Soru 1 |
30 kalp masajı, 2 suni solunumu 5 tur uyguladıktan sonra | |
60 kalp masajı, 1 suni solunumu 5 tur uyguladıktan sonra | |
30 kalp masajı, 2 suni solunum uygulamasının hemen sonrası | |
60 kalp masajı, 2 suni solunum uygulamasının hemen sonrası |
Doğru Cevap: a) 30 kalp masajı, 2 suni solunumu 5 tur uyguladıktan sonra
Bu seçeneğin doğru olmasının temel nedeni, boğulma vakalarının oksijensizliğe (asfiksi) bağlı kalp durması olmasıdır. Bu tür durumlarda, kalbin durmasının ana sebebi elektriksek bir sorun değil, vücudun ve özellikle beynin uzun süre oksijensiz kalmasıdır. Bu yüzden, ilkyardımcının önceliği, profesyonel yardım gelene kadar beyin ve diğer hayati organlara kan yoluyla oksijen pompalamaktır. Bu nedenle, 112'yi aramadan önce, yaklaşık 2 dakika süren 5 tur temel yaşam desteği (TYD) uygulamak, kazazedenin hayatta kalma şansını önemli ölçüde artırır.
Uluslararası ilkyardım kurallarına göre, tek bir ilkyardımcı, boğulma veya solunum yetmezliğine bağlı kalp durmasıyla karşılaştığında "önce müdahale et, sonra ara" prensibini uygular. Standart bir Temel Yaşam Desteği döngüsü 30 kalp masajı ve 2 suni solunumdan oluşur. Bu döngünün 5 tur tekrarlanması, kritik olan ilk birkaç dakikada vücuda oksijenli kan gönderilmesini sağlar. Ancak bu kuralın yetişkinlerde görülen ve tanık olunan ani kalp durmalarında (örneğin kalp krizi) farklı olduğunu, o durumda hemen 112'nin aranması gerektiğini unutmamak gerekir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) 60 kalp masajı, 1 suni solunumu 5 tur uyguladıktan sonra: Bu seçenek yanlıştır çünkü yetişkinler için belirlenmiş standart kalp masajı ve suni solunum oranı 30:2'dir. 60:1 gibi bir oran, güncel ilkyardım kılavuzlarında yer almamaktadır. Doğru oranı bilmek, etkili bir müdahale için şarttır.
- c) 30 kalp masajı, 2 suni solunum uygulamasının hemen sonrası: Bu seçenekte oran (30:2) doğru olsa da, zamanlama yanlıştır. Sadece bir tur (yaklaşık 20-25 saniye) müdahalede bulunup hemen 112'yi aramak için zaman kaybetmek, oksijensizliğe bağlı kalp durmalarında yeterli değildir. Amaç, yardım çağırmadan önce vücuda belirli bir miktar oksijen sağlamaktır ve bunun için 5 tur (yaklaşık 2 dakika) beklenmesi önerilir.
- d) 60 kalp masajı, 2 suni solunum uygulamasının hemen sonrası: Bu seçenek hem oran (60:2 yerine 30:2 olmalı) hem de zamanlama (sadece bir tur sonrası değil, 5 tur sonrası aranmalı) açısından yanlıştır. Bu nedenle en hatalı seçeneklerden biridir.
Özetle, suda boğulan bir yetişkine tek başınıza müdahale ediyorsanız, en doğru hareket sırası şöyledir: Önce durumu değerlendirip kalp ve solunumun durduğundan emin olun, ardından hemen 5 tur boyunca 30 kalp masajı ve 2 suni solunum uygulayın. Bu yaklaşık 2 dakikalık ilk müdahalenin ardından, hemen 112'yi arayarak tıbbi yardım isteyin.
Soru 2 |
Trafik ortamında kaldırımda beklenildiğinde | |
Öndeki araç sürekli yakından takip edildiğinde | |
Tünelde camları kapalı olarak araç kullanıldığında | |
Kapalı garaj içinde uzun süre çalıştırılanaracın egzoz gazına maruz kalındığında |
Doğru Cevap: d) Kapalı garaj içinde uzun süre çalıştırılan aracın egzoz gazına maruz kalındığında
Bu seçeneğin doğru olmasının temel nedeni havalandırmanın olmamasıdır. Kapalı bir garaj, hava sirkülasyonunun neredeyse hiç olmadığı kapalı bir alandır. Araç çalıştığında egzozdan çıkan ve karbon monoksit gibi son derece zehirli gazlar dışarıya dağılamaz ve hızla garajın içinde birikmeye başlar. Bu gazların yoğunluğu çok kısa bir sürede ölümcül seviyelere ulaşabilir.
Egzoz gazının en tehlikeli bileşeni olan karbon monoksit (CO), renksiz, kokusuz ve tatsız bir gazdır. Bu özellikleri nedeniyle insanlar tarafından fark edilmesi imkansızdır. Kapalı bir garajda bu gaza maruz kalan bir kişi, durumu fark etmeden bilincini kaybedebilir ve bu durum ne yazık ki ölümle sonuçlanabilir. Bu nedenle kapalı alanlarda araç motorunu uzun süre çalıştırmak son derece tehlikelidir.
- Neden Diğer Seçenekler Yanlış?
Diğer seçeneklerdeki durumlar da zararlı olmakla birlikte, kapalı bir garaj kadar tehlikeli değildirler. Çünkü bu ortamlarda bir miktar da olsa havalandırma ve hava sirkülasyonu vardır.
- a) Trafik ortamında kaldırımda beklenildiğinde: Bu durum sağlığa zararlıdır ancak kaldırım açık bir alandır. Egzoz gazları atmosfere karışarak dağılır ve yoğunluğu kapalı bir alandaki kadar yüksek olmaz. Sürekli hava akımı sayesinde gazlar birikmez.
- b) Öndeki araç sürekli yakından takip edildiğinde: Öndeki aracın egzozuna daha yakın olsanız da, bu durum yine açık havada gerçekleşir. Araçlar hareket halinde olduğu için sürekli bir hava akımı vardır ve gazlar hızla dağılır. Yoğunluk anlık olarak artsa da, kapalı bir alandaki gibi birikme tehlikesi yoktur.
- c) Tünelde camları kapalı olarak araç kullanıldığında: Tüneller kapalı gibi görünse de, zehirli gazların birikmesini önlemek için tasarlanmış çok güçlü havalandırma sistemlerine sahiptirler. Ayrıca, aracın camlarının kapalı olması, dışarıdaki egzoz gazının aracın içine girmesini büyük ölçüde engeller. Bu durum, sizi dışarıdaki havadan koruyan bir önlemdir.
Özetle; bir gazın tehlike seviyesini belirleyen en önemli faktör, kapalı bir alanda birikerek yoğunluğunun artmasıdır. Kapalı garaj, bu tehlikeli birikimin en kolay ve en hızlı yaşanacağı yer olduğu için egzoz gazının en fazla zarar verdiği ortamdır.
Soru 3 |
Buna göre aşağıdakilerden hangisi iç kanama yaşayan bir kazazedede kan kaybına bağlı olarak gelişen genel belirtilerden biri değildir?
Aşırı susuzluk hissi | |
Nemli ve soğuk deri | |
Yavaş ve güçlü nabız | |
Hızlı ve yüzeysel solunum |
Doğru cevap c) Yavaş ve güçlü nabız seçeneğidir. Çünkü kan kaybına bağlı şok durumunda vücudun verdiği tepki bunun tam tersidir. Vücut, azalan kan miktarını hayati organlara (beyin, kalp, akciğerler) daha hızlı ulaştırabilmek için kalbi daha hızlı çalıştırır. Bu nedenle nabız hızlı ve zayıf atar. "Yavaş ve güçlü nabız" ise kan kaybına bağlı şokun belirtilerinden biri değildir; aksine kafa içi basınç artışı gibi farklı durumlarda görülebilen bir belirtidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu, yani neden iç kanama belirtileri olduğunu inceleyelim:- a) Aşırı susuzluk hissi: Vücut kanamayla birlikte sadece kan hücrelerini değil, aynı zamanda önemli miktarda sıvı da kaybeder. Vücut, bu sıvı kaybını yerine koymak için beyne sinyal gönderir ve bu da kazazedede yoğun bir susuzluk hissine neden olur. Bu, vücudun doğal bir savunma mekanizmasıdır ve şokun erken belirtilerindendir.
- b) Nemli ve soğuk deri: Şok durumunda vücut, hayati organlara kan akışını sağlamak için deri gibi daha az önemli bölgelerdeki kan damarlarını daraltır. Kan akışı azalan deri soğur ve rengi soluklaşır. Aynı zamanda vücudun stres tepkisi (sempatik sinir sistemi aktivasyonu) nedeniyle terleme artar, bu da derinin soğuk ve nemli (yapış yapış) olmasına yol açar.
- d) Hızlı ve yüzeysel solunum: Kan kaybı nedeniyle vücutta oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin sayısı azalır. Dokulara yeterli oksijen gitmediğini algılayan beyin, daha fazla oksijen alabilmek için solunumu hızlandırır. Ancak bu solunum genellikle etkisiz ve yüzeysel olur. Bu da şokun tipik bir belirtisidir.
Özetle, iç kanama ve şok durumunda vücut alarm durumuna geçer. Kalp, kalan az miktardaki kanı organlara yetiştirmek için hızlı ama zayıf atar; akciğerler oksijen açığını kapatmak için hızlı ve yüzeysel çalışır; deri soğuk ve nemli bir hal alır ve vücut sıvı kaybını telafi etmek için susuzluk hissi yaratır. "Yavaş ve güçlü nabız" bu tabloya tamamen aykırıdır, bu yüzden doğru cevaptır.
Soru 4 |
Gizli | |
Şifreli | |
Kısa, öz ve anlaşılır | |
Ayrıntılı ve uzun |
Doğru cevap olan c) Kısa, öz ve anlaşılır seçeneğidir. Çünkü acil durumlarda zaman hayati öneme sahiptir. Haberleşmeyi yapan kişinin panik yapmadan, durumu en net ve en temel bilgilerle aktarması gerekir. Bu sayede çağrı merkezi görevlisi durumu hızla kavrar, doğru ekibi (ambulans, itfaiye, polis) yönlendirebilir ve gerekirse telefonda ilk yardım talimatları verebilir.
Kısa, öz ve anlaşılır bir mesaj genellikle şu bilgileri içermelidir:
- Kesin yer ve adres bilgisi: Olay yerinin net bir şekilde tarifi (mahalle, cadde, sokak, bina numarası, bilinen bir yerin yakını vb.).
- Olayın tanımı: Ne olduğu kısaca anlatılmalı (trafik kazası, düşme, kalp krizi vb.).
- Yaralı sayısı ve durumu: Kaç kişinin yardıma ihtiyacı olduğu ve yaralıların genel durumu (bilinci açık mı, kanaması var mı vb.) hakkında temel bilgiler.
- Arayan kişinin kimliği ve telefon numarası: Geri aranma ihtimaline karşı bu bilgiler de verilmelidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
a) Gizli ve b) Şifreli seçenekleri tamamen yanlıştır. Tıbbi yardım haberleşmesinin amacı bilgi aktarmaktır. Bilginin gizli veya şifreli olması, yardımın ulaşmasını imkansız hale getirir. Bu seçenekler, acil durum mantığıyla tamamen çelişir ve hayatı tehlikeye atar.
d) Ayrıntılı ve uzun seçeneği ise çeldirici bir cevaptır. Elbette bazı detaylar önemlidir ancak mesajın gereksiz yere uzatılması, olayın nasıl olduğuyla ilgili uzun hikayeler anlatılması zaman kaybına yol açar. Çağrı merkezi görevlisinin ihtiyaç duyduğu temel bilgileri ("öz" bilgi) gölgede bırakır ve ekiplerin yönlendirilmesini geciktirir. Önemli olan, en kritik bilgileri en hızlı şekilde vermektir.
Sonuç olarak, bir ilk yardımcı veya acil bir duruma tanıklık eden sorumlu bir vatandaş olarak, 112'yi aradığınızda sakin kalmalı ve mesajınızı her zaman kısa, öz ve anlaşılır bir şekilde iletmelisiniz. Bu, hayat kurtarmak için atacağınız en doğru adımdır.
Soru 5 |
Kürek kemiği | |
Ön kol kemiği | |
Kaburga kemiği | |
Köprücük kemiği |
Doğru cevap "b) Ön kol kemiği" seçeneğidir. Ön kol, iki uzun kemikten oluşur ve bu bölgedeki kırıklar, atelle tespiti en uygun olan durumlardan biridir. Atel (örneğin sert bir karton, tahta parçası veya rulo haline getirilmiş gazete), kırığın altındaki (el bileği) ve üstündeki (dirsek) eklemleri de içine alacak şekilde yerleştirilir. Bu sayede kırık kemik uçlarının hareket etmesi tamamen engellenir ve çevredeki damar, sinir ve kas dokularının zarar görmesi önlenmiş olur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Kürek kemiği: Bu seçenek yanlıştır. Kürek kemiği, sırt bölgesinde kasların içinde yer alan yassı bir kemiktir ve yapısı gereği dışarıdan sert bir cisimle (atel) sabitlenmesi pratik değildir. Bu tür bir kırıkta genellikle kol, bir üçgen sargı bezi ile gövdeye sabitlenerek hareket etmesi engellenir.
- c) Kaburga kemiği: Bu seçenek de yanlıştır ve özellikle dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Kaburga kırıklarında atel veya sıkı sargı kesinlikle uygulanmaz, çünkü bu durum göğüs kafesinin hareketini kısıtlayarak kişinin nefes almasını zorlaştırır ve akciğerlere zarar verebilir. Yaralı, rahat nefes alabileceği yarı oturur bir pozisyona getirilir ve kırık tarafındaki kolu ile göğsüne yumuşak bir yastık veya bezle destek yapması istenebilir.
- d) Köprücük kemiği: Bu seçenek de yanlıştır. Omuz ile göğüs kafesini birleştiren bu kemiğin kırığında da atel kullanılmaz. Bunun yerine, omuzu desteklemek ve kemik uçlarını yerinde tutmak için yine üçgen sargı bezi veya özel köprücük kemiği bandajı (sekiz şeklinde bandaj) kullanılır. Amaç yine kolun hareketini kısıtlamaktır, ancak bu işlem atelle yapılmaz.
Özetle, atelle tespit uygulaması en tipik olarak kol ve bacak gibi uzun kemiklerin (uzuvların) kırıklarında kullanılır. Gövde ve omuz bölgesindeki kırıklarda ise genellikle üçgen sargı gibi farklı sabitleme yöntemleri tercih edilir. Bu nedenle doğru cevap ön kol kemiğidir.
Soru 6 |

Kalp durması | |
Bacak kemiği kırılması | |
Solunum yolu tıkanması | |
Delici göğüs yaralanması |
Doğru cevap d) Delici göğüs yaralanması seçeneğidir. Çünkü delici bir cisimle göğsünden yaralanan bir kişinin akciğerleri zarar görebilir ve nefes alması ciddi şekilde zorlaşabilir. Yaralıyı bu şekilde yarı oturur pozisyona getirmek, yer çekiminin de yardımıyla karın içi organların aşağıya doğru çekilmesini sağlar. Bu durum, akciğerlere daha fazla yer açarak solunumu kolaylaştırır ve kişinin daha rahat nefes almasına yardımcı olur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Kalp durması: Kalp durması yaşayan bir kişiye derhal temel yaşam desteği (kalp masajı ve suni solunum) uygulanmalıdır. Bu müdahalenin etkili olabilmesi için kazazedenin sert bir zemin üzerine sırtüstü yatırılması şarttır. Resimdeki oturuş pozisyonu kalp masajı yapmayı imkânsız kılar, bu yüzden yanlıştır.
- b) Bacak kemiği kırılması: Bacak kemiği kırıklarında temel amaç, kırık bölgeyi hareketsiz hale getirerek (sabitleyerek) daha fazla zarar görmesini engellemek ve ağrıyı azaltmaktır. Genellikle yaralı sırtüstü yatırılır ve kırık bacak sabitlenir. Resimdeki oturur pozisyonun bacak kırığı için özel bir faydası yoktur ve kırığın durumuna göre zararlı bile olabilir.
- c) Solunum yolu tıkanması: Bilinci açık bir kişide tam tıkanma varsa (nefes alamıyor, konuşamıyorsa) "Heimlich Manevrası" (karına bası uygulama) yapılır. Kısmi tıkanma varsa kişi öksürmeye teşvik edilir. Resimdeki pozisyon, bu müdahalelerden herhangi biri değildir ve tıkanıklığın giderilmesine yardımcı olmaz.
Özetle, resimde görülen yarı oturur pozisyon, özellikle nefes alma güçlüğü çeken ve göğüs yaralanması olan kazazedeler için hayati önem taşıyan bir ilk yardım uygulamasıdır.
Soru 7 |
Küçük kabarcıklar şeklinde kanama olması | |
Yüzeysel bir yaradan yayılarak, yavaş akması | |
Koyu kırmızı renkteki kanın taşar biçimde akması | |
Açık kırmızı renkteki kanın, kalp atımı ile eş zamanlı fışkırır tarzda akması |
Doğru Cevap: d) Açık kırmızı renkteki kanın, kalp atımı ile eş zamanlı fışkırır tarzda akması
Bu seçeneğin doğru olmasının iki temel nedeni vardır. Birincisi, kanın rengidir. Atardamarlar, akciğerlerde temizlenmiş ve oksijenle zenginleşmiş kanı kalpten vücuda taşıyan damarlardır. Oksijen bakımından zengin olan kanın rengi parlak ve açık kırmızıdır. İkincisi ise kanın akış şeklidir. Kan, doğrudan kalbin güçlü pompalama basıncı altında olduğu için, her kalp atışıyla birlikte yaradan dışarıya doğru kesik kesik ve fışkırır tarzda akar. Bu iki özellik, atardamar kanamasını diğerlerinden ayıran en net belirtilerdir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) Küçük kabarcıklar şeklinde kanama olması: Bu ifade, standart kanama türlerinin bir özelliği değildir. Genellikle kılcal damar kanamaları "sızıntı" şeklinde tarif edilir, ancak "küçük kabarcıklar" tanımı yanıltıcıdır. Bu seçenek, herhangi bir damar kanaması türünü doğru bir şekilde tanımlamadığı için yanlıştır.
