Soru 1 |
Hızlı ve aceleci davranmaya | |
Kaza yapan araca hasar verilmemesine | |
Kazayı seyredenlerin uzaklaştırılmasına | |
Yaralıda yeni bir yaralanma meydana gelmemesine |
Bu soruda, bir trafik kazası sonrası araç içinde sıkışmış bir yaralıyı çıkarırken dikkat etmemiz gereken en önemli önceliğin ne olduğu sorulmaktadır. İlk yardımın temel prensipleri ve bir insanın hayatının değeri göz önünde bulundurulduğunda, bu sorunun cevabı oldukça nettir.
Doğru Cevap: d) Yaralıda yeni bir yaralanma meydana gelmemesine
Bu seçeneğin doğru olmasının temel sebebi, ilk yardımın en temel kuralı olan "Önce Zarar Verme" ilkesidir. Kaza anında yaralanmış bir kişinin, özellikle boyun ve omurga bölgesinde, fark edilmeyen bir kırığı veya zedelenmesi olabilir. Yanlış bir hareket, bu durumu çok daha kötüleştirebilir ve kalıcı felç veya ölüm gibi geri dönülemez sonuçlara yol açabilir.
Bu nedenle, yaralıyı araçtan çıkarırken baş-boyun-gövde eksenini mümkün olduğunca sabit tutmak hayati önem taşır. Bu işlem için uygulanan "Rentek Manevrası" gibi özel teknikler, tam olarak bu amaca hizmet eder. Amaç, mevcut yaralanmaları ağırlaştırmadan ve yeni yaralanmalara sebep olmadan kişiyi güvenli bir yere taşımaktır. Yaralının hayatı ve sağlığı her şeyden önce gelir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Hızlı ve aceleci davranmaya: Aceleci ve panik içinde yapılan müdahaleler, genellikle hatalara yol açar. Yaralıyı kurtarmak önemli olsa da, bunu kontrolsüz bir hızla yapmak, ona daha fazla zarar verme riskini artırır. Sakin, kontrollü ve doğru teknikle hareket etmek, acele etmekten çok daha önemlidir.
- b) Kaza yapan araca hasar verilmemesine: İnsan hayatı, her zaman maddi varlıklardan daha değerlidir. Bir yaralıyı kurtarmak için aracın camını kırmak, kapısını zorlamak veya emniyet kemerini kesmek gerekebilir. Aracın hasar görmesi, bir canın kurtarılması yanında tamamen önemsiz bir detaydır.
- c) Kazayı seyredenlerin uzaklaştırılmasına: Olay yerinin güvenliğini sağlamak ve meraklı kalabalığı uzaklaştırmak önemlidir, ancak bu, yaralıyı çıkarma eylemi sırasındaki en büyük öncelik değildir. Çevre güvenliği genel bir adımdır; oysa yaralının omurgasını korumak, doğrudan o an yapılan müdahalenin en kritik noktasıdır. Öncelik her zaman doğrudan yaralının kendisindedir.
Özetle, bir yaralıyı araçtan çıkarırken tek ve en önemli odak noktamız, onun mevcut durumunu kötüleştirmemek ve ona yeni bir zarar vermemektir. Diğer tüm unsurlar (hız, malın korunması, çevre güvenliği) bu ana hedefin arkasından gelir.
Soru 2 |
Toplardamar kanamaları | |
Bacak bölgesi kanamaları | |
Çökme kırık ile birlikte olan kanamalar | |
Koyu renkli ve yayılarak akan kanamalar |
Doğru Cevap: c) Çökme kırık ile birlikte olan kanamalar
Çökme kırığı, genellikle kafa travmalarında görülen, kemiğin bir parçasının kırılarak içeri doğru çökmesi durumudur. Böyle bir kırığın üzerinde kanama varsa, bu bölgeye doğrudan parmakla veya elle baskı uygulamak son derece tehlikelidir. Çünkü bu baskı, kırık kemik parçalarını daha da içeri iterek beyin gibi hassas iç organlara zarar verme riskini artırır ve durumu çok daha kötüleştirebilir.
Bu nedenle, çökme kırığının olduğu bir kanamada, yaranın üzerine doğrudan bastırmak yerine, yaranın etrafına halka şeklinde bir sargı bezi yerleştirilip kenarlarına baskı uygulanarak kanama kontrol altına alınmaya çalışılır. Amaç, kırık bölgeye baskı yapmadan kanamayı durdurmaktır. Bu yüzden bu seçenek, baskı uygulamanın sakıncalı olduğu doğru durumdur.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) Toplardamar kanamaları ve d) Koyu renkli ve yayılarak akan kanamalar: Bu iki seçenek aslında aynı tür kanamayı tarif etmektedir. Toplardamar kanamaları, kirli kanı taşıdığı için koyu renkli olur ve atardamar kanamaları gibi fışkırarak değil, yayılarak ve sızarak akar. Bu tür kanamalarda yapılacak ilk ve en doğru müdahale, kanayan bölgenin üzerine temiz bir bezle doğrudan baskı uygulamaktır. Dolayısıyla bu durumlarda baskı uygulamak sakıncalı değil, tam tersine gereklidir.
- b) Bacak bölgesi kanamaları: Bacakta, kanamayı durdurmak için damarı sıkıştırabileceğimiz büyük ve sağlam (uyluk ve kaval gibi) kemikler bulunur. Bu nedenle bacak bölgesindeki bir kanamada, kemik ile damar arasına baskı uygulamak etkili ve doğru bir ilk yardım yöntemidir. Bu yöntemin uygulanmasında herhangi bir sakınca yoktur, tabii ki bölgede açık veya çökme şeklinde bir kırık olmadığı sürece.
Soru 3 |
Kan şekeri düştüğünde | |
Tam tıkanma yaşadığında | |
Kanaması olduğunda | |
Kalbi durduğunda |
Doğru Cevap: b) Tam tıkanma yaşadığında
Tam tıkanma, soluk borusuna kaçan bir yiyecek veya yabancı bir cisim nedeniyle hava yolunun tamamen kapanması durumudur. Bu durumda kazazede nefes alamaz, öksüremez, konuşamaz ve panik içinde elleriyle boğazını işaret eder. Eğer müdahale edilmezse, beynine oksijen gitmediği için bilincini kaybeder ve rengi morarmaya başlar.
Heimlich Manevrası, tam da bu durum için tasarlanmış hayat kurtarıcı bir müdahaledir. Manevra, kazazedenin arkasına geçilip, karın boşluğuna (göğüs kemiğinin altı ile göbek deliğinin arasına) yapılan ani ve yukarı yönlü baskılarla uygulanır. Bu baskı, akciğerlerde kalan havayı dışarı iterek yapay bir öksürük oluşturur ve soluk borusunu tıkayan cismin dışarı fırlatılmasını sağlar. Bu yüzden tam tıkanma, Heimlich Manevrası'nın uygulandığı tek durumdur.
Diğer Şıklar Neden Yanlış?
- a) Kan şekeri düştüğünde: Bu durum, vücuttaki şeker seviyesinin tehlikeli derecede azalmasıdır ve solunum yolunun tıkanmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Kan şekeri düşen ve bilinci açık olan bir kişiye yapılması gereken müdahale, şekerli su, meyve suyu veya kesme şeker gibi tatlı gıdalar vermektir. Heimlich Manevrası uygulamak bu durumda tamamen yanlış ve anlamsızdır.
- c) Kanaması olduğunda: Kanama, damar bütünlüğünün bozulması sonucu kanın dışarı akmasıdır. İlk yardım olarak yapılması gereken, kanayan bölgeye temiz bir bezle doğrudan baskı uygulamak, kalp seviyesinden yukarıda tutmak ve en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırmaktır. Solunum yoluyla ilgili bir sorun olmadığı için Heimlich Manevrası'nın kanama ile bir bağlantısı yoktur.
- d) Kalbi durduğunda: Kalbin durması, kan dolaşımının durması demektir ve bu durumda kazazedenin bilinci kapalıdır, nefesi yoktur. Bu son derece acil durumda yapılması gereken müdahale Temel Yaşam Desteği'dir; yani kalp masajı ve suni solunum (CPR) uygulanır. Heimlich Manevrası kalbi çalıştırmaz ve bu durumda uygulanması hayati derecede önemli olan zamanın boşa harcanmasına neden olur.
Özetle, her ilk yardım müdahalesi belirli bir durum için geçerlidir. Heimlich Manevrası da sadece soluk borusunun tamamen tıkandığı boğulma vakalarında kullanılır.
Soru 4 |
I. Aşırı sıvı kaybı
II. Kalp ritim bozuklukları
III. Başa şiddetli darbe alınması
Yukarıdaki durumların hangilerinde şok tablosu görülebilir? I ve II. | |
I ve III. | |
II ve III. | |
I, II ve III. |
Bu soruda, şok tablosuna yol açabilecek durumların hangileri olduğu sorulmaktadır. Şok, tıbbi bir terim olarak, vücuttaki doku ve organlara yeterli kan ve oksijen gitmemesi sonucu ortaya çıkan, hayati tehlike taşıyan bir dolaşım sistemi yetmezliğidir. Bu tanımı aklımızda tutarak soruda verilen öncülleri tek tek inceleyelim.
Öncelikle şokun nedenlerini ve nasıl geliştiğini anlamak, doğru cevabı bulmamızı kolaylaştıracaktır. Vücudun dolaşım sistemini bir su tesisatına benzetebiliriz: Kalp (pompa), damarlar (borular) ve kan (su). Bu sistemin herhangi bir parçasında ciddi bir sorun yaşanması, sistemin çökmesine yani şoka neden olabilir. Şimdi öncülleri bu benzetme üzerinden değerlendirelim.
- I. Aşırı sıvı kaybı: Vücuttan aşırı miktarda sıvı (kan, plazma, su) kaybedilmesi, dolaşımdaki kan hacminin tehlikeli bir şekilde azalmasına neden olur. Tesisat örneğimize dönersek, sistemdeki "su" azalmıştır. Yeterli kan (su) olmayınca, kalp (pompa) organlara kan göndermekte zorlanır ve kan basıncı düşer. Bu durum, dokuların oksijensiz kalmasına ve şok tablosunun gelişmesine yol açar. Bu tür şoka "Hipovolemik Şok" denir ve en sık görülen şok türlerinden biridir.
- II. Kalp ritim bozuklukları: Kalp, dolaşım sisteminin pompasıdır. Kalbin çok hızlı, çok yavaş veya düzensiz atması gibi ritim bozuklukları, kalbin kanı etkili bir şekilde pompalama gücünü azaltır. Tesisat örneğimizde, "pompa" arızalanmıştır. Sistemde yeterli kan (su) olsa bile, pompa düzgün çalışmadığı için kan organlara ulaşamaz. Bu durum da organların oksijensiz kalmasına ve şoka neden olur. Bu tür şoka "Kardiyojenik Şok" denir.
- III. Başa şiddetli darbe alınması: Başa alınan şiddetli darbeler veya omurilik yaralanmaları, sinir sistemini etkileyebilir. Sinir sistemi, kan damarlarının genişliğini (çapını) kontrol eder. Bu tür bir yaralanma, damarların aniden ve kontrolsüz bir şekilde genişlemesine yol açabilir. Tesisat örneğimizde, sistemdeki "borular" aniden aşırı genişlemiştir. Vücuttaki kan miktarı normal olsa bile, damarlar çok genişlediği için kan basıncı aniden düşer ve kan, organlara ulaşmak yerine damarlarda göllenir. Bu da şoka neden olur ve bu şok türü "Nörojenik Şok" olarak adlandırılır.
Sonuç Değerlendirmesi:
Görüldüğü gibi, verilen üç durum da farklı mekanizmalarla da olsa şok tablosuna yol açabilen ciddi durumlardır. Aşırı sıvı kaybı kan hacmini azaltarak, kalp ritim bozuklukları kalbin pompalama gücünü düşürerek ve başa alınan şiddetli darbe damarların kontrolünü bozarak dolaşım yetmezliğine, yani şoka neden olur. Bu nedenle, her üç öncül de şok nedeni olarak kabul edilir.
- a), b) ve c) seçenekleri neden yanlıştır? Bu seçenekler eksiktir. Sadece bir veya iki doğru durumu içerirlerken, şoka neden olabilecek diğer geçerli durumu dışarıda bırakmaktadırlar. Örneğin, a) seçeneği III. öncülü, b) seçeneği II. öncülü, c) seçeneği ise I. öncülü göz ardı eder. Oysa her üç durum da tek başına şoka sebep olabilir.
- d) seçeneği (I, II ve III) neden doğrudur? Bu seçenek, şoka neden olabilecek tüm durumları kapsadığı için doğrudur. Ehliyet sınavlarında ilk yardım bilgisi ölçülürken, şokun farklı nedenlerini bilmek hayati önem taşır. Bu yüzden sorunun doğru cevabı, tüm öncülleri içeren d) şıkkıdır.
Soru 5 |
Koyu renkli ve taşma tarzında kan akması | |
Sızıntı biçiminde ve hafif bir kanama olması | |
Yüksek basınçla akması ve zor durdurulabilmesi | |
Yara ağzından kalp atımlarına uyumlu şekilde fışkırarak akması |
Doğru cevap olan b) seçeneği, "Sızıntı biçiminde ve hafif bir kanama olması" ifadesini içerir. Bu tanım, kılcal damar kanamasını en doğru şekilde açıklar. Kılcal damarlar vücudumuzdaki en ince damarlardır ve genellikle cildin yüzeyine yakındırlar. Bu nedenle, bu damarlar zedelendiğinde kan, basınçlı bir şekilde fışkırmak veya akmak yerine yavaşça dışarı sızar. Günlük hayatta karşılaştığımız basit sıyrıklar veya kağıt kesikleri bu tür kanamalara en iyi örnektir ve genellikle tehlikeli değildir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Koyu renkli ve taşma tarzında kan akması: Bu ifade toplardamar (venöz) kanamasının özelliğidir. Toplardamarlar, vücuttan toplanan oksijeni azalmış (kirli) kanı kalbe geri taşıdığı için kanın rengi koyu kırmızıdır. Basınç atardamarlara göre daha düşük olduğu için kan fışkırmaz, yaranın ağzından yayılarak, taşar gibi sürekli bir şekilde akar.
- c) Yüksek basınçla akması ve zor durdurulabilmesi: Bu durum, özellikle atardamar (arteriyel) kanamaları için geçerlidir ve en tehlikeli kanama türünü tanımlar. Atardamarlardaki kan basıncı çok yüksek olduğu için kanama şiddetlidir ve durdurulması zordur. Bu, kılcal damar kanamasının tam tersi bir durumdur, çünkü kılcal damar kanamaları düşük basınçlıdır ve genellikle kolayca kontrol altına alınır.
- d) Yara ağzından kalp atımlarına uyumlu şekilde fışkırarak akması: Bu, atardamar (arteriyel) kanamasının en tipik belirtisidir. Atardamarlar, kanı kalpten vücuda pompaladığı için basınç yüksektir. Bu nedenle kan, kalbin her atışıyla senkronize bir şekilde kesik kesik ve fışkırarak akar. Kanın rengi de oksijen bakımından zengin olduğu için parlak ve açık kırmızıdır.
Özetle, kanama türlerini ayırt etmek için şu basit ipuçlarını aklınızda tutabilirsiniz:
- Kılcal Damar Kanaması: Sızıntı şeklinde, küçük noktacıklar halinde ve hafiftir.
- Toplardamar Kanaması: Koyu renkli, sürekli ve yayılarak akar.
- Atardamar Kanaması: Açık parlak kırmızı, kalp atışıyla uyumlu ve fışkırır tarzdadır.
Soru 6 |
Göğüs kemiği 3 cm aşağı inecek şekilde bası yapılması | |
Temel yaşam desteğine yapay solunum ile başlanması | |
30 kalp masajı, 2 yapay solunum şeklin- de uygulanması | |
Kalp masajı hızının saatte 100 bası olacak şekilde ayarlanması |
Bu soruda, bilinci kapalı ve solunumu olmayan yetişkin bir kişiye uygulanacak Temel Yaşam Desteği (TYD) ile ilgili temel kurallar hakkındaki bilginiz test edilmektedir. Amaç, en doğru ve güncel ilk yardım bilgisini seçmektir. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevabı ve diğerlerinin neden yanlış olduğunu anlayalım.
c) 30 kalp masajı, 2 yapay solunum şeklinde uygulanması
Bu seçenek doğrudur. Yetişkinlerde temel yaşam desteğinin standart ve uluslararası kabul görmüş oranı budur. Kalp durduğunda kan dolaşımı da durur; bu nedenle öncelik, göğüs basıları ile kanın beyin ve diğer hayati organlara manuel olarak pompalanmasını sağlamaktır. Her 30 göğüs basısından sonra, kazazedeye 2 yapay solunum verilerek akciğerlere oksijen gitmesi sağlanır ve bu döngü, profesyonel yardım gelene kadar devam eder.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
a) Göğüs kemiği 3 cm aşağı inecek şekilde bası yapılması: Bu ifade yanlıştır. Yetişkin bir insanda kalbin etkili bir şekilde kan pompalayabilmesi için göğüs kemiğinin en az 5 cm, en fazla 6 cm aşağıya çökmesi gerekmektedir. 3 cm'lik bir bası, kalbi yeterince sıkıştıramayacağı için kan dolaşımını sağlamada yetersiz kalır ve hayat kurtarıcı olmaz.
-
b) Temel yaşam desteğine yapay solunum ile başlanması: Bu ifade yanlıştır. Güncel ilk yardım protokolleri "C-A-B" (Compressions - Airway - Breathing / Kalp Masajı - Havayolu - Solunum) sıralamasını takip eder. Bunun nedeni, kalp durduğunda kanda ve dokularda hala birkaç dakikalık oksijenin bulunmasıdır. En acil ihtiyaç, bu oksijenli kanı beyne ulaştırmaktır, bu yüzden hemen kalp masajı ile başlanır.
-
d) Kalp masajı hızının saatte 100 bası olacak şekilde ayarlanması: Bu ifade, dikkatli okunmadığında yanıltıcı olabilecek bir tuzak içerir ve kesinlikle yanlıştır. Kalp masajı hızı dakikada 100-120 bası olmalıdır. "Saatte 100 bası" ifadesi, neredeyse her 30 saniyede bir bası yapmak anlamına gelir ki bu, kan dolaşımını sağlamak için tamamen etkisiz bir hızdır. Doğru ritim, saniyede yaklaşık iki basıya denk gelmelidir.
