%%PUAN%%
%%SONUC%%
Doğru Sayısı: %%SCORE%%
Yanlış Sayısı: %%WRONG_ANSWERS%%
Soru 1
Aşağıdakilerden hangisi atardamar kanamasındaki kanın özelliklerindendir?
A
Yavaş akması
B
Kısa sürede pıhtılaşması
C
Çok hafif olup sızarak akması
D
Açık kırmızı renkte olması ve fışkırarak akması
1 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, vücutta meydana gelen kanama türlerinden biri olan atardamar kanamasının kendine has, ayırt edici özelliklerinin ne olduğu sorulmaktadır. İlk yardım bilgisi açısından kanamanın türünü (atardamar, toplardamar, kılcal damar) doğru tespit etmek, yapılacak müdahalenin etkinliği için hayati önem taşır. Bu nedenle her kanama türünün özelliklerini bilmek gerekir.

Doğru cevap d) Açık kırmızı renkte olması ve fışkırarak akması seçeneğidir. Bunun iki temel nedeni vardır. Birincisi, atardamarlar kalpten pompalanan ve oksijen açısından zengin olan "temiz" kanı vücuda dağıtır. Oksijenle dolu kanın rengi parlak ve açık kırmızıdır. Bu, atardamar kanamasını diğerlerinden ayıran en belirgin renk özelliğidir.

İkinci neden ise kanın akış şeklidir. Atardamarlardaki kan, doğrudan kalbin güçlü pompalama basıncı altındadır. Bu yüksek basınç nedeniyle, kan damardan dışarı çıkarken yavaşça sızmaz veya akmaz; tam tersine, kalp atışlarıyla uyumlu bir ritimde, kesik kesik ve fışkırarak akar. Bu, en tehlikeli kanama türü olmasının sebebidir, çünkü kısa sürede çok ciddi kan kaybına yol açabilir.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Yavaş akması: Bu özellik, toplardamar (venöz) kanamasına aittir. Toplardamarlar, vücuttan toplanan kirli (oksijeni az) kanı kalbe geri getirdiği için içlerindeki basınç daha düşüktür. Bu nedenle kanama, fışkırmak yerine yaranın dışına yayılarak ve sürekli bir şekilde daha yavaş akar. Rengi de koyu kırmızıdır.
  • b) Kısa sürede pıhtılaşması: Atardamar kanaması, yüksek basınç ve hızlı akış nedeniyle durdurulması en zor ve en geç pıhtılaşan kanama türüdür. Kısa sürede pıhtılaşma genellikle en hafif kanama olan kılcal damar kanamalarında görülür. Vücudun doğal pıhtılaşma mekanizması, atardamarın basıncına karşı koymakta zorlanır.
  • c) Çok hafif olup sızarak akması: Bu tanım, en yüzeysel ve en az tehlikeli kanama olan kılcal damar (kapiller) kanamasını ifade eder. Kılcal damarlar çok ince olduğu için kan, küçük kabarcıklar halinde veya hafif bir sızıntı şeklinde akar. Günlük hayattaki basit sıyrıklar bu tür kanamalara örnektir.

Özetle, ehliyet sınavında ve gerçek hayatta kanamaları ayırt etmek için şu üç temel özelliği aklınızda tutmalısınız:

  1. Atardamar Kanaması: Açık kırmızı renkte, kalp atışıyla uyumlu ve fışkırır tarzda.
  2. Toplardamar Kanaması: Koyu kırmızı renkte, sürekli ve yayılarak akar.
  3. Kılcal Damar Kanaması: Sızıntı veya küçük kabarcıklar şeklinde, en hafif kanama.
Soru 2
Aşağıdakilerden hangisi, kısmi tıkanıklık yaşayan kazazedeye yapılacak ilk yardım uygulamalarından biri değildir?
A
Öksürmesi engellenir.
B
Gevşemiş takma dişleri varsa çıkarılır.
C
Morarma saptanırsa derhal girişimde bulunulur.
D
Durumu kötüye gidiyorsa tam tıkanmada tercih edilen uygulamalara başlanır.
2 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, solunum yoluna yabancı bir cisim kaçması sonucu **kısmi tıkanıklık** yaşayan bir kişiye yapılması gereken ilk yardım uygulamaları arasından, hangisinin **yanlış** olduğu sorulmaktadır. Kısmi tıkanıklığın ne olduğunu ve bu durumda ne yapılması gerektiğini anlamak, doğru cevabı bulmak için kilit noktadır.

Kısmi tıkanıklık, soluk borusuna kaçan yabancı bir cismin hava yolunu tam olarak kapatmadığı durumdur. Bu durumda kazazede nefes alabilir, konuşabilir ve en önemlisi öksürebilir. Öksürük, vücudun yabancı cismi dışarı atmak için kullandığı en güçlü ve doğal savunma mekanizmasıdır. Bu nedenle, kısmi tıkanıklık yaşayan bir kişiye yapılacak en doğru ilk yardım, onu öksürmeye teşvik etmektir.

Şimdi seçenekleri bu bilgiler ışığında inceleyelim:

a) Öksürmesi engellenir.

Bu ifade, kısmi tıkanıklıkta yapılması gerekenin tam tersidir ve bu yüzden sorunun doğru cevabıdır. Kazazedenin öksürmesi, hava yolundaki cismi çıkarması için en etkili yöntemdir. Öksürüğü engellemek, sırtına vurmak gibi müdahaleler, cismin daha derine kaçmasına veya hava yolunu tam tıkamasına neden olabilir. Bu nedenle, kişi kendi kendine öksürebildiği sürece ona dokunulmaz ve sadece öksürmeye devam etmesi söylenir.

Diğer Seçeneklerin Analizi
  • b) Gevşemiş takma dişleri varsa çıkarılır.

    Bu doğru bir uygulamadır. Kazazedenin ağzındaki gevşek takma dişler, öksürme veya olası bir müdahale sırasında yerinden çıkarak soluk borusunu tıkayabilir. Bu ikincil bir boğulma riskine yol açacağı için, eğer kolaysa ve bilinci yerindeyse, takma dişlerin çıkarılması önlem amaçlı doğru bir adımdır.

  • c) Morarma saptanırsa derhal girişimde bulunulur.

    Bu da doğru bir uygulamadır. Dudaklarda, yüzde veya tırnaklarda morarma (siyanoz), vücuda yeterli oksijen gitmediğinin en önemli belirtisidir. Bu, kısmi tıkanıklığın artık tam tıkanıklığa dönüştüğünü veya durumun ciddileştiğini gösterir. Böyle bir durumda beklemek yerine derhal Heimlich manevrası gibi tam tıkanıklık müdahalelerine başlanmalıdır.

  • d) Durumu kötüye gidiyorsa tam tıkanmada tercih edilen uygulamalara başlanır.

    Bu ifade de doğrudur ve bir önceki seçenekle bağlantılıdır. Eğer kazazedenin öksürüğü zayıflar, nefes alması güçleşir, ses çıkaramaz hale gelir veya morarma başlarsa, bu durumun kötüleştiği anlamına gelir. Bu noktada, kısmi tıkanıklık durumu sona ermiş ve tam tıkanıklık başlamıştır. Dolayısıyla, Heimlich manevrası (karına bası uygulama) gibi tam tıkanıklık yöntemlerine geçilmesi gerekir.

Özetle: Kısmi tıkanıklıkta temel kural "dokunma, öksürmeye teşvik et" şeklindedir. Öksürüğü engellemek, yapılacak en büyük hatalardan biridir. Diğer seçenekler ise durumun kötüleşme ihtimaline karşı alınacak doğru önlemleri ve müdahaleleri belirtmektedir.

Soru 3
Aşağıdakilerden hangisi burkulmalarda uygulanan ilk yardım ilkeleri arasında yer alır?
A
Burkulan bölgeye masaj yapılması
B
Burkulan bölgenin sürekli hareket ettirilmesi
C
Burkulan bölgeye sıcak uygulama yapılması
D
Şişliği azaltmak için burkulan bölgenin yukarı kaldırılması
3 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir eklem burkulması durumunda yapılması gereken doğru ilk yardım uygulamasının ne olduğu sorulmaktadır. Burkulma, eklem bağlarının anlık bir zorlanma ile gerilmesi, kısmen yırtılması veya kopmasıdır. İlk yardımın temel amacı, hasarın artmasını önlemek, ağrıyı ve şişliği kontrol altına alarak iyileşme sürecini desteklemektir.

Doğru cevap olan "d) Şişliği azaltmak için burkulan bölgenin yukarı kaldırılması" seçeneği, burkulmalarda uygulanan en temel ve etkili ilkelerden biridir. Burkulan bölge (örneğin ayak bileği) kalp seviyesinden daha yukarıda tutulduğunda, yer çekiminin etkisiyle bölgede biriken kan ve doku sıvısının vücuda geri dönüşü kolaylaşır. Bu durum, şişliğin (ödem) artmasını engeller ve mevcut şişliğin azalmasına yardımcı olur, bu da ağrıyı hafifletir ve iyileşmeyi hızlandırır.

Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:

  • a) Burkulan bölgeye masaj yapılması: Bu uygulama kesinlikle yanlıştır. Burkulma sırasında bölgedeki küçük kan damarları ve hassas bağ dokuları zaten hasar görmüştür. Masaj yapmak, bu hasarlı damarların daha fazla kanamasına, şişliğin ve morarmanın artmasına neden olur. Ayrıca ağrıyı şiddetlendirerek iyileşme sürecini olumsuz etkiler.
  • b) Burkulan bölgenin sürekli hareket ettirilmesi: Bu da hatalı bir uygulamadır. Burkulan eklemin dinlendirilmesi ve hareketsiz bırakılması gerekir. Sürekli hareket ettirmek, gerilmiş veya yırtılmış olan eklem bağlarının daha fazla hasar görmesine yol açar. Doğru olan, eklemi dinlendirerek (istirahat) bağların kendini onarmasına izin vermektir.
  • c) Burkulan bölgeye sıcak uygulama yapılması: İlk yardım anında sıcak uygulama yapmak çok tehlikelidir. Sıcak, kan damarlarının genişlemesine (vazodilatasyon) neden olur ve bölgeye olan kan akışını artırır. Bu durum, iç kanamayı ve şişliği ciddi şekilde artırır. Burkulmalarda ilk 24-48 saat boyunca yapılması gereken, tam tersi olan soğuk uygulamadır (buz). Soğuk, damarları büzerek kanamayı ve şişliği kontrol altına alır.

Özetle, burkulmalarda doğru ilk yardım uygulaması genellikle uluslararası kabul görmüş şu adımları içerir: bölgeyi dinlendirmek, şişliği kontrol etmek için soğuk uygulama (buz) yapmak, bandaj ile hafifçe sarmak ve şişliği azaltmak için kalp seviyesinden yukarı kaldırmak. Bu nedenle, soruda verilen seçenekler arasında en doğru ve temel ilke (d) şıkkında belirtilmiştir.

Soru 4
Alkol en çok beyin hücrelerini etkilemekte ve merkezi sinir sisteminde olumsuz etki yapmaktadır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi bu durumun sonuçlarındandır?
A
Karar verme ve kendini kontrol edebilme yeteneğinin azalması
B
Yollarda tehdit unsuru oluşumunun azalması
C
Kaza yapma riskinin azalması
D
Sürüş yeteneğinin artması
4 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, alkolün beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindeki olumsuz etkilerinin, sürücülük davranışlarına nasıl yansıdığı sorulmaktadır. Sorunun kökünde verilen bilgi, alkolün sinir sistemini yavaşlatan ve işlevlerini bozan bir madde olduğudur. Bu temel bilgiden yola çıkarak seçenekleri değerlendirmemiz gerekir.

Doğru Cevap: a) Karar verme ve kendini kontrol edebilme yeteneğinin azalması

Alkol, beyin fonksiyonlarını doğrudan baskılar. Özellikle beynin mantıklı düşünme, muhakeme yapma ve dürtüleri kontrol etmeden sorumlu olan ön lob (frontal lob) bölgesi bu durumdan ciddi şekilde etkilenir. Bunun sonucunda sürücü, riskleri doğru değerlendiremez, tehlikeli manevralar yapmaya daha yatkın olur ve kendine olan sahte bir güvenle hareket edebilir. Kısacası, alkol hem doğru karar verme yetisini hem de kendini kontrol etme mekanizmasını zayıflatır. Bu nedenle a seçeneği, alkolün merkezi sinir sistemi üzerindeki olumsuz etkilerinin doğrudan bir sonucudur.

Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:

  • b) Yollarda tehdit unsuru oluşumunun azalması: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Karar verme yeteneği ve kontrolü zayıflamış bir sürücü, yoldaki diğer sürücüler ve yayalar için bir tehdit unsurunun azalması değil, tam aksine artması anlamına gelir. Alkol almış bir sürücü, yolları daha tehlikeli hale getirir.
  • c) Kaza yapma riskinin azalması: Bu da yanlış bir ifadedir. Alkol, reflekslerin yavaşlamasına, koordinasyonun bozulmasına ve tehlikeleri algılama süresinin uzamasına neden olur. Tüm bu olumsuz etkiler, sürücünün kaza yapma riskini ciddi oranda artırır, azaltmaz.
  • d) Sürüş yeteneğinin artması: Bu seçenek, soruda verilen temel bilgiyle doğrudan çelişmektedir. Alkolün merkezi sinir sistemi üzerinde "olumsuz etki" yaptığı belirtilmiştir. Olumsuz bir etki, yetenekleri artırmaz, tam tersine köreltir. Alkol, güvenli sürüş için gerekli olan tüm zihinsel ve fiziksel yetenekleri azaltır.

Özetle, alkol beyin fonksiyonlarını yavaşlatarak sürücünün muhakeme, karar verme ve kendini kontrol etme gibi en temel yeteneklerini elinden alır. Bu durum, sürücüyü ve trafikteki diğer herkesi büyük bir tehlikeye atan en önemli faktördür. Bu nedenle doğru cevap "a" seçeneğidir.

Soru 5
I. Spor ve iş kazaları II. Yüksek bir yerden düşme III. Otomobil ya da motosiklet kazaları Verilenlerden hangileri, kafatası ve omurga yaralanmalarının nedenlerindendir?
A
Yalnız I 
B
I ve II
C
II ve III 
D
I, II ve III
5 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, kafatası ve omurga yaralanmalarına yol açan temel nedenlerin neler olduğu sorgulanmaktadır. Kafatası ve omurga, sırasıyla beyni ve omuriliği koruyan hayati kemik yapılardır. Bu bölgelerdeki yaralanmalar felç veya ölüm gibi çok ciddi sonuçlara yol açabileceğinden, bu yaralanmalara neden olabilecek durumları bilmek ilk yardım ve trafik güvenliği açısından kritik öneme sahiptir.

Şimdi soruda verilen maddeleri tek tek inceleyelim:

  • I. Spor ve iş kazaları: Futbol, kayak, boks gibi temas ve yüksek hız içeren sporlarda alınan darbeler veya düşmeler, kafatası ve omurga yaralanmalarına neden olabilir. Benzer şekilde, inşaat gibi sektörlerde yaşanan iş kazaları, yüksekten düşme veya ağır bir cismin çarpması sonucu bu tür ciddi yaralanmalara yol açabilir. Dolayısıyla bu madde, kesinlikle bir nedendir.
  • II. Yüksek bir yerden düşme: Bir kişinin kendi boyunu aşan bir yükseklikten düşmesi, vücudun yere çarpmasıyla oluşan şok dalgasının omurgaya ve kafatasına ciddi hasar vermesiyle sonuçlanabilir. Özellikle merdivenden, balkondan veya bir yapıdan düşme vakaları, bu tür yaralanmaların en sık görüldüğü durumlardandır. Bu nedenle bu madde de önemli bir nedendir.
  • III. Otomobil ya da motosiklet kazaları: Trafik kazaları, kafatası ve omurga yaralanmalarının en başta gelen nedenlerindendir. Çarpışma anında vücudun ani bir şekilde savrulması, başın sert bir yüzeye çarpması veya özellikle emniyet kemeri takılı değilse araçtan fırlama gibi durumlar, bu hassas bölgelerde kırıklara ve ezilmelere yol açar. Bu madde de şüphesiz bir nedendir.

Doğru Cevabın Açıklaması

Doğru cevap D seçeneğidir (I, II ve III). Çünkü yukarıda açıkladığımız gibi, verilen üç durum da kafatası ve omurga yaralanmaları için yüksek risk taşıyan ve sıkça karşılaşılan nedenlerdir. Bir ilk yardımcı veya sürücü adayı olarak, bu üç senaryodan herhangi biriyle karşılaştığınızda, yaralıda potansiyel bir omurga veya kafa travması olduğunu varsaymalı ve onu kesinlikle hareket ettirmemelisiniz. Bu nedenle, sorunun doğru cevabı tüm maddeleri içeren seçenektir.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

Diğer seçenekler, doğru olan bazı nedenleri dışarıda bıraktıkları için eksik ve yanlıştır:

  • a) Yalnız I: Bu seçenek, yüksekten düşme ve trafik kazaları gibi çok önemli ve yaygın nedenleri göz ardı ettiği için yanlıştır.
  • b) I ve II: Bu seçenek, kafatası ve omurga yaralanmalarının en sık nedenlerinden biri olan otomobil ve motosiklet kazalarını içermediği için eksiktir.
  • c) II ve III: Bu seçenek de spor ve iş kazalarının bu tür yaralanmalara neden olabileceği gerçeğini dışarıda bıraktığı için tam bir cevap değildir.
Soru 6
Aşağıdakilerden hangisi solunum durmasına bağlı olarak dokuların oksijensiz kaldığını gösteren bir belirtidir?
A
Parmak uçları ve dudaklardan başlayıp yayılan morarma olması
B
Yüzün kızarması ve vücut sıcaklığının artması
C
Kişinin aktif ve huzursuz olması
D
Göz bebeklerinin küçülmesi
6 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir kişinin nefes alması tamamen durduğunda (solunum durması), vücudundaki dokuların oksijensiz kalması sonucu ortaya çıkan en belirgin fiziksel belirtinin ne olduğu sorulmaktadır. Vücudumuzun hayati fonksiyonlarını sürdürebilmesi için sürekli oksijene ihtiyacı vardır ve solunum durduğunda bu oksijen akışı kesilir. Bu durumun vücuttaki gözle görülür etkisini bilmek, ilk yardım açısından kritik öneme sahiptir.

Doğru Cevap: a) Parmak uçları ve dudaklardan başlayıp yayılan morarma olması

Bu seçeneğin doğru olmasının temel nedeni, kandaki oksijen seviyesinin düşmesiyle ortaya çıkan ve siyanoz olarak adlandırılan durumdur. Kanımızda oksijeni taşıyan hemoglobin maddesi, oksijenle birleştiğinde parlak kırmızı bir renk alır ve cildimize sağlıklı pembe rengini verir. Solunum durduğunda kana yeterli oksijen alınamaz, dolayısıyla kandaki oksijenle birleşmemiş hemoglobin miktarı artar. Oksijensiz kan ise koyu kırmızı-morumsu bir renktedir. Bu renk değişimi, derinin ince olduğu ve kan damarlarının yüzeye yakın olduğu bölgelerde, yani dudaklar, tırnak yatakları (parmak uçları), burun ucu ve kulak memelerinde ilk olarak belirginleşir. Bu morarma, dokuların oksijensiz kaldığının en net ve gözle görülür kanıtıdır.

Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması:

  • b) Yüzün kızarması ve vücut sıcaklığının artması: Bu belirtiler, genellikle vücutta kan damarlarının genişlediği durumları işaret eder. Örneğin, yüksek ateş, egzersiz, utanma veya bazı zehirlenme türlerinde (karbonmonoksit zehirlenmesinin ilk evreleri gibi) görülebilir. Solunum durmasında ise tam tersine, dolaşım sistemi de kısa sürede duracağından vücut soğumaya başlar ve kan akışı yavaşladığı için yüzde kızarma değil, solukluk ve ardından morarma görülür.
  • c) Kişinin aktif ve huzursuz olması: Aktiflik ve huzursuzluk, solunum zorluğunun veya vücuttaki oksijen seviyesinin hafifçe düşmeye başladığı (hipoksi) ilk anlarda görülebilir. Vücut, "hava açlığı" hissiyle panikleyerek tepki verebilir. Ancak soru, solunumun tamamen durduğu bir durumu sormaktadır. Solunum durduğunda beyne giden oksijen saniyeler içinde kesilir, kişi bilincini kaybeder ve hareketsiz (pasif) bir hale gelir; aktif ve huzursuz olamaz.
  • d) Göz bebeklerinin küçülmesi: Göz bebeklerinin tepkisi sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Göz bebeklerinin küçülmesi (miyozis) genellikle parlak ışığa maruz kalındığında veya bazı ilaçların (örneğin, opioidler) etkisiyle meydana gelir. Solunum durmasına bağlı olarak beyin oksijensiz kaldığında ise, beyin fonksiyonları ciddi şekilde bozulur. Bu ileri aşamada göz bebekleri genellikle büyür (midriyazis) ve ışığa tepki vermez hale gelir. Dolayısıyla, göz bebeklerinin küçülmesi beklenen bir belirti değildir; tam tersi bir durum yaşanır.
Soru 7
Yaralı taşımada sedye kullanımı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A
Sedye kullanımı her zaman tercih edilmelidir.
B
Sadece bacağı kırılanları yatırarak taşımak için tercih edilir.
C
Sadece zehirlenme vakalarının taşınmasında kullanılmalıdır.
D
Köprücük kemiği kırıklarında hastanın sedye ile taşınması hayati önem taşır.
7 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, ilk yardım sırasında yaralı bir kişiyi taşırken sedye kullanımının temel ve en doğru ilkesinin ne olduğu sorgulanmaktadır. İlk yardımda amaç, yaralıya zarar vermeden, mevcut durumunu kötüleştirmeden onu güvenli bir yere veya sağlık kuruluşuna ulaştırmaktır. Bu nedenle taşıma yöntemleri büyük önem taşır.

a) Sedye kullanımı her zaman tercih edilmelidir.

Bu seçenek doğrudur. Çünkü sedye, yaralıyı en güvenli, en sarsıntısız ve en stabil şekilde taşıma yöntemidir. Yaralının vücudunun düz bir pozisyonda kalmasını sağlayarak, özellikle omurga yaralanması şüphesi olan durumlarda felç gibi ikincil ve daha kötü yaralanmaların önüne geçer. İmkan varsa, yaralının ne tür bir yaralanması olursa olsun, onu hareket ettirmekten kaçınmak ve sedye ile taşımak en ideal ve güvenli yaklaşımdır. Bu nedenle "her zaman tercih edilmesi gereken" yöntem olarak kabul edilir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:

  1. b) Sadece bacağı kırılanları yatırarak taşımak için tercih edilir.

    Bu ifade yanlıştır çünkü "sadece" kelimesiyle kullanımı çok dar bir alana sıkıştırmaktadır. Sedye, bacak kırıklarının yanı sıra omurga yaralanmaları, kalça kırıkları, iç kanamalar, şok durumları veya bilinci kapalı olan tüm yaralılar için kullanılır. Dolayısıyla sedyenin kullanım alanı sadece bacak kırıkları ile sınırlı değildir.

  2. c) Sadece zehirlenme vakalarının taşınmasında kullanılmalıdır.

    Bu ifade de "sadece" kelimesi nedeniyle yanlıştır. Bilinci kapalı veya durumu ağır bir zehirlenme vakası sedye ile taşınabilir, ancak sedyenin asıl ve en yaygın kullanım alanı bu değildir. Sedyeler özellikle travma (kırık, ezilme, omurga hasarı vb.) geçiren hastalar için hayati öneme sahiptir. Bu seçenekte belirtilen durum, sedye kullanımının çok küçük bir kısmını oluşturur.

  3. d) Köprücük kemiği kırıklarında hastanın sedye ile taşınması hayati önem taşır.

    Bu ifade yanlıştır. Köprücük kemiği kırıklarında ilk yardım, genellikle kolun üçgen sargı bezi ile sabitlenmesi ve yaralının rahat edeceği bir pozisyonda, çoğunlukla oturur şekilde sağlık kuruluşuna götürülmesidir. Bu tür bir yaralanmada sedye kullanımı "hayati önem" taşımaz; yaralı genellikle yürüyebilir veya oturarak taşınabilir. Hayati önem taşıyan durumlar, omurga yaralanması şüphesi olan durumlardır.

Soru 8
Kazazedelerde görülen kırık ve ezilmeler hangi sistemi ilgilendiren bir konudur?
A
Hareket sistemini
B
Dolaşım sistemini
C
Sindirim sistemini
D
Boşaltım sistemini
8 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir trafik kazası sonrası yaralanan bir kişide (kazazede) görülen "kırık" ve "ezilme" gibi yaralanmaların, vücudumuzdaki hangi temel sistemle doğrudan ilişkili olduğu sorulmaktadır. Bu, ilk yardım bilgisinin temelini oluşturan bir konudur, çünkü yaralanmanın hangi sisteme ait olduğunu bilmek, doğru müdahaleyi yapmak için ilk adımdır.

Doğru Cevap: a) Hareket sistemini

Doğru cevabın neden Hareket Sistemi olduğunu açıklayalım. Hareket sistemi, vücudumuza şeklini veren, onu destekleyen ve hareket etmemizi sağlayan yapılar bütünüdür. Bu sistemin ana bileşenleri kemikler, kaslar, eklemler, tendonlar ve bağlardır. Soruda bahsedilen "kırık", doğrudan kemiklerin bütünlüğünün bozulması anlamına gelir. "Ezilme" ise genellikle kasların ve diğer yumuşak dokuların zarar görmesidir. Dolayısıyla, hem kırıklar hem de ezilmeler, hareket sistemini oluşturan temel yapıları doğrudan etkileyen yaralanmalardır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • b) Dolaşım sistemi: Dolaşım sistemi kalp, kan ve damarlardan oluşur ve vücutta kanın pompalanmasından sorumludur. Büyük bir kırık damarlara zarar verip kanamaya (iç veya dış kanama) neden olabilir ve bu durum dolaşım sistemini etkileyebilir. Ancak kırığın kendisi, dolaşım sisteminin bir parçasına değil, hareket sisteminin bir parçası olan kemiğe verilen bir hasardır. Soru, yaralanmanın hangi sistemi ilgilendirdiğini sorduğu için, birincil olarak etkilenen sistem hareket sistemidir.

  • c) Sindirim sistemi: Sindirim sistemi; mide, bağırsaklar gibi organlardan oluşur ve yiyeceklerin sindirilerek enerjiye dönüştürülmesinden sorumludur. Kırık ve ezilmelerin sindirim sistemiyle doğrudan bir ilgisi yoktur. Ancak karın bölgesine alınan şiddetli bir darbe sonucu iç organlar zarar görürse, o zaman sindirim sistemiyle ilgili bir yaralanmadan bahsedilebilir, fakat bu durum sorudaki "kırık ve ezilme" tanımından farklıdır.

  • d) Boşaltım sistemi: Boşaltım sistemi; böbrekler, idrar torbası gibi organları içerir ve vücuttaki atık maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Kırık ve ezilmelerin boşaltım sistemiyle de doğrudan bir bağlantısı bulunmamaktadır. Leğen kemiği kırığı gibi bazı özel durumlarda idrar torbası zarar görebilir, fakat bu durum, kırığın birincil olarak hareket sistemini ilgilendirdiği gerçeğini değiştirmez.

Özetle: Ehliyet sınavında bu tür bir soruyla karşılaştığınızda, yaralanmanın tanımını düşünün. "Kırık" dendiğinde aklınıza hemen kemik, "ezilme" dendiğinde ise kas ve doku gelmelidir. Bu yapıların tamamı vücudun hareket etmesini sağlayan Hareket Sistemi'nin parçalarıdır. Bu nedenle doğru cevap her zaman "Hareket sistemi" olacaktır.

Soru 9
Aşağıdakilerden hangisi organların çalışmasını, bilinç, algılama, anlama, hareketlerin birbiri ile uyum ve denge içinde olmasını sağlayan vb. işlevleri kontrol eden sistemi oluşturan yapılardandır?
A
Omurilik
B
Pankreas
C
Böbrekler
D
Akciğerler
9 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, vücudumuzun adeta bir kontrol merkezi gibi çalışan sistemini oluşturan bir yapı sorulmaktadır. Bu sistem; bilinç, algılama, anlama gibi zihinsel faaliyetlerin yanı sıra, organların uyumlu çalışmasını ve hareketlerimizin dengesini de yönetir. Kısacası, soruda tarif edilen sistem sinir sistemidir. Şıklarda verilen organlardan hangisinin bu sisteme ait olduğunu bulmamız gerekiyor.

Doğru cevap a) Omurilik'tir. Çünkü soruda bahsedilen tüm işlevleri kontrol eden yapı merkezi sinir sistemidir. Merkezi sinir sistemi ise beyin ve omurilikten oluşur. Omurilik, beyin ile vücudun diğer kısımları arasında bir bilgi otoyolu görevi görür; duyu organlarından gelen bilgileri beyne, beyinden gelen emirleri ise kaslara ve organlara iletir. Aynı zamanda refleks gibi ani ve istemsiz hareketleri de yönetir. Bu nedenle, bilinç, algılama, denge ve organların kontrolünü sağlayan sistemin en önemli parçalarından biri olduğu için omurilik doğru seçenektir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
  • b) Pankreas: Bu organ sindirim sisteminin bir parçasıdır ve kan şekerini düzenleyen insülin gibi hormonlar salgılar. Vücudun enerji dengesi için çok önemli olsa da, sinir sisteminin bilinç veya hareket kontrolü gibi görevleriyle doğrudan bir ilgisi yoktur.
  • c) Böbrekler: Boşaltım sisteminin temel organlarıdır. Vücuttaki atıkları ve fazla sıvıyı kandan süzerek idrar oluştururlar. Görevleri vücudu temizlemek ve sıvı dengesini sağlamaktır, sinirsel kontrol değildir.
  • d) Akciğerler: Solunum sisteminin ana organıdır ve vücuda oksijen alıp karbondioksit atılmasını sağlarlar. Yaşam için vazgeçilmez bir görevleri olsa da, soruda belirtilen anlama, algılama gibi zihinsel işlevleri veya hareket koordinasyonunu yönetmezler.

Özetle, soru vücudun komuta merkezini oluşturan bir yapıyı istemektedir. Pankreas, böbrekler ve akciğerler kendi sistemlerinde hayati görevler üstlenirken, soruda tarif edilen genel kontrol, koordinasyon ve bilinç fonksiyonları merkezi sinir sisteminin görevidir. Şıklarda verilen yapılar arasında bu sisteme ait olan tek yapı omuriliktir.

Soru 10
Baş yaralanması sebebiyle bayılan ve daha sonra kendine gelen yaralıya aşağıdakiler-den hangisi uygulanır?
A
Başı sıcak su ile yıkanır.
B
Bulantı önleyici ve ağrı kesici ilaç verilir.
C
En az 12-24 saat süre ile hekim kontrolünde tutulur.
D
Normal faaliyetini sürdürmesine izin verilir.
10 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, başına darbe alarak kısa süreliğine bilincini kaybeden (bayılan) ve sonra kendine gelen bir yaralıya yapılması gereken en doğru müdahalenin ne olduğu sorgulanmaktadır. Bu durum, özellikle trafik kazalarında sıkça karşılaşılan ve ilk yardım açısından kritik öneme sahip bir senaryodur. Çünkü yaralının kendine gelmesi, tehlikenin geçtiği anlamına gelmeyebilir.

Doğru Cevap: c) En az 12-24 saat süre ile hekim kontrolünde tutulur.

Baş yaralanmaları son derece ciddidir ve aldatıcı olabilir. Bir kişi başına aldığı darbe sonucu bayılıp sonra ayıldığında kendini iyi hissedebilir. Ancak bu, beyin içinde yavaş yavaş gelişen bir kanama (iç kanama) veya ödem (beyin dokusunun şişmesi) gibi hayati tehlike oluşturan bir durumun olmadığı anlamına gelmez. Bu tür ciddi komplikasyonların belirtileri, olaydan saatler sonra ortaya çıkabilir.

Bu nedenle, bilinç kaybına yol açan her türlü kafa travması sonrası yaralı, mutlaka bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Doktorlar, yaralıyı en az 12-24 saat gözlem altında tutarak bilinç durumunu, reflekslerini ve diğer hayati bulgularını takip eder. Bu gözlem süresi, olası bir kötüleşmeyi erken fark edip anında müdahale etme imkanı tanır ve hayat kurtarır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlıştır?

  • a) Başı sıcak su ile yıkanır: Bu uygulama kesinlikle yanlıştır. Baş yaralanmalarında sıcak uygulama yapmak, kan damarlarının genişlemesine neden olur. Eğer kafa içinde bir kanama varsa, sıcak uygulama bu kanamayı artırarak durumu çok daha tehlikeli hale getirebilir. Ayrıca yaralının başını ve boynunu gereksiz yere hareket ettirmek, olası bir omurga yaralanması riskini de beraberinde getirir.
  • b) Bulantı önleyici ve ağrı kesici ilaç verilir: Bu seçenek de çok tehlikelidir. Ağrı kesiciler, beyin kanaması gibi ciddi bir durumun en önemli belirtilerinden biri olan şiddetli baş ağrısını maskeleyebilir. Belirtilerin gizlenmesi, doktorun doğru teşhis koymasını zorlaştırır ve hayati bir tehlikenin gözden kaçmasına yol açabilir. Unutmayın, ilk yardımcılar doktor onayı olmadan asla yaralıya ağızdan herhangi bir ilaç vermemelidir.
  • d) Normal faaliyetini sürdürmesine izin verilir: Bu, doğru yaklaşımın tam tersidir. Yaralı kendine gelmiş olsa bile, beyin sarsıntısı geçirmiş olabilir ve dinlenmesi gerekir. Normal aktivitelere devam etmek, beyin üzerindeki baskıyı artırabilir, iyileşmeyi geciktirebilir ve mevcut bir hasarın kötüleşmesine neden olabilir. Yaralının mutlak surette dinlenmesi ve tıbbi gözlem altında olması şarttır.

Özet olarak, bilinç kaybına neden olan bir baş yaralanması sonrası en temel kural, yaralının durumunu hafife almamak ve mutlaka profesyonel tıbbi yardım almasını sağlamaktır. En güvenli yol, onu bir hastaneye ulaştırmak ve doktor kontrolünde kalmasını temin etmektir.

Soru 11
Aşağıdaki durumların hangisinde kazazedeye Heimlich Manevrası uygulanır?
A
Kan şekeri düştüğünde
B
Tam tıkanma yaşadığında
C
Kanaması olduğunda
D
Kalbi durduğunda
11 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, ilk yardımın en önemli manevralarından biri olan Heimlich Manevrası'nın hangi acil durumda ve neden uygulanması gerektiği sorulmaktadır. Doğru ilk yardım müdahalesi, doğru zamanda doğru tekniği uygulamakla mümkündür. Bu nedenle her acil durumun kendine özgü bir müdahale yöntemi olduğunu bilmek, ehliyet sınavı ve gerçek hayat için kritik öneme sahiptir.

Doğru cevap b) Tam tıkanma yaşadığında seçeneğidir. Heimlich Manevrası, soluk borusuna kaçan bir cisim (yiyecek, oyuncak vb.) nedeniyle kişinin nefes almasının tamamen engellendiği durumlarda uygulanır. Bu duruma "tam tıkanma" denir ve hayatı tehdit eden bir acil durumdur. Tam tıkanma yaşayan bir kişi öksüremez, konuşamaz, ses çıkaramaz ve bir süre sonra yüzünde ve dudaklarında morarma başlar; genellikle panik içinde elleriyle boğazını işaret eder. Manevra, diyaframın hemen üzerine yapılan baskı ile akciğerlerde kalan havayı dışarı iterek adeta yapay bir öksürük oluşturur ve yabancı cismin dışarı fırlatılmasını sağlar.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Kan şekeri düştüğünde: Bu seçenek yanlıştır. Kan şekerinin düşmesi (hipoglisemi), solunum yolu tıkanıklığı ile ilgili bir durum değildir. Belirtileri arasında baş dönmesi, soğuk terleme, titreme ve bilinç bulanıklığı bulunur. Bu durumda yapılması gereken ilk yardım, eğer kişinin bilinci açıksa, ona şekerli su, meyve suyu veya birkaç kesme şeker vermektir. Heimlich Manevrası'nın bu durumla hiçbir ilgisi yoktur ve uygulanması faydasızdır.
  • c) Kanaması olduğunda: Bu seçenek de yanlıştır. Vücutta ciddi bir kanama olduğunda öncelikli amaç kan kaybını durdurmaktır. Bunun için kanayan bölgenin üzerine temiz bir bezle doğrudan ve sıkıca baskı uygulanır, kanayan bölge kalp seviyesinden yukarıda tutulur ve gerekirse baskılı sargı yapılır. Heimlich Manevrası bir kanama durdurma yöntemi değildir.
  • d) Kalbi durduğunda: Bu seçenek de hatalıdır. Bir kişinin kalbi durduğunda ve nefes almıyorsa, yapılması gereken acil müdahale Temel Yaşam Desteği (TYD) uygulamasıdır. Bu uygulama, dolaşımı ve solunumu yapay olarak sürdürmek için yapılan kalp masajı ve suni solunumdan oluşur. Heimlich Manevrası kalbi çalıştırmaz, sadece tıkalı olan solunum yolunu açmayı hedefler. Ancak unutulmamalıdır ki, tam tıkanmaya müdahale edilmezse bir süre sonra kalp durabilir. Bu durumda bile öncelik solunum yolunu açmaktır.

Özetle, her ilk yardım tekniği belirli bir amaca hizmet eder. Heimlich Manevrası da sadece ve sadece soluk borusu tamamen tıkanmış ve nefes alamayan bir kişiye uygulanır. Diğer acil durumlar, kendilerine özgü farklı ilk yardım müdahaleleri gerektirir.

Soru 12
Omuz ve koldaki kanamalarda, şekilde gösterilen hangi bölgeye basınç uygulanmalıdır?
A
Kasık bölgesine
B
Şakak bölgesine
C
Çene altı bölgesine
D
Köprücük kemiğinin iç kısmına
12 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, omuz ve koldaki ciddi bir kanamayı durdurmak için vücudun hangi noktasına basınç uygulanması gerektiği sorulmaktadır. Bu yöntem, özellikle turnike uygulanamayan veya doğrudan yara üzerine baskının yetersiz kaldığı durumlarda, kanamayı kontrol altına almak için kullanılan önemli bir ilk yardım tekniğidir. Amaç, kanayan bölgeye kan taşıyan ana atardamarı bir kemiğe doğru sıkıştırarak kan akışını geçici olarak yavaşlatmaktır.

Doğru cevap d) Köprücük kemiğinin iç kısmına seçeneğidir. Çünkü omuz ve kola kan taşıyan ana atardamar (subklavyen arter), köprücük kemiğinin hemen altından geçer. Bu bölgeye, başparmakla veya diğer parmaklarla aşağı ve içe doğru güçlü bir şekilde bastırıldığında, atardamar birinci kaburga kemiği ile köprücük kemiği arasında sıkışır. Bu sıkışma, kola giden kan akışını büyük ölçüde azaltarak hayat kurtarıcı olabilir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Kasık bölgesine: Kasık bölgesi, bacağa giden ana atardamarın (femoral arter) geçtiği yerdir. Bu noktaya basınç uygulamak, bacaklardaki şiddetli kanamaları kontrol etmek için kullanılır. Omuz veya koldaki bir kanama için bu bölgeye basınç uygulamak tamamen etkisizdir çünkü kanamanın olduğu bölgeyle ilgisi yoktur.
  • b) Şakak bölgesine: Şakak bölgesi, başın yan tarafında yer alır ve buradan geçen atardamar kafa derisindeki kanamaları kontrol etmek için kullanılır. Vücudun üst kısmında olsa da, kol ve omuz dolaşım sistemiyle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Bu nedenle bu bölgeye yapılacak basıncın kol kanamasına bir faydası olmaz.
  • c) Çene altı bölgesine: Çene altı bölgesi, yüz bölgesindeki kanamaları kontrol altına almak için kullanılan bir başka basınç noktasıdır. Buradan geçen atardamar yüzü besler. Tıpkı şakak bölgesi gibi, bu noktanın da omuz ve kol kanamaları üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.