- b) Yüzeysel bir yaradan yayılarak, yavaş akması: Bu tanım, kılcal damar kanamasına aittir. Kılcal damarlar vücudumuzdaki en ince damarlardır ve genellikle derinin yüzeyine çok yakındırlar. Bu nedenle, kılcal damar kanamaları basit sıyrıklarda olduğu gibi yavaş, sızıntı şeklinde ve yüzeysel bir kanamadır. Bu yüzden bu seçenek yanlıştır.
- c) Koyu kırmızı renkteki kanın taşar biçimde akması: Bu özellik ise toplardamar kanamasını tarif etmektedir. Toplardamarlar, vücutta kullanılmış ve oksijenini kaybetmiş (kirli) kanı kalbe geri taşıyan damarlardır. Oksijen bakımından fakir olan kanın rengi koyu kırmızıdır. Ayrıca, bu damarlarda basınç atardamarlara göre daha düşük olduğu için kan fışkırmak yerine, sürekli ve yayılarak (taşar gibi) akar. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.
Özetle, ehliyet sınavında ve ilk yardım uygulamalarında kanama türlerini ayırt etmek için şu üç temel bilgiyi aklınızda tutmalısınız:
- Atardamar Kanaması: Rengi açık kırmızıdır ve kalp atışıyla uyumlu olarak fışkırır. En tehlikelisidir.
- Toplardamar Kanaması: Rengi koyu kırmızıdır ve sürekli bir şekilde akar (taşar).
- Kılcal Damar Kanaması: Genellikle küçük noktacıklar veya sızıntı şeklindedir.
Soru 8 |
Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
Bu soruda, bir kaza veya acil bir durumda 112 Acil Çağrı Merkezi'ni aradığımızda hangi bilgileri vermemiz gerektiği, yani ilk yardımda haberleşme ilkeleri sorgulanmaktadır. Acil durum bildiriminde amaç, yardım ekiplerinin olay yerine en hızlı ve en donanımlı şekilde ulaşmasını sağlamaktır. Bu nedenle verilen bilgilerin eksiksiz, doğru ve net olması hayati önem taşır.
Şimdi soruda verilen öncülleri tek tek inceleyelim ve neden önemli olduklarını anlayalım:
- I- Kazanın yeri doğru ve açık şekilde belirtilmeli: Bu, haberleşmenin en temel ve en kritik ilkesidir. Ambulans, itfaiye veya polis ekiplerinin size ulaşabilmesi için nerede olduğunuzu bilmeleri gerekir. Sadece bir sokak adı vermek yerine, bilinen bir yer (okul, cami, AVM gibi), kavşak ismi veya açık adres bilgisi vermek, ekiplerin zaman kaybetmeden doğru noktaya gelmesini sağlar. Bu bilgi olmadan diğer bilgilerin hiçbir anlamı kalmaz.
- II- Yaralıların genel durumları ve sayıları bildirilmeli: Olay yerindeki yaralı sayısı ve durumları, gönderilecek yardımın niteliğini belirler. Örneğin, bir yaralı için tek bir ambulans yeterliyken, çok sayıda ve durumu ağır yaralıların olduğu bir kaza için birden fazla ambulans ve özel donanımlı acil yardım ekipleri gerekebilir. Yaralıların sıkışıp sıkışmadığı veya kanama gibi kritik durumları bildirmek, ekiplerin hazırlıklı gelmesine yardımcı olur.
- III- Çağrıyı yapan, kimlik bilgilerini ve telefon numarasını vermeli: Acil durum hattındaki görevli, ek bilgi almak veya ekipler olay yerine yaklaşırken size ulaşıp yön tarifi istemek için geri arama ihtiyacı duyabilir. Ayrıca telefon hattının kesilmesi durumunda size tekrar ulaşabilmeleri için numaranızı bırakmanız çok önemlidir. Kimlik bilgisi vermek ise aramanın ciddiyetini teyit eder ve asılsız ihbarların önüne geçilmesine yardımcı olur.
Doğru Cevabın Değerlendirilmesi:
Görüldüğü gibi, verilen üç ilke de acil yardım çağrısının etkili olabilmesi için zorunludur. Birinin bile eksik olması, yardımın gecikmesine veya yetersiz kalmasına neden olabilir. Bu nedenle, I, II ve III numaralı öncüllerin hepsi ilk yardımda haberleşmenin temel ilkelerindendir. Dolayısıyla doğru cevap d) I, II ve III seçeneğidir.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması:
- a) Yalnız I: Sadece kazanın yerini bildirmek yeterli değildir. Ekipler olay yerine geldiğinde kaç yaralıyla ve ne tür bir durumla karşılaşacaklarını bilmezlerse hazırlıksız yakalanabilirler.
- b) I ve II: Kazanın yerini ve yaralıların durumunu bildirmek çok önemlidir, ancak arayan kişinin iletişim bilgilerini vermemesi, geri arama veya ek bilgi alma ihtimalini ortadan kaldırır. Bu da kritik bir eksikliktir.
- c) II ve III: Yaralıların durumunu ve arayanın kimliğini bildirmek, kazanın nerede olduğunu söylemeden hiçbir işe yaramaz. Bu seçenek en temel bilgiyi, yani "konum" bilgisini dışarıda bıraktığı için kesinlikle yanlıştır.
Soru 9 |
Kusturmak | |
Bol su içirmek | |
Açık havaya çıkarmak | |
Sarımsaklı yoğurt yedirmek |
Doğru Cevap: b) Bol su içirmek
Doğru cevabın "Bol su içirmek" olmasının temel nedeni, suyun seyreltici etkisidir. Kazazedenin içtiği su, mideye ulaşan yakıcı ve zehirli kimyasal maddenin yoğunluğunu azaltır. Kimyasal ne kadar seyreltilirse, mide ve sindirim sistemi dokularına vereceği zarar da o kadar azalır. Bu, hem acıyı hafifletir hem de kalıcı hasar riskini düşürerek acil servise ulaşana kadar zaman kazandıran en güvenli yöntemdir.Bu müdahale, kimyasalı nötralize etmez yani etkisini tamamen yok etmez, ancak zararlı etkisini önemli ölçüde zayıflatır. Bilincin yerinde olması, kişinin yutkunabileceğinin ve suyun soluk borusuna kaçma riskinin daha az olduğunun bir göstergesidir. Bu nedenle, bilinci açık kazazedeye yavaş yavaş ve bol miktarda su içirmek, yapılacak en doğru ilk yardım uygulamasıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlıştır?
- a) Kusturmak: Bu, yakıcı kimyasal zehirlenmelerinde yapılabilecek en tehlikeli hatalardan biridir. Çünkü asit veya baz gibi maddeler mideye inerken yemek borusunu ve ağzı bir kez yakmıştır. Kazazedeyi kusturmak, aynı yakıcı maddenin bu yollardan tekrar geçerek dokulara ikinci kez zarar vermesine neden olur. Bu durum, hasarı iki katına çıkarır ve hayati tehlike oluşturur. Ayrıca kusma sırasında kimyasalın soluk borusuna kaçarak akciğerlere zarar verme riski de çok yüksektir.
- c) Açık havaya çıkarmak: Bu müdahale, karbonmonoksit gibi zehirli bir gazın solunması durumunda doğru bir ilk yardım yöntemidir. Amaç, kişiyi zehirli ortamdan uzaklaştırıp temiz oksijen almasını sağlamaktır. Ancak bu soruda kimyasal madde yutulmuştur, solunmamıştır. Dolayısıyla açık havaya çıkarmanın midedeki kimyasala doğrudan bir faydası yoktur ve öncelikli müdahale değildir.
- d) Sarımsaklı yoğurt yedirmek: Bu, bilimsel dayanağı olmayan ve halk arasında yaygın olan yanlış bir inanıştır. Yoğurt veya başka bir yiyecek vermek, midedeki kimyasalla istenmeyen bir reaksiyona girerek durumu daha da kötüleştirebilir (örneğin ısı veya gaz çıkışı olabilir). Ayrıca, hastanede yapılacak mide yıkama veya endoskopi gibi işlemleri zorlaştırabilir. İlk yardımda temel kural, ne yapacağı bilinmeyen ve potansiyel olarak zararlı uygulamalardan kaçınmaktır.
Soru 10 |
Koyu renkli ve taşma tarzında kan akması | |
Sızıntı biçiminde ve hafif bir kanama olması | |
Yüksek basınçla akması ve zor durdurulabilmesi | |
Yara ağzından kalp atımlarına uyumlu şekilde fışkırarak akması |
Doğru Cevap: b) Sızıntı biçiminde ve hafif bir kanama olması
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, kılcal damarların yapısıyla ilgilidir. Kılcal damarlar, vücudumuzdaki en ince ve en küçük kan damarlarıdır ve genellikle cildin yüzeyine çok yakın bulunurlar. Bu damarlardaki kan basıncı oldukça düşüktür. Bu nedenle, kılcal damarlar zedelendiğinde kan, yara yüzeyinde küçük noktacıklar veya kabarcıklar şeklinde belirir ve yavaşça sızar. Günlük hayatta karşılaştığımız basit sıyrıklar veya kağıt kesikleri bu tür kanamalara en iyi örnektir ve genellikle kendiliğinden veya üzerine temiz bir bezle hafifçe bastırıldığında kısa sürede durur.
Diğer Seçeneklerin Analizi:
a) Koyu renkli ve taşma tarzında kan akması: Bu ifade, toplardamar kanamasını tanımlar. Toplardamarlar, vücuttaki oksijeni azalmış (kirli) kanı kalbe geri taşıdığı için kanın rengi koyu kırmızıdır. Bu damarlardaki basınç atardamarlara göre daha düşük olduğu için kan fışkırmak yerine, yara ağzından yayılarak ve sürekli bir şekilde akar. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
c) Yüksek basınçla akması ve zor durdurulabilmesi: Bu özellikler, atardamar kanamasına aittir. Atardamarlar, kalpten pompalanan temiz kanı yüksek basınçla vücuda dağıtır. Bu yüksek basınç nedeniyle atardamar kanamaları oldukça şiddetlidir ve durdurulması zordur, acil ve doğru müdahale gerektirir. Kılcal damar kanaması ise tam tersine düşük basınçlı ve kolay kontrol edilebilir olduğu için bu seçenek de yanlıştır.
d) Yara ağzından kalp atımlarına uyumlu şekilde fışkırarak akması: Bu, en tehlikeli kanama türü olan atardamar kanamasının en tipik özelliğidir. Kan, kalbin her atışıyla senkronize bir şekilde kesik kesik ve fışkırarak akar. Kanın rengi de oksijen bakımından zengin olduğu için parlak ve açık kırmızıdır. Bu durum kılcal damar kanaması ile hiçbir şekilde uyuşmadığı için bu seçenek de yanlıştır.
Özetle, ehliyet sınavı ve ilk yardım bilgisi için kanama türlerini şu şekilde aklınızda tutabilirsiniz:
- Atardamar Kanaması: Açık renkli, kalp atımıyla uyumlu fışkırır tarzda, tehlikeli.
- Toplardamar Kanaması: Koyu renkli, sürekli ve yayılarak (taşarak) akan tarzda.
- Kılcal Damar Kanaması: Küçük kabarcıklar halinde, sızıntı şeklinde, en hafif kanama türü.
Soru 11 |
Trafikteki kaza sayısını azaltmak için | |
Sağlık personeli niteliğini kazanmak için | |
Hastaları iyileştirici tıbbi tedaviyi uygulamak için | |
Kazalarda hayat kurtarıcı ilk müdahaleyi yapılabilmek için |
Doğru cevap d) Kazalarda hayat kurtarıcı ilk müdahaleyi yapılabilmek için seçeneğidir. İlk yardımın tanımı, herhangi bir kaza veya yaşamı tehlikeye düşüren durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar hayatın kurtarılması ya da durumun kötüye gitmesini önlemek amacıyla yapılan ilaçsız uygulamalardır. Bir kaza anında, ambulansın olay yerine ulaşması zaman alabilir. Bu "altın dakikalar" olarak bilinen sürede, kanamayı durdurmak, solunum yolunu açmak veya temel yaşam desteği sağlamak gibi müdahaleler, yaralının hayatta kalma şansını doğrudan artırır. Bu nedenle, sürücünün ilk yardım bilmesi, profesyonel yardım gelene kadar hayat kurtarıcı bir köprü görevi görmesini sağlar ve bu, ilk yardım eğitiminin en temel ve en önemli hedefidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Trafikteki kaza sayısını azaltmak için: Bu seçenek yanlıştır çünkü ilk yardım, kazaların sonuçlarıyla ilgilenir, nedenleriyle değil. Kaza sayısını azaltmak için trafik kurallarına uymak, dikkatli araç kullanmak ve aracın bakımını yaptırmak gibi önleyici tedbirler alınır. İlk yardım bilgisi ise kaza olduktan sonra devreye giren bir beceridir.
- b) Sağlık personeli niteliğini kazanmak için: Bu ifade de hatalıdır. İlk yardım eğitimi, kişiyi doktor, hemşire veya paramedik gibi bir sağlık profesyoneli yapmaz. Sağlık personeli olmak, uzun yıllar süren tıp eğitimi ve uzmanlık gerektirir. İlk yardım eğitimi, sadece temel ve acil durumlarda uygulanacak müdahaleleri öğretir, profesyonel bir unvan kazandırmaz.
- c) Hastaları iyileştirici tıbbi tedaviyi uygulamak için: Bu seçenek de yanlıştır ve tehlikeli bir yanılgıdır. "İyileştirici tıbbi tedavi", ilaç yazmak, ameliyat yapmak veya teşhis koymak gibi işlemleri kapsar ve sadece doktorların yetkisindedir. İlk yardımın amacı tedavi etmek değil, durumu stabilize etmek ve profesyonel tıbbi tedavi başlayana kadar kişiyi hayatta tutmaktır.
Soru 12 |
Omuriliğin baskı altında olması ya da zedelenmesi | |
Taşıma esnasında baş, boyun ve gövde ekseninin korunması | |
Kazazedenin sırtüstü, düz pozisyonda yatırılması | |
Kazazedenin hareketsiz hâle getirilmesi |
a) Omuriliğin baskı altında olması ya da zedelenmesi (DOĞRU CEVAP)
Omurga, omur adı verilen kemiklerin üst üste dizilmesiyle oluşan bir yapıdır ve vücudumuzun ana desteğidir. Bu kemiklerin oluşturduğu kanalın içinden ise omurilik adı verilen, beyin ile vücut arasındaki iletişimi sağlayan hayati bir sinir demeti geçer. Bir trafik kazası veya yüksekten düşme gibi durumlarda omurga kemikleri kırılabilir veya yerinden kayabilir. Bu durumda kırık kemik parçaları veya kayan omurlar, içindeki hassas omuriliğe baskı yapar ya da onu keserek zedeler. Beyinden gelen hareket etme komutları veya vücuttan beyne giden his bilgileri bu zedelenen bölgeden geçemez. İletişimin kesilmesi sonucu, zedelenmenin olduğu seviyenin altındaki bölgelerde hareket ve his kaybı, yani felç meydana gelir. Bu nedenle bu seçenek, felcin oluşma nedenini doğrudan ve doğru bir şekilde açıklamaktadır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer üç seçenek, felcin nedenini değil, tam tersine omurga yaralanması şüphesi olan bir kazazedeye yapılması gereken doğru ilk yardım uygulamalarını anlatmaktadır. Bu uygulamaların amacı, mevcut yaralanmanın daha da kötüleşmesini ve omuriliğin zarar görmesini engellemektir. Yani bu seçenekler, felci önlemeye yönelik eylemlerdir, felcin sebebi değildir.
- b) Taşıma esnasında baş, boyun ve gövde ekseninin korunması: Bu, bir ilk yardım kuralıdır. Omurga yaralanması şüphesi olan bir kişi taşınırken baş, boyun ve gövdesi aynı hizada, bir bütün olarak hareket ettirilir. Bu sayede, kırık olabilecek omurların hareket edip omuriliğe zarar vermesi engellenir. Bu bir neden değil, bir önlemdir.
- c) Kazazedenin sırtüstü, düz pozisyonda yatırılması: Bu da omurganın doğal pozisyonunu korumak ve sabit kalmasını sağlamak için yapılan doğru bir müdahaledir. Yaralıyı bu pozisyonda tutarak omuriliğe daha fazla zarar gelme riski azaltılır. Bu da bir neden değil, bir koruma yöntemidir.
- d) Kazazedenin hareketsiz hâle getirilmesi: Bu, omurga yaralanmalarındaki en temel ilkedir. Yaralı kesinlikle gerekli olmadıkça hareket ettirilmez. Amaç, herhangi bir hareketin omuriliğe zarar vermesini ve kalıcı bir felce yol açmasını engellemektir. Bu da felcin nedeni değil, felci önleme çabasıdır.
Özetle: Soru size "felcin sebebi nedir?" diye soruyor. (a) seçeneği bu sebebi (sinirlerin zedelenmesi) açıklarken, diğer tüm seçenekler bu kötü sonucun yaşanmaması için yapılması gereken doğru ilk yardım müdahalelerini sıralıyor. Bu ayrımı anladığınızda sorunun cevabı çok netleşir.
Soru 13 |
2 | |
3 | |
4 | |
6 |
Bu soruda, Türkiye'de trafik kuralları gereğince, yasal alkol limitinin üzerinde araç kullanırken ilk kez yakalanan bir sürücünün ehliyetine ne kadar süreyle el konulduğu sorulmaktadır. Bu durum, trafik güvenliğini doğrudan etkileyen ciddi bir kural ihlalidir ve cezaları kanunla net bir şekilde belirlenmiştir. Sorunun doğru cevabını ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu adım adım inceleyelim.