Özetle, yetişkinlerde doğru temel yaşam desteği uygulaması; göğüs kemiğini 5 cm çökertecek şekilde, dakikada 100-120 bası hızında yapılan 30 kalp masajını takiben 2 yapay solunum verilmesi döngüsünden oluşur.
Soru 7 |
İlk Yardım ile Acil Tedavi arasındaki farklarla ilgili olarak tabloda verilen bilgiler için ne söylenebilir? I. doğru, II. yanlış | |
I. yanlış, II. doğru | |
Her ikisi de doğru | |
Her ikisi de yanlış |
Öncelikle bu iki kavramın doğru tanımlarını bilmemiz gerekiyor. İlk Yardım, herhangi bir kaza ya da yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da durumun daha kötüye gitmesini önleyebilmek amacıyla olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut olanaklarla yapılan ilaçsız uygulamalardır. Bu müdahaleyi, konuyla ilgili eğitim almış herkes yapabilir, sağlık personeli olma zorunluluğu yoktur.
Acil Tedavi ise, acil tedavi ünitelerinde (ambulans, hastane acil servisi vb.) ve bu konuda eğitim almış doktor ve sağlık personeli tarafından yapılan tıbbi müdahalelerdir. Acil tedavide ilaç ve tıbbi cihazlar kullanılır. Bu tanım, ilk yardımın bittiği ve profesyonel sağlık hizmetinin başladığı noktayı ifade eder.
Şimdi bu doğru tanımlar ışığında tablodaki ifadeleri değerlendirelim:- I. İlk Yardım: Tabloda "Yetişmiş sağlık personeli tarafından yapılan müdahaledir." denilmektedir. Bu ifade YANLIŞTIR. Yukarıda açıkladığımız gibi, ilk yardımı sağlık personeli değil, eğitim almış veya almamış herhangi bir vatandaş olay yerinde yapar. Sağlık personelinin yaptığı müdahale Acil Tedavi'dir.
- II. Acil Tedavi: Tabloda "Olay yerinde bulunan kişilerce yapılan müdahaledir." denilmektedir. Bu ifade de YANLIŞTIR. Olay yerinde bulunan kişilerin yaptığı müdahale İlk Yardım'dır. Acil Tedavi, profesyonel sağlık ekipleri tarafından yapılır.
Görüldüğü gibi, tabloda her iki tanım da birbiriyle karıştırılarak yanlış verilmiştir. İlk Yardım'ın tanımı Acil Tedavi'ye, Acil Tedavi'nin tanımı ise İlk Yardım'a yazılmıştır. Dolayısıyla her iki ifade de yanlıştır. Bu durumda mantıksal olarak doğru seçeneğin "d) Her ikisi de yanlış" olması gerekir.
Ancak, bu sorunun cevap anahtarında doğru cevap "b) I. yanlış, II. doğru" olarak belirtilmiştir. Bu durum, sorunun kendisinin veya cevap anahtarının hatalı olduğunu göstermektedir. Sınav sistemindeki bazı eski veya hatalı sorularda bu tip durumlarla karşılaşılabilmektedir. Soruyu hazırlayanlar muhtemelen II. ifadedeki "Olay yerinde" kelimesine odaklanarak bir hata yapmış olabilirler, ancak tanımın bütünü açıkça yanlıştır. Yine de, sınav mantığına göre bir değerlendirme yaparsak, I. ifadenin kesinlikle yanlış olduğu, II. ifadenin ise hatalı bir şekilde doğru kabul edildiği bir senaryo ile karşı karşıyayız. Bu sorunun doğru cevabı, kavramların gerçek tanımlarına göre "d) Her ikisi de yanlış" olmalıdır.
Özetle:
- Neden 'a' ve 'c' yanlış? Çünkü I. ifade kesinlikle yanlıştır. Bu nedenle 'a' ve 'c' seçenekleri elenir.
- Neden 'd' mantıksal olarak doğru? Çünkü hem I. hem de II. ifade, kavramların doğru tanımlarına göre yanlıştır. Tanımlar birbiriyle değiştirilmiştir.
- Neden cevap anahtarı 'b' diyor? Bu, büyük ihtimalle bir soruhazırlama hatasıdır. Ancak böyle bir soruyla karşılaştığınızda, İlk Yardım'ın kesinlikle sağlık personeli tarafından yapılmadığını bilmek, I. ifadenin yanlış olduğunu anlamanızı sağlar. Bu bilgi bile sizi doğru cevaba yaklaştırabilir. Unutmamanız gereken en temel bilgi şudur: İlk Yardımı vatandaş, Acil Tedaviyi sağlık personeli yapar.
Soru 8 |
Bulantı ve kusması olan | |
Kalça kemiğinde kırık olan | |
Omurilik zedelenmesi olan | |
Göğüs kemiğinde kırık olan |
a) Bulantı ve kusması olan (Doğru Cevap)
Bulantı ve kusması olan bir yaralı, özellikle bilinci tam olarak yerinde değilse, en büyük risk solunum yolunun tıkanmasıdır. Kişi sırt üstü yatarken kustuğunda, mide içeriği soluk borusuna kaçabilir. Bu durum, "aspirasyon" olarak adlandırılır ve boğulmaya, ciddi akciğer enfeksiyonlarına veya ölüme yol açabilir. Yaralıyı yan yatış pozisyonuna (koma pozisyonu olarak da bilinir) getirmek, yer çekimi sayesinde kusmuğun ve diğer sıvıların ağızdan dışarı akmasını sağlar. Böylece solunum yolu açık kalır ve yaralının güvenli bir şekilde nefes alması sağlanır. Bu nedenle bu seçenek doğrudur.
b) Kalça kemiğinde kırık olan (Yanlış Cevap)
Kalça kemiği kırığı olan bir yaralıyı yan çevirmek son derece tehlikelidir. Bu hareket, kırık kemik uçlarının yerinden oynamasına, çevredeki kan damarlarını, sinirleri ve kasları zedelemesine neden olabilir. Bu tür bir yaralanmada temel kural, yaralıyı mümkün olduğunca hareketsiz tutmaktır. Genellikle yaralı, bulunduğu pozisyonda (çoğunlukla sırt üstü) bacakları desteklenerek sabitlenir ve profesyonel yardım beklenir. Yan yatış pozisyonu, yaralanmayı ağırlaştıracağı için kesinlikle uygulanmaz.
c) Omurilik zedelenmesi olan (Yanlış Cevap)
Omurilik zedelenmesi şüphesi, ilk yardımda en dikkatli olunması gereken durumlardan biridir. Baş, boyun ve sırt bölgesine darbe almış yaralılarda bu risk her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Yaralının omurgasını hareket ettirecek en küçük bir yanlış müdahale bile kalıcı felce veya ölüme neden olabilir. Bu nedenle, omurilik zedelenmesi şüphesi olan bir yaralı kesinlikle yan çevrilmez. Baş-boyun-gövde ekseni bozulmadan, sırt üstü pozisyonda sabitlenerek profesyonel ekiplerin gelmesi beklenmelidir.
d) Göğüs kemiğinde kırık olan (Yanlış Cevap)
Göğüs kemiği (sternum) veya kaburga kırıklarında yaralının en büyük sorunu nefes alma güçlüğüdür. Sırt üstü veya yan yatmak, göğüs kafesi üzerindeki baskıyı artırarak solunumu daha da zorlaştırabilir ve ağrıyı artırabilir. Bu tür yaralılar için en konforlu ve güvenli pozisyon genellikle yarı oturur pozisyondur. Bu pozisyon, akciğerlerin daha kolay genişlemesine olanak tanıyarak nefes almayı kolaylaştırır. Dolayısıyla yan yatış pozisyonu bu durum için uygun bir seçenek değildir.
Soru 9 |
Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
I. İp, tel gibi kesici malzemelerin kullanılması
Bu ifade YANLIŞTIR. Turnike uygulamasında amaç, kan damarlarına baskı uygulayarak kanamayı durdurmaktır. İp, tel, misina gibi ince ve kesici malzemeler, baskıyı dar bir alana yoğunlaştırarak cildi, damarları, sinirleri ve kas dokusunu kesebilir. Bu durum, kanamayı durdurmak yerine çok daha ciddi ve kalıcı hasarlara yol açar. Turnike malzemesi en az 8-10 cm genişliğinde, kravat, eşarp, bez parçası gibi yumuşak ve esnemeyen bir materyal olmalıdır.
II. Uygulamanın yapıldığı saatin bir kâğıda yazılıp kazazedenin üzerine asılması
Bu ifade DOĞRUDUR. Turnike, dokulara giden kan akışını tamamen kestiği için uzun süre takılı kalması durumunda kangrene (doku ölümüne) neden olabilir. Bu nedenle uygulamanın yapıldığı saat, dakika olarak bir kâğıda veya doğrudan kazazedenin alnı gibi görünür bir yere yazılmalıdır. Bu bilgi, hastaneye ulaşıldığında sağlık görevlilerinin ne kadar süredir kan akışının kesik olduğunu bilmesini ve buna göre en doğru tedaviyi planlamasını sağlar.
III. Uzvun koptuğu bölgeye en yakın ve deri bütünlüğü bozulmamış olan yere uygulanması
Bu ifade de DOĞRUDUR. Turnike, kanama bölgesinin üst kısmına, yani kanamanın olduğu yer ile kalp arasına uygulanır. Uygulama yeri, yaraya mümkün olduğunca yakın olmalı ancak yaranın veya kırık kemiğin üzerine denk gelmemelidir. En etkili uygulama için, kol ve bacaklardaki tek kemikli bölgeler (üst kol ve üst bacak) tercih edilir ve mutlaka sağlam deri üzerine yapılmalıdır.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi:
- I. madde yanlıştır, çünkü kesici malzemeler dokuya zarar verir.
- II. madde doğrudur, çünkü uygulama saatinin bilinmesi tıbbi müdahale için kritiktir.
- III. madde doğrudur, çünkü doğru yere ve sağlam deri üzerine uygulanmalıdır.
- a) Yalnız I: Yanlıştır, çünkü I numaralı madde kesinlikle yapılmaması gereken bir uygulamadır.
- b) I ve II: Yanlıştır, çünkü I numaralı maddeyi içerdiği için hatalıdır.
- c) II ve III: DOĞRUDUR. Her iki ifade de turnike uygulamasının hayati ve doğru adımlarını içermektedir.
- d) I, II ve III: Yanlıştır, çünkü I numaralı maddeyi içerdiği için hatalıdır.
Soru 10 |
Şok pozisyonu | |
Sırtüstü yatış pozisyonu | |
Yarı yüzükoyun-yan pozisyon | |
Baş geride yarı oturuş pozisyonu |
Doğru cevap c) Yarı yüzükoyun-yan pozisyon'dur. Bu pozisyona tıp dilinde "derlenme" veya "iyileşme" pozisyonu, halk arasında ise doğrudan "koma pozisyonu" da denir. Bu pozisyonun seçilmesinin hayati öneme sahip iki temel nedeni vardır. Birincisi, kişi yan yatırıldığında, bilinç kaybı nedeniyle gevşeyen dilin geriye kayarak soluk borusunu tıkaması engellenir. İkincisi ise, kazazedenin kusması veya ağzında kan gibi sıvıların birikmesi durumunda, bu sıvıların yer çekimi etkisiyle ağızdan dışarı akmasını sağlayarak akciğerlere kaçmasını (aspirasyon) ve boğulmayı önlemesidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Şok pozisyonu: Bu pozisyonda kişi sırtüstü yatırılır ve bacakları yaklaşık 30 cm yukarı kaldırılır. Amacı, kan dolaşımının yetersiz olduğu şok durumlarında beyin ve kalp gibi hayati organlara kan akışını artırmaktır. Ancak bilinci kapalı bir kazazedeye bu pozisyon verilmez, çünkü sırtüstü yattığı için dili geriye kaçabilir ve olası bir kusmuk solunum yolunu kolayca tıkayabilir. Bu durum, komadaki bir kazazede için ölümcül bir risk oluşturur.
- b) Sırtüstü yatış pozisyonu: Kazazedeyi sadece sırtüstü yatırmak, komadaki biri için en tehlikeli pozisyonlardan biridir. Bu pozisyonda dil, doğrudan soluk borusunun üzerine düşerek hava yolunu tamamen kapatabilir. Ayrıca, ağızdaki herhangi bir sıvı (tükürük, kan, kusmuk) doğrudan akciğerlere kaçarak boğulmaya neden olur. Bu nedenle bu pozisyondan kesinlikle kaçınılmalıdır.
- d) Baş geride yarı oturuş pozisyonu: Bu pozisyon genellikle bilinci açık olan ve nefes almakta güçlük çeken (örneğin, kalp rahatsızlığı veya astım krizi geçiren) hastalara uygulanır. Çünkü bu pozisyon, solunumu kolaylaştırır. Ancak bilinci kapalı bir kazazede, kas kontrolünü kaybettiği için vücudunu ve başını dik tutamaz. Yarı oturuş pozisyonuna getirilse bile başı öne düşer, çenesi göğsüne değer ve bu durum solunum yolunun bükülerek tıkanmasına neden olur.
Özetle, koma durumundaki bir kazazedede öncelik her zaman güvenli bir solunum yolu sağlamaktır. Bunu en iyi sağlayan pozisyon ise tehlikeleri ortadan kaldıran yarı yüzükoyun-yan pozisyonudur.
Soru 11 |
Solunumu zorlaştıracak kıyafetleri gevşetmesi | |
Yabancı cismi görmeden kazazedenin ağız içine kör dalış yapması | |
Kazazedeyi sert ve düz bir zemin üzerine baş, boyun ve gövde ekseni düz olacak şekilde sırtüstü yatırması | |
Bir elini kazazedenin alnına koyarak başı geriye iterken diğer elinin iki parmağıyla çeneyi öne ve yukarı doğru çekmesi |
Bu soruda, bilinci kapalı ancak boyun travması şüphesi olmayan bir kazazedeye hava yolu açıklığı sağlamak için yapılan ilk yardım uygulamalarından hangisinin hatalı olduğu sorulmaktadır. Amaç, ilk yardımcının yapmaması gereken tehlikeli bir davranışı tespit etmektir. Bu tür sorularda doğru ilk yardım adımlarını bilmek kadar, yapılmaması gereken tehlikeli hareketleri de bilmek önemlidir.
Doğru Cevap: b) Yabancı cismi görmeden kazazedenin ağız içine kör dalış yapması
Bu seçeneğin hatalı olmasının sebebi, "kör dalış" olarak adlandırılan bu hareketin son derece tehlikeli olmasıdır. İlk yardımcı, kazazedenin ağzının içinde bir cisim olup olmadığını kontrol etmeli, ancak eğer bir cisim göremiyorsa parmaklarını ağzın derinliklerine sokarak cisim aramamalıdır. Bu hareket, görünmeyen bir cismi daha derine, soluk borusuna doğru iterek hava yolunun tamamen tıkanmasına ve durumu çok daha kötüleştirmesine neden olabilir. Ağız içindeki yabancı cisimler, sadece net bir şekilde görülüyorsa ve kolayca alınabilecek durumdaysa çıkarılmalıdır.
Diğer Seçeneklerin Analizi:
- a) Solunumu zorlaştıracak kıyafetleri gevşetmesi: Bu, doğru ve gerekli bir ilk yardım adımıdır. Özellikle boyun bölgesindeki kravat, fular, sıkı yaka gibi giysiler solunumu engelleyebilir. Bu kıyafetlerin gevşetilmesi, kazazedenin daha rahat nefes almasına yardımcı olur ve göğüs kafesinin serbestçe hareket etmesini sağlar. Bu yüzden bu davranış doğrudur.
- c) Kazazedeyi sert ve düz bir zemin üzerine baş, boyun ve gövde ekseni düz olacak şekilde sırtüstü yatırması: Bu, temel yaşam desteği uygulamalarının ilk ve en önemli adımlarından biridir. Kazazedeyi sert bir zemine yatırmak, olası bir kalp masajı (CPR) uygulamasının etkili olmasını sağlar. Baş, boyun ve gövde ekseninin düz tutulması ise omurgayı korur ve solunum yolunun daha kolay açılmasına zemin hazırlar. Bu davranış doğrudur.
- d) Bir elini kazazedenin alnına koyarak başı geriye iterken diğer elinin iki parmağıyla çeneyi öne ve yukarı doğru çekmesi: Bu manevra, "Baş Geri-Çene Yukarı" pozisyonu olarak bilinir ve bilinci kapalı kişilerde hava yolu açıklığını sağlamak için kullanılan standart yöntemdir. Bilinç kaybı durumunda dil geriye kayarak soluk borusunu tıkayabilir. Bu pozisyon, dili yerinden kaldırarak hava yolunu açar. Soruda "boyun travması olmayan" ifadesi özellikle belirtildiği için bu manevranın yapılması doğrudur ve hayat kurtarıcıdır.
Özetle, seçenekler arasında kazazedenin durumunu daha da kötüleştirme potansiyeli taşıyan tek hatalı davranış, ağız içinde görülmeyen bir cismi çıkarmak için körlemesine parmak sokmaktır. Diğer şıklar, doğru ilk yardım prosedürünün adımlarını içermektedir.
Soru 12 |
Koyu renkli ve taşma tarzında kan akması | |
Sızıntı biçiminde ve hafif bir kanama olması | |
Yüksek basınçla akması ve zor durdurulabilmesi | |
Yara ağzından kalp atımlarına uyumlu şekilde fışkırarak akması |
Doğru Cevap: b) Sızıntı biçiminde ve hafif bir kanama olması
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, kılcal damarların yapısıyla ilgilidir. Kılcal damarlar, vücudumuzdaki en ince ve en küçük kan damarlarıdır ve genellikle cildin yüzeyine çok yakın bulunurlar. Bu damarlardaki kan basıncı oldukça düşüktür. Bu nedenle, kılcal damarlar zedelendiğinde kan, yara yüzeyinde küçük noktacıklar veya kabarcıklar şeklinde belirir ve yavaşça sızar. Günlük hayatta karşılaştığımız basit sıyrıklar veya kağıt kesikleri bu tür kanamalara en iyi örnektir ve genellikle kendiliğinden veya üzerine temiz bir bezle hafifçe bastırıldığında kısa sürede durur.
