%%PUAN%%
%%SONUC%%
Doğru Sayısı: %%SCORE%%
Yanlış Sayısı: %%WRONG_ANSWERS%%
Soru 1

Dıştan veya içten etki eden kuvvetlerle kemik dokusunda oluşan ayrılmaya veya bu sebeplerle kemiğin anatomik bütünlüğünün ve devamlılığının bozulmasına - - - - denir.

Bu ifadede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi yazılmalıdır?
A
kırık
B
çıkık
C
donma
D
burkulma
1 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir travma veya kuvvet etkisiyle kemiğin yapısında meydana gelen bozulmanın tıbbi tanımı sorulmaktadır. Sorunun metnindeki "kemiğin anatomik bütünlüğünün ve devamlılığının bozulması" ifadesi, bu tanımın en kilit noktasıdır. Şimdi seçenekleri bu tanım üzerinden değerlendirelim.

Doğru Cevap: a) kırık

Soruda verilen tanım, tam olarak kırık kavramını açıklamaktadır. Kırık, kemiğin bütünlüğünün bir darbe, düşme, trafik kazası gibi dış kuvvetler veya bazen kemik hastalıkları gibi iç sebeplerle bozulması durumudur. Kemik dokusunda bir ayrılma veya çatlama meydana gelir ve kemiğin devamlılığı ortadan kalkar. Bu nedenle boş bırakılan yere "kırık" kelimesi gelmelidir.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • b) Çıkık: Çıkık, kemiğin kırılmasıyla ilgili bir durum değildir. Çıkık, eklemi oluşturan kemiklerin uçlarının birbirinden kalıcı olarak ayrılmasıdır. Yani sorun kemiğin kendisinde değil, kemiklerin birleştiği eklem yüzeylerindedir. Sorudaki tanım ise doğrudan kemik dokusunun bozulmasından bahsettiği için bu seçenek yanlıştır.

  • c) Donma: Donma, vücut dokularının aşırı soğuğa maruz kalması sonucu hasar görmesidir. Bu durum kan dolaşımının yavaşlaması ve dokuların kelimenin tam anlamıyla donmasıyla oluşur. Donma, bir kuvvet veya darbe sonucu oluşmaz ve kemik bütünlüğünün bozulmasını ifade etmez. Dolayısıyla bu seçenek konuyla ilgisizdir.

  • d) Burkulma: Burkulma, çıkığa benzer şekilde eklemlerle ilgili bir yaralanmadır. Ancak burkulmada eklem yüzeyleri anlık olarak ayrılır ve tekrar yerine döner. Bu esnada hasar gören yapılar kemikler değil, eklem çevresindeki bağlar, lifler ve yumuşak dokulardır. Kemik bütünlüğü bozulmadığı için bu seçenek de yanlıştır.

Özetle, ehliyet sınavında ilk yardım bilgisi olarak bu terimlerin farkını bilmek çok önemlidir. Kırık doğrudan kemiğin kendisinin bütünlüğünün bozulmasıdır. Çıkık ve burkulma eklemlerle ilgili yaralanmalardır. Donma ise soğuğa bağlı bir doku hasarıdır. Bu nedenle sorunun doğru cevabı "kırık" olacaktır.

Soru 2
Başa alınan darbe sonucu kulağından kan gelen kazazedeye aşağıdakilerden hangisi uygulanır?
A
Oturtulup kulağına pamuk tıkanır.
B
Sırtüstü yatırılarak ayakları yukarı kaldırılır.
C
Kan akan bölgesi üstte kalacak şekilde yan yatırılır ve kulak pamukla tıkanır.
D
Kan akan bölgesi altta kalacak şekilde yan yatırılır ve kanama engellenmez
2 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, başa alınan bir darbe sonrası kulaktan kan gelmesi gibi çok ciddi bir durumla karşılaşıldığında yapılması gereken doğru ilk yardım müdahalesi sorgulanmaktadır. Bu tür bir kanama, genellikle bir kafa tası kırığının ve beyin hasarının işareti olabilir. Bu nedenle, yapılacak müdahale hayati önem taşır ve temel amacı daha fazla zarar vermeyi önlemektir.

d) Kan akan bölgesi altta kalacak şekilde yan yatırılır ve kanama engellenmez ✓ (DOĞRU)

Bu seçenek, bu tür ciddi bir yaralanma için uygulanması gereken en doğru ilk yardım yöntemini açıklamaktadır. Kazazedenin kanayan kulağının üzerine, yani kan akan bölge altta kalacak şekilde yan yatırılması, içeride biriken kanın ve olası beyin-omurilik sıvısının dışarıya akmasını sağlar. Bu akış, kafa içi basıncının artmasını engelleyerek beyne daha fazla zarar gelme riskini azaltır.

Kanamanın engellenmemesi ilkesi burada kritik öneme sahiptir. Kulak bir pamukla veya bezle tıkanırsa, dışarı akması gereken sıvı içeride birikir ve kafa içi basıncını tehlikeli seviyelere yükseltir. Yan yatış pozisyonu aynı zamanda kazazedenin kusması durumunda solunum yolunun açık kalmasına da yardımcı olur.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Oturtulup kulağına pamuk tıkanır: Bu seçenek iki büyük hata içerir. Birincisi, kulağı pamukla tıkamak, yukarıda açıklandığı gibi kafa içi basıncını artırarak durumu çok daha kötü hale getirir. İkincisi, baş ve boyun yaralanması şüphesi olan bir kazazedeyi oturtmak, olası bir omurga hasarını ağırlaştırabilir.
  • b) Sırtüstü yatırılarak ayakları yukarı kaldırılır: Bu pozisyon "şok pozisyonu" olarak bilinir ve genellikle kan basıncı düşüklüğünde uygulanır. Ancak kafa travmalarında kesinlikle yanlıştır. Ayakları yukarı kaldırmak, kanın baş bölgesine hücum etmesine neden olur, bu da kafa içi kanamayı ve basıncı artırır.
  • c) Kan akan bölgesi üstte kalacak şekilde yan yatırılır ve kulak pamukla tıkanır: Bu şıkta da birden fazla yanlış bulunmaktadır. Kanayan bölgeyi üste getirmek, sıvının dışarı akmasını engeller ve içeride birikmesine neden olur. Ayrıca, kulağı pamukla tıkamak yine kafa içi basıncını artıracağı için son derece tehlikelidir.

Özetle, başa darbe sonrası kulaktan kan gelmesi durumunda temel kural; kanamanın akışına izin vermek, kazazedeyi kanayan kulak altta kalacak şekilde yan yatırmak ve kesinlikle kulağı tıkamamaktır. Bu müdahale, tıbbi yardım gelene kadar kazazedenin durumunun kötüleşmesini önlemeye yardımcı olur.

Soru 3
Omuz ve koldaki kanamalarda, şekilde gösterilen hangi bölgeye basınç uygulanmalıdır?
A
Kasık bölgesine
B
Şakak bölgesine
C
Çene altı bölgesine
D
Köprücük kemiğinin iç kısmına
3 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, omuz ve koldaki ciddi bir kanamayı durdurmak için vücudun hangi noktasına basınç uygulanması gerektiği sorulmaktadır. Bu yöntem, özellikle turnike uygulanamayan veya doğrudan yara üzerine baskının yetersiz kaldığı durumlarda, kanamayı kontrol altına almak için kullanılan önemli bir ilk yardım tekniğidir. Amaç, kanayan bölgeye kan taşıyan ana atardamarı bir kemiğe doğru sıkıştırarak kan akışını geçici olarak yavaşlatmaktır.

Doğru cevap d) Köprücük kemiğinin iç kısmına seçeneğidir. Çünkü omuz ve kola kan taşıyan ana atardamar (subklavyen arter), köprücük kemiğinin hemen altından geçer. Bu bölgeye, başparmakla veya diğer parmaklarla aşağı ve içe doğru güçlü bir şekilde bastırıldığında, atardamar birinci kaburga kemiği ile köprücük kemiği arasında sıkışır. Bu sıkışma, kola giden kan akışını büyük ölçüde azaltarak hayat kurtarıcı olabilir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Kasık bölgesine: Kasık bölgesi, bacağa giden ana atardamarın (femoral arter) geçtiği yerdir. Bu noktaya basınç uygulamak, bacaklardaki şiddetli kanamaları kontrol etmek için kullanılır. Omuz veya koldaki bir kanama için bu bölgeye basınç uygulamak tamamen etkisizdir çünkü kanamanın olduğu bölgeyle ilgisi yoktur.
  • b) Şakak bölgesine: Şakak bölgesi, başın yan tarafında yer alır ve buradan geçen atardamar kafa derisindeki kanamaları kontrol etmek için kullanılır. Vücudun üst kısmında olsa da, kol ve omuz dolaşım sistemiyle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Bu nedenle bu bölgeye yapılacak basıncın kol kanamasına bir faydası olmaz.
  • c) Çene altı bölgesine: Çene altı bölgesi, yüz bölgesindeki kanamaları kontrol altına almak için kullanılan bir başka basınç noktasıdır. Buradan geçen atardamar yüzü besler. Tıpkı şakak bölgesi gibi, bu noktanın da omuz ve kol kanamaları üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.

Özetle, ilk yardımda doğru baskı noktasını seçmek hayati önem taşır. Baskı noktası, daima kanayan bölge ile kalp arasında, atardamarın kemiğe en yakın geçtiği yer olmalıdır. Omuz ve kol kanamaları için bu en uygun ve etkili nokta, şekilde de gösterildiği gibi köprücük kemiğinin iç kısmıdır.

Soru 4
Akciğerler vücudumuzdaki hangi sistemde yer alır?
A
Sinir sisteminde
B
Hareket sisteminde
C
Solunum sisteminde
D
Boşaltım sisteminde
4 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, vücudumuzun hayati organlarından biri olan akciğerlerin, hangi temel organ sistemi içerisinde yer aldığı ve görev yaptığı sorulmaktadır. Vücudumuzdaki sistemleri ve bu sistemlere ait ana organları bilmek, ehliyet sınavındaki ilk yardım sorularını doğru cevaplamak için oldukça önemlidir. Sorunun doğru cevabını ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu adım adım inceleyelim.