Doğru Cevap: d) 6
Karayolları Trafik Kanunu'na göre, alkollü araç kullandığı birinci defa tespit edilen sürücünün sürücü belgesi 6 ay süreyle geri alınır. Bu, standart ve sabit bir cezadır. Kanun, ilk tespitte sürücüye bu süreyi zorunlu kılar ve bu sürenin sonunda ehliyetini geri alabilmesi için belirli prosedürleri tamamlaması gerekir. Ayrıca, ehliyetin geri alınmasının yanı sıra sürücüye idari para cezası da uygulanır ve ceza puanı işlenir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi
- a) 2, b) 3, c) 4: Bu seçenekler yanlıştır çünkü trafik mevzuatında alkollü araç kullanımıyla ilgili birinci ihlal için belirlenmiş cezalar arasında 2, 3 veya 4 aylık bir ehliyet geri alma süresi bulunmamaktadır. Bu şıklar, adayın bilgisini ölçmek için konulmuş yanıltıcı (çeldirici) seçeneklerdir. Cezalar net ve kanunla sabitlenmiş sürelerdir.
Konuyla İlgili Ek Bilgiler
Ehliyet sınavına hazırlanan bir aday olarak, bu kuralın devamını da bilmeniz önemlidir. Çünkü alkollü araç kullanma ihlalinin tekrarı durumunda cezalar ağırlaşmaktadır. Bu durum aşağıdaki gibidir:
- Birinci Tespit: Sürücü belgesi 6 ay süreyle geri alınır.
- İkinci Tespit (5 yıl içinde): Sürücü belgesi 2 yıl süreyle geri alınır. Ayrıca sürücü, "Sürücü Davranışlarını Geliştirme Eğitimi"ne tabi tutulur.
- Üçüncü Tespit (5 yıl içinde): Sürücü belgesi 5 yıl süreyle geri alınır. Bu durumda sürücü, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine sevk edilir.
Özetle, soru alkollü araç kullanımının "birinci defa" tespit edilmesini sorduğu için doğru cevap net bir şekilde 6 aydır. Bu bilgi, hem sınavda başarılı olmanız hem de trafikte sorumlu bir sürücü olmanız için kritik öneme sahiptir.
Soru 14 |
Geçiş yolu | |
Geçiş hakkı | |
Geçiş kolaylığı | |
Geçiş üstünlüğü |
Doğru Cevap: b) Geçiş hakkı
Doğru cevap geçiş hakkı'dır. Çünkü Karayolları Trafik Kanunu'na göre "geçiş hakkı", yayaların ve araç kullananların, diğer yaya ve araç kullananlara göre yolu kullanmadaki öncelik sırası olarak tanımlanır. Bu tanım, soruda verilen ifadeyle birebir aynıdır. Örneğin, trafik polisinin veya ışıklı trafik işaretlerinin olmadığı bir kavşakta, ana yoldaki bir aracın tali yoldan gelen araca göre önceliği olması durumu bir geçiş hakkıdır. Benzer şekilde, yaya geçidinde karşıya geçen bir yayanın, yaklaşan araca göre önceliği olması da bir geçiş hakkıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Geçiş yolu: Bu seçenek yanlıştır çünkü "geçiş yolu" bir hak değil, fiziksel bir yerdir. Bir mülke (örneğin bir benzin istasyonu, otopark veya apartman garajı) giriş ve çıkış yapmak için kullanılan karayolu üzerindeki alana geçiş yolu denir. Soru bir "hak" sorduğu için, bir "yer" ismi olan bu seçenek doğru olamaz.
- c) Geçiş kolaylığı: Bu seçenek de yanlıştır. "Geçiş kolaylığı" bir trafik kuralı veya yasal bir hak değildir; daha çok bir nezaket ve saygı ifadesidir. Örneğin, sıkışık trafikte şerit değiştirmeye çalışan bir sürücüye yol vermek veya dar bir yolda karşıdan gelen araca yol vermek için kenara çekilmek "geçiş kolaylığı" sağlamaktır. Bu bir zorunluluk değil, sürücülerin birbirine yardımcı olduğu bir davranıştır.
- d) Geçiş üstünlüğü: Bu seçenek, "geçiş hakkı" ile en çok karıştırılan kavramdır ve bu yüzden dikkatli olunmalıdır. "Geçiş üstünlüğü", sadece belirli araçlara (ambulans, itfaiye, polis aracı gibi) görev halindeyken tanınan özel bir haktır. Bu araçlar, sesli ve ışıklı uyarılarını kullandıklarında, diğer tüm sürücülerin ve yayaların onlara yol verme zorunluluğu vardır. Geçiş üstünlüğü, genel bir kural değil, acil durumlara özgü istisnai bir haktır. Soru ise tüm yaya ve sürücüler arasındaki genel öncelik hakkını sormaktadır.
Özetle, geçiş hakkı trafikteki tüm kullanıcılar için geçerli olan genel öncelik kuralıdır. Geçiş üstünlüğü ise sadece görev başındaki acil durum araçlarına aittir. Bu ayrımı bilmek, ehliyet sınavında ve trafikte doğru kararlar vermenizi sağlar.
Soru 15 |

Dur işareti | |
Dönüş işareti | |
Yavaşlatma işareti | |
Hızlandırma işareti |
Görselde trafik görevlisinin ışıklı çubuğu bir yay çizecek veya dairesel bir hat üzerinde hareket ettirdiği görülmektedir. Bu hareket, sürücülere dönüş yapmaları veya belirtilen yöne girmeleri gerektiğini bildiren bir işarettir. Genellikle bir kavşakta veya yönlendirmenin gerekli olduğu bir noktada, polisin işaret ettiği istikamete doğru dönüş yapılmasını veya o yola sapılmasını emreder. Bu nedenle doğru cevap 'Dönüş işareti' olan b) şıkkıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- a) Dur işareti: Bu seçenek yanlıştır. Trafik polisinin 'Dur' işareti genellikle kolunu veya ışıklı çubuğu vücuduna dik bir açıyla havaya kaldırmasıyla veya doğrudan aracın önünde yatay olarak tutmasıyla verilir. Resimdeki dairesel hareket, durmayı değil, aksine yönlendirilmiş bir hareketi ifade eder.
- c) Yavaşlatma işareti: Bu seçenek de yanlıştır. 'Yavaşla' işareti için trafik polisi, kolunu veya ışıklı çubuğu aşağı ve yukarı doğru yavaşça sallar (sanki havayı aşağı doğru itiyormuş gibi). Bu hareket, sürücüye hızını düşürmesi gerektiğini anlatır. Sorudaki dairesel hareket bu anlama gelmez.
- d) Hızlandırma işareti: Bu seçenek de hatalıdır. 'Hızlan' veya 'Geç' işareti, genellikle polisin kolunu veya çubuğu dirsekten kırarak art arda kendisine doğru çekmesiyle verilir. Bu, trafiği hızlandırma amacı taşır. Resimdeki hareket ise hızlanmayı değil, belirli bir yöne sapmayı belirtir.
Özetle, trafik polisinin ışıklı çubukla yaptığı geniş ve dairesel hareketler her zaman bir yönlendirme, yani dönüş veya belirtilen yola girme anlamı taşır. Diğer işaretlerin (Dur, Yavaşla, Hızlan) kendilerine özgü, farklı hareketleri vardır. Bu işaretleri doğru yorumlamak, hem sınavda başarılı olmanız hem de trafikte güvenli bir sürüş gerçekleştirmeniz için çok önemlidir.
Soru 16 |
Kasa kapaklarının 70 cm yüksekliğinde olması | |
Kasanın yan ve arka kapaklarının kapalı olması | |
Yolcuların kasa içinde ayrılacak bir yerde oturtulması | |
Yüklerin sağlam olarak yerleştirilmiş ve bağlanmış olması |
Doğru cevap a) Kasa kapaklarının 70 cm yüksekliğinde olması seçeneğidir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, bu tür araçların kasasında yolcu taşınabilmesi için alınması gereken önlemlerden biri, kasa kapaklarının yüksekliği ile ilgilidir. Ancak yönetmelikte belirtilen doğru yükseklik 70 cm değil, en az 90 cm'dir. Bu yükseklik, yolcuların seyir halindeyken düşme tehlikesini en aza indirmek için belirlenmiş bir güvenlik standardıdır. Soruda verilen 70 cm değeri yanlış olduğu için, bu ifade yerine getirilmesi gereken şartlardan biri değildir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış (yani neden zorunlu şartlar) olduğuna bakalım:
- b) Kasanın yan ve arka kapaklarının kapalı olması: Bu, yolcu güvenliği için en temel ve zorunlu şartlardan biridir. Seyir halindeyken kapakların açık olması, yolcuların araçtan düşmesine sebep olabilecek büyük bir tehlike oluşturur. Bu nedenle, yolcu taşınırken tüm kasa kapakları kapalı ve kilitli tutulmalıdır.
- c) Yolcuların kasa içinde ayrılacak bir yerde oturtulması: Yolcular, yüklerin arasında veya üzerinde seyahat edemezler. Güvenlikleri için, kasa içinde onlara özel olarak ayrılmış, temiz ve güvenli bir alanda oturtulmaları gerekir. Bu kural, olası bir kaza veya ani manevra anında yolcuların yükler tarafından ezilmesini veya yaralanmasını önler.
- d) Yüklerin sağlam olarak yerleştirilmiş ve bağlanmış olması: Eğer araçta yolcularla birlikte yük de taşınıyorsa, bu yüklerin kesinlikle sabitlenmesi zorunludur. Ani bir fren, viraj veya sarsıntı sırasında yüklerin kayarak yolculara çarpması ve ciddi yaralanmalara neden olması engellenmelidir. Bu sebeple yüklerin sağlam bir şekilde yerleştirilip bağlanması, aranan önemli şartlardan biridir.
Özetle, soru bizden yanlış olan bilgiyi bulmamızı istemektedir. Kamyon kasasında yolcu taşımak için kapakların kapalı olması, yolcuların ayrı bir yerde oturması ve yüklerin sabitlenmesi zorunlu ve doğru kurallardır. Ancak kasa kapak yüksekliğinin 70 cm olması şartı yanlıştır; yönetmeliğe göre doğrusu 90 cm'dir. Bu nedenle doğru cevap 'a' seçeneğidir.
Soru 17 |
Otomotiv sanayisindeki gelişmelerin takip edilmesi | |
Bireylerde trafik kültürü ve bilincinin oluşturulması | |
Trafik suçlarına uygulanan cezaların artırılması | |
Taşıt bakımlarının zamanında yaptırılması |
Bu soruda, ülkemizde yaşanan ve ciddi can kayıplarına yol açan trafik kazalarını engellemek için en temel, en köklü ve en etkili çözümün ne olduğu sorgulanmaktadır. Şıklarda verilen tüm seçenekler trafik güvenliğine katkı sağlayan unsurlar olsa da, soru bizden "en büyük etkeni" bulmamızı istiyor. Bu nedenle, sorunun kök nedenini hedef alan en kapsamlı seçeneği belirlememiz gerekir.
Doğru Cevap: b) Bireylerde trafik kültürü ve bilincinin oluşturulması
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, trafik kazalarının çok büyük bir bölümünün insan hatasından kaynaklanmasıdır. Trafik kültürü ve bilinci; kurallara uymanın bir zorunluluktan öte, bir sorumluluk olduğunu anlamak, diğer sürücü ve yayalara saygı göstermek, sabırlı olmak ve trafikteki riskleri öngörebilmek gibi davranışları içerir. Eğer her birey bu bilince sahip olursa, trafik kazalarının ana nedeni olan insan faktörü ortadan kalkmış olur. Bu bilinç, diğer tüm önlemlerin de temelini oluşturur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
a) Otomotiv sanayisindeki gelişmelerin takip edilmesi: Bu seçenek, araçların daha güvenli hale gelmesini ifade eder. Hava yastıkları, ABS fren sistemi, şerit takip asistanı gibi teknolojiler kazaların şiddetini azaltabilir veya bazı durumlarda kazayı önleyebilir. Ancak, en teknolojik aracı bile bilinçsiz bir sürücü kullandığında kaza riski devam eder. Teknoloji, sürücü hatasını tamamen ortadan kaldıramaz; bu yüzden bu, temel çözüm değil, destekleyici bir unsurdur.
-
c) Trafik suçlarına uygulanan cezaların artırılması: Cezaların caydırıcı bir etkisi olduğu doğrudur. Ancak cezalar, davranışın altında yatan nedeni değiştirmez; sadece korkuyla o anlık davranışı engeller. Trafik bilinci olmayan bir sürücü, ceza korkusuyla sadece denetimin olduğu yerlerde kurallara uyabilir, denetim olmadığında ise yine hatalı davranışlarına devam edebilir. Kalıcı bir çözüm için bireyin kurallara inanması ve içselleştirmesi gerekir, sadece cezadan korkması değil.
-
d) Taşıt bakımlarının zamanında yaptırılması: Araç bakımı hayati öneme sahiptir ve teknik arızalardan kaynaklanan kazaları önler. Fakat istatistiklere bakıldığında, teknik arıza kaynaklı kazaların oranı, sürücü hatası kaynaklı kazaların oranına göre çok daha düşüktür. Dolayısıyla, araç bakımı önemli bir gereklilik olsa da, kazaları önlemedeki "en büyük etken" değildir. Bilinçli bir sürücü, zaten aracının bakımını da zamanında yaptırmanın önemini bilir.
Özetle, diğer seçenekler trafik güvenliğinin önemli parçaları olsa da, hepsi eninde sonunda bilinçli bir sürücünün varlığına bağlıdır. Trafik kültürü ve bilinci oluşturulduğunda, sürücüler hem kurallara uyar, hem araçlarının bakımını ihmal etmez, hem de yeni teknolojileri doğru kullanır. Bu nedenle, kazaları kökünden çözmek için en büyük etken, insana yatırım yapmak ve toplumda sağlam bir trafik bilinci oluşturmaktır.
Soru 18 |
I- Motorlu araç çeşididir. II- Römork ve yarı römork çeker. III- Yük taşımak için imal edilmiştir. Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
I- Motorlu araç çeşididir.
Bu ifade DOĞRUDUR. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, motorlu araç, gücünü kendi motorundan alan ve karayolunda insan, hayvan veya yük taşımaya yarayan araçlardır. Görseldeki çekici de kendi motor gücüyle hareket ettiği için bir motorlu araç çeşididir. Bu tanım, otomobiller, otobüsler, kamyonlar ve motosikletler gibi birçok aracı kapsamaktadır.
II- Römork ve yarı römork çeker.
Bu ifade de DOĞRUDUR. Görseldeki aracın en temel ve belirleyici özelliği budur. Bu tür araçlara "çekici" denmesinin sebebi, arkalarına takılan ve yük taşımaya yarayan römork veya yarı römorkları (dorse) çekmek için özel olarak tasarlanmış olmalarıdır. Aracın arkasındaki döner tabla (beşinci teker) mekanizması, yarı römorkun bağlanmasını sağlar.
III- Yük taşımak için imal edilmiştir.
Bu ifade YANLIŞTIR. Bu öncül, sorunun en önemli ve ayırt edici noktasıdır. Çekicinin kendisi, üzerinde yük taşımak için bir kasaya veya platforma sahip değildir. Görevi yük taşımak değil, yük taşıyan bir römorku veya yarı römorku çekmektir. Yük taşımak için imal edilen araçlar, kasası şasisi ile bütünleşik olan kamyonlardır. Bu nedenle, bu ifade çekici için doğru değildir.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
Yaptığımız incelemeye göre I. ve II. ifadeler doğru, III. ifade ise yanlıştır. Şimdi bu sonuca göre şıkları değerlendirelim:
- a) Yalnız I: Bu seçenek eksiktir, çünkü II. ifade de doğrudur.
- b) I ve II: Bu seçenek, doğru olan her iki ifadeyi de içerdiği için DOĞRU CEVAPTIR.
- c) II ve III: Bu seçenek yanlıştır, çünkü III. ifade yanlıştır.
- d) I, II ve III: Bu seçenek de yanlıştır, çünkü III. ifade yanlıştır.
Özetle, resimdeki araç motorlu bir araçtır (I) ve temel işlevi römork/yarı römork çekmektir (II). Ancak kendisi doğrudan yük taşımak için tasarlanmamıştır (III). Bu nedenle doğru cevap I ve II'yi içeren B şıkkıdır.
Soru 19 |

Yol yüzeyi arızalıdır. | |
Yolda tümsek vardır. | |
Yoldan yavaş geçilmesi gerekir. | |
Yolda yapım çalışması vardır. |
Öncelikle şekildeki trafik işaretini tanıyalım. Bu levha, üçgen şekli ve kırmızı çerçevesiyle bir Tehlike Uyarı İşareti'dir. Tehlike uyarı işaretleri, sürücüleri ilerideki yolda karşılaşabilecekleri bir tehlikeye karşı önceden bilgilendirir ve gerekli önlemleri almalarını (örneğin yavaşlamalarını) sağlar. İçindeki sembol ise yol üzerindeki bir kasisi, tümseği veya ani bir yükseltiyi temsil eder. Bu levhanın resmi adı "Tümsekli Yol" levhasıdır.
Şimdi seçenekleri bu bilgi ışığında tek tek inceleyelim:- a) Yol yüzeyi arızalıdır: Bu ifade doğrudur. Yoldaki bir tümsek veya kasis, yol yüzeyinin düzgün ve standart olmadığı, bir tür "arıza" veya bozukluk içerdiği anlamına gelir. Bu nedenle levha, yol yüzeyindeki bir arızaya karşı sürücüyü uyarır. Bu ifade doğru olduğu için aradığımız cevap bu değildir.
