Soru 1 |
Sırtüstü, sert bir zemine | |
Yüzüstü, sert bir zemine | |
Sırtüstü, yumuşak bir zemine | |
Yüzüstü, yumuşak bir zemine |
Doğru Cevap: a) Sırtüstü, sert bir zemine
Etkili bir kalp masajı yapabilmek için kazazedenin doğru pozisyonda ve doğru bir zemin üzerinde olması şarttır. Bu iki temel kural, uygulanan göğüs basılarının kalbe ulaşmasını ve kan pompalamasını sağlar. Doğru cevap olan "sırtüstü, sert bir zemine" seçeneği bu iki temel kuralı da eksiksiz bir şekilde karşılamaktadır.
Doğru Cevabın Detaylı Açıklaması:
- Sırtüstü Pozisyonu: Kalp masajı, göğüs kemiğinin (sternum) üzerine ritmik olarak baskı uygulanarak yapılır. Bu baskının amacı, kalbi göğüs kemiği ile omurga arasında sıkıştırarak kan pompalamasını sağlamaktır. Kazazedenin sırtüstü yatırılması, göğüs kafesine doğrudan ve doğru bir açıyla ulaşılabilmesi için tek uygun pozisyondur.
- Sert Zemin: Uygulanan baskının etkili olabilmesi için vücudun alttan desteklenmesi gerekir. Sert bir zemin (asfalt, beton, parke gibi), uygulanan kuvvetin göğüs kafesini aşağı doğru esnetmek yerine doğrudan kalbi sıkıştırmasını sağlar. Eğer kazazede yatak veya koltuk gibi yumuşak bir zeminde yatıyorsa, yaptığınız her baskıda vücut zemine gömülür ve kalp masajı tamamen etkisiz kalır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlıştır?
- b) Yüzüstü, sert bir zemine: Kazazede yüzüstü yatırılırsa, göğüs kemiğine ulaşmak ve kalp masajı yapmak fiziksel olarak imkansızdır. Bu nedenle bu seçenek tamamen yanlıştır.
- c) Sırtüstü, yumuşak bir zemine: Bu seçenekte "sırtüstü" kısmı doğru olsa da, "yumuşak zemin" kısmı kritiktir ve yanlıştır. Yukarıda açıklandığı gibi, yumuşak bir zemin uygulanan basıncı emer ve kalp masajının etkili olmasını engeller. Bu durumdaki bir kazazede, mümkünse derhal sert bir zemine çekilmelidir.
- d) Yüzüstü, yumuşak bir zemine: Bu seçenek, hem pozisyon ("yüzüstü") hem de zemin ("yumuşak") açısından yanlıştır. Kalp masajı için en elverişsiz ve en hatalı durumu tarif eder.
Kısacası, ehliyet sınavında veya gerçek hayatta karşınıza çıktığında unutmamanız gereken en önemli kural şudur: Kalp masajı yapılacak kişi mutlaka sırtüstü yatırılmalı ve altında kesinlikle sert bir zemin olmalıdır.
Soru 2 |
I ve II. | |
I ve III. | |
II ve III. | |
I, II ve III. |
Doğru cevabın neden C) II ve III olduğunu adım adım inceleyelim:
- II. Hayati tehlikenin ortadan kaldırılması: Bu, ilk yardımın en temel ve acil amacıdır. Örneğin, şiddetli bir kanaması olan kazazedenin kanamasını durdurmak, solunum yoluna bir cisim kaçan birinin soluk yolunu açmak gibi müdahaleler doğrudan hayati tehlikeyi ortadan kaldırmaya yöneliktir. Bu adım atılmazsa, diğer çabaların bir anlamı kalmayabilir.
- III. Yaşamsal fonksiyonların sürdürülmesinin sağlanması: Hayati tehlike ortadan kaldırıldıktan sonra veya tehlikeyle eş zamanlı olarak, kazazedenin yaşamsal fonksiyonlarının (solunum ve dolaşım gibi) devam etmesini sağlamak gerekir. Örneğin, kalbi durmuş bir kişiye kalp masajı ve suni solunum (Temel Yaşam Desteği) yapmak, bu amaca hizmet eder. Bu, profesyonel tıbbi yardım gelene kadar kişiyi hayatta tutmak için kritik bir adımdır.
Bu iki madde, birbiriyle doğrudan bağlantılıdır ve ilk yardımın özünü oluşturur. Amaç, profesyonel yardım gelene kadar kişiyi hayatta tutmak ve durumunun kötüleşmesini engellemektir. Bu yüzden II ve III, ilk yardımın öncelikli amaçlarıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Bu sorudaki en önemli çeldirici, I. maddedir. Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak için bu maddeyi doğru yorumlamak gerekir:
- I. Kazazedenin tedavi edilmesi: "Tedavi etmek" tıbbi bir terimdir ve doktor, hemşire gibi sağlık profesyonelleri tarafından hastane veya klinik ortamında, ilaç ve tıbbi cihazlar kullanılarak yapılan iyileştirme sürecini ifade eder. İlk yardımcı ise bir doktor değildir; ilaç veremez, teşhis koyamaz veya cerrahi müdahalede bulunamaz. İlk yardımın amacı tedavi etmek değil, durumu stabilize etmek ve profesyonel yardım gelene kadar zaman kazanmaktır. Bu nedenle, "tedavi etmek" ilk yardımın bir amacı, özellikle de öncelikli bir amacı değildir.
Bu bilgi ışığında diğer şıkları değerlendirelim:
- a) I ve II: Bu seçenek, yanlış olan "tedavi edilmesi" (I) maddesini içerdiği için hatalıdır.
- b) I ve III: Bu seçenek de aynı şekilde, ilk yardımın amacı olmayan "tedavi edilmesi" (I) maddesini içerdiği için yanlıştır.
- d) I, II ve III: Bu seçenek de yine "tedavi edilmesi" (I) maddesini kapsadığı için doğru olamaz.
Özetle: İlk yardımcının görevi, hayat kurtarmak için acil müdahalede bulunmak (hayati tehlikeyi kaldırmak) ve kişinin yaşamsal fonksiyonlarını desteklemektir. Tedavi süreci ise tamamen sağlık profesyonellerinin sorumluluğundadır. Bu ayrımı anladığınızda, sorunun doğru cevabının neden C seçeneği olduğunu net bir şekilde görebilirsiniz.
Soru 3 |
Kazazedenin baş, boyun ve gövde ekseni bozulmadan sürüklenmesi | |
İlk yardımcının, kazazedenin ayak kısmına çömelmesi | |
Kazazedenin ellerinin yanda serbest bırakılması | |
Kazazedeye yakın mesafede durulması. |
Doğru cevap c) Kazazedenin ellerinin yanda serbest bırakılması seçeneğidir. Çünkü sürükleme sırasında kazazedenin elleri yanda serbest bırakılırsa, yerdeki engebeler veya cisimler nedeniyle elleri ve kolları sürtünerek yaralanabilir. Ayrıca eller bir yerlere takılarak daha ciddi yaralanmalara, hatta kol kırıklarına veya çıkıklarına neden olabilir. Bu nedenle bu, kesinlikle yapılmaması gereken bir uygulamadır.
Peki, kazazedenin elleri ne yapılmalıdır? Güvenli bir taşıma için kazazedenin elleri göğsünün üzerinde birleştirilmeli veya giysisinin (örneğin kemerinin) içine sıkıştırılarak sabitlenmelidir. Bu sayede hem kollar korunmuş olur hem de sürükleme işlemi daha kontrollü bir şekilde gerçekleştirilir. Bu basit önlem, kazazedeye ek bir zarar verme riskini ortadan kaldırır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış (yani neden yapılması gereken doğru uygulamalar) olduğuna bakalım:
- a) Kazazedenin baş, boyun ve gövde ekseni bozulmadan sürüklenmesi: Bu, ilk yardımın en temel kurallarından biridir. Özellikle omurga yaralanması şüphesi varsa, baş-boyun-gövde eksenini düz bir çizgide tutmak hayati önem taşır. Bu eksenin bozulması, felç gibi kalıcı hasarlara yol açabilir. Dolayısıyla bu, yapılması gereken bir uygulamadır.
- b) İlk yardımcının, kazazedenin ayak kısmına çömelmesi: Bu, doğru başlangıç pozisyonudur. İlk yardımcı, kazazedeyi çekmek için gücünü sırtından değil, bacaklarından almalıdır. Çömelmek, doğru vücut mekaniğini kullanarak ilk yardımcının kendi sağlığını (özellikle belini) korumasını sağlar. Bu yüzden bu da yapılması gereken bir uygulamadır.
- d) Kazazedeye yakın mesafede durulması: Bu da yine doğru bir tekniktir. Kazazedeye yakın durmak, daha iyi bir kavrama ve kontrol sağlar. Aynı zamanda ilk yardımcının daha az efor sarf ederek daha dengeli bir şekilde çekme işlemini yapmasına olanak tanır. Bu da yapılması gereken bir uygulamadır.
Soru 4 |
Adı ve soyadının öğrenilmesi | |
Kullandığı ilaçların belirlenmesi | |
Kişisel özgeçmişinin öğrenilmesi | |
Solunum sayısının değerlendirilmesi |
Bu soruda, bir kazazedeye yapılacak ilk yardım müdahalesinin "ikinci değerlendirme" aşaması ve bu aşamanın içinde yer alan "Baştan Aşağı Kontrol" basamağında hangi işlemin yapıldığı sorgulanmaktadır. Doğru cevabı bulmak için ilk yardımda değerlendirme aşamalarını ve bu aşamaların içeriğini bilmek gerekir.
İlk yardımda kazazedenin durumu iki temel aşamada değerlendirilir: Birinci Değerlendirme ve İkinci Değerlendirme. Birinci değerlendirmede, hayati tehlike olup olmadığını anlamak için bilinç, solunum ve dolaşım (ABC) kontrol edilir. Eğer hayati tehlike yoksa veya kontrol altına alındıysa, daha detaylı bir muayene olan ikinci değerlendirmeye geçilir.
İkinci değerlendirme kendi içinde ikiye ayrılır: Görüşerek Bilgi Edinme ve Baştan Aşağı Kontrol. "Görüşerek Bilgi Edinme" aşamasında, kazazedenin bilinci açıksa ona sorular sorarak (adı, ne olduğu, alerjileri, kullandığı ilaçlar, hastalık geçmişi gibi) bilgi toplanır. "Baştan Aşağı Kontrol" ise, adından da anlaşılacağı gibi, ilk yardımcının kendi gözlemlerine ve elleriyle yaptığı fiziksel muayeneye dayanır. Bu aşamada vücut, baştan başlayarak ayaklara kadar sistematik olarak kontrol edilir.
Doğru Cevabın Açıklaması (d)
d) Solunum sayısının değerlendirilmesi: Bu seçenek doğrudur. Çünkü solunum sayısını değerlendirmek, kazazedenin göğüs kafesinin hareketlerini bir dakika boyunca sayarak yapılan fiziksel bir gözlem ve muayene işlemidir. Bu işlem, "Baştan Aşağı Kontrol" basamağında göğüs bölgesi kontrol edilirken yapılır. İlk yardımcı, elleriyle ve gözleriyle vücudu kontrol ederken solunumun hızı, derinliği ve ritmi gibi bulguları değerlendirir.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması
- a) Adı ve soyadının öğrenilmesi: Bu işlem, kazazede ile konuşarak, yani "Görüşerek Bilgi Edinme" aşamasında yapılır. Fiziksel bir muayene olan "Baştan Aşağı Kontrol" basamağına dahil değildir.
- b) Kullandığı ilaçların belirlenmesi: Bu bilgi de yine kazazedeye veya yakınlarına soru sorularak öğrenilir. Bu nedenle, "Görüşerek Bilgi Edinme" aşamasının bir parçasıdır.
- c) Kişisel özgeçmişinin öğrenilmesi: Kazazedenin herhangi bir kronik hastalığı (şeker, tansiyon vb.) olup olmadığını öğrenmek de ona soru yönelterek yapılır. Bu da "Görüşerek Bilgi Edinme" aşamasına aittir.
Özetle, soruda istenen "Baştan Aşağı Kontrol", vücudun fiziksel olarak muayene edildiği bir basamaktır. Solunum sayısının değerlendirilmesi bu fiziksel muayenenin bir parçasıyken, diğer seçenekler kazazedeyle konuşarak bilgi toplama aşamasına aittir. Bu ayrımı anladığınızda soruyu kolayca çözebilirsiniz.
Soru 5 |
Kanamanın durdurulması | |
Yara yerinin değerlendirilmesi | |
Yara üzerinin pamukla kapatılması | |
Yaşam bulgularının kontrol edilmesi |
Doğru Cevap: c) Yara üzerinin pamukla kapatılması
Bu seçeneğin doğru cevap olmasının sebebi, yaranın üzerine doğrudan pamuk koymanın ilk yardımda yapılan en yaygın ve tehlikeli hatalardan biri olmasıdır. Pamuk, yara sıvısına ve kana yapışarak yaranın içine lifler bırakır. Bu lifler hem enfeksiyon riskini ciddi şekilde artırır hem de sağlık kuruluşunda yaranın temizlenmesini zorlaştırarak daha fazla acıya neden olur.
Bunun yerine, yaralanmalarda yara üzeri temiz ve steril bir gazlı bez veya bulunamıyorsa temiz bir bez ile kapatılmalıdır. Bu materyaller yaraya yapışmaz ve enfeksiyon riskini en aza indirir. Bu nedenle, pamukla kapatmak doğru bir ilk yardım uygulaması değildir ve sorunun doğru cevabıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış (yani neden doğru ilk yardım adımları) olduğuna bakalım:
- a) Kanamanın durdurulması: Bu, yaralanmalarda en öncelikli ve hayat kurtarıcı adımdır. Ciddi kanamalar şoka ve ölüme yol açabilir. Bu yüzden yara üzerine temiz bir bezle baskı uygulayarak kanamayı kontrol altına almak esastır. Bu, doğru bir ilk yardım kuralıdır.
- b) Yara yerinin değerlendirilmesi: Yaraya müdahale etmeden önce ne tür bir yara olduğunu, içinde yabancı bir cisim olup olmadığını ve ne kadar derin olduğunu anlamak gerekir. Değerlendirme, doğru müdahaleyi belirlemek için kritik bir adımdır. Bu da doğru bir ilk yardım kuralıdır.
- d) Yaşam bulgularının kontrol edilmesi: Yaralının bilincinin açık olup olmadığı, nefes alıp almadığı gibi temel yaşam bulgularının kontrolü her ilk yardım durumunun temelidir. Bazen küçük bir yara, daha büyük bir iç sorunun (şok gibi) belirtisi olabilir. Bu nedenle yaşam bulgularını kontrol etmek hayati önem taşır ve doğru bir ilk yardım kuralıdır.
Özetle, kanamayı durdurmak, yarayı değerlendirmek ve yaşam bulgularını kontrol etmek yaralanmalarda uygulanması gereken temel ve doğru ilk yardım kurallarıdır. Ancak yaranın üzerine pamuk koymak, faydadan çok zarar getireceği için kesinlikle kaçınılması gereken yanlış bir uygulamadır.
Soru 6 |
Şişlik | |
Kızarma | |
İşlev kaybı | |
Hareket ile azalan ağrı |
Bu soruda, bir ilk yardım konusu olan burkulmanın belirtileri hakkındaki bilginiz ölçülmektedir. Soru, verilen seçeneklerden hangisinin bir burkulma belirtisi olmadığını bulmanızı istemektedir. Bu tür "değildir" ile biten olumsuz soru köklerine sınavlarda özellikle dikkat etmeniz gerekir.
Doğru cevap d) Hareket ile azalan ağrı seçeneğidir. Şimdi bunun neden doğru olduğunu ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu adım adım inceleyelim.
Doğru Cevabın Açıklaması (d seçeneği)
Burkulma, eklemi çevreleyen bağların anlık bir zorlanma ile gerilmesi veya yırtılmasıdır. Bu bir doku hasarıdır. Hasar görmüş bir dokuyu hareket ettirmek, o bölgedeki sinir uçlarını uyarır ve yırtılan bağlara daha fazla baskı uygular. Bu nedenle, burkulmuş bir eklemi hareket ettirmek ağrıyı azaltmaz, tam tersine şiddetlendirir. "Hareket ile azalan ağrı" ifadesi burkulmanın doğasına tamamen aykırıdır, bu yüzden bu bir burkulma belirtisi olamaz.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış? (Neden Burkulma Belirtileridir?)
-
a) Şişlik: Vücut, bir yaralanma olduğunda o bölgeyi onarmak ve korumak için kan ve sıvı akışını artırır. Burkulma anında hasar gören damarlardan sızan kan ve doku sıvısı, eklem çevresinde birikerek şişliğe neden olur. Bu, burkulmanın en temel ve gözle görülür belirtilerinden biridir.
-
b) Kızarma: Yaralanan bölgeye kan akışının artması, cildin yüzeyinin kırmızı bir renk almasına yol açar. Artan kan dolaşımı, bölgenin hem ısınmasına hem de kızarmasına neden olur. Bu da vücudun doğal bir savunma ve iyileşme mekanizmasıdır.
-
c) İşlev kaybı: Ağrı, şişlik ve eklemdeki hassasiyet nedeniyle, burkulan eklemi normal şekilde kullanmak zorlaşır veya imkansız hale gelir. Örneğin, burkulan bir ayak bileğinin üzerine basılamaz veya burkulan bir el bileği ile bir şey kavranamaz. Bu duruma işlev kaybı denir ve bu da tipik bir burkulma belirtisidir.
Özetle, bir burkulma durumunda şişlik, kızarma, işlev kaybı ve hareketle artan ağrı görülür. Soru bizden belirti olmayanı istediği için, bu durumun tam tersini ifade eden "hareket ile azalan ağrı" seçeneği doğru cevaptır.