Doğru Cevap: c) Solunum sisteminde

Akciğerler, solunum sisteminin merkez organlarıdır. Bu sistemin temel amacı, vücudun yaşamsal faaliyetleri için gerekli olan oksijeni dış ortamdan alıp kana karıştırmak ve hücrelerde oluşan atık bir gaz olan karbondioksiti vücuttan dışarı atmaktır. Akciğerler, nefes borusu (trakea) ve bronşlar aracılığıyla havayı alır, içlerindeki milyonlarca küçük hava keseciği (alveol) sayesinde bu gaz değişimini gerçekleştirir. Bu nedenle akciğerler, solunum sisteminin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

Diğer seçeneklerin neden doğru cevap olmadığını anlamak, konuyu daha iyi kavramanıza yardımcı olacaktır. Her sistemin kendine özgü organları ve görevleri vardır. Şimdi bu sistemleri ve akciğerlerin neden bu sistemlere ait olmadığını inceleyelim.

  • a) Sinir sisteminde: Sinir sistemi, vücudumuzu bir ağ gibi saran ve yöneten sistemdir. Beyin, omurilik ve sinirlerden oluşur. Vücudun iç ve dış ortamdan gelen uyarıları algılamasını, değerlendirmesini ve bunlara tepki vermesini sağlar. Solunumun hızını ve derinliğini beyin kontrol etse de, akciğerler sinir sisteminin bir parçası değil, sinir sistemi tarafından kontrol edilen bir organdır.
  • b) Hareket sisteminde: Hareket sistemi, vücudumuza destek sağlayan ve hareket etmemizi mümkün kılan sistemdir. Kemikler, kaslar ve eklemlerden oluşur. Kaburga kemikleri akciğerleri korur ve diyafram kası solunuma yardımcı olur, ancak akciğerlerin kendisi bir kemik ya da kas değildir. Dolayısıyla hareket sistemine dahil edilemez.
  • d) Boşaltım sisteminde: Boşaltım sistemi, kanı süzerek zararlı ve atık maddeleri vücuttan uzaklaştıran sistemdir. Bu sistemin ana organları böbrekler, idrar boruları ve idrar kesesidir. Akciğerler karbondioksit atarak bir tür boşaltım yapsa da, vücudun temel boşaltım sistemi denildiğinde akla sıvı atıkları süzen böbrekler gelir. Bu nedenle akciğerler, bu sistemin bir organı olarak kabul edilmez.
Soru 5
Yetişkin bir kazazedenin solunum yapıp yapmadığı bak-dinle-hisset yöntemiyle kaç saniye süre ile kontrol edilir?
A
10
B
20
C
30
D
40
5 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, ilk yardımın temel adımlarından biri olan solunum kontrolünün ne kadar süreyle yapılması gerektiği sorgulanmaktadır. Yetişkin bir kazazedeye müdahale ederken, bilinci kapalı ise ilk olarak solunumunun olup olmadığını anlamamız gerekir. Bu kontrol için kullanılan "Bak-Dinle-Hisset" yönteminin standart bir süresi vardır ve bu süre, hayati müdahalelere geç kalmamak için kritik öneme sahiptir.

Doğru cevap a) 10 saniyedir. İlk yardımda zaman çok değerlidir. Solunum kontrolü için belirlenen 10 saniyelik süre, kazazedenin soluk alıp almadığını (özellikle zayıf veya düzensiz solunumları) tespit etmek için yeterli bir zamandır. Aynı zamanda, solunum yoksa kalp masajı ve suni solunum gibi hayat kurtarıcı uygulamalara bir an önce başlamak için gereksiz zaman kaybını önleyen ideal bir süredir. Bu süre, uluslararası ilk yardım kılavuzlarında kabul edilen standarttır.

"Bak-Dinle-Hisset" yöntemi uygulanırken bu 10 saniye içinde şunlar yapılır:

  • Bak: İlk yardımcı, yanağını kazazedenin ağzına ve burnuna yaklaştırarak gözleriyle göğüs kafesini izler. Göğüs kafesinin kalkıp inmediği kontrol edilir.
  • Dinle: Aynı pozisyondayken, kazazedenin ağzından veya burnundan bir soluk sesi gelip gelmediği dinlenir.
  • Hisset: Yardımcı, yanağında kazazedenin nefesinin sıcaklığını veya esintisini hissetmeye çalışır.

Diğer seçenekler olan 20, 30 ve 40 saniye ise yanlış cevaplardır. Çünkü solunumu ve kalbi durmuş bir kişide beyin hücreleri oksijensizliğe sadece birkaç dakika dayanabilir. Solunum kontrolü için 20 saniye veya daha fazla beklemek, beyin hasarı riskini artıran ve hayatta kalma şansını düşüren tehlikeli bir zaman kaybıdır. Bu nedenle ilk yardımda amaç, durumu hızla ve doğru bir şekilde değerlendirip en kısa sürede gerekli müdahaleye başlamaktır.

Özetle, bir kazazedenin solunumunu kontrol ederken 10 saniye boyunca Bak-Dinle-Hisset yöntemi uygulanır. Bu süre, hem doğru bir değerlendirme yapmak hem de acil müdahaleye geç kalmamak arasındaki mükemmel dengeyi sağlar. Unutmayın, ilk yardımda her saniye hayati önem taşır ve doğru süreyi bilmek, bir hayat kurtarmanın ilk adımı olabilir.

Soru 6
Yaralı taşımada sedye kullanımı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A
Sedye kullanımı her zaman tercih edilmelidir.
B
Sadece bacağı kırılanları yatırarak taşımak için tercih edilir.
C
Sadece zehirlenme vakalarının taşınmasında kullanılmalıdır.
D
Köprücük kemiği kırıklarında hastanın sedye ile taşınması hayati önem taşır.
6 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, ilk yardım sırasında yaralı bir kişiyi taşırken sedye kullanımının temel ve en doğru ilkesinin ne olduğu sorgulanmaktadır. İlk yardımda amaç, yaralıya zarar vermeden, mevcut durumunu kötüleştirmeden onu güvenli bir yere veya sağlık kuruluşuna ulaştırmaktır. Bu nedenle taşıma yöntemleri büyük önem taşır.

a) Sedye kullanımı her zaman tercih edilmelidir.

Bu seçenek doğrudur. Çünkü sedye, yaralıyı en güvenli, en sarsıntısız ve en stabil şekilde taşıma yöntemidir. Yaralının vücudunun düz bir pozisyonda kalmasını sağlayarak, özellikle omurga yaralanması şüphesi olan durumlarda felç gibi ikincil ve daha kötü yaralanmaların önüne geçer. İmkan varsa, yaralının ne tür bir yaralanması olursa olsun, onu hareket ettirmekten kaçınmak ve sedye ile taşımak en ideal ve güvenli yaklaşımdır. Bu nedenle "her zaman tercih edilmesi gereken" yöntem olarak kabul edilir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:

  1. b) Sadece bacağı kırılanları yatırarak taşımak için tercih edilir.

    Bu ifade yanlıştır çünkü "sadece" kelimesiyle kullanımı çok dar bir alana sıkıştırmaktadır. Sedye, bacak kırıklarının yanı sıra omurga yaralanmaları, kalça kırıkları, iç kanamalar, şok durumları veya bilinci kapalı olan tüm yaralılar için kullanılır. Dolayısıyla sedyenin kullanım alanı sadece bacak kırıkları ile sınırlı değildir.

  2. c) Sadece zehirlenme vakalarının taşınmasında kullanılmalıdır.

    Bu ifade de "sadece" kelimesi nedeniyle yanlıştır. Bilinci kapalı veya durumu ağır bir zehirlenme vakası sedye ile taşınabilir, ancak sedyenin asıl ve en yaygın kullanım alanı bu değildir. Sedyeler özellikle travma (kırık, ezilme, omurga hasarı vb.) geçiren hastalar için hayati öneme sahiptir. Bu seçenekte belirtilen durum, sedye kullanımının çok küçük bir kısmını oluşturur.

  3. d) Köprücük kemiği kırıklarında hastanın sedye ile taşınması hayati önem taşır.

    Bu ifade yanlıştır. Köprücük kemiği kırıklarında ilk yardım, genellikle kolun üçgen sargı bezi ile sabitlenmesi ve yaralının rahat edeceği bir pozisyonda, çoğunlukla oturur şekilde sağlık kuruluşuna götürülmesidir. Bu tür bir yaralanmada sedye kullanımı "hayati önem" taşımaz; yaralı genellikle yürüyebilir veya oturarak taşınabilir. Hayati önem taşıyan durumlar, omurga yaralanması şüphesi olan durumlardır.

Soru 7
Aşağıdakilerden hangisi, kazazedenin ikinci değerlendirilme aşamalarından olan "Görüşerek Bilgi Edinme" basamağında yer alır?
A
Solunum sayısının değerlendirilmesi
B
Hoşgörülü ve nazik davranılması
C
Bilinç düzeyinin kontrol edilmesi
D
Cilt renginin değerlendirilmesi
7 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, ilk yardımın ikinci değerlendirme aşaması içinde yer alan "Görüşerek Bilgi Edinme" basamağının bir parçası olan davranış sorulmaktadır. İlk yardımda kazazedenin durumu iki aşamada değerlendirilir: Birincil Değerlendirme (ABC ve bilinç kontrolü gibi hayati tehlikelerin kontrolü) ve İkinci Değerlendirme (hayati tehlike yoksa yapılan detaylı muayene). İkinci değerlendirme de kendi içinde "görüşerek bilgi edinme" ve "baştan aşağı kontrol" olarak ikiye ayrılır.

Doğru Cevap: b) Hoşgörülü ve nazik davranılması

Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, "Görüşerek Bilgi Edinme" aşamasının temel amacının kazazede ile iletişim kurarak olay hakkında bilgi toplamak olmasıdır. Kazazede korkmuş, acı çekiyor veya şokta olabilir. Bu durumda ona hoşgörülü ve nazik davranmak, kendini güvende hissetmesini sağlar ve size daha doğru ve eksiksiz bilgi vermesine yardımcı olur. Bu, etkili bir iletişimin ve dolayısıyla doğru bilgi toplamanın ön koşuludur.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Solunum sayısının değerlendirilmesi: Bu, fiziksel bir muayene işlemidir. Kazazedenin solunumunu dinleyerek veya göğüs hareketlerini sayarak yapılır. Bu işlem, ikinci değerlendirmenin "Görüşerek Bilgi Edinme" basamağında değil, "Baştan Aşağı Kontrol" basamağında veya hayati bir tehlike şüphesi varsa Birincil Değerlendirme'de yer alır.

  • c) Bilinç düzeyinin kontrol edilmesi: Bilinç kontrolü, ilk yardımın en temel ve ilk adımlarından biridir. Kazazedenin hayati tehlikesinin olup olmadığını anlamak için yapılan Birincil Değerlendirme aşamasının bir parçasıdır. İkinci değerlendirmeye geçebilmek için zaten kazazedenin bilincinin açık olduğu varsayılır.

