiği için sorunun cevabı olamaz.
-
c) Gidişe ayrılan yol bölümünün en sol şeridini sürekli işgal etmekten kaçınması: Çok şeritli yollarda en sol şerit, genellikle "sollama şeridi" olarak kullanılır. Bu şeridi gereksiz yere ve sürekli olarak işgal etmek, trafiği yavaşlatır ve bir kural ihlalidir. Dolayısıyla, bu ihlalden "kaçınmak", yani sol şeridi sürekli işgal etmemek, sorumlu ve doğru bir davranıştır; yasak olması söz konusu değildir.
-
d) Şerit değiştirmeden önce, gireceği şeritte sürülen araçların güvenle geçişlerini beklemesi: Bu, güvenli sürüşün en temel prensiplerinden biridir. Bir sürücü şerit değiştirmek istediğinde, önce sinyal vermeli, aynalarını kontrol etmeli ve gireceği şeritteki araçların geçişini tehlikeye atmayacağından emin olmalıdır. Bu, zorunlu ve doğru bir davranış olduğu için yasaklanmış bir eylem değildir.
Özetle, soru bizden yasak olan davranışı istediği için, trafikte tehlike yaratan ve açık bir kural ihlali olan "iki şeridi birden kullanmak" doğru cevaptır. Diğer seçenekler ise güvenli ve kurallara uygun sürüş davranışlarını tanımlamaktadır.
Soru 34 |

Okul geçidine | |
Yürüyüş yoluna | |
Gençlik kampına | |
Alt veya üst geçitlere |
Bu soruda, size gösterilen trafik işaret levhasının ne anlama geldiği ve sürücüleri hangi duruma karşı uyardığı sorulmaktadır. Bu levha, Karayolları Trafik Kanunu'nda tanımlanmış bir tehlike uyarı işaretidir. Bu tür işaretlerin amacı, sürücüleri ileride karşılaşabilecekleri potansiyel tehlikelere karşı önceden bilgilendirerek gerekli tedbirleri almalarını sağlamaktır.
Doğru Cevap: a) Okul geçidine
Levhada el ele tutuşmuş, koşan iki insan figürü bulunmaktadır. Bu figürlerden biri daha büyük (yetişkin), diğeri ise daha küçüktür (çocuk). Bu görsel, özellikle çocukların yol üzerinde bulunabileceği bir alana yaklaşıldığını simgeler. Trafikte çocukların en yoğun ve aniden yola çıkma ihtimalinin en yüksek olduğu yerler okul çevreleri olduğu için, bu işaret standart olarak "Okul Geçidi" levhası olarak kullanılır. Bu levhayı gören bir sürücünün, hızını düşürmesi ve her an yola çıkabilecek çocuklara karşı son derece dikkatli olması beklenir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- b) Yürüyüş yoluna: Bu seçenek yanlıştır. Yaya geçitlerini veya yürüyüş yollarını belirten levhalar farklıdır. Genellikle tek bir yetişkin figürünün zebra geçit üzerinde yürüdüğü bir piktogram kullanılır. Okul geçidi levhasındaki en belirleyici fark, çocuk figürünün olması ve figürlerin hareket halinde (koşar gibi) çizilmesidir. Bu, çocukların öngörülemeyen hareketlerine karşı özel bir uyarı niteliği taşır.
- c) Gençlik kampına: Bu seçenek de yanlıştır. Trafik işaretleri sisteminde "Gençlik Kampı" için özel olarak tasarlanmış standart bir tehlike uyarı işareti bulunmamaktadır. Bu tür yerler için genellikle bilgilendirici tabelalar veya gerekliyse ek bir panel ile "Dikkat" levhası kullanılabilir. Sorudaki levha ise net bir şekilde okul geçidini ifade eder.
- d) Alt veya üst geçitlere: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Alt ve üst geçitleri gösteren levhalar, sürücüleri tehlikeye karşı uyaran üçgen levhalar değil, genellikle mavi zeminli, kare veya dikdörtgen şeklindeki bilgi işaretleridir. Bu işaretler, merdivenden inen veya çıkan bir insan figürü içerir ve yayaların yolu güvenli bir şekilde karşıya geçebileceği bir yapı olduğunu bildirir.
Özetle, soruda gösterilen ve bir yetişkin ile bir çocuk figürünün bulunduğu üçgen şeklindeki uyarı levhası, sürücüye bir okul geçidine yaklaştığını bildirir. Bu nedenle sürücünün hızını azaltması, dikkatini artırması ve yayalara, özellikle de çocuklara, geçiş hakkı vermeye hazır olması gerekmektedir.
Soru 35 |
5 | |
20 | |
30 | |
50 |
Bu soruda, yerleşim yeri içerisinde trafiğin akışı ve güvenliği için kritik öneme sahip olan kavşaklara ve bağlantı yollarına ne kadar mesafede duraklama yapmanın yasak olduğu sorulmaktadır. Bu kural, hem diğer sürücülerin görüş açısını kapatmamak hem de dönüş yapacak araçlara yeterli manevra alanı bırakmak için konulmuştur. Sorunun doğru cevabı, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde açıkça belirtilen mesafedir.
Doğru Cevap: a) 5 metre
Doğru cevabın 5 metre olmasının sebebi, trafik kanununda bu mesafenin standart olarak belirlenmiş olmasıdır. Kavşaklar, trafiğin kesiştiği, sürücülerin ve yayaların en dikkatli olması gereken noktalardır. Bir aracın kavşağa 5 metreden daha yakın bir mesafede duraklaması, şu tehlikelere yol açar:
- Görüşün Engellenmesi: Kavşağa yaklaşan diğer sürücülerin, kesişen yoldan gelen araçları veya karşıya geçen yayaları görmesini engeller. Bu durum, "kör nokta" oluşturarak kazalara davetiye çıkarır.
- Manevra Kabiliyetinin Azalması: Özellikle otobüs, kamyon gibi büyük araçların kavşaktan dönerken geniş bir alana ihtiyacı vardır. Köşeye çok yakın park etmiş bir araç, bu araçların dönüşünü imkansız hale getirebilir veya zorlaştırarak trafiği tehlikeye sokabilir.
- Trafik Akışının Bozulması: Kavşak giriş ve çıkışlarını daraltarak trafiğin sıkışmasına neden olur.