Diğer Seçeneklerin Analizi:
a) Koyu renkli ve taşma tarzında kan akması: Bu ifade, toplardamar kanamasını tanımlar. Toplardamarlar, vücuttaki oksijeni azalmış (kirli) kanı kalbe geri taşıdığı için kanın rengi koyu kırmızıdır. Bu damarlardaki basınç atardamarlara göre daha düşük olduğu için kan fışkırmak yerine, yara ağzından yayılarak ve sürekli bir şekilde akar. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
c) Yüksek basınçla akması ve zor durdurulabilmesi: Bu özellikler, atardamar kanamasına aittir. Atardamarlar, kalpten pompalanan temiz kanı yüksek basınçla vücuda dağıtır. Bu yüksek basınç nedeniyle atardamar kanamaları oldukça şiddetlidir ve durdurulması zordur, acil ve doğru müdahale gerektirir. Kılcal damar kanaması ise tam tersine düşük basınçlı ve kolay kontrol edilebilir olduğu için bu seçenek de yanlıştır.
d) Yara ağzından kalp atımlarına uyumlu şekilde fışkırarak akması: Bu, en tehlikeli kanama türü olan atardamar kanamasının en tipik özelliğidir. Kan, kalbin her atışıyla senkronize bir şekilde kesik kesik ve fışkırarak akar. Kanın rengi de oksijen bakımından zengin olduğu için parlak ve açık kırmızıdır. Bu durum kılcal damar kanaması ile hiçbir şekilde uyuşmadığı için bu seçenek de yanlıştır.
Özetle, ehliyet sınavı ve ilk yardım bilgisi için kanama türlerini şu şekilde aklınızda tutabilirsiniz:
- Atardamar Kanaması: Açık renkli, kalp atımıyla uyumlu fışkırır tarzda, tehlikeli.
- Toplardamar Kanaması: Koyu renkli, sürekli ve yayılarak (taşarak) akan tarzda.
- Kılcal Damar Kanaması: Küçük kabarcıklar halinde, sızıntı şeklinde, en hafif kanama türü.
Soru 13 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru cevap b) seçeneğidir. Görselde bir bisiklet bulunmaktadır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, otoyollara motorsuz taşıtların girmesi kesinlikle yasaktır. Bisiklet, insan gücüyle hareket eden bir motorsuz taşıt olduğu için otoyollarda kullanılmasına izin verilmez. Bunun temel sebebi, otoyollardaki yüksek araç hızlarıdır; bisiklet gibi yavaş ve korumasız bir aracın bu trafikte bulunması hem bisiklet sürücüsü hem de diğer sürücüler için çok büyük bir tehlike oluşturur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Otomobil: Görseldeki araç bir otomobildir. Otomobiller, otoyolların temel kullanıcılarıdır ve bu yolların tasarım amacına uygun, yüksek hızlarda güvenli seyahat edebilen motorlu araçlardır. Dolayısıyla otoyolda sürülmesinde hiçbir sakınca yoktur.
- c) Kamyon: Bu seçenekte bir kamyon görülmektedir. Kamyonlar, yük taşımacılığı için kullanılan ve otoyolları sıkça kullanan motorlu araçlardır. Kendilerine özel hız limitleri ve bazen şerit kullanma kısıtlamaları olsa da otoyollara girmeleri ve seyretmeleri serbesttir.
- d) Çekici: Görseldeki araç, arızalanan veya kaza yapan araçları çekmek için kullanılan bir çekicidir. Çekiciler de belirli bir hıza ulaşabilen motorlu taşıtlar oldukları için otoyolları kullanmalarında bir yasak bulunmamaktadır. Hatta görevleri gereği otoyollarda bulunmaları zorunludur.
Özetle, otoyollar yüksek standartlı ve hızlı trafik akışına sahip yollardır. Bu nedenle, trafik güvenliğini tehlikeye atabilecek motorsuz taşıtlar (bisiklet, at arabası vb.), lastik tekerlekli traktörler, iş makineleri ve motorlu bisikletlerin (moped) otoyollara girmesi yasaklanmıştır. Sorudaki seçenekler arasında bu kurala uymayan tek araç bisiklettir.
Soru 14 |
80 | |
90 | |
110 | |
120 |
Doğru cevap b) 90'dır. Türkiye'deki Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, otomobiller için yerleşim yeri dışındaki şehirler arası çift yönlü kara yollarında belirlenen azami hız limiti saatte 90 kilometredir. Bu kural, karşıdan gelen trafikle aynı yolu paylaştığınız ve gidiş ile geliş yönlerini ayıran fiziki bir engel (refüj gibi) bulunmayan yollar için geçerlidir. Sınavda bu yol tipini gördüğünüzde aklınıza direkt olarak 90 km/s gelmelidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım. a) 80 km/s seçeneği yanlıştır çünkü bu hız limiti genellikle otomobiller için değil, farklı araç türleri için geçerlidir. Örneğin, aynı çift yönlü kara yolunda otobüs, kamyonet ve minibüs gibi araçların azami hızı 80 km/s olarak belirlenmiştir. Bu nedenle, soru otomobil yerine başka bir araç sorsaydı bu cevap doğru olabilirdi.
c) 110 km/s ve d) 120 km/s seçenekleri de yanlıştır çünkü bu hızlar daha yüksek standartlı yollar için belirlenmiştir. 110 km/s, otomobillerin yerleşim yeri dışındaki bölünmüş yollarda yapabileceği azami hızdır. 120 km/s ise eski otoyol limiti olup, güncel otoyol hız limitleri (standart 130 km/s, bazıları 140 km/s) ile ilgilidir ve çift yönlü kara yolu için kesinlikle geçerli değildir. Bu yüzden bu seçenekler elenmelidir.
Kafanızda daha iyi yerleşmesi için otomobillerin standart hız limitlerini özetleyelim:- Yerleşim yeri içinde: 50 km/s
- Yerleşim yeri dışında (Çift Yönlü Yol): 90 km/s (Sorunun cevabı)
- Yerleşim yeri dışında (Bölünmüş Yol): 110 km/s
- Otoyol (Otoban): 130 km/s (Bazı otoyollarda 140 km/s)
Bu listeyi ezberlemek, sınavdaki benzer hız sorularını kolayca çözmenize yardımcı olacaktır.
Soru 15 |
Bu araçlar, görev hâlinde iken geçiş üstünlüğü hakkına sahiptir. | |
Bu hak, halkın can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamak, ışıklı ve sesli uyarı işaretlerini bir arada vermek şartı ile kullanılır. | |
Emniyet ve asayiş işlerinde kullanılan, boyama şekilleri ve ayrım işareti bulunmayan araçlar anında sökülüp takılabilen ışıklı ihbar işareti bulundurmak zorundadır. | |
Bu araçların görev hâli dışında geçiş üstünlüğü işaret ve hakkını kullanmaları serbesttir. |
Doğru Cevap: d) Bu araçların görev hâli dışında geçiş üstünlüğü işaret ve hakkını kullanmaları serbesttir.
Bu ifadenin neden doğru cevap (yani yanlış bir kural) olduğunu açıklayalım. Geçiş üstünlüğü, bir araca değil, o aracın yürüttüğü göreve tanınan bir haktır. Örneğin, bir ambulansın siren çalarak trafikte ilerlemesinin sebebi, içinde acil bir hasta taşıması veya bir vakaya yetişmeye çalışmasıdır. Görevi bittiğinde, yani hastayı hastaneye bıraktıktan sonra, artık trafikteki diğer tüm araçlarla eşit haklara sahiptir. Görev hâli dışında sirenlerini ve tepe lambalarını (çakarlarını) keyfi olarak kullanması kesinlikle yasaktır. Bu nedenle "kullanmaları serbesttir" ifadesi tamamen yanlıştır.
Şimdi diğer seçeneklerin neden doğru kurallar olduğunu ve neden cevap olamayacağını inceleyelim:
- a) Bu araçlar, görev hâlinde iken geçiş üstünlüğü hakkına sahiptir. Bu ifade, geçiş üstünlüğü hakkının en temel ve en önemli kuralıdır. Bu hak, sadece ve sadece "görev hâli" ile sınırlıdır. Bu yüzden bu ifade doğrudur.
- b) Bu hak, halkın can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamak, ışıklı ve sesli uyarı işaretlerini bir arada vermek şartı ile kullanılır. Bu da çok önemli bir kuraldır. Geçiş üstünlüğü, bu araçlara trafikteki diğer her şeyi ezme hakkı vermez. Sürücü, kavşaklardan veya kırmızı ışıktan geçerken bile çevresindeki araçların ve yayaların güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde dikkatli olmak zorundadır. Ayrıca, diğer sürücüleri uyarmak için hem sesli (siren) hem de ışıklı (tepe lambası) uyarı sistemlerini birlikte kullanması gerekir. Bu ifade de doğrudur.
- c) Emniyet ve asayiş işlerinde kullanılan, boyama şekilleri ve ayrım işareti bulunmayan araçlar anında sökülüp takılabilen ışıklı ihbar işareti bulundurmak zorundadır. Bu kural, özellikle sivil polis araçları gibi dışarıdan bakıldığında resmi bir araç olduğu anlaşılmayan taşıtlar için geçerlidir. Bu araçların, görev anında geçiş üstünlüğünü kullanabilmeleri için diğer sürücüler tarafından fark edilmeleri gerekir. Bu nedenle, kolayca takılıp sökülebilen ışıklı uyarı (çakar lamba) sistemleri bulundurmak zorundadırlar. Bu ifade de doğru bir kuraldır.
Özetle: Soru, geçiş üstünlüğü ile ilgili yanlış bilgiyi bulmamızı istiyor. Geçiş üstünlüğü sadece görev sırasında geçerli olan, can ve mal güvenliği tehlikeye atılmadan ve uyarı işaretleri kullanılarak faydalanılan bir haktır. Görev bittiğinde bu hak da biter. Bu yüzden "görev dışında kullanmak serbesttir" ifadesi kesinlikle yanlıştır ve sorunun doğru cevabıdır.
Soru 16 |
Zırhlı taşıt | |
Kamu hizmeti taşıtı | |
Organ nakil araçları | |
Umum servis araçları |
Bu soruda, Karayolları Trafik Kanunu'na göre trafikte belirli şartlar altında yol önceliğine sahip olan, yani "geçiş üstünlüğü" bulunan araç türünün hangisi olduğu sorulmaktadır. Geçiş üstünlüğü, bir aracın görev halindeyken can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamak şartıyla trafik kısıtlama ve yasaklarına bağlı olmaması durumudur. Diğer sürücülerin bu araçlara yol vermesi yasal bir zorunluluktur.
Doğru cevap c) Organ nakil araçları seçeneğidir. Çünkü organ nakli, insan hayatı için saniyelerin bile çok önemli olduğu, son derece acil bir durumdur. Nakledilecek organın veya dokunun en hızlı ve güvenli şekilde hastaya ulaştırılması gerekir. Bu sebeple kanun, organ ve doku nakli yapan araçlara, tıpkı ambulanslar gibi, görev esnasında geçiş üstünlüğü hakkı tanımıştır.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Zırhlı taşıt: Bu ifade genel bir tanımdır. Eğer bu zırhlı taşıt bir polis veya askeri araç ise ve görev halindeyse geçiş üstünlüğü olabilir. Ancak bankalara ait para nakil araçları gibi özel zırhlı taşıtların geçiş üstünlüğü yoktur. Seçenek bu ayrımı yapmadığı için genel bir kural olarak doğru kabul edilemez.
- b) Kamu hizmeti taşıtı: Belediye otobüsleri, çöp kamyonları, yol temizlik araçları gibi araçlar kamu hizmeti taşıtıdır. Bu araçlar toplum için önemli görevler yapsalar da trafikte herhangi bir geçiş üstünlükleri bulunmaz. Normal trafik kurallarına uymak zorundadırlar.
- d) Umum servis araçları: Okul servisleri veya personel taşıyan servis araçları bu kategoriye girer. Bu araçların da geçiş üstünlüğü hakkı yoktur. Hatta okul taşıtları durduğunda arkasındaki araçların durması gibi özel kurallar olsa da, bu durum onlara trafikte öncelik hakkı tanımaz.
Özetle, geçiş üstünlüğü sadece acil ve hayati durumlarla ilgili görev yapan araçlara verilir. Bunların başında cankurtaran (ambulans), itfaiye, polis araçları ve organ nakil araçları gelir. Bu soruda da seçenekler arasında bu tanıma en net uyan ve kanunda açıkça belirtilen araç türü organ nakil araçlarıdır.
Soru 17 |
Sadece para cezası verilir. | |
Araçları trafikten men edilir. | |
Muayene yaptırmaları için 30 günlük süre verilir. | |
3 aydan az olmamak şartıyla hafif hapisle cezalandırılır. |
Doğru Cevap: b) Araçları trafikten men edilir.
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, Karayolları Trafik Kanunu'nun ilgili maddelerine dayanmasıdır. Araç muayenesi, bir aracın trafikte seyretmek için teknik olarak yeterli ve güvenli olup olmadığını belirleyen yasal bir zorunluluktur. Muayene süresi geçmiş bir araç, potansiyel bir tehlike olarak kabul edilir. Bu nedenle, denetim sırasında bu durum tespit edildiğinde, aracın trafiğe devam etmesine izin verilmez ve trafikten men edilir.
Trafikten men edilme işlemi, aracın bir çekici vasıtasıyla yediemin otoparkına çekilmesi veya sürücüye aracını en yakın muayene istasyonuna götürmesi için belirli şartlar altında geçici bir izin belgesi verilmesi şeklinde uygulanır. Ancak her durumda, aracın o anki seyrine devam etmesi engellenir. Ayrıca bu işleme ek olarak sürücüye idari para cezası da kesilir. Yani ceza, hem para cezası hem de trafikten men edilmeyi kapsar.
- a) Sadece para cezası verilir: Bu seçenek yanlıştır çünkü eksik bilgi içermektedir. Evet, muayenesi geçmiş araca para cezası verilir ancak bu tek yaptırım değildir. Asıl önemli ve caydırıcı olan yaptırım, aracın trafikteki seyrine son verilmesi yani trafikten men edilmesidir. "Sadece" kelimesi bu şıkkı yanlış kılmaktadır.
- c) Muayene yaptırmaları için 30 günlük süre verilir: Bu seçenek de yanlıştır. Trafik denetimi sırasında tespit edilen bir kusur için olay yerinde 30 günlük bir ek süre tanınmaz. Aksine, araç derhal trafikten alıkonulur. Sürücüye, muayenesini yaptırabilmesi için genellikle 7 güne kadar geçerli olan bir "geçici izin belgesi" verilir. Bu belgeyle araç sadece tamir ve muayene işlemleri için kullanılabilir. 30 günlük süre bu durum için geçerli bir uygulama değildir.
- d) 3 aydan az olmamak şartıyla hafif hapisle cezalandırılır: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Araç muayenesini yaptırmamak bir kabahattir ve idari para cezası ile trafikten men gibi yaptırımları vardır. Hapis cezası, alkollü araç kullanarak kazaya sebep olmak gibi çok daha ağır trafik suçları için öngörülen bir cezadır. Muayenesizlik için hapis cezası uygulanmaz.
Özetle, muayenesi geçmiş bir araçla yakalanmanın sonucu sadece bir para cezasından ibaret değildir. Aracın trafik güvenliğini tehlikeye attığı kabul edildiği için, muayenesi yapılana kadar trafiğe çıkması engellenir. Bu nedenle doğru cevap, aracın trafikten men edilmesidir.
Soru 18 |
Taşıma sınırının üstünde yolcu alınmışsa | |
Taşıma sınırının üstünde yük yüklenmişse | |
Uyuşturucu madde alarak araç kullanıyorsa | |
Araca zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmamışsa |
Bu soruda, hangi kural ihlalinin doğrudan sürücünün o an ve belirli bir süre boyunca araç kullanmasının yasaklanmasıyla, yani sürücünün men edilmesiyle sonuçlanacağı sorulmaktadır. Buradaki kilit nokta, cezanın araca mı yoksa doğrudan sürücünün kendisine mi yönelik olduğudur. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevaba ulaşalım.
Doğru Cevap: c) Uyuşturucu madde alarak araç kullanıyorsa
Uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi altında araç kullanmak, trafik güvenliğini en üst düzeyde tehlikeye atan ihlallerden biridir. Bu maddeler sürücünün algısını, muhakeme yeteneğini, reflekslerini ve direksiyon hakimiyetini tamamen ortadan kaldırabilir. Bu nedenle kanunlar bu suça karşı en ağır yaptırımlardan birini uygular: Sürücü derhal araç kullanmaktan men edilir, ehliyetine 5 yıl süreyle el konulur ve yüksek miktarda idari para cezası kesilir. Ayrıca bu durum, Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç teşkil ettiği için adli süreç de başlatılır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
a) Taşıma sınırının üstünde yolcu alınmışsa: Bu durumda sürücüye idari para cezası uygulanır. Trafik ekipleri, fazla yolcuların araçtan indirilmesini sağlayana kadar aracın seyrine izin vermez. Ancak bu durum, sürücünün ehliyetine el konulmasını veya araç kullanmaktan men edilmesini gerektirmez. Sürücü, durumu düzelttikten sonra yoluna devam edebilir.
-
b) Taşıma sınırının üstünde yük yüklenmişse: Tıpkı fazla yolcu durumunda olduğu gibi, bu ihlalin cezası da öncelikle idari para cezasıdır. Ayrıca, aracın karayoluna zarar vermemesi ve trafik güvenliğini tehlikeye atmaması için fazla yükün indirilmesi istenir ve ancak bu şart yerine getirildikten sonra aracın yola devam etmesine izin verilir. Sürücü şahsen araç kullanmaktan men edilmez.
-
d) Araca zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmamışsa: Bu seçenek, en çok karıştırılan şıklardan biridir. Zorunlu trafik sigortası olmayan bir araç tespit edildiğinde, o araç trafikten men edilir ve sigortası yapılana kadar bir otoparka çekilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli fark, men edilenin sürücü değil, aracın kendisi olmasıdır. Sürücü, sigortası olan başka bir aracı kullanmaya devam edebilir; yani sürücülük hakkı elinden alınmaz.