Soru 7 |
İlaçla tedavi etmek | |
Durumun kötüleşmesini önlemek | |
Hayati tehlikeyi ortadan kaldırmak | |
Yaşamsal fonksiyonların sürdürülmesini sağlamak |
Bu soruda, ilk yardımın temel tanımını ve amaçlarını ne kadar iyi anladığınız ölçülmektedir. Soru, verilen seçeneklerden hangisinin ilk yardımın hedefleri arasında yer almadığını bulmanızı istiyor. Bu tür "değildir" ile biten sorularda, seçenekleri dikkatlice okumak ve ilk yardımın kapsamını düşünmek çok önemlidir.
Doğru cevap a) İlaçla tedavi etmek seçeneğidir. Çünkü ilk yardım, olay yerinde bulunan malzemelerle yapılan, ilaçsız ve geçici bir müdahaledir. İlaç vermek, teşhis koymak ve tedavi planlamak gibi eylemler tıbbi personelin (doktor, hemşire, paramedik) görevidir. İlk yardımcının yetkisi ve bilgisi ilaçla tedavi etmeye yetmez; yanlış bir ilaç vermek durumu daha da kötüleştirebilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış (yani ilk yardımın amaçları) olduğuna bakalım:
- b) Durumun kötüleşmesini önlemek: Bu, ilk yardımın temel amaçlarından biridir. Örneğin, kanayan bir yaraya baskı uygulamak kan kaybını azaltarak veya kırık bir kolu sabitlemek kemik uçlarının çevre dokulara daha fazla zarar vermesini engelleyerek yaralının durumunun daha kötüye gitmesini önler. Bu, profesyonel yardım gelene kadar durumu kontrol altında tutmayı hedefler.
- c) Hayati tehlikeyi ortadan kaldırmak: Bu, ilk yardımın en öncelikli amacıdır. Solunumu durmuş birine suni solunum yapmak veya kalbi durmuş birine kalp masajı uygulamak gibi müdahaleler, doğrudan kişinin hayatını kurtarmaya yöneliktir. İlk yardımda amaç, o anki en büyük tehlikeyi bertaraf etmektir.
- d) Yaşamsal fonksiyonların sürdürülmesini sağlamak: Bu amaç, bir önceki maddeyle çok yakından ilişkilidir. Solunum ve dolaşım gibi vücudun temel yaşamsal fonksiyonlarının devam etmesini sağlamayı ifade eder. Örneğin, bilinci kapalı bir yaralının solunum yolunu açık tutmak, onun nefes almaya devam etmesini sağlayarak yaşamsal fonksiyonlarını destekler.
Özetle, ilk yardımcı bir sağlık profesyoneli değildir ve bu nedenle ilaçla tedavi gibi tıbbi uygulamalar yapamaz. İlk yardımcının görevi, profesyonel tıbbi yardım (112 Acil Yardım) gelene kadar hayatı korumak, durumun kötüleşmesini engellemek ve iyileşmeyi kolaylaştırmak için temel ve ilaçsız müdahalelerde bulunmaktır.
Soru 8 |
Baş-boyun-gövde ekseni bozulmadan düz pozisyonda sürükleyerek | |
Kazazedenin gövdesini sağ omuza yerleştirip ağırlığı dizlere vererek | |
Omuzdan destek verip yürütmeye çalışarak | |
Kazazedeyi kucağa alıp ağırlığı yüklenerek |
Doğru Cevap: a) Baş-boyun-gövde ekseni bozulmadan düz pozisyonda sürükleyerek
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, omurilik yaralanması şüphesi olan bir kazazede için en güvenli taşıma yöntemini tarif etmesidir. Baş-boyun-gövde ekseni, vücudun bu üç bölümünün sanki tek bir katı sopa gibi, aynı hizada ve bükülmeden tutulması anlamına gelir. Kazazedeyi bu ekseni bozmadan, yerden destek alarak sürüklemek, vücutta tehlikeli bükülme ve dönme hareketlerini engelleyen tek yöntemdir. Özellikle olay yeri güvenli değilse (yangın, patlama tehlikesi vb.) ve tek bir ilk yardımcı varsa, bu acil taşıma tekniği hayat kurtarır.
Sürükleme yöntemi, kazazedenin ağırlığının büyük bir kısmının yerde kalmasını sağlar. Bu sayede ilk yardımcı, kazazedeyi kaldırmaya çalışırken oluşabilecek sarsıntıları ve eksen kaymalarını en aza indirir. Bu teknik, omurilikteki hasarın artmasını, kalıcı felce veya ölüme yol açmasını önlemeyi amaçlayan en temel ve kritik ilk yardım uygulamasıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Kazazedenin gövdesini sağ omuza yerleştirip ağırlığı dizlere vererek: Bu tarif edilen yöntem "itfaiyeci yöntemi" olarak bilinir. Bu yöntemde kazazedenin gövdesi bükülür ve ilk yardımcının omzuna alınır. Baş, boyun ve sırt ağrısı olan, omurilik yaralanması şüphesi taşıyan birine bu hareketin yapılması, omuriliğin kopmasına ve kazazedenin durumunun çok daha kötüleşmesine neden olabilir. Bu nedenle kesinlikle yanlıştır.
- c) Omuzdan destek verip yürütmeye çalışarak: Soruda kazazedenin "bacaklarını hareket ettiremediği" açıkça belirtilmiştir. Bu durum, felç başlangıcının bir göstergesidir. Yürüyemeyecek durumdaki birini yürütmeye çalışmak hem imkansızdır hem de omurgaya aşırı yük bindirerek mevcut yaralanmayı çok daha tehlikeli bir hale getirir.
- d) Kazazedeyi kucağa alıp ağırlığı yüklenerek: Kazazedeyi kucağa almak, vücudunun doğal olmayan bir şekilde bükülmesine (özellikle bel ve boyun kısmının) sebep olur. Baş-boyun-gövde ekseni tamamen bozulur. Bu hareket, tıpkı diğer yanlış seçenekler gibi, omurilik üzerinde geri döndürülemez hasarlara yol açma riski taşır ve kesinlikle uygulanmamalıdır.
Soru 9 |
Kasık iç kısmı | |
Kolun üst kısmı | |
Bacak dış kısmı | |
Karnın ön üst kısmı |
Doğru cevap a) Kasık iç kısmı seçeneğidir. Bunun temel nedeni, bacağa kan taşıyan ana atardamarın (femoral arter) bu bölgeden geçmesidir. Kasık iç kısmı, bu büyük atardamarın cilde en yakın olduğu ve altındaki kemiğe doğru bastırılarak kan akışının etkili bir şekilde kesilebildiği yerdir. Tıpkı bir bahçe hortumundan akan suyu kesmek için hortumun üzerine basmak gibi, kasık iç kısmına yapılan baskı da bacağa giden kanı önemli ölçüde azaltarak hayat kurtarıcı olabilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- b) Kolun üst kısmı: Bu bölge de bir basınç noktasıdır ancak kol ve el yaralanmalarındaki kanamaları kontrol etmek için kullanılır. Bacak yaralanması için tamamen yanlış bir bölgedir, çünkü bacağa giden kan dolaşımı üzerinde hiçbir etkisi yoktur.
- c) Bacak dış kısmı: Bacağın ana atardamarı iç kısımdan geçer. Bacağın dış kısmına basınç uygulamak, ana damara yeterli baskı yapmayacağı için kanamayı durdurmada etkisiz kalacaktır. Basınç, doğru damarın üzerine yapılmalıdır.
- d) Karnın ön üst kısmı: Bu bölgeye basınç uygulamak, bacağa giden kan akışını kontrol etmez ve iç organlara zarar verme riski taşır. Vücudun dolaşım sistemiyle ilgili olarak bacak kanaması için tamamen alakasız ve tehlikeli bir müdahaledir.
Özetle, ehliyet sınavında ve gerçek hayatta unutmamanız gereken en önemli bilgi şudur: Vücuttaki büyük kanamalarda, kanı durdurmak için yaralı bölge ile kalp arasındaki ana atardamar üzerine basınç uygulanır. Bacak için bu nokta, ana atardamarın geçtiği kasık iç kısmıdır.
Soru 10 |
İlk yardımcının kendi sağlığını riske sokması | |
İlk yardımcının kalkarken ağırlığı karın kaslarına vermesi | |
Kazazedenin mümkün olduğunca çok hareket ettirilmesi | |
Kazazedenin baş-boyun-gövde ekseni esas alınarak en az 6 destek noktasından kavranması |
Doğru cevap d) seçeneğidir. Çünkü bir kazazedeyi taşırken en önemli öncelik, mevcut yaralanmalarını kötüleştirmemektir. Özellikle omurga yaralanması şüphesi varsa, baş-boyun-gövde ekseninin düz bir hat şeklinde korunması hayati önem taşır. Vücudu en az 6 noktadan (baş/boyun, omuzlar, kalça, bacaklar gibi) destekleyerek kavramak ise, vücut ağırlığını dengeli bir şekilde dağıtır ve bu eksenin bozulmasını engelleyerek taşıma işlemini en güvenli hale getirir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) İlk yardımcının kendi sağlığını riske sokması: Bu, ilk yardımın temel kurallarına tamamen aykırıdır. İlk yardımcının ilk görevi, önce kendi güvenliğini ve olay yerinin güvenliğini sağlamaktır. Kendi sağlığını riske atan bir kişi, kazazedeye yardım edemeyeceği gibi kendisi de yardıma muhtaç bir duruma düşebilir.
- b) İlk yardımcının kalkarken ağırlığı karın kaslarına vermesi: Bu, yanlış bir kaldırma tekniğidir ve ilk yardımcının belini veya sırtını ciddi şekilde sakatlamasına neden olabilir. Doğru kaldırma tekniği; sırta düz tutarak, dizleri bükerek ve bacaklardaki büyük kas gruplarından güç alarak kalkmaktır. Ağırlık karın veya bel kaslarına değil, bacaklara verilmelidir.
- c) Kazazedenin mümkün olduğunca çok hareket ettirilmesi: Bu seçenek de son derece tehlikeli ve yanlıştır. Eğer olay yerinde yangın, patlama gibi acil bir tehlike yoksa, kazazede kesinlikle gereksiz yere hareket ettirilmemelidir. Her gereksiz hareket, özellikle tespit edilememiş bir omurga kırığı veya iç kanama varsa, durumu çok daha kötüleştirebilir ve kalıcı hasarlara yol açabilir.
Özetle, bir kazazedeyi taşırken temel amaç onu bir bütün olarak, vücut eksenini bozmadan ve en güvenli şekilde hareket ettirmektir. Bu da ancak baş-boyun-gövde hattını koruyarak ve vücudu birden çok noktadan destekleyerek mümkün olur. Bu nedenle d) seçeneği doğru ve hayat kurtaran bir kuraldır.
Soru 11 |
Yalnız I | |
I ve II | |
I ve III | |
I, II ve III |
Şimdi öncülleri tek tek inceleyelim:
- I- İyileşmeyi kolaylaştırmak: Bu, ilk yardımın temel amaçlarından biridir. Yapılan doğru müdahaleler (örneğin, bir kanamayı durdurmak, kırık bir kolu sabitlemek veya bir yanığı soğutmak), profesyonel tıbbi yardım gelene kadar yaralının durumunun kötüleşmesini engeller. Bu durum, hastaneye ulaştığında tedavi sürecini olumlu etkiler ve iyileşmeyi hızlandırır. Dolayısıyla bu öncül doğrudur.
- III- Yaşamın korunması ve sürdürülmesini sağlamak: Bu, ilk yardımın en öncelikli ve en temel amacıdır. İlk yardımcının ilk hedefi, kazazedenin hayati tehlikesini ortadan kaldırmak, solunum ve dolaşım gibi temel yaşam fonksiyonlarının devam etmesini sağlamaktır. Örneğin, suni solunum veya kalp masajı yapmak doğrudan bu amaca hizmet eder. Bu nedenle bu öncül de doğrudur.
II- Kazazedelerin özel yaşamlarıyla ilgilenmek: Bu ifade, ilk yardımın amaçları arasında kesinlikle yer almaz. İlk yardımcının görevi, tamamen tıbbi yardım sağlamak ve kazazedenin sağlığına odaklanmaktır. Kazazedenin kişisel, sosyal veya özel hayatı ile ilgili sorular sormak veya bu konularla ilgilenmek, hem etik değildir hem de ilk yardımcının görevi ve yetkisi dışındadır. Bu nedenle bu öncül yanlıştır.
Seçeneklerin Değerlendirilmesi:
- a) Yalnız I: Bu seçenek eksiktir. Çünkü ilk yardımın en temel amacı olan "yaşamın korunmasını" (III) göz ardı etmektedir.
- b) I ve II: Bu seçenek yanlıştır. Çünkü ilk yardımın amacıyla hiçbir ilgisi olmayan ve etik dışı olan "özel yaşamla ilgilenmek" (II) maddesini içermektedir.
- c) I ve III: Bu seçenek doğrudur. İlk yardımın iki temel ve doğru amacını, yani "iyileşmeyi kolaylaştırmak" (I) ve "yaşamın korunmasını sağlamak" (III) maddelerini bir araya getirmiştir.
- d) I, II ve III: Bu seçenek de yanlıştır. Doğru olan I ve III numaralı öncüllerin yanında, tamamen yanlış olan II numaralı öncülü de içerdiği için elenir.
Sonuç olarak, ilk yardımın temel amaçları hayatı korumak, mevcut durumun daha da kötüleşmesini önlemek ve bu sayede iyileşme sürecine katkıda bulunmaktır. Bu nedenle doğru cevap I ve III'ü içeren C seçeneğidir.
Soru 12 |
I. Solunum durması, yangın tehlikesi ve patlama gibi tehlikeli durumlarda,
II. Kazazedenin omuriliğine zarar vermeden araçtan çıkarılmasında kullanılır.
Verilenler için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
I. doğru, II. yanlış | |
I. yanlış, II. doğru | |
Her ikisi de doğru | |
Her ikisi de yanlış |
I. Öncülün Değerlendirilmesi: "Solunum durması, yangın tehlikesi ve patlama gibi tehlikeli durumlarda kullanılır."
Bu ifade doğrudur. İlk yardımın temel kuralı, eğer hayati bir tehlike yoksa kazazedeyi kesinlikle yerinden oynatmamaktır. Ancak Rentek manevrası, tam da bu kuralın istisnasını oluşturan acil durumlar için tasarlanmıştır. Eğer olay yerinde bir yangın, patlama riski varsa veya kazazedenin solunumu durmuşsa (ve temel yaşam desteği için düz bir zemine alınması gerekiyorsa), kazazedeyi hızla ve güvenli bir şekilde araçtan çıkarmak zorunlu hale gelir. Bu nedenle, Rentek manevrası bu gibi tehlikeli ve acil durumlarda başvurulan bir yöntemdir.
II. Öncülün Değerlendirilmesi: "Kazazedenin omuriliğine zarar vermeden araçtan çıkarılmasında kullanılır."
Bu ifade de doğrudur. Rentek manevrasının asıl amacı, kazazedeyi araçtan çıkarırken baş, boyun ve gövde eksenini mümkün olduğunca sabit tutmaktır. Trafik kazalarında en büyük risklerden biri, bilinçsizce yapılan bir taşıma sırasında omuriliğin zarar görmesi ve kişinin felç kalmasıdır. Rentek manevrası, ilk yardımcının kendi kollarını kullanarak kazazedenin boynunu ve omurgasını desteklemesini sağlar, böylece omuriliğe zarar verme riski en aza indirilerek güvenli bir tahliye gerçekleştirilir.
Sonuç ve Seçeneklerin Analizi:
Her iki öncül de Rentek manevrasının temel özelliklerini doğru bir şekilde açıklamaktadır. Birinci öncül manevranın "ne zaman" (uygulama koşullarını), ikinci öncül ise "ne amaçla" (uygulama hedefini) yapıldığını belirtir. Bu bilgiler ışığında seçenekleri değerlendirelim:
- a) I. doğru, II. yanlış: Bu seçenek yanlıştır, çünkü ikinci öncül de doğrudur.
- b) I. yanlış, II. doğru: Bu seçenek de yanlıştır, çünkü birinci öncül de doğrudur.
- c) Her ikisi de doğru: Her iki ifadenin de Rentek manevrasını doğru tanımladığı için bu seçenek doğru cevaptır.
- d) Her ikisi de yanlış: Bu seçenek tamamen yanlıştır, çünkü her iki bilgi de doğrudur.
Kısacası, Rentek manevrası, hem acil ve tehlikeli durumlarda hayat kurtarmak için başvurulan bir yöntemdir hem de bu işlem sırasında omuriliği korumayı amaçlayan özel bir tekniktir. Bu nedenle her iki ifade de doğrudur.
Soru 13 |
Bu sürücünün aşağıdakilerden hangisini yapması yanlıştır? Sağa sinyal vermesi | |
Yayaların geçişini beklemesi | |
Kavşağa yaklaşırken hızını düşürmesi | |
Yayaları ikaz ederek durdurup, seyrini sürdürmesi |
Bu soruda, bir kavşakta sağa dönmek isteyen bir araç sürücüsünün, yaya geçidinde bulunan bir yaya ile karşılaştığı durum ele alınmaktadır. Sorunun bizden istediği, sürücünün bu durumda yapması "yanlış" olan davranışı bulmaktır. Bu tür sorularda, trafik kurallarının en temel amacı olan can güvenliğini ve geçiş üstünlüğü kurallarını düşünmemiz gerekir.
Doğru cevap olan (d) seçeneği, trafik kurallarının en temel prensiplerinden birini ihlal ettiği için yanlıştır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, yaya geçitlerinde ve okul geçitlerinde geçiş önceliği her zaman yayalarındır. Sürücünün, korna veya selektör gibi bir ikazla yayayı durdurmaya çalışması ve yoluna devam etmesi, hem yasaktır hem de yayanın can güvenliğini tehlikeye atan son derece tehlikeli bir davranıştır. Unutulmamalıdır ki, trafikte en savunmasız olanlar yayalardır ve sürücüler onları korumakla yükümlüdür.