Özetle, ilk yardımda doğru baskı noktasını seçmek hayati önem taşır. Baskı noktası, daima kanayan bölge ile kalp arasında, atardamarın kemiğe en yakın geçtiği yer olmalıdır. Omuz ve kol kanamaları için bu en uygun ve etkili nokta, şekilde de gösterildiği gibi köprücük kemiğinin iç kısmıdır.

Soru 13

• Motor durdurulur.

• Araç el freni ile tespit edilir.

• Eğimli yollarda inişte geri, yokuşta birinci vitese takılır.

Yukarıda verilen esaslar hangi durumda uygulanır?
A
Durma
B
Geri gitme
C
Park etme
D
U dönüşü yapma
13 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir aracı güvenli bir şekilde bırakmak için uygulanan üç temel adım sıralanmış ve bu adımların tamamının hangi trafik durumuna ait olduğu sorulmuştur. Soruda verilen maddeler, bir sürücünün aracından ayrılmadan önce alması gereken güvenlik önlemlerini eksiksiz bir şekilde tanımlamaktadır. Bu önlemlerin bütününü doğru bir şekilde isimlendirmek, sorunun çözüm anahtarıdır.

Doğru cevap c) Park etme seçeneğidir. Park etme, aracınızı belirli bir süreliğine bırakma eylemidir ve bu süreçte aracın kendi kendine hareket etmemesi için bir dizi güvenlik önlemi alınması gerekir. Soruda belirtilen adımlar, tam olarak bu güvenlik prosedürünü anlatmaktadır. Bu adımların her biri, park etme işleminin bir parçasını oluşturur.

Şimdi bu adımları park etme işlemi açısından inceleyelim:

  • Motorun durdurulması: Park etme, sürücünün araçtan ayrılacağı anlamına gelir, bu nedenle motorun kapatılması ilk ve temel adımdır.
  • Aracın el freni ile tespit edilmesi: El freni, park halindeki bir aracı mekanik olarak sabitleyen en önemli güvenlik donanımıdır. Aracın düz veya eğimli bir yolda kaymasını engeller.
  • Eğimli yollarda vitese takılması: Bu, özellikle eğimli yerlerde alınan ek bir güvenlik önlemidir. Araç yokuş yukarı park edildiyse birinci vitese, yokuş aşağı park edildiyse geri vitese takılır. Bunun amacı, el freninin arızalanması veya yetersiz kalması durumunda şanzıman dişlilerinin tekerlekleri kilitleyerek aracın kaymasını engellemesidir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu da açıklayalım. a) Durma seçeneği yanlıştır, çünkü trafik kanununa göre durma, kırmızı ışık veya trafik sıkışıklığı gibi zorunlu hallerde aracın kısa süreliğine hareketsiz kalmasıdır. Bu durumda genellikle motor durdurulmaz ve sürücü aracın başında bekler. Dolayısıyla, sorudaki kalıcı önlemler "durma" eylemi için geçerli değildir.

b) Geri gitme ve d) U dönüşü yapma seçenekleri de yanlıştır. Bu iki durum da aracın motoru çalışır durumdayken ve sürücünün kontrolünde gerçekleştirilen aktif sürüş manevralarıdır. Soruda ise motorun durdurulup aracın sabitlenmesinden bahsedilmektedir, bu da bu seçeneklerin konuyla tamamen ilgisiz olduğunu göstermektedir.

Soru 14
Sivas'tan hareket eden bir araç, haritada görüldüğü gibi önce Konya'ya oradan da Uşak'a gitmiştir. Bu durumda araç hangi yönlerde hareket etmiş olur?
A
Batı-Doğu
B
Kuzey-Güney
C
Güneybatı-Kuzeybatı
D
Kuzeybatı-Güneydoğu
14 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir aracın harita üzerinde yaptığı iki aşamalı bir yolculuk verilmiştir. İlk olarak Sivas'tan Konya'ya, ardından Konya'dan Uşak'a giden bu aracın hareket ettiği ana ve ara yönleri doğru bir şekilde belirlememiz istenmektedir. Bu tür soruları çözmek için her hareketin başlangıç noktasına hayali bir pusula yerleştirmek en kolay yöntemdir.

Yolculuğu iki ayrı bölümde inceleyelim:

  1. Birinci Hareket: Sivas'tan Konya'ya
    Haritaya baktığımızda, Sivas'ı merkez olarak kabul edersek Konya'nın Sivas'a göre hem aşağıda (güneyde) hem de solda (batıda) kaldığını görürüz. Bir hareket hem güneye hem de batıya doğru yapılıyorsa, bu yön Güneybatı olarak adlandırılır. Dolayısıyla, aracın ilk hareketi güneybatı yönündedir.
  2. İkinci Hareket: Konya'dan Uşak'a
    Şimdi başlangıç noktamızı Konya olarak almalıyız. Konya'yı merkez olarak kabul ettiğimizde, Uşak'ın Konya'ya göre hem yukarıda (kuzeyde) hem de solda (batıda) yer aldığını görürüz. Bir hareket hem kuzeye hem de batıya doğru yapılıyorsa, bu yön Kuzeybatı olarak adlandırılır. Bu nedenle, aracın ikinci hareketi kuzeybatı yönündedir.

Bu iki hareketi birleştirdiğimizde, aracın sırasıyla Güneybatı ve Kuzeybatı yönlerinde hareket ettiğini buluruz. Bu sonuç, "c) Güneybatı-Kuzeybatı" seçeneği ile tam olarak eşleşmektedir. Bu yüzden doğru cevap C şıkkıdır.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:

  • a) Batı-Doğu: Aracın hareketleri sadece yatay eksende (düz batı veya düz doğu) değildir. Hareketler hem dikey hem de yatay bileşenlere sahiptir. Ayrıca araç hiç doğuya gitmemiştir.
  • b) Kuzey-Güney: Aracın hareketleri sadece dikey eksende (düz kuzey veya düz güney) değildir. Her iki harekette de belirgin bir batı yönelimi vardır.
  • d) Kuzeybatı-Güneydoğu: Bu seçenek, yönleri tamamen yanlış vermektedir. İlk hareket güneybatı iken kuzeybatı denilmiş, ikinci hareket kuzeybatı iken güneydoğu denilmiştir. Bu şık, yönleri karıştıran adaylar için bir çeldiricidir.
Soru 15
Aşağıdakilerden hangisi olası bir trafik kazasında araç içindeki ölüm ve yara- lanmaların en aza indirilmesi amacıyla alınan önlemlerdendir?
A
Seyir hâlindeyken emniyet kemerinin kullanılması
B
Araca daha geniş ebatta lastikler taktırılması
C
Motor gücü yüksek araç kullanılması
D
Trafik cezalarının fazlalaştırılması
15 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir trafik kazası meydana geldiği *anda*, araç içindeki sürücü ve yolcuların can güvenliğini sağlamak ve yaralanma riskini en aza indirmek için tasarlanmış olan önlem sorulmaktadır. Sorunun kilit noktası, kazayı önlemek değil, kaza anında oluşacak zararı azaltmaktır. Bu tür önlemlere pasif güvenlik sistemleri denir.

Doğru cevap a) Seyir hâlindeyken emniyet kemerinin kullanılması seçeneğidir. Çünkü emniyet kemeri, bir kaza anında vücudun savrulmasını engelleyen en temel ve en etkili pasif güvenlik donanımıdır. Çarpışma sırasında, araç aniden dursa bile vücut aynı hızla ileri doğru hareket etmeye devam eder; emniyet kemeri bu hareketi kontrol altına alarak kişinin başını cama veya direksiyona çarpmasını, hatta araçtan dışarı fırlamasını önler. Bu sayede ölümcül ve ağır yaralanmaların önüne geçilmiş olur.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
  • b) Araca daha geniş ebatta lastikler taktırılması: Geniş lastikler, aracın yol tutuşunu ve fren mesafesini iyileştirebilir. Bu durum, kazayı önlemeye yönelik bir adımdır ve aktif güvenlik kapsamına girer. Ancak bir kaza meydana geldikten sonra, lastiğin genişliğinin araç içindekilerin yaralanmasını azaltmada doğrudan bir etkisi yoktur.
  • c) Motor gücü yüksek araç kullanılması: Motor gücü, aracın hızlanma kapasitesiyle ilgilidir ve güvenlikle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Hatta yüksek motor gücü, sürücüyü daha yüksek hızlara teşvik edebileceği için kaza riskini artırabilir ve olası bir kazanın şiddetini yükseltebilir. Kaza anında ise yolcuları koruyucu hiçbir özelliği bulunmaz.
  • d) Trafik cezalarının fazlalaştırılması: Trafik cezaları, sürücüleri kurallara uymaya teşvik eden yasal bir yaptırımdır. Amacı, genel olarak trafik güvenliğini artırmak ve kazaları önlemektir. Ancak bu önlem, kaza anında araç içindeki kişileri fiziksel olarak koruyan bir sistem değildir.

Özetle, soru bizden kaza anında devreye girerek hayat kurtaran bir önlemi bulmamızı istiyor. Emniyet kemeri tam olarak bu işlevi görürken, diğer seçenekler ya kazayı önlemeye yöneliktir ya da konuyla ilgisizdir. Bu nedenle doğru cevap "a" seçeneğidir.

Soru 16
Şekildeki aracın sürücüsü, kamu hizmeti yapan yolcu taşıtı durağının en az kaç metre mesafe dışına aracını park edebilir?
A
5
B
10
C
15
D
20
16 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir aracın kamu hizmeti yapan yolcu taşıtı durağını gösteren levhaya en az ne kadar mesafede park edebileceği sorulmaktadır. Görselde bir otobüs durağı levhası ve bu durağa yaklaşan bir otomobil bulunmaktadır. Soru, sürücünün bu levhanın ne kadar yakınına park etmesinin yasak olduğunu ve yasal park mesafesinin nerede başladığını bilmesini ölçmektedir.

Doğru cevap c) 15 metredir. Türkiye'deki Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, "Kamu hizmeti yapan yolcu taşıtlarının duraklarını belirten levhalara her iki yönden 15 metrelik mesafe içinde" park etmek yasaktır. Bu kural, otobüs, minibüs gibi toplu taşıma araçlarının durağa rahatça yanaşabilmesi, yolcularını güvenli bir şekilde indirip bindirebilmesi ve duraktan güvenli bir şekilde ayrılarak trafiğe tekrar katılabilmesi için konulmuştur.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) 5 metre: Bu mesafe kuralı genellikle başka durumlar için geçerlidir. Örneğin, kavşaklara, dönemeçlere, yaya ve okul geçitlerine ve yangın musluklarına her iki yönden 5 metre mesafe içinde park etmek yasaktır. Bu seçenek, durak mesafesi ile kavşak veya yaya geçidi mesafesini karıştıran adayları yanıltmak için verilmiştir.
  • b) 10 metre: Trafik kurallarında park yasağı ile ilgili belirtilen mesafeler arasında 10 metre sıkça rastlanan bir ölçü değildir. Genellikle belirli binaların (okul, hastane vb.) giriş çıkış kapılarına olan mesafe kurallarında farklı değerler olabilir ancak otobüs durakları için standart mesafe 15 metredir. Bu seçenek de bir çeldiricidir.
  • d) 20 metre: Bu mesafe de otobüs durakları için belirlenen yasal sınır değildir. 20 metre, kuralda belirtilen mesafeden daha uzaktır ve sürücüleri yanıltmak amacıyla şıklara eklenmiştir. Yasal olarak zorunlu olan minimum mesafe 15 metredir.

Özetle, bir sürücü olarak kamu hizmeti yapan yolcu taşıtı durağı levhasını gördüğünüzde, bu levhanın 15 metre önüne veya 15 metre arkasına (gidiş yönüne göre) aracınızı park edemezsiniz. Bu önemli kural hem toplu taşıma araçlarının işini kolaylaştırır hem de trafikteki genel güvenliği artırır. Bu nedenle doğru cevap 15 metredir.

Soru 17
Motorlu bisiklet, motosiklet ve sürücüleri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin yapılması yasaktır?
A
Gidiş yönüne göre yolun en sağından seyredilmesi
B
İkiden fazlasının taşıt yolunun bir şeridinde yan yana sürülmesi
C
Tehlikeli madde taşıyan araçların geçilmesi
D
Geçme yaparken sinyal verilmesi
17 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, motorlu bisiklet ve motosiklet sürücülerinin trafikte uyması gereken kurallardan hangisinin bir yasak olduğu, yani yapılmaması gereken bir davranış olduğu sorulmaktadır. Amaç, sürücü adayının bu özel araç grubuna yönelik trafik kurallarını bilip bilmediğini ölçmektir. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevabı ve nedenlerini açıklayalım.

b) İkiden fazlasının taşıt yolunun bir şeridinde yan yana sürülmesi

Bu seçenek doğru cevaptır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, bir trafik şeridi içerisinde en fazla iki motosikletin yan yana gitmesine izin verilir. Üç veya daha fazla motosikletin aynı şerit içinde yan yana seyretmesi hem trafik güvenliğini tehlikeye atar hem de yasal olarak yasaklanmıştır. Bu kural, şeridin genişliğinin güvenli bir sürüş ve acil durum manevraları için yeterli olmamasından kaynaklanır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Gidiş yönüne göre yolun en sağından seyredilmesi: Bu ifade yasak değil, tam tersine genellikle tavsiye edilen ve uyulması gereken bir kuraldır. Motosikletler, diğer motorlu araçlara göre daha yavaş kalabildikleri veya daha az yer kapladıkları için, trafiği aksatmamak ve kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla genellikle şeridin sağ tarafını kullanmalıdırlar. Bu nedenle bu davranış yasak değildir.

  • c) Tehlikeli madde taşıyan araçların geçilmesi: Bu ifade de bir yasağı belirtmez. Trafik kurallarına göre, gerekli güvenlik önlemleri alındığı, geçmenin yasak olmadığı bir yerde (örneğin kesik çizgili yolda) ve sinyal vererek, motosiklet sürücüleri de tehlikeli madde taşıyan araçları geçebilirler. Bu konuda motosikletler için özel bir yasak bulunmamaktadır.

  • d) Geçme yaparken sinyal verilmesi: Bu seçenek, yasak olmak bir yana, trafikteki en temel ve zorunlu kurallardan biridir. Sadece motosikletler için değil, tüm araç sürücüleri için şerit değiştirirken veya sollama yaparken sinyal vermek mecburidir. Sinyal vermek, trafikteki diğer sürücüleri niyetiniz hakkında bilgilendirerek kazaları önleyen hayati bir davranıştır.

Özetle; soru, motosiklet sürücüleri için yasak olan davranışı sormaktadır. Bir şeritte ikiden fazla motosikletin yan yana gitmesi hem tehlikeli hem de kanunen yasak olduğu için doğru cevap B şıkkıdır. Diğer şıklar ise ya yapılması gereken ya da belirli kurallar dahilinde yapılmasına izin verilen davranışları ifade etmektedir.

Soru 18
Aksine bir işaret bulunmadıkça yerleşim yeri dışındaki bölünmüş yollarda otomobiller için azami hız saatte kaç kilometredir?
A
130 
B
110 
C
100 
D
90
18 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, Türkiye'deki trafik kurallarına göre bir otomobilin, şehir ve kasaba gibi yerleşim yerlerinin dışında, ortasında bir ayırıcı (refüj) bulunan bölünmüş bir yolda, özel bir hız sınırı levhası yoksa yasal olarak ulaşabileceği en yüksek hızın ne olduğu sorulmaktadır. Sorunun kilit noktaları "otomobil", "yerleşim yeri dışı" ve "bölünmüş yol" ifadeleridir.

Doğru cevap b) 110 seçeneğidir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, otomobiller için yerleşim yeri dışındaki bölünmüş yollarda belirlenen yasal azami hız sınırı saatte 110 kilometredir. Bölünmüş yollar, gidiş ve geliş yönlerinin fiziksel olarak birbirinden ayrılması sayesinde karşı yönden gelen trafikle kafa kafaya çarpışma riskini ortadan kaldırır. Bu artan güvenlik seviyesi, bu tür yollarda daha yüksek bir hız limitine izin verilmesinin temel sebebidir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) 130 km/s: Bu seçenek yanlıştır. Saatte 130 kilometre hız sınırı, otoyollar için geçerli olan bir limittir. Otoyollar, bölünmüş yollardan daha yüksek standartlara sahip, erişim kontrollü (belirli giriş ve çıkış noktaları olan) özel yollardır. Soru "bölünmüş yol" hakkında olduğundan, otoyol hız limiti olan 130 km/s doğru cevap değildir.
  • c) 100 km/s: Bu seçenek yanlıştır. Otomobiller için genel kurallar çerçevesinde belirlenmiş standart bir azami hız limiti değildir. Bu hız, bazı yollarda trafik levhalarıyla özel olarak belirtilebilir veya minibüs, otobüs gibi farklı araç sınıfları için geçerli olabilir. Ancak soru, otomobiller için varsayılan kuralı sorduğundan bu seçenek hatalıdır.
  • d) 90 km/s: Bu seçenek de yanlıştır, ancak en sık karıştırılan limittir. Saatte 90 kilometrelik azami hız, yerleşim yeri dışında bulunan iki yönlü ve bölünmemiş karayollarında otomobiller için geçerlidir. Soruda yolun "bölünmüş" olduğu açıkça belirtildiği için, bu hız limiti geçerli değildir. Aradaki ayırıcının varlığı, hızı 90'dan 110'a çıkaran temel farktır.

Özetle, ehliyet sınavı için otomobillere ait temel hız sınırlarını bilmek çok önemlidir. Bu kurallar şöyledir:

  1. Yerleşim yeri içinde: 50 km/s
  2. Yerleşim yeri dışında iki yönlü (bölünmemiş) yolda: 90 km/s
  3. Yerleşim yeri dışında bölünmüş yolda: 110 km/s
  4. Otoyolda: 120 km/s (Bazı otoyollarda bu sınır 130 km/s veya 140 km/s'ye çıkarılabilmektedir)

Bu soru, bu temel kurallardan biri olan bölünmüş yol hız limitini doğru bilip bilmediğinizi ölçmektedir.

Soru 19
Aşağıdaki trafik işaretlerinden hangisi kontrolsüz demir yolu geçidine yaklaşıldığını bildirir?
A
B
C
D
19 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, sürücüleri bariyersiz, ışıksız veya başka bir kontrol mekanizması olmayan bir demir yolu geçidine yaklaştıkları konusunda uyaran trafik işaretinin hangisi olduğu sorulmaktadır. Bu tür geçitlere "kontrolsüz demir yolu geçidi" denir ve sürücünün geçiş güvenliğini tamamen kendi başına sağlaması gerektiği anlamına gelir. Bu nedenle bu işareti doğru tanımak, olası kazaları önlemek için hayati önem taşır.

Doğru cevap "a" seçeneğidir. Bu seçenekteki üçgen şeklindeki tehlike uyarı levhasının içinde bulunan buharlı lokomotif figürü, "Kontrolsüz Demir Yolu Geçidi" anlamına gelir. Bu levhayı gören bir sürücü, ileride bariyer veya ışıklı bir uyarı sistemi olmayan bir tren rayı olduğunu anlamalıdır. Sürücü bu durumda hızını düşürmeli, dikkatli bir şekilde demir yoluna yaklaşmalı, her iki yönü de dinleyerek ve bakarak kontrol etmeli ve tren gelmiyorsa geçiş yapmalıdır.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • b) seçeneği: Bu levha, üzerinde çit veya bariyer sembolü bulundurur. Bu işaret, "Kontrollü Demir Yolu Geçidi" levhasıdır. Sürücüye ilerideki demir yolu geçidinin bariyerler, ışıklı veya sesli cihazlar gibi kontrol mekanizmaları ile korunduğunu bildirir. Soru "kontrolsüz" geçidi sorduğu için bu seçenek yanlıştır.
  • c) seçeneği: Bu levhanın üzerindeki sembol bir tramvayı göstermektedir. Bu işaret, yolun ileride bir tramvay hattı ile kesiştiğini belirtir. Tren yolu ile tramvay yolu farklı kavramlardır ve bu işaret özellikle tramvay tehlikesine karşı uyarır. Bu nedenle demir yolu geçidini ifade etmediği için bu seçenek de yanlıştır.
  • d) seçeneği: Bu levhada kayan bir otomobil figürü yer almaktadır. Bu işaret, "Kaygan Yol" anlamına gelir ve yol yüzeyinin yağmur, kar, buz veya başka nedenlerle kaygan olabileceği konusunda sürücüyü uyarır. Demir yolu geçidiyle hiçbir ilgisi yoktur, bu yüzden bu seçenek de yanlıştır.