Bu nedenlerle, hem sürücülerin hem de yayaların güvenliğini sağlamak amacıyla yerleşim yeri içinde kavşaklara, bağlantı yollarına ve yaya geçitlerine 5 metre mesafe içinde duraklamak kesinlikle yasaktır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer seçenekler olan 20, 30 ve 50 metre, bu özel durum için yanlış mesafelerdir ve sınavda kafa karıştırmak amacıyla verilmiştir. Trafik kurallarında farklı durumlar için farklı mesafe kuralları bulunur. Örneğin, demiryolu geçitlerine veya tepe üstü gibi görüşün yetersiz olduğu yerlere yaklaşırken farklı kurallar geçerli olabilir. Ancak soru özel olarak "yerleşim yeri içindeki kavşaklar" için sorulduğundan, bu mesafeler doğru değildir.
Unutulmamalıdır ki, bu 5 metrelik kural sadece duraklamak için değil, aynı zamanda park etmek için de geçerlidir. Duraklama, yolcu indirip bindirmek veya kısa süreli yük alıp boşaltmak gibi 5 dakikayı geçmeyen beklemelerdir. Park etme ise aracın 5 dakikadan daha uzun süre bırakılmasıdır. Her iki durumda da kavşağa 5 metreden daha yakın durulamaz.
Soru 36 |
Fan motorunda | |
Alternatörde | |
Marş motorunda | |
Far ampüllerinde |
Bu soruda, motorun çalıştığı bir durumda gösterge panelindeki akü şarj ikaz ışığının neden yanıyor olabileceği sorgulanmaktadır. Bu ikaz ışığı, aracın şarj sisteminde bir sorun olduğunu sürücüye bildirmek için vardır. Motor çalışırken bu ışığın yanması, aracın elektrik ihtiyacının karşılanamadığı ve akünün şarj edilmediği anlamına gelir.
Doğru Cevap: b) Alternatörde
Doğru cevabın alternatör olmasının sebebi, aracın şarj sisteminin ana parçası olmasıdır. Alternatör, motor çalışırken mekanik enerjiyi (motorun dönüşünü) elektrik enerjisine çevirir. Üretilen bu elektrik hem aracın far, radyo, silecek gibi sistemlerini çalıştırır hem de biten aküyü yeniden şarj eder. Eğer alternatör arızalanırsa veya onu motora bağlayan V kayışı koparsa, elektrik üretimi durur ve şarj ikaz ışığı yanar. Bu durumda araç, sadece aküdeki mevcut elektrikle çalışmaya devam eder ve akü bittiğinde motor da durur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Fan motorunda: Fan motorunun görevi, radyatördeki suyu soğutarak motorun hararet yapmasını önlemektir. Fan motorunda bir arıza olursa, akü şarj ikaz ışığı değil, hararet (motor sıcaklığı) ikaz ışığı yanar. Bu iki sistem birbirinden bağımsızdır.
- c) Marş motorunda: Marş motoru, sadece motoru ilk çalıştırma anında devreye giren ve aküden aldığı güçle motorun ilk hareketini sağlayan parçadır. Motor çalıştıktan sonra görevi biter ve devreden çıkar. Dolayısıyla, motor zaten çalışır durumdayken marş motorunda meydana gelecek bir arıza, akü şarj ikaz ışığını yakmaz. Marş motoru arızası genellikle arabanın hiç çalışmamasına neden olur.
- d) Far ampüllerinde: Far ampülleri, elektrik tüketen parçalardır. Bir ampül patladığında sadece o far yanmaz, ancak bu durum aracın şarj sistemini doğrudan etkilemez ve akü şarj ikaz ışığının yanmasına sebep olmaz. Şarj sistemi, elektrik üretimiyle ilgiliyken, far ampülleri elektrik tüketimiyle ilgilidir.
Özetle, motor çalışırken yanan akü şarj ikaz ışığı, size "Dikkat, aracın elektrik üretemiyor ve sadece akü gücüyle gidiyorsun!" mesajını verir. Bu elektriği üreten parça da alternatör olduğu için, muhtemel arıza alternatörde veya onunla ilgili parçalardadır.
Soru 37 |
Yağ filtresi | |
Yakıt filtresi | |
Polen filtresi | |
Ekran filtresi |
Bu soruda, bir aracın motoruna giden yakıtın içinde bulunabilecek zararlı parçacıkları, tortuları ve kirleri temizleyen parçanın hangisi olduğu sorulmaktadır. Motorun verimli ve sorunsuz çalışabilmesi için yakıtın temiz olması kritik bir öneme sahiptir. Bu nedenle, yakıt sisteminde bu görevi üstlenen özel bir parça bulunur.
Doğru cevap b) Yakıt filtresi'dir. Yakıt filtresinin temel ve tek görevi, yakıt deposundan motora giden yakıt hattı üzerinde bulunarak yakıtı süzmektir. Zamanla yakıt içerisinde birikebilecek pas, kir, tortu ve su gibi yabancı maddeleri tutarak motorun enjektörler gibi hassas parçalarına ulaşmasını engeller. Bu sayede motorun performansı korunur, yakıt verimliliği artar ve olası arızaların önüne geçilmiş olur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Yağ filtresi: Bu filtrenin görevi yakıtı değil, motorun içindeki motor yağını temizlemektir. Motorun çalışan metal parçaları arasında oluşan aşınma artıklarını, kurum ve diğer kirleri süzerek motorun ömrünü uzatır. Dolayısıyla yakıt temizliği ile doğrudan bir ilgisi yoktur.
- c) Polen filtresi: Bu filtre, halk arasında klima filtresi olarak da bilinir ve motorla hiçbir ilgisi yoktur. Görevi, dışarıdan aracın havalandırma sistemine giren havayı temizlemektir. Toz, polen, yaprak gibi maddeleri süzerek sürücü ve yolcuların soluduğu havanın kalitesini artırır.
- d) Ekran filtresi: Bu seçenek, soruda bir çeldirici (yanıltıcı şık) olarak yer almaktadır. Araç mekaniğinde bu isimle anılan standart bir parça bulunmaz. Genellikle elektronik cihazların ekranlarını korumak için kullanılan bir terimdir ve aracın yakıt sistemiyle uzaktan yakından bir alakası yoktur.
Özetle, bir araçta her filtrenin kendine özgü ve önemli bir görevi vardır. Yakıtın temizlenmesinden sorumlu olan parça, adından da anlaşıldığı gibi yakıt filtresi'dir. Bu ayrımı bilmek, ehliyet sınavında motor bilgisi sorularını doğru cevaplamanız için oldukça önemlidir.