Diğer seçenekleri incelediğimizde, bunların sürücünün yapması gereken doğru davranışlar olduğunu görürüz.
- a) Sağa sinyal vermesi: Bu, bir sürücünün dönüş yapmadan önce niyetini diğer sürücülere ve yayalara bildirmesi için zorunlu ve doğru bir harekettir. Sinyal vermek, trafiğin öngörülebilir ve güvenli akmasını sağlar.
- c) Kavşağa yaklaşırken hızını düşürmesi: Bu da temel bir güvenlik kuralıdır. Sürücüler, kavşaklara, yaya geçitlerine ve dönüş yapacakları yerlere yaklaşırken kontrolü kaybetmemek ve olası tehlikelere karşı hazırlıklı olmak için hızlarını azaltmalıdır.
b) Yayaların geçişini beklemesi seçeneği ise (d) seçeneğinin tam tersi olup, sürücünün yasal ve ahlaki sorumluluğudur. Şekilde görüldüğü gibi yaya, geçiş hakkının kendisinde olduğu yaya geçidindedir. Bu durumda sürücü, yayanın karşıya güvenli bir şekilde geçişini tamamlamasını beklemek zorundadır. Bu, "yaya önceliği" kuralının doğrudan bir uygulamasıdır.
Özetle, bu soru sürücülerin yaya önceliği kuralına ne kadar hakim olduğunu ölçmektedir. Bir sürücü, yaya geçidindeki bir yayaya yol vermekle yükümlüdür; onu ikaz ederek kendi geçişini sağlamaya çalışması kabul edilemez bir hatadır. Bu nedenle, yapılması "yanlış" olan davranış (d) seçeneğinde belirtilmiştir.
Soru 14 |
Yalnız I | |
Ive II | |
II ve III | |
I, IIve III |
- I- Korkutmak veya şaşırtmak: Bir sürücünün başka bir sürücüyü veya yayayı kasten korkutması (örneğin, aniden korna çalması, üzerine doğru hızla sürmesi) veya şaşırtması (örneğin, sinyal vermeden ani manevra yapması) ciddi bir tehlike oluşturur. Panikleyen bir yaya veya sürücü, yanlış bir hamle yaparak kazaya neden olabilir. Bu davranış, hem kişinin can güvenliğini hiçe saydığı için tedbirsiz, hem de diğer yol kullanıcılarının huzurunu bozduğu için saygısızdır.
- II- Su, çamur ve benzerlerini sıçratmak, atmak ve dökmek: Yağmurlu bir havada bir su birikintisinden hızla geçerek yayaların üzerine su sıçratmak, yaygın bir saygısızlık örneğidir. Bu durum, yayayı ıslatmanın ötesinde, ani bir irkilmeyle yola doğru adım atmasına veya kayıp düşmesine neden olabilir. Dolayısıyla bu eylem, hem yayaya karşı düşüncesiz olduğu için saygısız, hem de olası bir kazaya zemin hazırladığı için tedbirsiz bir davranıştır.
- III- Keyfi davranışlarda bulunmak suretiyle yaya veya araç trafiğini tehlikeye düşürmek: "Keyfi davranışlar" ifadesi, hiçbir zorunluluk olmadan, sırf kendi isteğiyle yapılan kuralsız hareketleri tanımlar. Örneğin, slalom yaparak araçların arasından geçmek, ani ve gereksiz fren yapmak (brake-checking) veya yayaların üzerine tehlikeli bir şekilde araç sürmek bu kapsama girer. Bu madde, tanımı gereği hem trafiği tehlikeye düşüren (tedbirsiz) hem de diğer insanların haklarını hiçe sayan (saygısız) bir davranıştır.
Doğru Cevabın Değerlendirilmesi:
Yukarıdaki analizde gördüğümüz gibi, verilen üç maddenin tamamı da "kişilere zarar verecek tedbirsiz ve saygısız davranışlar" tanımına uymaktadır. Her üç davranış da hem trafik güvenliğini tehlikeye atar hem de diğer insanlara karşı gösterilmesi gereken temel saygı kurallarını ihlal eder. Bu nedenle, doğru cevap üç maddeyi de içeren seçenek olmalıdır.
d) I, II ve III seçeneği, her üç davranışın da bu kategoriye girdiğini belirttiği için doğru cevaptır.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğuna Gelince:
- a) Yalnız I: Bu seçenek yanlıştır, çünkü II ve III numaralı davranışlar da açıkça tedbirsiz ve saygısızdır. Cevap eksiktir.
- b) I ve II: Bu seçenek de yanlıştır. III numaralı maddede belirtilen "keyfi davranışlarla trafiği tehlikeye düşürmek" en bariz tedbirsiz ve saygısız davranışlardan biridir. Bu seçeneğin III'ü dışarıda bırakması onu eksik kılar.
- c) II ve III: Bu seçenek de eksik bir cevaptır. I numaralı maddedeki "korkutmak veya şaşırtmak" eylemi, ani panik ve kazalara yol açabilecek çok tehlikeli bir davranıştır ve kesinlikle bu kapsama girer.
Özetle, iyi bir sürücü sadece aracını teknik olarak iyi kullanan değil, aynı zamanda trafikteki diğer tüm unsurlara (yayalar, diğer sürücüler) karşı sorumlu, saygılı ve öngörülü davranan kişidir. Bu soru, tam olarak bu farkındalığı ölçmeyi amaçlamaktadır.
Soru 15 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap: D Seçeneği
D seçeneğindeki görselde trafik görevlisi, elindeki ışıklı işaret çubuğunu başının üzerinden geçirerek geniş bir yay (U şeklinde bir kavis) çizmektedir. Bu hareket, trafiğin tüm yönlerden durması gerektiğini bildiren genel bir "DUR" işaretidir. Bu işaret, genellikle bir kavşakta tüm trafiği aynı anda durdurmak veya acil bir durum nedeniyle yolu tamamen kapatmak için kullanılır ve tüm sürücüler için en net durma emridir.
Diğer Seçeneklerin Açıklamaları
- A Seçeneği: Bu görselde görevli, ışıklı çubuğu vücudunun önünde, aşağı ve yukarı doğru sallamaktadır. Bu hareket, trafiğin akışını yönlendirmek için kullanılır ve "GEÇ" veya "HIZLAN" anlamına gelir. Sürücüye yolun açık olduğunu ve ilerlemesi gerektiğini bildirir, bu nedenle "dur" işaretinin tam tersidir.
- B Seçeneği: Bu görselde görevli, kolunu yana doğru dümdüz uzatmış ve ışıklı çubuğu sabit bir şekilde tutmaktadır. Bu işaret de bir "dur" komutudur ancak sadece kolun işaret ettiği yönden gelen trafiğin durması gerektiğini belirtir. D seçeneğindeki gibi genel bir dur emri değil, yönlü bir dur emridir. Soruda genel "dur" işareti sorulduğu için en kapsayıcı ve doğru cevap D seçeneğidir.
- C Seçeneği: Bu görselde ise görevli, ışıklı çubuğu yere doğru eğik bir şekilde tutarak dairesel bir hareket yapmaktadır. Bu işaret, sürücülere hızlarını düşürmeleri gerektiğini bildiren "YAVAŞLA" talimatıdır. Trafiğin durmasını değil, kontrollü bir şekilde yavaşlamasını ister.
Özetle, D seçeneğindeki hareket, geceleyin bir trafik görevlisinin tüm sürücülere verdiği en kesin ve genel "DUR" komutudur. Diğer seçenekler ise "Geç", "Yönlü Dur" ve "Yavaşla" gibi farklı talimatları ifade etmektedir. Bu işaretleri doğru bir şekilde öğrenmek, ehliyet sınavında başarılı olmanızın yanı sıra trafikte güvenli bir sürüş için de zorunludur.
Soru 16 |
Üzerinde teknik değişiklik yapıldığında | |
Sürücüsü veya işleticisi değiştiğinde | |
Motoru bakımdan geçirildiğinde | |
Sahibi değiştiğinde |
Doğru Cevap: a) Üzerinde teknik değişiklik yapıldığında
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, bir araç üzerinde yapılan teknik değişikliklerin, aracın fabrika çıkışı orijinal özelliklerini ve güvenlik standartlarını değiştirmesidir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, aracın renginin değiştirilmesi, motor veya şasi değişikliği, LPG sistemi takılması veya sökülmesi, çeki demiri eklenmesi gibi aracın kimliğini ve niteliğini etkileyen her türlü tadilat sonrası, bu değişikliğin yasal ve güvenli olduğunun tescil edilmesi gerekir. Bu tescil işlemi için de aracın "Tadilat Sonrası Muayene" olarak bilinen özel bir muayeneden geçmesi ve onay alması zorunludur.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- b) Sürücüsü veya işleticisi değiştiğinde: Bu seçenek yanlıştır. Aracın sürücüsünün veya işleticisinin (örneğin bir şirketin) değişmesi, aracın fiziksel veya teknik yapısıyla ilgili bir durum değildir. Bu, tamamen idari bir değişikliktir ve aracın yeniden muayeneye girmesini gerektirmez. Aracın güvenliği, onu kimin kullandığından bağımsızdır.
- c) Motoru bakımdan geçirildiğinde: Bu seçenek de yanlıştır çünkü "bakım" ile "teknik değişiklik" arasında önemli bir fark vardır. Motor bakımı, yağın değiştirilmesi, filtrelerin yenilenmesi, bujilerin kontrolü gibi aracın mevcut durumunu korumaya ve performansını iyileştirmeye yönelik rutin işlemlerdir. Bu işlemler aracın tescil edilmiş özelliklerini değiştirmez, bu nedenle özel bir muayene gerektirmezler. Ancak motor tamamen farklı bir modelle değiştirilseydi, bu bir teknik değişiklik olur ve muayene zorunlu hale gelirdi.
- d) Sahibi değiştiğinde: Bu seçenek de yanlıştır. Aracın satılması ve el değiştirmesi, noter kanalıyla yapılan hukuki bir işlemdir. Bir aracın satılabilmesi için geçerli bir muayenesinin olması şarttır, ancak satış işleminin kendisi, süresi devam eden muayeneyi geçersiz kılmaz veya yeni bir muayene zorunluluğu doğurmaz. Yeni sahibi, aracın mevcut muayene süresi dolana kadar aracı kullanmaya devam edebilir.
Özetle, bir aracın periyodik muayene süresi dolmadan özel muayeneye girmesini zorunlu kılan tek durum, onun tescil belgesinde (ruhsat) yer alan bilgilerini etkileyen, yani aracın yapısını veya niteliğini değiştiren teknik bir değişiklik yapılmasıdır.
Soru 17 |
Takip mesafesi kuralına uyulmaması | |
Takip mesafesi kuralına uyulmaması Görüş mesafesinin kötü olması | |
Öndeki aracın durması | |
Havanın yağışlı olması |
Doğru Cevap: a) Takip mesafesi kuralına uyulmaması
Takip mesafesi, bir aracın önündeki araçla arasında bırakması gereken güvenli boşluktur. Bu mesafe, sürücünün önündeki aracın ani bir manevra yapması veya durması durumunda tehlikeyi fark etmesi, tepki vermesi ve güvenli bir şekilde durabilmesi için hayati önem taşır. Eğer bir sürücü bu kurala uymaz ve öndeki araca çok yakın seyrederse ("tampon tampona gitmek" olarak da bilinir), acil bir durumda fren yapmak için yeterli zamanı ve mesafesi kalmaz. Bu durum, arkadan çarpma kazalarının en temel ve doğrudan sebebidir.
Trafik kurallarına göre takip mesafesi, aracın hızının kilometre cinsinden en az yarısı kadar metre olmalıdır (örneğin, 100 km/s hızla giden bir araç için 50 metre). Hava ve yol şartları kötüyse bu mesafe daha da artırılmalıdır. Bu kurala uyulduğunda, öndeki araç aniden dursa bile arkadaki sürücünün güvenle durabilmesi için yeterli pay bırakılmış olur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- c) Öndeki aracın durması: Bu bir sebep değil, bir durum veya sonuçtur. Trafiğin doğal akışında araçların durması, yavaşlaması veya ani fren yapması son derece normal ve beklenen bir olaydır. Arkadaki sürücünün görevi, bu tür durumlara her an hazırlıklı olmak ve bunu sağlayacak güvenli mesafeyi en başından korumaktır. Kazanın nedeni öndeki aracın durması değil, arkadaki aracın duramamasıdır.
- b) Görüş mesafesinin kötü olması ve d) Havanın yağışlı olması: Bu iki seçenek, kazaya zemin hazırlayan risk artırıcı faktörlerdir, ancak kazanın en önemli sebebi değillerdir. Sürücülükte temel prensip, sürüşü yol, trafik ve hava şartlarına göre adapte etmektir. Yağışlı havada fren mesafesi uzar, sisli veya karanlık havada görüş düşer. Sorumlu bir sürücü bu gibi durumlarda zaten hızını düşürmeli ve en önemlisi takip mesafesini normalden daha fazla artırmalıdır. Eğer sürücü bunu yapmaz ve kaza meydana gelirse, kazanın kök nedeni yine takip mesafesi kuralını ihlal etmesi olur.
Özetle, arkadan çarpma kazaları neredeyse her zaman önlenebilir kazalardır ve sorumluluk büyük ölçüde arkadaki sürücüye aittir. Diğer tüm etkenler (hava durumu, öndeki aracın ani freni vb.) sürücünün kontrol etmesi ve uyum sağlaması gereken değişkenlerdir. Bu uyumu sağlayan en temel ve en önemli kural ise güvenli takip mesafesini her koşulda korumaktır.
Soru 18 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru cevap d) seçeneğidir. Kırmızı çerçeveli, beyaz zeminli ve üzerinde siyah rakamlar bulunan dairesel levhalar, bir yasağı veya sınırlamayı bildirir. Bu levha, "Azami Hız Sınırlaması" levhasıdır ve sürücülerin bu yolda saatte 70 kilometreyi geçmemesi gerektiğini belirtir. Bu kural, yol ve trafik güvenliğini sağlamak amacıyla konulmuştur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) seçeneği: Bu levha, mavi zeminli ve beyaz rakamlıdır. Bu levha "Mecburi Asgari Hız" levhasıdır ve azami hızın tam tersi bir anlama gelir. Sürücülerin bu yolda, trafik koşulları elverdiği sürece, saatte 70 kilometreden daha yavaş gitmemeleri gerektiğini ifade eder. Amaç, trafiğin akıcılığını korumaktır.
- b) seçeneği: Bu levha ise "Mecburi Asgari Hız Sonu" anlamındadır. Mavi levhanın üzerindeki kırmızı çapraz çizgi, bir zorunluluğun sona erdiğini gösterir. Bu levhayı gördükten sonra, daha önce belirtilen asgari hız sınırına uyma zorunluluğunuz ortadan kalkar. Artık yolun standart hız kurallarına göre daha yavaş da sürebilirsiniz.
- c) seçeneği: Bu levha, "Hız Sınırlaması Sonu" levhasıdır. Üzerindeki siyah çapraz çizgiler, daha önce konulmuş olan bir hız sınırlamasının (örneğin d seçeneğindeki levhanın) artık geçerli olmadığını belirtir. Bu levhadan sonra, o yol türü için belirlenmiş olan yasal hız limitlerine (örneğin, yerleşim yeri içi, bölünmüş yol vb.) geri dönülür.
Özetle, kırmızı daireli levhalar genellikle bir yasağı ("yapma"), mavi daireli levhalar ise bir zorunluluğu ("yap") belirtir. Üzerlerindeki çapraz çizgiler ise bu yasak veya zorunluluğun sona erdiğini gösterir. Bu nedenle, en yüksek hızı sınırlayan levha kırmızı daireli olan d) seçeneğidir.
Soru 19 |
30 | |
40 | |
50 | |
60 |
Bu soruda, bir aracın teknik özelliklerinde yapılan önemli bir değişikliğin, yani LPG sistemi takılmasının, yasal olarak ne kadar sürede resmi kayıtlara işlenmesi gerektiği sorulmaktadır. Bu, sürücü adayının araç tescil işlemleriyle ilgili yasal sorumluluklarını bilip bilmediğini ölçen bir sorudur. Aracınızda yaptığınız her değişiklik yasalara uygun olmalı ve zamanında bildirilmelidir.
Doğru Cevap: a) 30 gün
Doğru cevap a) 30 gün seçeneğidir. Türkiye'deki Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, araçta yapılan ve tescil kayıtlarını etkileyen her türlü teknik değişiklik (renk değişikliği, motor değişikliği, yakıt sistemi değişikliği vb.), yapıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde tescil kuruluşuna bildirilmek zorundadır. LPG montajı, aracın yakıt sistemini temelden değiştiren önemli bir teknik değişiklik olduğu için bu kurala tabidir ve ruhsata işlenmesi gerekir.
Bu sürecin adımlarını daha iyi anlamak için şu şekilde özetleyebiliriz:
- Montaj: Yetkili bir serviste aracınıza LPG sistemi takılır ve size "montaj tespit raporu" gibi gerekli belgeler verilir.
- Muayene: Bu belgelerle birlikte TÜVTÜRK muayene istasyonuna giderek aracınız için "Tadilat Muayenesi" yaptırırsınız.
- Tescil (Bildirim): Muayeneden başarıyla geçtikten sonra, elinizdeki tüm belgelerle birlikte herhangi bir notere başvurarak bu değişikliği aracınızın tescil belgesine, yani ruhsatına işletirsiniz. İşte bu son adım için size tanınan yasal süre 30 gündür.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer seçenekler olan b) 40 gün, c) 50 gün ve d) 60 gün ise tamamen yanlıştır. Trafik mevzuatındaki süreler net ve kesindir; yoruma veya esnekliğe açık değildir. Kanun koyucu bu işlem için süreyi bir ay, yani 30 gün olarak belirlemiştir. Bu nedenle diğer şıklardaki daha uzun süreler, sürücü adaylarını yanıltmak için verilmiş çeldirici cevaplardır.