Özetle, ehliyet sınavında ve trafikte demir yolu geçidi levhalarını doğru yorumlamak çok önemlidir. Buharlı lokomotif sembolü kontrolsüz (bariyersiz) bir geçidi, çit/bariyer sembolü ise kontrollü (bariyerli) bir geçidi ifade eder. Bu sorunun doğru cevabı, kontrolsüz geçidi belirten "a" seçeneğidir.

Soru 20
Geceleri araçların karşılaşmaları esnasında hangi ışıkların yakılması zorunludur?
A
Dönüş ışıklarının
B
Sis veya park ışıklarının
C
Uzağı gösteren ışıkların
D
Yakını gösteren ışıkların
20 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, geceleyin araç kullanırken karşı yönden gelen bir araçla karşılaştığınızda hangi farları kullanmanızın yasal bir zorunluluk olduğu ve trafik güvenliği açısından neden önemli olduğu sorgulanmaktadır. Bu, sürüş sırasında en sık karşılaşılan durumlardan biridir ve doğru davranış, olası kazaları önlemek için hayati önem taşır.

Doğru cevap d) Yakını gösteren ışıklar seçeneğidir. Yakını gösteren ışıklar, halk arasında "kısa farlar" olarak da bilinir. Bu farlar, ışığı yolun yüzeyine doğru eğimli bir açıyla yansıtarak sürücünün önündeki yaklaşık 25 metrelik mesafeyi aydınlatır. En önemli özelliği, karşı yönden gelen sürücünün gözünü almamasıdır. Bu sayede, iki araç birbirinin yanından geçerken sürücüler yolu ve kendi şeritlerini net bir şekilde görmeye devam edebilir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
  • a) Dönüş ışıklarının: Dönüş ışıkları, yani sinyaller, yalnızca gidilecek yönü belirtmek veya şerit değiştirmek amacıyla kullanılır. Genel aydınlatma sağlamazlar ve bir karşılaşma anında sürekli yakılmaları anlamsız ve kural dışıdır. Bu nedenle bu seçenek tamamen yanlıştır.
  • b) Sis veya park ışıklarının: Sis ışıkları, adından da anlaşılacağı gibi, yalnızca görüş mesafesinin çok düştüğü yoğun sis, kar veya şiddetli yağmur gibi hava koşullarında kullanılır. Normal hava koşullarında kullanılması diğer sürücülerin dikkatini dağıtabilir. Park ışıkları ise araç dururken görünür olmak için kullanılır ve sürüş için yeterli aydınlatmayı kesinlikle sağlamaz. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.
  • c) Uzağı gösteren ışıkların: Uzağı gösteren ışıklar, yani "uzun farlar", yolu yaklaşık 100 metreye kadar aydınlatır ve aydınlatılmamış yollarda görüşü artırmak için kullanılır. Ancak, karşıdan bir araç geldiği anda uzun farları kullanmak, karşıdaki sürücünün gözünü kamaştırarak geçici körlüğe neden olur. Bu durum, sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesine ve çok tehlikeli kazalara yol açabileceği için kesinlikle yasaktır.

Özetle, trafikteki temel nezaket ve güvenlik kuralı gereği, gece sürüşü sırasında karşıdan bir araç geldiğini fark ettiğiniz anda, eğer açıksa, uzağı gösteren (uzun) farlarınızı kapatıp derhal yakını gösteren (kısa) farlara geçmeniz zorunludur. Bu kural, hem sizin hem de diğer sürücünün güvenli bir şekilde yoluna devam etmesini sağlar.

Soru 21
Aksine bir işaret yoksa, eğimsiz iki yönlü dar yolda, otomobil ile minibüsün karşılaşması hâlinde, hangisi diğerine yol vermelidir?
A
Minibüs, otomobile
B
Otomobil, minibüse
C
Şeridi daralmış olan, diğerine
D
Dingil ağırlığı az olan, diğerine
21 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, özel bir trafik işareti veya yokuş gibi bir durumun olmadığı, standart, eğimsiz ve dar bir yolda karşılaşan iki farklı araç tipi arasındaki geçiş önceliği kuralı sorgulanmaktadır. Karşılaşan araçlar bir otomobil ve bir minibüstür. Hangisinin diğerine yol vermesi gerektiğini belirlemek için Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde belirtilen genel kuralı bilmemiz gerekir.

Trafik kurallarına göre, bu tür dar yollarda karşılaşma anında, araçların geçişini kolaylaştırmak amacıyla belirlenmiş bir öncelik sıralaması vardır. Bu sıralamanın temel mantığı, manevra kabiliyeti daha yüksek ve daha küçük olan aracın geçişine öncelik tanımaktır. Bu sayede trafiğin daha akıcı ve güvenli olması hedeflenir. Büyük ve hantal araçların, küçük araçlara yol vermesi esastır.

Bu genel kurala göre araçların geçiş üstünlüğü sıralaması (öncelikli olandan sonrakine doğru) şöyledir:

  1. Otomobil
  2. Minibüs
  3. Kamyonet
  4. Otobüs
  5. Kamyon
  6. Arazi Taşıtı, Lastik Tekerlekli Traktör, İş Makinesi

Bu listeye göre, herhangi iki araç karşılaştığında, listede daha üst sırada (daha küçük numarada) yer alan aracın geçiş önceliği vardır. Listede daha alt sırada olan araç, üst sıradakine yol vermek zorundadır.

Doğru Cevabın Açıklaması

a) Minibüs, otomobile ✓ (DOĞRU)
Yukarıdaki sıralamaya baktığımızda, otomobilin 1. sırada, minibüsün ise 2. sırada yer aldığını görüyoruz. Bu durumda geçiş önceliği otomobildedir. Dolayısıyla, bu karşılaşmada minibüsün durarak veya kenara çekilerek otomobilin geçmesine izin vermesi gerekir. Bu seçenek, trafik kuralını doğru bir şekilde yansıtmaktadır.

Yanlış Cevapların Açıklaması

  • b) Otomobil, minibüse
    Bu seçenek, doğru olan kuralın tam tersini ifade etmektedir. Belirtilen sıralamaya göre otomobilin geçiş üstünlüğü olduğu için bu şık kesinlikle yanlıştır. Küçük araç, büyük araca değil; büyük araç, küçük araca yol verir.
  • c) Şeridi daralmış olan, diğerine
    Bu kural, yolun tamamının dar olduğu durumlar için değil, genellikle yol çalışması veya yapısal bir engel nedeniyle şeridin bir kısmının geçici olarak daraldığı durumlar için geçerlidir. Soruda ise yolun genel yapısının dar olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle bu seçenek, sorudaki senaryo için doğru bir kural değildir.
  • d) Dingil ağırlığı az olan, diğerine
    Dingil ağırlığı, araçların teknik bir özelliğidir ve sürücülerin yolda anlık olarak bilebileceği veya karşılaştırabileceği bir bilgi değildir. Geçiş üstünlüğü kuralları, sürücülerin kolayca ayırt edebileceği araçların cinsine göre belirlenmiştir, ağırlıklarına göre değil. Bu şık, kafa karıştırmak amacıyla verilmiş yanlış bir bilgidir.

Özetle: Eğim olmayan dar yollarda, her zaman büyük araç küçüğe yol verir. Otomobil minibüsten daha küçük ve manevrası daha kolay kabul edildiğinden, minibüs otomobile yol vermelidir.

Soru 22
Şekildeki akaryakıt istasyonundan çıkmak isteyen 2 numaralı aracın sürücüsü ne yapmalıdır?
A
Korna çalıp 1 numaralı aracı durdurmalı
B
1 numaralı aracın geçmesini beklemeli
C
Hızlanarak yoluna devam etmeli
D
Geçiş hakkını kendisi kullanmalı
22 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir mülkten (akaryakıt istasyonundan) anayola çıkmak isteyen bir aracın uyması gereken temel trafik kuralı sorgulanmaktadır. Görselde, 1 numaralı araç bölünmüş karayolunda seyrederken, 2 numaralı araç akaryakıt istasyonundan bu yola katılmak istemektedir. Bu durumda geçiş hakkının kimde olduğu ve 2 numaralı sürücünün ne yapması gerektiği sorulmaktadır.

Doğru cevap b) 1 numaralı aracın geçmesini beklemeli seçeneğidir. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, bir mülkten (akaryakıt istasyonu, otopark, bina, tarla vb.) karayoluna çıkan sürücüler, karayolunda seyreden araçlara yol vermek zorundadır. Bu kural, anayoldaki trafik akışının güvenliğini ve sürekliliğini sağlamak için esastır. Dolayısıyla, anayolda ilerleyen 1 numaralı aracın geçiş üstünlüğü vardır ve 2 numaralı araç sürücüsü, yola güvenli bir şekilde çıkmak için 1 numaralı aracın geçmesini beklemelidir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Korna çalıp 1 numaralı aracı durdurmalı: Bu seçenek son derece tehlikeli ve yanlıştır. Korna, bir tehlikeyi bildirmek veya uyarıda bulunmak için kullanılır, geçiş hakkı talep etmek için değil. Anayolda seyreden ve geçiş hakkına sahip bir aracı durmaya zorlamak, hem bir kural ihlalidir hem de arkadan çarpma gibi ciddi kazalara yol açabilir.
  • c) Hızlanarak yoluna devam etmeli: Bu davranış, kazaya davetiye çıkarmakla eşdeğerdir. Geçiş hakkına sahip olan 1 numaralı aracın önüne aniden ve hızlanarak çıkmak, yandan çarpışma riskini en üst düzeye çıkarır. Sürücü, yola çıkmadan önce hızlanmak yerine yavaşlamalı, sağı ve solu kontrol etmeli ve yolun müsait olmasını beklemelidir.
  • d) Geçiş hakkını kendisi kullanmalı: Bu ifade, temel trafik kuralıyla tamamen çelişir. Açıklandığı gibi, bir mülkten karayoluna giriş yaparken geçiş hakkı her zaman karayolundaki araçlara aittir. 2 numaralı sürücünün geçiş hakkını kendisinin kullanması söz konusu değildir.

Özetle, bu tür bir senaryoda her zaman hatırlanması gereken altın kural şudur: Bir mülkten veya tali yoldan anayola çıkan araç, anayoldaki araca yol verir. Bu kural, trafiğin düzenli ve güvenli bir şekilde akmasını sağlar. Bu nedenle 2 numaralı sürücünün en doğru ve güvenli hareketi, 1 numaralı aracın geçişini beklemektir.

Soru 23
Ticari amaçla yük taşımacılığı yapan ve azami ağırlığı 3,5 tonu geçen araçların şoförleri ile ticari amaçla yolcu taşımacılığı yapan ve taşıma kapasitesi şoförü dahil 9 kişiyi geçen araçların şoförlerinin, 24 saatlik herhangi bir süre içinde devamlı olarak kaç saatten fazla araç sürmeleri yasaktır?
A
1,5 
B
2,5 
C
3,5 
D
4,5
23 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, ticari amaçla kullanılan büyük kamyon, tır veya otobüs gibi araçları süren profesyonel şoförlerin, mola vermeden aralıksız olarak en fazla ne kadar süre araç kullanabileceği sorulmaktadır. Bu kural, uzun yolda şoförlerin yorgunluğa bağlı dikkat dağınıklığı yaşamasını önlemek ve trafik güvenliğini artırmak amacıyla konulmuştur. Sorunun temelini, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde belirtilen sürüş ve dinlenme süreleri oluşturur.

Doğru cevap d) 4,5 saat seçeneğidir. Türkiye'deki ilgili mevzuata göre, ticari yük ve yolcu taşımacılığı yapan profesyonel şoförler, 24 saatlik bir periyot içinde mola vermeden en fazla 4,5 saat boyunca araç sürebilirler. Bu sürenin sonunda şoförün araç kullanmaya devam etmesi yasaktır. Bu kuralın amacı, şoförün yorgunluk nedeniyle kaza yapma riskini en aza indirmektir.

4,5 saatlik kesintisiz sürüş süresini tamamlayan bir şoförün, yeniden araç kullanmaya başlamadan önce en az 45 dakika mola vermesi zorunludur. Bu 45 dakikalık mola, istenirse 4,5 saatlik sürüş periyodu içerisinde en az 15'er dakikalık parçalar halinde de kullanılabilir. Ancak önemli olan, 4,5 saatlik sürüş sonunda toplamda 45 dakikalık dinlenmenin tamamlanmış olmasıdır. Bu yüzden 4,5 saat, yasal olarak izin verilen en uzun kesintisiz sürüş süresidir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna gelince:

  • a) 1,5 saat, b) 2,5 saat ve c) 3,5 saat: Bu süreler, yasal olarak belirlenen azami (en yüksek) devamlı sürüş süresinden daha kısadır. Bir şoför bu süreler sonunda mola verebilir ancak vermek zorunda değildir. Soru, "kaç saatten fazla araç sürmeleri yasaktır?" diye sorduğu için, kanunun belirlediği en üst sınırı bulmamız gerekmektedir. Bu nedenle bu seçenekler, yasal üst limit olmadıkları için yanlıştır.

Özetle, bu sorunun anahtarı profesyonel şoförler için belirlenmiş iki önemli kuralı bilmektir:

  1. Devamlı Sürüş Süresi: En fazla 4,5 saat.
  2. Toplam Günlük Sürüş Süresi: Bir gün (24 saat) içinde toplamda en fazla 9 saat.

Bu soru, ilk kural olan "devamlı sürüş süresini" ölçmektedir ve doğru cevap bu nedenle 4,5 saattir.

Soru 24
Geçiş üstünlüğüne sahip araç sürücüsü bu hakkı kullanırken aşağıdakilerden hangisine dikkat etmek zorundadır?
A
Hız sınırlamasına
B
Trafik yasaklarına
C
Çevreyi rahatsız etmemeye
D
Can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamaya
24 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, trafikte geçiş üstünlüğü hakkına sahip olan araçların (ambulans, itfaiye, polis aracı gibi) bu hakkı kullanırken uymak zorunda oldukları en temel ve en önemli kural sorulmaktadır. Geçiş üstünlüğü, bu araçlara görev halindeyken bazı trafik kurallarını ihlal etme yetkisi verir, ancak bu yetki sınırsız değildir. Soru, bu yetkinin sınırının ne olduğunu anlamanızı ölçmektedir.

Doğru cevap d) Can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamaya seçeneğidir. Çünkü geçiş üstünlüğü, başka insanların hayatını veya malını tehlikeye atma hakkı vermez. Örneğin, bir ambulans kırmızı ışıkta geçebilir, ancak kavşağa kontrolsüz bir şekilde ve hızla dalamaz. Önce yavaşlamalı, diğer sürücülerin kendisini fark edip yol verdiğinden emin olmalı ve ancak ondan sonra emniyetli bir şekilde geçiş yapmalıdır. Bu hakkın temel amacı hayat kurtarmaktır, yeni tehlikeler yaratmak değil.

Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Hız sınırlamasına: Bu seçenek yanlıştır, çünkü geçiş üstünlüğüne sahip bir aracın en temel ayrıcalıklarından biri, görev sırasında aciliyet gerektirdiği için hız limitlerine uymama hakkıdır. Bir hastayı hastaneye yetiştirmeye çalışan bir ambulansın 50 km/s hız sınırına uyması beklenemez. Bu nedenle bu kurala dikkat etmek zorunda değildirler.
  • b) Trafik yasaklarına: Bu seçenek de yanlıştır. Geçiş üstünlüğü, kırmızı ışıkta geçme, ters yöne girme veya durma yasağı olan yerlerde durmama gibi birçok trafik yasağını ihlal etme hakkını da içerir. Bir itfaiye aracının yangına ulaşmak için tek yönlü bir sokağa girmesi gerekebilir. Dolayısıyla bu hak, trafik yasaklarına uymama ayrıcalığı tanır.
  • c) Çevreyi rahatsız etmemeye: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır. Aksine, geçiş üstünlüğüne sahip araçlar görev halindeyken sirenlerini ve tepe lambalarını kullanarak çevreye sesli ve ışıklı uyarı vermek zorundadır. Bu durumun amacı, diğer sürücüleri ve yayaları uyararak kendilerine yol verilmesini sağlamaktır. Bu, doğası gereği çevreyi "rahatsız eden" bir durumdur ama trafik güvenliği için zorunludur.

Özetle, geçiş üstünlüğü hakkı; hız limitleri, trafik ışıkları ve bazı yasaklar gibi kuralları esnetme imkanı sağlar. Ancak bu hak, hiçbir zaman can ve mal güvenliğini riske atma lüksü tanımaz. Bu, tüm trafik kurallarının üzerindeki en temel ve evrensel kuraldır.

Soru 25
Şekildeki trafik işareti neyi bildirir?
A
Traktörün geçebileceğini
B
Traktörün giremeyeceğini
C
Traktörlerin park edebileceğini
D
Sadece traktörün girebileceğini
25 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, gösterilen trafik işaretinin sürücülere ne anlattığı ve hangi kuralı bildirdiği sorulmaktadır. Trafik işaretlerini doğru yorumlamak, hem sınav başarısı hem de trafikte can ve mal güvenliği için hayati öneme sahiptir. Şimdi bu işaretin anlamını ve seçenekleri detaylı bir şekilde inceleyelim.

Doğru Cevabın Açıklaması (b şıkkı)

Gördüğümüz levha, bir Trafik Tanzim İşaretidir. Bu tür işaretlerin genel kuralı şudur: Kırmızı renkli daire şeklindeki levhalar, bir yasaklama veya kısıtlama bildirir. Levhanın içindeki sembol ise bu yasağın hangi araç türü veya eylem için geçerli olduğunu gösterir. Bu levhada kırmızı daire içinde bir traktör figürü bulunmaktadır. Bu iki bilgiyi birleştirdiğimizde, levhanın anlamı "Traktör Girişi Yasak" yani "Traktör Giremez" olur. Bu nedenle, b) Traktörün giremeyeceğini seçeneği doğrudur.

Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması

  • a) Traktörün geçebileceğini: Bu seçenek, levhanın anlamının tam tersidir. Trafikte yasaklama ve kısıtlama bildiren işaretler genellikle kırmızı renklidir. Bir aracın geçişine izin verildiğini veya bir yasağın sona erdiğini belirten levhalar farklıdır. Dolayısıyla bu şık yanlıştır.
  • c) Traktörlerin park edebileceğini: Bu levha, bir yola girişi yasaklar, park etme ile ilgili bir kural belirtmez. Park etme kurallarını bildiren levhalar genellikle "P" harfi içerir veya üzerinde farklı semboller olan (örneğin duraklama ve park etme yasağını gösteren) mavi veya kırmızı dairelerdir. Bu sebeple bu şık da yanlıştır.
  • d) Sadece traktörün girebileceğini: Bir yolun sadece belirli bir araç türüne ayrıldığını belirten levhalar "Mecburiyet Bildiren" işaretlerdir ve genellikle mavi zemin üzerine beyaz sembollerle gösterilirler. Kırmızı daire bir yasaklama belirttiği için "sadece" bu aracın girebileceği anlamını taşımaz, tam aksine o aracın giremeyeceğini belirtir. Bu nedenle bu şık da hatalıdır.

Özetle: Ehliyet sınavında ve trafikte unutmamanız gereken en temel kurallardan biri şudur; kırmızı çerçeveli yuvarlak levhalar bir YASAK bildirir. Levhanın içindeki resim, yasağın kimin veya ne için geçerli olduğunu size söyler. Bu sorudaki levha, traktörlerin bu yola girmesinin yasak olduğunu net bir şekilde ifade etmektedir.

Soru 26
Şekle göre aşağıdakilerden hangisinin yapılması yasaktır?
A
1 numaralı aracın bulunduğu şeritte seyretmesi
B
2 numaralı aracın 3 numaralı aracın bulunduğu şeride geçmesi
C
3 numaralı aracın en sağdaki şeritte seyretmesi
D
4 numaralı aracın 3 numaralı aracın bulunduğu şeride geçmesi
26 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, karayolu üzerindeki şerit çizgilerinin anlamlarını bilerek hangi aracın yaptığı veya yapacağı hareketin trafik kurallarına aykırı olduğunu bulmamız isteniyor. Çözüme ulaşmak için öncelikle şerit çizgilerinin ne anlama geldiğini hatırlamamız gerekir. Trafikteki en temel kurallardan biri, yol çizgilerinin sürücülere verdiği mesajları doğru anlamaktır.