  • d) Cilt renginin değerlendirilmesi: Cilt rengine bakmak (soluk mu, morarmış mı vb.), dolaşım sistemi hakkında bilgi veren bir gözlemdir. Bu da tıpkı solunum sayısını değerlendirmek gibi fiziksel bir kontroldür ve ikinci değerlendirmenin "Baştan Aşağı Kontrol" basamağında yapılır. Görüşerek yapılan bir işlem değildir.

Özetle, soru size kazazede ile konuşarak bilgi toplama aşamasında ne yapmanız gerektiğini soruyor. Bu aşamanın başarılı olması için önce güven ortamı oluşturmak gerekir ve bu da hoşgörülü ve nazik bir yaklaşımla mümkündür. Diğer seçenekler ise fiziksel muayene adımlarıdır.

Soru 8
Bir trafik kazası sonucunda yaralanan kazazedenin durumunun ağırlığını ve ciddiyetini gösteren bulgulardan biride bilinç düzeyidir. Aşağıdakilerden hangisi 1. derece bilinç düzeyini gösteren bir bulgudur?
A
Sözlü ve gürültülü uyaranlara cevap vermesi
B
Göz bebeklerinin farklı büyüklükte olması
C
Ağrılı uyaranlara cevap vermesi
D
Tüm uyaranlara tepkisiz olması
8 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir trafik kazası sonrası yaralının durumunu anlamak için kullanılan bilinç düzeylerinin sınıflandırılması ve bu sınıflardan 1. derece bilinç düzeyinin hangi bulguyla tespit edildiği sorulmaktadır. İlk yardımda, yaralının bilincini kontrol etmek, yapılacak müdahalenin önceliğini belirlemek için hayati önem taşır. Bilinç düzeyleri, yaralının dışarıdan gelen uyarılara ne kadar tepki verebildiğine göre belirlenir.

İlk yardımda bilinç düzeyleri genellikle üç ana kategoride değerlendirilir. Bu değerlendirme, en hafif bilinç kaybından en ağır duruma doğru sıralanır. Bu sıralamayı anlamak, sorunun cevabını ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu kavramayı kolaylaştırır.

  • 1. Derece Bilinç Düzeyi: Kişi uykulu bir haldedir ancak sözlü ve gürültülü uyaranlara cevap verir. Adıyla seslenildiğinde veya hafifçe omuzuna dokunulup "İyi misiniz?" diye sorulduğunda gözlerini açabilir, mırıldanabilir veya basit komutları yerine getirebilir.
  • 2. Derece Bilinç Düzeyi: Kişi sözlü ve gürültülü uyaranlara tepki vermez. Ancak omuz başının sıkılması gibi ağrılı bir uyarana tepki verir. Bu tepki, inleme, elini çekme veya yüzünü buruşturma şeklinde olabilir.
  • 3. Derece Bilinç Düzeyi: En ağır seviyedir. Kişi hiçbir uyarana (sözlü, gürültülü veya ağrılı) tepki vermez. Bu durum koma hali olarak da bilinir ve acil tıbbi müdahale gerektirir.

Şimdi seçenekleri bu bilgilere göre inceleyelim:

a) Sözlü ve gürültülü uyaranlara cevap vermesi: Bu ifade, yukarıda açıkladığımız gibi 1. derece bilinç düzeyinin tanımıdır. Yaralı tam olarak uyanık olmasa da, seslenildiğinde veya gürültü yapıldığında bir şekilde tepki verebilmektedir. Bu nedenle bu seçenek DOĞRU cevaptır.

b) Göz bebeklerinin farklı büyüklükte olması: Bu durum, "anizokori" olarak adlandırılır ve genellikle ciddi bir kafa travması, beyin kanaması veya sinir sistemi hasarının belirtisidir. Bu, bilinç durumunu etkileyebilecek bir nedenin bulgusu olsa da, bilinç düzeyinin kendisini tanımlayan bir tepki değildir. Yani bu bir sonuçtur, bilinç seviyesinin tanımı değildir.

c) Ağrılı uyaranlara cevap vermesi: Bu ifade, 2. derece bilinç düzeyini gösteren bir bulgudur. Yaralı, sözlü komutlara tepkisiz kalırken, ancak canı yandığında bir tepki vermektedir. Bu durum, 1. dereceden daha ağır bir bilinç kaybını ifade eder.

d) Tüm uyaranlara tepkisiz olması: Bu ifade, 3. derece bilinç düzeyini, yani koma halini tanımlar. Bu, bilinç kaybının en derin ve en tehlikeli seviyesidir. Yaralının ne sesli ne de ağrılı hiçbir uyarana yanıt vermediği durumdur.

Soru 9
Aşağıdakilerden hangisi bebeklere yapılan yapay solunum uygulamasında, ilk yardımcının dikkat etmesi gereken kurallardandır?
A
Bebeğin yumuşak bir zemin üzerine sırtüstü yatırılması
B
Hava yolu tıkanıklığına neden olan yabancı cisim varsa bebeğin yutmasının sağlanması
C
Bebeğin solunum yapıp yapmadığının bak-dinle-hisset yöntemiyle 2 dakika süre ile kontrol edilmesi
D
Bebekte solunum yoksa ağız dolusu nefes alınması ve ağzın, bebeğin ağız ve burnunu içine alacak şekilde yerleştirilmesi
9 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, solunumu durmuş bir bebeğe yapay solunum (suni teneffüs) uygulaması sırasında ilk yardımcının bilmesi ve uygulaması gereken doğru davranışın ne olduğu sorulmaktadır. Bebeklere yapılan ilk yardım, yetişkinlerden bazı önemli farklılıklar içerir ve bu kuralları bilmek hayati önem taşır. Şimdi seçenekleri ve doğru cevabın nedenlerini detaylıca inceleyelim.

d) Bebekte solunum yoksa ağız dolusu nefes alınması ve ağzın, bebeğin ağız ve burnunu içine alacak şekilde yerleştirilmesi

Bu seçenek doğrudur. Bebeklerin yüz yapısı küçük olduğu için, yapay solunum sırasında ilk yardımcının ağzının hem bebeğin ağzını hem de burnunu tamamen kapatması gerekir. Bu yöntem, verilen havanın dışarı sızmadan doğrudan akciğerlere ulaşmasını sağlar. Ayrıca, bebeğin akciğer kapasitesi çok küçük olduğundan, yetişkinlerdeki gibi derin bir nefes vermek akciğerlere zarar verebilir. Bu nedenle sadece yanakları şişirecek kadar, yani "ağız dolusu" bir nefes verilmesi doğru tekniktir.

a) Bebeğin yumuşak bir zemin üzerine sırtüstü yatırılması

Bu seçenek yanlıştır. İlk yardımda, özellikle temel yaşam desteği (kalp masajı ve yapay solunum) uygulanırken, hasta veya yaralı mutlaka sert ve düz bir zemin üzerine yatırılmalıdır. Yumuşak bir zemin (yatak veya koltuk gibi), özellikle kalp masajı sırasında göğse yapılan baskının etkisiz kalmasına neden olur. Çünkü zemin esneyecek ve göğüs kemiği yeterince aşağıya inmeyecektir.

b) Hava yolu tıkanıklığına neden olan yabancı cisim varsa bebeğin yutmasının sağlanması

Bu seçenek yanlıştır ve son derece tehlikelidir. Eğer bebeğin hava yolunda solunumu engelleyen bir cisim varsa, bu cismi yutturmaya çalışmak tıkanıklığın daha da kötüleşmesine ve cismin soluk borusuna tamamen yerleşmesine neden olabilir. Doğru uygulama, bilinci yerindeyse bebeğe özel manevralar (sırta 5 kez vurma ve göğse 5 kez bası uygulama) ile cismi çıkarmaya çalışmaktır.

c) Bebeğin solunum yapıp yapmadığının bak-dinle-hisset yöntemiyle 2 dakika süre ile kontrol edilmesi

Bu seçenek yanlıştır. Solunum kontrolü için "Bak-Dinle-Hisset" yöntemi doğru bir yöntem olsa da, belirtilen süre tamamen yanlıştır. İlk yardımda zamanla yarışılır ve solunumun olup olmadığını anlamak için bu kontrol en fazla 10 saniye sürer. 2 dakika gibi uzun bir süre beklemek, solunumu durmuş bir bebeğe müdahalede ölümcül bir gecikmeye neden olur.

Soru 10
Yürüyemeyen ya da bilinci kapalı olan kişiler için kullanılır. Bir ilk yardımcı tarafından uygulanır. İlk yardımcının bir kolu boşta olacağından merdiven ya da bir yerden rahatlıkla destek alınabilir. Verilen bilgi, acil taşıma tekniklerinden hangisiyle ilgilidir?
A
İtfaiyeci yöntemi
B
Rentek manevrası
C
Sürükleme yöntemi
D
Heimlich manevrası
10 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, belirli özellikleri verilen bir acil taşıma tekniğinin hangisi olduğu sorulmaktadır. Sorunun metninde, bu taşıma tekniğinin yürüyemeyen veya bilinci kapalı kişiler için uygun olduğu, tek bir ilk yardımcı tarafından uygulandığı ve en önemlisi, ilk yardımcının bir kolunun boşta kalarak destek almasına imkan tanıdığı belirtilmiştir. Bu ipuçları, doğru cevabı bulmamız için kilit rol oynamaktadır.

Doğru cevap a) İtfaiyeci yöntemi seçeneğidir. Bu yöntemde ilk yardımcı, kazazedeyi omzunun üzerine alır. Kazazedenin bir kolu ve aynı taraftaki bacağı ilk yardımcının göğsünün önünden sarkarken, ilk yardımcı bu kolu ve bacağı tek eliyle kavrar. Bu pozisyon sayesinde ilk yardımcının diğer kolu tamamen serbest kalır. Bu serbest kalan kol, merdivenlerden inerken tırabzanlardan tutunmak, kapıları açmak veya engelleri aşmak için kullanılabilir. Bu özellik, soruda verilen "bir kolu boşta olacağından merdiven ya da bir yerden rahatlıkla destek alınabilir" ifadesiyle birebir örtüşmektedir.