Özetle, aracınıza LPG taktırmak gibi önemli bir değişiklik yaptığınızda, bunu resmiyete dökmeniz için size tanınan yasal süre tam olarak bir aydır. Bu süreyi kaçırmanız durumunda trafik çevirmelerinde idari para cezası ile karşılaşabilir ve aracınızın bir sonraki periyodik muayenesinde ağır kusurlu sayılarak sorun yaşayabilirsiniz. Bu nedenle, 30 gün kuralını unutmamanız hem yasal sorumluluğunuzu yerine getirmeniz hem de ileride sorun yaşamamanız için çok önemlidir.
Soru 20 |

Yalnız 4 | |
1 ve 7 | |
1, 3 ve 6 | |
2, 6 ve 7 |
Doğru Cevabın Açıklaması (a - Yalnız 4)
Şekli dikkatle incelediğimizde, 4 numaralı aracın sollama yapmak için karşı şeride geçtiğini görüyoruz. Ancak bu geçişi yaptığı yerdeki yol çizgisi düz devamlı bir çizgidir. Trafik kurallarına göre, düz devamlı yol çizgisi bir "duvar" niteliğindedir ve bu çizginin bulunduğu yerlerde şerit değiştirmek, özellikle de sollama yapmak kesinlikle yasaktır. Karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şeride veya yol bölümüne girmek, Karayolları Trafik Kanunu'nda sayılan asli kusur hâllerinden en önemlilerinden biridir. Bu nedenle 4 numaralı araç sürücüsü, asli kusurlu bir davranış sergilemektedir.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
- 1 ve 3 Numaralı Araçlar: 1 numaralı araç, sağ şeritten kurallara uygun bir şekilde sağa dönüş yapmaktadır. 3 numaralı araç ise sola dönüş yapmak için kavşak içinde, karşıdan gelen 2 numaralı araca yol vermek üzere beklemektedir. Her iki aracın da yaptığı manevralarda herhangi bir kural ihlali veya asli kusur durumu yoktur.
- 6 ve 7 Numaralı Araçlar: Bu araçların sürücüleri birer kural ihlali yapmaktadır. 6 numaralı araç, sol şeride geçmeden sağ şeritten sola dönmeye çalışmaktadır. 7 numaralı araç ise sağ şeride geçmeden sol şeritten sağa dönmeye çalışmaktadır. Bu durum, "dönüş manevralarını yanlış yapmak" olarak adlandırılan bir kural ihlalidir ve tehlikelidir. Ancak bu ihlal, kanunda spesifik olarak "asli kusur" listesinde yer alan "karşı yöne girmek" veya "kırmızı ışıkta geçmek" gibi ağır bir kusur olarak sayılmaz. Bu sebeple 6 ve 7 numaralı araçların yaptığı hatalar asli kusur değildir.
Sonuç olarak, seçenekler arasında yer alan araçlardan sadece 4 numaralı aracın yaptığı "düz çizgiyi ihlal ederek karşı şeride geçmek" eylemi, kanunen net bir şekilde asli kusur olarak tanımlanmıştır. Diğer araçların ya bir kusuru yoktur (1, 2, 3) ya da yaptıkları hata asli kusur kategorisine girmemektedir (6, 7). Bu nedenle doğru cevap "Yalnız 4" tür.
Soru 21 |

Açılan köprü | |
Sola tehlikeli viraj | |
Soldan daralan kaplama | |
Sola tehlikeli devamlı viraj |
Bu soruda, sürücülere sunulan bir trafik tehlike uyarı işaretinin ne anlama geldiği sorulmaktadır. Trafik işaret levhaları, sürücüleri yol ve trafik durumu hakkında bilgilendirmek, uyarmak ve yönlendirmek için kullanılır. Bu levhanın üçgen şeklinde ve kırmızı çerçeveli olması, onun bir "Tehlike Uyarı İşareti" olduğunu gösterir; yani ileride dikkat edilmesi gereken bir durum olduğu anlamına gelir.
Doğru Cevap: b) Sola tehlikeli viraj
Levhanın içindeki sembol, tehlikenin ne olduğunu açıklar. Bu levhada sola doğru keskin bir dönüş yapan bir ok bulunmaktadır. Bu ok, ileride tek bir tehlikeli viraj olduğunu ve bu virajın sola doğru olduğunu belirtir. Bu işareti gören sürücü, hızını düşürmeli, vites küçültmeli ve viraja kontrollü bir şekilde girmeye hazırlanmalıdır. Bu nedenle "Sola tehlikeli viraj" seçeneği doğru cevaptır.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi
- a) Açılan köprü: Bu seçenek yanlıştır. Açılan köprü işaret levhasında, iki yana doğru açılan bir köprü figürü bulunur. Görseldeki işaretle hiçbir ilgisi yoktur.
- c) Soldan daralan kaplama: Bu seçenek de yanlıştır. Soldan daralan kaplama (yol) işaretinde, yolun sol taraftan daraldığını gösteren düz bir çizgi ve ona doğru eğimlenen bir başka çizgi bulunur. Bu işaret, şerit sayısının azalabileceğini veya yolun fiziksel olarak daralacağını belirtir.
- d) Sola tehlikeli devamlı viraj: Bu seçenek, en çok karıştırılan şıktır ancak yanlıştır. "Devamlı virajlar" ifadesi, art arda gelen birden fazla virajı, yani bir virajlar serisini (S çizerek) anlatır. Sola tehlikeli devamlı viraj levhasında, sola doğru başlayan ve kıvrılarak devam eden (S harfine benzer) bir ok sembolü bulunur. Sorudaki görsel ise tek bir virajı gösterdiği için bu seçenek doğru değildir.
Özetle, soruda gösterilen trafik işareti, ileride tek bir keskin sol dönüş olduğunu bildirmektedir. Bu tanıma en uygun ve doğru olan seçenek "Sola tehlikeli viraj"dır. Sürücülerin bu işareti gördüklerinde hızlarını azaltarak güvenli bir sürüş için hazırlık yapmaları hayati önem taşır.
Soru 22 |
Taşıma sınırının üstünde yolcu alınmışsa | |
Taşıma sınırının üstünde yük yüklenmişse | |
Uyuşturucu madde alarak araç kullanıyorsa | |
Araca zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmamışsa |
Doğru Cevap: c) Uyuşturucu madde alarak araç kullanıyorsa
Doğru cevabın 'c' şıkkı olmasının sebebi, uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisindeyken araç kullanmanın, sürücünün algı, muhakeme ve reaksiyon yeteneklerini doğrudan ve tehlikeli bir şekilde ortadan kaldırmasıdır. Bu durum, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda hem sürücünün kendi canı hem de trafikteki diğer herkesin canı için doğrudan bir tehdit oluşturur. Bu nedenle, trafik güvenliğini sağlamakla görevli olan kolluk kuvvetleri, bu durumdaki bir sürücüyü derhal araç kullanmaktan men eder, yani o an itibarıyla direksiyon başından alarak aracı sürmesini engeller. Bu, kamu güvenliği için alınan en acil ve en kesin önlemdir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi
- a) Taşıma sınırının üstünde yolcu alınmışsa: Bu durum bir kural ihlalidir ve para cezası uygulanır. Sürücüden, fazla yolcuları en yakın güvenli noktada indirmesi istenir. Fazla yolcular indirildikten sonra, sürücü yasal sınırlara uyduğu için aracını kullanmaya devam edebilir. Sürücünün şahsı araç kullanmaktan men edilmez, sadece aracın durumu yasaya uygun hale getirilir.
- b) Taşıma sınırının üstünde yük yüklenmişse: Tıpkı fazla yolcu durumunda olduğu gibi, bu da bir ihlaldir ve para cezası gerektirir. Sürücüden, fazla yükü boşaltarak yasal sınırlara inmesi talep edilir. Yük, yasal sınırlara çekildikten sonra sürücü yoluna devam edebilir. Burada da men edilen sürücünün kendisi değil, aracın o anki usulsüz durumudur.
- d) Araca zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmamışsa: Bu durum, sürücünün şahsıyla değil, aracın tescili ve yasal yükümlülükleri ile ilgilidir. Sigortası olmayan bir araç tespit edildiğinde, sürücüye para cezası yazılır ve araç trafikten men edilir. Bu çok önemli bir ayrımdır; sürücü değil, aracın kendisi trafikten çekilir ve bir otoparka götürülür. Sürücü, yasal olarak ehliyeti olduğu sürece sigortası olan başka bir aracı kullanabilir. Dolayısıyla, men edilen sürücü değil, araçtır.
Özetle, seçenekler arasında sürücünün bilincini, yeteneklerini ve araç kullanma ehliyetini doğrudan etkileyen tek durum uyuşturucu madde kullanımıdır. Diğer seçenekler aracın durumuyla (yük, yolcu, sigorta) ilgili olup, bu durumlar düzeltildiğinde veya araç trafikten çekildiğinde sürücünün sürüşüne başka bir araçla devam etmesine engel bir durum yoktur. Ancak uyuşturucu madde etkisindeki bir sürücü, hiçbir aracı kullanamaz ve bu nedenle doğrudan "araç kullanmaktan men edilir".
Soru 23 |
Şekildeki kavşakta; ileriye yeşil, sola kırmızı ve sağa yeşil oklu ışık yanmaktadır.
Buna göre hangi numaralı şeritteki araçlar yollarına devam edebilir?
Yalnız 2 | |
1 ve 2 | |
1 ve 3 | |
2 ve 3 |
Bu soruda, şekildeki kavşakta bulunan trafik ışıklarının durumuna göre hangi numaralı şeritlerdeki araçların yollarına devam etme hakkına sahip olduğu sorulmaktadır. Doğru cevabı bulmak için her bir aracın bulunduğu şeridi, gitmek istediği yönü ve o yöne hitap eden trafik ışığının ne anlama geldiğini dikkatlice analiz etmemiz gerekir.
Soruda verilen bilgilere göre kavşaktaki ışıkların durumu şöyledir:
- İleriye: Yeşil ışık yanıyor.
- Sola: Kırmızı ışık yanıyor.
- Sağa: Yeşil oklu ışık yanıyor.
Şimdi bu bilgilere göre her bir aracı tek tek inceleyelim:
- 1 Numaralı Araç: Bu araç en sol şeritte bulunmaktadır ve bu şerit sola dönüş yapmak isteyen araçlar içindir. Soru metninde sola dönüşler için kırmızı ışığın yandığı açıkça belirtilmiştir. Trafik kurallarına göre kırmızı ışık "Dur" anlamına geldiği için 1 numaralı araç kesinlikle beklemek zorundadır ve yoluna devam edemez.
- 2 Numaralı Araç: Bu araç orta şerittedir ve şeridin konumu düz gitmek içindir. Kavşakta ileri yönde gidecek sürücüler için yeşil ışık yanmaktadır. Yeşil ışık, yolun o yönde trafiğe açık olduğunu ve sürücülerin kontrollü bir şekilde geçiş yapabileceğini belirttiği için 2 numaralı araç yoluna devam edebilir.
- 3 Numaralı Araç: Bu araç en sağ şeritte yer almaktadır ve sağa dönüş yapmak için konumlanmıştır. Soruda, sağa dönüşler için yeşil oklu ışığın yandığı bilgisi verilmiştir. Yeşil oklu ışık, diğer ışıkların durumuna bakılmaksızın, okun gösterdiği yöne (bu durumda sağa) dönüşün serbest olduğunu ifade eder. Bu nedenle, 3 numaralı araç da güvenli bir şekilde sağa dönüş yapabilir.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
Yaptığımız analize göre, 2 numaralı araç (düz gittiği için) ve 3 numaralı araç (sağa döndüğü için) kendilerine yanan yeşil ışıklar sayesinde yollarına devam edebilirler. 1 numaralı araç ise sola yanan kırmızı ışık nedeniyle durmak zorundadır. Bu durumda, geçiş hakkı olan araçlar 2 ve 3'tür.
- a) Yalnız 2: Bu seçenek yanlıştır, çünkü sağa yanan yeşil oklu ışık sayesinde 3 numaralı aracın da geçiş hakkı vardır.
- b) 1 ve 2: Bu seçenek yanlıştır. 2 numaralı araç geçebilse de, 1 numaralı araç kırmızı ışıkta beklemek zorunda olduğu için geçemez.
- c) 1 ve 3: Bu seçenek de yanlıştır. 3 numaralı aracın geçiş hakkı bulunsa da, 1 numaralı araç kırmızı ışıktan dolayı durmalıdır.
- d) 2 ve 3: Bu seçenek doğrudur. Hem düz giden 2 numaralı araç hem de sağa dönen 3 numaralı araç için trafik ışığı geçiş izni vermektedir.
Soru 24 |

Banketten gitmeli | |
Takip mesafesini artırmalı | |
Hızını artırarak öndeki aracı geçmeli | |
Acil uyarı ışıklarını yakarak derhâl durmalı |
Doğru Cevap: b) Takip mesafesini artırmalı
Kaygan bir yolda, aracın fren mesafesi normal bir yola göre belirgin şekilde uzar. Çünkü tekerlekler ile yol arasındaki sürtünme azalmıştır ve aracı durdurmak daha fazla zaman ve mesafe gerektirir. Bu durumda, öndeki araçla aranızdaki takip mesafesini artırmak hayati önem taşır. Öndeki aracın ani bir fren yapması durumunda, size güvenli bir şekilde yavaşlamak ve durmak için yeterli zamanı ve mesafeyi tanıyacaktır.
Diğer Şıkların İncelenmesi:
- a) Banketten gitmeli: Banket, yolun kenarında bulunan ve genellikle acil durumlar için ayrılmış kısımdır. Trafik akışı için tasarlanmamıştır ve yüzeyi daha da bozuk veya kaygan olabilir. Kaygan yolda banketten gitmek, aracın kontrolünü kaybetme riskini daha da artıracağı için kesinlikle yanlış ve tehlikeli bir davranıştır.
- c) Hızını artırarak öndeki aracı geçmeli: Bu, yapılabilecek en tehlikeli hareketlerden biridir. Kaygan bir yolda hız artırmak, aracın yol tutuşunu daha da azaltır ve savrulma riskini en üst düzeye çıkarır. Öndeki aracı geçmek (sollama yapmak) gibi ani manevralardan bu tür yol koşullarında kesinlikle kaçınılmalıdır. Aksine, hız azaltılmalıdır.
- d) Acil uyarı ışıklarını yakarak derhâl durmalı: Acil uyarı ışıkları (dörtlüler), aracınız arızalandığında veya yolda bir tehlike oluşturacak şekilde durmak zorunda kaldığınızda kullanılır. Sadece bir uyarı levhası gördüğünüz için aniden durmak, arkanızdan gelen trafiğin size çarpmasına neden olabilir. Bu levha "ileride dikkatli ol" anlamına gelir, "hemen dur" anlamına gelmez.
Özetle, kaygan yol levhasını gören bir sürücünün yapması gereken en temel ve güvenli hareketler; hızını azaltmak, ani direksiyon hareketlerinden ve sert frenlerden kaçınmak ve en önemlisi, olası tehlikelere karşı hazırlıklı olmak için öndeki araçla arasındaki takip mesafesini artırmaktır.
Soru 25 |
Sürücü belgesi | |
Araç bakım kartı | |
Araç tescil belgesi | |
Nüfus hüviyet cüzdanı |
Bu soruda, bir trafik denetimi sırasında trafik polisinin sizden istemesi durumunda göstermekle yükümlü olduğunuz belgelerin hangileri olduğunu bilmeniz istenmektedir. Soru, bu zorunlu belgeler arasında olmayanı bulmanızı amaçlamaktadır. Bu nedenle, seçenekleri değerlendirirken hangisinin yasal bir zorunluluk olmadığını düşünmelisiniz.
Doğru cevap "b) Araç bakım kartı" seçeneğidir. Araç bakım kartı, aracınızın periyodik bakımlarının (yağ değişimi, filtre değişimi vb.) ne zaman ve nerede yapıldığını gösteren bir servis kaydıdır. Bu belge, aracın sağlığı ve ikinci el değeri için önemli olsa da, yasal bir belge niteliği taşımaz ve trafik denetimlerinde ibraz edilmesi zorunlu değildir.
Trafik denetim görevlileri, sizin sürücü olarak yetkinliğinizi ve aracın trafiğe çıkmaya uygun olup olmadığını denetler. Araç bakım kartı, bu denetimin bir parçası değildir. Bu nedenle, polis sizden bu kartı yasal olarak talep edemez ve siz de göstermek zorunda değilsiniz.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu, yani neden ibraz edilmesi zorunlu belgeler olduğunu inceleyelim:
- a) Sürücü belgesi: Bu, bir aracı yasal olarak kullanabileceğinizi kanıtlayan en temel belgedir. Trafik denetiminde görevlilerin ilk isteyeceği belgedir ve yanınızda bulundurmanız ve istendiğinde göstermeniz kanunen zorunludur.
- c) Araç tescil belgesi: Genellikle "ruhsat" olarak bilinen bu belge, aracın kimliğidir. Aracın kime ait olduğunu, motor ve şasi numarası gibi teknik bilgilerini içerir. Tescil belgesini araçta bulundurmak ve denetimlerde beyan etmek yasal bir yükümlülüktür.
- d) Nüfus hüviyet cüzdanı: Sürücü belgesi aynı zamanda bir kimlik belgesi olsa da, polis kimliğinizi doğrulamak amacıyla nüfus cüzdanınızı (veya yeni kimlik kartınızı) talep etme yetkisine sahiptir. Özellikle şüpheli durumlarda veya kimlik teyidi için istenebilir ve sürücü bu belgeyi de göstermekle yükümlüdür.