Yol üzerindeki çizgilerin iki temel türü vardır. Kesik şerit çizgisi, görüşün açık olduğu ve trafik durumunun uygun olduğu zamanlarda öndeki aracı geçmek veya şerit değiştirmek için diğer şeride geçilebileceğini belirtir. Buna karşılık, düz (sürekli) şerit çizgisi ise bir yasaklama anlamı taşır; bu çizgi boyunca şerit değiştirmek, sollama yapmak kesinlikle yasaktır. Düz çizgi, adeta bir duvar gibi düşünülmeli ve kesinlikle geçilmemelidir.

Şimdi bu bilgileri kullanarak seçenekleri tek tek inceleyelim:
  • a) 1 numaralı aracın bulunduğu şeritte seyretmesi: 1 numaralı araç en sol şeritte ilerlemektedir. Bu şeritte seyretmenin yasak olduğuna dair bir işaret veya kural ihlali yoktur. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
  • c) 3 numaralı aracın en sağdaki şeritte seyretmesi: 3 numaralı araç, en sağdaki normal trafik şeridinde ilerlemektedir. Bu şeritte seyretmek tamamen kurallara uygundur. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.
  • d) 4 numaralı aracın 3 numaralı aracın bulunduğu şeride geçmesi: 4 numaralı aracın bulunduğu şerit ile 3 numaralı aracın bulunduğu şerit arasında düz (sürekli) bir çizgi bulunmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, düz çizgi şerit değiştirmenin yasak olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla 4 numaralı aracın 3'ün şeridine geçmesi yasaktır.

Doğru olarak işaretlenen (b) seçeneğini ve bizim bulduğumuz doğru cevap olan (d) seçeneğini karşılaştıralım. 2 numaralı araç ile 3 numaralı araç arasında kesik şerit çizgisi vardır. Bu çizgi, 2 numaralı aracın gerekli kontrolleri yaptıktan sonra 3 numaralı aracın bulunduğu şeride geçmesine izin verir. Soruda ise "hangisinin yapılması yasaktır?" diye sorulmaktadır. Bu durumda 2 numaralı aracın şerit değiştirmesi serbest olduğu için bu seçenek yanlış cevaptır.

Sonuç olarak, resimdeki trafik kurallarına göre yapılması kesinlikle yasak olan hareket, 4 numaralı aracın yanındaki düz çizgiyi ihlal ederek 3 numaralı aracın şeridine geçmesidir. Soruda verilen doğru cevap işaretlemesi (b) hatalıdır. Trafik kurallarına göre doğru cevap D seçeneğidir. Çünkü düz çizgi asla geçilmez.

Soru 27
Şekildeki trafik işareti aşağıdakilerden hangisine yaklaşıldığını bildirir?
A
Dönel kavşağa
B
Açılan köprüye
C
Ana yol - tali yol kavşağına
D
Kontrollü demir yolu geçidine
27 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, verilen trafik levhasının anlamı sorulmaktadır. Bu tür üçgen şeklindeki ve kırmızı çerçeveli levhalar, "Tehlike Uyarı İşaretleri" grubuna aittir. Görevleri, sürücüleri ileride karşılaşabilecekleri potansiyel bir tehlikeye karşı önceden bilgilendirerek hızlarını azaltmalarını ve daha dikkatli olmalarını sağlamaktır.

Doğru cevap c) Ana yol - tali yol kavşağına seçeneğidir. Levhanın içindeki sembolü dikkatle incelediğimizde, dikey ve kalın bir çizgi ile bu çizgiyi sağdan kesen daha ince bir çizgi görmekteyiz. Trafik işaretlerinin dilinde, kalın çizgi, üzerinde seyrettiğiniz ve geçiş üstünlüğüne sahip olduğunuz ana yolu temsil eder. İnce çizgi ise size yol vermesi gereken, daha az yoğun olan tali yolu (ikincil yol) ifade eder. Bu levha, ana yolda ilerlerken sağ tarafınızdan bir tali yolun bu yola bağlandığı bir kavşağa yaklaştığınızı size bildirir ve o yönden çıkabilecek araçlara karşı tetikte olmanız gerektiğini hatırlatır.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Dönel kavşağa: Dönel kavşağa yaklaşıldığını bildiren uyarı levhası, üçgen içerisinde birbirini dairesel şekilde takip eden üç adet ok sembolü içerir. Bu işaret, ileride trafiğin bir ada etrafında döndüğü bir kavşak olduğunu belirtir. Sorudaki işaretin şekliyle tamamen farklıdır.
  • b) Açılan köprüye: Açılan köprü tehlikesini bildiren levhada, üçgen içerisinde iki yana doğru açılan bir köprü resmi bulunur. Bu işaret, genellikle gemi trafiği olan yerlerde köprünün açılarak kara yolu trafiğinin durdurulabileceği konusunda uyarır. Sorudaki levha ile ilgisi yoktur.
  • d) Kontrollü demir yolu geçidine: Kontrollü, yani bariyerli (kapanlı) bir demir yolu geçidine yaklaşıldığını bildiren levhanın içinde bir çit sembolü yer alır. Eğer geçit kontrolsüz (bariyersiz) ise, levhanın içinde buharlı bir tren (lokomotif) sembolü bulunur. Dolayısıyla bu seçenek de yanlıştır.

Özet olarak, soruda gösterilen trafik işareti, sürücünün bir ana yolda ilerlediğini ve sağdan tali bir yoldan katılımın olacağı bir kavşağa yaklaştığını belirtir. Bu işareti gören sürücü, geçiş hakkı kendisinde olmasına rağmen kavşağa yaklaşırken dikkatini artırmalı ve hızını kontrol etmelidir.

Soru 28
Şekildeki 1 numaralı araç 80 km/saat hızla seyrederken önündeki araca en fazla kaç metre yaklaşabilir?
A
10 
B
20 
C
30 
D
40
28 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, belirli bir hızla hareket eden bir aracın, önündeki araçla arasında bırakması gereken yasal ve güvenli en az mesafenin ne kadar olduğu sorulmaktadır. Bu mesafe, "takip mesafesi" olarak adlandırılır ve sürücünün, öndeki aracın ani durması veya yavaşlaması gibi durumlarda güvenli bir şekilde tepki verebilmesi için hayati önem taşır.

Trafik kurallarına göre, takip mesafesini hesaplamak için kullanılan temel ve en kolay yöntem "hızın yarısı" kuralıdır. Bu kural, normal hava ve yol şartları altında, bir aracın takip mesafesinin, kilometre/saat (km/saat) cinsinden hızının metre cinsinden en az yarısı kadar olması gerektiğini belirtir. Bu mesafe, sürücüye tehlikeyi fark etme, tepki verme ve fren yaparak güvenli bir şekilde durabilme imkânı tanır.

Soruda verilen bilgiye göre 1 numaralı araç 80 km/saat hızla seyretmektedir. "Hızın yarısı" kuralını bu duruma uygulayalım:

  • Aracın Hızı: 80 km/saat
  • Güvenli Takip Mesafesi (Metre) = Hız / 2
  • Hesaplama: 80 / 2 = 40 metre

Bu hesaplamaya göre, 80 km/saat hızla giden bir aracın önündeki araçla arasında en az 40 metrelik bir boşluk bırakması gerekmektedir. Araç, önündeki araca 40 metreden daha fazla yaklaşmamalıdır. Bu nedenle doğru cevap "40" olmalıdır.

Seçeneklerin Değerlendirilmesi:

  1. d) 40: Bu seçenek, "hızın yarısı" kuralına göre yapılan doğru hesaplamanın sonucudur. 80 km/saat hızda minimum güvenli mesafe 40 metredir. Bu yüzden doğru cevap budur.
  2. a) 10, b) 20, c) 30: Bu mesafeler, 80 km/saat gibi yüksek bir sürat için son derece tehlikelidir. Öndeki aracın ani bir fren yapması durumunda, bu kadar kısa mesafelerden takip eden bir sürücünün kazayı önlemesi neredeyse imkânsızdır. Bu seçenekler, güvenli takip mesafesi kuralını açıkça ihlal etmektedir ve yanlıştır.

Ayrıca, bu kuralın pratik bir uygulaması da "2 saniye kuralı" veya "88-89 sayma" yöntemidir. Bu yöntemde, öndeki aracın geçtiği sabit bir nesne (ağaç, levha vb.) belirlenir ve o araç nesneyi geçer geçmez "seksen sekiz, seksen dokuz" diye saymaya başlanır. Sayma bittiğinde siz de aynı nesnenin hizasına yeni geliyorsanız, aranızdaki mesafe yaklaşık 2 saniyedir ve bu güvenli bir mesafedir. 80 km/saat hızla 2 saniyede kat edilen mesafe de yaklaşık 44 metreye denk gelir, bu da 40 metre cevabını destekler.

Soru 29
Tepe üstüne yakın yerde veya dönemeçte arızalanan aracın ön ve arkasına konulacak yansıtıcı, diğer sürücüler tarafından normal hava şartlarında en az kaç metre mesafeden görülebilmelidir?
A
150
B
100
C
75
D
50
29 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, trafiğin akışını tehlikeye atabilecek özel durumlarda (tepe üstü ve viraj) arızalanan bir araç için alınması gereken bir güvenlik önleminin detayı sorgulanmaktadır. Sorunun odak noktası, aracın varlığını diğer sürücülere bildirmek için kullanılan yansıtıcının (üçgen reflektör) hangi mesafeden itibaren görülebilir olması gerektiğidir. Bu, arkadan gelen sürücülerin tehlikeyi zamanında fark edip güvenli bir şekilde yavaşlayabilmeleri veya manevra yapabilmeleri için hayati önem taşır.

Doğru Cevap: a) 150

Doğru cevabın 150 metre olmasının temel nedeni, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin bu konudaki açık hükmüdür. Yönetmelik, özellikle görüş mesafesinin kısıtlı olduğu tepe üstü, dönemeç gibi yerlerde arızalanan araçların önüne ve arkasına konulan reflektörlerin, normal hava koşullarında diğer sürücüler tarafından en az 150 metre mesafeden net bir şekilde görülebilmesini zorunlu kılar. Bu mesafe, yüksek hızla yaklaşan bir sürücünün reflektörü görmesi, tehlikeyi algılaması, reaksiyon göstermesi ve aracını güvenli bir şekilde yavaşlatması veya durdurması için gereken minimum "güvenli takip ve fren mesafesi" hesaplanarak belirlenmiştir.

Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:

  • b) 100, c) 75, d) 50 metre: Bu mesafeler, özellikle şehirler arası yollarda veya otoyollarda izin verilen hız limitlerinde seyreden bir araç için yeterli değildir. Örneğin, saatte 90 km hızla giden bir sürücü saniyede 25 metre yol alır. 50 metrelik bir görüş mesafesi, sürücüye tehlikeyi fark edip güvenli bir tepki vermesi için sadece 2 saniye tanır ki bu süre, panik freni dışında kontrollü bir yavaşlama veya şerit değiştirme için kesinlikle yetersizdir. Bu nedenle 100, 75 ve 50 metre gibi daha kısa mesafeler, can ve mal güvenliğini sağlamak için eksik kalmaktadır.

Önemli Ek Bilgi ve Özet:

Bu soruyla ilgili olarak karıştırılmaması gereken bir diğer önemli bilgi, reflektörün araca olan konulma mesafesidir. Genel kural olarak, üçgen reflektör arızalanan aracın önüne ve arkasına, yola dik duracak şekilde 30 metre mesafeye konulur. Ancak bu soruda sorulan, reflektörün konulma mesafesi değil, diğer sürücüler tarafından fark edilmesi gereken minimum görülme mesafesidir. Özetle:

  1. Reflektör araca 30 metre uzağa konulur.
  2. Fakat bu reflektör, diğer sürücüler tarafından en az 150 metreden görülebilir olmalıdır.

Bu ayrımı bilmek, ehliyet sınavında benzer sorularda doğru cevabı kolayca bulmanızı sağlar. Soru, sürücülerin sadece kuralları ezberlemesini değil, aynı zamanda bu kuralların ardındaki güvenlik mantığını anlamalarını hedefler.

Soru 30
Aşağıdakilerden hangisi trafik kazası grubuna girer?
A
Virajı alamayan aracın devrilmesi
B
Kara yolunda park etmiş olan aracın yanması
C
Kara yolunun doğal nedenlerle trafiğe kapanması
D
Duran otomobil üzerine inşaat hâlindeki binadan tuğla düşmesi
30 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, "trafik kazası" tanımına hukuki ve pratik olarak hangi durumun uyduğunu bulmamız istenmektedir. Bir olayın trafik kazası sayılabilmesi için temel bazı unsurları barındırması gerekir. Bu unsurlar; olayın karayolu üzerinde meydana gelmesi, en az bir hareketli aracın olaya karışması ve sonucunda can veya mal kaybının yaşanmasıdır. Buradaki kilit nokta, olayın trafik ve hareket ile doğrudan bir bağlantısının olmasıdır.

a) Virajı alamayan aracın devrilmesi (Doğru Cevap)

Bu seçenek, bir trafik kazasının tüm temel özelliklerini taşımaktadır. Olay, bir karayolu üzerinde (virajda) gerçekleşmektedir. Araç, seyir yani hareket hâlindedir ve sürücünün kontrolünü kaybetmesi gibi trafiğe özgü bir nedenle kaza yapmıştır. Bu devrilme olayı sonucunda maddi hasar, yaralanma veya ölüm meydana gelmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle bu durum, tanıma tam olarak uyan tek taraflı bir trafik kazasıdır.

b) Kara yolunda park etmiş olan aracın yanması (Yanlış Cevap)

Bu seçenekte araç karayolu üzerinde olsa da en önemli unsur olan hareket faktörü eksiktir. Araç park hâlinde, yani durmaktadır. Yangının sebebi büyük ihtimalle teknik bir arıza veya dış bir müdahaledir ve trafik akışıyla (çarpma, devrilme gibi) bir ilgisi yoktur. Bu olay, bir trafik kazası olarak değil, mala zarar verme veya bir asayiş olayı olarak sınıflandırılır.

c) Kara yolunun doğal nedenlerle trafiğe kapanması (Yanlış Cevap)

Bu durumda, heyelan, sel veya çığ düşmesi gibi doğal bir afet söz konusudur. Olayın merkezinde bir aracın karıştığı çarpma, çarpışma veya devrilme gibi bir durum yoktur. Karayolunun kapanması, trafiği etkileyen bir sonuçtur ancak olayın kendisi bir trafik kazası değildir. Bu durum, bir "doğal afet" veya "yol durumu" olarak rapor edilir.

d) Duran otomobil üzerine inşaat hâlindeki binadan tuğla düşmesi (Yanlış Cevap)

Bu seçenekte de araç hareketsizdir ve olayın kaynağı trafikle tamamen ilgisizdir. Hasara neden olan etken, trafik akışının bir parçası değil, yol dışındaki bir inşaat faaliyetidir. Bu durum, trafik hukuku kapsamında değil, bir iş kazası veya borçlar hukuku kapsamında değerlendirilebilecek bir haksız fiildir. Dolayısıyla bir trafik kazası sayılmaz.

Soru 31
I- Araçların tescil edilmesi II- Sürücü belgelerinin verilmesi III- Trafik suçlarında tutanak düzenlenmesi Yukarıdakilerden hangileri Emniyet Genel Müdürlüğünün sorumlulukları arasında yer alır?
A
Yalnız I 
B
I ve II
C
II ve III 
D
I, II ve III
31 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, trafikteki belirli görevlerin hangi kurumun sorumluluğunda olduğu sorgulanmaktadır. Sorunun odak noktası Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ve onun trafikle ilgili yetkileridir. Doğru cevabı bulmak için verilen üç görevin de EGM'nin görev alanına girip girmediğini değerlendirmemiz gerekir. Doğru cevap D şıkkıdır (I, II ve III). Bunun nedenini anlamak için her bir maddeyi tek tek inceleyelim. Bu maddeler, EGM'nin trafikteki geleneksel ve temel rollerini yansıtmaktadır. Sınavda bu tür sorularla karşılaştığınızda, kurumların en genel ve bilinen sorumluluklarını düşünmeniz önemlidir.
  • I- Araçların tescil edilmesi: Araç tescil işlemleri, bir aracın kimliklendirilmesi ve yasal olarak kayıt altına alınması demektir. Uzun yıllar boyunca bu görev, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı Trafik Tescil Şube Müdürlükleri tarafından yürütülmüştür. Her ne kadar 2018 yılında yapılan bir düzenleme ile bu görev Noterlere devredilmiş olsa da, ehliyet sınavı müfredatında EGM'nin genel sorumlulukları arasında hala yer alabilmektedir. Bu nedenle, sınav mantığı çerçevesinde araç tescili EGM'nin sorumluluk alanında kabul edilir.

  • II- Sürücü belgelerinin verilmesi: Sürücü belgesi (ehliyet), bir kişinin yasal olarak araç kullanmaya yetkili olduğunu gösteren resmi belgedir. Tıpkı araç tescilinde olduğu gibi, sürücü belgelerinin verilmesi görevi de uzun yıllar Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirilmiştir. Yine 2018'deki düzenleme ile bu görev Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'ne devredilmiştir. Ancak EGM, sürücülerin trafikteki denetiminden sorumlu ana kurum olduğu için, bu görev de sınav sorularında EGM ile ilişkilendirilir.

  • III- Trafik suçlarında tutanak düzenlenmesi: Bu görev, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün en temel ve herkes tarafından bilinen sorumluluğudur. Trafik polisleri, karayollarında trafik düzenini sağlamak, kurallara uyulup uyulmadığını denetlemek ve kural ihlali yapan sürücülere cezai işlem uygulamakla görevlidir. Bir trafik suçu tespit edildiğinde tutanak düzenlemek, doğrudan trafik polisinin, yani EGM'nin yetkisindedir. Bu madde tartışmasız bir şekilde EGM'nin görevidir.

Sonuç olarak, ehliyet sınavı soruları genellikle kurumların en bilinen ve yasalardaki temel görevlerini esas alır. Her ne kadar I ve II numaralı görevler günümüzde farklı kurumlar tarafından yürütülse de, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün trafik alanındaki genel çerçeve sorumluluğu ve tarihsel rolü nedeniyle bu görevler de onunla ilişkilendirilir. III numaralı görev ise zaten doğrudan EGM'nin ana faaliyet alanıdır. Bu yüzden üç madde de doğru kabul edilerek cevap D şıkkı olur.

Diğer şıklar ise eksik bilgi içerdiği için yanlıştır.

  1. a) Yalnız I: Bu şık, sürücü belgesi verme ve tutanak düzenleme gibi EGM'nin önemli görevlerini dışarıda bıraktığı için yanlıştır.
  2. b) I ve II: Bu şık, EGM'nin en temel görevi olan trafik denetimi ve ceza yazma (tutanak düzenleme) yetkisini içermediği için eksik ve yanlıştır.
  3. c) II ve III: Bu şık da araç tescil işlemlerinin EGM'nin genel sorumlulukları arasında sayıldığı gerçeğini göz ardı ettiği için yanlıştır.
Soru 32
Şekildeki trafik işaretine göre aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A
Yol yüzeyi arızalıdır.
B
Yolda tümsek vardır.
C
Yoldan yavaş geçilmesi gerekir.
D
Yolda yapım çalışması vardır.
32 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, size gösterilen trafik işaret levhasının anlamını bilip bilmediğiniz ve bu anlama göre hangi ifadenin yanlış olduğunu tespit etmeniz istenmektedir. Soru kökündeki "yanlıştır" ifadesi çok önemlidir, çünkü bu, şıklardan üç tanesinin doğru, bir tanesinin ise levhanın anlamıyla ilgisiz veya çelişkili olduğu anlamına gelir. Amacımız bu yanlış olan ifadeyi bulmaktır.