Özetle; uyuşturucu madde etkisi altında araç kullanmak, doğrudan sürücünün bilincini ve yeteneklerini hedef alan bir ihlal olduğu için cezası da doğrudan sürücünün kendisine yöneliktir ve sürücü araç kullanmaktan men edilir. Diğer seçeneklerdeki cezalar ise daha çok aracın durumuyla ilgilidir ve genellikle para cezası veya aracın trafikten alıkonulması şeklinde uygulanır.
Soru 19 |
Gidiş yönüne göre yolun en sağından seyredilmesi | |
İkiden fazlasının taşıt yolunun bir şeridinde yan yana sürülmesi | |
Tehlikeli madde taşıyan araçların geçilmesi | |
Geçme yaparken sinyal verilmesi |
Doğru Cevap: b) İkiden fazlasının taşıt yolunun bir şeridinde yan yana sürülmesi
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin ilgili maddelerine dayanmasıdır. Yönetmeliğe göre, bir trafik şeridi içerisinde en fazla iki motosiklet yan yana gidebilir. Üç veya daha fazla motosikletin aynı şerit içinde yan yana seyretmesi, hem kendileri hem de diğer araçlar için büyük bir tehlike oluşturur. Bu durum, ani manevra kabiliyetini kısıtlar, acil durumlarda kaçış alanını yok eder ve trafik akışını tehlikeli bir şekilde bozar. Bu nedenle bu davranış kesinlikle yasaktır.
Diğer Seçeneklerin Analizi:
- a) Gidiş yönüne göre yolun en sağından seyredilmesi: Bu ifade yasak bir davranışı değil, tam tersine genellikle uyulması gereken bir kuralı belirtir. Motosikletler, yapıları gereği diğer motorlu taşıtlara göre daha yavaş kalabilirler veya daha savunmasızdırlar. Trafiğin güvenli akışını sağlamak ve diğer araçların geçişini kolaylaştırmak için yolun sağından gitmeleri hem güvenli hem de doğru bir sürüş tekniğidir. Dolayısıyla bu davranış yasak değildir.
- c) Tehlikeli madde taşıyan araçların geçilmesi: Trafik kurallarında, motosikletlerin tehlikeli madde taşıyan araçları sollamasını yasaklayan özel bir hüküm bulunmamaktadır. Elbette bu tür araçları geçerken çok daha dikkatli ve temkinli olmak gerekir. Ancak sollama kurallarına (görüş mesafesi, şerit çizgileri, sinyal verme vb.) uyulduğu sürece bu eylem yasak değildir.
- d) Geçme yaparken sinyal verilmesi: Bu davranış da yasak olmak bir yana, yapılması zorunlu olan en temel trafik kurallarından biridir. Sürücülerin şerit değiştirmeden veya sollama yapmadan önce niyetlerini diğer sürücülere bildirmesi, kazaları önlemek için hayati öneme sahiptir. Sinyal vermek bir zorunluluktur, yasak değildir.
Soru 20 |

Çift yönlü yoldan tek yönlü yola girileceğini | |
Her iki yönde seyreden araçların bölünmüş yola gireceğini | |
Her iki yönde seyreden araçların şerit değiştiremeyeceğini | |
Devamlı çizgi tarafındaki araçların şerit değiştiremeyeceğini |
Doğru cevap d) Devamlı çizgi tarafındaki araçların şerit değiştiremeyeceğini seçeneğidir. Trafikte temel kural, her sürücünün kendi şeridine en yakın olan yol çizgisine uymasıdır. Eğer bir sürücünün bulunduğu şeridin hemen yanında devamlı (düz) bir çizgi varsa, bu o sürücünün şerit değiştirmesinin veya sollama yapmasının yasak olduğu anlamına gelir. Bu kural, genellikle o yönden gelenler için görüş mesafesinin yetersiz ve sollama yapmanın tehlikeli olduğunu belirtmek için konulur.
Görseldeki durumu iki yönlü olarak düşünelim. Devamlı çizgi tarafında ilerleyen araçlar için şerit değiştirmek yasaktır. Ancak diğer şeritte, yani kesik çizgi tarafında ilerleyen araçlar, trafik kurallarına uymak ve karşı şeridin boş olduğundan emin olmak kaydıyla şerit değiştirebilir veya sollama yapabilirler. Kısacası, bu işaretleme yolun iki yönü için farklı kurallar getirir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Çift yönlü yoldan tek yönlü yola girileceğini: Bu durum yol çizgileriyle değil, genellikle "Tek Yön" gibi trafik işaret levhalarıyla bildirilir. Bu çizgiler şerit değiştirme kurallarını belirler, yolun yön tipini değiştirmez.
- b) Her iki yönde seyreden araçların bölünmüş yola gireceğini: Bölünmüş yol, ortasında fiziksel bir ayırıcı (refüj, bariyer vb.) bulunan yoldur. Bu çizgi, bölünmemiş bir yoldaki sollama kurallarını belirtir, bölünmüş yola girileceğini göstermez.
- c) Her iki yönde seyreden araçların şerit değiştiremeyeceğini: Eğer her iki yöndeki araçların da şerit değiştirmesi yasak olsaydı, yolun ortasında yan yana iki adet devamlı çizgi (çift devamlı çizgi) bulunurdu. Resimde kesik çizgi de olduğundan, bir yönün şerit değiştirmesine izin verildiği açıktır.
Özet olarak, bu tür bir yol çizgisiyle karşılaştığınızda daima kendi şeridinize en yakın olan çizgiye odaklanmalısınız. Eğer bu çizgi devamlı ise şerit değiştiremezsiniz, kesik ise trafik müsait olduğunda değiştirebilirsiniz.
Soru 21 |
Seyir hâlindeyken emniyet kemerinin kullanılması | |
Araca daha geniş ebatta lastikler taktırılması | |
Motor gücü yüksek araç kullanılması | |
Trafik cezalarının fazlalaştırılması |
Doğru cevap a) Seyir hâlindeyken emniyet kemerinin kullanılması seçeneğidir. Çünkü emniyet kemeri, bir kaza anında vücudun savrulmasını engelleyen en temel ve en etkili pasif güvenlik donanımıdır. Çarpışma sırasında, araç aniden dursa bile vücut aynı hızla ileri doğru hareket etmeye devam eder; emniyet kemeri bu hareketi kontrol altına alarak kişinin başını cama veya direksiyona çarpmasını, hatta araçtan dışarı fırlamasını önler. Bu sayede ölümcül ve ağır yaralanmaların önüne geçilmiş olur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- b) Araca daha geniş ebatta lastikler taktırılması: Geniş lastikler, aracın yol tutuşunu ve fren mesafesini iyileştirebilir. Bu durum, kazayı önlemeye yönelik bir adımdır ve aktif güvenlik kapsamına girer. Ancak bir kaza meydana geldikten sonra, lastiğin genişliğinin araç içindekilerin yaralanmasını azaltmada doğrudan bir etkisi yoktur.
- c) Motor gücü yüksek araç kullanılması: Motor gücü, aracın hızlanma kapasitesiyle ilgilidir ve güvenlikle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Hatta yüksek motor gücü, sürücüyü daha yüksek hızlara teşvik edebileceği için kaza riskini artırabilir ve olası bir kazanın şiddetini yükseltebilir. Kaza anında ise yolcuları koruyucu hiçbir özelliği bulunmaz.
- d) Trafik cezalarının fazlalaştırılması: Trafik cezaları, sürücüleri kurallara uymaya teşvik eden yasal bir yaptırımdır. Amacı, genel olarak trafik güvenliğini artırmak ve kazaları önlemektir. Ancak bu önlem, kaza anında araç içindeki kişileri fiziksel olarak koruyan bir sistem değildir.
Özetle, soru bizden kaza anında devreye girerek hayat kurtaran bir önlemi bulmamızı istiyor. Emniyet kemeri tam olarak bu işlevi görürken, diğer seçenekler ya kazayı önlemeye yöneliktir ya da konuyla ilgisizdir. Bu nedenle doğru cevap "a" seçeneğidir.
Soru 22 |
Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
Bu soruda, bir sürücünün güvenli bir sürüş için hızını belirlerken hangi faktörleri göz önünde bulundurması gerektiği sorulmaktadır. Soru, sadece yasal hız limitlerinin değil, aynı zamanda sürüş anındaki değişken koşulların ve aracın kendi durumunun da ne kadar önemli olduğunu ölçmeyi amaçlamaktadır. Güvenli sürüş, bu unsurların tamamını bir arada değerlendirmeyi gerektirir.
Şimdi maddeleri tek tek inceleyerek neden her birinin hız ayarlamasında önemli olduğunu anlayalım:
- Aracın yük ve teknik özelliğine: Bu madde son derece kritiktir. Örneğin, yüklü bir kamyonun fren mesafesi, boş bir kamyonunkinden çok daha uzundur. Aynı şekilde, lastikleri aşınmış veya fren sistemi eski bir aracın durma performansı, yeni bir araca göre daha zayıf olacaktır. Bu nedenle sürücü, aracının o anki yük durumunu ve teknik kapasitesini (fren, lastik, motor durumu vb.) bilerek hızını buna göre ayarlamak zorundadır.
- Aracın cinsine uygun hız sınırlamalarına: Bu, yasal bir zorunluluktur ve trafik kurallarının temelini oluşturur. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, aynı yolda otomobil, otobüs, kamyon veya motosiklet gibi farklı araç cinsleri için farklı azami hız limitleri belirlenmiştir. Örneğin, bir otoyolda otomobil için hız sınırı 140 km/s iken, aynı yolda bir otobüs için 100 km/s olabilir. Sürücü, kullandığı aracın yasal hız limitlerini bilmeli ve bu limitlere uymalıdır.
- Görüş, yol, hava ve trafik durumuna: Bu madde, sürüş anındaki dinamik koşulları ifade eder. Yasal hız sınırı 90 km/s olan bir yolda, eğer yoğun sis varsa, şiddetli yağmur yağıyorsa, yol virajlı veya bozuksa ya da trafik çok sıkışıksa, sürücü hızını bu koşullara uygun olarak yasal sınırın çok daha altına düşürmek zorundadır. Güvenli sürüş, sadece tabeladaki hıza uymak değil, o anki şartların gerektirdiği hıza inmektir.
Doğru Cevabın Açıklaması (d) I, II ve III
Doğru cevap d) I, II ve III seçeneğidir. Çünkü güvenli ve sorumlu bir sürücü, hızını bu üç temel faktörün hepsini aynı anda değerlendirerek ayarlar. Bu faktörler birbirinden bağımsız değildir. Sürücü hem yasal sınırlara (II) uymalı, hem bu sınırlar içinde aracının kapasitesini (I) göz önünde bulundurmalı, hem de tüm bunları o anki hava ve yol koşullarına (III) göre yeniden düzenlemelidir. Bu üç unsurun birleşimi, "duruma uygun hız" veya "güvenli hız" kavramını oluşturur.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
- a) Yalnız I: Bu seçenek yanlıştır çünkü sürücünün sadece aracının durumuna göre hızını ayarlaması yeterli değildir. Yasal hız sınırlarını (II) ve yol/hava koşullarını (III) tamamen göz ardı etmek hem yasa dışıdır hem de son derece tehlikelidir.
- b) I ve II: Bu seçenek de eksiktir. Sürücü aracının durumunu ve yasal limitleri bilse bile, aniden bastıran bir yağmuru veya yoğun bir sisi (III) dikkate almazsa kaza yapma riski çok yüksek olur. Çevresel faktörler, en az diğerleri kadar önemlidir.
- c) II ve III: Bu seçenek, en çok yanıltan seçeneklerden biridir. Yasal sınırlara uymak ve hava/yol durumuna göre hızı ayarlamak çok önemlidir, ancak aracın kendi yük ve teknik durumunu (I) hesaba katmamak büyük bir hatadır. Örneğin, frenleri zayıf bir araçla, hava açık ve yol düzgün olsa bile yasal hız limitinde gitmek tehlikeli olabilir.
Soru 23 |
Şekildeki kavşakta sola dönüş yapacak olan 2 numaralı araç sürücüsü nasıl davranmalıdır?

Dar bir kavisle dönmeli | |
Hızını azaltmadan kavşağa girmeli | |
Karşıya geçen yayaya yol vermeli | |
İlk geçiş hakkını kendisi kullanmalı |
c) Karşıya geçen yayaya yol vermeli
Bu seçenek doğrudur. Trafik kurallarının en temel ve en önemli prensiplerinden biri yaya önceliğidir. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan ancak trafik işareti veya yer işaretleriyle belirlenmiş yaya geçitlerinde, sürücüler yavaşlamak ve geçitten geçen veya geçmek üzere olan yayalara ilk geçiş hakkını vermek zorundadır. Şekilde 2 numaralı araç sürücüsü, döneceği yolda yaya geçidinden geçmekte olan bir yaya gördüğü için durmalı ve yayanın güvenli bir şekilde karşıya geçmesini beklemelidir. Yayanın can güvenliği her zaman araçların geçiş üstünlüğünden önce gelir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
-
a) Dar bir kavisle dönmeli: Bu seçenek yanlıştır. Trafik kurallarına göre sola dönüşler her zaman geniş bir kavisle yapılır. Sürücü, dönüş yapacağı yolun gidişe ayrılan şeridine girecek şekilde manevrasını tamamlamalıdır. Dar bir kavisle dönmek, hem karşı yönden gelen trafiğin şeridine girmeye neden olabilir hem de dönüşün kontrolünü zorlaştırarak tehlikeli bir durum yaratır. Bu nedenle bu davranış şekli hatalıdır.
-
b) Hızını azaltmadan kavşağa girmeli: Bu seçenek yanlıştır. Sürücüler, kavşaklara, dönemeçlere, yaya geçitlerine ve tepe üstlerine yaklaşırken hızlarını mutlaka azaltmak zorundadırlar. Hız azaltmadan kavşağa girmek, olası bir tehlike anında (örneğin aniden yola çıkan bir yaya veya başka bir araç) zamanında durmayı imkansız hale getirir ve ciddi kazalara yol açabilir. Bu davranış, güvenli sürüş ilkesine tamamen aykırıdır.
-
d) İlk geçiş hakkını kendisi kullanmalı: Bu seçenek yanlıştır. Her ne kadar 2 numaralı araç, ana yolda olduğu için tali yoldan çıkan 1 numaralı araca göre geçiş önceliğine sahip olsa da, bu öncelik yayalara karşı geçerli değildir. Belirtildiği gibi, yaya geçitlerinde öncelik her zaman yayalarındır. Sürücünün, araçlara karşı olan geçiş hakkını yayalara karşı da kullanabileceğini düşünmesi büyük bir hatadır ve trafik kuralı ihlalidir.
Özet olarak; bu senaryoda en önemli kural, yaya geçidindeki yayanın güvenliğidir. 2 numaralı araç sürücüsü, diğer tüm kurallardan önce yayaya yol verme zorunluluğunu yerine getirmelidir.
Soru 24 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Bu soruda, sürücülere öndeki aracı sollama (geçme) yasağının bittiğini bildiren trafik işaretinin hangisi olduğu sorulmaktadır. Trafik işaretlerini doğru yorumlamak, güvenli sürüş için temel bir kuraldır. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevabı bulalım ve nedenlerini açıklayalım.
a) Doğru Cevap: Bu seçenekteki işaret, "Öndeki Taşıtı Geçme Yasağı Sonu" levhasıdır. Levhanın genel yapısına baktığımızda, beyaz zemin üzerine çekilmiş kalın siyah çapraz bir çizgi veya şerit görürüz. Trafik işaret dilinde bu yapı, daha önce bildirilmiş olan bir yasağın veya kısıtlamanın sona erdiğini ifade eder. Bu levha, önceden başlamış olan sollama yasağının bu noktadan itibaren geçerli olmadığını ve yol, trafik ve hava koşulları uygunsa sollama yapılabileceğini bildirir. Bu nedenle sorunun doğru cevabı budur.
b) Yanlış Cevap: Bu seçenekteki işaret, "Öndeki Taşıtı Geçme Yasağı" levhasıdır. Kırmızı çerçeveli yuvarlak levhalar, genellikle bir yasaklama veya kısıtlama bildirir. İçerisinde biri kırmızı, diğeri siyah iki otomobil figürünün bulunması, öndeki aracı geçmenin (sollamanın) yasak olduğunu belirtir. Bu işaret yasağı başlatan işarettir, sona erdiğini bildirmez. Dolayısıyla bu seçenek yanlıştır.
c) Yanlış Cevap: Bu seçenekteki işaret, "Kamyonlar İçin Öndeki Taşıtı Geçme Yasağı" levhasıdır. Yine kırmızı çerçeveli bir yasaklama levhasıdır ancak içerisindeki figürlerden biri kamyon, diğeri otomobildir. Bu işaret, sadece kamyon gibi büyük yük taşıtlarının kendilerinden öndeki araçları geçmesinin yasak olduğunu belirtir, tüm araçlar için geçerli genel bir sollama yasağı değildir. Ayrıca bu işaret de yasağı başlattığı için sorunun cevabı olamaz.
d) Yanlış Cevap: Bu seçenekteki işaret, "Kamyonlar İçin Öndeki Taşıtı Geçme Yasağı Sonu" levhasıdır. Tıpkı 'a' seçeneğindeki gibi yasağın sonunu bildiren bir yapıya sahiptir (beyaz zemin üzerine siyah çapraz şerit). Ancak bu levha, sadece kamyonlar için geçerli olan sollama yasağının sona erdiğini bildirir. Soru genel olarak "öndeki taşıtı geçme yasağının sonu"nu sorduğu için, tüm motorlu taşıtları kapsayan 'a' seçeneği doğru cevaptır.
Soru 25 |

Uygun zaman ve mesafede dönüş ışıklarını yakması | |
İşaret vermeden önce iç ve dış aynalardan trafiği kontrol etmesi | |
Geçiş yapacağı araç sürücüsünü korna veya selektör yaparak uyarması | |
Önündeki aracı, sağından veya banketten yararlanmak suretiyle geçmesi |
Bu soruda, trafikte en riskli manevralardan biri olan sollama (önündeki aracı geçme) sırasında sürücünün yapması kesinlikle yasak olan bir davranış sorulmaktadır. Güvenli bir sürüş için sollama kurallarını bilmek hayati önem taşır. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevaba ulaşalım.