Özetle, trafikte yanınızda mutlaka bulunması gereken üç temel belge vardır: sürücü belgeniz, aracınızın tescil belgesi (ruhsat) ve nüfus cüzdanınız (kimliğiniz). Araç bakım kartı ise kişisel bir kayıt olup, yasal bir zorunluluk taşımadığı için bu sorunun doğru cevabıdır.
Soru 26 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
a) Doğru Cevap: Bu seçenekteki levha, etrafı kırmızı bir çemberle çevrili ve içinde "50" yazan bir trafik işaretidir. Trafik işaret dilinde, kırmızı çember yasaklama veya kısıtlama anlamına gelir. Bu nedenle bu levha, görüldüğü yolda motorlu taşıtların yapabileceği en yüksek hızın, yani azami hızın saatte 50 kilometre olduğunu belirtir. Sürücüler bu levhayı gördüklerinde hızlarını 50 km/s veya altına düşürmek zorundadırlar. Bu yüzden sorunun doğru cevabı budur.
b) Yanlış Cevap: Bu levha, "a" seçeneğindeki levhanın aynısı olup üzerinde baştan başa siyah bir çizgi bulunmaktadır. Trafikte bir yasaklama veya kısıtlama bildiren levhanın üzerindeki bu çizgi, o yasağın veya kısıtlamanın sona erdiğini ifade eder. Dolayısıyla bu levha, "Hız Sınırlaması Sonu" levhasıdır. Bu işareti gören sürücü, daha önce geçerli olan 50 km/s hız sınırının artık bittiğini ve yolun kendi türü için belirlenmiş yasal hız limitine (örneğin, şehirlerarası yolda 90 km/s) dönebileceğini anlar. Bu nedenle bir sınırlama değil, sınırlamanın bitişini belirttiği için yanlıştır.
c) Yanlış Cevap: Bu seçenekteki levha, mavi zeminli daire şeklinde ve içinde "50" yazan bir işarettir. Mavi renkli daire şeklindeki levhalar, sürücülere bir mecburiyet bildirir. Bu levha, "Mecburi Asgari Hız" levhasıdır ve sürücülerin bu yolda, trafik güvenliğini tehlikeye düşürmemek şartıyla, saatte en az 50 kilometre hızla gitmeleri gerektiğini belirtir. Yani azami (en yüksek) hızın tam tersi olarak asgari (en düşük) hızı ifade ettiği için yanlış bir seçenektir.
d) Yanlış Cevap: Bu seçenekteki levha, kare şeklinde ve üzerinde iki araç ile "50 km" (genellikle metre olarak "50 m" yazar) ifadesi bulunan bir bilgi işaretidir. Kare veya dikdörtgen şeklindeki levhalar genellikle sürücülere bilgi verir. Bu levha, öndeki araçla aradaki takip mesafesinin en az 50 metre olması gerektiğini hatırlatan bir levhadır. Hız ile değil, araçlar arasındaki güvenli mesafe ile ilgili olduğu için bu seçenek de yanlıştır.
Soru 27 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Bu soruda, bir trafik görevlisinin gece koşullarında, ışıklı işaret çubuğu kullanarak verdiği talimatlardan hangisinin "geç" anlamına geldiği sorgulanmaktadır. Trafik polisinin el, kol ve vücut hareketleri, sürücüler için uyulması zorunlu talimatlardır ve bu işaretlerin anlamlarını bilmek, trafik güvenliği açısından hayati önem taşır. Özellikle geceleyin veya görüşün düşük olduğu durumlarda kullanılan ışıklı işaretler daha da kritik hale gelir.
Doğru Cevap: a) seçeneği
Doğru cevap 'a' seçeneğidir. Görselde trafik polisi, ışıklı işaret çubuğunu geniş bir kavisle hareket ettirmektedir. Bu hareket, sürücülere "ilerleyin" veya "geçin" talimatını verir. Görevlinin bu dairesel veya kavisli hareketi, trafiğin akmasını istediğini, yolun açık olduğunu ve sürücülerin güvenle devam edebileceğini belirtir. Bu işaret, adeta sürücüyü kendisine doğru çağırır gibi bir anlam taşıdığından, akılda kalıcı ve anlaşılır bir "Geç" komutudur.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması
- b) seçeneği: Bu görselde trafik polisi, ışıklı işaret çubuğunu dik bir şekilde havada tutmaktadır. Bu hareket, hem gece hem de gündüz "Dur" anlamına gelir. Sürücünün bu işareti gördüğünde derhal ve güvenli bir şekilde durması gerekmektedir. Bu nedenle, "geç" işaretinin tam tersi bir anlama sahip olduğu için bu seçenek yanlıştır.
- c) seçeneği: Bu görselde görevli, ışıklı çubuğu vücudunun önünde yere paralel bir şekilde sağa ve sola sallamaktadır. Bu hareket, "Yavaşla" talimatıdır. Sürücülerin hızlarını düşürerek daha dikkatli bir şekilde ilerlemeleri gerektiğini belirtir. İleride bir tehlike, kontrol noktası veya trafik sıkışıklığı olabileceğine işaret eder. Bu bir "geç" komutu değil, bir hız uyarısı olduğu için yanlış bir seçenektir.
- d) seçeneği: Bu görselde trafik polisi, ışıklı işaret çubuğuyla belirli bir yönü veya aracı işaret etmektedir. Bu hareket genellikle "Yönlendirme" veya "Kenara Çek" anlamı taşır. Görevli, trafiği belirli bir şeride yönlendirmek, bir aracı durdurup kenara çekmesini istemek veya dönüş yapacak araçlara talimat vermek için bu işareti kullanır. Genel bir "geç" işareti olmadığı için bu seçenek de yanlıştır.
Özetle; ehliyet sınavına hazırlanan bir sürücü adayı olarak, trafik polisinin gece işaretlerini doğru yorumlamak çok önemlidir. Geniş kavisli hareket (a seçeneği) "Geç", dik tutulan çubuk (b seçeneği) "Dur", yatay sallanan çubuk (c seçeneği) "Yavaşla" ve işaret ederek yapılan hareket (d seçeneği) "Yönlendirme/Kenara Çek" anlamına gelmektedir.
Soru 28 |
Hız sınırlamasına | |
Trafik yasaklarına | |
Çevreyi rahatsız etmemeye | |
Can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamaya |
Bu soruda, trafikte geçiş üstünlüğüne sahip olan ambulans, itfaiye, polis aracı gibi araçların bu özel hakkı kullanırken uymak zorunda oldukları en temel ve en önemli kural sorgulanmaktadır. Geçiş üstünlüğü, bu araçlara bazı trafik kurallarını ihlal etme hakkı tanısa da, bu hakkın sınırsız olmadığını ve büyük bir sorumluluk gerektirdiğini bilmek çok önemlidir.
Doğru cevap (d) seçeneğidir. Çünkü geçiş üstünlüğünün asıl amacı, acil bir duruma müdahale ederek can ve mal kaybını önlemektir. Bu hakkı kullanan bir sürücü, örneğin bir kavşaktan siren çalarak kırmızı ışıkta geçerken, başka bir kazaya sebep olarak yeni can ve mal kayıplarına yol açamaz. Bu nedenle, sahip olduğu tüm ayrıcalıklara rağmen, her zaman için diğer sürücülerin, yayaların ve kendi aracının güvenliğini tehlikeye atmamakla yükümlüdür.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Hız sınırlamasına: Geçiş üstünlüğüne sahip araçlar, görev sırasında aciliyet durumuna göre hız limitlerinin üzerine çıkabilirler. Bir ambulansın hastaya yetişmek için veya bir itfaiyenin yangına ulaşmak için hız yapması gerekebilir. Bu nedenle bu seçenekteki ifadeye uymak zorunda değildirler.
- b) Trafik yasaklarına: Bu araçlar, görev halindeyken kırmızı ışıkta geçmek, ters yöne girmek veya dönüş yasağı olan bir yerden dönmek gibi normalde yasak olan birçok kuralı ihlal edebilirler. Amaçları en kısa sürede olay yerine ulaşmaktır. Dolayısıyla bu da uymak zorunda oldukları bir kural değildir.
- c) Çevreyi rahatsız etmemeye: Tam tersine, geçiş üstünlüğüne sahip araçlar sirenlerini ve tepe lambalarını kullanarak diğer sürücüleri uyarmak ve kendilerine yol açılmasını sağlamak zorundadır. Bu durum, çevrede gürültü ve ışıkla bir rahatsızlık oluştursa da, trafiğin güvenli bir şekilde kendilerine yol vermesi için bu kesinlikle gereklidir.
Özetle, geçiş üstünlüğü hakkı; hız limitlerini aşma, trafik yasaklarına uymama gibi ayrıcalıklar tanısa da, tüm bu ayrıcalıkların üzerinde olan tek bir kural vardır: hiçbir koşulda başkalarının can ve mal güvenliğini tehlikeye atmamak. Bu, tüm kuralların temelini oluşturan en önemli ve vazgeçilmez sorumluluktur.
Soru 29 |
Azami hız sınırını aşmışsa | |
Taşıma sınırının üstünde yolcu almışsa | |
Taşıma sınırının üstünde yük yüklemişse | |
Uyuşturucu madde alarak araç kullanıyorsa |
Doğru cevap d) Uyuşturucu madde alarak araç kullanıyorsa seçeneğidir. Çünkü uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi altında araç kullanmak, sürücünün algı, muhakeme ve tepki verme gibi temel sürüş yeteneklerini tamamen ortadan kaldırır. Bu durumdaki bir sürücü, hem kendisi hem de trafikteki diğer tüm insanlar için doğrudan ve büyük bir tehlike oluşturur. Bu nedenle trafik kanunları bu suçu en ağır şekilde ele alır ve trafik ekipleri böyle bir sürücüyü tespit ettiğinde, belgeleri tam olsa bile aracı sürmesine kesinlikle izin vermez ve sürücüyü derhal araç kullanmaktan men eder.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Azami hız sınırını aşmışsa: Hız sınırını aşmak bir kural ihlalidir ve para cezası ile ceza puanı yaptırımı uygulanır. Ancak sürücü ceza makbuzunu aldıktan sonra, sürüş güvenliğini tehlikeye atacak başka bir durumu yoksa yoluna devam edebilir. Yani hız yaptığı için anında araç kullanmaktan men edilmez.
- b) Taşıma sınırının üstünde yolcu almışsa: Aracın kapasitesinden fazla yolcu taşımak da bir ihlaldir ve para cezası gerektirir. Bu durumda trafik polisi, fazla yolcuların araçtan indirilmesini sağlar ve yasal sınıra ulaşıldıktan sonra sürücünün yoluna devam etmesine izin verir. Sürücünün kendisi araç kullanmaktan men edilmez, sadece kurala aykırı durumun düzeltilmesi istenir.
- c) Taşıma sınırının üstünde yük yüklemişse: Fazla yükleme de tıpkı fazla yolcu gibi para cezası ile cezalandırılır. Sürücüden fazla yükü indirmesi ve yasal ağırlık sınırlarına uyması istenir. Bu şart sağlandıktan sonra sürücü aracı kullanmaya devam edebilir. Dolayısıyla bu durum da sürücünün doğrudan men edilmesini gerektirmez.
Özetle, bu sorunun odak noktası, sürücünün aracı güvenli bir şekilde sürme yeteneğini temelden yok eden durumdur. Hız sınırı veya taşıma limitlerini aşmak idari para cezası ve durumun düzeltilmesini gerektiren ihlallerken, uyuşturucu madde etkisi altında olmak sürücünün bilincini ve yeteneklerini doğrudan etkilediği için kamu güvenliği adına derhal sürüşten men edilmesini zorunlu kılar.
Soru 30 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap: A seçeneği
A seçeneğindeki levha, kırmızı bir daire içerisinde "50" rakamını göstermektedir. Trafik işaret dilinde kırmızı çerçeveli dairesel levhalar genellikle bir yasaklama veya sınırlama bildirir. Bu levha, "Azami Hız Sınırlaması" levhasıdır ve bu yolda hızınızın saatte 50 kilometreyi geçemeyeceği anlamına gelir. Bu nedenle sorunun doğru cevabı bu seçenektir.
Neden B seçeneği yanlış?
B seçeneğindeki mavi zeminli dairesel levha, bir zorunluluk bildirir. Bu levha, "Asgari Hız" yani mecburi en düşük hız levhasıdır. Sürücülerin bu yolda, trafik koşulları elverdiği sürece, saatte en az 50 kilometre hızla gitmeleri gerektiğini belirtir. Bu, soruda istenen "azami" (en yüksek) hızın tam tersi olan "asgari" (en düşük) hızı ifade eder.
Neden C seçeneği yanlış?
C seçeneğindeki levhada, "50" rakamının üzerinde çapraz bir çizgi bulunmaktadır. Trafik levhalarında bu çapraz çizgi, daha önce konulmuş bir yasağın veya sınırlamanın sona erdiğini gösterir. Bu levha "Hız Sınırlaması Sonu" anlamına gelir ve sürücülere artık 50 km/s hız sınırının geçerli olmadığını, yolun genel hız limitlerine geri dönüldüğünü bildirir. Dolayısıyla bir sınırlama getirmez, mevcut olanı kaldırır.
Neden D seçeneği yanlış?
D seçeneğindeki levha da bir azami hız sınırlamasıdır, ancak üzerinde kamyon figürü bulunmaktadır. Bu, levhanın belirttiği 70 km/s hız sınırının sadece kamyon ve benzeri ağır yük taşıtları için geçerli olduğunu gösterir. Soru, genel bir "azami hız sınırlaması" levhasını sorduğu için, tüm araçları kapsayan A seçeneği doğru cevaptır. Bu levha ise sadece belirli bir araç türünü kısıtlar.
Soru 31 |
Hızı fazla olan az olana | |
Şeridi daralmış olan diğerine | |
Lastik tekerlekli traktör, kamyonete | |
Kamyonet, Lastik tekerlekli traktöre |
Bu soruda, trafik işaretlerinin bulunmadığı, düz (eğimsiz) ve iki aracın yan yana geçemeyeceği kadar dar bir yolda karşılaşan iki farklı cins aracın geçiş hakkı sorulmaktadır. Kural, bu gibi durumlarda hangi aracın diğerine yol vermesi gerektiğini belirleyen genel trafik kaidelerine dayanır. Bu durum, sürücülerin keyfi kararlar almasını engelleyerek trafiğin güvenli bir şekilde akmasını sağlar.
Doğru cevap c) Lastik tekerlekli traktör, kamyonete seçeneğidir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, aksini gösteren bir işaret bulunmayan, eğimsiz ve dar yollarda karşılaşan araçlar için bir geçiş üstünlüğü sıralaması vardır. Bu sıralamada motorlu araçlardan iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörler, diğer motorlu araçlara (otomobil, minibüs, kamyonet, kamyon vb.) yol vermek zorundadır. Bu hiyerarşide kamyonet, traktörden daha önceliklidir.
Bu kuralın temel mantığı, genellikle daha yavaş hareket eden, manevra kabiliyeti daha düşük olan veya tarım/inşaat gibi özel amaçlar için kullanılan araçların, trafiğin genel akışını sağlayan ve daha seri olan diğer araçlara öncelik tanımasıdır. Traktör, bir kamyonete göre daha yavaş ve hantal bir araç olarak kabul edilir. Bu nedenle, dar bir yolda karşılaşma durumunda, trafiğin akıcılığını korumak adına traktörün kenara çekilerek kamyonete yol vermesi beklenir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) Hızı fazla olan az olana: Bu seçenek yanlıştır çünkü geçiş üstünlüğü aracın o anki hızına göre belirlenmez. Kurallar, hız gibi değişken ve anlık durumlara göre değil, araçların cinsine göre sabit bir düzen oluşturur. Hıza dayalı bir kural, karmaşaya ve kazalara yol açabilirdi.
- b) Şeridi daralmış olan diğerine: Bu kural, yolun tamamının dar olduğu durumlar için değil, genellikle yol yapım çalışması gibi nedenlerle şeritlerden birinin geçici olarak daraldığı veya kapandığı durumlar için geçerlidir. Soruda ise yolun kendisi "dar" olarak tanımlanmıştır.
- d) Kamyonet, Lastik tekerlekli traktöre: Bu seçenek, doğru cevabın tam tersidir ve trafik yönetmeliğinde belirtilen araç cinsi hiyerarşisine aykırıdır. Belirtildiği gibi, geçiş önceliği kamyonettedir ve traktör yol vermekle yükümlüdür.
Soru 32 |
150 | |
100 | |
75 | |
50 |
Bu soruda, trafiğin akışını tehlikeye atabilecek özel durumlarda (tepe üstü ve viraj) arızalanan bir araç için alınması gereken bir güvenlik önleminin detayı sorgulanmaktadır. Sorunun odak noktası, aracın varlığını diğer sürücülere bildirmek için kullanılan yansıtıcının (üçgen reflektör) hangi mesafeden itibaren görülebilir olması gerektiğidir. Bu, arkadan gelen sürücülerin tehlikeyi zamanında fark edip güvenli bir şekilde yavaşlayabilmeleri veya manevra yapabilmeleri için hayati önem taşır.