Öncelikle şekildeki trafik işaretini tanıyalım. Bu levha, üçgen şekli ve kırmızı çerçevesiyle bir Tehlike Uyarı İşareti'dir. Tehlike uyarı işaretleri, sürücüleri ilerideki yolda karşılaşabilecekleri bir tehlikeye karşı önceden bilgilendirir ve gerekli önlemleri almalarını (örneğin yavaşlamalarını) sağlar. İçindeki sembol ise yol üzerindeki bir kasisi, tümseği veya ani bir yükseltiyi temsil eder. Bu levhanın resmi adı "Tümsekli Yol" levhasıdır.

Şimdi seçenekleri bu bilgi ışığında tek tek inceleyelim:
  • a) Yol yüzeyi arızalıdır: Bu ifade doğrudur. Yoldaki bir tümsek veya kasis, yol yüzeyinin düzgün ve standart olmadığı, bir tür "arıza" veya bozukluk içerdiği anlamına gelir. Bu nedenle levha, yol yüzeyindeki bir arızaya karşı sürücüyü uyarır. Bu ifade doğru olduğu için aradığımız cevap bu değildir.
  • b) Yolda tümsek vardır: Bu ifade de doğrudur. Zaten levhanın en temel ve doğrudan anlamı budur. Levha, ileride bir tümsek, kasis veya yükselti olduğunu net bir şekilde bildirir. Bu ifade doğru olduğu için aradığımız cevap bu da değildir.
  • c) Yoldan yavaş geçilmesi gerekir: Bu ifade de doğrudur. Tüm tehlike uyarı işaretlerinin ortak amacı, sürücünün hızını azaltması ve daha dikkatli olması gerektiğini bildirmektir. Özellikle bir tümsekten hızlı geçmek hem araca zarar verebilir hem de direksiyon hakimiyetini kaybetmeye neden olabilir. Bu yüzden bu levhayı gören sürücü mutlaka yavaşlamalıdır. Bu ifade doğru olduğu için aradığımız cevap bu değildir.
  • d) Yolda yapım çalışması vardır: Bu ifade yanlıştır. Yolda yapım, bakım veya onarım çalışması olduğunu belirten tehlike uyarı işareti farklıdır; bu işarette elinde kürek olan bir işçi figürü bulunur. Gösterilen levha ise sadece yolun fiziki yapısındaki bir tümseği belirtir. Bu tümsek, bir hız kesici kasis olabileceği gibi, yolun kendiliğinden bozulmasıyla da oluşmuş olabilir. Sebebinin yol çalışması olduğuna dair bir bilgi vermez. Dolayısıyla bu ifade, gösterilen levhanın anlamı için yanlıştır.

Sonuç olarak, soru bizden yanlış olan ifadeyi bulmamızı istediği için doğru cevap D şıkkıdır. Çünkü "Tümsekli Yol" levhası, "Yol Çalışması" levhası ile aynı anlama gelmez ve yolda bir yapım çalışması olduğunu göstermez.

Soru 33
Şekildeki trafik işareti neyi bildirir?
A
Geçme yasağı sonunu
B
Hız sınırlaması sonunu
C
Araç trafiğine kapalı yolu
D
Öndeki taşıtı geçme yasağını
33 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, size gösterilen trafik işaret levhasının ne anlama geldiği sorulmaktadır. Bu tür sorular, ehliyet sınavının en temel konularından olan trafik işaretlerinin anlamlarını bilme becerinizi ölçer. Gösterilen levha, kırmızı çerçeveli yuvarlak yapısıyla bir Tanzim İşareti grubuna aittir. Tanzim işaretleri, sürücülere trafikte uymaları gereken yasaklama, kısıtlama ve mecburi durumları bildirir.

Doğru cevap d) Öndeki taşıtı geçme yasağını seçeneğidir. Levhayı incelediğimizde, kırmızı daire çerçevesi bir yasağı ifade eder. Levhanın içinde, sağda siyah, solda ise kırmızı renkte iki otomobil figürü bulunmaktadır. Bu kompozisyon, sollama (geçme) anını sembolize eder. Sola geçerek öndeki aracı geçen aracın kırmızı renkte gösterilmesi, bu eylemin yani öndeki taşıtı geçmenin yasaklandığını net bir şekilde anlatır. Bu işareti gördüğünüz yollarda, aksi belirtilene kadar sollama yapmamanız gerekir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak da konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır. Bu seçenekleri ve ilgili trafik işaretlerini inceleyelim:

  • a) Geçme yasağı sonunu: Bu levha, öndeki taşıtı geçme yasağının sona erdiğini bildirir. Genellikle gri veya beyaz zemin üzerinde, yasak levhasındaki figürlerin siyah renkte olduğu ve üzerlerinde çapraz bir siyah şerit bulunduğu bir levhadır. Yasak sonu levhaları, kırmızı yasaklama çerçevesi taşımaz.
  • b) Hız sınırlaması sonunu: Bu levha da bir yasağın bittiğini belirtir. Gri veya beyaz zeminli yuvarlak bir levha içinde, daha önce geçerli olan hız limitinin (örneğin 70) üzeri çapraz bir çizgiyle çizilmiş şekilde gösterilir. Görsel olarak sorudaki levha ile hiçbir benzerliği yoktur.
  • c) Araç trafiğine kapalı yolu: Bu durumu bildiren levha, genellikle içinde hiçbir figür olmayan, tamamen kırmızı renkli yuvarlak bir levhadır. Bu işaret, o yola motorlu taşıtların girmesinin yasak olduğunu belirtir. Bazen bu işaret yerine, kırmızı daire içinde beyaz yatay bir şerit bulunan "Girilmez" işareti de kullanılabilir.

Sonuç olarak, soruda gösterilen kırmızı çerçeveli ve içinde kırmızı bir otomobilin sollama yaptığı figürü barındıran levha, açıkça "Öndeki taşıtı geçmek yasaktır" anlamına gelir. Ehliyet sınavında ve trafikte güvenliğiniz için bu tür yasaklama işaretlerini doğru tanımak ve kurallarına uymak hayati önem taşır.

Soru 34

Şekildeki trafik işareti aşağıdakilerden hangisini bildirir?

A
Dönel kavşak yaklaşımını
B
İleri ve sola mecburi yönü
C
Sağa ve sola mecburi yönü
D
Ada etrafında dönüleceğini
34 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir trafik tanzim işareti görseli verilerek bu işaretin sürücülere ne bildirdiği sorulmaktadır. Trafik işaretlerinin anlamlarını doğru bilmek, hem sınav başarısı hem de trafikte can ve mal güvenliği için hayati önem taşır. İşaretin şekli, rengi ve üzerindeki semboller, onun anlamını çözmek için bize ipuçları verir.

Öncelikle soruda verilen levhayı inceleyelim. Levha, mavi renkli ve daire şeklindedir. Trafik işaretlerinde daire şekli, genellikle bir zorunluluk veya yasaklama bildirir. Mavi zemin ise bu zorunluluğun ne olduğunu belirtir ve bu tür levhalar "Tanzim İşaretleri" grubuna girer. Levhanın üzerinde ileri ve sola dönük iki beyaz ok bulunmaktadır. Bu oklar, sürücülerin gidebilecekleri istikametleri göstermektedir.

Bu bilgiler ışığında doğru cevabın b) İleri ve sola mecburi yönü olduğunu net bir şekilde anlıyoruz. Mavi daire "mecburi" (zorunlu) olduğunu, içindeki oklar ise gidilebilecek yönlerin "ileri" ve "sol" olduğunu belirtir. Bu levhayı gören bir sürücü, kavşağa veya yola geldiğinde sağa dönemeyeceğini, sadece ileri gidebileceğini veya sola dönebileceğini anlamalıdır.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu da açıklayalım:

  • a) Dönel kavşak yaklaşımını: Bu seçenek yanlıştır. Dönel kavşak yaklaşımını bildiren levha, genellikle üçgen şeklinde bir tehlike uyarı işaretidir ve içinde dönen oklar bulunur. Sorudaki işaret ise daire şeklinde bir tanzim işaretidir ve kavşağa yaklaşımı değil, kavşaktaki zorunlu yönleri bildirir.
  • c) Sağa ve sola mecburi yönü: Bu seçenek, levhadaki okların yönüyle uyuşmamaktadır. Levhada "ileri" ve "sola" giden oklar vardır, "sağa" giden bir ok yoktur. Dolayısıyla bu seçenek açıkça yanlıştır.
  • d) Ada etrafında dönüleceğini: Bu ifade, dönel kavşağın kendisini tanımlar. Ada etrafında dönülmesini zorunlu kılan levha da mavi ve daire şeklindedir, ancak içinde birbirini takip eden dairesel oklar bulunur. Sorudaki levha ise düz ve sola dönen oklar içerdiği için bu anlama gelmez.

Sonuç olarak, trafik levhasının mavi ve dairesel olması bir mecburiyet bildirdiğini, üzerindeki okların ise bu mecburiyetin hangi yönler için geçerli olduğunu gösterdiğini unutmamalısınız. Bu levha, sürücüye sadece ileri gitme veya sola dönme zorunluluğu getirmektedir.

Soru 35
Geceleyin önündeki aracı geçmek isteyen sürücü, bu araçla yan yana gelinceye kadar hangi ışıkları kullanmalıdır?
A
Yakını gösteren ışıkları
B
Uzağı gösteren ışıkları
C
Acil uyarı ışıklarını
D
Sis ışıklarını
35 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, gece vakti yapılan bir sollama (önündeki aracı geçme) manevrasının en kritik anlarından biri olan, geçilecek araçla yan yana gelme aşamasına kadar hangi farların kullanılması gerektiği sorgulanmaktadır. Buradaki temel amaç, hem kendi görüş mesafenizi yeterli seviyede tutmak hem de önünüzdeki sürücünün güvenliğini tehlikeye atmamaktır.

Doğru Cevap: a) Yakını gösteren ışıklar

Doğru cevabın yakını gösteren ışıklar (kısa farlar) olmasının sebebi, trafik güvenliği ve diğer sürücülere saygıdır. Önünüzdeki aracı takip ederken ve sollamak için yanına yaklaşırken uzağı gösteren ışıkları (uzun farları) yakarsanız, bu ışıklar öndeki aracın dikiz aynasından ve yan aynalarından yansıyarak sürücünün gözünü kamaştırır. Gözü kamaşan bir sürücünün anlık olarak körlük yaşaması, panik yapması veya şeridinde düzgün gidememesi gibi tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle, sollama manevrasını güvenli bir şekilde başlatmak için, geçeceğiniz araçla yan yana gelinceye kadar yakını gösteren ışıkları kullanmanız gerekir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:

  • b) Uzağı gösteren ışıklar: Yukarıda açıklandığı gibi, uzağı gösteren ışıklar (uzun farlar) takip mesafesindeyken veya bir araca yaklaşırken kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu ışıklar, sadece önünüzde kimsenin olmadığı, aydınlatmanın yetersiz olduğu virajlı veya tepe üstü gibi yerlerde yolu daha iyi görmek için kullanılır. Sollama bittikten ve geçilen araç dikiz aynasından görüldükten sonra tekrar uzun farlara geçilebilir.
  • c) Acil uyarı ışıklarını: Acil uyarı ışıkları, yani dörtlüler, adından da anlaşılacağı gibi acil durumlar için kullanılır. Aracınız arızalandığında, yol kenarında tehlikeli bir şekilde durmak zorunda kaldığınızda veya ani bir trafik sıkışıklığı gibi tehlikeli bir durumu arkanızdan gelenlere bildirmek için yakılır. Sollama gibi normal bir sürüş manevrası sırasında kullanılması kesinlikle yanlıştır ve diğer sürücülerin kafasını karıştırır.
  • d) Sis ışıklarını: Sis ışıkları, yalnızca görüş mesafesinin çok düştüğü yoğun sis, kar veya şiddetli yağmur gibi hava koşullarında kullanılır. Normal hava koşullarında sis ışıklarını yakmak, hem gereksizdir hem de diğer sürücülerin gözünü rahatsız edebileceği için yasaktır. Sollama manevrası ile doğrudan bir ilgisi yoktur.

Özetle, geceleyin bir aracı sollamaya karar verdiğinizde, sinyalinizi verip sol şeride geçtikten sonra, o aracın hizasına gelene kadar yakını gösteren ışıkları kullanmaya devam etmelisiniz. Bu, önünüzdeki sürücünün görüşünü engellemeden güvenli bir geçiş yapmanızı sağlayan en doğru ve en güvenli yöntemdir.

Soru 36
Vites değiştirirken vites kutusundan ses geliyorsa sebebi aşağıdakilerden hangisi olabilir?
A
Kavramanın tam ayırmaması
B
Gaz pedalına tam basılmaması
C
Fren pedalına tam basılmaması
D
Lastik hava basıncının düşük olması
36 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, manuel vitesli bir araçta vites değiştirme esnasında şanzımandan (vites kutusundan) gelen anormal seslerin, özellikle de "cartlama" veya "gıcırdama" gibi seslerin temel sebebinin ne olabileceği sorulmaktadır. Bu ses, vites kutusu içindeki dişlilerin düzgün bir şekilde yerlerine geçmediğinin bir işaretidir. Şimdi seçenekleri detaylı bir şekilde inceleyelim.

Doğru Cevap: a) Kavramanın tam ayırmaması

Doğru cevap a) Kavramanın tam ayırmaması seçeneğidir. Bunun nedenini anlamak için önce kavrama (debriyaj) sisteminin görevini bilmek gerekir. Debriyaj pedalına bastığınızda, motorun gücünü vites kutusuna ileten bağlantıyı kesersiniz. Bu işleme "ayırma" denir. Bu ayırma sayesinde, vites kutusu içindeki dişliler serbest kalır ve siz rahatça vites değiştirebilirsiniz.

Eğer debriyaj sistemi düzgün çalışmıyorsa ve siz pedala bastığınızda motor ile vites kutusu arasındaki bağlantıyı tam olarak kesemiyorsa (yani tam ayırmıyorsa), vites kutusundaki dişliler dönmeye devam eder. Bu durumda vites değiştirmeye çalıştığınızda, dönen dişlileri birbirine geçmeye zorlarsınız ve bu da o meşhur "cart" sesine neden olur. Bu durum, debriyaj balatasının aşınması, debriyaj teli veya hidrolik sistemindeki bir arızadan kaynaklanabilir.

Yanlış Cevapların Açıklaması

  • b) Gaz pedalına tam basılmaması: Bu seçenek yanlıştır. Gaz pedalı, motora giden yakıt miktarını ayarlayarak motorun devrini kontrol eder. Vites değiştirirken gaz pedalını zaten bırakırsınız. Gaz pedalına az basmak veya çok basmak, aracın sarsılmasına veya yığılmasına neden olabilir ancak doğrudan vites kutusundan mekanik bir sürtünme sesi gelmesinin sebebi değildir.
  • c) Fren pedalına tam basılmaması: Bu seçenek de yanlıştır. Fren pedalı, aracın tekerleklerini yavaşlatmak ve durdurmak için kullanılır. Vites kutusunun içindeki dişlilerin çalışmasıyla doğrudan bir mekanik bağlantısı yoktur. Bu yüzden vites değiştirirken ses gelmesiyle bir ilgisi bulunmaz.
  • d) Lastik hava basıncının düşük olması: Bu seçenek tamamen ilgisizdir. Lastik basıncı, aracın yol tutuşunu, yakıt tüketimini ve sürüş konforunu etkiler. Vites kutusu gibi bir iç mekanizma ile hiçbir bağlantısı yoktur ve vites değiştirirken ses çıkarmasına neden olamaz.

Özetle; vites değiştirirken duyulan sesin en yaygın ve temel sebebi, debriyajın motor gücünü şanzımandan tam olarak ayıramamasıdır. Bu durum, hala dönmekte olan dişlilerin birbirine sürtünerek ses çıkarmasına yol açar.

Soru 37
Aşağıdakilerden hangisinin yapılması araçta yakıt tasarrufu sağlar?
A
Araç üstü tavan bagajı kullanılması
B
Tam gazdan ve ani hızlanmalardan kaçınılması
C
Araçta yapılması gerekli bakım ve ayarların ihmal edilmesi
D
Tavsiye edilmeyen tip ve ebatlarda araç lastiği kullanılması
37 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, aracımızı kullanırken yakıt tüketimini azaltacak, yani paramızın cebimizde kalmasını sağlayacak doğru sürüş alışkanlığının hangisi olduğu sorulmaktadır. Amaç, en verimli ve ekonomik sürüş yöntemini belirlemektir. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevabı ve diğerlerinin neden yanlış olduğunu anlayalım.

b) Tam gazdan ve ani hızlanmalardan kaçınılması

Bu seçenek doğru cevaptır. Aracın motoru, en çok kalkışlarda ve ani hızlanmalarda yakıt tüketir. Gaza aniden ve sonuna kadar basmak, motora gerekenden çok daha fazla yakıt gönderilmesine neden olur. Bunun yerine, gaz pedalına yumuşakça basarak sakin bir şekilde hızlanmak, motorun daha verimli çalışmasını ve yakıt tüketiminin önemli ölçüde düşmesini sağlar. Bu sürüş tarzına "ekonomik sürüş" veya "defansif sürüş" denir ve hem yakıt tasarrufu hem de güvenlik açısından en doğru yöntemdir.

Şimdi diğer seçeneklerin neden yakıt tasarrufu sağlamadığını, aksine tüketimi artırdığını inceleyelim:

  • a) Araç üstü tavan bagajı kullanılması

    Bu seçenek yanlıştır. Araçlar, havayı kolayca yararak ilerlemesi için aerodinamik bir yapıda tasarlanır. Tavan üzerine konulan port bagaj veya herhangi bir yük, aracın bu aerodinamik yapısını bozar ve hava direncini artırır. Araç, bu artan direnci yenebilmek için daha fazla güç harcamak zorunda kalır ve bu da doğrudan yakıt tüketimini artırır. Bu nedenle, tavan bagajları yalnızca ihtiyaç duyulduğunda kullanılmalı ve işiniz bittiğinde sökülmelidir.

  • c) Araçta yapılması gerekli bakım ve ayarların ihmal edilmesi

    Bu seçenek yanlıştır. Aracın periyodik bakımları, motorun sağlıklı ve verimli çalışması için hayati önem taşır. Örneğin, hava filtresinin kirlenmesi motorun yeterli hava almasını engeller, bujilerin eskimesi yakıtın tam yanmamasına neden olur ve motor yağının kirlenmesi sürtünmeyi artırır. Tüm bu durumlar, motorun daha fazla zorlanmasına ve dolayısıyla daha çok yakıt tüketmesine yol açar. Bakımları zamanında yapılan bir araç, her zaman daha az yakıt tüketir.

  • d) Tavsiye edilmeyen tip ve ebatlarda araç lastiği kullanılması

    Bu seçenek yanlıştır. Araç üreticisi, o araç için en uygun lastik tipini ve ebadını belirler. Farklı ebatlarda veya özellikte lastik kullanmak, "yuvarlanma direncini" artırabilir. Ayrıca, lastik hava basınçlarının tavsiye edilen değerden düşük olması da lastiğin yola daha fazla yayılmasına ve sürtünmenin artmasına neden olur. Artan bu sürtünme, motorun tekerlekleri döndürmek için daha fazla enerji harcamasına ve yakıt tüketiminin artmasına sebep olur.

Özetle: Yakıt tasarrufu sağlamak için en etkili yöntem, sakin ve öngörülü bir sürüş tarzı benimseyerek ani hızlanma ve frenlemelerden kaçınmaktır. Diğer seçenekler ise aracın verimliliğini düşürerek yakıt tüketimini artıran faktörlerdir.

Soru 38
Aşağıdakilerden hangisi motorda yapılan ayarlardan birisidir?
A
Supap ayarı
B
Rot ayarı
C
Fren ayarı
D
Far ayarı
38 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir aracın çeşitli kısımlarında yapılan ayarlardan hangisinin doğrudan motor ile ilgili olduğu sorulmaktadır. Cevapları incelerken, her bir ayarın aracın hangi sistemine ait olduğunu düşünmemiz gerekir: motor sistemi mi, yürüyen aksam mı, fren sistemi mi, yoksa aydınlatma sistemi mi?