Doğru Cevabın Açıklaması (d seçeneği)
d) Önündeki aracı, sağından veya banketten yararlanmak suretiyle geçmesi
Bu seçenek, trafik kurallarının en temel ve en önemli sollama kuralını ihlal ettiği için doğru cevaptır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, önündeki aracı geçme (sollama) manevrası, geçilecek aracın sol şeridi kullanılarak yapılır. Önündeki aracın sağından geçmek, sürücünün kör noktasında kalmanıza ve ani bir sağa dönüş veya şerit değiştirme hareketinde kazaya sebep olmanıza neden olabilir. Bu davranış son derece tehlikeli ve yasaktır.
Ayrıca banket, yolun trafik için ayrılmış kısmının dışında kalan ve acil durumlar (arıza, ambulansa yol verme vb.) için kullanılan bir alandır. Banketler, sürüş için tasarlanmamıştır; zemini bozuk olabilir, üzerinde çakıl veya yabancı cisimler bulunabilir. Banketi sollama yapmak için kullanmak, hem aracın kontrolünü kaybetme riski yaratır hem de yayalara veya duran araçlara çarpma tehlikesi doğurur, bu nedenle kesinlikle yasaktır.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
Diğer seçenekler, sollama manevrasının yasak olan değil, tam aksine yapılması gereken güvenli adımlarını tanımlamaktadır.
- a) Uygun zaman ve mesafede dönüş ışıklarını yakması: Bu, sollama yapmaya başlamadan önce yapılması zorunlu bir davranıştır. Sola geçeceğinizi belirtmek için sol sinyalinizi önceden yakarak trafikteki diğer sürücüleri (özellikle arkanızdakileri) niyetiniz hakkında bilgilendirirsiniz. Bu, bir yasak değil, bir kuraldır.
- b) İşaret vermeden önce iç ve dış aynalardan trafiği kontrol etmesi: Güvenli bir sollamanın ilk adımı budur. Sinyal vermeden ve şerit değiştirmeden önce, sol şeridin ve arkanızdaki trafiğin uygun olup olmadığını aynalardan kontrol etmelisiniz. Bu, olası bir kazayı önlemek için yapılması gereken en önemli güvenlik kontrollerinden biridir.
- c) Geçiş yapacağı araç sürücüsünü korna veya selektör yaparak uyarması: Bu davranış da yasak değildir; aksine, özellikle şehirler arası yollarda veya görüşün kısıtlı olduğu durumlarda önerilen bir güvenlik önlemidir. Önünüzdeki sürücüyü kısa bir korna çalarak veya selektör (kısa süreli far yakıp söndürme) yaparak uyardığınızda, onun ani bir hamle yapmasını engellemiş ve sollama niyetinizi belli etmiş olursunuz.
Özetle; sollama yaparken aynaları kontrol etmek, sinyal vermek ve gerekirse sesli veya ışıklı uyarıda bulunmak güvenli ve doğru davranışlardır. Ancak önündeki aracı sağından veya banketten geçmek, trafik kurallarını ve can güvenliğini hiçe sayan, kesinlikle yasak bir eylemdir.
Soru 26 |
Ada etrafında dönerken gereksiz yere şerit değiştirilmesi | |
Dönüş sonrası hızının gerektirdiği şeride girilmesi | |
Orta adaya bitişik şeritten dönüşe geçilmesi | |
Sağa ve sola dönüş kurallarına uyulması |
Doğru Cevap: a) Ada etrafında dönerken gereksiz yere şerit değiştirilmesi
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, dönel kavşakların doğası gereği zaten karmaşık bir trafik akışına sahip olmasıdır. Sürücülerin kavşağa girmeden önce gidecekleri yöne göre doğru şeride yerleşmesi ve kavşak içindeyken bu şeridi koruması esastır. Ada etrafında dönüş yaparken aniden veya gereksiz yere şerit değiştirmek, hem kendi arkanızdaki hem de yan şeritteki sürücüler için beklenmedik bir durum yaratır ve kaza riskini ciddi şekilde artırır. Trafik güvenliği ve akışın düzeni için bu davranış kesinlikle yasaktır.Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- b) Dönüş sonrası hızının gerektirdiği şeride girilmesi: Bu davranış yasak değil, tam tersine yapılması gerekendir. Dönel kavşaktan çıkıp ana yola katıldığınızda, trafiğin akışına uyum sağlamak için hızınıza uygun olan şeride (genellikle yavaşsanız sağ şeride, hızlanacaksanız sol şeride) geçmeniz gerekir. Bu, güvenli sürüşün temel bir kuralıdır.
- c) Orta adaya bitişik şeritten dönüşe geçilmesi: Bu davranış da yasak değildir; aksine, dönel kavşakta sola veya geriye ("U" dönüşü) dönecek araçlar için doğru ve zorunlu bir kuraldır. Kavşağa yaklaşırken en soldaki, yani orta adaya en yakın şeride geçmelisiniz. Bu sayede, sağınızdan düz gidecek veya sağa dönecek araçların yolunu kesmemiş ve güvenli bir dönüş yapmış olursunuz.
- d) Sağa ve sola dönüş kurallarına uyulması: Bu, her zaman ve her yerde geçerli olan temel bir trafik kuralıdır. Sinyal vermek, geçiş hakkı kurallarına uymak gibi genel dönüş kuralları, dönel kavşaklarda da aynen geçerlidir. Dolayısıyla bu kurallara uymak yasak olmak bir yana, mecburidir.
Özetle, dönel kavşakta güvenliğin anahtarı öngörülebilir olmaktır. Kavşağa girmeden doğru şeridi seçmek ve dönüş tamamlanana kadar o şeritte kalmak, kazaları önlemenin en etkili yoludur. Kavşak içinde şerit değiştirmek ise en tehlikeli ve yasak olan davranıştır.
Soru 27 |

Yaya geçidi | |
Bisiklet yolu | |
Taralı alana girilmez | |
Yavaşlama uyarı çizgileri |
d) Yavaşlama uyarı çizgileri: Bu seçenek doğrudur. Görselde yer alan ve aralarındaki mesafe giderek azalan bu enine çizgiler Yavaşlama Uyarı Çizgileri olarak adlandırılır. Temel amaçları, sürücünün hız algısını etkileyerek tehlikeli bir noktaya (örneğin; bir kavşak, kırmızı ışık, gişe, keskin viraj veya yaya geçidi) yaklaşırken içgüdüsel olarak yavaşlamasını sağlamaktır. Çizgiler sıklaştıkça, sürücü aracının daha hızlı gittiği hissine kapılır ve bu durum frene basarak hızını düşürmesine neden olur. Bu, özellikle dikkat dağınıklığına karşı etkili bir güvenlik önlemidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Yaya geçidi: Bu seçenek yanlıştır. Yaya geçitleri, yayaların karşıdan karşıya güvenli bir şekilde geçmesi için ayrılmış alanlardır ve genellikle "zebra deseni" olarak bilinen, yolun ilerleme yönüne paralel kalın beyaz çizgilerden oluşur. Sorudaki çizgiler ise yolun ilerleme yönüne dik (enine) olarak çizilmiştir ve yaya geçidini belirtmezler, aksine bir yaya geçidine yaklaşıldığını haber verebilirler.
- b) Bisiklet yolu: Bu seçenek de yanlıştır. Bisiklet yolları, genellikle yolun sağında ayrı bir şerit olarak bulunur, çoğu zaman mavi veya yeşil gibi farklı bir renge boyanır ve üzerinde bisiklet piktogramı (sembolü) bulunur. Sorudaki işaretleme, standart bir taşıt yolu üzerinde yer almaktadır ve bisikletlilere özel bir alanı göstermemektedir.
- c) Taralı alana girilmez: Bu seçenek yanlıştır. "Taralı alana girilmez" işaretlemesi, genellikle kavşaklarda veya yol ayrımlarında bulunan, çapraz veya V şeklinde çizgilerle doldurulmuş bir alanı ifade eder. Bu alanlar, trafiği yönlendirmek veya ayırmak için kullanılır ve araçların bu alanın üzerine girmesi, beklemesi veya duraklaması yasaktır. Sorudaki çizgiler ise bir alanı taramak yerine, şerit boyunca sıralanmıştır.
Özetle, yolda bu şekilde sıklaşan çizgiler gördüğünüzde, ileride dikkat etmeniz gereken bir durum olduğunu ve hızınızı azaltmanız gerektiğini anlamalısınız. Bu işaretleme, pasif bir trafik güvenlik unsurudur ve sürücüleri proaktif olarak yavaşlamaya teşvik eder.
Soru 28 |
Özel olarak yapılmış kilitli bir yerde | |
Sadece aracı kullananın bildiği bir yerde | |
Görülebilen ve erişilmesi kolay olan bir yerde | |
Motor kaputunun altında veya yangın çıkma ihtimali olan bir yerde |
Bu soruda, özellikle yüksek risk taşıyan tehlikeli madde yüklü araçlarda, acil bir durumda hayati önem taşıyan yangın söndürme cihazlarının yerleşimi ile ilgili temel bir güvenlik kuralı sorgulanmaktadır. Sorunun amacı, olası bir yangına en hızlı ve etkili şekilde müdahale edebilmek için bu cihazların nerede konumlandırılması gerektiğini bilip bilmediğinizi ölçmektir.
Doğru cevap c) Görülebilen ve erişilmesi kolay olan bir yerde seçeneğidir. Bir yangın anında panik ve kargaşa yaşanması çok olasıdır ve müdahale için her saniye kritik öneme sahiptir. Yangın söndürme cihazının herkes tarafından kolayca görülebilen bir yerde olması, onu arayarak zaman kaybetmeyi önler. Aynı şekilde, erişimin kolay olması, herhangi bir engel olmadan veya bir şeyleri yerinden oynatmak zorunda kalmadan cihaza anında ulaşılabilmesini sağlar. Bu durum, yangının büyümeden söndürülmesi için en temel şarttır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Özel olarak yapılmış kilitli bir yerde: Bu seçenek yanlıştır çünkü "kilitli" olması acil duruma müdahaleyi imkansız hale getirebilir. Yangın anında panikle anahtar aramak veya bir kilidi açmaya çalışmak, felaketle sonuçlanabilecek değerli saniyelerin kaybedilmesine neden olur. Güvenlik ekipmanları asla kilit altında tutulmamalıdır.
- b) Sadece aracı kullananın bildiği bir yerde: Bu da çok tehlikeli ve yanlış bir uygulamadır. Bir kaza anında sürücü yaralanabilir, bayılabilir veya şokta olabilir. Bu durumda, olay yerindeki başka kişilerin (ilk yardım ekipleri, diğer sürücüler, yolcular) yangın söndürücüyü bulup kullanması imkansız hale gelir. Güvenlik ekipmanları evrensel olarak tanınmalı ve herkes tarafından bulunabilecek şekilde konumlandırılmalıdır.
- d) Motor kaputunun altında veya yangın çıkma ihtimali olan bir yerde: Bu seçenek, mantığa en aykırı ve en tehlikeli olanıdır. Araç yangınlarının önemli bir kısmı motor bölümünde başlar. Yangın söndürme cihazını, yangının en olası olduğu yere koymak, ona en çok ihtiyaç duyulduğu anda ulaşmayı imkansız kılar. Güvenlik ekipmanı, tehlike bölgesinden uzakta ama kolayca erişilebilir bir yerde olmalıdır.
Özetle, tehlikeli madde taşıyan bir araçta yangın söndürme cihazının konumu, "hız" ve "kolay erişim" ilkelerine dayanmalıdır. Bu nedenle, sürücünün ve çevredeki diğer kişilerin anında görebileceği ve zorlanmadan alabileceği bir noktada bulunması yasal bir zorunluluk ve hayati bir güvenlik önlemidir.
Soru 29 |
30 | |
40 | |
50 | |
60 |
Bu soruda, bir aracın tescil belgesinde (ruhsatında) yazan bilgilerden herhangi birinin değiştirilmesi durumunda, araç sahibinin bu değişikliği resmi olarak bildirmek ve belgeleri güncellemek için ne kadar yasal süresi olduğu sorgulanmaktadır. Bu değişiklikler aracın rengini boyatmak, LPG sistemi taktırmak gibi teknik bir modifikasyon yapmak veya hususi bir aracı ticari taksiye çevirmek gibi kullanım amacını değiştirmek olabilir.
Doğru cevap a) 30 gün'dür. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, araç üzerinde yapılan bu tür esaslı değişikliklerin, yapıldığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde tescili yapan kuruluşa (Noterler Birliği'ne bağlı noterliklere) bildirilmesi zorunludur. Araç sahibi, bu süre zarfında gerekli belgeleri (örneğin teknik değişiklik için montaj belgesi, renk değişikliği için fatura vb.) hazırlayarak notere başvurmalı ve tescil belgesini (ruhsatını) yeniletmelidir. Bu süre, sahibinin yasalara uygun hale gelmesi için tanınan resmi süredir.
Bu kuralın temel amacı, trafikteki araçların resmi kayıtlarının güncel ve doğru olmasını sağlamaktır. Bir aracın rengi, yakıt sistemi veya kullanım amacı gibi bilgiler, trafik denetimleri, sigorta işlemleri ve adli vakalar için kritik öneme sahiptir. Örneğin, kırmızı olarak aranan bir aracın kayıtlarda hala siyah görünmesi, güvenlik güçlerinin işini zorlaştıracaktır. Bu nedenle, araç sahiplerine değişiklikleri bildirmeleri için makul bir süre tanınmış ve bu süre 30 gün olarak belirlenmiştir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna gelince:
- b) 40 gün, c) 50 gün, d) 60 gün: Bu seçenekler tamamen yanıltma (çeldirici) amaçlıdır. Trafik mevzuatında bu tür bildirimler için belirlenmiş yasal süreler nettir ve keyfi değildir. Kanun koyucu, bu işlem için süreyi kesin olarak 30 gün olarak tanımlamıştır. Bu nedenle 40, 50 veya 60 gün gibi daha uzun süreler yasal olarak geçerli değildir ve bu sürelerin aşılması durumunda araç sahibine idari para cezası uygulanır.
Özetle, ehliyet sınavı için unutmamanız gereken en önemli bilgi şudur: Aracınızın rengi, tekniği veya kullanım amacı gibi tescil belgesini ilgilendiren bir değişiklik yaptığınızda, bu değişikliği resmi kayıtlara işletmek için tam olarak 30 günlük bir süreniz bulunmaktadır.
Soru 30 |
Aracın sahibini bulamaz ise yazılı bilgi bırakması | |
Zarar fazla değilse olay yerinden uzaklaşması | |
Zarar verdiği aracın sahibini bulması | |
Trafik görevlisine haber vermesi |
Doğru Cevap: b) Zarar fazla değilse olay yerinden uzaklaşması
Bu seçeneğin doğru cevap olmasının nedeni, bir kazadan sonra olay yerinden uzaklaşmanın, verilen zararın miktarına bakılmaksızın yasal olarak suç teşkil etmesidir. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, maddi hasarlı bir kazaya karışan sürücülerin olay yerini terk etmesi "trafiği tehlikeye düşürmek" ve "kaza sonrası yükümlülükleri yerine getirmemek" olarak kabul edilir. Buna halk arasında "vurup kaçmak" denir ve bu davranışın cezai yaptırımları vardır. Hasarın az ya da çok olması bu durumu değiştirmez; önemli olan sürücünün sorumluluğunu üstlenmesidir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
Diğer seçenekler, sürücünün yapması gereken doğru ve sorumlu davranışları ifade ettiği için yanlış cevaplardır. Soru bizden "yanlış olanı" bulmamızı istediği için bu şıklar elenir. Şimdi bu doğru davranışları tek tek inceleyelim:
- c) Zarar verdiği aracın sahibini bulması: Bu, bir kazadan sonra atılması gereken ilk ve en doğru adımdır. Aracın sahibine ulaşarak durumu bildirmek, sigorta işlemlerinin başlatılması ve hasarın giderilmesi için en medeni ve yasal yoldur. Çevredeki iş yerlerine veya konutlara sorarak araç sahibine ulaşmaya çalışmak, sürücünün iyi niyetini ve sorumluluk bilincini gösterir.
- a) Aracın sahibini bulamaz ise yazılı bilgi bırakması: Eğer tüm çabalara rağmen aracın sahibine ulaşılamıyorsa, yapılması gereken bir sonraki doğru hareket budur. Aracın sileceklerine veya görülebilecek bir yerine; ad, soyad, telefon numarası ve olayın kısa bir özetini içeren bir not bırakmak zorunludur. Bu not, sürücünün sorumluluktan kaçmadığını ve zararı karşılamaya niyetli olduğunu gösteren resmi bir kanıt niteliği taşır.
- d) Trafik görevlisine haber vermesi: Araç sahibine ulaşılamadığı ve not bırakmanın yetersiz kalabileceği düşünülen durumlarda (örneğin, hasarın büyük olması veya notun kaybolma riskinin bulunması), durumu trafik polisine veya jandarmaya bildirmek en garantili yoldur. Bu sayede olay resmi olarak kayıt altına alınır ve sürücü kendini yasal olarak güvenceye almış olur. Bu, aynı zamanda "vurup kaçtı" suçlamasının da önüne geçer.
Özetle, park halindeki bir araca çarptığınızda yapmanız gerekenler sorumluluk almayı gerektirir. Olay yerinden hiçbir şey yapmadan uzaklaşmak, hasarın boyutu ne olursa olsun yasalara aykırı ve yanlış bir davranıştır. Doğru olan ise sırasıyla; araç sahibini bulmak, bulamazsanız iletişim bilgilerinizi içeren bir not bırakmak ve/veya durumu trafik görevlilerine bildirmektir.