Doğru Cevap: a) 150
Doğru cevabın 150 metre olmasının temel nedeni, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin bu konudaki açık hükmüdür. Yönetmelik, özellikle görüş mesafesinin kısıtlı olduğu tepe üstü, dönemeç gibi yerlerde arızalanan araçların önüne ve arkasına konulan reflektörlerin, normal hava koşullarında diğer sürücüler tarafından en az 150 metre mesafeden net bir şekilde görülebilmesini zorunlu kılar. Bu mesafe, yüksek hızla yaklaşan bir sürücünün reflektörü görmesi, tehlikeyi algılaması, reaksiyon göstermesi ve aracını güvenli bir şekilde yavaşlatması veya durdurması için gereken minimum "güvenli takip ve fren mesafesi" hesaplanarak belirlenmiştir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- b) 100, c) 75, d) 50 metre: Bu mesafeler, özellikle şehirler arası yollarda veya otoyollarda izin verilen hız limitlerinde seyreden bir araç için yeterli değildir. Örneğin, saatte 90 km hızla giden bir sürücü saniyede 25 metre yol alır. 50 metrelik bir görüş mesafesi, sürücüye tehlikeyi fark edip güvenli bir tepki vermesi için sadece 2 saniye tanır ki bu süre, panik freni dışında kontrollü bir yavaşlama veya şerit değiştirme için kesinlikle yetersizdir. Bu nedenle 100, 75 ve 50 metre gibi daha kısa mesafeler, can ve mal güvenliğini sağlamak için eksik kalmaktadır.
Önemli Ek Bilgi ve Özet:
Bu soruyla ilgili olarak karıştırılmaması gereken bir diğer önemli bilgi, reflektörün araca olan konulma mesafesidir. Genel kural olarak, üçgen reflektör arızalanan aracın önüne ve arkasına, yola dik duracak şekilde 30 metre mesafeye konulur. Ancak bu soruda sorulan, reflektörün konulma mesafesi değil, diğer sürücüler tarafından fark edilmesi gereken minimum görülme mesafesidir. Özetle:
- Reflektör araca 30 metre uzağa konulur.
- Fakat bu reflektör, diğer sürücüler tarafından en az 150 metreden görülebilir olmalıdır.
Bu ayrımı bilmek, ehliyet sınavında benzer sorularda doğru cevabı kolayca bulmanızı sağlar. Soru, sürücülerin sadece kuralları ezberlemesini değil, aynı zamanda bu kuralların ardındaki güvenlik mantığını anlamalarını hedefler.
Soru 33 |
Motosiklet | |
İtfaiye aracı | |
Tarım traktörü | |
Toplu taşıma aracı |
Doğru cevap b) İtfaiye aracı'dır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre itfaiye araçları, görev halindeyken geçiş üstünlüğüne sahip olan araçların başında gelir. Yangın, kurtarma gibi acil durumlara müdahale ettikleri için, olay yerine en hızlı şekilde ulaşmaları kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, sirenlerini ve tepe lambalarını çalıştırdıkları zaman diğer tüm sürücüler yavaşlamak, durmak ve yolu açarak onlara geçiş kolaylığı sağlamak zorundadır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Motosiklet: Motosikletler, standart bir binek araçtır ve trafikte otomobillerle aynı hak ve sorumluluklara sahiptir. Herhangi bir geçiş üstünlüğü yoktur ve tüm trafik kurallarına uymakla yükümlüdür. Sadece polis veya jandarma gibi görevliler tarafından kullanılan ve uyarı işaretleri açık olan motosikletler bu kuralın dışındadır, ancak bu üstünlük motosikletin kendisinden değil, yürüttüğü kamu görevinden gelir.
- c) Tarım traktörü: Tarım traktörleri, bir iş makinesi olarak kabul edilir ve genellikle yavaş hareket ederler. Trafikte herhangi bir geçiş üstünlükleri bulunmadığı gibi, hızları ve boyutları nedeniyle çoğu zaman diğer araçlara yol vermek durumunda kalırlar. Ayrıca otoyol gibi belirli yollara girmeleri de yasaktır.
- d) Toplu taşıma aracı: Otobüs, minibüs gibi toplu taşıma araçlarının geçiş üstünlüğü yoktur. Ancak trafikte akışı kolaylaştırmak adına kendilerine ayrılmış şeritler veya duraklardan çıkarken öncelik gibi bazı kolaylıklara sahip olabilirler. Bu durum, acil bir durumda kırmızı ışıkta geçmelerine veya hız limitini aşmalarına izin veren bir geçiş üstünlüğü değildir.
Soru 34 |

Taşıt yolunun soldan daralacağını | |
Taşıt yolunun sağdan daralacağını | |
Taşıt yolunun her iki taraftan daralacağını | |
İki yönlü yoldan tek yönlü yola girileceğini |
Doğru cevap b) Taşıt yolunun sağdan daralacağını seçeneğidir. Bu levha, bir "Tehlike Uyarı İşareti"dir. Üçgen şekli ve kırmızı çerçevesi, sürücüyü ileride karşılaşabileceği bir tehlikeye karşı önceden uyarmak içindir. Levhanın içindeki sembol, tehlikenin ne olduğunu görsel olarak anlatır. Bu sembolde, yolun sol kenarı düz bir çizgi halinde devam ederken, sağ kenarının içeri doğru daraldığı açıkça görülmektedir. Bu nedenle levha, yolun sağ taraftan daralacağı ve sürücülerin bu duruma hazırlıklı olması gerektiği anlamına gelir.
Bu işareti gördüğünüzde yapmanız gerekenler; hızınızı azaltmak, öndeki araçla aranızdaki takip mesafesini artırmak ve yolun daralan kısmına dikkat ederek şeridinizdeki konumunuzu ayarlamaktır. Özellikle sağ şeritteyseniz veya sağa dönüş yapacaksanız daha dikkatli olmalısınız. Unutmayın ki, tehlike uyarı işaretleri size "dikkatli ol" mesajı verir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Taşıt yolunun soldan daralacağını: Bu durum için kullanılan levha, sorudaki levhanın tam simetriğidir. Yani, yolun sağ kenarı düz devam ederken sol kenarı içeri doğru daralır. Görsel olarak farklı bir levhadır.
- c) Taşıt yolunun her iki taraftan daralacağını: Bu durumu bildiren levhada ise yolun her iki kenarı da simetrik bir şekilde içeri doğru daralır. Bu levha, genellikle köprü veya tünel girişleri gibi yerlerden önce kullanılır.
- d) İki yönlü yoldan tek yönlü yola girileceğini: Bu durum genellikle mavi zeminli, kare veya dikdörtgen şeklindeki "Bilgi İşaretleri" ile belirtilir. Sorudaki üçgen uyarı levhası, yolun yön değiştireceğini değil, fiziki olarak daralacağını bildirir. Bu nedenle bu seçenek, hem levhanın türü hem de anlamı bakımından tamamen yanlıştır.
Soru 35 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru cevap D seçeneğidir. Bu görselde, her iki aracın da aynı yönde ilerlediğini görüyoruz. Ortadaki kesik yol çizgisi, aynı yöne giden trafiği taşıyan şeritleri birbirinden ayırmaktadır. Bu çizgi, kurallara uymak şartıyla şerit değiştirilebileceğini, yani öndeki aracın sollanabileceğini gösterir. Tüm araçların aynı istikamete gitmesi, bu yolun tek yönlü olduğunun en net kanıtıdır.
A ve B seçenekleri ise iki yönlü kara yolunu göstermektedir. Bu yollarda, ortadaki şerit çizgisi karşıdan gelen trafik ile bizim şeridimizi ayırır.
- A seçeneğindeki kesik çizgi, görüş mesafesi uygun olduğunda ve trafik kurallarına uyarak karşı şeride geçilip sollama yapılabileceğini belirtir.
- B seçeneğindeki devamlı (düz) çizgi ise sollama yapmanın, yani karşı şeride geçmenin kesinlikle yasak olduğunu ifade eder.
C seçeneği de iki yönlü bir yolu temsil eder, ancak bu yol "bölünmüş yol" olarak adlandırılır. Görseldeki yan yana iki devamlı çizgi, taşıt yolunu bölünmüş yol durumuna getiren bir ayırıcı (refüj) anlamındadır. Bu çizgiler, her iki yöndeki trafiği birbirinden kesin olarak ayırır ve karşı yönden gelen trafiğin şeridine girmenin kesinlikle yasak olduğunu vurgular. Dolayısıyla bu da iki yönlü bir yoldur.
Özetle, bir yolun tek yönlü mü yoksa iki yönlü mü olduğunu anlamanın en basit yolu, ortadaki ayırıcı çizginin işlevine ve araçların hareket yönüne bakmaktır. Eğer çizgi, karşıt yönlerden gelen trafiği ayırıyorsa (A, B, C seçenekleri), o yol iki yönlüdür. Eğer çizgi, aynı yönde giden şeritleri ayırıyorsa ve tüm araçlar aynı yöne gidiyorsa (D seçeneği), o yol tek yönlüdür.
Soru 36 |
Resimde görülen seyir hâlindeki aracın arkasındaki kırmızı lambaların aniden yanması, trafikteki diğer sürücülere aşağıdakilerden hangisini bildirir? Aracın sola döneceğini | |
Aracın sağa döneceğini | |
Araçta frenleme yapıldığını | |
Aracın geri gelmekte olduğunu |
Bu soruda, trafikte seyir hâlindeyken önümüzdeki bir aracın arka kısmında bulunan ışıkların ne anlama geldiğini bilip bilmediğimiz ölçülmektedir. Özellikle, aniden yanan kırmızı ışıkların hangi duruma işaret ettiği sorulmaktadır. Bu, trafikteki en temel ve hayati güvenlik kurallarından biridir çünkü öndeki aracın hareketlerini doğru yorumlamak, kazaları önlemek için kritik öneme sahiptir.
Doğru Cevap: c) Araçta frenleme yapıldığını
Doğru cevabın "Araçta frenleme yapıldığını" olmasının sebebi, araçların standart aydınlatma donanımıdır. Bir sürücü fren pedalına bastığında, aracın arkasında bulunan ve normalde sönük olan fren lambaları anında ve parlak bir kırmızı renkte yanar. Bu ışıklar, arkadan gelen sürücülere öndeki aracın yavaşladığını veya durmak üzere olduğunu bildirir. Bu sayede arkadaki sürücü de zamanında yavaşlayarak takip mesafesini korur ve olası bir çarpmayı engeller.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Aracın sola döneceğini & b) Aracın sağa döneceğini: Bu seçenekler yanlıştır çünkü bir aracın dönüş yapacağını bildiren ışıklar sinyal lambalarıdır. Sinyal lambaları genellikle turuncu (bazen kırmızı) renktedir ve sabit bir şekilde yanmak yerine, dönüş yapılacak yöne göre sadece sağ veya sol taraftaki lamba düzenli aralıklarla yanıp söner. Soruda ise kırmızı lambaların "aniden yanması" ifadesi kullanılmıştır, bu da sabit yanan fren lambalarını işaret eder.
- d) Aracın geri gelmekte olduğunu: Bu seçenek de yanlıştır. Bir araç geri vitese takıldığında, arkasındaki sürücüleri ve yayaları uyarmak için geri vites lambaları yanar. Geri vites lambalarının rengi standart olarak beyazdır, kırmızı değil. Bu beyaz ışıklar hem bir uyarıdır hem de gece manevra yaparken aracın arkasını aydınlatmaya yarar.
Özetle, seyir halindeki bir aracın arkasındaki kırmızı ışıkların aniden ve sabit bir şekilde yanması, sürücünün frene bastığının ve aracın yavaşladığının kesin bir göstergesidir. Bu nedenle doğru cevap 'c' şıkkıdır.
Soru 37 |
Şaft | |
Tekerlek | |
Motor | |
Vites kutusu |
Bu soruda, bir aracın hareket etmesini sağlayan temel enerjinin, yani gücün kaynağının ne olduğu sorulmaktadır. Bir aracın çalışabilmesi ve ilerleyebilmesi için öncelikle bir enerjinin üretilmesi gerekir. Soru, bu ilk enerjiyi üreten parçanın hangisi olduğunu bulmamızı istiyor.
Doğru Cevap: c) Motor
Motor, bir araçtaki gücün asıl ve tek kaynağıdır. Yakıtı (benzin, dizel, LPG gibi) veya elektrik enerjisini kullanarak bunu mekanik enerjiye, yani hareket enerjisine dönüştürür. Tıpkı insan vücudunda kalbin kan pompalayarak tüm organlara yaşam vermesi gibi, motor da ürettiği güçle diğer tüm aktarma organlarının çalışmasını sağlar. Bu nedenle, araçlarda gücün başlangıç noktası ve kaynağı her zaman motordur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Şaft: Şaft, gücü üreten bir parça değildir; gücü ileten bir parçadır. Motorda üretilen ve vites kutusunda düzenlenen gücü, tekerleklere ulaştırmakla görevlidir. Yani şaft, bir postacı gibidir; mektubu (gücü) yazmaz, sadece taşır.
- b) Tekerlek: Tekerlekler, gücün en son ulaştığı ve aracı yolda hareket ettiren parçalardır. Kendileri bir güç üretmezler, motordan gelen gücü kullanarak dönerler ve aracın ilerlemesini sağlarlar. Gücün uygulandığı yerdir, kaynağı değil.
- d) Vites kutusu: Vites kutusu (şanzıman), motordan gelen gücü düzenler. Aracın hızına ve yol durumuna göre, tekerleklere iletilecek gücün miktarını ve hızını ayarlar. Gücü üretmez, sadece motordan gelen mevcut gücü yönetir ve aktarır.
Özetle, motor gücü üretir, vites kutusu bu gücü düzenler, şaft bu gücü taşır ve tekerlekler de bu gücü kullanarak aracı hareket ettirir. Bu sıralamada gücün tek kaynağı motordur.
Soru 38 |
Motor rölanti devrinin yüksek olması | |
Yağlama sisteminin görev yapamaması | |
Motorun düzensiz ve tekleyerek çalışması | |
Marş yapıldığında, marş motorunun yavaş dönmesi |
Bu soruda, bir aracın yakıt sistemine standartlara uygun olmayan, içerisinde tortu, pas, su veya başka yabancı maddeler bulunan "kirli yakıt" konulduğunda ortaya çıkabilecek doğrudan sonuç sorulmaktadır. Bu durumu anlamak için yakıtın motordaki yolculuğunu ve görevini bilmek önemlidir. Yakıt, depodan motora ulaşana kadar ince borulardan, filtreden ve enjektör gibi hassas parçalardan geçer.
Doğru Cevap: c) Motorun düzensiz ve tekleyerek çalışması
Kirli yakıt, içerisindeki katı parçacıklar (pas, tortu vb.) nedeniyle yakıt sisteminin en hassas noktalarını tıkayabilir. Özellikle yakıtı silindirlere püskürten ve çok küçük deliklere sahip olan enjektörler veya eski tip araçlardaki karbüratör memeleri bu tıkanıklıktan en çok etkilenen parçalardır. Tıkanan bir enjektör, silindire yeterli miktarda veya düzenli bir şekilde yakıt püskürtemez. Bu durum, o silindirde yanmanın hiç gerçekleşmemesine veya zayıf olmasına neden olur ki bu duruma halk arasında "tekleme" denir. Motorun bir veya daha fazla silindiri düzgün çalışmadığında, motorun genel çalışması sarsıntılı, düzensiz ve güçsüz hale gelir. Bu nedenle kirli yakıtın en belirgin ve doğrudan sonucu motorun düzensiz ve tekleyerek çalışmasıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Motor rölanti devrinin yüksek olması: Bu durum genellikle kirli yakıttan kaynaklanmaz. Yüksek rölanti, daha çok hava sistemindeki bir sızıntı (vakum kaçağı), rölanti ayarlayıcı sensörün arızalanması veya gaz kelebeğiyle ilgili sorunlardan kaynaklanır. Kirli yakıt, tam tersine yakıt akışını engelleyeceği için rölantinin düşmesine veya motorun stop etmesine neden olabilir.
- b) Yağlama sisteminin görev yapamaması: Yağlama sistemi (motor yağı, yağ pompası, yağ filtresi) ile yakıt sistemi tamamen birbirinden ayrı iki sistemdir. Yakıtın kirli olması, motorun yağlanmasını doğrudan etkilemez. Yağlama sisteminin görev yapamaması, yağın azalması, kirlenmesi, yağ pompasının arızalanması gibi kendi içindeki sorunlardan kaynaklanır.
- d) Marş yapıldığında, marş motorunun yavaş dönmesi: Marş motorunun yavaş dönmesi, tamamen elektrik sistemiyle ilgili bir sorundur. Bu durumun en yaygın nedenleri akünün zayıf olması, akü kutup başlarının gevşek veya oksitlenmiş olması ya da marş motorunun kendisinin arızalı olmasıdır. Yakıtın temiz veya kirli olması, marş motorunun dönüş hızını hiçbir şekilde etkilemez.
Özetle, kirli yakıt doğrudan yakıtın motora iletilme sürecini bozar ve yanma odasındaki yanma kalitesini düşürür. Bu da motorun çalışmasında düzensizliklere ve teklemeye yol açar. Diğer şıklar ise farklı araç sistemlerindeki (elektrik, yağlama, hava) arızaları işaret etmektedir.
Soru 39 |
Buji | |
Ampul | |
Sigorta | |
Enjektör |
Doğru Cevap: c) Sigorta
Doğru cevabın sigorta olmasının sebebi, sigortanın tam olarak bu iş için tasarlanmış olmasıdır. Sigorta, içinde belirli bir akım değerine dayanabilen ince bir tel bulunan küçük bir devre elemanıdır. Elektrik devresinden normalden daha yüksek bir akım geçtiğinde (kısa devre veya aşırı yüklenme anında), bu ince tel ısınarak erir ve kopar. Bu sayede elektrik devresi kesilir ve akım akışı durur, böylece aracın beyni (ECU), aydınlatma sistemi veya müzik çalar gibi daha pahalı ve hassas parçaları korunmuş olur. Kısacası sigorta, kendini feda ederek sistemin geri kalanını koruyan bir güvenlik anahtarıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Buji: Buji, ateşleme sisteminin bir parçasıdır ve görevi, motorun silindirleri içindeki yakıt-hava karışımını bir kıvılcım çıkararak ateşlemektir. Elektrik sistemini korumak gibi bir görevi yoktur, aksine motorun çalışması için elektrik kullanan bir parçadır.