- b) Yolda tümsek vardır: Bu ifade de doğrudur. Zaten levhanın en temel ve doğrudan anlamı budur. Levha, ileride bir tümsek, kasis veya yükselti olduğunu net bir şekilde bildirir. Bu ifade doğru olduğu için aradığımız cevap bu da değildir.
- c) Yoldan yavaş geçilmesi gerekir: Bu ifade de doğrudur. Tüm tehlike uyarı işaretlerinin ortak amacı, sürücünün hızını azaltması ve daha dikkatli olması gerektiğini bildirmektir. Özellikle bir tümsekten hızlı geçmek hem araca zarar verebilir hem de direksiyon hakimiyetini kaybetmeye neden olabilir. Bu yüzden bu levhayı gören sürücü mutlaka yavaşlamalıdır. Bu ifade doğru olduğu için aradığımız cevap bu değildir.
- d) Yolda yapım çalışması vardır: Bu ifade yanlıştır. Yolda yapım, bakım veya onarım çalışması olduğunu belirten tehlike uyarı işareti farklıdır; bu işarette elinde kürek olan bir işçi figürü bulunur. Gösterilen levha ise sadece yolun fiziki yapısındaki bir tümseği belirtir. Bu tümsek, bir hız kesici kasis olabileceği gibi, yolun kendiliğinden bozulmasıyla da oluşmuş olabilir. Sebebinin yol çalışması olduğuna dair bir bilgi vermez. Dolayısıyla bu ifade, gösterilen levhanın anlamı için yanlıştır.
Sonuç olarak, soru bizden yanlış olan ifadeyi bulmamızı istediği için doğru cevap D şıkkıdır. Çünkü "Tümsekli Yol" levhası, "Yol Çalışması" levhası ile aynı anlama gelmez ve yolda bir yapım çalışması olduğunu göstermez.
Soru 20 |
20 | |
30 | |
40 | |
50 |
Bu soruda, trafikte güvenli bir sürüş için hayati öneme sahip olan "takip mesafesi" kuralı sorulmaktadır. Takip mesafesi, aracınız ile önünüzdeki araç arasında bırakmanız gereken minimum boşluktur. Bu mesafe, öndeki aracın ani bir fren yapması durumunda, sizin de güvenli bir şekilde durabilmeniz için yeterli zaman ve alanı sağlar.
Türkiye'deki Karayolları Trafik Kanunu'na göre, kuru ve iyi görüş şartlarına sahip bir yolda uygulanması gereken temel takip mesafesi kuralı "hızın yarısı" kuralıdır. Bu kural, aracınızın kilometre/saat (km/saat) cinsinden hızının yarısı kadar metreyi, takip mesafesi olarak bırakmanız gerektiğini belirtir. Yani, takip mesafesini hesaplamak için hızınızı ikiye bölmeniz yeterlidir.
Çözüm:
- Soruda verilen araç hızı: 80 km/saat
- Uygulanacak kural: Hız / 2
- Hesaplama: 80 / 2 = 40 metre
Bu hesaplamaya göre, 80 km/saat hızla giden bir sürücünün önündeki araçla arasında en az 40 metre mesafe bırakması gerekmektedir. Bu nedenle doğru cevap c) 40 seçeneğidir. Bu mesafe, sürücünün tehlikeyi fark etmesi, tepki vermesi ve fren yaparak güvenli bir şekilde durabilmesi için gerekli olan minimum mesafeyi temsil eder.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) 20 metre: Bu mesafe, "hızın yarısı" kuralına göre 40 km/saat hızla giderken bırakılması gereken mesafedir (40/2=20). 80 km/saat gibi daha yüksek bir hızda bu mesafe son derece tehlikelidir ve ani bir frende kazaya yol açması kaçınılmazdır.
- b) 30 metre: Bu mesafe ise 60 km/saat hızla giderken bırakılması gereken mesafedir (60/2=30). 80 km/saat hız için yine yetersizdir ve güvenli bir duruş için yeterli alanı sağlamaz.
- d) 50 metre: Bu mesafe 100 km/saat hızla giderken bırakılması gereken minimum mesafedir (100/2=50). 80 km/saat hızla giderken 50 metre bırakmak güvenli olsa da, soru bizden kurala göre bırakılması gereken "en az" mesafeyi istemektedir. Kurala göre en az mesafe 40 metre olduğu için bu seçenek doğru cevap değildir.
Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da "2 saniye kuralı"dır. Takip mesafenizi pratik olarak ölçmek için bu kuralı kullanabilirsiniz. Önünüzdeki araç sabit bir nesnenin (tabela, ağaç vb.) yanından geçtiği an "seksen sekiz, seksen dokuz" diye saymaya başlayın. Eğer siz bu saymayı bitirmeden aynı nesnenin yanına gelirseniz, takip mesafeniz yetersiz demektir. Bu sayma işlemi yaklaşık 2 saniye sürer ve bu süre, normal hava koşullarında güvenli takip mesafesini sağlar.
Ayrıca, yağmurlu, karlı, buzlu veya sisli gibi olumsuz hava ve yol koşullarında "hızın yarısı" kuralı yetersiz kalır. Bu gibi durumlarda kayma riski artacağı ve fren mesafesi uzayacağı için takip mesafesini normalin en az iki katına çıkarmak veya daha da artırmak gerekir.
Soru 21 |
Hızını azaltmalı | |
Öndeki aracı geçmeli | |
En sol şeritten gitmeli | |
Dörtlü ikaz ışıklarını yakmalı |
a) Hızını azaltmalı seçeneği doğrudur. Çünkü belirtilen tüm bu durumlarda en temel ve en önemli kural, hızı düşürerek olası bir tehlikeye karşı hazırlıklı olmaktır. Hızınızı azalttığınızda, beklenmedik bir durumla karşılaştığınızda tepki vermek ve aracı güvenli bir şekilde durdurmak için daha fazla zamanınız olur. Bu, hem kendi can güvenliğiniz hem de yayaların ve diğer sürücülerin güvenliği için zorunlu bir tedbirdir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- b) Öndeki aracı geçmeli: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır ve son derece tehlikelidir. Görüşün yetersiz olduğu tepe üstü, dönemeç gibi yerlerde öndeki aracı sollamak (geçmek), karşı yönden gelen aracı göremeyeceğiniz için kafa kafaya çarpışma gibi ölümcül kazalara yol açabilir. Bu nedenle bu gibi yerlerde sollama yapmak trafik kurallarınca yasaklanmıştır.
- c) En sol şeritten gitmeli: Bu da hatalı bir davranıştır. Özellikle görüşün kısıtlı olduğu viraj ve tepe üstlerinde, şeridinizin mümkün olduğunca sağından gitmek, karşıdan gelebilecek ve şerit ihlali yapabilecek araçlarla aranızda güvenli bir mesafe bırakmanızı sağlar. En sol şeridi kullanmak, bu riski en üst düzeye çıkarır ve bir çarpışma olasılığını artırır.
- d) Dörtlü ikaz ışıklarını yakmalı: Dörtlü ikaz ışıkları (flaşörler), aracın arıza nedeniyle durakladığı, acil bir durum olduğu veya ani bir trafik sıkışıklığı gibi durumlarda arkadaki sürücüleri uyarmak için kullanılır. Yaya geçidine veya dönemece yaklaşırken bu ışıkları yakmak, yanlış bir sinyal verir ve diğer sürücülerin kafasını karıştırır. Bu durumlar için doğru davranış, hızı azaltmaktır, dörtlüleri yakmak değil.
Özetle, bir sürücü olarak görüşünüzün kısıtlandığı veya her an bir yayanın önünüze çıkabileceği yerlere yaklaşırken aklınıza gelmesi gereken ilk ve en önemli şey hızınızı azaltmak olmalıdır. Bu, proaktif ve güvenli bir sürüş tekniğidir ve ehliyet sınavında bu prensibe dayalı birçok soruyla karşılaşabilirsiniz.
Soru 22 |
Taşıt yolu üzerine çizilen şekildeki yazı ve sembollerden hangileri, sürücülere araçlarını uygun mesafede mutlaka durdurmaları gerektiğini bildirir? Yalnız I | |
Ive II | |
IIve III | |
I, IIve III |
Doğru Cevabın Açıklaması (a - Yalnız I)
Soru görselinde I numara ile gösterilen ve yol üzerine yazılmış olan "DUR" yazısı, sekizgen kırmızı "DUR" levhası ile aynı anlama gelir. Bu işaret, sürücülere ileride bir kavşak, kontrol noktası veya tehlikeli bir geçit olduğunu ve bu noktaya gelmeden önce aracını mutlaka durdurması gerektiğini bildiren bir emirdir. Sürücü, durma çizgisinde veya kavşak girişinde aracını tamamen durdurmalı, yolu kontrol etmeli ve yol güvenli ise geçiş yapmalıdır. Bu nedenle, sürücülere mutlaka durmaları gerektiğini bildiren işaret "DUR" yazısıdır.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
- II numaralı sembol: Bu sembol, yol üzerinde bir bisiklet yolu olduğunu veya bisikletlilerin bu bölümü kullanabileceğini gösterir. Bu işaret bir uyarı ve bilgilendirme işaretidir. Sürücüye bu alanda bisikletlilere karşı daha dikkatli ve yavaş olması gerektiğini hatırlatır, ancak "mutlaka dur" emri vermez. Bu yüzden II numaralı sembol bu sorunun cevabı olamaz.
- III numaralı sembol: Bu sembol, bir engelli park yeri işaretidir. Sadece engelli bireylerin kullanımına ayrılmış bir park alanını belirtir. Bu işaretin amacı, hareket halindeki bir araca durma komutu vermek değil, park etme kurallarını düzenlemektir. Dolayısıyla, bu işaretin de sürücülere mutlaka durmaları gerektiğini bildiren bir anlamı yoktur.
Sonuç olarak, seçenekleri değerlendirdiğimizde:
- b) I ve II: Yanlıştır, çünkü II numaralı bisiklet yolu işareti durma zorunluluğu getirmez.
- c) II ve III: Yanlıştır, çünkü ne bisiklet yolu ne de engelli park yeri işareti durma zorunluluğu bildirir.
- d) I, II ve III: Yanlıştır, çünkü sadece I numaralı işaret durma zorunluluğu getirir.
Bu açıklamalar ışığında, sürücülere araçlarını uygun mesafede mutlaka durdurmaları gerektiğini bildiren tek işaret, I numara ile gösterilen "DUR" yazısıdır. Bu nedenle doğru cevap a) Yalnız I seçeneğidir.
Soru 23 |
Bu verilere göre aşağıdakilerden hangisi kesinlikle söylenebilir? Kazaların çoğu insan kaynaklıdır. | |
Kara yolları, deniz ve hava yollarına göre daha risklidir. | |
Toplu taşıma yapılması ülke ekonomisini olumlu yönde etkiler. | |
Kara yolu ulaşım sistemi, diğer ulaşım sistemlerinden daha çok kullanılmaktadır. |
Doğru cevap a) Kazaların çoğu insan kaynaklıdır. seçeneğidir. Tabloyu incelediğimizde, kazalardaki en büyük kusur payının "Sürücü" faktörüne ait olduğunu görüyoruz; bu oran yıllara göre %88-89 civarındadır. Buna "Yaya" kusur oranını (yaklaşık %8-9) ve "Yolcu" kusur oranını da eklediğimizde, toplam insan kaynaklı kusurların oranının %95'in üzerine çıktığını net bir şekilde hesaplayabiliriz. Bu durum, kazaların ezici çoğunluğunun insan hatasından kaynaklandığını kesin olarak kanıtlar.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- b) Kara yolları, deniz ve hava yollarına göre daha risklidir. seçeneği yanlıştır. Çünkü verilen tablo, yalnızca kara yollarında meydana gelen trafik kazalarına ait verileri içermektedir. Tabloda deniz veya hava yolları ile ilgili herhangi bir bilgi, istatistik veya karşılaştırma unsuru bulunmamaktadır. Bu nedenle, bu veriye bakarak böyle bir karşılaştırma yapmak ve kara yollarının daha riskli olduğunu söylemek mümkün değildir.
- c) Toplu taşıma yapılması ülke ekonomisini olumlu yönde etkiler. seçeneği de yanlıştır. Bu ifade genel olarak doğru bir bilgi olabilir, ancak sorunun bizden istediği, *sadece tablodaki verilere göre* bir sonuca varmaktır. Tabloda toplu taşıma, ekonomi veya bu ikisi arasındaki ilişkiye dair hiçbir veri yer almamaktadır. Dolayısıyla, bu tabloya bakarak böyle bir yorum yapılamaz.
- d) Kara yolu ulaşım sistemi, diğer ulaşım sistemlerinden daha çok kullanılmaktadır. seçeneği de bu verilerden çıkarılamaz. Tablo, kara yolu kazalarındaki kusur dağılımını göstermektedir, farklı ulaşım sistemlerinin kullanım yoğunluklarını değil. Belki de kara yolu çok kullanıldığı için kaza sayısı fazladır, ancak bu tablo bize diğer ulaşım türlerinin ne kadar kullanıldığına dair bir bilgi vermez. Bu yüzden bu verilerle böyle bir kıyaslama yapmak kesinlikle doğru olmaz.
Özetle, tablo bize sadece kara yolu kazalarının nedenlerini oran olarak sunmaktadır. Bu oranlara baktığımızda en net ve kesin olarak söyleyebileceğimiz tek şey, kazaların büyük bir bölümünün sürücü, yaya ve yolcu gibi insan faktörlerinden kaynaklandığıdır.
Soru 24 |

Hızını artırıp kavşağa girmeli | |
Geçiş hakkını kendisi kullanmalı | |
Geçiş hakkını 1 numaralı araca vermeli | |
Korna çalıp 1 numaralı aracın geçmesini beklemeli |
Öncelikle şekli doğru analiz etmek gerekir. 2 numaralı araç, düz bir şekilde devam eden anayolda seyretmektedir. 1 numaralı araç ise bu anayola sağ taraftan bağlanan bir tali yoldan çıkış yapmak istemektedir. Kavşaklarda geçiş üstünlüğünü belirleyen en temel kurallardan biri, anayol-tali yol ayrımıdır. Bu kurala göre, tali yoldan anayola çıkan araç sürücüleri, anayoldaki araçlara yol vermek zorundadır.
Bu temel kurala göre, anayolda ilerleyen 2 numaralı aracın geçiş önceliği bulunmaktadır. Tali yoldan gelen 1 numaralı aracın sürücüsü, 2 numaralı aracın geçmesini beklemelidir. Bu nedenle 2 numaralı aracın sürücüsü, güvenli bir şekilde kendi yolunda ilerlemeli ve geçiş hakkını kendisi kullanmalıdır. Bu durum, doğru cevabın 'b' şıkkı olduğunu açıkça göstermektedir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Hızını artırıp kavşağa girmeli: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır. Trafik kurallarına göre kavşaklara yaklaşırken hız artırılmaz, aksine yavaşlanır ve kontrollü bir şekilde geçilir. Geçiş hakkı sizde olsa bile, beklenmedik bir duruma karşı tedbirli olmak adına hız artırmak tehlikeli ve hatalı bir davranıştır.
- c) Geçiş hakkını 1 numaralı araca vermeli: Bu seçenek de yanlıştır. Geçiş hakkı anayoldaki 2 numaralı araca aittir. Hakkınız olan geçişi başka bir sürücüye vermek, trafikte belirsizliğe, tereddüde ve arkadan gelen araçlar için tehlikeli durumlara yol açabilir. Herkesin kurallara uyması, trafik akışının düzenli ve güvenli olması için esastır.
- d) Korna çalıp 1 numaralı aracın geçmesini beklemeli: Bu seçenek mantıksız ve yanlıştır. Korna, genellikle bir tehlikeyi bildirmek veya uyarı amaçlı kullanılır. Geçiş hakkı kendisindeyken sürücünün korna çalıp beklemesi için hiçbir sebep yoktur. Bu hareket, trafik akışını gereksiz yere yavaşlatır ve diğer sürücülerin kafasını karıştırır.
Özetle, bu senaryoda trafik kuralı çok nettir: Anayolda seyreden araç, tali yoldan gelen araca göre geçiş önceliğine sahiptir. Bu yüzden 2 numaralı araç sürücüsü, yoluna devam ederek geçiş hakkını kullanmalıdır.
Soru 25 |

Sola dönebilir. | |
Sağa dönebilir. | |
İleri yönde devam edebilir. | |
Sağ şeridi kapatacak şekilde durabilir. |
Doğru cevap b) Sağa dönebilir seçeneğidir. Trafik kurallarına göre, dairesel kırmızı ışık yandığında normal şartlarda durulması gerekir. Ancak, kırmızı ışıkla birlikte yanan yeşil oklu ışık, sürücüye sadece okun gösterdiği yöne dönüş yapma izni verir. Bu durumda yeşil ok sağı gösterdiği için, sürücü diğer yönlerdeki trafik dururken, dikkatli bir şekilde sağa dönüşünü tamamlayabilir. Bu kural, kavşaklardaki beklemeyi azaltarak trafik akışını hızlandırmak için uygulanır.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Sola dönebilir ve c) İleri yönde devam edebilir seçenekleri yanlıştır. Çünkü kavşaktaki ana trafik ışığı kırmızıdır ve kırmızı ışık "Dur" anlamına gelir. Yeşil oklu ışık sadece ve sadece gösterdiği yön olan sağa dönüş için bir istisna tanır. Düz gitmek veya sola dönmek isteyen sürücüler için kırmızı ışığın dur emri geçerliliğini korumaktadır. Bu yüzden bu manevraları yapmak yasaktır.
- d) Sağ şeridi kapatacak şekilde durabilir seçeneği de hatalı bir davranıştır. Yeşil oklu ışık, sağa dönecek olan araçlara geçiş hakkı tanımaktadır. Eğer bir sürücü sağa dönmeyecekse bile, sağa dönüş yapacak olan diğer araçların geçişini engelleyecek şekilde durmamalıdır. Trafiğin akışını sağlamak ve diğer sürücülerin hakkına saygı göstermek esastır. Bu nedenle sağ şeridi kapatmak, trafik kurallarının ruhuna aykırı bir eylemdir.