Soru 38 |
Motor üzerine su dökülmesi | |
Kaloriferin sıcak konumda çalıştırılması | |
Motor stop edilerek soğuk su ilave edilmesi | |
Motor stop edilerek soğuk antifriz ilave edilmesi |
Doğru Cevap: b) Kaloriferin sıcak konumda çalıştırılması
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, aracın kalorifer sisteminin aslında motorun soğutma sisteminin bir uzantısı olarak çalışmasıdır. Kaloriferi sıcak konuma getirip fanı en yüksek seviyede çalıştırdığınızda, motorun içindeki aşırı ısınmış soğutma sıvısının bir kısmı, aracın kabinini ısıtmak için kullanılan kalorifer peteğine yönlendirilir. Bu işlem, motorun ısısının bir bölümünün aracın içine aktarılmasını sağlayarak motor soğutma sistemine destek olur ve hararetin bir miktar düşmesine yardımcı olur. Bu, aracı güvenli bir yere çekene kadar zaman kazanmak için yapılabilecek en etkili ve güvenli ilk müdahaledir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
a) Motor üzerine su dökülmesi: Bu, motora yapılabilecek en büyük zararlardan biridir. Aşırı ısınmış (genleşmiş) metal bir bloğun üzerine aniden soğuk su dökmek, "termal şok" etkisi yaratır. Bu ani sıcaklık değişimi, metalin düzensiz bir şekilde büzülmesine ve motor bloğunda veya silindir kapağında çatlaklar oluşmasına neden olabilir. Bu tür bir hasarın tamiri çok maliyetli ve zordur, hatta motorun tamamen değiştirilmesi gerekebilir.
-
c) Motor stop edilerek soğuk su ilave edilmesi: Bu seçenek iki büyük tehlike içerir. Birincisi, hararet yapmış bir motorun soğutma sistemi yüksek basınç altındadır. Radyatör veya genleşme kabı kapağını bu durumdayken açmak, kaynar suyun ve buharın büyük bir basınçla dışarı fışkırmasına neden olarak ciddi yanıklara yol açabilir. İkincisi ise, motora aniden soğuk su eklemek, tıpkı üzerine su dökmek gibi içeriden termal şoka neden olarak yine motor parçalarının çatlamasına sebep olabilir.
-
d) Motor stop edilerek soğuk antifriz ilave edilmesi: Bu seçenek de bir öncekiyle aynı tehlikeleri barındırır. Soğutma sıvısının antifriz ya da su olması fark etmez; sistem basınçlıdır ve kapak açıldığında fışkırma tehlikesi vardır. Ayrıca, aşırı ısınmış motora soğuk antifriz eklemek de yine termal şok yaratarak motora kalıcı hasarlar verebilir.
Özetle, motor harareti yükseldiğinde yapılması gereken ilk ve en güvenli işlem, motorun ısısını dağıtmaya yardımcı olmak için kaloriferi sıcak konumda çalıştırmak ve aracı en kısa sürede güvenli bir yere çekmektir. Diğer müdahaleler hem araç için çok zararlı hem de sürücü için ciddi güvenlik riskleri taşımaktadır.
Soru 39 |
Pistonların | |
Krank milinin | |
Rot başlarının | |
Vites kutusunun |
Doğru cevap c) Rot başlarıdır. Rot başları, direksiyon kutusundan gelen komutu tekerleklere ileten kritik bağlantı parçalarıdır. Bu parçalar, tekerleklerin sağa ve sola dönmesini sağlarken aynı zamanda süspansiyonun hareketiyle yukarı aşağı oynamasına da izin veren mafsallı (eklemli) bir yapıya sahiptir. Zamanla bu mafsallar aşınır ve içinde bir gevşeklik, yani boşluk oluşur. Direksiyonu çevirdiğinizde, hareket önce bu boşluğu alır ve ancak boşluk kapandıktan sonra tekerleklere iletilir. İşte bu durum, direksiyon boşluğunun artmasına ve aracın direksiyon tepkilerinin gecikmesine yol açar.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Pistonlar: Pistonlar, motorun içinde silindirlerde hareket ederek yakıtın yanmasıyla oluşan gücü krank miline ileten parçalardır. Pistonların direksiyon sistemiyle hiçbir ilgisi yoktur. Pistonların aşınması, motorun yağ yakmasına, güç kaybetmesine veya sesli çalışmasına neden olur, direksiyon boşluğuna değil.
- b) Krank mili: Krank mili, pistonlardan gelen doğrusal hareketi dairesel harekete çeviren ana motor parçasıdır. Yani motorun ürettiği gücü vites kutusuna aktarır. Tıpkı pistonlar gibi, krank milinin de direksiyon mekanizmasıyla doğrudan bir bağlantısı bulunmaz ve aşınması direksiyon boşluğu yaratmaz.
- d) Vites kutusu: Vites kutusu (şanzıman), motorun ürettiği gücü tekerleklere farklı hızlarda iletmekle görevlidir. Güç aktarma organlarının bir parçasıdır ve görevi vites değiştirmektir. Vites kutusundaki bir arıza, vites geçişlerinde zorlanma, ses veya aracın hareket etmemesi gibi sorunlara yol açar, direksiyon sistemini etkilemez.
Özetle, direksiyon boşluğu doğrudan direksiyon sistemiyle ilgili bir sorundur. Rot başları bu sistemin en önemli ve en çok aşınan parçalarından biri olduğu için, eskimeleri direksiyonda hissedilir bir boşluğa neden olur. Diğer şıklarda belirtilen piston, krank mili ve vites kutusu ise motor ve güç aktarma sistemlerinin parçalarıdır ve direksiyonla bir bağlantıları yoktur.
Soru 40 |
Akü kutup başının | |
Marş motorunun | |
Distribütörün | |
Alternatörün |
Doğru cevap a) Akü kutup başının seçeneğidir. Çünkü araçtaki tüm elektrik sisteminin ana güç kaynağı aküdür. Kısa devreden kaynaklanan bir yangın durumunda, elektrik akımı kontrolsüz bir şekilde akmaya devam eder ve yangını besler. Akünün kutup başını sökmek, aracın tüm elektrik sisteminin enerjisini tamamen keser. Bu durumu, evinizde bir elektrik yangını çıktığında ana sigortayı kapatmaya benzetebiliriz; nasıl ki sigorta evin tüm elektriğini kesiyorsa, akü kutup başını sökmek de aracın tüm elektriğini keser ve yangının büyümesini engeller.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- b) Marş motorunun: Marş motoru, sadece aracı ilk çalıştırma anında aküden yüksek akım çeken bir parçadır. Yangın, aracın herhangi bir yerindeki bir kablodan kaynaklanabilir. Sadece marş motorunun kablosunu çıkarmak, aracın geri kalanındaki elektrik akımını kesmeyeceği için yangını durdurmada yetersiz kalır.