Doğru Cevap: a) Supap ayarı

Doğru cevabın "Supap ayarı" olmasının sebebi, supapların motorun temel ve en önemli parçalarından biri olmasıdır. Supaplar, motorun silindirlerine yakıt-hava karışımının alınmasını ve yanma sonrası oluşan egzoz gazlarının dışarı atılmasını kontrol eden kapakçıklardır. Motorun çalışması sırasında ısınma ve genleşme nedeniyle supapların boşluklarının (supap klerensi) periyodik olarak ayarlanması gerekir. Bu ayar, motorun verimli çalışması, yakıt tüketimi ve performansı için kritik öneme sahiptir ve doğrudan motorun içinde yapılan bir işlemdir.

Diğer Seçeneklerin Açıklaması:

  • b) Rot ayarı: Bu ayar motorla ilgili değildir. Rot ayarı, aracın tekerleklerinin birbirine ve yola göre açılarının ayarlanması işlemidir. Bu işlem, aracın ön takımı ve direksiyon sistemiyle ilgilidir. Doğru bir rot ayarı, lastiklerin düzgün aşınmasını sağlar ve aracın sürüş stabilitesini artırır.

  • c) Fren ayarı: Bu ayar da motorla ilgili değildir. Fren ayarı, aracın durma performansını etkileyen fren sisteminin bir parçasıdır. Balataların, disklerin veya kampanaların kontrolü ve el freni telinin gerginliğinin ayarlanması gibi işlemleri içerir. Bu ayar, doğrudan güvenlikle ilgilidir ve motordan bağımsız bir sistemdir.

  • d) Far ayarı: Bu ayar motorla kesinlikle ilgili değildir. Far ayarı, aracın aydınlatma sisteminin bir parçasıdır. Farların yolu doğru bir açıyla aydınlatması ve karşıdan gelen sürücülerin gözünü almaması için yapılır. Bu işlem, aracın elektrik ve aydınlatma aksamıyla ilgilidir.

Özetle, soruda "motorda yapılan" bir ayar istendiği için, doğrudan motorun parçası olan ve çalışmasını etkileyen supapların ayarı doğru cevaptır. Diğer seçenekler (rot, fren, far) aracın motor dışındaki farklı ve önemli sistemlerine (yürüyen aksam, fren sistemi, aydınlatma sistemi) ait ayarlardır.

Soru 39
Akü üzerinde bulunan kontrol gözünde, akü şarjının iyi durumda olduğunu gösteren renk hangisidir?
A
Sarı
B
Yeşil
C
Siyah
D
Kırmızı
39 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, araç aküsünün üzerinde bulunan ve "kontrol gözü" veya "şarj göstergesi" olarak bilinen küçük penceredeki renklerin ne anlama geldiği sorulmaktadır. Bu gösterge, sürücüye akünün durumu hakkında hızlı ve pratik bir bilgi verir. Sorunun doğru anlaşılması, akü sağlığını kolayca kontrol edebilmek için önemlidir.

Doğru cevap Yeşil'dir. Akü üzerindeki kontrol gözünde yeşil renk belirdiğinde, bu durum akünün şarj seviyesinin tam ve sağlıklı olduğunu gösterir. Yeşil renk, akü içerisindeki elektrolit yoğunluğunun ideal seviyede olduğunu ve aracın motorunu çalıştırmak için yeterli güce sahip olduğunu ifade eder. Kısacası, yeşil renk "akü tam şarjlı ve kullanıma hazır" anlamına gelir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • Siyah: Kontrol gözünün siyah renkte olması, akünün şarjının zayıf olduğu veya tamamen bittiği anlamına gelir. Bu renk, akünün acilen şarj edilmesi gerektiğini belirtir. Araç bu durumdayken marş basmayabilir veya zorlanabilir. Bu nedenle siyah, "şarj gerekli" demektir ve iyi durumu göstermez.
  • Sarı veya Renksiz/Beyaz: Bu renk genellikle akünün içerisindeki elektrolit seviyesinin, yani akü suyunun, tehlikeli derecede düşük olduğunu gösterir. Bu durumda, eğer akü bakım gerektiren bir modelse, acilen saf su eklenmesi gerekir. Bakım gerektirmeyen kapalı tip akülerde ise bu renk, akünün ömrünü tamamladığını ve değiştirilmesi gerektiğini işaret eder. Dolayısıyla bu renk bir arızayı belirtir.
  • Kırmızı: Kırmızı renk, akünün üzerindeki kontrol gözünde kullanılan standart bir gösterge rengi değildir. Bu seçenek, genellikle araçların gösterge panelinde yanan kırmızı renkli akü arıza lambası ile karıştırılması amacıyla bir çeldirici olarak sorularda yer alır. Akünün kendi üzerindeki göstergede kırmızı renk bulunmaz.

Özetle, ehliyet sınavında ve günlük hayatta aracınızın aküsünü kontrol ederken göreceğiniz yeşil renk, endişelenmenize gerek olmadığını ve akünüzün sağlıklı bir şarj durumuna sahip olduğunu size bildirir.

Soru 40
Aracın elektrik sisteminde bulunan sigortalardan biri yanmış ise yerine takılacak olan yeni sigortanın amper değeri eskisine göre nasıl olmalıdır?
A
Aynı 
B
Daha büyük
C
Daha küçük 
D
Önemli değildir.
40 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, aracın elektrik donanımında bir arıza nedeniyle atan veya yanan bir sigortanın yerine yenisi takılırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sorulmaktadır. Özellikle yeni sigortanın amper değerinin, eski sigortaya göre ne olması gerektiği üzerinde durulmaktadır. Bu, araç güvenliği için temel bir bilgidir.

Doğru cevap a) Aynı seçeneğidir. Sigortalar, araçtaki elektrik devrelerini aşırı akıma karşı korumak için tasarlanmış birer güvenlik elemanıdır. Her bir elektrik devresi (farlar, radyo, silecekler vb.) belirli bir miktarda akım çeker ve bu devreler, bu akım değerine dayanacak şekilde üretilmiştir. Sigorta, bu devrenin "zayıf halkası" olarak görev yapar; devreden geçmemesi gereken bir yükseklikte akım geçtiğinde, sigortanın içindeki ince tel eriyerek kopar ve devreyi keser. Böylece, o devreye bağlı olan pahalı elektronik aksamın veya kabloların yanması engellenmiş olur.

Bu nedenle, yanmış bir sigortanın yerine mutlaka orijinali ile aynı amper değerine sahip yeni bir sigorta takılmalıdır. Aracın üreticisi, o devre için en güvenli ve en uygun amper değerini hesaplayarak belirlemiştir. Aynı değerde bir sigorta kullanmak, sistemin tasarlandığı gibi güvenli bir şekilde çalışmaya devam etmesini sağlar.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • b) Daha büyük: Bu seçenek yanlıştır ve oldukça tehlikelidir. Eğer yanan sigortanın yerine daha yüksek amperli bir sigorta takarsanız, sigorta görevini yapamaz hale gelir. Devreden normalin üzerinde bir akım geçtiğinde, yeni ve daha güçlü sigorta atmayacağı için bu yüksek akım doğrudan devredeki kablolara ve elektronik bileşenlere ulaşır. Bu durum, kabloların aşırı ısınıp erimesine, kısa devreye ve en kötü senaryoda araç yangınına sebep olabilir. Unutmayın, sigortanın amacı devreyi korumaktır; daha büyük bir sigorta takmak bu korumayı ortadan kaldırmaktır.

  • c) Daha küçük: Bu seçenek de yanlıştır. Orijinalinden daha düşük amperli bir sigorta takarsanız, bu sigorta devrenin normal çalışması için ihtiyaç duyduğu akıma bile dayanamayabilir. Örneğin, radyonuzun normalde çektiği akım 8 amper ise ve siz oraya 5 amperlik bir sigorta takarsanız, radyoyu açtığınızda veya sesini biraz yükselttiğinizde sigorta hemen atacaktır. Bu durum tehlikeli olmasa da, devrenin düzgün çalışmasını engeller ve sürekli sigorta değiştirmenize neden olur.

  • d) Önemli değildir: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılabileceği gibi, bir sigortanın en kritik ve belirleyici özelliği onun amper değeridir. Sigortanın varlık sebebi, belirli bir amper değerinde devreyi keserek güvenliği sağlamaktır. Bu değeri göz ardı etmek, aracın elektrik sistemini ve genel güvenliğini büyük bir riske atmak anlamına gelir.

Soru 41
Akünün bakımında, elektrolit seviyesinin düşük olduğu gözlemlendiğinde aşağıdakilerden hangisi yapılmalıdır?
A
Asit ilave edilmeli 
B
Saf su ilave edilmeli 
C
Hava filtresi değiştirilmeli 
D
Kutup başları gevşetilmeli
41 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir aracın aküsünde "elektrolit" adı verilen sıvının seviyesi azaldığında yapılması gereken doğru bakım işlemi sorulmaktadır. Akü, aracın elektrik sisteminin kalbidir ve düzgün çalışması için periyodik bakıma ihtiyaç duyar. Bu bakım işlemlerinden en önemlilerinden biri de elektrolit seviyesinin kontrol edilmesidir.

Doğru Cevap: b) Saf su ilave edilmeli

Akü içerisindeki elektrolit, sülfürik asit ve saf su karışımından oluşur. Araç çalıştıkça ve akü şarj-deşarj döngüsüne girdikçe, motor bölümündeki ısı nedeniyle elektrolitin içindeki sadece su buharlaşır. Asit buharlaşmaz, bu yüzden zamanla sıvı seviyesi düşerken asit yoğunluğu artar. Bu durumu düzeltmek için eksilen suyu yerine koymak gerekir. Bu işlemde kesinlikle saf su (distile su) kullanılmalıdır, çünkü çeşme suyu gibi normal sular içerdikleri kireç ve mineraller nedeniyle akünün içindeki plakalara zarar vererek ömrünü kısaltır. Bu nedenle, elektrolit seviyesi plaka seviyesinin altına düştüğünde, plakaların üzerini yaklaşık 1 cm geçecek şekilde saf su eklenmelidir.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Asit ilave edilmeli: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır ve aküye ciddi zarar verir. Aküdeki su buharlaştığı için asit yoğunluğu zaten artmıştır. Üzerine bir de asit eklemek, elektrolitin aşırı yoğunlaşmasına neden olur. Bu durum, akünün içindeki kurşun plakaların aşınmasına, kısa devre yapmasına ve akünün tamamen bozulmasına yol açar. Asit, sadece akü tamamen boşaltılıp yeniden doldurulacaksa veya elektrolit döküldüyse, uzmanlar tarafından doğru oranda eklenir.
  • c) Hava filtresi değiştirilmeli: Bu seçenek konuyla tamamen alakasızdır. Hava filtresi, motorun yanma odasına giren havayı temizleyen bir parçadır ve motorun performansı ile ilgilidir. Akünün elektrolit seviyesi veya elektrik sistemi ile hiçbir bağlantısı yoktur. Bu tür alakasız seçenekler, adayın araç mekaniği hakkındaki genel bilgisini ölçmek için sorulur.
  • d) Kutup başları gevşetilmeli: Bu seçenek de yanlıştır ve tehlikeli olabilir. Akünün kutup başları, aracın elektrik sistemine gücü ileten bağlantı noktalarıdır. Bu bağlantıların gevşek olması, elektrik akımının düzgün iletilmemesine, ark (kıvılcım) oluşmasına ve aracın çalışmamasına neden olabilir. Aksine, akü bakımında kutup başlarının temiz ve sıkı olması istenir.

Özetle; aküde elektrolit seviyesi azaldığında bu durumun sebebi suyun buharlaşmasıdır. Bu nedenle doğru bakım işlemi, eksilen suyu tamamlamak için sisteme saf su ilave etmektir. Diğer seçenekler ya aküye zarar verir ya da konuyla tamamen ilgisizdir.

Soru 42
Motorların soğutma sistemlerinde aşağı­dakilerden hangisi kullanılmaz?
A
Su
B
Hava
C
Antifriz
D
Asitli su
42 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir aracın motorunun sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlayan soğutma sisteminde, hangi maddenin kesinlikle *kullanılmaması* gerektiği sorulmaktadır. Motor çalışırken çok yüksek sıcaklıklara ulaşır ve bu sıcaklığın kontrol altında tutulması gerekir. Soğutma sistemi tam da bu görevi yerine getirir ve bu sistemde kullanılan sıvıların motora zarar vermemesi, aksine onu koruması beklenir.

Doğru cevap d) Asitli su'dur. Çünkü asit, metaller üzerinde aşındırıcı (korozif) bir etkiye sahiptir. Motorun soğutma sistemi; radyatör, devirdaim pompası, motorun içindeki su kanalları gibi çok sayıda metal parçadan oluşur. Bu sisteme asitli su konulması, bu metal parçaların hızla paslanmasına, aşınmasına ve hatta delinmesine yol açar. Bu durum, soğutma sıvısı sızıntılarına, motorun hararet yapmasına ve sonuç olarak çok büyük ve masraflı motor arızalarına neden olur.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu, yani soğutma sisteminde neden kullanıldıklarını inceleyelim:

  • a) Su: Su, ısıyı emme ve taşıma kapasitesi çok yüksek olduğu için soğutma sistemlerinin temel sıvısıdır. Genellikle tek başına değil, antifriz ile karıştırılarak kullanılır. Motorun ürettiği fazla ısıyı alarak radyatöre taşır ve soğumasını sağlar.
  • b) Hava: Hava, soğutma sisteminin vazgeçilmez bir parçasıdır. Su soğutmalı sistemlerde, radyatördeki sıcak su, radyatör peteklerinin arasından geçen hava sayesinde soğutulur. Ayrıca, bazı motosikletlerde veya eski model araçlarda doğrudan hava ile soğutulan (hava soğutmalı) motorlar da bulunur. Dolayısıyla hava, soğutma işleminde aktif olarak kullanılır.
  • c) Antifriz: Antifriz, soğutma sisteminin en önemli koruyucu sıvılarından biridir. Sadece suyun kışın donmasını engellemekle kalmaz, aynı zamanda suyun kaynama noktasını da yükselterek yazın motorun hararet yapmasını önler. En önemlisi de, içerdiği özel kimyasallar sayesinde sistemi pas ve korozyona karşı korur; yani asitli suyun yapacağı etkinin tam tersini yapar.

Özetle, su, hava ve antifriz motor soğutma sisteminin düzgün çalışması için kullanılan veya kullanılması gereken temel unsurlardır. Asitli su ise sisteme doğrudan zarar veren, aşındırıcı ve tehlikeli bir madde olduğu için kesinlikle kullanılmaz. Bu nedenle doğru cevap "Asitli su" seçeneğidir.

Soru 43
Egzoz susturucusu, yanmış gazların gürül­tüsünün azaltılmasında görev yapar. Buna göre araçlardaki egzoz susturucusu çıkarılırsa ne olması beklenir?
A
Gürültü kirliliğinin artması
B
Motorun ısınarak stop etmesi
C
Gürültü kirliliğinin en aza inmesi
D
Egzozdan siyah renkte duman çıkması
43 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir aracın egzoz sisteminin önemli bir parçası olan susturucunun temel görevi ve bu parçanın araçtan çıkarılması durumunda ne gibi bir sonuçla karşılaşılacağı sorgulanmaktadır. Sorunun kökünde zaten susturucunun görevi, "yanmış gazların gürültüsünün azaltılması" olarak verilmiştir. Bu bilgi, doğru cevabı bulmak için en önemli ipucudur.

a) Gürültü kirliliğinin artması (Doğru Cevap)

Motorun içinde gerçekleşen yanma işlemi, aslında binlerce küçük patlamadan oluşur. Bu patlamalar çok yüksek bir ses ortaya çıkarır. Egzoz susturucusu, bu yüksek ses dalgalarını özel olarak tasarlanmış odacıklar ve borular içinden geçirerek sönümler, yani sesi azaltır. Eğer bu parçayı, yani susturucuyu, sistemden çıkarırsanız, motorun o ham ve çok yüksek patlama sesi doğrudan dışarıya verilir. Bu durum, çevrede ciddi bir gürültü kirliliğine yol açar, bu yüzden bu seçenek doğrudur.

Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:

  • b) Motorun ısınarak stop etmesi: Bu seçenek yanlıştır. Motorun hararet yapması yani aşırı ısınması genellikle soğutma sistemi arızalarından veya egzoz sisteminin tamamen tıkanmasından kaynaklanır. Susturucunun çıkarılması, gazların daha rahat atılmasına neden olacağı için motoru rahatlatabilir bile; ancak bu durum motorun ısınarak stop etmesine sebep olmaz. Bu nedenle bu şık elenir.

  • c) Gürültü kirliliğinin en aza inmesi: Bu seçenek, doğru cevabın tam tersidir ve mantıksal olarak hatalıdır. Adı üstünde "susturucu" olan bir parçanın çıkarılması, gürültüyü azaltmaz, tam aksine maksimum seviyeye çıkarır. Soru kökünde verilen bilgiyle çeliştiği için bu seçenek de yanlıştır.

  • d) Egzozdan siyah renkte duman çıkması: Egzozdan siyah duman çıkması, genellikle motorun yakıt-hava karışımında bir sorun olduğunu gösterir. Fazla yakıt yakılması (zengin karışım) veya hava filtresinin tıkalı olması gibi durumlar siyah dumana neden olur. Susturucunun görevi ses ile ilgilidir, yanma kalitesini veya dumanın rengini doğrudan etkilemez. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.

Özetle; egzoz susturucusunun tek ve en temel görevi, motordan çıkan yüksek sesi yasal ve konforlu seviyelere indirmektir. Bu parça söküldüğünde, aracın sesi katlanarak artar ve bu da bir gürültü kirliliği oluşturur. Bu nedenle ehliyet sınavında bu soruyla karşılaştığınızda, susturucunun adının işlevini anlattığını hatırlamanız yeterlidir.

Soru 44
Aracın gösterge panelinde şekildeki uyarı lambasının yanıyor olması neyi bildirir?
A
El freninin çekili olduğunu
B
Yağ basıncının çok düştüğünü
C
Motor hararetinin çok yükseldiğini
D
Şarj sisteminde bir arıza olduğunu
44 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, aracın gösterge panelinde beliren ve fotoğrafta gösterilen uyarı lambasının ne anlama geldiğini bilmeniz istenmektedir. Gösterge panelindeki ışıklar, sürücüye araçla ilgili önemli bilgiler verir ve bu sembollerin anlamını bilmek güvenli sürüş için temel bir gerekliliktir. Bu semboller genellikle evrenseldir ve çoğu araçta aynı anlama gelir.

Doğru Cevap: a) El freninin çekili olduğunu

Görseldeki uyarı lambası, park freni (el freni) uyarı ışığıdır. Bu ışık, el freninin tam olarak indirilmediğini, yani hala çekili veya kısmen çekili olduğunu gösterir. Araç hareket etmeden önce el freninin tamamen indirildiğinden ve bu ışığın söndüğünden emin olmak gerekir.

El freni çekili olarak araç kullanmak, fren balatalarının aşınmasına, yakıt tüketiminin artmasına ve aracın fren sisteminin zarar görmesine neden olabilir. Ayrıca, bazı araçlarda bu ışık, fren hidroliği seviyesinin düşük olduğunu veya fren sisteminde genel bir arıza olduğunu da bildirebilir. Bu nedenle kırmızı renkte yanan bu uyarı ciddiye alınmalıdır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • b) Yağ basıncının çok düştüğünü: Bu durum, gösterge panelinde genellikle damlayan bir yağdanlık (yağdanlık ibriği) sembolü ile gösterilir. Bu ışık yandığında, motorun yağlamasında ciddi bir sorun var demektir ve motorun zarar görmemesi için araç derhal durdurulmalıdır. Sorudaki sembol bu anlama gelmez.

  • c) Motor hararetinin çok yükseldiğini: Motorun aşırı ısındığını belirten uyarı lambası, genellikle içinde termometre işareti bulunan ve su dalgaları üzerinde yüzen bir semboldür. Bu ışık, motorun soğutma sisteminde bir sorun olduğunu ve hararet yaptığını gösterir. Aracın hemen güvenli bir yere çekilip motorun soğumasını beklemek gerekir.

  • d) Şarj sisteminde bir arıza olduğunu: Akü veya şarj sistemi arızası, gösterge panelinde üzerinde "+" ve "-" işaretleri olan bir batarya (akü) sembolü ile belirtilir. Bu ışık yandığında, alternatörün aküyü şarj etmediği ve aracın sadece akü gücüyle çalıştığı anlaşılır. Bu durum da sorudaki sembolle ilgili değildir.