Özetle, kırmızı ışık ve yeşil oklu ışık kombinasyonu, sürücüye net bir mesaj verir: Ana trafik durmalı, ancak okun işaret ettiği yöne gidecek olanlar kontrollü bir şekilde ilerleyebilir. Bu sorudaki sürücü, yeşil okun gösterdiği yöne, yani sağa, güvenli bir şekilde dönebilir.
Soru 26 |
Şerit değiştirmelerde | |
Bir aracın geçilmesi esnasında | |
Kavşaklarda sağa ve sola dönüşlerde | |
Sürücülere "geç" mesajının verilmesinde |
a, b ve c seçenekleri, sinyal lambalarının kullanılması gereken zorunlu ve doğru durumları belirtmektedir. Karayolları Trafik Kanunu'na göre bir sürücü; şerit değiştirirken (a), önündeki bir aracı sollarken (b) ve kavşaklarda sağa ya da sola dönerken (c) niyetini önceden ve yeterli bir mesafeden sinyal vererek bildirmek zorundadır. Bu durumlar, sinyal kullanımının yasak olduğu değil, aksine güvenli trafik için mecburi olduğu anlardır. Bu nedenle bu üç seçenek de yanlıştır.
Doğru cevap olan d) Sürücülere "geç" mesajının verilmesinde seçeneği ise sinyal lambalarının tamamen yanlış ve tehlikeli bir kullanımını ifade eder. Bazı sürücüler, özellikle uzun yollarda, önlerinin boş olduğunu ve geçiş için uygun olduğunu düşündüklerinde arkalarındaki araca "beni sollayabilirsin" anlamında sol sinyali yakıp söndürerek bir tür nezaket göstermeye çalışır. Ancak bu, trafik kurallarına tamamen aykırıdır ve kesinlikle yasaktır.
Bu kullanımın yasak olmasının temel sebebi, sinyal lambalarının sadece kendi aracınızın niyetini bildirmek için tasarlanmış olmasıdır. Başka bir sürücünün sorumluluğunu üstlenerek ona yol göstermek veya geçişinin güvenli olduğunu bildirmek için sinyal kullanamazsınız. Çünkü sizin göremediğiniz bir tehlike olabilir ve arkanızdaki sürücü sizin sinyalinize güvenerek yaptığı manevrada kaza yapabilir. Trafikte her sürücü, kendi geçiş kararını ve sorumluluğunu kendisi almalıdır.
Özetle, dönüş ışıkları (sinyaller) sizin ne yapacağınızı bildirmek içindir, başkalarına ne yapmaları gerektiğini söylemek için değildir. Bu nedenle başka bir sürücüye "geç" veya "dur" gibi mesajlar vermek amacıyla sinyal kullanmak hem kural dışıdır hem de ciddi kazalara davetiye çıkarabilir. Bu yüzden doğru cevap 'd' seçeneğidir.
Soru 27 |

Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
Doğru cevap A seçeneğidir (Yalnız I). Çünkü görselde I numara ile gösterilen "DUR" yazısı, bir yol üzeri işaretlemesidir ve trafik levhalarından "DUR" levhası ile aynı anlama gelir. Bu işaret, sürücüye kavşağa veya kontrol noktasına gelmeden önce aracını mutlaka durdurması, yolu kontrol etmesi ve yol müsait olduğunda hareket etmesi gerektiğini emreder. Bu bir zorunluluktur ve uyulmaması trafik ihlalidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- II numaralı sembol (Bisiklet): Bu sembol, yol üzerinde bir bisiklet yolu olduğunu veya bisikletlilerin bu güzergahı kullandığını belirtir. Sürücüleri bisikletlilere karşı dikkatli olmaları konusunda uyarır ve bilgilendirir. Ancak bu sembol, sürücülere araçlarını mutlaka durdurmaları yönünde bir emir vermez. Sadece daha dikkatli olunması gerektiğini anlatır.
- III numaralı sembol (Engelli): Bu sembol ise genellikle park alanlarında bulunur ve o park yerinin yalnızca engelli bireylerin kullanımına ayrıldığını gösterir. Hareket halindeki bir araca yönelik bir komut değildir; park etme kurallarını belirten bir bilgilendirme işaretidir. Dolayısıyla, bir durma zorunluluğu bildirmez.
Sonuç olarak, sürücülere araçlarını **uygun mesafede mutlaka durdurmaları gerektiğini** bildiren tek işaret I numaralı "DUR" yazısıdır. Diğer semboller uyarı ve bilgilendirme amacı taşır. Bu nedenle, sorunun doğru cevabı "Yalnız I" seçeneğidir.
Soru 28 |
Trafik görevlisi sayısının yetersiz olması | |
Uyarı işaretlerinin yetersiz olması | |
Sürücülerin kurallara uymaması | |
Yolların bakımsız olması |
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Trafik görevlisi sayısının yetersiz olması: Trafik polisleri, kuralların uygulanmasını sağlayarak caydırıcı bir rol oynar, ancak kazaların temel sebebi denetim eksikliği değildir. Her sürücü, bir görevli olmasa bile kurallara uymakla yükümlüdür. Bu nedenle, denetim yetersizliği bir etken olsa da, asıl sebep sürücünün kuralı ihlal etme kararıdır.
- b) Uyarı işaretlerinin yetersiz olması: Trafik işaretleri, sürücüleri tehlikelere karşı uyarmak ve yolu düzenlemek için çok önemlidir. Ancak bir işaretin olmaması, sürücünün dikkatli olma ve yol şartlarına göre aracını kullanma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Örneğin, keskin bir virajda uyarı levhası olmasa bile, sürücünün virajı görerek hızını azaltması gerekir. Bu durum, kazaya katkıda bulunabilir ama kazanın asıl nedeni sürücünün durumu doğru değerlendirememesidir.
- d) Yolların bakımsız olması: Yoldaki çukurlar, bozuk zemin veya yetersiz aydınlatma gibi unsurlar da kaza riskini artırır ve önemli birer faktördür. Fakat kurallara uyan, dikkatli bir sürücü, yolun durumuna göre hızını ayarlar ve tehlikelerden kaçınmaya çalışır. Yolu bozuk olduğu halde yüksek hızla giden bir sürücünün yaptığı kaza, yolun durumundan çok sürücünün verdiği yanlış karara bağlıdır.
Sonuç olarak, trafik sisteminin en önemli ve en dinamik unsuru insandır. Diğer tüm faktörler (yol, araç, denetim) ne kadar kusursuz olursa olsun, sürücünün kurallara uymaması tek başına bir kazaya sebep olmak için yeterlidir. Bu yüzden sürücü hataları, trafik kazalarının en önemli sebebidir.
Soru 29 |
Yolu trafiğe açmaları | |
İlk yardım önlemlerini almaları | |
Araçların yerlerini değiştirmeleri | |
Kaza tespit tutanağı düzenlemeleri |
Doğru Cevap: b) İlk yardım önlemlerini almaları
Ölümcül bir kazada en temel öncelik insan hayatıdır. Kazada hayatını kaybetmiş bir veya daha fazla kişi olsa bile, olay yerinde hayati tehlikesi olan başka yaralılar da olabilir. Sürücülerin, profesyonel sağlık ekipleri gelene kadar, kendi bilgi ve becerileri dahilinde yaralılara temel ilk yardım müdahalelerinde bulunarak hayatta kalma şanslarını artırmaları hem yasal bir zorunluluk hem de vicdani bir görevdir. Bu nedenle, olay yerinin güvenliği sağlandıktan sonra yapılması gereken ilk iş, yaralıların durumunu kontrol etmek ve gerekli ilk yardımı yapmaktır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Yolu trafiğe açmaları ve c) Araçların yerlerini değiştirmeleri: Bu iki seçenek de temelde aynı sebepten yanlıştır. Ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan kazalar, adli bir soruşturma gerektirir. Kaza mahalli, savcılık ve polis tarafından incelenecek bir "olay yeri" niteliğindedir. Araçların yerini değiştirmek veya yolu trafiğe açmak, delillerin kaybolmasına veya bozulmasına neden olacağı için kesinlikle yasaktır ve suç teşkil eder.
- d) Kaza tespit tutanağı düzenlemeleri: Kaza Tespit Tutanağı, tarafların kendi aralarında anlaştığı ve sadece maddi hasarın meydana geldiği kazalar için kullanılır. İçinde yaralanma veya ölüm olan hiçbir kazada bu tutanak düzenlenmez. Bu tür durumlarda derhal 112 Acil Çağrı Merkezi'ni arayarak trafik polisine ve sağlık ekiplerine haber vermek zorunludur; resmi işlemleri yetkililer yürütür.
Özetle, ölümcül bir kazaya karışan sürücünün sorumluluk sıralaması nettir. Önce olay yerinin güvenliğini sağlamalı (yeni kazaları önlemek için), hemen 112'yi aramalı ve ardından yaralılara ilk yardım uygulamalıdır. Kaza yeri, yetkililer gelene kadar kesinlikle değiştirilmemelidir çünkü bu, adli soruşturmanın en önemli parçasıdır.
Soru 30 |

Yolun tek yönlü olduğunu | |
Yolun iki taraftan daraldığını | |
Kontrolsüz kavşağa yaklaşıldığını | |
Karşıdan gelene yol verme zorunluluğunu |
Doğru cevap d) Karşıdan gelene yol verme zorunluluğunu seçeneğidir. Bu levha, "Karşıdan Gelene Yol Ver" anlamına gelen bir trafik tanzim işaretidir. Levhanın üzerindeki kırmızı ok, levhayı gören sürücünün gidiş yönünü temsil eder ve kırmızı renk, bu yöndeki sürücünün geçiş önceliğine sahip olmadığını belirtir. Siyah ok ise karşı yönden gelen trafiği temsil eder ve bu yöndeki araçların geçiş önceliğine sahip olduğunu gösterir. Dolayısıyla bu levhayı gören bir sürücü, daralan yola girmeden önce durmalı ve karşıdan gelen araç varsa onun geçmesini beklemelidir.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- a) Yolun tek yönlü olduğunu: Bu seçenek yanlıştır. Tek yönlü yolu belirten levha, mavi zemin üzerine beyaz bir okun bulunduğu kare şeklindeki levhadır. Sorudaki levha ise açıkça iki yönlü bir trafik akışının olduğu ancak geçişin daraldığı bir durumu düzenlemektedir.
- b) Yolun iki taraftan daraldığını: Bu seçenek de yanlıştır. Yolun iki taraftan daraldığını bildiren levha, bir tehlike uyarı işaretidir. Bu işaret, üçgen şeklinde olup kırmızı çerçeve içinde, yolun her iki yanından içe doğru kıvrılan iki siyah çizgi içerir. Amacı sürücüyü önceden uyarmaktır, geçiş hakkı konusunda bir kural belirtmez.
- c) Kontrolsüz kavşağa yaklaşıldığını: Bu seçenek de doğru değildir. Kontrolsüz kavşağa yaklaşıldığını bildiren levha da bir tehlike uyarı işaretidir ve üçgen şeklindedir. İçerisinde siyah renkte kalın bir "X" işareti bulunur. Bu işaret, sürücüyü bir kavşağa yaklaştığı ve geçiş hakkı kurallarına uyması gerektiği konusunda uyarır.
Özetle, soruda verilen yuvarlak ve kırmızı çerçeveli levha bir trafik tanzim işaretidir ve sürücüye uyması gereken bir kuralı bildirir. Üzerindeki kırmızı ok sizin yönünüzü, siyah ok ise karşı yönü temsil eder. Kırmızı rengin anlamı "dur" veya "yasak" olduğu için, bu levha size karşıdan gelen araca yol verme zorunluluğunuz olduğunu net bir şekilde ifade eder.
Soru 31 |
I. doğru, II. yanlış | |
Her ikisi de yanlış | |
I. yanlış, II. doğru | |
Her ikisi de doğru |
Bu soruda, Türkiye'deki trafik kuralları çerçevesinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (genellikle "Trafik Sigortası" olarak bilinir) ile ilgili iki temel bilginin doğruluğu test edilmektedir. Bu sigortanın hem yaptırılmasının hem de denetimlerde gösterilmesinin yasal birer yükümlülük olup olmadığını anlamamız gerekiyor. Şimdi bu iki ifadeyi ayrı ayrı inceleyelim.
I. Araç sahipleri zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır.
Bu ifade kesinlikle doğrudur. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre, Türkiye'de trafiğe çıkan her motorlu araç sahibinin bu sigortayı yaptırması yasal bir mecburiyettir. Bu sigortanın temel amacı, bir kaza anında sigortalı aracın karşı tarafa (üçüncü şahıslara) verdiği maddi ve bedensel zararları karşılamaktır. Yani bu sigorta, sizin değil, kusurlu olduğunuz bir kazada zarar verdiğiniz diğer kişileri korur. Sigortası olmayan bir araç trafikten men edilir ve sahibine para cezası uygulanır.
II. Sürücüler, yetkililerin istemesi hâlinde zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçelerini göstermek zorundadır.
Bu ifade de kesinlikle doğrudur. Trafik denetimi yapan yetkililer (polis, jandarma vb.), sürücüden ehliyet ve araç ruhsatı gibi belgelerle birlikte geçerli trafik sigortası poliçesini de göstermesini isteyebilir. Günümüzde denetimler genellikle elektronik sistemler üzerinden plaka sorgulaması ile yapılsa da, bu durum sürücünün poliçeyi (fiziksel veya dijital olarak) ibraz etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu nedenle sürücü, istendiği takdirde bu belgeyi göstermekle yükümlüdür.
Seçeneklerin Değerlendirilmesi:
- a) I. doğru, II. yanlış: Bu seçenek yanlıştır. Çünkü sadece sigortayı yaptırmak değil, aynı zamanda denetim anında bunu kanıtlayabilmek de bir zorunluluktur. Bu yüzden ikinci ifade de doğrudur.
- b) Her ikisi de yanlış: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Her iki ifade de Karayolları Trafik Kanunu'nun temel ve önemli kurallarını belirtmektedir.
- c) I. yanlış, II. doğru: Bu seçenek de yanlıştır. Sigortayı yaptırmak zorunlu olmasaydı, denetimde gösterilmesi gibi bir zorunluluk da anlamsız olurdu. İlk ifade temel kuraldır ve doğrudur.
- d) Her ikisi de doğru: Bu seçenek doğru cevaptır. Yukarıda açıkladığımız gibi, trafik sigortasını yaptırmak da, denetimde istendiğinde göstermek de sürücülerin ve araç sahiplerinin yasal yükümlülükleridir.
Sonuç olarak, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, hem yaptırılması gereken zorunlu bir belgedir hem de trafik denetimlerinde yetkililere ibraz edilmesi gereken zorunlu bir belgedir. Bu nedenle her iki bilgi de doğrudur.
Soru 32 |
Yalnız I. | |
I ve II. | |
II ve III. | |
I, II ve III. |
Bu soruda, kamyon, kamyonet ve römork gibi araçlarda yük ile birlikte yolcu taşınırken uyulması gereken zorunlu kurallar sorulmaktadır. Trafik güvenliği açısından hem yükün hem de yolcuların emniyetini sağlamak için belirli önlemlerin alınması şarttır. Soruyu doğru cevaplamak için verilen üç öncülün hangilerinin yasal bir zorunluluk olduğunu ve hangilerinin yasak olduğunu bilmek gerekir.
Doğru Cevap: c) II ve III.
Doğru cevabın neden "II ve III" olduğunu maddeleri tek tek inceleyerek anlayalım:
- II. Kasanın yan ve arka kapaklarının kapalı olması: Bu, can ve mal güvenliği için temel bir kuraldır. Araç hareket halindeyken, özellikle ani manevralarda veya frenlemelerde, hem yüklerin hem de yolcuların araçtan düşmesini engellemek için kasanın tüm kapakları kapalı ve kilitli olmalıdır. Bu önlem alınmadığı takdirde çok ciddi kazalar meydana gelebilir, bu yüzden bu madde kesinlikle zorunludur.
- III. Yüklerin sağlam olarak yerleştirilmiş ve bağlanmış olması: Kasa içinde yolcularla birlikte taşınan yüklerin sabitlenmesi hayati önem taşır. Eğer yükler bağlanmazsa, aracın hareketiyle savrulabilir, kayabilir ve yolculara çarparak ciddi yaralanmalara veya ölüme neden olabilir. Bu nedenle, yüklerin devrilmeyecek, kaymayacak ve dağılmayacak şekilde sağlamca yerleştirilip bağlanması bir zorunluluktur.
Yukarıdaki iki madde, yolcu ve yük güvenliğini doğrudan sağlayan zorunlu önlemlerdir. Bu nedenle "II ve III" ifadelerini içeren seçenek doğrudur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer seçeneklerin yanlış olmasının temel sebebi, I. öncülün içeriğidir. Şimdi bu öncülü ve onu içeren seçenekleri inceleyelim:
- I. Yüklerin üzerine yolcu bindirilmesi: Bu ifade, yapılması zorunlu bir eylem değil, tam aksine kesinlikle yasak ve son derece tehlikeli bir durumdur. Yolcular, yüklerin üzerinde seyahat edemezler. Yolcuların, kasanın içinde, yüklerden ayrı ve kendileri için ayrılmış güvenli bir alanda oturmaları gerekir. Yüklerin üzerine oturmak, ani bir frende veya sarsıntıda yolcunun dengesini kaybedip araçtan düşmesine veya yüklerin altında kalmasına neden olabilir.
- a) Yalnız I: Bu seçenek yanlıştır, çünkü yüklerin üzerine yolcu bindirmek zorunlu değil, yasaktır.
- b) I ve II: Bu seçenek, yasak olan bir eylemi (I) zorunlu bir eylemle (II) birlikte sunduğu için yanlıştır.