- c) Distribütörün: Distribütör, (genellikle eski tip benzinli araçlarda bulunur) ateşleme sisteminin bir parçasıdır ve bujilere yüksek voltaj gönderir. Elektrik sisteminin sadece küçük bir bölümünü oluşturur. Distribütörün kablosunu çıkarmak, aracın genel elektrik akışını durdurmaz ve kısa devrenin devam etmesini engellemez.
- d) Alternatörün: Alternatör (şarj dinamosu), motor çalışırken aracın elektrik ihtiyacını karşılayan ve aküyü şarj eden parçadır. Motor çalışmıyorsa zaten elektrik üretmez. Motor çalışıyor olsa bile, sistemde hala aküden gelen bir güç vardır. Bu nedenle sadece alternatörün kablosunu kesmek, aküden kaynaklanan elektrik akışını durdurmayacağı için kesin bir çözüm değildir.
Özetle, araçta bir kısa devre yangını meydana geldiğinde amaç, yangını besleyen elektrik akımını tamamen kesmektir. Bunu yapmanın tek ve en etkili yolu, sistemin ana güç kaynağı olan akünün kutup başını sökmektir. Bu müdahale, elektrik akışını kaynağından keserek yangının daha fazla büyümesini ve tehlikeli sonuçlar doğurmasını engeller. Güvenlik için önce negatif (-) kutup başının sökülmesi tavsiye edilir.
Soru 41 |
Buna göre, hangi zamanda yanma sonucu oluşan gazlar motor dışına atılır? Emme zamanı | |
Sıkıştırma zamanı | |
Ateşleme zamanı | |
Egzoz zamanı |
Bu soruda, dört zamanlı bir dizel motorun çalışma prensibi ve bu prensipteki zamanlardan hangisinde yanmış gazların dışarı atıldığı sorulmaktadır. Motorun verimli çalışabilmesi için her zamanın (strok) belirli bir görevi vardır. Bu görevleri doğru anlamak, sorunun çözümünü kolaylaştırır.
Dört zamanlı motorların çalışma döngüsü şu adımlardan oluşur: Emme, Sıkıştırma, Ateşleme (İş) ve Egzoz. Bu döngü, pistonun silindir içindeki dört hareketiyle tamamlanır. Sorunun odaklandığı nokta, yanma işlemi bittikten sonra ortaya çıkan atık gazların silindirden nasıl temizlendiğidir.
Doğru cevap d) Egzoz zamanı'dır. Çünkü bu zaman, motorun "temizlik" aşamasıdır. Ateşleme zamanında yanarak enerjiye dönüşen yakıt-hava karışımından geriye atık gazlar kalır. Egzoz zamanında piston yukarı doğru hareket ederken egzoz supabı açılır ve piston, bu yanmış gazları silindirden dışarıya, egzoz borusuna doğru iter. Bu işlem, bir sonraki çevrim için silindirin temiz hava ile dolmasına olanak tanır.
- a) Emme zamanı: Bu seçenek yanlıştır. Emme zamanında piston aşağı doğru hareket eder, emme supabı açılır ve silindirin içine sadece temiz hava (dizel motorlarda) dolar. Yani bu zaman, gazların atıldığı değil, içeri alındığı aşamadır.
- b) Sıkıştırma zamanı: Bu seçenek de yanlıştır. Emme zamanında silindire alınan hava, bu aşamada pistonun yukarı hareketiyle yüksek oranda sıkıştırılır. Sıkışan havanın sıcaklığı ve basıncı artar, ancak herhangi bir gaz dışarı atılmaz.
- c) Ateşleme zamanı: Bu seçenek de yanlıştır. Bu zaman, aynı zamanda "İş" veya "Güç" zamanı olarak da bilinir. Sıkıştırılarak ısıtılmış havanın üzerine enjektörle yakıt püskürtülür ve oluşan patlama pistonu aşağı iter. Bu, motorun güç ürettiği en önemli aşamadır ve bu esnada gazlar silindir içinde genişleyerek iş yapar, dışarı atılmaz.
Özetle, her zamanın kendine özgü bir işlevi vardır ve yanma sonucu oluşan gazların motor dışına atılması görevi, döngünün son aşaması olan Egzoz zamanı'nda gerçekleşir.
Soru 42 |
Motor gücünün artması | |
Motorun çabuk soğuması | |
Motorun aşırı ısınarak zarar görmesi | |
Motorun normal çalışmasını sürdürmesi |
Bu soruda, bir aracın motoru için hayati öneme sahip olan motor yağının, olması gereken seviyenin çok altına düştüğünde motoru çalıştırmaya devam etmenin ne gibi sonuçlar doğuracağı sorgulanmaktadır. Motor yağı, motorun adeta kanı gibidir ve eksikliği çok ciddi sorunlara yol açar. Bu durumu anlamak için motor yağının temel görevlerini bilmek gerekir.
Motor yağının en temel iki görevi vardır. Birincisi, motorun içinde yüksek hızda hareket eden metal parçaların (pistonlar, silindirler, krank mili gibi) birbirine sürtünmesini azaltarak aşınmasını önlemektir. İkinci önemli görevi ise bu sürtünme ve yanma sonucu ortaya çıkan yüksek ısıyı parçaların üzerinden alarak motorun soğumasına yardımcı olmaktır. Yağ seviyesi azaldığında bu iki kritik görev de yerine getirilemez.
Doğru Cevap: c) Motorun aşırı ısınarak zarar görmesi
Yağ seviyesi normalin çok altına düştüğünde, hareketli parçalar arasında yeterli bir yağ filmi tabakası oluşmaz. Bu durum, metalin metale doğrudan temas etmesine ve sürtünmenin tehlikeli seviyede artmasına neden olur. Artan bu sürtünme, çok kısa sürede aşırı miktarda ısı üretir. Aynı zamanda, azalan yağ miktarı bu ısıyı motorun farklı bölgelerine taşıyıp soğutma görevini de yapamayacağı için, motor hızla aşırı ısınır. Bu aşırı ısınma ve sürtünme sonucunda motor parçaları genleşir, şekil değiştirir ve birbirine kaynayarak kilitlenebilir. Bu duruma halk arasında "motorun yatak sarması" denir ve motorun tamamen kullanılamaz hale gelmesiyle sonuçlanan çok büyük bir hasara yol açar.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Motor gücünün artması: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Aksine, artan sürtünme motorun hareketini zorlaştırır ve motorun gücünü ciddi şekilde düşürür. Motor, normal çalışmak için çok daha fazla enerji harcamak zorunda kalır ve performansı azalır.