Soru 31 |
Sağlık Bakanlığının | |
Maliye Bakanlığının | |
Kara Yolları Genel Müdürlüğünün | |
Millî Eğitim Bakanlığının |
Doğru Cevap: c) Kara Yolları Genel Müdürlüğünün
Bu sorunun doğru cevabı Kara Yolları Genel Müdürlüğü (KGM)'dür. Çünkü Türkiye'de şehirler arası devlet yolları ve otoyolların yapımı, bakımı ve onarımından sorumlu olan ana kurum KGM'dir. Bir yolun geometrik yapısını, virajlarını, zemin özelliklerini ve trafik yoğunluğunu en iyi bilen kurum, o yolun yapımcısı ve bakımcısıdır.
Bu nedenle, yolun güvenli bir şekilde kullanılabilmesi için standart hız limitlerinin artırılması veya azaltılması gerektiğinde bu teknik kararı KGM alır. Ancak bu karar tek başına alınmaz; trafik güvenliği ve denetiminden sorumlu olan İçişleri Bakanlığı'nın (Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı aracılığıyla) görüşü ve onayı alınır. Bu iş birliği, hem mühendislik hem de güvenlik açısından en doğru kararın verilmesini sağlar.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Sağlık Bakanlığı: Bu bakanlığın görevi halk sağlığını korumaktır. Trafik ile ilgili olarak, araçlarda bulunması gereken ilk yardım çantası içeriği, ambulans hizmetleri veya sürücü sağlık raporları gibi konularla ilgilenir. Yolların hız limitlerini belirlemek gibi bir mühendislik ve idari görevi yoktur.
- b) Maliye Bakanlığı: Bu bakanlık, devletin gelir ve giderlerini, bütçeyi ve vergi politikalarını yönetir. Kara yollarının yapımı için bütçe ayırabilir ancak yolun teknik özellikleri veya trafik kuralları hakkında karar verme yetkisine sahip değildir.
- d) Millî Eğitim Bakanlığı: Bu seçenek, ehliyet sınavına hazırlananlar için kafa karıştırıcı olabilir. Millî Eğitim Bakanlığı, sürücü kurslarının denetiminden, müfredatının belirlenmesinden ve ehliyet sınavlarının (teorik ve direksiyon) yapılmasından sorumludur. Yani sürücüleri eğitir ve belgeler, ancak yolları ve bu yollar üzerindeki kuralları yönetmez.
Özetle, bir yolun hız limitini belirleme yetkisi, o yolu en iyi tanıyan, yani onu inşa eden ve bakımını yapan kuruma aittir. Bu kurum da Kara Yolları Genel Müdürlüğü'dür. Bu basit mantığı aklınızda tutarak benzer soruları kolayca çözebilirsiniz.
Soru 32 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Aralıklı olarak yanıp sönen sarı ışık, bir uyarı anlamı taşır. Bu ışığı gören sürücü, kavşağa veya tehlikeli noktaya yaklaşırken hızını düşürmelidir. Bu bir "Dur" emri değildir, ancak "Dikkatli Ol, Yavaşla ve Yol Ver" anlamına gelir. Sürücü, kavşağı dikkatlice kontrol etmeli ve geçiş hakkı olan diğer araçlar varsa onlara yol verdikten sonra emniyetli bir şekilde geçişini tamamlamalıdır.
Doğru cevap b) seçeneğidir. Bu seçenekteki üçgen şeklindeki levha, "Yol Ver" işaret levhasıdır. Bu levha da tıpkı aralıklı yanan sarı ışık gibi, sürücünün bulunduğu yolun tali yol olduğunu ve anayoldaki araçlara ilk geçiş hakkını vermesi gerektiğini bildirir. Sürücü yavaşlar, anayolu kontrol eder ve eğer gelen araç yoksa durmadan geçebilir; araç varsa durup yol verir. Dolayısıyla, aralıklı yanan sarı ışık ile "Yol Ver" levhası birebir aynı anlama sahiptir.
- a) seçeneği neden yanlış? Bu levha "Dur" levhasıdır. Sürücünün, diğer yolda araç olsun ya da olmasın, kavşakta mutlaka tam olarak durmasını emreder. Aralıklı yanıp sönen kırmızı ışık, "Dur" levhası ile aynı anlama gelir. Sarı ışık ise sadece yavaşlama ve yol verme uyarısı yaptığı için bu seçenek yanlıştır.
- c) seçeneği neden yanlış? Bu levha "Taşıt Trafiğine Kapalı Yol" anlamına gelir. Bu levhanın bulunduğu yola motorlu taşıtların girmesinin yasak olduğunu belirtir. Konuyla, yani bir kavşaktaki geçiş hakkı düzenlemesiyle hiçbir ilgisi yoktur.
- d) seçeneği neden yanlış? Bu levha "İki Yönlü Trafik" uyarı levhasıdır. Tek yönlü bir yoldan çıkıp, trafiğin her iki yönde de aktığı bir yola girileceğini haber verir. Bu bir tehlike uyarı işaretidir ve geçiş hakkı ile ilgili bir kural belirtmez.
Özetle, ehliyet sınavında ve trafikte unutmamanız gereken en önemli kurallardan biri şudur: Aralıklı yanan sarı ışık = Yol Ver levhası. Her ikisi de "yavaşla, dikkat et ve geçiş hakkını başkasına ver" demektir. Aralıklı yanan kırmızı ışık ise = Dur levhası anlamına gelir ve "mutlaka dur, yolu kontrol et ve sonra geç" demektir.
Soru 33 |
0,20 | |
0,30 | |
0,40 | |
0,50 |
Bu soruda, Türkiye'de hususi otomobil (şahsi, kişisel kullanım amaçlı) sürücüleri için trafikte yasal olarak izin verilen en yüksek kan alkol seviyesinin ne olduğu sorulmaktadır. Karayolları Trafik Kanunu, trafik güvenliğini sağlamak amacıyla sürücülerin kanlarındaki alkol miktarına bir üst sınır getirmiştir. Bu sınır, sürücünün kullandığı aracın ticari olup olmamasına göre farklılık gösterir.
Doğru cevap d) 0,50 seçeneğidir. Türkiye'deki yasal düzenlemelere göre, hususi otomobil sürücülerinin kanlarındaki alkol miktarının 0,50 promilin üzerinde olması durumunda araç sürmeleri yasaktır. 0,50 promil, bir litre kanda yarım gram alkol bulunduğunu ifade eder. Bu seviye ve üzerindeki alkol miktarının sürücünün dikkat, muhakeme ve reaksiyon süresi gibi yeteneklerini olumsuz etkilediği bilimsel olarak kabul edilmektedir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim. a) 0,20 promil seçeneği, hususi otomobil sürücüleri için değil, ticari araç sürücüleri (taksi, dolmuş, otobüs, kamyon vb.) ve kamu hizmetinde çalışan sürücüler için geçerli olan yasal sınırdır. Bu sürücüler için alkol toleransı çok daha düşüktür. b) 0,30 ve c) 0,40 seçenekleri ise Türkiye'deki mevcut trafik mevzuatında herhangi bir sürücü kategorisi için belirlenmiş yasal sınırlar değildir; bu nedenle bu şıklar yanıltıcı olarak verilmiştir.
Özetle, bu soruyu doğru cevaplamak için iki temel bilgiyi aklınızda tutmalısınız:
- Hususi Otomobil Sürücüleri: Yasal sınır 0,50 promildir.
- Ticari Araç Sürücüleri: Yasal sınır 0,20 promildir.
Unutulmamalıdır ki en güvenli sürüş, sıfır alkol ile yapılan sürüştür. Yasal sınırlar, cezai işlemin başladığı noktayı belirtir, bu seviyeye kadar alkol almanın güvenli olduğu anlamına gelmez.
Soru 34 |
Bu sürücünün aşağıdakilerden hangisini yapması yanlıştır? Sağa sinyal vermesi | |
Yayaların geçişini beklemesi | |
Kavşağa yaklaşırken hızını düşürmesi | |
Yayaları ikaz ederek durdurup, seyrini sürdürmesi |
Doğru cevap olan d) Yayaları ikaz ederek durdurup, seyrini sürdürmesi seçeneği, bir sürücünün yapması gereken en temel kural ihlallerinden birini tanımladığı için yanlıştır. Trafik kurallarına göre, ışıklı veya ışıksız yaya geçitlerinde geçiş üstünlüğü her zaman yayalardadır. Sürücü, korna çalarak veya el işareti yaparak yayaları durdurmaya çalışamaz ve onların geçiş hakkını gasp edemez. Bu davranış hem trafik kurallarına aykırıdır hem de yayaların can güvenliğini tehlikeye atar.
Şimdi diğer seçeneklerin neden doğru davranışlar olduğunu ve bu yüzden sorunun cevabı olamayacağını inceleyelim:
- a) Sağa sinyal vermesi: Bu, sürücünün yapması gereken zorunlu ve doğru bir davranıştır. Dönüş yapacağını diğer sürücülere ve yayalara önceden bildirmek, trafiğin güvenli bir şekilde akması için kritiktir. Bu nedenle bu seçenek, yapılması gereken doğru bir eylemdir.
- b) Yayaların geçişini beklemesi: Yaya geçidinde bulunan yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Sürücü, yayaların karşıya güvenli bir şekilde geçişini tamamlamasını beklemekle yükümlüdür. Bu, hem yasal bir zorunluluk hem de güvenli sürüşün temel bir ilkesidir. Dolayısıyla bu da doğru bir davranıştır.
- c) Kavşağa yaklaşırken hızını düşürmesi: Kavşaklar, yaya geçitleri ve dönüş noktaları potansiyel tehlike bölgeleridir. Bu nedenle sürücüler, bu gibi yerlere yaklaşırken kontrolü kaybetmemek ve olası tehlikelere karşı hazırlıklı olmak için hızlarını mutlaka azaltmalıdır. Bu da yapılması gereken doğru ve güvenli bir davranıştır.
Özetle, soru bizden "yanlış" olan davranışı bulmamızı istediği için, yayaların yasal hakkı olan geçiş üstünlüğünü hiçe sayarak onları durdurmaya çalışmak kesinlikle yanlış bir eylemdir. Bir sürücü, her koşulda yaya geçidindeki yayalara öncelik tanımalı ve onların güvenliğini sağlamalıdır.
Soru 35 |
Okul geçidi | |
Yaya geçidi | |
Hemzemin geçit | |
Rampalı geçit |
Bu soruda, trafikte sıkça karşılaşılan ancak özel bir adı olan bir geçit türü tanımlanmaktadır. Sorunun anahtar ifadeleri "kara yolu", "demir yolu", "aynı seviyede kesişme" ve "bariyerli veya bariyersiz" olmasıdır. Bu ifadeler, belirli bir trafik tanımını işaret etmektedir ve doğru cevabı bulmak için bu tanımı bilmek gerekir.
Doğru cevap c) Hemzemin geçit seçeneğidir. "Hemzemin" kelimesi, Farsça kökenli olup "hem" (aynı, bir) ve "zemin" (yer, yüzey) kelimelerinin birleşmesiyle oluşur. Yani "aynı seviyede, aynı düzlemde" anlamına gelir. Bu tanım, sorudaki kara yolu ile demir yolunun bir alt veya üst geçit olmaksızın, doğrudan aynı seviyede kesişmesi durumunu mükemmel bir şekilde açıklar. Bu geçitler, trenin geçişi sırasında güvenliği sağlamak amacıyla bariyerli (kapanlı) olabileceği gibi, sadece trafik işaretleri ve ışıklarla kontrol edilen bariyersiz (kapansız) türde de olabilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Okul geçidi: Bu geçit, okulların önünde veya yakınında bulunan, öğrencilerin güvenli bir şekilde karşıdan karşıya geçmeleri için özel olarak işaretlenmiş yol bölümleridir. Bu geçitlerin demir yolu ile bir ilgisi yoktur; tamamen yayaların, özellikle öğrencilerin güvenliğine odaklanmıştır.
- b) Yaya geçidi: Yayaların, araç yolunda güvenli bir biçimde karşıya geçmeleri için yol üzerine çizgilerle belirlenmiş alanlardır. Okul geçidi gibi, bu geçit de sadece yayalar ve kara yolu trafiği ile ilgilidir, demir yolunu kapsamaz.
- d) Rampalı geçit: Rampa, eğimli bir yol anlamına gelir. Rampalı geçit, genellikle bir üst geçide çıkarken veya bir alt geçide inerken kullanılan eğimli yolları ifade eder. Bu durum, yolların farklı seviyelerde olduğunu gösterir. Oysa soruda "aynı seviyede" kesişmeden bahsedildiği için bu seçenek tanım ile tamamen çelişmektedir.
Özetle, bir kara yolu ile tren yolunun aynı düzlemde kesiştiği, bariyerli veya bariyersiz olabilen bu özel geçiş noktalarına verilen teknik ve doğru isim hemzemin geçit'tir. Bu tür geçitlere yaklaşırken sürücülerin son derece dikkatli olmaları, hızlarını azaltmaları ve geçiş hakkının daima demir yolu taşıtlarına ait olduğunu bilmeleri hayati önem taşır.
Soru 36 |
Kavramanın tam ayırmaması | |
Gaz pedalına tam basılmaması | |
Fren pedalına tam basılmaması | |
Lastik hava basıncının düşük olması |
Doğru Cevap: a) Kavramanın tam ayırmaması
Doğru cevabın a) Kavramanın tam ayırmaması olmasının sebebi şudur: Vites değiştirmek için debriyaj pedalına bastığınızda, kavrama sistemi motor ile vites kutusu arasındaki güç bağlantısını keser. Motor çalışmaya devam ederken, vites kutusuna giden güç anlık olarak durdurulur ve bu sayede vites dişlileri serbest kalır, rahatça yer değiştirebilir. Eğer kavrama sistemi eskimişse, ayarı bozulmuşsa veya hidrolik sisteminde bir sorun varsa, siz pedala tam bassanız bile bu ayırma işlemini tam olarak yapamaz. Bu durumda motorun gücü vites kutusuna kısmen de olsa aktarılmaya devam eder ve siz vites değiştirmeye çalıştığınızda, hala dönmekte olan dişlileri zorla başka bir dişliyle birleştirmeye çalışırsınız; bu da o meşhur sürtünme ve "cartlama" sesini ortaya çıkarır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Gaz pedalına tam basılmaması: Bu seçenek yanlıştır çünkü vites değiştirme işlemi sırasında ayak gaz pedalından çekilir. Aksine, vites değiştirirken gaza basmak motor devrini yükseltir ve dişliler arasındaki devir farkını artırarak sesin daha da şiddetli çıkmasına neden olabilir. Dolayısıyla gaz pedalına basmamak, vites geçişi için doğru bir eylemdir ve sesin sebebi olamaz.
- c) Fren pedalına tam basılmaması: Fren pedalının görevi aracı yavaşlatmak veya durdurmaktır ve tekerleklere etki eder. Vites kutusunun iç mekanizmasıyla veya kavrama sistemiyle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Vites değiştirirken frene basma zorunluluğu olmamasıyla birlikte, frene basmamanın vites kutusundan ses getirmesi gibi bir durum söz konusu değildir.
- d) Lastik hava basıncının düşük olması: Bu seçenek de tamamen alakasızdır. Lastik hava basıncı, aracın yol tutuşunu, yakıt tüketimini ve fren mesafesini etkileyen bir faktördür. Motor veya güç aktarma organları (debriyaj, vites kutusu) ile hiçbir mekanik bağlantısı bulunmamaktadır. Bu nedenle vites değiştirirken ses gelmesine sebep olması imkansızdır.
Özetle, vites değiştirirken duyulan sesin en yaygın ve temel sebebi, motorun gücünü şanzımandan tam olarak ayıramayan bir kavrama (debriyaj) sistemidir. Bu durum, sürücünün vites geçişini zorlaştırdığı gibi, uzun vadede vites kutusu dişlilerine de ciddi zararlar verebilir.
Soru 37 |
Motorin | |
Benzin | |
Antifriz | |
Gaz yağı |
Doğru cevap b) Benzin'dir. Benzinli motorlarda, silindir içerisine alınan benzin ve hava karışımı piston tarafından sıkıştırılır. Sıkıştırmanın sonunda buji bir kıvılcım çakar ve bu kıvılcım, karışımı patlatarak ateşler. Bu patlama, motorun çalışması için gereken gücü üretir. Kısacası, "buji" kelimesini gördüğünüzde aklınıza doğrudan "benzin" gelmelidir.
Motorin (dizel yakıt), dizel motorlarda kullanılan bir yakıttır ve bu motorların çalışma prensibi farklıdır. Dizel motorlar "sıkıştırma ile ateşlemeli" motorlardır; yani yakıtı ateşlemek için buji kullanmazlar. Bu motorlarda sadece hava silindire alınır, çok yüksek basınçla sıkıştırılarak aşırı derecede ısıtılır ve ardından üzerine motorin püskürtülür. Yüksek sıcaklıktaki hava, motorini kendiliğinden tutuşturur. Bu yüzden motorin seçeneği yanlıştır.
Antifriz bir yakıt değildir; motorun soğutma sisteminde kullanılan bir sıvıdır. Temel görevi, soğutma suyunun kışın donmasını ve yazın kaynamasını önleyerek motorun hararet yapmasını engellemektir. Motorun yanma odasıyla veya ateşleme sistemiyle hiçbir ilgisi olmadığı için bu seçenek de yanlıştır.
Gaz yağı (kerosen) da bir yakıt türüdür ancak modern otomobillerin buji ile ateşlemeli motorlarında kullanılmaz. Genellikle aydınlatma (gaz lambaları), ısıtma ve jet motoru yakıtı gibi farklı alanlarda kullanılır. Yapısı ve yanma özellikleri, benzinli bir motorun hassas çalışma düzenine uygun olmadığından bu seçenek de doğru değildir.
Özetle, ehliyet sınavı için aklınızda kalması gereken en temel bilgi şudur:
- Buji ile Ateşleme: Benzin
- Sıkıştırma ile Ateşleme: Motorin (Dizel)
Soru 38 |
Yakıt filtresi | |
Termostat | |
Marş motoru | |
Endüksiyon bobini |
Doğru Cevap: a) Yakıt filtresi
Yakıt filtresi, adından da anlaşılacağı gibi, yakıtı temizlemekle görevlidir. Depodan motora giden yakıtın içindeki pas, kir ve diğer yabancı maddeleri süzerek temizler. Bu sayede, motorun enjektör gibi hassas parçalarının tıkanmasını veya zarar görmesini engelleyerek motorun sağlıklı çalışmasını sağlar. Görevi tamamen yakıt ile ilgili olduğu ve yakıt hattı üzerinde bulunduğu için, yakıt filtresi şüphesiz yakıt sisteminin temel elemanlarından biridir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
b) Termostat: Bu parça, soğutma sistemine aittir. Görevi, motorun çalışma sıcaklığını belirli bir seviyede tutmaktır. Motor soğukken kapalı kalarak motorun çabuk ısınmasını sağlar, ideal sıcaklığa ulaştığında ise açılarak soğutma sıvısının (antifriz) radyatörde dolaşmasına izin verir. Yakıtla doğrudan bir ilgisi yoktur.