- d) I, II ve III: Bu seçenek de aynı şekilde, yasak olan I. maddeyi içerdiği için yanlıştır. Soru bizden "yapılması zorunlu olanları" istemektedir.
Özetle: Kamyon ve kamyonet kasasında yükle birlikte yolcu taşırken, yolcular yüklerin üzerine asla oturtulmaz. Bunun yerine, kasanın kapakları kapalı tutulur ve yükler yolculara zarar vermeyecek şekilde sabitlenir. Bu yüzden doğru cevap, sadece zorunlu olan II ve III numaralı önlemleri içeren c) şıkkıdır.
Soru 33 |
I. Yaya ve okul geçitlerine yaklaşırken
II. Görüş yetersizliği olan tepe üstü ve dönemeçlerde
III. Kavşaklarda, demir yolu geçitlerinde ve buralara yaklaşırken
Yukarıdakilerin hangilerinde bir taşıtın önündeki taşıtı geçmesi yasaktır?
Yalnız I | |
I ve II. | |
II ve III. | |
I, II ve III. |
Bu soruda, Karayolları Trafik Kanunu'na göre bir aracın önündeki aracı sollamasının (geçmesinin) yasak olduğu durumlar sorgulanmaktadır. Sürücülerin trafikte hem kendi güvenliklerini hem de diğer yol kullanıcılarının güvenliğini sağlamak için bu kuralları bilmesi hayati önem taşır. Soruda verilen üç öncülü de trafik güvenliği açısından tek tek değerlendirmemiz gerekir.
Şimdi maddeleri ve neden sollama yasağı kapsamına girdiklerini inceleyelim:
- Yaya ve okul geçitlerine yaklaşırken: Bu alanlar, yayaların ve özellikle çocukların aniden yola çıkma ihtimalinin en yüksek olduğu yerlerdir. Önünüzdeki araç, sizin göremediğiniz bir yaya için yavaşlıyor veya duruyor olabilir. Bu durumda sollama yapmanız, yayanın hayatını tehlikeye atacak çok riskli bir manevradır. Bu nedenle, yaya ve okul geçitlerine yaklaşırken öndeki aracı geçmek kesinlikle yasaktır.
- Görüş yetersizliği olan tepe üstü ve dönemeçlerde: Tepe üstleri ve keskin virajlar (dönemeçler), karşı yönden gelen şeridin net olarak görülemediği "kör noktalardır". Sollama yapmak için karşı şeride geçmeniz gerekir ve bu esnada karşıdan bir aracın gelip gelmediğini bilemezsiniz. Bu tür yerlerde yapılan sollama, görüş yetersizliği nedeniyle kafa kafaya çarpışma gibi çok tehlikeli kazalara yol açabilir. Bu yüzden bu bölgelerde de sollama yapmak yasaktır.
- Kavşaklarda, demir yolu geçitlerinde ve buralara yaklaşırken: Kavşaklar, farklı yönlerden gelen araç trafiğinin kesiştiği noktalardır. Kavşakta sollama yapmak, hem diğer yönlerden gelen araçlarla hem de dönüş yapan araçlarla kaza riskini aşırı derecede artırır. Benzer şekilde, demir yolu geçitleri (hemzemin geçitler) de tren trafiği nedeniyle son derece risklidir. Önünüzdeki araç bir tren için durmuş olabilir. Bu nedenle, kavşaklara, demir yolu geçitlerine ve bu tehlikeli noktalara yaklaşırken sollama yapmak yasaklanmıştır.
Cevap Seçeneklerinin Değerlendirilmesi:
- a) Yalnız I: Bu seçenek yanlıştır çünkü sadece yaya geçitlerini kapsar. Oysa tepe üstleri, dönemeçler ve kavşaklar da sollama yasağının olduğu kritik yerlerdir.
- b) I ve II: Bu seçenek de eksiktir. Yaya geçitleri ve görüş yetersizliği olan yerleri doğru bir şekilde içerse de kavşaklar ve demir yolu geçitleri gibi önemli bir kuralı (III. madde) dışarıda bırakır.
- c) II ve III: Bu seçenek de eksik kalmaktadır. Tepe üstleri ve kavşakları kapsarken, yaya ve okul geçitleri gibi can güvenliğinin ön planda olduğu bir durumu (I. madde) göz ardı eder.
- d) I, II ve III: Bu seçenek doğrudur. Çünkü yukarıda açıkladığımız gibi, soruda verilen üç durumun hepsi de trafik güvenliğini sağlamak amacıyla sollama yapmanın kesinlikle yasak olduğu yerlerdir. Her üç öncül de sürücülerin uyması gereken temel ve önemli trafik kurallarını içermektedir.
Soru 34 |

Düz gidilebileceğini | |
Sadece sağa dönülebileceğini | |
Sadece sola dönülebileceğini | |
Yolun tüm yönlere açık olduğunu |
Doğru Cevap: b) Sadece sağa dönülebileceğini
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, trafik ışıklarının birleşiminin özel bir anlam taşımasıdır. Ana kırmızı ışık, temel olarak "DUR" anlamına gelir. Bu, düz gitmek veya sola dönmek gibi ana trafik akışının durması gerektiğini belirtir. Ancak, aynı anda yanan yeşil oklu ışık, bu genel durma kuralına bir istisna getirir ve sadece okun gösterdiği yöne, yani sağa, dönüşün serbest olduğunu bildirir. Dolayısıyla sürücü, diğer yönlere giden araçlar beklerken, dikkatli bir şekilde sağa dönebilir.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması
- a) Düz gidilebileceğini: Bu seçenek yanlıştır. Düz gitmek için ana trafik ışığının yeşil yanması gerekir. Sorudaki durumda ise ana ışık kırmızıdır ve bu, düz gidecek sürücülerin kavşakta beklemesi gerektiği anlamına gelir. Yeşil oklu ışık sadece belirli bir yöne geçiş izni verir, tüm kavşağa değil.
- c) Sadece sola dönülebileceğini: Bu seçenek de yanlıştır, çünkü görseldeki işaretle açıkça çelişmektedir. Yeşil oklu ışık, yönü net bir şekilde sağa doğru göstermektedir. Eğer sola dönüş serbest olsaydı, okun yönü solu gösterirdi. Trafikte oklu ışıklar, sadece ve sadece gösterdikleri yön için geçerlidir.
- d) Yolun tüm yönlere açık olduğunu: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Yolun tüm yönlere açık olması durumu, genellikle sadece dairesel yeşil ışığın yandığı zaman geçerlidir. Kırmızı ışığın varlığı, yolun en azından bir veya daha fazla yöne kapalı olduğunun en net göstergesidir. Bu durumda yol, sağa dönüş haricindeki tüm yönlere (düz ve sol) kapalıdır.
Özetle: Bir kavşakta kırmızı ışıkla birlikte yanan yeşil oklu ışık gördüğünüzde, ana yolun kapalı olduğunu ancak okun gösterdiği yöne dönüş yapabileceğinizi anlamalısınız. Bu kural, trafiğin sıkışık olduğu kavşaklarda belirli yönlerdeki akışı hızlandırmak için kullanılır.
Soru 35 |

Kaygan yola yaklaşıldığını | |
Kara yolunun deniz kıyısında bittiğini | |
Tehlikeli iniş eğimli bir kesime yaklaşıldığını | |
Taşıt yoluna taş, kaya veya toprak düşebileceğini |
Doğru cevap c) Tehlikeli iniş eğimli bir kesime yaklaşıldığını seçeneğidir. Şimdi bu levhanın neden bu anlama geldiğini detaylıca inceleyelim. Levhanın üçgen şeklinde ve kırmızı çerçeveli olması, bunun bir "Tehlike Uyarı İşareti" olduğunu gösterir. Bu tür levhalar, sürücüyü ileride karşılaşabileceği bir tehlikeye karşı önceden uyarır. Levhanın içindeki sembolde, bir aracın yokuş aşağı hareket ettiği net bir şekilde görülmektedir. Ayrıca levhada yazan "%10" ifadesi, inişin eğim derecesini belirtir; bu da yolun her 100 metresinde 10 metre alçaldığı anlamına gelir. Bu unsurlar birleştiğinde, levha sürücüye tehlikeli ve dik bir inişe yaklaştığı mesajını verir.
Bu levhayı gören bir sürücünün alması gereken önlemler vardır. Hızını azaltmalı, vitesini düşürerek motor freninden faydalanmalı ve frenleri gereksiz yere meşgul etmekten kaçınmalıdır. Özellikle uzun ve dik inişlerde sürekli frene basmak, fren sisteminin aşırı ısınmasına ve frenlerin tutmamasına (fren patlaması) neden olabilir. Bu nedenle vites küçülterek aracın motor gücüyle yavaşlamasını sağlamak en güvenli yöntemdir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu da açıklayalım:- a) Kaygan yola yaklaşıldığını: Bu seçenek yanlıştır. Kaygan yolu bildiren levhada, arkasında zikzak (S şeklinde) fren izi bırakan bir otomobil figürü bulunur. Sorudaki levha yolun eğimi ile ilgilidir, zeminin kayganlığı ile değil.
- b) Kara yolunun deniz kıyısında bittiğini: Bu da yanlış bir seçenektir. Deniz veya nehir kıyısında biten yolu gösteren levhada, suya doğru ilerleyen ve rıhtımdan düşen bir araç sembolü yer alır. Bu, tamamen farklı bir tehlikeyi bildirir.
- d) Taşıt yoluna taş, kaya veya toprak düşebileceğini: Bu seçenek de doğru değildir. Yola taş veya kaya düşebileceğini belirten "Gevşek Şev" levhasında, bir dağ yamacından taşların döküldüğünü gösteren bir sembol bulunur. Sorudaki levha, yolun kendi yapısıyla (eğimiyle) ilgili bir uyarıdır, yola dışarıdan gelebilecek bir tehlikeyle ilgili değildir.
Özetle, soruda verilen trafik işareti, üzerindeki yokuş aşağı inen araç figürü ve eğim yüzdesi ile sürücüyü "Tehlikeli İniş Eğimi" konusunda uyarmaktadır. Bu levhayı gördüğünüzde hızınızı kontrol altına alarak ve doğru vitesi seçerek güvenli bir sürüş gerçekleştirmelisiniz.
Soru 36 |
Polen filtresinin | |
Yağ filtresinin | |
Araç lastiklerinin | |
Cam sileceklerinin |
Bu soruda, periyodik bakım sırasında değiştirilmesi ihmal edildiğinde, aracın en temel ve hayati parçası olan motorun çalışmasını doğrudan ve kötü yönde etkileyecek olan parçanın hangisi olduğu sorulmaktadır. Seçenekler arasında motorla doğrudan ilişkili olan ve motorun sağlığı için kritik önem taşıyan parçayı bulmamız gerekiyor. Bu nedenle her bir seçeneği motorla olan ilişkisi açısından değerlendirmeliyiz.
Doğru Cevap: b) Yağ filtresinin
Doğru cevabın "Yağ filtresi" olmasının sebebi, motorun sağlıklı çalışması için temiz motor yağına ihtiyaç duymasıdır. Yağ filtresi, motor yağının içinde zamanla biriken metal parçacıkları, kurum ve diğer kirleticileri süzerek yağın temiz kalmasını sağlar. Eğer bu filtre zamanında değiştirilmezse tıkanır ve temiz yağın motorun hareketli parçalarına (pistonlar, yataklar vb.) ulaşmasını engeller. Bu durum, sürtünmenin artmasına, motorun aşırı ısınmasına ve en sonunda ciddi motor arızalarına yol açarak motorun çalışmasını doğrudan ve olumsuz bir şekilde etkiler.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması
- a) Polen filtresinin: Polen filtresi, dışarıdan aracın kabinine, yani sürücü ve yolcuların bulunduğu alana giren havayı temizler. Bu filtrenin değiştirilmemesi, klima sisteminin verimini düşürür ve içeriye kötü koku gelmesine neden olabilir. Ancak bu durum, motorun mekanik çalışması üzerinde doğrudan bir etki yaratmaz; sadece sürüş konforunu etkiler.
- c) Araç lastiklerinin: Araç lastikleri, yol tutuşu, fren mesafesi ve genel sürüş güvenliği için hayati öneme sahiptir. Lastiklerin periyodik olarak kontrol edilmesi ve değiştirilmesi gerekir. Ancak lastiklerin durumu, motorun iç çalışma prensibini (yanma, güç üretme vb.) doğrudan etkilemez.
- d) Cam sileceklerinin: Cam silecekleri, yağmurlu veya karlı havalarda sürücünün görüş alanını temizleyerek güvenli bir sürüş sağlar. Eskimiş sileceklerin değiştirilmemesi sürüş güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye atar, fakat motorun çalışmasıyla hiçbir teknik bağlantısı yoktur.
Sonuç olarak, seçenekler arasında motorun çalışmasını doğrudan ve kritik düzeyde etkileyen tek parça yağ filtresidir. Diğer parçalar sürüş güvenliği ve konforu için önemli olsalar da, motorun mekanik işleyişi üzerinde doğrudan bir etkileri bulunmamaktadır.
Soru 37 |
Geri vites lambalarından biri yanmıyordur. | |
Sinyal lambalarından biri yanmıyordur. | |
Fren lambalarından biri yanmıyordur. | |
Far lambalarından biri yanmıyordur. |
Doğru Cevap: b) Sinyal lambalarından biri yanmıyordur.
Bu durumun temel sebebi, aracın sinyal sisteminin bir güvenlik uyarısı olarak tasarlanmış olmasıdır. Sinyal devresi, belirli bir sayıda ampulün (genellikle önde bir, arkada bir ve bazen de yanda bir) çektiği elektrik akımına göre ayarlanmıştır. Bu ampullerden biri patladığında veya yanmadığında, devredeki elektrik yükü azalır ve bu değişiklik sinyal rölesi (veya modern araçlarda gövde kontrol modülü) tarafından anında algılanır.
Sistem, bu eksikliği sürücüye bildirmek için normalden çok daha hızlı yanıp sönmeye başlar. Bu hızlı "tık-tık" sesi ve göstergedeki hızlı yanıp sönme, sürücüye "Dikkat, sinyal lambalarından biri çalışmıyor, diğer sürücüler dönüş yapacağını görmeyebilir!" mesajını verir. Bu, trafikteki diğer araçlar için bir tehlike oluşturmamanız adına tasarlanmış basit ama etkili bir uyarı sistemidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Geri vites lambalarından biri yanmıyordur: Geri vites lambaları, yalnızca araç geri vitese takıldığında devreye giren tamamen ayrı bir elektrik devresine sahiptir. Sinyal sistemiyle hiçbir teknik bağlantısı yoktur. Bu nedenle, geri vites lambasının yanmaması sinyal hızını kesinlikle etkilemez.
- c) Fren lambalarından biri yanmıyordur: Fren lambaları da frene basıldığında çalışan farklı bir devrenin parçasıdır. Sinyal koluyla değil, fren pedalıyla kontrol edilirler. Fren lambasındaki bir arıza, sinyal ikaz ışığının yanıp sönme hızında bir değişikliğe neden olmaz.
- d) Far lambalarından biri yanmıyordur: Farlar, aracın aydınlatma sisteminin en güçlü parçalarıdır ve kendilerine ait ayrı ve yüksek akım çeken devreleri bulunur. Far arızası önemli bir durum olsa da, sinyal sisteminin çalışma hızını etkileyen bir faktör değildir. Her aydınlatma sisteminin devresi genellikle bağımsızdır.
Özetle, gösterge panelindeki sinyal ışığının anormal bir hızda yanıp sönmesi, doğrudan sinyal devresiyle ilgili bir sorunun habercisidir. Bu durum, neredeyse her zaman o yöndeki (sağ veya sol) sinyal ampullerinden birinin patlamış olduğu anlamına gelir. Bu uyarıyı fark ettiğinizde, en kısa sürede aracınızı güvenli bir yere çekip dörtlü flaşörlerinizi yakarak hangi ampulün arızalı olduğunu kontrol etmeniz ve değiştirmeniz trafik güvenliği açısından kritik öneme sahiptir.
Soru 38 |
Şaft-Kavrama-Vites kutusu-Diferansiyel-Aks | |
Aks-Vites kutusu-Kavrama-Diferansiyel-Şaft | |
Vites kutusu-Kavrama-Aks-Şaft-Diferansiyel | |
Kavrama-Vites kutusu-Şaft-Diferansiyel-Aks |
Doğru cevap d) Kavrama-Vites kutusu-Şaft-Diferansiyel-Aks seçeneğidir. Gelin bu sıralamanın neden mantıklı ve doğru olduğunu her bir parçanın görevini açıklayarak inceleyelim. Bu sıralama, gücün motordan tekerleğe doğru izlediği fiziksel yolu gösterir.
- Kavrama (Debriyaj): Motorun ürettiği dönme hareketini alan ilk parçadır. Motor ile vites kutusu arasında yer alır ve bir nevi "bağlantı anahtarı" görevi görür. Sürücü debriyaj pedalına bastığında motorun gücünü keser, pedalı bıraktığında ise gücü vites kutusuna iletmeye başlar. Bu sayede vites geçişleri sarsıntısız bir şekilde yapılır.
- Vites Kutusu (Şanzıman): Kavramadan gelen gücü, aracın hızına ve yolun durumuna göre ayarlayan sistemdir. İçindeki dişliler sayesinde motorun dönüş hızını ve torkunu (döndürme kuvvetini) değiştirir. Kalkışta daha güçlü (düşük vites), yüksek hızlarda ise daha hızlı (yüksek vites) hareket etmemizi sağlar.
- Şaft (Kardan Mili): Vites kutusundan aldığı dönme hareketini aracın arkasında bulunan diferansiyele taşıyan uzun, metal bir mildir. Özellikle arkadan itişli veya dört çekerli araçlarda gücün önden arkaya iletilmesini sağlar.