- b) Motorun çabuk soğuması: Bu da mantığa aykırıdır. Motor yağının görevlerinden biri soğutmaya yardımcı olmaktır. Yağ azaldığında soğutma kapasitesi de azalır ve artan sürtünmeyle birleşince motor soğumak yerine çok daha çabuk ve aşırı şekilde ısınır.
- d) Motorun normal çalışmasını sürdürmesi: Motor yağı, motorun normal çalışması için mutlak bir gerekliliktir. Seviyesi kritik düzeyde azaldığında motorun normal çalışması imkansızdır. Kısa bir süre içinde anormal sesler (vuruntu, sürtünme sesleri) duyulmaya başlar, motor tekleme yapar ve en sonunda durarak büyük bir hasar görür.
Sonuç olarak, aracınızın gösterge panelinde yağ lambası yanarsa veya yağ seviyesinin çok düşük olduğunu fark ederseniz, aracı derhal güvenli bir yere çekip motoru durdurmalısınız. Motoru bu şekilde çalıştırmaya devam etmek, geri döndürülemez ve çok masraflı motor arızalarına sebep olacaktır.
Soru 43 |
Kavrama | |
Karoseri | |
Manifold | |
Süspansiyon |
Doğru Cevap: b) Karoseri
Karoseri, bir aracın dış iskeletini ve yüzeyini oluşturan parçaların bütününe verilen isimdir. Bu bölüm, aracın aerodinamik yapısını, estetik görünümünü sağlar ve en önemlisi, yolcuları ve mekanik aksamı yağmur, rüzgar, darbe gibi dış etkenlere karşı koruyan bir kabuk görevi görür. Aracın kapıları, kaputu, tavanı, çamurlukları ve bagaj kapağı gibi tüm dış yüzeyleri karoseriye dahildir.
Soru, tam olarak bu "görünen dış bölümü" sorduğu için doğru cevap Karoseri'dir. Genellikle şasi ile karıştırılsa da, şasi aracın temel iskelet yapısıdır ve karoseri bu iskeletin üzerine giydirilen dış gövdedir. Bu yüzden sorunun tanımına en uygun seçenek budur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Kavrama: Kavrama, halk arasında debriyaj olarak da bilinen sistemdir. Motorun ürettiği gücü vites kutusuna iletmek veya bu bağlantıyı kesmek için kullanılır. Aracın içinde, motor ile şanzıman arasında yer alan bir aktarma organıdır ve dışarıdan kesinlikle görülmez.
- c) Manifold: Manifold, motorun bir parçasıdır ve kaputun altında yer alır. Motora temiz hava ve yakıt karışımını dağıtan boru sistemine "emme manifoldu", yanma sonrası oluşan egzoz gazlarını motordan dışarı atan boru sistemine ise "egzoz manifoldu" denir. Aracın görünen dış bölümü ile hiçbir ilgisi yoktur.
- d) Süspansiyon: Süspansiyon sistemi, tekerlekleri aracın gövdesine bağlayan ve yoldaki bozukluklardan kaynaklanan sarsıntıları emerek sürüş konforunu ve yol tutuşunu artıran bir sistemdir. Amortisörler ve yaylar bu sistemin en bilinen parçalarıdır ve aracın altında, tekerleklerin çevresinde bulunurlar. Karoseri gibi aracın dış kabuğunu oluşturmazlar.
Sonuç olarak, soru bir otomobilin dış gövdesini tanımlamaktadır ve bu tanıma uyan tek teknik terim "Karoseri"dir. Diğer seçenekler ise aracın motor, güç aktarma ve yürüyen aksam gibi iç mekanik sistemlerine ait parçalardır. Bu temel ayrımı bilmek, ehliyet sınavındaki motor bilgisi soruları için oldukça önemlidir.
Soru 44 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru cevap b) seçeneğidir. Bu sembol, bir yay veya sarmal (rezistans) şeklindedir ve ısıtma (kızdırma) bujisi ikaz ışığıdır. Dizel motorlar, benzili motorlar gibi bujilerle ateşleme yapmaz; bunun yerine havayı yüksek basınçla sıkıştırarak aşırı derecede ısıtır ve bu sıcak havanın içine püskürtülen yakıtın kendiliğinden alev almasıyla çalışır. Soğuk havalarda motorun ilk çalıştırılması sırasında silindir içindeki havayı yeterli sıcaklığa getirmek zor olduğundan, ısıtma bujileri devreye girerek yanma odasını önceden ısıtır ve motorun kolayca çalışmasını sağlar. Bu ışık yandığında, bujilerin ısıtma yaptığını ve motoru çalıştırmak için bu ışığın sönmesini beklemeniz gerektiğini anlarsınız.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) seçeneği: Bu sembol, arka cam rezistansı ikaz ışığıdır. Genellikle kış aylarında veya yağmurlu havalarda arka camda oluşan buğuyu veya donmayı çözmek için kullanılır. Bu düğmeye basıldığında, arka camdaki ince teller ısınır ve camın görüşünü netleştirir. Motorun çalışması veya ısıtma bujileri ile hiçbir ilgisi yoktur.
- c) seçeneği: Bu sembol, park freni (el freni) ikaz ışığıdır. El freni çekili olduğunda veya fren sisteminde (örneğin fren hidroliği seviyesinin düşmesi gibi) bir arıza olduğunda yanar. Sürücüyü, el frenini indirmesi veya fren sistemini kontrol ettirmesi gerektiği konusunda uyarır. Isıtma bujileriyle bir bağlantısı bulunmamaktadır.
- d) seçeneği: Bu sembol, evrensel olarak bilinen düşük yakıt seviyesi ikaz ışığıdır. Aracın yakıt deposundaki yakıtın azaldığını ve en kısa sürede yakıt alınması gerektiğini bildirir. Tüm araçlarda (benzinli, dizel, LPG) bulunan standart bir uyarıdır ve motorun ön ısıtma sistemiyle ilgili değildir.
Özetle, sarmal şeklindeki ikaz ışığı sadece dizel motorlu araçlarda bulunur ve motor soğukken kontak açıldığında yanar. Bu ışık, ısıtma bujilerinin silindirleri motorun çalışması için uygun sıcaklığa getirdiğini gösterir. Işık söndükten sonra marşa basılması, motorun daha kolay çalışmasını sağlar ve motoru korur.