-
c) Marş motoru: Bu eleman, aracın marş sisteminin ana parçasıdır. Kontağı çevirdiğinizde aküden aldığı elektrik gücüyle çalışır ve motora ilk hareketi vererek çalışmasını sağlar. Motorun çalışmasını başlatan bir elektrik motorudur ve yakıtın motora taşınması veya temizlenmesiyle bir görevi bulunmaz.
-
d) Endüksiyon bobini: Bu parça, ateşleme sisteminin bir elemanıdır. Aküden gelen düşük voltajlı elektriği (12 Volt), bujilerin kıvılcım çakabilmesi için gereken çok yüksek voltaja (binlerce Volt) dönüştürür. Bu yüksek voltaj sayesinde oluşan kıvılcım, silindir içindeki yakıt-hava karışımını ateşler. Bobin, ateşleme için gereklidir ama yakıt sisteminin bir parçası değildir.
Özetle, soru bizden yakıt sistemine ait bir parçayı istiyor. Yakıt filtresi doğrudan yakıtı temizlerken; termostat soğutma, marş motoru ilk hareket, endüksiyon bobini ise ateşleme sistemlerinde görev yapar. Bu nedenle doğru cevap "Yakıt filtresi" seçeneğidir.
Soru 39 |
Kavramanın tam ayırmaması | |
Gaz pedalına tam basılmaması | |
Fren pedalına tam basılmaması | |
Lastik hava basıncının düşük olması |
Doğru Cevap: a) Kavramanın tam ayırmaması
Doğru cevap a) Kavramanın tam ayırmaması seçeneğidir. Bunun nedenini anlamak için önce kavrama (debriyaj) sisteminin görevini bilmek gerekir. Debriyaj pedalına bastığınızda, motorun gücünü vites kutusuna ileten bağlantıyı kesersiniz. Bu işleme "ayırma" denir. Bu ayırma sayesinde, vites kutusu içindeki dişliler serbest kalır ve siz rahatça vites değiştirebilirsiniz.
Eğer debriyaj sistemi düzgün çalışmıyorsa ve siz pedala bastığınızda motor ile vites kutusu arasındaki bağlantıyı tam olarak kesemiyorsa (yani tam ayırmıyorsa), vites kutusundaki dişliler dönmeye devam eder. Bu durumda vites değiştirmeye çalıştığınızda, dönen dişlileri birbirine geçmeye zorlarsınız ve bu da o meşhur "cart" sesine neden olur. Bu durum, debriyaj balatasının aşınması, debriyaj teli veya hidrolik sistemindeki bir arızadan kaynaklanabilir.
Yanlış Cevapların Açıklaması
- b) Gaz pedalına tam basılmaması: Bu seçenek yanlıştır. Gaz pedalı, motora giden yakıt miktarını ayarlayarak motorun devrini kontrol eder. Vites değiştirirken gaz pedalını zaten bırakırsınız. Gaz pedalına az basmak veya çok basmak, aracın sarsılmasına veya yığılmasına neden olabilir ancak doğrudan vites kutusundan mekanik bir sürtünme sesi gelmesinin sebebi değildir.
- c) Fren pedalına tam basılmaması: Bu seçenek de yanlıştır. Fren pedalı, aracın tekerleklerini yavaşlatmak ve durdurmak için kullanılır. Vites kutusunun içindeki dişlilerin çalışmasıyla doğrudan bir mekanik bağlantısı yoktur. Bu yüzden vites değiştirirken ses gelmesiyle bir ilgisi bulunmaz.
- d) Lastik hava basıncının düşük olması: Bu seçenek tamamen ilgisizdir. Lastik basıncı, aracın yol tutuşunu, yakıt tüketimini ve sürüş konforunu etkiler. Vites kutusu gibi bir iç mekanizma ile hiçbir bağlantısı yoktur ve vites değiştirirken ses çıkarmasına neden olamaz.
Özetle; vites değiştirirken duyulan sesin en yaygın ve temel sebebi, debriyajın motor gücünü şanzımandan tam olarak ayıramamasıdır. Bu durum, hala dönmekte olan dişlilerin birbirine sürtünerek ses çıkarmasına yol açar.
Soru 40 |
Radyonun açılması | |
Koltuğun ayarlanması | |
Aynaların ayarlanması | |
Emniyet kemerinin takılması |
Bu soruda, aracı hareket ettirmeden önce yapılması gereken zorunlu güvenlik hazırlıkları ile kişisel tercihe bağlı, sürüş güvenliğini doğrudan etkilemeyen eylemler arasındaki farkı ayırt etmeniz istenmektedir. Soru, hangisinin bir "hazırlık" olmadığını, daha doğrusu zorunlu bir güvenlik hazırlığı olmadığını sormaktadır. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyelim.
a) Radyonun açılması (Doğru Cevap)
Radyoyu açmak, sürüş güvenliği için yapılması gereken zorunlu bir hazırlık değildir. Bu eylem, sürücünün tamamen kişisel tercihine bağlı bir konfor veya eğlence unsurudur. Aracın güvenli bir şekilde kontrol edilmesi, yolun ve çevrenin gözlemlenmesi veya acil bir duruma müdahale edilmesi ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Bu nedenle, aracı kullanmaya başlamadan önce yapılması gereken zorunlu hazırlıklardan biri değildir ve sorunun doğru cevabıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer seçenekler, güvenli bir sürüş deneyimi için kritik öneme sahip, zorunlu adımlardır. Bu adımları atlamamak, hem kendi can güvenliğiniz hem de trafikteki diğer kişilerin güvenliği için hayati önem taşır.
-
b) Koltuğun ayarlanması: Bu, yapılması gereken ilk ve en önemli hazırlıklardan biridir. Doğru koltuk ayarı, pedallara (fren, gaz, debriyaj) tam ve rahat bir şekilde basmanızı, direksiyonu doğru bir açıyla tutmanızı ve yola tam olarak hakim olmanızı sağlar. Yanlış bir koltuk pozisyonu, yorulmanıza, reflekslerinizin yavaşlamasına ve aracı tam kontrol edememenize neden olabilir.
-
c) Aynaların ayarlanması: Koltuk ayarlandıktan sonra yapılması gereken ikinci önemli adımdır. İç dikiz aynası ve yan aynalar, aracın etrafındaki "kör noktaları" en aza indirerek şerit değiştirme, park etme ve genel trafik takibi sırasında size kritik bilgiler verir. Aynaları ayarlamadan yola çıkmak, çevrenizdeki araçları görememenize ve ciddi kazalara yol açmanıza neden olabilir.
-
d) Emniyet kemerinin takılması: Bu, hem yasal bir zorunluluk hem de hayat kurtaran bir güvenlik önlemidir. Olası bir kaza anında emniyet kemeri, vücudunuzun savrulmasını engelleyerek sizi ciddi yaralanmalardan ve ölümden korur. Aracı hareket ettirmeden önce mutlaka takılması gereken son ve en kritik güvenlik adımıdır.
Özetle, sürüş öncesi doğru hazırlık sırası şu şekildedir:
- Önce koltuk ayarlanır.
- Sonra bu koltuk pozisyonuna göre aynalar ayarlanır.
- En son olarak da emniyet kemeri takılır.
Radyonun açılması ise bu zorunlu güvenlik zincirinin bir parçası değildir ve tamamen sürücünün keyfine kalmış bir eylemdir.
Soru 41 |
Sıkıştırılmış hava üzerine mazot püskürtme | |
Sıkıştırılmış hava üzerine benzin püskürtme | |
Sıkıştırılmış mazot-hava karışımını bujiyle ateşleme | |
Sıkıştırılmış benzin-hava karışımını bujiyle ateşleme |
Doğru cevap a) Sıkıştırılmış hava üzerine mazot püskürtme seçeneğidir. Dizel motorların çalışma prensibi tam olarak budur. Piston silindir içerisine sadece havayı çeker ve bu havayı çok yüksek bir basınçla sıkıştırır. Bu sıkıştırma işlemi havanın sıcaklığını yaklaşık 500-700°C gibi çok yüksek derecelere çıkarır. İşte bu kızgın havanın üzerine enjektörler tarafından yüksek basınçla mazot püskürtüldüğünde, mazot kendiliğinden tutuşur ve yanar. Bu yanma sonucu oluşan basınç pistonu iterek motorun çalışmasını sağlar. Bu sisteme "sıkıştırma ile ateşleme" denir ve dizel motorlarda buji bulunmamasının sebebi budur.
- b) Sıkıştırılmış hava üzerine benzin püskürtme: Bu seçenek yanlıştır çünkü dizel motorlar yakıt olarak mazot kullanır, benzin değil. Benzin ve mazotun kimyasal özellikleri ve yanma karakterleri farklıdır. Benzin, bu prensiple verimli ve güvenli bir şekilde çalışmaz, kontrolsüz patlamalara (vuruntu) neden olabilir.
- c) Sıkıştırılmış mazot-hava karışımını bujiyle ateşleme: Bu seçenek iki açıdan yanlıştır. Birincisi, dizel motorlarda ateşleme için buji kullanılmaz. İkincisi, dizel motorlar yakıt ve havayı birlikte sıkıştırmaz; önce sadece havayı sıkıştırır. Eğer mazot ve hava karışımı birlikte sıkıştırılsaydı, yüksek basınçtan dolayı bujiye gerek kalmadan kontrolsüz bir şekilde ve yanlış zamanda patlardı.
- d) Sıkıştırılmış benzin-hava karışımını bujiyle ateşleme: Bu seçenek dizel motorlar için yanlıştır, ancak bu ifade benzinli motorların çalışma prensibini doğru bir şekilde tanımlar. Benzinli motorlarda, benzin ve hava karıştırılarak silindire alınır, sıkıştırılır ve bu karışım bir bujiden çıkan kıvılcımla ateşlenir. Soru dizel motorları sorduğu için bu seçenek doğru cevap değildir.
Özetle, ehliyet sınavı için aklınızda tutmanız gereken en önemli bilgi şudur: Dizel motor havayı sıkıştırarak ısıtır ve kızgın havanın üzerine mazot püskürterek ateşleme yapar. Benzinli motor ise benzin-hava karışımını sıkıştırır ve bujiden çıkan kıvılcımla ateşler.
Soru 42 |
Boş | |
1. vites | |
2. vites | |
3. vites |
Doğru cevap a) Boş seçeneğidir. Vites boş konumdayken, motor ile tekerlekler arasındaki güç bağlantısı kesilmiş olur. Bu sayede marşa bastığınızda motor çalışır ancak bu gücü tekerleklere iletmez. Sonuç olarak, araç yerinde sabit kalır ve ani, kontrolsüz bir hareket yapmaz. Bu, motoru çalıştırmanın en güvenli ve mekanik olarak en doğru yoludur.
Diğer seçenekler olan 1., 2. veya 3. vitesin yanlış olmasının temel sebebi ise tehlike oluşturmalarıdır. Eğer araç bu viteslerden birindeyken motor çalıştırılırsa, motorun ürettiği ilk hareket gücü doğrudan tekerleklere aktarılır. Bu durum, aracın debriyaja basılmamışsa aniden ileri doğru sıçramasına (fırlamasına) neden olur. Bu kontrolsüz hareket, park halindeyken öndeki araca, bir duvara veya bir insana çarpma gibi ciddi kazalara yol açabilir.
Her ne kadar günümüzdeki birçok modern manuel vitesli araç, güvenlik önlemi olarak debriyaj pedalına basılmadan marş almasa da, ehliyet sınavlarında öğretilen ve her zaman uygulanması gereken evrensel kural budur. Debriyaja bassanız bile, vitesin boşta olması alışkanlığı, olası bir dalgınlıkta veya ayağınızın debriyajdan kayması durumunda sizi ve çevrenizi koruyan ek bir güvenlik katmanıdır. Bu nedenle en doğru ve profesyonel yöntem, aracı çalıştırmadan önce vitesi boşa alıp, debriyaja tam basarak marşa basmaktır.
Özetle, araç motorunu ilk çalıştırırken vitesin boş konumda olmasının sebepleri şunlardır:
- Güvenlik: Aracın aniden ileri veya geri fırlayarak kazaya neden olmasını engeller.
- Mekanik Koruma: Motor ve marş motoru, aracı hareket ettirme yükü olmadan daha rahat çalışır, bu da parçaların ömrünü uzatır.
- Doğru Sürüş Alışkanlığı: Bu, her sürücünün edinmesi gereken temel bir güvenlik alışkanlığıdır.
Soru 43 |
Radyatör | |
Distribütör | |
Su pompası | |
Yağ pompası |
Bu soruda, motorun en hayati sistemlerinden biri olan yağlama sistemi ile ilgili temel bir bilgi sorgulanmaktadır. Sorunun özü, motorun alt kısmında bulunan ve yağı depolayan karterden, bu yağı alıp hareketli ve aşınmaya müsait motor parçalarına basınçla gönderen parçanın hangisi olduğunu bulmaktır. Bu işlem, motorun ömrü ve sağlıklı çalışması için kritik öneme sahiptir.
Doğru cevap d) Yağ pompası'dır. Yağ pompası, motor yağlama sisteminin kalbi olarak düşünülebilir. Motor çalıştığı anda krank milinden aldığı hareketle dönmeye başlar. Karterdeki yağı emer ve belirli bir basınçla motor içindeki yağ kanallarına gönderir. Bu basınçlı yağ, piston, krank mili, kam mili gibi yüksek sürtünmeye maruz kalan tüm hareketli parçalara ulaşarak hem onları yağlar, hem de aşırı ısınmalarını önler.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Radyatör: Radyatör, motorun yağlama sistemiyle değil, soğutma sistemiyle ilgilidir. Görevi, motorun çalışmasıyla ısınan soğutma sıvısını (antifrizli su) içindeki petekler ve fan yardımıyla soğutmaktır. Yağı pompalamak gibi bir işlevi yoktur.
- b) Distribütör: Distribütör, eski tip benzinli araçların ateşleme sisteminde bulunan bir parçadır. Bobinden gelen yüksek gerilimi, ateşleme sırasına göre doğru bujiye göndererek silindir içindeki yakıt-hava karışımının ateşlenmesini sağlar. Motor yağı veya basınçla hiçbir ilgisi yoktur.
- c) Su pompası: Bu parça, isim benzerliği nedeniyle en çok karıştırılan seçenektir. Su pompası (devridaim pompası da denir), radyatör gibi soğutma sisteminin bir elemanıdır. Görevi, soğutma sıvısını motor bloku içindeki kanallarda ve radyatörde sürekli olarak dolaştırmaktır. Yani bir şeyi pompalar ama bu yağ değil, soğutma sıvısıdır.
Özet olarak, motor parçalarının sağlıklı çalışması için gerekli olan yağı, karterden alıp basınçlı bir şekilde ilgili yerlere gönderen parçanın adı yağ pompasıdır. Diğer şıklar ise motorun soğutma ve ateşleme gibi farklı sistemlerine ait parçalardır.
Soru 44 |
Sis lambaları | |
Plaka lambaları | |
İç aydınlatma lambaları | |
Acil uyarı (dörtlü ikaz) lambaları |
Bu soruda, bir aracın teknik bir sorun nedeniyle yolda kaldığı veya trafik güvenliği için zorunlu olarak duraklamak zorunda olduğu bir durumda, diğer sürücüleri uyarmak ve olası bir kazayı önlemek amacıyla hangi aydınlatma sisteminin kullanılması gerektiği sorgulanmaktadır. Bu, trafikteki en temel güvenlik kurallarından biridir ve her sürücünün bilmesi gereken hayati bir bilgidir.
Doğru Cevap: d) Acil uyarı (dörtlü ikaz) lambaları
Doğru cevabın acil uyarı (dörtlü ikaz) lambaları olmasının sebebi, bu lambaların özel olarak tehlikeli durumları bildirmek için tasarlanmış olmasıdır. Aracın sağ ve sol sinyal lambalarının hepsinin aynı anda yanıp sönmesiyle çalışan bu sistem, diğer sürücülere "Dikkat, ileride beklenmedik bir durum var" mesajını verir. Bu durum, bir arıza, kaza veya yol üzerinde ani bir duraklama olabilir. Bu ışıkları gören sürücüler yavaşlar ve tehlikeli duruma karşı hazırlıklı olur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Sis lambaları: Bu lambaların amacı, isimlerinden de anlaşılacağı gibi, sisli, karlı veya şiddetli yağmurlu havalarda görüş mesafesi düştüğünde yolu ve aracın görünürlüğünü artırmaktır. Bir arıza durumunu bildirmek için kullanılmazlar. Hatta, normal hava koşullarında kullanıldıklarında diğer sürücülerin gözünü alarak tehlike yaratabilirler.
- b) Plaka lambaları: Bu lambaların tek görevi, gece veya yetersiz ışık koşullarında aracın arka plakasının okunmasını sağlamaktır. Diğer sürücülere yönelik bir uyarı veya ikaz işlevi bulunmamaktadır. Bu lambalar, aracın standart aydınlatma sisteminin bir parçası olarak otomatik çalışır.
- c) İç aydınlatma lambaları: Bu lambalar, aracın içini aydınlatarak sürücü ve yolcuların konforu için kullanılır. Dışarıdan, özellikle de hareket halindeki diğer araçlar tarafından fark edilecek bir uyarı sinyali oluşturmazlar. Trafik güvenliği ile ilgili bir işlevleri yoktur.
Özetle, trafikte bir tehlike anında veya zorunlu duraklama durumunda, diğer sürücülerle iletişim kurmanın ve güvenliği sağlamanın evrensel yolu acil uyarı (dörtlü ikaz) lambalarını yakmaktır. Bu, hem kendi can güvenliğiniz hem de trafikteki diğer insanların güvenliği için kritik bir öneme sahiptir.