- Diferansiyel: Şafttan gelen gücü 90 derece bükerek tekerleklere dağıtan akıllı bir dişli sistemidir. En önemli görevi, araç viraj alırken içteki tekerleğin daha az, dıştaki tekerleğin ise daha fazla tur atmasına izin vermektir. Bu, aracın virajları güvenli ve kolay bir şekilde almasını sağlar.
- Aks: Güç aktarma organlarının son halkasıdır. Diferansiyelden aldığı dönme hareketini doğrudan tekerleklere ileten millerdir. Her tekerleğe bir aks bağlıdır ve bu sayede tekerlekler dönerek aracı hareket ettirir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Şaft-Kavrama-Vites kutusu-Diferansiyel-Aks: Bu sıralama hatalıdır çünkü şaft, vites kutusundan *sonra* gelir. Gücün önce kavramadan ve vites kutusundan geçmesi gerekir. Şaftın ilk sırada olması mekanik olarak imkansızdır.
- b) Aks-Vites kutusu-Kavrama-Diferansiyel-Şaft: Bu seçenek tamamen terstir. Aks, gücü tekerleğe ileten *en son* parçadır. Gücün tekerlekten motora doğru geri gitmesi gibi bir durum söz konusu olamaz.
- c) Vites kutusu-Kavrama-Aks-Şaft-Diferansiyel: Bu sıralama da yanlıştır. Vites değiştirebilmek için önce motorun gücünü kesmek gerekir ve bunu yapan parça kavramadır. Bu nedenle kavrama, her zaman vites kutusundan *önce* gelmelidir.
Özetle, motorun gücü bir zincir gibi sırasıyla bu parçalardan geçer: Önce kavrama ile kontrol edilir, sonra vites kutusunda hızı ayarlanır, şaft ile arkaya taşınır, diferansiyelde tekerleklere dağıtılır ve son olarak akslar aracılığıyla tekerlekler döndürülür. Bu sıralamayı ezberlemek yerine, her bir parçanın görevini ve bir sonrakine nasıl bağlandığını hayal etmek, soruyu kalıcı olarak öğrenmenize yardımcı olacaktır.
Soru 39 |
Aşırı hız yapılması | |
Frenlerin ayarsız olması | |
Rölanti ayarının bozuk olması | |
Lastiklerin havasının az olması |
Doğru cevap a) Aşırı hız yapılması seçeneğidir. Çünkü hız yapmak, tamamen sürücünün kontrolünde olan ve onun tercihlerine bağlı bir eylemdir. Araçlar, belirli bir ekonomik hız aralığında (genellikle 90 km/s civarı) en az yakıtı tüketirler. Bu hızın üzerine çıkıldığında, motor daha yüksek devirde çalışır ve hava direncini yenmek için çok daha fazla güç harcar, bu da yakıt tüketimini önemli ölçüde artırır. Bu durum, doğrudan bir sürücü tercihidir ve bir sürüş kusuru olarak kabul edilir.
Diğer seçeneklerin neden doğru cevap olmadığını inceleyelim. Bu seçeneklerin hepsi yakıt tüketimini artırır, ancak temel farkları, sorunun kaynağının sürücünün anlık bir eylemi olmamasıdır:
- b) Frenlerin ayarsız olması: Bu durum, fren balatalarının diske veya kampanaya sürekli sürtünmesine neden olarak aracı yavaşlatır ve motorun bu direnci yenmek için daha fazla yakıt yakmasına sebep olur. Ancak bu, bir sürüş hatası değil, aracın teknik bir arızasıdır.
- c) Rölanti ayarının bozuk olması: Rölanti devrinin normalden yüksek olması, araç dururken bile motorun gereğinden fazla yakıt tüketmesine yol açar. Bu da sürücünün kullanım tarzıyla ilgili değil, motorun ayarlarıyla ilgili mekanik bir sorundur.
- d) Lastiklerin havasının az olması: Düşük lastik basıncı, lastiğin yola temas eden yüzeyini artırarak yuvarlanma direncini yükseltir. Motor, bu artan direnci aşmak için daha fazla güç üretir ve daha çok yakıt harcar. Bu durum, sürücünün sorumluluğunda olan bir bakım eksikliği olsa da, sorunun kökeni aracın donanımıyla ilgili bir durumdur, anlık bir sürüş kusuru değildir.
Özetle, bu soru sürücünün anlık olarak yaptığı ve yakıt tüketimini doğrudan etkileyen bir eylemi, aracın bakım eksikliği veya mekanik arızalarından ayırt etme becerisini ölçmektedir. Aşırı hız, bu tanıma uyan tek seçenektir çünkü diğerleri aracın teknik durumu ile ilgilidir ve sürücünün o anki sürüş tarzından bağımsızdır.
Soru 40 |
Enjektör | |
Hava filtresi | |
Yağ filtresi | |
Yakıt filtresi |
Bu soruda, motorun yağlama sisteminin temel bir parçasının görevi sorgulanmaktadır. Soru, motor yağı içerisinde zamanla biriken metal parçacıkları, kurum ve diğer pislikleri temizleyerek yağı süzme işlevini yerine getiren parçanın hangisi olduğunu bulmamızı istiyor. Bu işlem, motorun aşınmasını önlemek ve ömrünü uzatmak için hayati öneme sahiptir.
Doğru Cevap: c) Yağ filtresi
Doğru cevap yağ filtresidir. Motor çalıştıkça, hareketli parçaların birbirine sürtünmesi sonucu küçük metal talaşları oluşur ve bu parçacıklar yağa karışır. Yağ filtresi, yağ pompasının sistemde dolaştırdığı bu kirli yağı bir süzgeç gibi temizler. Temizlenen yağ, motorun kritik parçalarına ulaşarak onları hem yağlar hem de soğutur, böylece motorun sağlıklı çalışmasını sağlar.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Enjektör: Enjektör, yağlama sisteminin değil, yakıt sisteminin bir parçasıdır. Görevi, yakıtı motorun yanma odasına püskürtmektir. Yağı süzme veya temizleme gibi bir işlevi kesinlikle yoktur.
- b) Hava filtresi: Hava filtresi, motora yanma işlemi için giren havayı temizler. Havanın içindeki toz, böcek ve diğer partikülleri süzerek motorun içine girmesini engeller. Görevi yağı değil, havayı filtrelemektir.
- d) Yakıt filtresi: Yakıt filtresi de adından anlaşılacağı gibi yakıt sistemine aittir. Depodan gelen yakıtın (benzin veya mazot) içindeki pas, tortu gibi kirleri süzerek enjektörlere ve motora temiz yakıt gitmesini sağlar. Yağ ile bir ilgisi yoktur.
Özetle, bir araçta her sıvının ve havanın kendi özel filtresi bulunur. Hava için hava filtresi, yakıt için yakıt filtresi ve yağ için de yağ filtresi kullanılır. Bu soru, yağlama sisteminin en önemli temizlik elemanı olan yağ filtresinin görevini net bir şekilde tanımlamaktadır.
Soru 41 |
Yakıt tüketiminin artması | |
Yakıt tüketiminin düşmesi | |
Motorun sarsıntılı çalışması | |
Motorda yağlamanın olmaması |
Doğru Cevap: a) Yakıt tüketiminin artması
Motorun rölanti devri, aracın durduğu yerde minimum enerjiyle çalışmasını sağlamak için ayarlanmıştır. Eğer bu devir olması gerekenden yüksek olursa, motor aslında ihtiyaç duymadığı halde daha hızlı döner. Motorun daha hızlı dönmesi, pistonların silindir içinde daha fazla hareket etmesi ve daha sık ateşleme yapılması anlamına gelir. Her ateşleme çevrimi için silindirlere yakıt püskürtüldüğünden, devir sayısı arttıkça birim zamanda püskürtülen yakıt miktarı da artar. Sonuç olarak, araç durduğu yerde bile normalden daha fazla yakıt tüketmiş olur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Yakıt tüketiminin düşmesi: Bu seçenek, doğru cevabın tam tersidir. Motorun daha fazla çalışması (daha yüksek devirde dönmesi) her zaman daha fazla enerji, yani daha fazla yakıt gerektirir. Bu nedenle rölanti devrinin yükselmesi yakıt tüketimini azaltmaz, aksine artırır.
- c) Motorun sarsıntılı çalışması: Motorun sarsıntılı çalışması genellikle rölanti devrinin çok düşük veya düzensiz olmasından kaynaklanır. Motor, stop etme noktasına yaklaştığında tekleme ve sarsıntı yapar. Yüksek rölanti ise genellikle motorun aşırı gürültülü ve gereksiz yere devirli çalışmasına neden olur, sarsıntıya değil.
- d) Motorda yağlamanın olmaması: Motor çalıştığı sürece yağ pompası da çalışır ve motorun hareketli parçalarına yağ gönderir. Hatta motor devri yükseldiğinde yağ pompası daha hızlı döner ve yağ basıncı artar. Dolayısıyla yüksek rölanti, yağlamanın olmaması gibi bir duruma sebep olmaz; tam tersine yağlama sistemi daha aktif çalışır. Yağlamanın olmaması, yağ pompasının arızalanması veya motorda hiç yağ kalmaması gibi çok ciddi ve farklı bir sorunun belirtisidir.
Özetle, rölanti devrinin yüksek olması, motorun durduğu yerde gereksiz yere fazladan çalışarak yakıt israf etmesine yol açar. Bu durum, aracınızın hem yakıt ekonomisini olumsuz etkiler hem de motorun bazı parçalarının ömrünü kısaltabilir.
Soru 42 |
Polen filtresinin | |
Fren hidroliğinin | |
Araç lastiklerinin | |
Soğutma suyunun |
Doğru Cevap: a) Polen filtresinin
Polen filtresi, dışarıdan aracın kabinine giren havayı temizleyen parçadır. Toz, polen, yaprak ve diğer kirleticileri süzerek sürücü ve yolcuların daha temiz bir hava solumasını sağlar. Bu filtre, doğrudan dış ortamla temas ettiği ve sürekli hava sirkülasyonuna maruz kaldığı için zamanla tıkanır ve etkinliğini yitirir.
Aracın havalandırma ve klima (A/C) sisteminin verimli çalışması ve kabin içine kötü kokuların girmemesi için polen filtresinin düzenli olarak değiştirilmesi çok önemlidir. Bu nedenle, üreticilerin çoğu, her yıllık veya 15.000-20.000 kilometrelik periyodik bakımda polen filtresinin değiştirilmesini standart bir işlem olarak kabul eder. Bu yüzden sorunun doğru cevabı budur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- Fren hidroliği: Fren sisteminin hayati bir parçasıdır ancak her bakımda değiştirilmez. Zamanla havadaki nemi emerek özelliğini kaybettiği için genellikle üreticinin tavsiyesine göre 2-3 yılda bir değiştirilir. Dolayısıyla her yıllık bakımda değiştirilmesi gereken bir parça değildir.
- Araç lastikleri: Lastiklerin değişimi periyodik bakıma değil, tamamen aşınma durumuna ve kullanım ömrüne bağlıdır. Lastiklerin diş derinliği yasal sınırın altına düştüğünde, üzerinde çatlaklar oluştuğunda veya üretim tarihinden itibaren 4-5 yıl geçtiğinde değiştirilir. Bir periyodik bakımda lastikler kontrol edilir ama her seferinde değiştirilmez.
- Soğutma suyu (Antifriz): Motorun hararet yapmasını önleyen ve kışın donmasını engelleyen sıvıdır. Modern araçlarda kullanılan antifrizler uzun ömürlüdür ve genellikle 3 ila 5 yılda bir veya daha uzun aralıklarla değiştirilir. Bu nedenle her periyodik bakımda değiştirilmesi gerekmez.
Özetle, ehliyet sınavındaki bu soru, adayların bir aracın farklı parçalarının bakım periyotları arasındaki farkı bilmesini ölçmektedir. Fren hidroliği, soğutma suyu ve lastikler gibi parçaların ömrü daha uzun ve değişimleri daha özel koşullara bağlıyken, polen filtresi her rutin bakımın vazgeçilmez bir parçasıdır.
Soru 43 |
Radyonun açılması | |
Koltuğun ayarlanması | |
Aynaların ayarlanması | |
Emniyet kemerinin takılması |
Bu soruda, aracı hareket ettirmeden önce yapılması gereken zorunlu güvenlik hazırlıkları ile kişisel tercihe bağlı, sürüş güvenliğini doğrudan etkilemeyen eylemler arasındaki farkı ayırt etmeniz istenmektedir. Soru, hangisinin bir "hazırlık" olmadığını, daha doğrusu zorunlu bir güvenlik hazırlığı olmadığını sormaktadır. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyelim.
a) Radyonun açılması (Doğru Cevap)
Radyoyu açmak, sürüş güvenliği için yapılması gereken zorunlu bir hazırlık değildir. Bu eylem, sürücünün tamamen kişisel tercihine bağlı bir konfor veya eğlence unsurudur. Aracın güvenli bir şekilde kontrol edilmesi, yolun ve çevrenin gözlemlenmesi veya acil bir duruma müdahale edilmesi ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Bu nedenle, aracı kullanmaya başlamadan önce yapılması gereken zorunlu hazırlıklardan biri değildir ve sorunun doğru cevabıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer seçenekler, güvenli bir sürüş deneyimi için kritik öneme sahip, zorunlu adımlardır. Bu adımları atlamamak, hem kendi can güvenliğiniz hem de trafikteki diğer kişilerin güvenliği için hayati önem taşır.
-
b) Koltuğun ayarlanması: Bu, yapılması gereken ilk ve en önemli hazırlıklardan biridir. Doğru koltuk ayarı, pedallara (fren, gaz, debriyaj) tam ve rahat bir şekilde basmanızı, direksiyonu doğru bir açıyla tutmanızı ve yola tam olarak hakim olmanızı sağlar. Yanlış bir koltuk pozisyonu, yorulmanıza, reflekslerinizin yavaşlamasına ve aracı tam kontrol edememenize neden olabilir.
-
c) Aynaların ayarlanması: Koltuk ayarlandıktan sonra yapılması gereken ikinci önemli adımdır. İç dikiz aynası ve yan aynalar, aracın etrafındaki "kör noktaları" en aza indirerek şerit değiştirme, park etme ve genel trafik takibi sırasında size kritik bilgiler verir. Aynaları ayarlamadan yola çıkmak, çevrenizdeki araçları görememenize ve ciddi kazalara yol açmanıza neden olabilir.
-
d) Emniyet kemerinin takılması: Bu, hem yasal bir zorunluluk hem de hayat kurtaran bir güvenlik önlemidir. Olası bir kaza anında emniyet kemeri, vücudunuzun savrulmasını engelleyerek sizi ciddi yaralanmalardan ve ölümden korur. Aracı hareket ettirmeden önce mutlaka takılması gereken son ve en kritik güvenlik adımıdır.
Özetle, sürüş öncesi doğru hazırlık sırası şu şekildedir:
- Önce koltuk ayarlanır.
- Sonra bu koltuk pozisyonuna göre aynalar ayarlanır.
- En son olarak da emniyet kemeri takılır.
Radyonun açılması ise bu zorunlu güvenlik zincirinin bir parçası değildir ve tamamen sürücünün keyfine kalmış bir eylemdir.
Soru 44 |
Bayılma | |
Beyin kanaması | |
Yüzün kızarması | |
Aşırı dozda alkol alımı |
Bu soruda, bilinç kaybına yol açan durumlar ile yol açmayan bir durumun ayırt edilmesi istenmektedir. Yani, şıklardan hangisinin bilinç kaybı için bir neden olmadığını bulmamız gerekiyor. Soruyu doğru anlamak, bilinç kaybının ne olduğunu ve neyin buna sebep olabileceğini düşünmeyi gerektirir.
Doğru cevap olan c) Yüzün kızarması seçeneğini inceleyelim. Yüzün kızarması, genellikle utangaçlık, heyecan, öfke gibi duygusal tepkiler veya fiziksel efor sonucu cilt yüzeyine yakın kan damarlarının genişlemesiyle ortaya çıkan fizyolojik bir durumdur. Bu durum, bilinç kaybının bir nedeni değil, tam tersine vücudun bir tepkisidir. Hatta bilinç kaybı (bayılma) yaşanırken yüz genellikle solar, kızarmaz. Dolayısıyla, yüz kızarması bilinç kaybına yol açmaz.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu, yani neden bilinç kaybına yol açtıklarını açıklayalım:
- a) Bayılma: Bayılma (senkop), beyne giden kan akışının geçici olarak azalması sonucu meydana gelen kısa süreli bir bilinç kaybıdır. Bu nedenle bayılma, bilinç kaybının tanımı içinde yer alan ve en yaygın nedenlerinden biridir. Soruda "nedenlerinden biri değildir" dendiği için bu şık elenir.
- b) Beyin kanaması: Beyin kanaması, kafa içinde bir kan damarının yırtılmasıyla beyin dokusu içine kan sızmasıdır. Bu durum, beyin üzerindeki basıncı artırarak ve beyin hücrelerine zarar vererek ciddi ve uzun süreli bilinç kayıplarına, hatta komaya yol açabilir. Bu yüzden bilinç kaybının en tehlikeli ve başlıca nedenlerinden biridir.
- d) Aşırı dozda alkol alımı: Alkol, merkezi sinir sistemini baskılayan bir maddedir. Aşırı miktarda tüketildiğinde, beynin normal fonksiyonlarını ciddi şekilde yavaşlatır ve bu durum "alkol zehirlenmesi" olarak bilinir. Bu zehirlenme, kişinin bilincini kaybetmesine (sızmasına) neden olabilir, bu yüzden bilinç kaybının önemli nedenleri arasında sayılır.
Özetle, soru bizden bilinç kaybının bir nedeni olmayanı bulmamızı istiyor. Bayılma, beyin kanaması ve aşırı alkol alımı doğrudan bilinç kaybına yol açabilen durumlarken, yüzün kızarması sadece fizyolojik bir tepkidir ve bilinç kaybıyla bir neden-sonuç ilişkisi yoktur. Bu yüzden doğru cevap 'c' şıkkıdır.