- b) Ampul: Ampul, aydınlatma sisteminin bir parçasıdır ve elektrik enerjisini ışık enerjisine dönüştürür. Bir koruma elemanı değil, elektrik tüketen bir alıcıdır. Hatta ampulün kendisi de aşırı akıma karşı bir sigorta tarafından korunur.
- d) Enjektör: Enjektör, yakıt sisteminin bir parçasıdır ve motorun silindirlerine hassas bir şekilde yakıt püskürtmekle görevlidir. Çalışması için elektrik sinyalleri alsa da, görevi yakıt sağlamaktır ve elektrik sistemini koruma fonksiyonu bulunmaz.
Özetle, aracın elektrik sistemini yüksek akımın yaratacağı tehlikelerden koruyan ve bu amaçla tasarlanmış tek parça sigortadır. Bu nedenle doğru cevap "c" şıkkıdır.
Soru 40 |
Sıkıştırılmış hava üzerine mazot püskürtme | |
Sıkıştırılmış mazot-hava karışımını bujiyle ateşleme | |
Sıkıştırılmış benzin-hava karışımını bujiyle ateşleme | |
Sıkıştırılmış benzin-hava karışımını enjektörle ateşleme |
Bu soruda, benzinli bir motorun çalışmasını sağlayan temel prensip sorgulanmaktadır. Yani, motorun yakıttan nasıl güç ürettiği ve bu sürecin ana adımlarının ne olduğu sorulmaktadır. Doğru cevabı bulmak için benzinli ve dizel motorlar arasındaki temel farkları bilmek önemlidir.
Doğru Cevap: c) Sıkıştırılmış benzin-hava karışımını bujiyle ateşleme
Benzinli motorlar, "Dört Zamanlı Otto Çevrimi" adı verilen bir prensiple çalışır. Bu süreçte motor, silindirin içine önce belirli bir oranda karıştırılmış benzin ve hava karışımını çeker. Piston yukarı doğru hareket ederek bu yanıcı karışımı yüksek bir basınçla sıkıştırır, bu da onu daha patlayıcı hale getirir.
Sıkıştırma işleminin en tepe noktasında, buji adı verilen parça bir elektrik kıvılcımı oluşturur. Bu kıvılcım, yüksek basınç altındaki benzin-hava karışımını anında ateşler. Oluşan kontrollü patlama, pistonu büyük bir güçle aşağı iter ve bu itme gücü krank mili aracılığıyla tekerleklere iletilerek aracın hareket etmesini sağlar. Bu nedenle, sıkıştırılmış benzin-hava karışımının bujiyle ateşlenmesi, benzinli motorların temel çalışma ilkesidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Sıkıştırılmış hava üzerine mazot püskürtme: Bu ifade, dizel motorların çalışma prensibini anlatmaktadır. Dizel motorlarda silindire sadece hava alınır ve bu hava çok yüksek oranda sıkıştırılarak aşırı derecede ısıtılır. Daha sonra bu kızgın havanın üzerine enjektörle mazot (dizel yakıt) püskürtülür ve yakıt, sıcaklıkla temas edince kendiliğinden tutuşur. Dizel motorlarda buji bulunmaz.
- b) Sıkıştırılmış mazot-hava karışımını bujiyle ateşleme: Bu seçenek teknik olarak hatalıdır çünkü iki farklı motor tipinin özelliklerini birbiriyle karıştırmaktadır. Mazot, dizel motor yakıtıdır ve buji ise benzinli motorlarda bulunan bir parçadır. Mazot, yapısı gereği buji kıvılcımı ile verimli bir şekilde ateşlenmez; bu yüzden bu ifade mantıksız ve yanlıştır.
- d) Sıkıştırılmış benzin-hava karışımını enjektörle ateşleme: Bu seçenek oldukça yanıltıcıdır. Modern benzinli motorlarda yakıtı püskürtmek için enjektör kullanılır, bu doğrudur. Ancak enjektörün görevi ateşleme yapmak değildir; görevi, benzini silindirin içine veya emme manifolduna püskürterek hava ile karışmasını sağlamaktır. Ateşleme görevini her zaman ve sadece buji yapar.
Özetle, aklınızda tutmanız gereken en temel fark şudur: Benzinli motor "buji" ile ateşleme yapar, dizel motor ise sıkıştırılmış sıcak havanın içine yakıt püskürterek kendiliğinden ateşleme yapar. Bu nedenle doğru cevap 'c' seçeneğidir.
Soru 41 |
Radyatör | |
Vantilatör | |
Termostat | |
Hararet göstergesi |
Bu soruda, motorun verimli çalışması için gerekli olan ideal sıcaklığın korunmasını sağlayan, yani bir nevi sıcaklık bekçiliği yapan parçanın hangisi olduğu sorulmaktadır. Motor ne çok soğuk ne de aşırı sıcak olmalıdır; bu dengeyi kuran anahtar parça istenmektedir. Bu görevi üstlenen parçayı ve diğer parçaların neden bu görevi yapmadığını inceleyelim.
Doğru cevap c) Termostat'tır. Termostat, motor soğutma suyu devresinde bir vana gibi çalışır. Motor ilk çalıştığında soğuk olduğu için, termostat kapalı kalarak soğutma suyunun radyatöre gitmesini engeller ve motorun hızla ideal çalışma sıcaklığına ulaşmasını sağlar. Motor yeterli sıcaklığa ulaştığında ise termostat açılarak sıcak suyun soğutulması için radyatöre geçişine izin verir ve böylece motor sıcaklığını sürekli olarak belirli bir aralıkta sabit tutar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Radyatör: Radyatör, soğutma sisteminin önemli bir parçasıdır ancak görevi sıcaklığı sabit tutmak değil, soğutmaktır. Motordan gelen sıcak soğutma suyunu, içindeki kanallar ve petekler sayesinde hava ile temas ettirerek ısısını düşürür. Yani radyatör, termostatın izin verdiği sıcak suyu soğutan bir ısı değiştiricidir; sıcaklığı düzenlemez, sadece düşürür.
- b) Vantilatör: Vantilatör, radyatörün yardımcısıdır. Özellikle araç dururken veya yavaş giderken radyatör peteklerinin arasından yeterli hava akımı geçmediğinde devreye girer ve havayı zorla çekerek radyatörün soğutma yapmasına yardımcı olur. Vantilatör de doğrudan soğutma işlemine katkı sağlar fakat motor sıcaklığını bir termostat gibi hassas bir şekilde ayarlayıp sabit tutma görevine sahip değildir.
- d) Hararet göstergesi: Hararet göstergesi, soğutma sisteminde aktif bir rol oynamaz. Bu parça, sürücüye motor soğutma suyunun anlık sıcaklığını bildiren bir bilgilendirme aracıdır. Gösterge panosunda yer alır ve sıcaklık normal mi, düşük mü yoksa aşırı yüksek mi olduğunu gösterir. Yani sıcaklığı ölçer ve bildirir, ancak onu kontrol etmez veya sabitlemez.
Soru 42 |
Fan motoru | |
Far anahtarı | |
Sigorta kutusu | |
Yakıt göstergesi |
Bu soruda, aracınızda herhangi bir elektrikli aksamın (örneğin farlar, radyo, silecekler) aniden çalışmayı durdurması durumunda, arızayı tespit etmek için atmanız gereken ilk mantıklı adımın ne olduğu sorulmaktadır. Sorunun kilit noktası "ilk kontrol edilmesi gereken yer" ifadesidir, bu da bizi arızanın kaynağı olabilecek genel ve merkezi bir noktaya yönlendirmelidir.
Doğru cevap c) Sigorta kutusu'dur. Sigorta kutusu, aracın elektrik sisteminin beyni ve koruma kalkanı gibidir. İçerisindeki sigortalar, her bir elektrik devresini (farlar, radyo, cam motorları vb.) aşırı akım veya kısa devre gibi tehlikeli durumlara karşı korur. Bir devrede sorun olduğunda, o devreye ait sigorta "atarak" (yani içindeki ince tel koparak) daha pahalı ve önemli parçaların zarar görmesini önler.
Bu nedenle, bir elektrik arızasıyla karşılaşıldığında ilk yapılması gereken, sigorta kutusunu kontrol etmektir. Çünkü sorun genellikle basit bir sigorta atmasından kaynaklanabilir ve bu, sürücünün bile kolayca tespit edip değiştirebileceği en yaygın ve en basit arızadır. Diğer parçaları kontrol etmeden önce sigortaya bakmak, hem zaman kazandırır hem de gereksiz yere karmaşık ve masraflı tamir işlemlerine girişmeyi engeller. Tıpkı evde bir odanın elektriği kesildiğinde önce şalteri kontrol etmek gibi.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Fan motoru: Fan motoru, soğutma veya klima sistemine ait özel bir parçadır. Eğer sadece fan çalışmıyorsa o zaman fan motorundan şüphelenilebilir. Ancak genel bir elektrik sistemi arızasında (örneğin farların ve radyonun aynı anda bozulması gibi) ilk bakılacak yer değildir, çünkü sorun tek bir parçayla sınırlı olmayabilir.
- b) Far anahtarı: Bu da tıpkı fan motoru gibi belirli bir işlevi olan özel bir parçadır. Sadece farlarınız veya sinyalleriniz çalışmıyorsa far anahtarından şüphelenmek mantıklıdır. Fakat bu anahtar, aracın diğer elektrik sistemlerinden (örneğin cam otomatikleri) bağımsızdır, bu yüzden genel bir arıza için ilk kontrol noktası olamaz.
- d) Yakıt göstergesi: Yakıt göstergesi, bir arızanın nedeni değil, bir sonucudur. Yani, elektrik sistemindeki bir arıza nedeniyle yakıt göstergesi çalışmayabilir. Ancak yakıt göstergesini kontrol etmek, arızanın kaynağını bulmanıza yardımcı olmaz. O, arızadan etkilenen bir parçadır, arızanın merkezi değildir.
Özetle, araçta herhangi bir elektrikli sistem çalışmadığında, sorunun kaynağını bulmak için ilk ve en mantıklı adım, bütün elektrik sistemini koruyan merkezi birim olan sigorta kutusunu kontrol etmektir.
Soru 43 |

Araç ışıkları açılıp kapatılmalıdır. | |
Hız azaltılarak sürüşe devam edilmelidir. | |
Dörtlü ikaz lambaları yakılarak yola devam edilmelidir. | |
Araç güvenli bir şekilde durdurulmalı ve aracın kontağı kapatılmalıdır. |
Şekildeki ikaz ışığı, motor yağı basıncının tehlikeli derecede düştüğünü veya yağ seviyesinin çok azaldığını gösterir. Motor yağı, hareketli metal parçalar arasında bir film tabakası oluşturarak sürtünmeyi önler, aşınmayı azaltır ve motorun soğumasına yardımcı olur. Yağ basıncı düştüğünde, bu koruyucu tabaka ortadan kalkar ve metal parçalar doğrudan birbirine sürtmeye başlar. Bu durum, çok kısa bir süre içinde motorda kalıcı ve çok masraflı hasarlara (motorun kilitlenmesi veya "yatak sarması" gibi) yol açar.
Doğru Cevap: d) Araç güvenli bir şekilde durdurulmalı ve aracın kontağı kapatılmalıdır.
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, motor yağ basıncı uyarısının ciddiyetidir. Bu ışık yandığında motoru çalıştırmaya devam ettiğiniz her saniye, motora geri dönülemez zararlar verme riskiniz artar. Bu nedenle yapılması gereken ilk ve en önemli şey, paniğe kapılmadan, trafiği tehlikeye atmayacak şekilde aracı derhal yolun sağına veya en yakın emniyet şeridine çekmek ve motoru hemen durdurmaktır. Motoru durdurarak, yağlama olmadan çalışan parçaların daha fazla hasar görmesini engellemiş olursunuz.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Araç ışıkları açılıp kapatılmalıdır: Bu işlem tamamen anlamsızdır. Aracın aydınlatma sisteminin, motorun yağlama sistemiyle hiçbir teknik bağlantısı yoktur. Bu nedenle bu eylem, sorunu çözmeyeceği gibi zaman kaybına neden olur.
- b) Hız azaltılarak sürüşe devam edilmelidir: Bu, yapılabilecek en büyük hatalardan biridir. Hızı azaltmak, motorun yağsız veya düşük basınçla çalıştığı gerçeğini değiştirmez. Düşük devirde bile olsa yağlama yetersiz olduğu için motor parçaları aşınmaya ve ısınmaya devam eder. Bu seçenek, motorun tamamen kullanılamaz hâle gelmesine neden olabilir.
- c) Dörtlü ikaz lambaları yakılarak yola devam edilmelidir: Dörtlü ikaz lambalarını yakmak, diğer sürücüleri bir sorun olduğuna dair uyarmak için doğru bir davranıştır. Ancak bu seçenekteki kritik hata, "yola devam edilmelidir" ifadesidir. Dörtlü ikaz lambaları, aracı güvenli bir şekilde durdurma sürecinde ve durduktan sonra diğer sürücüleri uyarmak amacıyla kullanılmalıdır; arızalı bir şekilde yola devam etmek için değil.
Özetle, motor yağı ikaz ışığı yandığında bu bir "dur" uyarısıdır. Vakit kaybetmeden, güvenli bir şekilde aracı durdurup kontağı kapatmalı ve profesyonel bir yardım (çekici veya yol yardımı) çağırmalısınız.
Soru 44 |
Benzin | |
Motorin | |
Antifriz | |
Gaz yağı |
Doğru Cevap: a) Benzin
Benzinli motorlar, "buji ile ateşlemeli motorlar" olarak da bilinir. Bu motorlarda, silindir içerisine püskürtülen benzin ve hava karışımı, piston tarafından sıkıştırılır. Sıkıştırmanın son anında, buji adı verilen parça bir elektrik kıvılcımı çakar ve bu kıvılcım, yakıt-hava karışımını ateşleyerek yanmayı başlatır. Bu yanma sonucu oluşan basınç, pistonu iterek motorun çalışmasını sağlar. Kısacası, buji olmadan benzinli bir motor çalışamaz; bu yüzden benzin, buji ile ateşlemeli motorların yakıtıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
b) Motorin: Motorin, dizel motorların yakıtıdır. Dizel motorlar, buji ile değil, "sıkıştırma ile ateşleme" prensibiyle çalışır. Bu motorlarda hava, silindir içinde çok yüksek bir basınca kadar sıkıştırılır ve bu sırada aşırı derecede ısınır. Isınan havanın üzerine motorin püskürtüldüğünde, yakıt bujiye ihtiyaç duymadan, yüksek sıcaklık sayesinde kendiliğinden alev alır. Bu nedenle motorin, bujili motorlarda kullanılmaz.
-
c) Antifriz: Antifriz bir yakıt değildir. Motorun soğutma sisteminde kullanılan özel bir sıvıdır. Görevi, soğutma suyunun kışın donmasını ve yazın kaynamasını önleyerek motorun ideal çalışma sıcaklığında kalmasını sağlamaktır. Yakıt sistemiyle hiçbir ilgisi yoktur ve kesinlikle yakıt olarak kullanılmamalıdır.
-
d) Gaz yağı: Gaz yağı da bir yakıt türüdür ancak genellikle aydınlatma (gaz lambaları) ve ısınma (sobalar) amaçlı kullanılır. Modern otomobillerin benzinli motorlarında kullanılmak üzere tasarlanmamıştır. Yanma özellikleri ve oktan değeri benzinden farklı olduğu için bujili bir araba motorunda kullanılması motora ciddi zararlar verebilir.
Özetle, ehliyet sınavı için unutmamanız gereken en temel bilgi şudur: Buji kelimesini gördüğünüzde aklınıza hemen benzin gelmelidir. Dizel motorlarda ise buji bulunmaz, ateşleme yüksek basınç ve sıcaklıkla gerçekleşir ve yakıtı motorindir.
Soru 45 |
İnsanların değişebildiğine inanmalıdır. | |
Dinlerken aynı zamanda değerlendirme eğiliminde olmalıdır. | |
Karşısındakinin kişiliğini sevmediğinde zihnini ona kapatmalıdır. | |
Tek bir olayın, birini anlamak için yeterli bir örnek olduğunu düşünmelidir. |
Doğru cevap a) İnsanların değişebildiğine inanmalıdır seçeneğidir. Bu düşünce, trafik adabının ve başarılı iletişimin temelini oluşturan hoşgörü ve sabır için bir ön koşuldur. Trafikte hata yapan bir sürücü gördüğünüzde, onun bu hatasından ders çıkarabileceğine ve bir dahaki sefere daha dikkatli olabileceğine inanmak, öfkeyle tepki vermek yerine daha sakin ve anlayışlı kalmanızı sağlar. Bu olumlu bakış açısı, gereksiz tartışmaları ve stresi önleyerek daha güvenli bir trafik ortamı yaratır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:-
b) Dinlerken aynı zamanda değerlendirme eğiliminde olmalıdır. Bu seçenek yanlıştır çünkü etkili iletişimin temel kuralı, yargılamadan önce anlamaya çalışmaktır. Dinlerken sürekli olarak karşıdakini değerlendirmek veya yargılamak, empati kurmayı engeller ve savunmacı bir tavra yol açar. Trafikte bu tutum, diğer sürücünün yaptığı bir hatayı anlamaya çalışmak yerine hemen öfkeyle tepki vermenize neden olur, bu da iletişimi tamamen koparır.
-
c) Karşısındakinin kişiliğini sevmediğinde zihnini ona kapatmalıdır. Bu ifade, başarılı iletişimin tam zıttıdır. İletişim, fikir ayrılıkları veya kişisel hoşnutsuzluklar olsa bile açık bir zihinle devam etmeyi gerektirir. Karşınızdaki kişiyi sevmediğiniz için zihninizi ona kapatmak, önyargılı bir yaklaşımdır ve olası bir anlaşmazlığı çözmek yerine daha da büyütür. Trafik adabı, kişisel duygulardan bağımsız olarak tüm sürücülere saygılı olmayı ve iletişim kanallarını açık tutmayı gerektirir.