Soru 45
Aşağıdakilerden hangisi sorumluluk duygusuna sahip bir sürücünün özelliklerindendir?
A
Trafik kurallarını önemsemeden araç kullanması
B
Davranışlarının sonuçlarını düşünerek hareket etmesi
C
Sevdiklerinin hayatını tehlikeye atmaktan çekinmemesi
D
Kendi yetki alanına giren herhangi bir olayı başkalarının üstlenmesini beklemesi
45 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, trafikte sorumluluk duygusuna sahip bir sürücünün temel davranış biçimi ve zihniyeti sorgulanmaktadır. Sorumluluk, en basit tanımıyla, bir kişinin kendi eylemlerinin sonuçlarını üstlenmesi ve bu sonuçları önceden düşünerek hareket etmesidir. Trafik gibi birçok insanın can ve mal güvenliğinin iç içe geçtiği bir ortamda bu duygu, kazaları önlemek ve güvenli bir akış sağlamak için hayati önem taşır.

Doğru cevap b) Davranışlarının sonuçlarını düşünerek hareket etmesi seçeneğidir. Çünkü sorumlu bir sürücü, yapacağı her hamlenin (hızlanma, sollama, şerit değiştirme gibi) sadece kendisini değil, trafikteki diğer sürücüleri, yayaları ve yolcuları nasıl etkileyeceğini öngörür. Örneğin, "Bu hızla viraja girersem aracın kontrolünü kaybedebilir miyim?" veya "Öndeki aracı bu kadar yakından takip edersem ani bir frende durabilir miyim?" gibi soruları kendine sorarak riskleri önceden hesaplar. Bu düşünce yapısı, tehlikeli durumların oluşmasını en başından engeller ve güvenli sürüşün temelini oluşturur.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Trafik kurallarını önemsemeden araç kullanması: Bu seçenek, sorumluluğun tam tersidir. Trafik kuralları, toplumun ortak güvenliği için konulmuş sınırlardır ve sorumlu bir sürücü bu kurallara uymayı bir görev bilir. Kuralları önemsememek, hem kendini hem de başkalarını tehlikeye atan sorumsuz bir davranıştır.
  • c) Sevdiklerinin hayatını tehlikeye atmaktan çekinmemesi: Bu ifade, sorumsuzluğun da ötesinde, kabul edilemez bir vurdumduymazlıktır. Sorumlu bir sürücü, aracındaki yolcuların, özellikle de ailesi ve arkadaşlarının can güvenliğini her şeyin önünde tutar. Onları tehlikeye atacak riskli hareketlerden bilinçli olarak kaçınır.
  • d) Kendi yetki alanına giren herhangi bir olayı başkalarının üstlenmesini beklemesi: Bu davranış, sorumluluktan kaçmak ve suçu başkalarına atmak anlamına gelir. Örneğin, bir kazaya karıştığında hatasını kabul etmek yerine hemen karşı tarafı suçlamak veya aracının bakımını ihmal edip yolda kaldığında başkalarından yardım beklemek sorumsuz bir tutumdur. Sorumlu bir sürücü, kendi eylemlerinin ve ihmallerinin sonuçlarını üstlenir.

Özetle, ehliyet sınavındaki bu soru, sürücü adayının trafikteki temel ahlaki duruşunu ölçmeyi amaçlamaktadır. Sorumluluk, sadece kuralları bilmek değil, aynı zamanda empati kurarak ve eylemlerinin olası sonuçlarını öngörerek proaktif bir şekilde güvenliği sağlamaktır. Bu nedenle, davranışlarının sonuçlarını düşünerek hareket etmek, sorumlu bir sürücünün en belirgin ve en önemli özelliğidir.

Soru 46
I. Geçiş üstünlüğüne sahip araçlara yol vermek II. Aşırı hız yaparak diğer sürücülerin dikkatlerini dağıtmak

III. Engeli olmadığı hâlde engelli kişiler için ayrılmış yerlere park etmek

Yukarıdakilerden hangileri trafikte bireye yapılan hak ihlallerindendir?

A
Yalnız I
B
I ve II.
C
II ve III.
D
I, II ve III.
46 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, trafikteki davranışlardan hangilerinin diğer bireylerin haklarını ihlal ettiği, yani bir "hak ihlali" olduğu sorulmaktadır. Trafik kuralları sadece düzeni sağlamakla kalmaz, aynı zamanda tüm sürücülerin, yayaların ve yolcuların can ve mal güvenliği gibi temel haklarını korumayı amaçlar. Soruyu doğru cevaplamak için her bir öncülü bu "birey hakkı" perspektifinden değerlendirmemiz gerekir.

I. Geçiş üstünlüğüne sahip araçlara yol vermek

Bu davranış bir hak ihlali değildir; tam aksine, toplumsal bir sorumluluk ve yasal bir zorunluluktur. Ambulans, itfaiye veya polis aracı gibi geçiş üstünlüğüne sahip araçlar, acil bir durumda bir başkasının yaşama hakkını korumak için görev yapmaktadır. Onlara yol vermek, hem o araçların içindeki görevlilerin hem de yardıma muhtaç olan bireylerin haklarına saygı göstermek anlamına gelir. Dolayısıyla bu, olumlu ve doğru bir davranıştır.

II. Aşırı hız yaparak diğer sürücülerin dikkatlerini dağıtmak

Bu davranış, açık bir hak ihlalidir. Trafikteki her bireyin güvenli bir ortamda seyahat etme hakkı vardır. Aşırı hız yapan bir sürücü, ani manevralar yaparak veya tehlikeli bir şekilde diğer araçlara yaklaşarak çevresindeki sürücülerin paniğe kapılmasına, dikkatlerinin dağılmasına ve kaza riskiyle karşı karşıya kalmalarına neden olur. Bu durum, diğer insanların can ve mal güvenliği hakkını doğrudan tehdit eder.

III. Engeli olmadığı hâlde engelli kişiler için ayrılmış yerlere park etmek

Bu davranış da çok net bir hak ihlalidir. Engelli park yerleri, engelli bireylerin hastane, alışveriş merkezi gibi sosyal alanlara daha kolay ve güvenli bir şekilde ulaşabilmeleri için onlara tanınmış özel bir haktır. Engeli olmayan bir kişinin bu alanı işgal etmesi, o hakka sahip olan bir engellinin bu imkândan faydalanmasını engeller. Bu, sadece bir park kuralı ihlali değil, aynı zamanda empati yoksunluğu ve engelli bir bireyin hakkını gasp etmektir.

Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi

  • I. öncül bir hak ihlali değil, bir sorumluluktur. Bu nedenle içinde "I" olan seçenekler (a, b, d) yanlıştır.
  • II. ve III. öncüller ise diğer bireylerin güvenlik ve erişim gibi temel haklarını doğrudan ihlal eden davranışlardır.

Bu değerlendirmeye göre, trafikte bireye yapılan hak ihlalleri II ve III numaralı öncüllerde belirtilen davranışlardır. Bu nedenle doğru cevap c) II ve III. seçeneğidir.

Soru 47
Aracını park ettikten sonra durduğu yerin diğer yol kullanıcıları açısından görme-görülme ya da manevra engeli oluşturup oluşturmadığını kontrol eden bir sürücünün bu davranışı trafikteki hangi değere uygundur?
A
Empati
B
Tahammül
C
Beden dili
D
Konuşma üslubu
47 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir sürücünün park etme eylemi sırasında gösterdiği bir davranışın, trafikteki temel değerlerden hangisiyle örtüştüğü sorgulanmaktadır. Sürücü, aracını park ettikten sonra durduğu yerin başka sürücüler veya yayalar için bir engel olup olmadığını kontrol ediyor. Bu, başkalarını düşünen, bilinçli ve sorumlu bir harekettir.

Doğru cevap a) Empati seçeneğidir. Empati, kendimizi başka birinin yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini anlama, olaylara onun bakış açısıyla bakma yeteneğidir. Trafikte empati, diğer yol kullanıcılarının (sürücüler, yayalar, bisikletliler) ne gibi zorluklar yaşayabileceğini önceden düşünmek ve buna göre hareket etmek anlamına gelir. Sorudaki sürücü, "Benim park ettiğim bu araç, karşıdan gelen bir arabanın görüşünü engeller mi?" veya "Bir yaya buradan geçerken zorlanır mı?" diye düşünerek, kendisini diğer yol kullanıcılarının yerine koymaktadır. Bu davranış, empatinin trafikteki en net ve en önemli örneklerinden biridir.

  • Neden Diğerleri Yanlış?

b) Tahammül: Bu seçenek yanlıştır. Tahammül, trafikte karşılaşılan olumsuz durumlara, başkalarının yaptığı hatalara veya yavaşlığa karşı sabırlı olma durumudur. Örneğin, acemi bir sürücünün yavaş gitmesine veya önünüzdeki aracın sinyal vermeyi unutmasına sinirlenmemek bir tahammül göstergesidir. Sorudaki olayda ise sürücü bir olumsuzluğa sabır göstermiyor, aksine olumsuz bir durum yaratmamak için önceden önlem alıyor.

c) Beden dili: Bu seçenek de yanlıştır. Beden dili, trafikte sözsüz iletişim kurma yöntemidir; el hareketleri, mimikler veya göz teması gibi unsurları içerir. Örneğin, yol verdiğiniz bir sürücünün size el sallayarak teşekkür etmesi veya bir yayanın geçmek için sizinle göz teması kurması beden diline bir örnektir. Sorudaki sürücü ise kimseyle iletişim kurmuyor, sadece kendi başına bir kontrol gerçekleştiriyor.

d) Konuşma üslubu: Bu seçenek de konuyla tamamen ilgisizdir. Bu değer, sürücülerin bir anlaşmazlık anında veya herhangi bir diyalog sırasında birbirleriyle sözlü iletişim kurarken kullandığı dilin nazik ve saygılı olmasıyla ilgilidir. Soruda herhangi bir diyalog veya konuşma durumu bulunmadığından, bu seçenek doğru olamaz.

Özetle, soruda anlatılan davranış, sürücünün kendi eyleminin başkalarını nasıl etkileyeceğini düşünmesi ve onların güvenliğini ve rahatını gözetmesidir. Bu durum, doğrudan doğruya empati kurma becerisiyle ilgilidir. Bu nedenle doğru cevap "Empati"dir.

Soru 48
Sürücülerin trafik içindeki davranışlarının sonuçlarını düşünerek hareket etmesi hâli, trafikte hangi temel değere sahip olunduğunu gösterir?
A
Kabalık
B
Hırçınlık
C
Bencillik 
D
Sorumluluk
48 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir sürücünün trafikteki eylemlerinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini önceden hesaba katarak davranmasının hangi temel değeri yansıttığı sorulmaktadır. Sorunun kilit noktası "sonuçlarını düşünerek hareket etme" ifadesidir. Bu ifade, bilinçli, öngörülü ve başkalarını dikkate alan bir sürüş tarzını tanımlar.

Doğru Cevap: d) Sorumluluk

Doğru cevabın sorumluluk olmasının sebebi, bu değerin tanımıyla doğrudan örtüşmesidir. Sorumluluk, bir kişinin kendi davranışlarının ve bu davranışların yol açtığı sonuçların hesabını verebilmesi, bu sonuçları üstlenmesi demektir. Trafikte sorumlu bir sürücü, yapacağı bir manevranın (örneğin ani bir fren, hızlı bir şerit değiştirme veya hatalı sollama) sadece kendisini değil, diğer sürücüleri, yayaları ve yolcuları nasıl etkileyeceğini düşünür ve ona göre hareket eder. Bu nedenle, sonuçları düşünmek, sorumluluk bilincinin en temel göstergesidir.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Kabalık: Kabalık, başkalarına karşı saygısız ve düşüncesiz davranışlarda bulunmaktır. Kornayı gereksiz yere çalmak, sıkıştırmak veya el kol hareketleri yapmak kaba davranışlardır. Bu davranışlar, sonuçları düşünmekten çok, anlık bir düşüncesizliğin veya umursamazlığın ürünüdür. Dolayısıyla sorudaki tanımın tam tersidir.
  • b) Hırçınlık: Hırçınlık veya agresiflik, trafikte öfkeli, sabırsız ve saldırgan tutumlar sergilemektir. Sürekli selektör yapmak, yakın takip (tampona yapışmak) veya başkalarıyla yarışmak hırçın davranışlardır. Bu sürücüler, eylemlerinin tehlikeli sonuçlarını düşünmek yerine anlık öfkeleriyle hareket ederler.
  • c) Bencillik: Bencillik, sadece kendi çıkarını ve rahatını düşünmek, başkalarının haklarını ve ihtiyaçlarını görmezden gelmektir. "Yol benim hakkım" diyerek kimseye yol vermeyen, park edilmemesi gereken bir yere aracını bırakarak başkalarını zor durumda bırakan sürücü bencil davranmaktadır. Bencil bir sürücü, davranışlarının başkaları üzerindeki olumsuz sonuçlarını önemsemez.

Özetle, bir sürücünün "Eğer bu hızla gidersem virajı alamayabilirim" veya "Bu aracı şimdi sollarsam karşıdan gelene çarpabilirim" gibi düşüncelerle hareket etmesi, hem kendi can güvenliği hem de trafikteki diğer insanların can güvenliği için sorumluluk taşıdığını gösteren en net davranıştır.

Soru 49
Öndeki araç yol kenarına park etmeye çalışırken arkadan gelen diğer aracın onu beklemesi durumu, trafikte hangi temel değere sahip olunduğunu gösterir?
A
Öfke 
B
Sabır
C
İnatlaşma 
D
Aşırı tepki
49 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, trafikte sıkça karşılaşılan bir durum üzerinden sürücülerin sahip olması gereken temel bir davranış biçimi ve insani değer sorgulanmaktadır. Sorunun özü, bir sürücünün, başka bir sürücünün manevrasını tamamlaması için ona zaman tanımasının hangi olumlu özelliği yansıttığıdır. Bu durum, trafik akışının sağlıklı ve güvenli bir şekilde devam etmesi için kritik öneme sahiptir.

Doğru cevap b) Sabır seçeneğidir. Çünkü öndeki aracın park etme manevrası biraz zaman alabilir. Arkadaki sürücünün korna çalmadan, aceleci tavırlar sergilemeden veya tehlikeli bir şekilde onu geçmeye çalışmadan beklemesi, durumu anlayışla karşıladığını ve o anın gerektirdiği sükuneti koruyabildiğini gösterir. Sabır, trafikteki stresi azaltan, olası tartışma ve kazaları önleyen en önemli erdemlerden biridir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Öfke: Öfke, bu durumda gösterilecek olumsuz bir duygudur. Eğer arkadaki sürücü öfkeli olsaydı, beklemez, korna çalar, el kol hareketleri yapar veya söylenirdi. Soruda anlatılan "bekleme" eylemi, öfkenin tam tersi bir davranıştır.
  • c) İnatlaşma: İnatlaşma, sürücülerin birbirine yol vermemek için yarıştığı veya kasıtlı olarak birbirini engellediği bir durumdur. Örneğin, park etmeye çalışan araca yer bırakmamak veya onu sıkıştırmaya çalışmak bir inatlaşma örneği olurdu. Beklemek ise bir uzlaşı ve anlayış göstergesidir, inatlaşma değil.
  • d) Aşırı tepki: Aşırı tepki, yaşanan küçük bir olaya orantısız ve abartılı bir karşılık vermektir. Sürekli korna çalmak, araçtan inip bağırmak veya tehlikeli bir sollama manevrası yapmak aşırı tepkiye girer. Oysa sorudaki sürücü sakin bir şekilde bekleyerek en doğru ve ölçülü davranışı sergilemektedir.

Sonuç olarak, trafikte diğer sürücülere karşı anlayışlı olmak ve onların manevralarını tamamlamaları için sakince beklemek, sabır değerine sahip olunduğunun en net göstergesidir. Bu davranış, hem kendi güvenliğiniz hem de trafikteki diğer insanların güvenliği ve huzuru için hayati önem taşır.

Soru 50
Ters yönden gelen bir sürücüye “Bu sokak tek yönlü, herhalde siz girişteki levhayı görmediniz, lütfen daha dikkatli olun.” diyen bir sürücü, trafikte aşağıdaki değerlerden hangisine uygun davranmıştır?
A
İnatlaşmaya
B
Aşırı tepki göstermeye
C
Kaba ve saldırgan davranmaya
D
Trafik kültüründe birbirini uyarmaya
50 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, trafikte bir kural ihlali yapan sürücüye karşı başka bir sürücünün gösterdiği tepkinin hangi trafik değerine uygun olduğu sorulmaktadır. Soruyu doğru cevaplamak için, uyarıyı yapan sürücünün kullandığı dilin ve üslubun niteliğini dikkatlice analiz etmemiz gerekir.

Sürücünün kurduğu cümleyi inceleyelim: “Bu sokak tek yönlü, herhalde siz girişteki levhayı görmediniz, lütfen daha dikkatli olun.” Bu ifadede dikkat çeken birkaç önemli nokta vardır. Sürücü, karşı tarafı suçlamak yerine önce durumu (sokağın tek yönlü olduğunu) belirtiyor. Ardından, "herhalde görmediniz" diyerek hatanın kasıtlı olmadığını varsayıyor ve karşı tarafa anlayış gösteriyor. Son olarak, "lütfen" kelimesini kullanarak nazik bir şekilde uyarıda bulunuyor. Bu yaklaşım, çatışmadan uzak, yapıcı ve eğitimci bir tavırdır.

Doğru Cevabın Açıklaması

d) Trafik kültüründe birbirini uyarmaya: Bu seçenek doğrudur. Çünkü gelişmiş bir trafik kültürü, sürücülerin sadece trafik kurallarına uymasını değil, aynı zamanda birbirlerine karşı saygılı, sabırlı ve yardımcı olmalarını da gerektirir. Sorudaki sürücü, tehlikeli bir durumu fark edip diğer sürücüyü kaba bir şekilde değil, yapıcı bir dille uyararak hem olası bir kazayı önlemeye çalışmakta hem de trafikteki genel nezaket ve iş birliği ruhuna uygun davranmaktadır. Bu davranış, tam olarak “birbirini uyarma” değerini yansıtır.

Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması

  • a) İnatlaşmaya: Bu seçenek yanlıştır. İnatlaşma, bir konuda karşılıklı olarak ısrarcı olmak ve geri adım atmamaktır. Soruda bir tartışma veya karşılıklı bir zıtlaşma durumu yoktur. Sadece tek taraflı, bilgilendirici ve nazik bir uyarı söz konusudur.
  • b) Aşırı tepki göstermeye: Bu seçenek de yanlıştır. Aşırı tepki; sürekli korna çalmak, bağırmak, selektör yapmak veya el kol hareketleriyle öfke göstermek gibi durumu gereğinden fazla büyüten davranışları içerir. Oysa sorudaki sürücünün tepkisi son derece sakin, ölçülü ve olgundur.
  • c) Kaba ve saldırgan davranmaya: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır. Sürücünün kullandığı dil, “herhalde görmediniz” ve “lütfen” gibi ifadelerle nezaket içermektedir. Bu, kaba ve saldırgan bir davranışın tam tersi bir tutumdur. Kaba bir tepki, hakaret veya aşağılayıcı ifadeler içerirdi.

Özetle, bu soru sürücü adaylarına trafikte karşılaşılan hatalara karşı nasıl bir tutum sergilenmesi gerektiğini öğretmeyi amaçlamaktadır. Unutulmamalıdır ki trafikteki temel amaç, herkesin güvenli bir şekilde hedefine ulaşmasıdır. Bunu sağlamanın yolu ise çatışmacı ve agresif olmak yerine, güvenliği ön planda tutan, yapıcı ve nazik bir iletişim kurmaktan geçer. Bu nedenle, sürücünün davranışı en iyi şekilde “trafik kültüründe birbirini uyarma” değeri ile açıklanır.

Sınavı tamamlamak için butona tıklayınız, yanlışlarınız gösterilecektir. SINAVI BİTİR
0/50
Geri dön
Tamamlananlar işaretlendi.
12345
678910
1112131415
1617181920
2122232425
2627282930
3132333435
3637383940
4142434445
4647484950
Son
Geri dön

EHLİYET SINAVLARI