Soru 45 |
Hırçınlık | |
Bencillik | |
Sorumluluk | |
Hoşnutsuzluk |
Bu soruda, bir sürücünün ailesi yanındayken hız yaparak onların hayatını tehlikeye atmasının, trafikteki hangi temel değeri ihlal ettiği sorulmaktadır. Sürücünün bu davranışı, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda taşıdığı yolculara karşı ahlaki bir görevi yerine getirmemesi anlamına gelir. Şimdi doğru cevabı ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim.
Doğru Cevap: c) Sorumluluk
Doğru cevabın "Sorumluluk" olmasının sebebi, sürücülüğün temelinde yatan en önemli değerlerden birinin bu olmasıdır. Sorumluluk, bir kişinin kendi davranışlarının sonuçlarını üstlenmesi ve başkalarına karşı olan görevlerini bilerek hareket etmesidir. Bu sorudaki sürücü, direksiyon başına geçtiği andan itibaren hem kendi can güvenliğinden hem de aracındaki yolcuların (özellikle ailesinin) can güvenliğinden birinci derecede sorumludur. Hız limitlerini aşarak bu güvenliği tehlikeye atması, en temel sorumluluğunu göz ardı ettiğini gösterir.
Sürücü, bu hareketiyle "Güvenli bir şekilde yolculuk yapmalarını sağlama" görevini yerine getirmemiş olur. Trafik kuralları, sürücülerin bu sorumluluklarını yerine getirmelerine yardımcı olmak için konulmuştur. Kurallara uymamak ve sevdiklerinin hayatını riske atmak, doğrudan bir sorumluluk ihlalidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Hırçınlık: Hırçınlık, trafikte ani ve agresif davranışlar sergilemek, diğer sürücülere öfkeyle tepki vermek gibi durumları ifade eder. Sürücü hız yaparken hırçın olabilir ama sorunun özü bu değildir. Soru, sürücünün davranışının ailesine olan etkisine odaklanmıştır. Hız yapmak her zaman hırçınlıktan kaynaklanmaz; bu nedenle bu seçenek, durumu tam olarak açıklamaz.
- b) Bencillik: Bencillik, kişinin sadece kendi istek ve çıkarlarını düşünmesidir. Hız yapan sürücünün bu davranışı şüphesiz bencilce bir eylemdir, çünkü kendi aceleciliğini veya zevkini ailesinin güvenliğinin önüne koymaktadır. Ancak "sorumluluk", bu durumu daha kapsayıcı ve doğru bir şekilde tanımlar. Sorumluluk, kişinin başkalarına karşı olan görevlerini içerirken, bencillik daha çok eylemin arkasındaki motivasyonu açıklar. Trafik etiği bağlamında, hiçe sayılan temel değer "sorumluluk"tur.
- d) Hoşnutsuzluk: Hoşnutsuzluk, bir durumdan memnun olmama halidir. Bir sürücü trafikten veya başka bir şeyden hoşnutsuz olduğu için hız yapabilir. Fakat bu, sürücünün ruh halini anlatan bir kelimedir; trafikte ihlal ettiği bir değeri değil. Ailesinin canını tehlikeye atması, onun hoşnutsuz olmasından değil, sorumluluklarını yerine getirmemesinden kaynaklanan bir sonuçtur.
Kısacası, bir sürücünün aracındaki yolcuların güvenliğini sağlamak en temel görevi, yani sorumluluğudur. Hız yaparak bu güvenliği riske atmak, bu temel değeri hiçe saymaktır.
Soru 46 |
Mizaç | |
Beden dili | |
Trafik adabı | |
Konuşma üslubu |
- Denetim ve ceza korkusu olmadan uymak: Bu, kurallara dış bir zorlama (polis, ceza) olmadığı için değil, içselleştirildiği ve doğru olduğu için uyulduğunu gösterir.
- Yazılı olmayan kurallar: Trafik kanunlarında belirtilmeyen ancak sürücülerin birbirine gösterdiği nezaket ve saygı kurallarını ifade eder. Örneğin, sıkışık trafikte fermuar sistemiyle birleşmek yazılı bir kural olmasa da bir nezaket kuralıdır.
- Karşılıklı anlayış ve empati: Diğer sürücülerin veya yayaların durumunu anlamaya çalışmak, onların yerine kendini koyabilmektir. Örneğin, acemi bir sürücünün panik yapabileceğini düşünerek ona korna çalmak yerine sabır göstermek empati gerektirir.
- Alışkanlık haline getirme: Bu davranışların bir defalık değil, sürücünün karakterinin bir parçası haline gelmesidir.
Bu unsurları bir araya getirdiğimizde, tanımın doğrudan trafik adabını açıkladığını görürüz.
Doğru Cevap Neden c) Trafik adabı?
Trafik adabı, yasal zorunlulukların ve yazılı kuralların ötesine geçen bir kavramdır. Sürücülerin trafikteki diğer paydaşlara (diğer sürücüler, yayalar, yolcular) karşı sorumlu, saygılı, sabırlı ve yardımsever olmasını içeren bir davranışlar bütünüdür. Sorudaki tanım, ceza korkusu olmadan, empati kurarak ve yazılı olmayan nezaket kurallarına uyarak trafikte var olmayı anlattığı için trafik adabı kavramını eksiksiz bir şekilde karşılamaktadır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- Mizaç: Mizaç, bir kişinin doğuştan gelen huy veya karakter özellikleridir. Örneğin, bir kişinin sakin veya sinirli olması onun mizacıyla ilgilidir. Trafik adabı ise sonradan öğrenilen ve geliştirilen bir davranış biçimidir. Sakin mizaçlı bir kişi trafik adabına daha kolay uyum sağlayabilir ancak mizaç, tanımın kendisi değildir.
- Beden dili: Beden dili, sözsüz iletişim kurma yöntemidir; el, kol hareketleri, mimikler gibi unsurları içerir. Trafikte teşekkür etmek için el kaldırmak bir beden dili örneğidir ancak bu, soruda verilen geniş ve kapsamlı tanımın (empati, içselleştirme, yazılı olmayan kurallar) sadece çok küçük bir parçasıdır.
- Konuşma üslubu: Bu, bir kişinin konuşurken seçtiği kelimeler ve ses tonudur. Trafikteki davranışlarla doğrudan bir ilgisi yoktur. Ancak trafik adabına sahip olmayan bir sürücü, olası bir anlaşmazlıkta kötü bir konuşma üslubu kullanabilir. Bu bir sonuçtur, tanımın kendisi değildir.