  • Neden diğer şıklar yanlış?

b) Rentek manevrası: Bu bir taşıma tekniğinden çok, araç içindeki yaralıyı omuriliğine zarar vermeden araçtan çıkarma tekniğidir. Amaç, baş-boyun-gövde eksenini bozmadan yaralıyı güvenli bir alana almaktır. Bu manevra sırasında ilk yardımcının iki eli de yaralıyı sabitlemekle meşgul olur ve bir kolunun boşta kalması gibi bir durum söz konusu değildir.

c) Sürükleme yöntemi: Bu yöntem, özellikle dar alanlardan yaralıyı çıkarmak veya ilk yardımcının yaralıyı kaldıracak gücü olmadığında kullanılır. Genellikle yaralının koltuk altlarından, ayak bileklerinden veya bir battaniye yardımıyla çekilmesiyle uygulanır. Sürükleme sırasında ilk yardımcının kolları boşta kalmaz ve bu yöntem, merdiven gibi yerlerde destek alarak ilerlemek için uygun değildir.

d) Heimlich manevrası: Bu seçenek, sorunun konusu olan taşıma teknikleriyle tamamen ilgisizdir. Heimlich manevrası, solunum yoluna yabancı bir cisim kaçması sonucu boğulma tehlikesi geçiren kişilere uygulanan bir ilk yardım müdahalesidir. Bir taşıma veya yer değiştirme yöntemi değildir.

Sonuç olarak, soruda tarif edilen; bilinci kapalı bir kişinin tek kişi tarafından, bir kol serbest kalacak şekilde taşınmasını sağlayan yöntem açıkça İtfaiyeci Yöntemi'dir.

Soru 11
Tıbbi yardım istenirken aşağıdakilerden hangisinin bildirilmesi gereksizdir?
A
Yaralıların eğitim durumu
B
Olay yerinin tam adresi
C
Araçların hasar durumu
D
Yaralı sayısı
11 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir kaza sonrası 112 Acil Yardım'ı aradığınızda, telefondaki görevliye hangi bilgiyi vermenizin **gereksiz** olduğu, yani acil yardım sürecine hiçbir katkı sağlamayacağı sorulmaktadır. Amaç, acil durumda hangi bilgilerin hayati öneme sahip olduğunu, hangilerinin ise zaman kaybı olduğunu bilip bilmediğinizi ölçmektir.

Doğru Cevap: a) Yaralıların eğitim durumu

Doğru cevabın "Yaralıların eğitim durumu" olmasının sebebi, bu bilginin acil tıbbi müdahale için tamamen anlamsız ve gereksiz olmasıdır. Acil sağlık ekipleri, yaralının kim olduğuna, ne iş yaptığına veya eğitim seviyesine bakmaksızın, sadece sağlık durumuna ve yaralanmanın ciddiyetine odaklanır. Bir yaralının üniversite mezunu ya da ilkokul mezunu olması, yapılacak ilk yardım veya tedavi yöntemini kesinlikle değiştirmez. Bu nedenle bu bilgiyi vermek, telefon görüşmesini uzatarak zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramaz.

Diğer Seçenekler Neden Yanlıştır?

Diğer seçeneklerde verilen bilgiler, acil yardım ekiplerinin olay yerine doğru ve hazırlıklı bir şekilde ulaşması için hayati önem taşır. Bu nedenle bu bilgilerin bildirilmesi gereksiz değil, tam aksine zorunludur.

  • b) Olay yerinin tam adresi: Bu, verilecek en önemli bilgidir. Adres ne kadar net ve anlaşılır olursa, ambulans ve diğer ekipler olay yerine o kadar hızlı ulaşır. Adres verirken sadece sokak ve numara değil, aynı zamanda bilinen bir yer (okul, cami, market gibi) veya önemli bir yol ayrımı gibi belirgin noktaları söylemek, ekiplerin sizi bulmasını çok kolaylaştırır. Bu bilgi olmadan yardımın size ulaşması imkansızdır.
  • c) Araçların hasar durumu: Bu bilgi ilk başta önemsiz gibi görünebilir ancak oldukça kritiktir. Örneğin, araçta büyük bir hasar olduğunu, duman çıktığını veya birilerinin sıkıştığını belirtmeniz, olay yerine sadece ambulansın değil, aynı zamanda itfaiye ve kurtarma ekiplerinin de gönderilmesini sağlayabilir. Aracın hasar durumu, kazanın şiddeti ve yaralıların durumu hakkında ön bilgi verir.
  • d) Yaralı sayısı: Bu bilgi de son derece önemlidir. Çünkü acil yardım merkezi, olay yerindeki yaralı sayısına göre kaç adet ambulans ve sağlık personeli göndereceğine karar verir. Tek yaralının olduğu bir kazaya bir ambulans yeterliyken, 5 yaralının olduğu bir kazaya en az 2-3 ambulans gönderilmesi gerekebilir. Bu bilgiyi doğru vermek, herkese zamanında müdahale edilmesini sağlar.
Soru 12
Kaza sonucu vücudun hangi kısımlarında çıkık görülebilir?
A
Kafatası eklemlerinde
B
Hareketli eklem yerlerinde
C
Diz ile kalça arasındaki kemikte
D
Dirsek ile omuz arasındaki kemikte
12 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir trafik kazası gibi travmatik bir olay sonucunda vücudumuzda "çıkık" olarak adlandırılan yaralanmanın hangi bölgelerde oluşabileceği sorgulanmaktadır. Çıkık kavramını ve vücudun hareket sistemini anladığımızda, doğru cevabı kolayca bulabiliriz.

Öncelikle çıkık nedir, bunu anlamak gerekir. Çıkık, bir eklemi oluşturan kemik uçlarının, maruz kaldığı zorlama sonucu birbirinden kalıcı olarak ayrılması durumudur. Yani, kemikler normalde bulunmaları gereken eklem pozisyonundan tamamen uzaklaşır. Bu tanım, çıkığın nerede olabileceğine dair en önemli ipucunu verir: Çıkık, mutlaka bir eklem bölgesinde meydana gelir.

Doğru Cevap: b) Hareketli eklem yerlerinde

Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, çıkığın tanımının doğrudan hareketli eklemleri işaret etmesidir. Omuz, dirsek, kalça, diz, çene ve parmak eklemleri gibi vücudumuzdaki hareketli eklemler, geniş bir hareket açısına sahiptir. Kaza anında meydana gelen ani ve şiddetli darbeler, bu eklemlerdeki kemikleri normal pozisyonlarından çıkararak çıkığa neden olabilir. Kısacası, bir yerin çıkması için oranın hareket edebilen bir eklem olması şarttır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Kafatası eklemlerinde: Kafatasını oluşturan kemikler arasında da eklemler bulunur, ancak bunlar "oynamaz eklem" olarak adlandırılır. Bu eklemler, kemikleri birbirine bir testere dişi gibi sıkıca kenetler ve herhangi bir harekete izin vermez. Hareket kabiliyeti olmadığı için kafatası eklemlerinde çıkık görülmesi mümkün değildir. Bu bölgeye gelen şiddetli darbeler genellikle kırık ile sonuçlanır.
  • c) Diz ile kalça arasındaki kemikte: Bu bölgede bulunan kemik, vücudun en uzun ve en sağlam kemiği olan uyluk kemiğidir (femur). Soruda belirtilen yer bir eklem değil, tek bir kemiğin gövdesidir. Kemiklerin gövde kısımlarında meydana gelen yaralanmalara çıkık değil, kırık denir. Çıkık, bu kemiğin kalça ya da diz eklemindeki ucunda meydana gelebilir, kemiğin ortasında değil.
  • d) Dirsek ile omuz arasındaki kemikte: Bu seçenek de bir önceki gibi tek bir kemiği, yani pazu kemiğini (humerus) tarif etmektedir. Pazu kemiğinin orta kısmına gelen bir darbe çıkığa değil, kırığa yol açar. Çıkık, ancak bu kemiğin omuz eklemiyle veya dirsek eklemiyle birleştiği uç noktalarda gerçekleşebilir.

Özetle, ehliyet sınavında bu soruyla karşılaştığınızda aklınızda tutmanız gereken en temel bilgi şudur: Çıkık, hareketli eklemlerde olur; kemiklerin kendisinde ise kırık olur. Bu ayrımı bildiğinizde, soruyu kolayca doğru cevaplayabilirsiniz.

Soru 13
Aşağıdakilerden hangisi otoyolda yapılabilecek davranışlardandır?
A
Geri gitmek
B
Geriye dönmek
C
Zorunluluk dışında park etmek
D
Hızına uygun şeritte gitmek
13 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, otoyol gibi yüksek hızlı ve özel kuralları olan bir yolda sürücülerin yapmasına izin verilen, yani doğru ve yasal olan davranışın hangisi olduğu sorulmaktadır. Otoyollar, trafik akışını hızlı ve güvenli tutmak için tasarlanmıştır. Bu nedenle, diğer yollarda yapılabilecek bazı manevralar otoyollarda hem çok tehlikeli hem de kesinlikle yasaktır.

Doğru cevap d) Hızına uygun şeritte gitmek seçeneğidir. Otoyollarda trafik güvenliği ve akıcılığı için şerit disiplini hayati önem taşır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre sürücüler, hızlarına ve aracın cinsine uygun olan şeritten gitmek zorundadır. Örneğin, ağır vasıtalar ve yavaş giden araçlar en sağ şeridi kullanırken, daha hızlı araçlar sol şeritleri kullanır; ancak sol şerit sürekli işgal edilmemeli, sadece sollama amacıyla kullanılmalıdır. Bu kural, trafiğin düzenli akmasını sağlar ve kazaları önler.

Diğer seçeneklerin neden yanlış ve tehlikeli olduğunu inceleyelim:
  • a) Geri gitmek: Otoyolda geri gitmek, trafiği tehlikeye atan en riskli davranışlardan biridir. Arkadan yüksek hızla gelen araçların size çarpma riski çok yüksektir ve bu manevra kesinlikle yasaktır. Eğer bir çıkışı kaçırırsanız, asla geri gitmemeli, bir sonraki çıkışı kullanarak güzergahınıza geri dönmelisiniz.
  • b) Geriye dönmek: Geri gitmek gibi, otoyolda "U" dönüşü yapmak veya geriye dönmek de kesinlikle yasaktır. Bu hareket, birden fazla trafik şeridini kesmenizi gerektirir ve feci kazalara yol açabilir. Yön değiştirmek için sadece otoyol çıkışları ve kavşaklar kullanılmalıdır.
  • c) Zorunluluk dışında park etmek: Otoyolda duraklamak ve park etmek, sadece arıza, kaza veya trafik polisinin talimatı gibi zorunlu hallerde ve emniyet şeridi kullanılarak yapılabilir. Keyfi olarak veya dinlenmek amacıyla emniyet şeridinde ya da yol üzerinde durmak, hem trafiği tehlikeye atar hem de yasaktır. Dinlenmek için özel olarak ayrılmış park alanları ve dinlenme tesisleri kullanılmalıdır.
Soru 14
Şekildeki trafik işareti aşağıdakilerden hangisine yaklaşıldığını bildirir?
A
Demir yolu alt geçidine
B
Demir yolu üst geçidine
C
Kontrollü demir yolu geçidine
D
Kontrolsüz demir yolu geçidine
14 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, size gösterilen trafik işaret levhasının ne anlama geldiği ve sürücüyü hangi duruma karşı uyardığı sorulmaktadır. Bu levha, Karayolları Trafik Kanunu'nda tanımlanmış bir tehlike uyarı işaretidir. Tehlike uyarı işaretlerinin ortak özelliği, sürücüleri ileride karşılaşabilecekleri potansiyel bir tehlikeye karşı önceden bilgilendirerek dikkatli olmalarını ve hızlarını düşürmelerini sağlamaktır.