-
d) Tek bir olayın, birini anlamak için yeterli bir örnek olduğunu düşünmelidir. Bu düşünce de yanlıştır ve genelleme hatası olarak bilinir. Tek bir olaya veya hataya dayanarak bir kişi hakkında kesin bir yargıya varmak, hem haksızlık hem de etkili iletişimin önündeki en büyük engellerden biridir. Bir sürücünün o an yaptığı bir hata, onun her zaman kötü bir sürücü olduğu anlamına gelmez. Bu şekilde düşünmek, hoşgörüyü ortadan kaldırır ve trafikteki gerilimi artırır.
Soru 46 |
Aşırı tepki gösterilmesi | |
Kaba ve saldırgan davranılması | |
Kızgın biçimde kornaya basılması | |
Nezaket ve saygı çerçevesinde uyarılması |
Bu soruda, trafikte hatalı bir davranış sergileyen başka bir sürücüye karşı sergilenmesi gereken en doğru tutumun ne olduğu sorulmaktadır. Sorunun kilit noktası, seçilecek davranışın hem hatayı yapan sürücünün hem de trafikteki diğer herkesin kaza yapma riskini azaltmasıdır. Amaç, durumu daha tehlikeli hale getirmek değil, tam tersine güvenli bir ortama geri döndürmektir.
Doğru Cevap: d) Nezaket ve saygı çerçevesinde uyarılması
Bu seçeneğin doğru olmasının temel sebebi, trafik ortamının gerginliği artırmaya değil, sakinliği ve güvenliği korumaya dayalı olması gerektiğidir. Hata yapan bir sürücüyü nazik bir şekilde uyarmak, örneğin kısa bir korna çalmak veya bir el işaretiyle yavaşlamasını istemek, o sürücünün hatasını panik yapmadan fark etmesini sağlar. Bu yapıcı yaklaşım, sürücünün savunmaya geçmesini veya agresifleşmesini engelleyerek olası bir tartışmanın ya da "trafik magandalığı"nın önüne geçer ve herkes için güvenliği artırır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Aşırı tepki gösterilmesi: Hata yapan bir sürücüye bağırmak, el kol hareketleri yapmak veya aracını tehlikeli bir şekilde sıkıştırmak gibi aşırı tepkiler, durumu anında daha tehlikeli bir hale getirir. Panikleyen veya sinirlenen sürücü, daha büyük ve ölümcül hatalar yapabilir. Bu davranış, riski azaltmak yerine katlayarak artırır.
- b) Kaba ve saldırgan davranılması: Bu seçenek, aşırı tepkinin bir adım ötesidir ve doğrudan trafik güvenliğini tehdit eder. Kaba ve saldırgan davranışlar, trafikteki diğer sürücüleri de strese sokar ve yol güvenliğini tamamen ortadan kaldırabilir. Bu tür bir davranış, bir hatayı kavgaya veya kasıtlı bir kazaya dönüştürme potansiyeli taşır.
- c) Kızgın biçimde kornaya basılması: Kornanın amacı uyarmaktır, taciz etmek veya öfke göstermek değil. Uzun ve öfkeli bir şekilde kornaya basmak, diğer sürücüyü korkutabilir, panikletebilir veya sinirlendirerek misilleme yapmasına neden olabilir. Nazik ve kısa bir "uyarı" kornası ile "öfke" kornası arasındaki fark, bir kazayı önlemek ile bir kazaya sebep olmak arasındaki fark kadar büyüktür.
Özetle; ehliyet sınavındaki bu soru, sürücü adayına sadece kuralları değil, aynı zamanda trafikteki doğru "insani tutumu" da öğretmeyi amaçlar. Unutmayın ki trafikteki en önemli öncelik, her koşulda sakin kalarak hem kendi can güvenliğinizi hem de başkalarının can güvenliğini korumaktır. Nezaket ve saygı, bir zayıflık değil, trafikteki en etkili güvenlik araçlarından biridir.
Soru 47 |
Trafikteki her kuralın altında yatan güvenlik gerekçelerinin sorgulanıp öğrenilmesi | |
Kural ihlalinin sonucunda sadece maddi ceza olduğunun düşünülmesi | |
Karşılıklı saygının öncelikle başkalarından beklenmesi | |
Kızgın ve yarışmacı motivasyon ile araç kullanılması |
Bu soruda, bir sürücünün trafik kurallarını sadece bir ceza korkusuyla değil, aynı zamanda bu kuralların kendisinin, sevdiklerinin ve trafikteki diğer insanların can güvenliğini korumak için konulduğunu anlaması, yani bu bilince ve farkındalığa ulaşması için ne yapması gerektiği sorgulanmaktadır. Asıl amaç, kurallara uymayı bir zorunluluktan çıkarıp, bilinçli bir güvenlik önlemine dönüştürmektir.
Doğru cevabın neden "a) Trafikteki her kuralın altında yatan güvenlik gerekçelerinin sorgulanıp öğrenilmesi" olduğunu ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu adım adım inceleyelim.
a) Doğru Cevabın Açıklaması
Bu seçenek, bir sürücünün kuralları ezberlemek yerine onları anlaması gerektiğini vurgular. Örneğin, "kırmızı ışıkta neden durmalıyım?" sorusunun cevabı sadece "çünkü kural böyle" değildir. Asıl cevap, "kırmızı ışıkta durmazsam, diğer yönden yeşil ışıkta geçen bir araçla çarpışabilir, hem kendi canımı hem de başkalarının canını tehlikeye atabilirim" olmalıdır. Hız limitlerinin neden var olduğunu, takip mesafesinin neden önemli olduğunu anlayan bir sürücü, bu kuralları ihlal etmenin sonuçlarının ne kadar ağır olabileceğini daha iyi kavrar. Bu bilgi, sürücüde gerçek bir güvenlik farkındalığı oluşturur ve onu daha sorumlu bir sürücü yapar.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
b) Kural ihlalinin sonucunda sadece maddi ceza olduğunun düşünülmesi: Bu düşünce, soruda istenen farkındalığın tam tersidir. Bir kural ihlalini sadece para cezası olarak görmek, olayın can güvenliği boyutunu tamamen göz ardı etmektir. Bu sığ bakış açısı, sürücüyü "yakalanmazsam sorun yok" mantığına iter ve hayati tehlikeleri küçümsemesine neden olur. Oysa trafik kurallarının asıl amacı can kayıplarını ve yaralanmaları önlemektir, para cezası sadece caydırıcı bir unsurdur.
-
c) Karşılıklı saygının öncelikle başkalarından beklenmesi: Trafikte güvenlik ve saygı, kişisel bir sorumluluktur. Her sürücü, başkalarının ne yaptığına bakmaksızın öncelikle kendisi kurallara uymalı ve saygılı olmalıdır. Saygıyı sürekli başkalarından beklemek, sorumluluğu kendi üzerinden atmaktır ve bu durum trafikte gerginliğe ve tehlikeli durumlara yol açabilir. Güvenli bir trafik ortamı, her bireyin kendi üzerine düşeni yapmasıyla oluşur.
-
d) Kızgın ve yarışmacı motivasyon ile araç kullanılması: Bu, güvenli sürüşün en büyük düşmanlarından biridir. Öfke kontrolünü kaybeden, diğer sürücülerle yarışan veya onları cezalandırmaya çalışan bir sürücü, mantıklı kararlar alamaz. Bu ruh hali, ani ve tehlikeli manevralara, aşırı hıza ve kural ihlallerine yol açar. Soruda aranan "can güvenliği farkındalığı" ile bu agresif sürüş tarzı tamamen zıttır.
Özetle; sorunun istediği farkındalığa ulaşmanın yolu, kuralların ardındaki "neden" sorusunu sormak ve bu kuralların hayat kurtaran mantığını anlamaktır. Diğer seçenekler ise ya tehlikeyi küçümseyen, ya sorumluluktan kaçan ya da doğrudan tehlike yaratan yanlış tutumları ifade etmektedir.
Soru 48 |
Aşırı hız yapmaktan kaçınılması | |
Geçiş önceliğine sahip araçlara yol verilmesi | |
Trafikte sürücülerin tek başına olmadığının düşünülmesi | |
Engeli olmadığı hâlde engelli kişiler için ayrılmış yerlere park edilmesi |
Doğru Cevap: d) Engeli olmadığı hâlde engelli kişiler için ayrılmış yerlere park edilmesi
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, yapılan eylemin doğrudan ve açık bir şekilde belirli bir grubun hakkını ihlal etmesidir. Engelli park yerleri, engelli bireylerin kamu alanlarına, binalara ve hizmetlere daha kolay ve güvenli bir şekilde erişebilmeleri için özel olarak ayrılmıştır. Bu yerler genellikle girişlere daha yakındır ve araçtan tekerlekli sandalye gibi yardımcı aletlerin indirilebilmesi için daha geniştir. Engeli olmayan bir sürücü bu alana park ettiğinde, o alana gerçekten ihtiyacı olan bir engelli bireyin erişim ve ulaşım hakkını elinden almış olur. Bu durum, sadece bir park kuralı ihlali değil, aynı zamanda bir bireyin temel hakkına yönelik bir saygısızlıktır.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
Diğer seçenekler ise bir hak ihlali değil, tam tersine trafikte olması gereken olumlu ve sorumlu davranışlardır. Bu davranışlar, başkalarının haklarına saygı göstermeyi ve trafik güvenliğini artırmayı amaçlar. Şimdi bu seçenekleri neden elediğimizi inceleyelim:
- a) Aşırı hız yapmaktan kaçınılması: Bu, bir hak ihlali değildir; aksine, trafik kurallarına uymak ve hem kendi hem de diğer sürücü ve yayaların can güvenliği hakkına saygı göstermektir. Aşırı hız yapmak bir hak ihlaline yol açabilir, ancak bundan kaçınmak sorumlu bir davranıştır.
- b) Geçiş önceliğine sahip araçlara yol verilmesi: Ambulans, itfaiye gibi geçiş üstünlüğüne sahip araçlara yol vermek, yasal bir zorunluluk ve toplumsal bir görevdir. Bu davranış, o araçların taşıdığı hastanın veya yardıma ihtiyacı olan kişinin yaşama hakkına öncelik tanımaktır. Dolayısıyla bu, bir hak ihlali değil, hakka saygıdır.
- c) Trafikte sürücülerin tek başına olmadığının düşünülmesi: Bu, empatinin ve trafik adabının temelidir. Diğer yol kullanıcılarının varlığını ve haklarını kabul etmek, olası hak ihlallerini en başından önleyen bir düşünce yapısıdır. Bu bilinçle hareket etmek, saygılı ve güvenli bir trafik ortamı yaratır.
Sonuç olarak, a, b ve c seçenekleri trafikte sergilenmesi gereken doğru ve olumlu davranışları ifade ederken, d seçeneği belirli bir grubun yasal olarak tanınmış bir hakkını doğrudan gasp eden bir eylemi tanımlamaktadır. Bu nedenle doğru cevap d seçeneğidir.
Soru 49 |
Mizaç | |
Beden dili | |
Trafik adabı | |
Konuşma üslubu |
- Denetim ve ceza korkusu olmadan uymak: Bu, kurallara dış bir zorlama (polis, ceza) olmadığı için değil, içselleştirildiği ve doğru olduğu için uyulduğunu gösterir.
- Yazılı olmayan kurallar: Trafik kanunlarında belirtilmeyen ancak sürücülerin birbirine gösterdiği nezaket ve saygı kurallarını ifade eder. Örneğin, sıkışık trafikte fermuar sistemiyle birleşmek yazılı bir kural olmasa da bir nezaket kuralıdır.
- Karşılıklı anlayış ve empati: Diğer sürücülerin veya yayaların durumunu anlamaya çalışmak, onların yerine kendini koyabilmektir. Örneğin, acemi bir sürücünün panik yapabileceğini düşünerek ona korna çalmak yerine sabır göstermek empati gerektirir.
- Alışkanlık haline getirme: Bu davranışların bir defalık değil, sürücünün karakterinin bir parçası haline gelmesidir.
Bu unsurları bir araya getirdiğimizde, tanımın doğrudan trafik adabını açıkladığını görürüz.
Doğru Cevap Neden c) Trafik adabı?
Trafik adabı, yasal zorunlulukların ve yazılı kuralların ötesine geçen bir kavramdır. Sürücülerin trafikteki diğer paydaşlara (diğer sürücüler, yayalar, yolcular) karşı sorumlu, saygılı, sabırlı ve yardımsever olmasını içeren bir davranışlar bütünüdür. Sorudaki tanım, ceza korkusu olmadan, empati kurarak ve yazılı olmayan nezaket kurallarına uyarak trafikte var olmayı anlattığı için trafik adabı kavramını eksiksiz bir şekilde karşılamaktadır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- Mizaç: Mizaç, bir kişinin doğuştan gelen huy veya karakter özellikleridir. Örneğin, bir kişinin sakin veya sinirli olması onun mizacıyla ilgilidir. Trafik adabı ise sonradan öğrenilen ve geliştirilen bir davranış biçimidir. Sakin mizaçlı bir kişi trafik adabına daha kolay uyum sağlayabilir ancak mizaç, tanımın kendisi değildir.
- Beden dili: Beden dili, sözsüz iletişim kurma yöntemidir; el, kol hareketleri, mimikler gibi unsurları içerir. Trafikte teşekkür etmek için el kaldırmak bir beden dili örneğidir ancak bu, soruda verilen geniş ve kapsamlı tanımın (empati, içselleştirme, yazılı olmayan kurallar) sadece çok küçük bir parçasıdır.
- Konuşma üslubu: Bu, bir kişinin konuşurken seçtiği kelimeler ve ses tonudur. Trafikteki davranışlarla doğrudan bir ilgisi yoktur. Ancak trafik adabına sahip olmayan bir sürücü, olası bir anlaşmazlıkta kötü bir konuşma üslubu kullanabilir. Bu bir sonuçtur, tanımın kendisi değildir.
Sonuç olarak, soruda tanımı yapılan kavram, sürücülerin yasal zorunlulukların ötesinde, birbirlerine karşı saygılı, sabırlı ve anlayışlı olmalarını ifade eden trafik adabıdır.
Soru 50 |
Trafik kazası geçiren kişiler:
I. Canlarına bir zarar gelmese bile psikolojik olarak zarar görürler.
II. Kişilerin bu bozuk psikolojileri ailelerin eve topluma olumsuz yansır.
Verilenler için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
I. doğru, II. yanlış | |
I. yanlış, II. doğru | |
Her ikisi de doğru | |
Her ikisi de yanlış |
I. Öncülün Değerlendirilmesi: "Canlarına bir zarar gelmese bile psikolojik olarak zarar görürler."
Bu ifade kesinlikle doğrudur. Trafik kazası, saniyeler içinde gerçekleşen ve kişinin hayatını tehlikeye atan son derece stresli bir olaydır. Kaza anında yaşanan korku, şok ve panik, kişide derin izler bırakabilir. Fiziksel bir yara almamış olmak, bu olayın zihinsel ve duygusal etkilerinden muaf olunduğu anlamına gelmez. Kazadan sonra kişilerde travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), anksiyete, araç kullanma korkusu (vehophobia), uykusuzluk ve sinirlilik gibi psikolojik sorunlar görülebilir.
II. Öncülün Değerlendirilmesi: "Kişilerin bu bozuk psikolojileri ailelerine ve topluma olumsuz yansır."
Bu ifade de doğrudur ve birinci öncülün doğal bir sonucudur. Psikolojik olarak zor bir süreçten geçen bir bireyin davranışları ve ruh hali kaçınılmaz olarak sosyal çevresini etkiler. Örneğin, kaza sonrası sürekli gergin ve sinirli olan bir kişi, ailesiyle olan iletişiminde sorunlar yaşayabilir. İşine odaklanmakta zorlanabilir, bu da iş verimini düşürerek toplumsal hayata olumsuz yansır. Dolayısıyla, bireyin yaşadığı psikolojik travma, bir dalga gibi yayılarak önce ailesini, sonra da içinde bulunduğu toplumu etkiler.
Seçeneklerin İncelenmesi
- a) I. doğru, II. yanlış: Bu seçenek yanlıştır. Çünkü birinci öncülde belirtilen psikolojik zararın, kişinin sosyal çevresini etkilememesi düşünülemez. İnsan sosyal bir varlıktır ve yaşadığı olumsuzluklar çevresine yansır.
- b) I. yanlış, II. doğru: Bu seçenek de mantıksal olarak tutarsız ve yanlıştır. Eğer birinci öncülün yanlış olduğunu, yani kişilerin psikolojik olarak zarar görmediğini varsayarsak, ortada aileye ve topluma yansıyacak olumsuz bir psikoloji de olmazdı.
- c) Her ikisi de doğru: Bu seçenek doğru cevaptır. Yukarıda açıkladığımız gibi, trafik kazaları fiziksel hasar olmasa bile ciddi psikolojik travmalara yol açar (I. öncül) ve bu travmalar kişinin ailesini ve toplumu olumsuz etkiler (II. öncül).
- d) Her ikisi de yanlış: Bu seçenek, trafik kazalarının insani boyutunu tamamen göz ardı ettiği için yanlıştır. Kazaların sadece maddi hasar ve fiziksel yaralanmalardan ibaret olmadığını bilmek, sorumlu bir sürücü olmanın gereğidir.
Özetle, bu soru bize bir sürücü adayının sadece trafik kurallarını değil, aynı zamanda trafiğin insani ve toplumsal yönlerini de anlaması gerektiğini hatırlatır. Bir kaza, metal ve cam yığınından çok daha fazlasıdır; insanların ruhunda ve sosyal ilişkilerinde derin izler bırakabilen ciddi bir olaydır. Bu nedenle her iki ifade de doğrudur.
|
0/50 |