Sonuç olarak, soruda tanımı yapılan kavram, sürücülerin yasal zorunlulukların ötesinde, birbirlerine karşı saygılı, sabırlı ve anlayışlı olmalarını ifade eden trafik adabıdır.
Soru 47 |
Kabalık | |
Hırçınlık | |
Bencillik | |
Sorumluluk |
Bu soruda, bir sürücünün trafikteki eylemlerinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini önceden hesaba katarak davranmasının hangi temel değeri yansıttığı sorulmaktadır. Sorunun kilit noktası "sonuçlarını düşünerek hareket etme" ifadesidir. Bu ifade, bilinçli, öngörülü ve başkalarını dikkate alan bir sürüş tarzını tanımlar.
Doğru Cevap: d) Sorumluluk
Doğru cevabın sorumluluk olmasının sebebi, bu değerin tanımıyla doğrudan örtüşmesidir. Sorumluluk, bir kişinin kendi davranışlarının ve bu davranışların yol açtığı sonuçların hesabını verebilmesi, bu sonuçları üstlenmesi demektir. Trafikte sorumlu bir sürücü, yapacağı bir manevranın (örneğin ani bir fren, hızlı bir şerit değiştirme veya hatalı sollama) sadece kendisini değil, diğer sürücüleri, yayaları ve yolcuları nasıl etkileyeceğini düşünür ve ona göre hareket eder. Bu nedenle, sonuçları düşünmek, sorumluluk bilincinin en temel göstergesidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Kabalık: Kabalık, başkalarına karşı saygısız ve düşüncesiz davranışlarda bulunmaktır. Kornayı gereksiz yere çalmak, sıkıştırmak veya el kol hareketleri yapmak kaba davranışlardır. Bu davranışlar, sonuçları düşünmekten çok, anlık bir düşüncesizliğin veya umursamazlığın ürünüdür. Dolayısıyla sorudaki tanımın tam tersidir.
- b) Hırçınlık: Hırçınlık veya agresiflik, trafikte öfkeli, sabırsız ve saldırgan tutumlar sergilemektir. Sürekli selektör yapmak, yakın takip (tampona yapışmak) veya başkalarıyla yarışmak hırçın davranışlardır. Bu sürücüler, eylemlerinin tehlikeli sonuçlarını düşünmek yerine anlık öfkeleriyle hareket ederler.
- c) Bencillik: Bencillik, sadece kendi çıkarını ve rahatını düşünmek, başkalarının haklarını ve ihtiyaçlarını görmezden gelmektir. "Yol benim hakkım" diyerek kimseye yol vermeyen, park edilmemesi gereken bir yere aracını bırakarak başkalarını zor durumda bırakan sürücü bencil davranmaktadır. Bencil bir sürücü, davranışlarının başkaları üzerindeki olumsuz sonuçlarını önemsemez.
Özetle, bir sürücünün "Eğer bu hızla gidersem virajı alamayabilirim" veya "Bu aracı şimdi sollarsam karşıdan gelene çarpabilirim" gibi düşüncelerle hareket etmesi, hem kendi can güvenliği hem de trafikteki diğer insanların can güvenliği için sorumluluk taşıdığını gösteren en net davranıştır.
Soru 48 |
Trafik içinde hatalı davranış sergileyen sürücülerin uyarılmaması gerektiğini | |
Bir toplumdaki kişilerin birbirlerine karşı davranışlarıyla trafik ortamındaki davranışlarının farklı olduğunu | |
Öfkeli araç kullanmaya eğilimli olmak ile saldırgan sürücülük davranışlarının birbirleriyle ilişkili olmadığını | |
Trafik kurallarının kişiler tarafından ve her koşulda güvenliği sağlamak amacıyla uygulanıp uygulanmayacağını |
Neden D Seçeneği Doğru?
Doğru cevap olan d) seçeneği, trafik adabının temel işlevini mükemmel bir şekilde açıklamaktadır. Trafik kuralları (örneğin kırmızı ışıkta durmak, hız limitine uymak) herkese bellidir. Ancak bir sürücünün bu kuralları gece yarısı kimsenin olmadığı bir yolda veya bir polis görmediğinde bile uygulayıp uygulamayacağı, onun trafik adabına sahip olup olmamasına bağlıdır. Trafik adabına sahip bir sürücü, cezadan korktuğu için değil, güvenliğin her şeyden önemli olduğunu bildiği ve topluma karşı sorumluluk hissettiği için kurallara her koşulda uyar. Dolayısıyla trafik adabı, kuralların kişisel bir sorumlulukla ve güvenlik amacıyla uygulanıp uygulanmayacağını belirler.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Trafik içinde hatalı davranış sergileyen sürücülerin uyarılmaması gerektiğini: Bu ifade trafik adabıyla tamamen çelişir. Trafik adabı, başkalarını tehlikeye atmayacak şekilde, nazikçe ve yapıcı bir dille (örneğin korna yerine kısa bir selektörle) uyarmayı teşvik eder. Hataları görmezden gelmek, hem güvenlik açığı yaratır hem de bir sorumluluktan kaçınmaktır. Bu yüzden bu seçenek yanlıştır.
- b) Bir toplumdaki kişilerin birbirlerine karşı davranışlarıyla trafik ortamındaki davranışlarının farklı olduğunu: Trafik adabı, tam tersine, bir kişinin toplum içindeki saygılı ve olumlu davranışlarını trafik ortamına da taşıması gerektiğini savunur. İyi bir insan, iyi bir sürücü olmalıdır ilkesine dayanır. Bu seçenek, trafik adabının çözmeye çalıştığı bir sorunu, adabın bir ilkesiymiş gibi sunduğu için yanlıştır.
- c) Öfkeli araç kullanmaya eğilimli olmak ile saldırgan sürücülük davranışlarının birbirleriyle ilişkili olmadığını: Bu ifade hem psikolojik olarak hem de trafik adabı açısından yanlıştır. Öfke kontrolü, trafik adabının en önemli unsurlarından biridir. Öfke, doğrudan saldırgan sürücülük davranışlarına (yakın takip, makas atma, sürekli korna çalma) yol açar. Bu ikisi arasında çok güçlü bir ilişki vardır ve trafik adabı bu ilişkinin tehlikelerinin farkında olmayı gerektirir.
Özetle, trafik adabı, sürücünün trafik kurallarını bir zorunluluk olarak değil, ortak güvenliği sağlamak için benimsenmiş bir sorumluluk olarak görmesini sağlar. Bu nedenle, kuralların her koşulda uygulanıp uygulanmayacağını belirleyen en önemli faktör sürücünün sahip olduğu trafik adabıdır.