Doğru Cevap: d) Kontrolsüz demir yolu geçidine

Şekildeki üçgen levha içerisinde bulunan buharlı lokomotif figürü, "Kontrolsüz Demiryolu Geçidi" levhasıdır. Bu işaret, yaklaşılan demir yolu geçidinde herhangi bir bariyer, ışıklı işaret veya görevli gibi kontrollü bir geçiş sisteminin bulunmadığını belirtir. Bu tür geçitlerde geçiş güvenliğini sağlama sorumluluğu tamamen sürücüye aittir. Sürücü, bu levhayı gördüğünde mutlaka yavaşlamalı, durmalı, hem sağına hem soluna bakarak tren gelip gelmediğini kontrol etmeli ve ancak demir yolu hattının tamamen boş olduğundan emin olduktan sonra geçiş yapmalıdır.

Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:

  • a) Demir yolu alt geçidine: Bir alt geçit, karayolunun demir yolunun altından geçtiği yerdir. Bu durumda tren ile bir çarpışma riski olmadığından, bu tehlike uyarı işareti kullanılmaz. Alt geçitler genellikle yükseklik sınırlaması (gabari) gibi farklı levhalarla belirtilir. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
  • b) Demir yolu üst geçidine: Bir üst geçit, karayolunun demir yolunun üzerinden köprü ile geçtiği yerdir. Tıpkı alt geçitte olduğu gibi, burada da tren trafiği ile bir kesişme ve çarpışma riski yoktur. Dolayısıyla bu levha bir üst geçidi belirtmek için kullanılmaz ve bu seçenek de yanlıştır.
  • c) Kontrollü demir yolu geçidine: Kontrollü demir yolu geçitleri, bariyer (kapan), ışıklı ve sesli uyarı sistemleri veya bir trafik görevlisi ile donatılmıştır. Sürücüleri bu tür bir geçide yaklaşıldığı konusunda uyaran levha farklıdır; bu levhada lokomotif figürü yerine çit veya bariyer figürü bulunur. Sorudaki levhada lokomotif olduğu için bu seçenek de yanlıştır.

Özetle, ehliyet sınavı için unutmamanız gereken en önemli ayrım şudur: Lokomotif figürü olan levha kontrolsüz, yani bariyersiz bir geçidi ifade ederken; çit/bariyer figürü olan levha ise kontrollü, yani bariyerli bir geçide yaklaşıldığını bildirir. Bu sorudaki levha lokomotif figürü içerdiği için doğru cevap "Kontrolsüz demir yolu geçidine" yaklaşımıdır.

Soru 15
Kamyon, kamyonet, römork ve yarı römorklarla "kısa mesafelerde işçi taşınmasında" aşağıdakilerden hangisi zorunlu değildir?
A
Kasa üzerinin kapalı olması
B
Kasa kapaklarının kapalı tutulması
C
Elle tutulabilecek korkuluğun bulunması
D
Kasa kenarlarının düşmeyi önleyecek yükseklikte olması
15 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, kamyon ve kamyonet gibi yük taşıma amacıyla kullanılan araçların kasasında, belirli şartlar altında ve kısa mesafeler için işçi taşınırken hangi güvenlik önleminin yasal olarak zorunlu olmadığı sorulmaktadır. Karayolları Trafik Yönetmeliği, normalde yasak olan bu durum için bazı istisnalar ve bu istisnalara bağlı zorunlu kurallar getirmiştir. Soru, bu zorunlu kurallar arasından hangisinin *istisna* olduğunu bulmanızı istemektedir.

Doğru cevap a) Kasa üzerinin kapalı olması seçeneğidir. Yönetmelik, kısa mesafeli işçi taşımacılığında yolcuların can güvenliğini doğrudan tehlikeye atacak durumları engellemeyi hedefler. Kasanın üzerinin bir branda veya başka bir malzeme ile kapalı olması, yolcuları yağmur veya güneş gibi hava koşullarından korumaya yönelik bir konfor unsurudur. Ancak yolcuların araçtan düşmesini engelleyen temel bir güvenlik tedbiri olarak kabul edilmediği için bu özel durumda zorunlu tutulmamıştır.

Diğer seçeneklerin neden zorunlu olduğuna ve dolayısıyla neden yanlış cevap olduklarına bakalım:

  • b) Kasa kapaklarının kapalı tutulması: Bu, en temel güvenlik önlemlerinden biridir. Araç hareket halindeyken kasa kapaklarının açık olması, yolcuların çok kolay bir şekilde araçtan düşmesine neden olabilir. Bu nedenle, işçilerin güvenliği için kasa kapaklarının sıkıca kapatılmış ve kilitlenmiş olması kesinlikle zorunludur.
  • c) Elle tutulabilecek korkuluğun bulunması: Araç kasasında seyahat eden işçilerin, ani fren, hızlanma veya virajlarda dengelerini kaybetmemeleri gerekir. Yolcuların sağlam bir şekilde tutunabilecekleri korkulukların veya benzeri tutamakların bulunması, savrulmalarını ve düşmelerini önlemek için hayati bir önlemdir ve yasal olarak zorunludur.
  • d) Kasa kenarlarının düşmeyi önleyecek yükseklikte olması: Kasa kapakları gibi, kasanın yan kenarlarının yüksekliği de yolcuların dışarı düşmesini engeller. Yönetmelik, bu kenarların yerden belirli bir yükseklikte olmasını şart koşar. Eğer kasa kenarları çok alçak olursa, ayakta duran veya oturan bir yolcu kolayca dengesini kaybedip yana doğru düşebilir. Bu sebeple bu kural da zorunludur.

Özetle, bu sorunun mantığı, yolcu güvenliği için "hayati derecede önemli olan" ile "konfor veya ek koruma sağlayan" unsurları ayırt etmektir. Kasa kapakları, korkuluklar ve kasa kenar yüksekliği, insanların araçtan düşmesini doğrudan engelleyen kritik önlemlerdir ve bu yüzden zorunludur. Kasanın üzerinin kapalı olması ise bu temel güvenlik kategorisine girmediği için kısa mesafeli işçi taşımacılığında zorunlu değildir.

Soru 16
Aşağıdakilerden hangisi, tescil işlemleri tamamlanmış araçların trafiğe çıkarılmasına müsaade eden ve muayene sürelerini belirleyen bir belgedir?
A
Sürücü belgesi
B
Araç imalat belgesi
C
Mali sorumluluk sigortası
D
Motorlu araç trafik belgesi
16 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir aracın yasal olarak trafiğe çıkabilmesi için gerekli olan ve aynı zamanda periyodik muayene geçerlilik tarihini gösteren belgenin hangisi olduğu sorulmaktadır. Sorunun kilit noktaları, belgenin hem "trafiğe çıkış izni" vermesi hem de "muayene sürelerini" belirtmesidir. Bu iki önemli işlevi yerine getiren belgeyi bulmamız gerekiyor.

Doğru cevap d) Motorlu Araç Trafik Belgesi'dir. Çünkü bu belge, bir aracın resmi olarak devlet kayıtlarına girdiğini, yani tescil edildiğini gösteren kimlik kartı gibidir. Tescil işlemi tamamlanmış bir aracın trafiğe çıkmasına yasal olarak izin veren temel belge budur. Ayrıca, belgenin üzerinde periyodik araç muayenelerinin yapıldığı ve bir sonraki muayenenin ne zaman yapılması gerektiğini gösteren özel bir bölüm bulunur. Bu nedenle her iki şartı da karşılayan tek seçenek budur.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Sürücü Belgesi: Bu belge araca değil, sürücüye aittir. Kişinin belirli bir kategorideki aracı kullanmaya yetkili olduğunu kanıtlar. Aracın tescili veya muayene süresi hakkında hiçbir bilgi içermez. Bu yüzden bu seçenek yanlıştır.
  • b) Araç İmalat Belgesi: Bu belge (diğer adıyla Uygunluk Belgesi), aracın fabrikadan çıktığındaki teknik özelliklerini içerir. Genellikle sıfır bir aracın ilk tescil işlemi sırasında kullanılır ve aracın yönetmeliklere uygun üretildiğini gösterir. Trafikteyken yanınızda taşıdığınız ve muayene tarihlerini gösteren bir belge değildir.
  • c) Mali Sorumluluk Sigortası: Bu belge, Zorunlu Trafik Sigortası poliçesidir. Bir kaza durumunda karşı tarafa verilebilecek maddi ve bedensel zararları karşılamak için zorunludur. Trafiğe çıkmak için gerekli olsa da, aracın trafiğe çıkışına "müsaade eden" resmi tescil belgesi değildir ve üzerinde muayene süreleri yer almaz.

Özetle, Motorlu Araç Trafik Belgesi, aracın kimliği olarak trafiğe çıkış iznini temsil eder ve aynı zamanda muayene geçerlilik tarihlerini belirleyen resmi belgedir. Sınavda bu tür sorularla karşılaştığınızda, her belgenin temel işlevini hatırlamak doğru cevabı bulmanızı kolaylaştıracaktır.

Soru 17
Şekildeki tehlike uyarı işaretini gören sürücünün aşağıdakilerden hangisini yapması yanlıştır?
A
Hızını artırması
B
Hızını azaltması
C
Duraklama yapmaması
D
Takip mesafesini artırması
17 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, resimde görülen tehlike uyarı işaretini fark eden bir sürücünün yapmaması gereken, yani **yanlış** olan davranış sorulmaktadır. Şekildeki trafik levhası, "Kaygan Yol" işaretidir. Bu işaret, ilerideki yol yüzeyinin yağmur, kar, buz veya başka bir nedenle kaygan olabileceği ve aracın yol tutuşunun azalabileceği konusunda sürücüyü önceden uyarır. Bu uyarıyı alan bir sürücünün temel amacı, güvenliği en üst düzeye çıkarmak için gerekli önlemleri almaktır.