Soru 45 |
Trafik kurallarını önemsemeden araç kullanması | |
Davranışlarının sonuçlarını düşünerek hareket etmesi | |
Sevdiklerinin hayatını tehlikeye atmaktan çekinmemesi | |
Kendi yetki alanına giren herhangi bir olayı başkalarının üstlenmesini beklemesi |
Doğru cevap b) Davranışlarının sonuçlarını düşünerek hareket etmesi seçeneğidir. Çünkü sorumlu bir sürücü, yapacağı her hamlenin (hızlanma, sollama, şerit değiştirme gibi) sadece kendisini değil, trafikteki diğer sürücüleri, yayaları ve yolcuları nasıl etkileyeceğini öngörür. Örneğin, "Bu hızla viraja girersem aracın kontrolünü kaybedebilir miyim?" veya "Öndeki aracı bu kadar yakından takip edersem ani bir frende durabilir miyim?" gibi soruları kendine sorarak riskleri önceden hesaplar. Bu düşünce yapısı, tehlikeli durumların oluşmasını en başından engeller ve güvenli sürüşün temelini oluşturur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Trafik kurallarını önemsemeden araç kullanması: Bu seçenek, sorumluluğun tam tersidir. Trafik kuralları, toplumun ortak güvenliği için konulmuş sınırlardır ve sorumlu bir sürücü bu kurallara uymayı bir görev bilir. Kuralları önemsememek, hem kendini hem de başkalarını tehlikeye atan sorumsuz bir davranıştır.
- c) Sevdiklerinin hayatını tehlikeye atmaktan çekinmemesi: Bu ifade, sorumsuzluğun da ötesinde, kabul edilemez bir vurdumduymazlıktır. Sorumlu bir sürücü, aracındaki yolcuların, özellikle de ailesi ve arkadaşlarının can güvenliğini her şeyin önünde tutar. Onları tehlikeye atacak riskli hareketlerden bilinçli olarak kaçınır.
- d) Kendi yetki alanına giren herhangi bir olayı başkalarının üstlenmesini beklemesi: Bu davranış, sorumluluktan kaçmak ve suçu başkalarına atmak anlamına gelir. Örneğin, bir kazaya karıştığında hatasını kabul etmek yerine hemen karşı tarafı suçlamak veya aracının bakımını ihmal edip yolda kaldığında başkalarından yardım beklemek sorumsuz bir tutumdur. Sorumlu bir sürücü, kendi eylemlerinin ve ihmallerinin sonuçlarını üstlenir.
Özetle, ehliyet sınavındaki bu soru, sürücü adayının trafikteki temel ahlaki duruşunu ölçmeyi amaçlamaktadır. Sorumluluk, sadece kuralları bilmek değil, aynı zamanda empati kurarak ve eylemlerinin olası sonuçlarını öngörerek proaktif bir şekilde güvenliği sağlamaktır. Bu nedenle, davranışlarının sonuçlarını düşünerek hareket etmek, sorumlu bir sürücünün en belirgin ve en önemli özelliğidir.
Soru 46 |
Dikkatin dağılması | |
Kural ihlallerinin azalması | |
Direksiyon hâkimiyetinin artması | |
Kazaya karışma olasılığının azalması |
Doğru Cevap: a) Dikkatin dağılması
Öfke, yoğun ve dikkat dağıtıcı bir duygudur. Sürücü öfkelendiğinde, zihinsel enerjisini ve odaklanmasını yol, trafik işaretleri, diğer araçlar ve yayalar gibi önemli unsurlardan ayırıp öfkesinin kaynağına yöneltir. Örneğin, kendisine hatalı sollama yapan aracı düşünürken önündeki aracın aniden fren yaptığını fark edemeyebilir. Bu durum, sürücünün çevresinde olup bitenleri doğru ve zamanında algılamasını engelleyerek tehlikeli durumlara yol açar.
Yanlış Cevaplar ve Nedenleri:
- b) Kural ihlallerinin azalması: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Öfkeli sürücüler genellikle daha sabırsız, aceleci ve agresif olurlar. Bu ruh hali, hız limitlerini aşma, yakın takip yapma, makas atma veya kırmızı ışıkta geçme gibi kural ihlallerini artırır, azaltmaz.
- c) Direksiyon hâkimiyetinin artması: Güvenli sürüş, sakin ve kontrollü hareketler gerektirir. Öfke ise vücutta gerginliğe neden olur ve bu durum direksiyonu ani, sert ve kontrolsüz bir şekilde kullanmaya yol açabilir. Dolayısıyla, öfkeli bir sürücünün direksiyon hâkimiyeti artmaz, tam tersine tehlikeli bir şekilde azalır.
- d) Kazaya karışma olasılığının azalması: Bu seçenek diğer yanlışların bir sonucudur. Dikkati dağılmış, sürekli kural ihlali yapan ve direksiyon hâkimiyeti zayıflamış bir sürücünün kazaya karışma olasılığı doğal olarak azalmaz, aksine ciddi oranda artar. Bu nedenle bu seçenek de mantıksal olarak yanlıştır.
Özetle, öfke duygusu sürücünün hem zihinsel (dikkat) hem de fiziksel (kontrol) yeteneklerini olumsuz etkiler ve onu kural ihlallerine daha yatkın hale getirir. Bütün bu olumsuz etkiler bir araya geldiğinde, kazaya karışma riski önemli ölçüde yükselir. Bu nedenle, trafikte sakin kalmak hayati önem taşır.
Soru 47 |
Trafik ortamında bazen hak kendinizden yana iken bile bu hakkınızı diğer sürücüye vermek size bir şey kaybettirmeyeceği gibi daha huzurlu bir trafik ortamı sağlamaya katkıda bulunacaktır.
Yukarıdaki açıklama trafikteki temel değerlerden hangisine aittir?
Sabırsızlık | |
Saldırganlık | |
Tahammülsüzlük | |
Feragat ve fedakârlık |
Doğru Cevap: d) Feragat ve fedakârlık
Doğru cevabın "Feragat ve fedakârlık" olmasının sebebi, sorudaki metnin bu kavramları birebir açıklamasıdır. Feragat etmek, sahip olunan bir haktan kendi isteğiyle vazgeçmek anlamına gelir. Soruda bahsedilen "hak kendinizden yana iken bile bu hakkınızı diğer sürücüye vermek" ifadesi, tam olarak feragat etme eylemidir. Fedakârlık ise, daha büyük bir iyilik veya ortak bir fayda (örneğin huzurlu bir trafik ortamı) için kendi çıkarından veya rahatlığından küçük bir ödün vermektir. Bu iki kavram birleştiğinde, metinde anlatılan ideal sürücü davranışını oluşturur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer şıklar, metinde anlatılan olumlu davranışın tam tersi olan olumsuz tutumları ifade eder. Bu nedenle kolayca elenebilirler:
- a) Sabırsızlık: Sabırsız bir sürücü, hakkı kendisindeyken bir an bile beklemek istemez, tam tersine hakkını hemen kullanmak için acele eder. Başkasına yol vermek yerine, korna çalarak veya aceleci manevralar yaparak kendi geçişini zorlar. Bu yüzden bu seçenek yanlıştır.
- b) Saldırganlık: Saldırgan sürücülük, trafikte diğerlerini rakip olarak görme, onlarla yarışma ve agresif davranışlar sergileme halidir. Hakkından vazgeçmek bir yana, başkasının hakkını gasp etmeye bile çalışabilir. Bu nedenle, metindeki yapıcı ve sakin tutumla tamamen zıttır.
- c) Tahammülsüzlük: Tahammülsüz bir sürücü, diğer sürücülerin hatalarına veya yavaşlığına katlanamaz. Başka bir sürücünün kendisinden yol istemesi veya bir hata yapması durumunda sinirlenir ve olumsuz tepki verir. Hakkını başkasına devretmek, tahammülsüz bir sürücünün yapacağı son şeydir.
Özetle, bu soru trafikte sadece kurallara uymanın değil, aynı zamanda diğer sürücülere karşı anlayışlı, özverili ve yapıcı olmanın önemini vurgulamaktadır. Kendi hakkınızdan gönüllü olarak vazgeçerek trafiğin genel akışına ve huzuruna katkıda bulunmak, feragat ve fedakârlık değerlerinin en güzel örneklerinden biridir.
Soru 48 |
Öfke | |
İnatlaşma | |
Sabır | |
Aşırı tepki |
Bu soruda, trafik ışıklarında yaşanan çok yaygın bir durum üzerinden bir sürücünün trafikteki tutumu ve sahip olmadığı bir temel değer sorgulanmaktadır. Sorunun kilit noktası, sürücünün ışığın yeşile dönmesi için gereken çok kısa bir süreyi (1 saniye bile) bekleyememesi ve hemen tepki göstermesidir. Bu davranış, sürücünün psikolojik durumu ve trafikteki diğer insanlara karşı tutumu hakkında önemli bir ipucu verir.
Doğru Cevap: c) Sabır
Doğru cevabın sabır olmasının sebebi, soruda anlatılan davranışın doğrudan sabırsızlığın bir tanımı olmasıdır. Sabır, bekleme gerektiren durumlarda sakin kalabilme, aceleci davranmama ve olumsuz bir tepki göstermeden durumu kabullenme yeteneğidir. Kırmızı ışığın sarıya dönmesi, yeşilin yanacağının habercisidir ve bu süreç sadece bir an sürer. Bu kısacık süreyi bile bekleyemeyip korna çalmak, sürücünün bekleme tahammülünün olmadığını, yani sabır değerinden yoksun olduğunu net bir şekilde gösterir.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Öfke: Sürücü bu durumda öfkeli olabilir, ancak öfke burada bir sonuçtur, temel neden değildir. Sürücünün sabırsızlığı, onda bir öfke duygusu yaratmış olabilir. Soru, bu davranışın altında yatan "temel değeri" sormaktadır. Eğer sürücü sabırlı olsaydı, bu durumda öfkelenmesi için bir sebep olmazdı. Bu yüzden eksik olan temel değer öfke değil, sabırdır.
- b) İnatlaşma: İnatlaşma, genellikle iki taraf arasında yaşanan bir güç mücadelesi veya karşılıklı bir direnç durumudur. Örneğin, yolda birbirine yol vermemek için direnen iki sürücü inatlaşıyor olabilir. Ancak bu sorudaki durumda sürücü, önündeki araçla bir çekişme içinde değildir; sadece trafik akışının normal bir parçası olan bir saniyelik beklemeye tahammül edememektedir. Dolayısıyla bu davranış inatlaşma olarak tanımlanamaz.
- d) Aşırı tepki: Sürücünün korna çalması evet, bir aşırı tepkidir. Ancak "aşırı tepki" bir davranış biçiminin adıdır, bir temel değer değildir. Soru, sürücünün hangi "temel değere" sahip olmadığını sormaktadır. Sürücünün aşırı tepki vermesinin sebebi sabırsız olmasıdır. Yani sabırsızlık kök neden, aşırı tepki ise bu nedenin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Bu yüzden daha temel ve doğru olan cevap sabırdır.
Özetle, trafikte güvenli ve huzurlu bir ortamın oluşması için sürücülerin sahip olması gereken en önemli değerlerden biri sabırdır. Bu sorudaki sürücü, en basit bekleme anında bile aceleci davranarak bu temel değere sahip olmadığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle doğru cevap c) Sabır seçeneğidir.
Soru 49 |
Yalnız I. | |
I ve II. | |
II ve III. | |
I, II ve III. |
Bu soruda, "trafik adabına sahip" bir sürücünün özelliklerinin neler olduğunu belirlememiz isteniyor. Trafik adabı, sadece kuralları bilmek değil, aynı zamanda trafikteki diğer insanlara karşı saygılı, sorumlu, sabırlı ve empatik davranmaktır. Bu kavramı aklımızda tutarak verilen öncülleri tek tek inceleyelim.
I. Trafikteki bütün kuralların nedenini öğrenir.Bu ifade, trafik adabına sahip bir sürücünün temel özelliklerinden birini anlatır. Kuralları ezberlemek yerine, o kuralların neden konulduğunu anlamak, sürücünün daha bilinçli ve sorumlu davranmasını sağlar. Örneğin, bir okul bölgesinde hız sınırının neden düşük olduğunu anlayan bir sürücü, bu kurala sadece ceza korkusuyla değil, çocukların güvenliğini gerçekten önemsediği için uyar. Bu nedenle, bu ifade trafik adabına sahip bir sürücü için söylenebilir.
II. Araç kullanırken yapacağı bir kural ihlalinin sonucunda sadece maddi ceza olduğunu düşünür.Bu ifade, trafik adabına sahip olmayan, bencil ve sığ düşünen bir sürücü profilini çizer. Trafik kurallarının ihlali sadece para cezasıyla sonuçlanmaz; yaralanmalara, can kayıplarına ve manevi travmalara yol açabilir. Trafik adabına sahip bir sürücü, eylemlerinin potansiyel olarak ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğinin farkındadır ve sadece cezadan kaçmak için değil, bu tehlikeleri önlemek için kurallara uyar. Dolayısıyla, bu ifade trafik adabına sahip bir sürücü için söylenemez.
III. Trafik içinde yapacağı bir kural ihlalinde, kendisinin ya da sevdiklerinin canını tehlikeye attığının farkında değildir.Bu ifade de trafik adabından yoksun bir sürücüyü tanımlamaktadır. Trafik adabının en önemli unsurlarından biri, sorumluluk bilinci ve farkındalıktır. Adaba uygun davranan bir sürücü, yapacağı en küçük bir hatanın bile hem kendi canını hem de başkalarının canını tehlikeye atabileceğinin bilincindedir. Bu farkındalık, onu daha dikkatli ve özenli bir sürücü yapar. Bu ifadedeki "farkında değildir" sözü, tam tersi bir durumu anlattığı için trafik adabına sahip bir sürücü için söylenemez.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
Yaptığımız incelemeler sonucunda, verilen üç ifadeden sadece birincisinin (I) trafik adabına sahip bir sürücünün özelliğini yansıttığını görüyoruz. İkinci (II) ve üçüncü (III) ifadeler ise bu adaba sahip olmayan, sorumsuz sürücülerin düşünce ve davranış biçimlerini tanımlamaktadır.
- a) Yalnız I: Bu seçenek, analizimizle tamamen uyumludur. Sadece I. madde olumlu ve trafik adabına uygun bir davranışı belirtir. Bu nedenle doğru cevap budur.
- b) I ve II: II. madde yanlış olduğu için bu seçenek de yanlıştır.
- c) II ve III: Her iki madde de trafik adabına aykırı davranışları tanımladığı için bu seçenek tamamen yanlıştır.
- d) I, II ve III: II. ve III. maddeler yanlış olduğu için bu seçenek de yanlıştır.
Soru 50 |
Öfke | |
Hoşgörü | |
İnatlaşma | |
Aşırı tepki |
Bu soruda, trafikte güvenli ve uyumlu bir sürüş için sürücülerin sahip olması gereken en temel ve olumlu insani değerin ne olduğu sorulmaktadır. Soru, kural bilgisinin ötesinde, sürücünün trafikteki tutumunu ve psikolojisini ölçmeyi amaçlar. Seçenekler arasında yer alan olumsuz davranışlar arasından, trafikteki kaosu ve tehlikeyi önleyecek pozitif değeri bulmanız beklenmektedir.
Doğru cevap b) Hoşgörü'dür. Trafik, milyonlarca farklı insanın, farklı yetenek, tecrübe ve ruh halleriyle bir arada bulunduğu karmaşık bir sosyal ortamdır. Bu ortamda, başka bir sürücünün yaptığı hatayı, acemiliğini veya dalgınlığını anlayışla karşılamak, sakin kalabilmek ve çatışmadan kaçınmak anlamına gelen hoşgörü, kazaları önleyen ve stresi azaltan en önemli anahtardır. Hoşgörülü bir sürücü, hem kendi güvenliğini hem de diğerlerinin güvenliğini düşünür ve trafiğin daha akıcı olmasına yardımcı olur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- Öfke: Öfke, sürücünün mantıklı düşünme ve doğru karar verme yeteneğini kaybetmesine neden olan son derece tehlikeli bir duygudur. Öfkeli sürücüler, ani ve agresif manevralar yapar, hız limitlerini aşar, yakın takip eder ve diğer sürücüleri tehlikeye atarlar. Bu nedenle öfke, trafikte ihtiyaç duyulan değil, kesinlikle kontrol altında tutulması ve kaçınılması gereken bir durumdur.
- İnatlaşma: Trafikte "ben haklıyım" diyerek inatlaşmak, küçük bir yol verme meselesini bile büyük bir kaza riskine dönüştürebilir. Örneğin, daralan bir yolda başka bir sürücüye yol vermemek için hızlanmak veya birinin sinyal vererek şerit değiştirmesini engellemeye çalışmak inatlaşmadır. Unutmayın ki trafikte haklı olmaktan daha önemli olan, güvenli bir şekilde hedefinize ulaşmaktır.
- Aşırı tepki: Bir sürücünün yaptığı küçük bir hataya uzun uzun korna çalarak, selektör yaparak veya el kol hareketleriyle aşırı tepki göstermek, ortamdaki gerilimi tırmandırır. Bu durum, hem tepkiyi gösteren sürücünün hem de diğer sürücülerin dikkatini dağıtarak yeni hatalara ve kazalara zemin hazırlar. Sakin kalmak ve durumu büyütmemek, güvenli sürüşün temelidir.
Özetle, bu soru sürücü adayının trafikteki temel yaklaşımını sorgulamaktadır. Öfke, inatlaşma ve aşırı tepki gibi olumsuz ve tehlikeli davranışların aksine, hoşgörü, sürücülerin hem kendilerini hem de diğer yol kullanıcılarını korumak için en çok ihtiyaç duyacakları pozitif ve yapıcı değerdir. Güvenli bir trafik ortamı, kurallara uymanın yanı sıra, sürücülerin birbirine karşı saygılı ve hoşgörülü olmasıyla mümkündür.
|
0/50 |