Soru 49 |
Trafik kültüründe birbirini uyarma | |
Kendini eleştirme | |
Yardımlaşma | |
İnatlaşma |
Bu soruda, trafikte karşılaşılan bir problemin çözümünde sürücülerin birbirlerine karşı sergilediği olumlu bir davranışın hangi temel değere karşılık geldiği sorgulanmaktadır. Sorunun özü, zor durumda olan bir kişiye, bu konuda daha bilgili ve yetenekli başka bir kişinin karşılık beklemeden destek olmasıdır. Bu durum, trafikteki sosyal ilişkilerin ve ahlaki sorumlulukların önemini vurgular.
Doğru Cevap: c) Yardımlaşma
Doğru cevabın "Yardımlaşma" olmasının sebebi, sorudaki senaryonun bu kavramı tam olarak tanımlamasıdır. Yardımlaşma, bir bireyin zorluk yaşayan başka bir bireye, kendi imkanlarını ve becerilerini kullanarak destek olması, onun sorununu çözmesine yardımcı olmasıdır. Soruda, zincir takmak gibi teknik bir konuda zorlanan sürücüye, bu işi bilen başka bir sürücünün yardım eli uzatması, trafikteki dayanışma ve yardımlaşma ruhunun en güzel örneklerinden biridir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Trafik kültüründe birbirini uyarma: Uyarma, genellikle bir tehlikeyi veya bir hatayı bildirmek amacıyla yapılır. Örneğin, bir aracın farlarının açık unutulduğunu veya lastiğinin inik olduğunu fark edip sürücüyü ikaz etmek bir uyarıdır. Sorudaki olay ise bir uyarıdan çok daha fazlasını, yani aktif olarak sorunu çözmeye yönelik fiziksel bir eylemi içermektedir. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
- b) Kendini eleştirme: Kendini eleştirme, kişinin kendi yaptığı bir hatayı veya eksiği fark edip bunu kabullenmesidir. Sorudaki senaryoda zincir takamayan sürücü "keşke bunu daha önce öğrenseydim" diye düşünebilir, ancak olay iki sürücü arasında geçen bir etkileşimi anlatmaktadır. Diğer sürücünün davranışı, bir başkasına yönelik olduğu için kendini eleştirme kavramıyla ilgili değildir.
- d) İnatlaşma: İnatlaşma, trafikte son derece olumsuz bir davranıştır ve genellikle bir anlaşmazlık durumunda tarafların kendi istediğinde diretmesi, geri adım atmaması anlamına gelir. Örneğin, dar bir yolda iki sürücünün de birbirine yol vermemek için beklemesi bir inatlaşmadır. Sorudaki olay ise bunun tam tersi, uzlaşmacı ve yardımsever bir tutumu göstermektedir.
Özetle, bu soru trafikte sadece kurallara uymanın değil, aynı zamanda insani değerlere sahip olmanın da ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Zor durumda kalmış birine yardım etmek, trafik ortamını daha güvenli, huzurlu ve insancıl bir hale getiren yardımlaşma değerinin bir parçasıdır.
Soru 50 |
Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
Öncüllerin Detaylı Analizi
- I. Dikkatin dağılması: Öfke, çok güçlü ve zihni meşgul eden bir duygudur. Sürücü öfkelendiğinde, düşünceleri öfkesinin kaynağına (örneğin, kendisine hatalı sollama yapan araca veya trafikteki bir tartışmaya) odaklanır. Bu durum, sürücünün asıl görevi olan yolu, trafik işaretlerini, yayaları ve diğer araçları takip etme yeteneğini zayıflatır. Dolayısıyla, öfkeli bir sürücünün dikkati dağılır ve çevresindeki tehlikeleri fark etme olasılığı azalır. Bu ifade doğrudur.
- II. Kural ihlallerinin artması: Öfke, mantıklı düşünme ve kendini kontrol etme mekanizmasını olumsuz etkiler. Öfkeli sürücüler daha aceleci, agresif ve risk almaya yatkın hale gelirler. Bu ruh hali, onları normalde yapmayacakları kural ihlallerine iter. Örneğin, hız limitini aşma, ani ve tehlikeli şerit değiştirme, yakın takip (tampona yapışma) veya diğer sürücülere karşı misilleme yapma gibi davranışlar sergileyebilirler. Bu nedenle, öfkeli sürücülerde kural ihlalleri artar. Bu ifade de doğrudur.
- III. Sabırsızlık ve tahammülsüzlüğün azalması: Bu ifade, öfkeli bir sürücünün davranışının tam tersini anlatmaktadır. Öfke duygusu, kişinin sabrını ve toleransını azaltmaz, tam tersine artırır. Öfkeli bir sürücü, trafikteki en küçük bir yavaşlamaya veya bir başka sürücünün yaptığı basit bir hataya bile aşırı tepki gösterir. Yani, sabırsızlığı ve tahammülsüzlüğü en üst seviyeye çıkar. Bu ifadedeki "azalması" kelimesi onu yanlış kılmaktadır.
Seçeneklerin Değerlendirilmesi
- a) Yalnız I: Bu seçenek eksiktir. Çünkü öfkeli sürücülerde dikkatin dağılmasının yanı sıra kural ihlallerinde de artış gözlemlenir. Bu yüzden sadece I. öncülü kabul etmek yeterli değildir.
- b) I ve II: Bu seçenek, analiz ettiğimiz doğru sonuçları içermektedir. Öfkeli bir sürücüde hem dikkatin dağılması (I) hem de kural ihlallerinin artması (II) sıkça görülen tehlikeli durumlardır. Bu nedenle bu seçenek doğrudur.
- c) II ve III: Bu seçenek, yanlış olan III. öncülü ("Sabırsızlık ve tahammülsüzlüğün azalması") içerdiği için hatalıdır. Öfke, sabırsızlığı artırır, azaltmaz.
- d) I, II ve III: Bu seçenek de yine yanlış olan III. öncülü içerdiği için hatalıdır. Bir seçenekteki ifadelerden bir tanesinin bile yanlış olması, o seçeneği tamamen yanlış yapar.
Sonuç olarak; trafikte öfkelenen bir sürücüde, dikkat dağınıklığı ve kural ihlallerinde artış görülme olasılığı diğer sürücülere göre çok daha yüksektir. Sabırsızlık ve tahammülsüzlük ise azalmak yerine tam tersine artar. Bu nedenle doğru cevap I ve II'yi içeren b) şıkkıdır.
|
0/50 |