Doğru cevap a) Hızını artırması seçeneğidir. Çünkü kaygan bir yolda hız artırmak, sürücünün araç üzerindeki kontrolünü kaybetme riskini ciddi şekilde yükseltir. Tekerleklerin yol ile olan teması (çekiş gücü) zaten zayıflamışken hızı artırmak, savrulma, patinaj yapma veya fren mesafesinin tehlikeli biçimde uzaması gibi sonuçlara yol açar. Bu nedenle, bu levhayı gören bir sürücünün yapacağı en tehlikeli ve yanlış hareket hızını artırmaktır.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna, yani sürücünün neden bu davranışları yapması gerektiğine bakalım:
  • b) Hızını azaltması: Bu, yapılması gereken en temel ve doğru davranıştır. Hızı düşürmek, aracın kontrolünü kolaylaştırır, direksiyon hakimiyetini artırır ve olası bir tehlike anında güvenli bir şekilde durabilmek için sürücüye gerekli zamanı tanır. Kaygan yol levhası görüldüğünde ilk yapılması gereken hız azaltmaktır.
  • c) Duraklama yapmaması: Tehlikeli ve kaygan olduğu belirtilen bir yol kesiminde, özellikle viraj veya tepe üstü gibi görüşün kısıtlı olduğu yerlerde, zorunlu bir durum olmadıkça duraklama yapmak diğer sürücüler için risk oluşturabilir. Arkadan gelen bir aracın da kayarak duramayabileceği düşünülmelidir. Bu nedenle akıcı bir şekilde, yavaşlayarak bölgeyi geçmek en doğrusudur.
  • d) Takip mesafesini artırması: Kaygan zeminde fren mesafesi kuru zemine göre çok daha fazla uzar. Öndeki aracın ani bir fren yapması durumunda ona çarpmamak için aradaki takip mesafesini normalden daha fazla olacak şekilde artırmak, hayati öneme sahip bir güvenlik tedbiridir.

Özetle, "Kaygan Yol" işareti görüldüğünde hız azaltılmalı, takip mesafesi artırılmalı ve gereksiz yere duraklama yapılmamalıdır. Hızı artırmak ise bu durumda yapılacak en büyük hatadır ve kazaya davetiye çıkarır. Bu yüzden sorunun cevabı "Hızını artırması" seçeneğidir.

Soru 18
Yayaların ve araç kullananların diğer yaya ve araç kullananlara göre yolu kullanmak sırasındaki önceliğine ne ad verilir?
A
Okul geçidi 
B
Geçiş hakkı
C
Yaya geçidi 
D
Geçiş üstünlüğü
18 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, trafikte bulunan yaya ve sürücülerin, belirli kurallar çerçevesinde yolu kullanma önceliğini tanımlayan genel kavramın ne olduğu sorulmaktadır. Trafik akışının düzenli ve güvenli bir şekilde ilerlemesi için bu öncelik sıralamasının herkes tarafından bilinmesi ve uygulanması gerekir. Sorunun temel amacı, trafikteki temel kavramlardan biri olan bu öncelik hakkının doğru terimini bilip bilmediğinizi ölçmektir.

Doğru Cevap: b) Geçiş hakkı

Geçiş hakkı, Karayolları Trafik Kanunu'na göre, yaya ve sürücülerin yolu kullanma sırasındaki öncelik hakkını ifade eden genel bir terimdir. Bu hak, trafik işaretleri, trafik polisi veya trafik kuralları ile belirlenir. Örneğin, kavşaklarda dönüş yapan aracın düz gitmekte olan araca yol vermesi, anayoldaki aracın tali yoldan çıkana göre öncelikli olması veya bir yaya geçidinde yayaların araçlara göre öncelikli olması "geçiş hakkı" kavramına birer örnektir. Bu, trafiğin her anında, herkes için geçerli olan kurallara dayalı bir önceliktir.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Okul geçidi ve c) Yaya geçidi: Bu iki seçenek, bir hakkı veya kavramı değil, yol üzerinde belirli bir yeri veya mekanı tanımlar. Okul geçidi ve yaya geçidi, yayaların karşıya güvenli bir şekilde geçmesi için ayrılmış özel alanlardır. Bu alanlarda yayaların "geçiş hakkı" bulunur, ancak bu terimlerin kendisi, soruda sorulan genel öncelik kavramının adı değildir. Dolayısıyla bu seçenekler, kavram yerine mekan belirttikleri için yanlıştır.

  • d) Geçiş üstünlüğü: Bu kavram, "geçiş hakkı" ile en çok karıştırılan seçenektir ve aradaki farkı bilmek çok önemlidir. Geçiş üstünlüğü, belirli araçların (ambulans, itfaiye, polis aracı vb.) görev halindeyken diğer tüm araç ve yayalara göre sahip olduğu mutlak önceliktir. Bu hak, can ve mal güvenliğini korumak amacıyla verilir ve bu araçlar sesli ve ışıklı uyarı işaretlerini kullandıklarında trafik kurallarının ve yasaklarının dışına çıkabilirler. Geçiş hakkı genel bir kural iken, geçiş üstünlüğü sadece belirli araçlara tanınan istisnai bir ayrıcalıktır.

Özetle, soru trafikteki tüm unsurlar için geçerli olan genel öncelik kuralını sormaktadır ve bu kuralın adı "geçiş hakkı"dır. Geçiş üstünlüğü ise sadece acil durum araçlarına ait özel bir haktır. Bu iki kavram arasındaki farkı anlamak, hem ehliyet sınavında başarılı olmanız hem de trafikte doğru kararlar vermeniz için kritik öneme sahiptir.

Soru 19
Tehlikeli madde taşıyan araçlarda yangın söndürme cihazları aracın neresinde bulundurulmalıdır?
A
Özel olarak yapılmış kilitli bir yerde
B
Sadece aracı kullananın bildiği bir yerde
C
Görülebilen ve erişilmesi kolay olan bir yerde
D
Motor kaputunun altında veya yangın çıkma ihtimali olan bir yerde
19 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, özellikle yüksek risk taşıyan tehlikeli madde yüklü araçlarda, acil bir durumda hayati önem taşıyan yangın söndürme cihazlarının yerleşimi ile ilgili temel bir güvenlik kuralı sorgulanmaktadır. Sorunun amacı, olası bir yangına en hızlı ve etkili şekilde müdahale edebilmek için bu cihazların nerede konumlandırılması gerektiğini bilip bilmediğinizi ölçmektir.

Doğru cevap c) Görülebilen ve erişilmesi kolay olan bir yerde seçeneğidir. Bir yangın anında panik ve kargaşa yaşanması çok olasıdır ve müdahale için her saniye kritik öneme sahiptir. Yangın söndürme cihazının herkes tarafından kolayca görülebilen bir yerde olması, onu arayarak zaman kaybetmeyi önler. Aynı şekilde, erişimin kolay olması, herhangi bir engel olmadan veya bir şeyleri yerinden oynatmak zorunda kalmadan cihaza anında ulaşılabilmesini sağlar. Bu durum, yangının büyümeden söndürülmesi için en temel şarttır.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:

  • a) Özel olarak yapılmış kilitli bir yerde: Bu seçenek yanlıştır çünkü "kilitli" olması acil duruma müdahaleyi imkansız hale getirebilir. Yangın anında panikle anahtar aramak veya bir kilidi açmaya çalışmak, felaketle sonuçlanabilecek değerli saniyelerin kaybedilmesine neden olur. Güvenlik ekipmanları asla kilit altında tutulmamalıdır.
  • b) Sadece aracı kullananın bildiği bir yerde: Bu da çok tehlikeli ve yanlış bir uygulamadır. Bir kaza anında sürücü yaralanabilir, bayılabilir veya şokta olabilir. Bu durumda, olay yerindeki başka kişilerin (ilk yardım ekipleri, diğer sürücüler, yolcular) yangın söndürücüyü bulup kullanması imkansız hale gelir. Güvenlik ekipmanları evrensel olarak tanınmalı ve herkes tarafından bulunabilecek şekilde konumlandırılmalıdır.
  • d) Motor kaputunun altında veya yangın çıkma ihtimali olan bir yerde: Bu seçenek, mantığa en aykırı ve en tehlikeli olanıdır. Araç yangınlarının önemli bir kısmı motor bölümünde başlar. Yangın söndürme cihazını, yangının en olası olduğu yere koymak, ona en çok ihtiyaç duyulduğu anda ulaşmayı imkansız kılar. Güvenlik ekipmanı, tehlike bölgesinden uzakta ama kolayca erişilebilir bir yerde olmalıdır.

Özetle, tehlikeli madde taşıyan bir araçta yangın söndürme cihazının konumu, "hız" ve "kolay erişim" ilkelerine dayanmalıdır. Bu nedenle, sürücünün ve çevredeki diğer kişilerin anında görebileceği ve zorlanmadan alabileceği bir noktada bulunması yasal bir zorunluluk ve hayati bir güvenlik önlemidir.

Soru 20
Geceleyin, görüşün yeterli olmadığı kavşağa yaklaşan sürücü gelişini nasıl haber vermelidir?
A
Dönüş ışıklarını yakarak
B
Birkaç defa korna çalarak
C
Acil uyarı ışıklarını yakarak
D
Birkaç defa selektör yaparak
20 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, gece vakti ve görüşün zayıf olduğu bir kavşağa yaklaşırken, diğer sürücüleri veya yayaları varlığınızdan nasıl haberdar etmeniz gerektiği sorulmaktadır. Buradaki kilit noktalar; durumun gece yaşanması, görüşün yetersiz olması ve amacın bir tehlikeyi önlemek için gelişi haber vermek olmasıdır. Bu, trafikteki en önemli önleyici güvenlik manevralarından biridir. Doğru cevap d) Birkaç defa selektör yaparak seçeneğidir. Selektör yapmak, kısa süreliğine uzun farları yakıp söndürmek anlamına gelir. Geceleyin ve görüşün kısıtlı olduğu tepe üstü, viraj veya kavşak gibi yerlerde bu ışık parlaması, sizin varlığınızı diğer yol kullanıcılarına uzaktan etkili bir şekilde bildirir. Bu yöntem, hem sessiz olduğu için çevreye rahatsızlık vermez hem de ışığın yansıması sayesinde kör noktalardaki sürücüler tarafından bile fark edilebilir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, bu gibi durumlarda sürücülerin gelişlerini selektör yaparak haber vermeleri bir kuraldır. Bu, olası bir kazayı önlemek için standart ve beklenen bir davranıştır. Amaç, "Ben buradayım, yaklaşıyorum, dikkatli ol" mesajını en net ve en doğru şekilde iletmektir. Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
  • Dönüş ışıklarını yakarak (a): Dönüş ışıkları (sinyaller), sağa veya sola dönme ya da şerit değiştirme niyetinizi belirtmek için kullanılır. Kavşağa yaklaşırken gelişinizi haber vermek için sinyal yakmak, diğer sürücülerin sizin döneceğinizi düşünmesine neden olur ve yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Amacınız varlığınızı bildirmek, yöneleceğiniz istikameti değil.