Soru 45 |
Trafikteki araç sayısını | |
Sürücünün kaza yapma riskini | |
Yayaların yaya geçidini kullanma oranlarını | |
Diğer sürücülerin trafik kurallarına uyma yüzdelerini |
Doğru Cevap: b) Sürücünün kaza yapma riskini
Trafikte yapılan her hata, bir kaza riskini beraberinde getirir. Örneğin, sinyal vermeden şerit değiştiren, aniden yavaşlayan veya tehlikeli bir şekilde başka bir araca yaklaşan bir sürücü, hem kendisi hem de diğerleri için bir tehlike oluşturur. Bu durumda yapılan yerinde ve nazik bir uyarı (kısa bir korna veya selektör gibi), sürücünün dikkatini toparlamasına ve yaptığı hatanın farkına varmasına yardımcı olur.
Hatasını fark eden sürücü, davranışını düzeltecektir. Bu düzeltme, o an ortaya çıkan kaza tehlikesini ortadan kaldırır veya önemli ölçüde azaltır. Dolayısıyla, bir sürücüyü uyarmak, doğrudan doğruya onun kaza yapma riskini azaltmaya yönelik en etkili eylemdir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Trafikteki araç sayısını: Bir sürücüyü uyarmanın, yoldaki toplam araç sayısı üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Bu seçenek, konuyla tamamen alakasızdır ve mantıksal bir bağlantı kurmaz. Uyarı, mevcut araçların daha güvenli hareket etmesini amaçlar, sayılarını değiştirmez.
- c) Yayaların yaya geçidini kullanma oranlarını: Bir sürücüye yapılan uyarı, o anki bir durumu düzeltir ancak genel olarak yayaların davranışlarını etkilemez. Yayaların yaya geçidini kullanma oranı, genel trafik eğitimi, denetimler ve altyapı gibi çok daha geniş faktörlere bağlıdır. Tek bir uyarı, bu genel oranı değiştirecek bir etkiye sahip değildir.
- d) Diğer sürücülerin trafik kurallarına uyma yüzdelerini: Uyarınız, sadece uyardığınız sürücünün davranışını etkileme potansiyeline sahiptir. Trafikteki diğer binlerce sürücünün kurallara uyma alışkanlıkları üzerinde bir etkisi olmaz. Hatta, agresif bir uyarı, trafikteki gerginliği artırarak diğer sürücülerin daha olumsuz davranışlar sergilemesine bile neden olabilir.
Özetle, trafikte hatalı bir sürücüyü uyarmanın temel ve en önemli amacı, potansiyel bir kazayı önlemektir. Bu eylem, tehlikeli durumu anında düzelterek kaza riskini azaltır ve trafik güvenliğine anlık bir katkı sağlar. Diğer seçenekler ise bu eylemin doğrudan ve mantıklı bir sonucu değildir.
Soru 46 |
Beden dilinin | |
Bencilliğin | |
İnatlaşmanın | |
Tahammülsüzlüğün |
Doğru cevap "a) Beden dilinin" seçeneğidir. Beden dili, insanların iletişim kurarken kelimeler yerine kullandıkları jestler (el, kol hareketleri), mimikler (yüz ifadeleri) ve vücut duruşunu ifade eder. Soruda anlatılan durumda sürücü, "kusura bakmayın" veya "özür dilerim" demek için sözcükler yerine elini kaldırmakta veya mahcup bir yüz ifadesi takınmaktadır. Bu hareketler, karşıdaki sürücüye bir mesaj iletmenin en etkili yoludur ve doğrudan beden dilinin kullanımına bir örnektir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- Bencilliğin: Bencillik, sadece kendini düşünme ve başkalarının haklarını veya duygularını önemsememe durumudur. Hata yapıp özür dilemek, bencilliğin tam tersine, başkalarına karşı sorumluluk ve saygı duyulduğunu gösteren bir erdemdir. Bencil bir sürücü hatasını kabul etmez, dolayısıyla bu seçenek yanlıştır.
- İnatlaşmanın: İnatlaşma, trafikte bir konuda ısrarcı olma, geri adım atmama veya bir başka sürücüyle güç mücadelesine girme davranışıdır. Sorudaki sürücü ise hatasını kabul ederek bir uzlaşma ve nezaket ortamı yaratmaya çalışmaktadır. Bu durum, inatlaşmanın tamamen zıttıdır.
- Tahammülsüzlüğün: Tahammülsüzlük, diğer insanların hatalarına veya farklılıklarına karşı sabır gösterememe halidir. Özür dilemek, olası bir gerginliği önlemek ve karşıdaki sürücünün anlayışına sığınmak için yapılan bir davranıştır. Bu, tahammülsüzlüğün değil, aksine anlayış ve hoşgörünün bir göstergesidir.
Özetle, trafikte yapılan bir hata sonrası el veya yüz ifadesiyle özür dilemek, sürücüler arasında olumlu bir iletişim kurmayı sağlar ve bu iletişimin adı beden dilidir. Bu davranış, trafikteki stresi azaltır, olası tartışmaları önler ve daha saygılı bir sürüş ortamı yaratılmasına katkıda bulunur.
Soru 47 |
Sabır | |
Öfke | |
İnatlaşma | |
Aşırı tepki |
Bu soruda, trafikte karşılaşılan belirli bir olumsuz davranışın altında yatan temel eksiklik sorulmaktadır. Senaryo, özellikle yardıma daha çok ihtiyacı olan yaşlı, çocuk ve engelli gibi yayaların, yeşil ışıkta karşıya geçişlerini tamamlayamamaları durumunda bir sürücünün gösterdiği sabırsız tepkiyi (korna çalmak, el kol hareketleri yapmak) ele almaktadır. Bu davranışın, sürücüde hangi temel trafik değerinin bulunmadığını gösterdiği sorgulanmaktadır.
Doğru Cevap: a) Sabır
Doğru cevabın sabır olmasının sebebi, soruda anlatılan durumun doğrudan sabırsızlıkla ilgili olmasıdır. Trafik, farklı hızlarda ve yeteneklerdeki birçok insanın (sürücüler, yayalar, bisikletliler) bir arada hareket ettiği bir ortamdır. Özellikle yaşlı, çocuk veya engelli bir yayanın hareket kabiliyetinin daha yavaş olması beklenen bir durumdur. Bu durumda sürücüden beklenen temel değer, yayanın güvenli bir şekilde karşıya geçişini tamamlamasını sükûnetle beklemektir. Korna çalmak veya el kol hareketleriyle yayayı acele etmeye zorlamak, bu bekleme erdemine, yani sabır değerine sahip olunmadığının en net göstergesidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
b) Öfke: Sürücü bu durumda öfkelenmiş olabilir, ancak öfke, sabırsızlığın bir sonucudur. Sürücünün temel sorunu, bekleyememesi ve durumu anlayışla karşılayamamasıdır. Sabırlı bir insan, bu durumda öfkelenmek yerine durumu normal kabul eder ve sakince bekler. Bu nedenle eksik olan temel değer, bir duygu olan öfkeden ziyade, bir erdem olan sabırdır.
-
c) İnatlaşma: İnatlaşma, genellikle iki tarafın da kendi istediğinde diretmesi ve karşılıklı bir güç mücadelesine girmesi durumudur. Örneğin, dar bir yolda iki sürücünün birbirine yol vermemek için diretmesi bir inatlaşmadır. Sorudaki senaryoda ise yaya ile sürücü arasında karşılıklı bir diretiş yoktur; yaya sadece fiziksel olarak yavaştır. Sürücünün tepkisi tek taraflı bir sabırsızlıktır, inatlaşma değildir.
-
d) Aşırı tepki: Sürücünün korna çalması ve el kol hareketleri yapması, evet, bir aşırı tepkidir. Ancak "aşırı tepki", davranışın bir tanımıdır, o davranışın altında yatan temel değer eksikliğinin adı değildir. Soru, "davranışın adı nedir?" diye sormuyor, "hangi temel değere sahip olunmadığını gösterir?" diye soruyor. Sürücünün aşırı tepki vermesinin nedeni, sabırlı olmamasıdır. Dolayısıyla sabır, daha temel ve kök bir kavramdır.
Özetle, trafikte yavaş hareket eden bir yayaya karşı gösterilen aceleci ve zorlayıcı tavır, sürücünün durumu sükûnetle yönetme ve bekleme becerisi olan sabır değerinden yoksun olduğunu açıkça ortaya koyar. Diğer seçenekler bu durumun sonucu veya farklı bir tanımı olabilse de, eksik olan temel değer sabırdır.
Soru 48 |
Öfkeyi bastırmak ya da yok etmek | |
Kızgınlığa yol açan olayları değiştirmek | |
İnsanlar ya da olaylar karşısında gösterilen içsel ve dışsal tepkilerde kontrolsüz davranılmasını sağlamak | |
Kızgınlığın ya da öfkenin yol açtığı duygusal ve fizyolojik tepkileri azaltmak |
Doğru Cevap: d) Kızgınlığın ya da öfkenin yol açtığı duygusal ve fizyolojik tepkileri azaltmak
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, öfke yönetiminin temel felsefesini en iyi şekilde açıklamasıdır. Öfke, doğal ve normal bir duygudur; amaç onu tamamen ortadan kaldırmak değildir. Önemli olan, öfkelendiğimizde vücudumuzda ve duygularımızda meydana gelen olumsuz değişiklikleri kontrol altına alabilmektir. Öfkelendiğimizde kalbimiz hızla çarpar, tansiyonumuz yükselir (fizyolojik tepkiler) ve aynı zamanda aşırı sinirli, gergin veya saldırgan hissedebiliriz (duygusal tepkiler). Öfke yönetiminin amacı, bu tehlikeli tepkileri kontrol altına alarak sakin kalmayı, mantıklı düşünmeyi ve dolayısıyla trafikte güvenli kararlar vermeyi sağlamaktır.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğuna Bakalım:
- a) Öfkeyi bastırmak ya da yok etmek: Bu seçenek yanlıştır çünkü öfke doğal bir duygudur ve onu tamamen yok etmek veya sürekli bastırmak sağlıklı değildir. Bastırılan öfke, ileride daha büyük ve kontrolsüz patlamalara yol açabilir. Amaç, öfkeyi hissetmek ama onu doğru ve güvenli bir şekilde ifade etmeyi öğrenmektir.
- b) Kızgınlığa yol açan olayları değiştirmek: Bu da hatalı bir yaklaşımdır. Çünkü trafikte veya hayatta karşımıza çıkan her olayı kontrol edemeyiz. Başka bir sürücünün yaptığı hatayı veya trafik sıkışıklığını değiştiremeyiz. Öfke yönetimi, kontrol edemediğimiz dış olaylara karşı kendi tepkilerimizi kontrol etmeyi öğretir, olayların kendisini değil.
- c) İnsanlar ya da olaylar karşısında gösterilen içsel ve dışsal tepkilerde kontrolsüz davranılmasını sağlamak: Bu seçenek, öfke yönetiminin tanımının tam tersidir. Öfke yönetiminin asıl hedefi kontrolü sağlamaktır, kontrolsüzlüğü teşvik etmek değil. Kontrolsüz davranışlar, trafikte "yol magandalığı" olarak bilinen tehlikeli durumlara ve kazalara sebep olur.
Özetle, ehliyet sınavında bu soruyla karşılaştığınızda aklınızda tutmanız gereken en önemli şey şudur: Öfke yönetimi, öfkeyi hissetmemek değil, öfkenin sizi ve davranışlarınızı kontrol etmesine izin vermemektir. Amaç, öfkenin yarattığı olumsuz fiziksel ve duygusal etkileri azaltarak direksiyon başında sakin ve güvenli kalmaktır.
Soru 49 |
Mizaç | |
Beden dili | |
Trafik adabı | |
Konuşma üslubu |
Bu soruda, trafikte sergilenmesi gereken bir dizi olumlu ve ahlaki değerin (sorumluluk, yardımlaşma, tahammül, saygı, fedakârlık, sabır) tanımı verilmiştir. Bizden istenen, bu değerler bütününü ifade eden doğru kavramı şıklar arasından bulmaktır. Soru, aslında trafikte sadece kanun ve kurallara uymanın yeterli olmadığını, aynı zamanda diğer insanlara karşı gösterilen olumlu tutum ve davranışların da ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Doğru Cevap: c) Trafik adabı
Doğru cevabın neden "Trafik adabı" olduğunu açıklayalım. Trafik adabı, yazılı trafik kurallarının ötesinde, sürücülerin ve trafikteki diğer bireylerin birbirlerine karşı göstermesi gereken nezaket, saygı, hoşgörü ve sorumluluk gibi davranışların tümünü kapsayan bir kavramdır. Soruda sıralanan sorumluluk (davranışlarının sonucunu üstlenmek), yardımlaşma (yolda kalmış birine yardım etmek), tahammül (başkasının hatasına karşı sabırlı olmak), saygı (diğer sürücülerin haklarına öncelik tanımak), fedakârlık (kendi hakkından feragat etmek) ve sabır gibi erdemler, tam olarak trafik adabının temelini oluşturur. Bu nedenle verilen tanım, doğrudan trafik adabı kavramını açıklamaktadır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Mizaç: Mizaç, bir kişinin doğuştan gelen huyunu, karakter yapısını ifade eder. Örneğin, bir insanın genel olarak sakin, sinirli, neşeli veya içe kapanık olması onun mizacıyla ilgilidir. Mizaç kişisel bir özelliktir; oysa trafik adabı, trafikteki tüm bireylerin öğrenmesi ve uygulaması gereken ortak bir davranış kültürüdür. Dolayısıyla mizaç, sorudaki tanımı karşılamaz.
- b) Beden dili: Beden dili, söz kullanmadan jest, mimik ve duruş gibi vücut hareketleriyle iletişim kurma yöntemidir. Trafikte teşekkür etmek için el sallamak veya yol vermek için işaret yapmak bir beden dili örneğidir. Ancak beden dili, soruda belirtilen sorumluluk, fedakârlık, sabır gibi soyut ve ahlaki değerlerin tamamını kapsayan genel bir kavram değildir; sadece bu adabın gösterilme biçimlerinden biri olabilir.
- d) Konuşma üslubu: Konuşma üslubu, bir kişinin iletişim kurarken seçtiği kelimeler ve ses tonu gibi ifade tarzını belirtir. Trafikteki etkileşimlerin büyük bir kısmı sözsüz gerçekleşir. Bu seçenek, trafikteki genel davranış bütününü değil, sadece sözel iletişimi tanımladığı için sorudaki sorumluluk, sabır ve yardımlaşma gibi geniş kapsamlı değerleri ifade etmekte yetersiz kalır.
Özetle, soruda tanımı yapılan ve trafikteki tüm paydaşların birbirine karşı göstermesi gereken olumlu davranışlar ve ahlaki değerler bütünü, en doğru şekilde "trafik adabı" kavramıyla ifade edilir. Bu kavram, güvenli ve huzurlu bir trafik ortamı oluşturmanın anahtarıdır.
Soru 50 |
Kızgın ve yarışmacı motivasyon ile araç kullanılması | |
Karşılıklı saygının öncelikle başkalarından beklenmesi | |
Kural ihlalinin sonucunda sadece maddi ceza olduğunun düşünülmesi | |
Trafikteki her kuralın altında yatan güvenlik gerekçelerinin sorgulanıp öğrenilmesi |
Doğru cevap d) seçeneğidir. Çünkü trafikteki her kural keyfi olarak konulmamıştır; her birinin altında yatan ciddi bir güvenlik sebebi vardır. Örneğin, bir yerleşim yerindeki hız limitinin neden düşük olduğunu, bir yaya geçidinde neden yavaşlamak gerektiğini veya takip mesafesini korumanın önemini anlayan bir sürücü, bu kurallara uymayı bir zorunluluk olarak değil, bilinçli bir güvenlik önlemi olarak görür. Kuralların arkasındaki mantığı ve tehlikeleri öğrenmek, sürücünün riskleri daha iyi kavramasını ve bu farkındalıkla araç kullanmasını sağlar.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Kızgın ve yarışmacı motivasyon ile araç kullanılması: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Kızgınlık ve rekabet duygusu, sürücünün mantıklı düşünme yeteneğini zayıflatır, sabırsızlığa ve agresif manevralara yol açar. Bu durum, tehlikelerin farkında olmayı sağlamak yerine, tam tersine tehlikeli durumlar yaratmayı teşvik eder. Güvenli sürüş, sakin ve sorumlu bir zihin yapısı gerektirir.
- b) Karşılıklı saygının öncelikle başkalarından beklenmesi: Bu da hatalı bir yaklaşımdır. Trafikte güvenlik ve saygı, başkalarından beklenen bir şeyden çok, her sürücünün öncelikle kendisinin göstermesi gereken bir sorumluluktur. "Önce o bana saygı duysun" düşüncesi, çatışmalara ve yanlış anlaşılmalara zemin hazırlar. Sorumlu bir sürücü, diğerleri nasıl davranırsa davransın, doğru olanı yapar ve kendi güvenlik standartlarından ödün vermez.
- c) Kural ihlalinin sonucunda sadece maddi ceza olduğunun düşünülmesi: Bu düşünce, soruda istenen can güvenliği farkındalığının tam tersidir ve çok tehlikeli bir yanılgıdır. Kırmızı ışıkta geçmenin veya aşırı hız yapmanın asıl sonucu para cezası değil, bir yayaya veya başka bir araca çarparak ölüme ya da ciddi yaralanmalara sebep olma ihtimalidir. İhlalleri sadece maddi bir bedelle ilişkilendirmek, olayın ciddiyetini ve hayati risklerini tamamen göz ardı etmektir.
Özetle, gerçek bir sürüş güvenliği bilinci, kuralların neden var olduğunu anlamakla başlar. Bir kuralın arkasındaki güvenlik gerekçesini bilen bir sürücü, o kurala sadece ceza almamak için değil, kendisinin ve sevdiklerinin canını korumak için uyar. Bu yüzden en doğru ve etkili yöntem, kuralların altında yatan sebepleri sorgulamak ve öğrenmektir.
|
0/50 |