  • Birkaç defa korna çalarak (b): Korna, ani bir tehlike anında sesli uyarı yapmak için kullanılır. Ancak, özellikle gece vakti yerleşim yerlerinde gereksiz yere korna çalmak yasaktır ve gürültü kirliliğine neden olur. Selektör gibi etkili bir görsel uyarı yöntemi varken, geceleyin korna kullanmak tercih edilen ve doğru bir yöntem değildir.

  • Acil uyarı ışıklarını yakarak (c): Acil uyarı ışıkları (dörtlüler), aracınız arızalandığında, yolda kaldığında veya tehlikeli bir şekilde yavaşladığınızda diğer sürücüleri uyarmak için kullanılır. Hareket halinde normal bir şekilde kavşağa yaklaşırken dörtlüleri yakmak, aracınızda bir sorun olduğu mesajını verir. Bu durum, diğer sürücülerin kafasını karıştırır ve trafiğin akışını olumsuz etkileyebilir.

Soru 21
Kara yolunun sağ ve soluna konan şekildeki trafik işaretleri aşağıdakilerden hangisini bildirir?
A
Yolun daralmakta olduğunu
B
200 m ileride köprü olduğunu
C
200 m ileride kavşak olduğunu
D
200 m ileride demir yolu hemzemin geçidi olduğunu
21 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, kara yolunun kenarına yerleştirilmiş ve üzerinde iki adet kırmızı eğik çizgi bulunan dikey bir trafik levhasının anlamı sorulmaktadır. Bu tür levhalar, sürücüleri ilerideki özel bir duruma veya tehlikeye karşı kademeli olarak uyarmak için kullanılır ve üzerlerindeki çizgiler mesafeyi belirtir. Levhanın ne anlama geldiğini doğru yorumlamak, güvenli sürüş için kritik bir öneme sahiptir.

Doğru cevap d) 200 m ileride demir yolu hemzemin geçidi olduğunu seçeneğidir. Resimde gördüğünüz levha, bir "Demir Yolu Hemzemin Geçidi Yaklaşım Levhası"dır. Bu levhalar, sürücüleri kontrollü veya kontrolsüz bir tren yolu geçidine yaklaştıkları konusunda uyarır. Üzerindeki her bir kırmızı eğik şerit, demir yolu geçidine olan yaklaşık 100 metrelik mesafeyi ifade eder.

Sorudaki levhada iki kırmızı şerit bulunmaktadır. Bu da demir yolu hemzemin geçidine yaklaşık 200 metre mesafe kaldığı anlamına gelir. Bu levhalar genellikle üçlü bir set halinde kullanılır: 300 metre kala üç şeritli olan, 200 metre kala iki şeritli olan ve 100 metre kala tek şeritli olan. Bu uyarıyı gören sürücü, hızını düşürmeli, dikkatini artırmalı ve gerekirse durmaya hazır olmalıdır.

  • a) Yolun daralmakta olduğunu seçeneği yanlıştır. Yolun daraldığını bildiren trafik işareti, üçgen şeklinde bir tehlike uyarı levhasıdır ve üzerinde yolun iki yandan veya tek yandan daraldığını gösteren bir sembol bulunur. Görsel olarak sorudaki levhadan tamamen farklıdır.
  • b) 200 m ileride köprü olduğunu seçeneği de yanlıştır. İleride bir köprü olduğunu bildiren levha, yine üçgen şeklindedir ve üzerinde bir köprü resmi bulunur. Mesafe bilgisi genellikle levhanın altına eklenen ayrı bir panel ile verilir. Sorudaki çizgili levha, köprüler için değil, özel olarak demir yolu geçitleri için kullanılır.
  • c) 200 m ileride kavşak olduğunu seçeneği de doğru değildir. Kavşakları bildiren levhalar da üçgen şeklindedir ve kavşağın türüne göre (kontrolsüz kavşak, ana yol-tali yol kavşağı vb.) farklı semboller içerir. Bu levhanın kavşaklarla bir ilgisi yoktur.

Özetle, üzerinde kırmızı eğik şeritler bulunan bu dikey levhalar serisi, sürücülere her zaman bir demir yolu hemzemin geçidine yaklaştıklarını bildirir. Şerit sayısı, kalan mesafeyi anlamanın en kolay yoludur: 3 şerit = 300 m, 2 şerit = 200 m, 1 şerit = 100 m. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 22
Şekildeki otoyolda numaralanmış şeritlerden hangisi katılma (hızlanma) şerididir?
A
B
C
3
D
4
22 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, görselde numaralandırılmış otoyol şeritlerinden hangisinin otoyola yeni giren araçlar için tasarlanmış katılma (hızlanma) şeridi olduğu sorulmaktadır. Bu şeridin temel amacı, sürücülerin otoyolun hızına güvenli bir şekilde ulaşıp trafiğe dahil olmalarını sağlamaktır.

Doğru cevap d) 4 seçeneğidir. Görselde 4 numara ile gösterilen şerit, otoyola bağlanan bir yan yoldan gelmektedir ve otoyolun ana şeritlerine paralel olarak bir süre devam etmektedir. Bu şerit, sürücülerin araçlarını otoyoldaki trafik akışının hızına çıkarmaları için tasarlanmıştır. Sürücüler bu şeridi kullanarak hızlanır, uygun bir boşluk bulduklarında sinyal vererek güvenli bir şekilde 3 numaralı şeride veya ana yola geçerler. Bu yüzden 4 numaralı şerit, tanımı gereği bir katılma (hızlanma) şerididir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) 1 numaralı şerit: Bu şerit, otoyolun en sol şerididir. Trafik kurallarına göre bu şerit genellikle "sollama şeridi" olarak kullanılır ve sürekli olarak işgal edilmemelidir. Otoyola katılmak için değil, önündeki aracı geçmek isteyen daha hızlı araçlar tarafından kullanılır.
  • b) 2 numaralı şerit: Bu şerit, otoyolun orta şerididir. Ana trafik akışının bir parçasıdır ve sürekli seyir için kullanılır. Otoyola giriş veya çıkışla doğrudan bir işlevi yoktur.
  • c) 3 numaralı şerit: Bu şerit, otoyolun en sağdaki ana seyir şerididir. Genellikle daha yavaş giden araçlar veya ağır vasıtalar tarafından kullanılır. Katılma şeridinden (4 numaralı şerit) gelen araçlar, genellikle ilk olarak bu şeride dahil olurlar. Ancak bu şeridin kendisi bir katılma şeridi değil, ana yolun bir parçasıdır.

Özetle, otoyola giriş yaparken kullanılan, hızlanarak güvenli bir şekilde ana yola dahil olmayı sağlayan şerit 4 numaralı katılma (hızlanma) şerididir. Otoyoldan çıkarken kullanılan ve yavaşlamayı sağlayan şeride ise ayrılma (yavaşlama) şeridi denir. 1, 2 ve 3 numaralı şeritler ise otoyoldaki normal seyir şeritleridir.

Soru 23
Motorlu bisiklet, motosiklet ve sürücüleri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin yapılması yasaktır?
A
Gidiş yönüne göre yolun en sağından seyredilmesi
B
İkiden fazlasının taşıt yolunun bir şeridinde yan yana sürülmesi
C
Tehlikeli madde taşıyan araçların geçilmesi
D
Geçme yaparken sinyal verilmesi
23 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, motorlu bisiklet ve motosiklet sürücülerinin trafikte uyması gereken kurallardan hangisinin bir yasak olduğu, yani yapılmaması gereken bir davranış olduğu sorulmaktadır. Amaç, sürücü adayının bu özel araç grubuna yönelik trafik kurallarını bilip bilmediğini ölçmektir. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevabı ve nedenlerini açıklayalım.

b) İkiden fazlasının taşıt yolunun bir şeridinde yan yana sürülmesi

Bu seçenek doğru cevaptır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, bir trafik şeridi içerisinde en fazla iki motosikletin yan yana gitmesine izin verilir. Üç veya daha fazla motosikletin aynı şerit içinde yan yana seyretmesi hem trafik güvenliğini tehlikeye atar hem de yasal olarak yasaklanmıştır. Bu kural, şeridin genişliğinin güvenli bir sürüş ve acil durum manevraları için yeterli olmamasından kaynaklanır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Gidiş yönüne göre yolun en sağından seyredilmesi: Bu ifade yasak değil, tam tersine genellikle tavsiye edilen ve uyulması gereken bir kuraldır. Motosikletler, diğer motorlu araçlara göre daha yavaş kalabildikleri veya daha az yer kapladıkları için, trafiği aksatmamak ve kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla genellikle şeridin sağ tarafını kullanmalıdırlar. Bu nedenle bu davranış yasak değildir.

  • c) Tehlikeli madde taşıyan araçların geçilmesi: Bu ifade de bir yasağı belirtmez. Trafik kurallarına göre, gerekli güvenlik önlemleri alındığı, geçmenin yasak olmadığı bir yerde (örneğin kesik çizgili yolda) ve sinyal vererek, motosiklet sürücüleri de tehlikeli madde taşıyan araçları geçebilirler. Bu konuda motosikletler için özel bir yasak bulunmamaktadır.

  • d) Geçme yaparken sinyal verilmesi: Bu seçenek, yasak olmak bir yana, trafikteki en temel ve zorunlu kurallardan biridir. Sadece motosikletler için değil, tüm araç sürücüleri için şerit değiştirirken veya sollama yaparken sinyal vermek mecburidir. Sinyal vermek, trafikteki diğer sürücüleri niyetiniz hakkında bilgilendirerek kazaları önleyen hayati bir davranıştır.

Özetle; soru, motosiklet sürücüleri için yasak olan davranışı sormaktadır. Bir şeritte ikiden fazla motosikletin yan yana gitmesi hem tehlikeli hem de kanunen yasak olduğu için doğru cevap B şıkkıdır. Diğer şıklar ise ya yapılması gereken ya da belirli kurallar dahilinde yapılmasına izin verilen davranışları ifade etmektedir.

Soru 24
Trafik görevlisinin hangi hareketi sürücüler için "sağa yanaş ve dur" talimatını içerir?
A
B
C
D
24 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir trafik görevlisinin hangi el hareketinin "sağa yanaş ve dur" anlamına geldiğini bulmamız isteniyor. Trafik polisinin el ve kol işaretleri, trafik ışıkları ve levhaları kadar önemli ve bağlayıcıdır. Bu nedenle her sürücü adayının bu işaretlerin anlamlarını çok iyi bilmesi, hem sınav başarısı hem de trafikteki güvenlik için kritik bir öneme sahiptir.

Doğru cevap C seçeneğidir. Bu görselde trafik polisi, sağ kolunu dirsekten kırmış ve avuç içi karşıya bakacak şekilde ileri uzatmış, sol koluyla ise yana doğru bir işaret yapmaktadır. Bu hareket, polisin doğrudan hedef aldığı sürücüye veya sürücülere özel olarak verdiği "sağa yanaş ve dur" talimatıdır. Genellikle bir kontrol, denetim veya bir kural ihlali tespit edildiğinde bu işaret kullanılır.

Bu işaretin anlamını daha kolay aklınızda tutmak için iki bölüm olarak düşünebilirsiniz. Polisin ileriye dönük olan eli, sizin ilerlemenizi engelleyen bir "dur" duvarı gibidir. Yana doğru yaptığı işaret ise durmanız gereken yeri, yani yolun sağını göstermektedir. Bu komutu alan bir sürücü, derhal sağ sinyalini yakmalı, hızını güvenli bir şekilde azaltmalı ve polisin gösterdiği uygun alanda durmalıdır.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak da konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır:

  • a) seçeneği: Bu görselde polis, bir kolunu dik bir şekilde yukarı kaldırmıştır. Bu hareket, istisnasız bütün yönlerdeki trafik için genel bir "DUR" emridir. Kırmızı ışıkla tamamen aynı anlama gelir ve kavşaktaki tüm araçların durması gerektiğini belirtir. "Sağa yanaş" gibi özel bir komut içermez.
  • b) seçeneği: Polisin kollarını iki yana tam olarak açması, kolların işaret ettiği yöndeki (yani polisin sağındaki ve solundaki) araçların geçebileceğini, polisin ön ve arka tarafında kalan trafiğin ise durması gerektiğini ifade eder. Bu, trafiğin akışını düzenlemek için kullanılan bir yönlendirme hareketidir.
  • d) seçeneği: Polisin bir kolunu aşağı ve yukarı doğru tekrar tekrar sallaması, o yöndeki sürücüler için "YAVAŞLA" talimatıdır. Bu işaret, sürücülerin hızlarını düşürmesi gereken bir durum (kaza, yol çalışması vb.) olduğunu bildirir. Durma veya yanaşma anlamı taşımaz.

Özet olarak, C seçeneğindeki işaret, belirli bir araca yönelik özel bir durdurma komutu iken; diğer seçenekler trafiğin genel akışını kontrol etmeye yönelik (durdurma, geçiş izni verme, yavaşlatma) genel komutlardır. Bu farkı bilmek, sınavda doğru cevabı kolayca bulmanızı sağlayacaktır.

Soru 25
Aracın 2 saniyede gideceği yol uzunluğu, hangi mesafenin belirlenmesinde kullanılır?
A
Takip mesafesi
B
Geçiş mesafesi
C
Görüş mesafesi
D
İntikal mesafesi
25 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, trafikteki en temel güvenlik kurallarından biri olan ve sürücülerin öndeki araçla arasında bırakması gereken güvenli boşluğu ifade eden bir kavram sorulmaktadır. Sorunun özü, "2 saniye kuralı" olarak bilinen pratik yöntemin hangi mesafeyi ölçmek için kullanıldığıdır. Bu kural, sürücünün o anki hızına göre güvenli mesafeyi pratik bir şekilde ayarlamasına yardımcı olur.

Doğru Cevap: a) Takip mesafesi

Takip mesafesi, bir aracın önündeki araçla arasında bırakması gereken, ani bir fren durumunda çarpışmayı önleyecek kadar olan güvenli boşluktur. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre bu mesafe, normal hava ve yol koşullarında aracın hızının kilometre cinsinden en az yarısı kadar metre olmalıdır (örneğin 90 km/s hızla giden bir araç için 45 metre). Ancak bu mesafeyi sürüş esnasında sürekli olarak metre ile ölçmek pratik değildir.

İşte bu noktada evrensel olarak kabul görmüş "2 saniye kuralı" devreye girer. Bu kural, takip mesafesini pratik olarak ayarlamanın en kolay ve güvenilir yoludur. Öndeki aracın sabit bir nesnenin (örneğin bir trafik levhası, köprü veya ağaç) yanından geçtiği anı belirleyip, içinizden "seksen sekiz, seksen dokuz" diye saymaya başladığınızda, sizin aracınız da aynı nesnenin yanına geldiğinde saymayı bitirmişseniz, aradaki mesafe güvenli demektir. Bu sayma işlemi yaklaşık 2 saniye sürdüğü için, aracınızın 2 saniyede katettiği yol, sizin o anki hızınızdaki güvenli takip mesafeniz olur.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • b) Geçiş mesafesi: Bu mesafe, bir aracı sollamak (geçmek) için gereken toplam mesafeyi ifade eder. Sollama yapacağınız aracın hızı, kendi hızınız, karşı şeridin boş olması ve aracınızın ivmelenmesi gibi birçok faktöre bağlıdır. 2 saniye kuralı ile doğrudan bir ilgisi yoktur; geçiş mesafesi çok daha uzun ve karmaşık bir hesaplama gerektirir.
  • c) Görüş mesafesi: Bu, sürücünün yolu ne kadar ilerisine kadar net bir şekilde görebildiğini ifade eder. Hava koşulları (sis, yağmur), yolun yapısı (viraj, tepe üstü) gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Güvenli sürüş için hayati öneme sahip olsa da, 2 saniye kuralı ile belirlenen bir mesafe değildir, çevresel bir durumdur.
  • d) İntikal mesafesi: Bu mesafe, sürücünün bir tehlikeyi fark ettiği andan ayağını frene götürüp basmaya başladığı ana kadar geçen sürede aracın katettiği yoldur. Buna "reaksiyon mesafesi" de denir. Sağlıklı ve dikkatli bir sürücü için bu süre ortalama 0.75 saniyedir. 2 saniyelik takip mesafesi, hem bu intikal mesafesini hem de frenlemeye başlama ve ilk yavaşlama anını içeren çok daha geniş bir güvenlik payı bırakır. Yani intikal mesafesi, 2 saniyelik mesafenin sadece bir parçasıdır, tamamı değildir.

Özetle, aracın 2 saniyede aldığı yol, her hızda dinamik olarak değişen ve sürücünün pratik bir şekilde ayarlayabileceği en güvenli takip mesafesini belirlemek için kullanılan evrensel bir kuraldır. Bu nedenle doğru cevap "a" seçeneğidir.

Soru 26
Karayolları Trafik Kanunu'na göre aşağıdaki bakanlıklardan hangisinin trafikle ilgili görevi ve yetkisi yoktur?
A
Sağlık Bakanlığı
B
İçişleri Bakanlığı
C
Kültür ve Turizm Bakanlığı
D
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı
26 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, Türkiye'deki bakanlıkların Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki görev ve yetkileri sorgulanmaktadır. Soru, hangi bakanlığın trafikle ilgili doğrudan bir yasal sorumluluğu olmadığını bulmanızı istemektedir. Bu tür sorularda, her bir bakanlığın trafikle olan ilişkisini düşünerek doğru cevaba ulaşabilirsiniz.

Doğru cevap c) Kültür ve Turizm Bakanlığı'dır. Çünkü bu bakanlığın temel görevleri Türkiye'nin kültürel ve tarihi mirasını korumak, turizmi geliştirmek ve tanıtmaktır. Karayolları Trafik Kanunu'nda bu bakanlığa trafik denetimi, yol yapımı, sürücü belgesi verme veya trafik güvenliği gibi konularda herhangi bir görev veya yetki verilmemiştir. Bu nedenle trafikle doğrudan bir ilişkisi bulunmaz.

Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu, yani trafikle ilgili neden görevleri olduğunu inceleyelim:
  • İçişleri Bakanlığı: Trafik denetimi ve düzeni konusunda en yetkili bakanlıklardan biridir. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bu bakanlığa bağlıdır ve trafik polisleri ile jandarma trafik ekipleri yollarda denetim yapar, ceza yazar. Ayrıca sürücü belgelerinin verilmesi ve araçların tescil işlemleri de İçişleri Bakanlığı'nın sorumluluğundadır.
  • Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı: Bu bakanlık, adından da anlaşılacağı gibi, ulaştırma altyapısından sorumludur. Karayolları Genel Müdürlüğü bu bakanlığa bağlıdır ve şehirler arası yolların yapımı, bakımı, onarımı ile trafik işaret ve levhalarının standartlarını belirlemek gibi çok önemli görevleri vardır. Ayrıca araç muayene istasyonlarının (TÜVTÜRK) denetimi de bu bakanlığın yetkisindedir.
  • Sağlık Bakanlığı: Trafik kazalarında yaralananlara ilk yardım ve acil sağlık hizmeti sunmak, Sağlık Bakanlığı'nın en temel görevlerindendir. Bunun yanı sıra, sürücü ve sürücü adaylarının almak zorunda olduğu sağlık raporlarını düzenleyen kurumları denetler ve standartlarını belirler. Trafik kazaları sonrası yapılan alkol ve uyuşturucu madde testleri de yine bu bakanlığın ilgili birimleri tarafından yürütülür.

Özetle, İçişleri Bakanlığı denetim ve ceza, Ulaştırma Bakanlığı yol ve altyapı, Sağlık Bakanlığı ise kaza sonrası müdahale ve sürücü sağlığı konularında trafikle doğrudan ilişkilidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ise bu alanlarda yasal bir görevi ve yetkisi bulunmamaktadır.

Soru 27
Geçiş üstünlüğüne sahip araç sürücüsü, bu hakkı kullanırken aşağıdakilerden hangisine dikkat etmek zorundadır?
A
Hız sınırlamasına
B
Trafik yasaklarına
C
Çevreyi rahatsız etmemeye
D
Can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamaya
27 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, ambulans, itfaiye, polis aracı gibi geçiş üstünlüğüne sahip bir aracın sürücüsünün, bu özel hakkı kullanırken bile uymak zorunda olduğu en temel ve en önemli kuralın ne olduğu sorulmaktadır. Geçiş üstünlüğü, bu araçlara trafikteki diğer kuralların bir kısmını (kırmızı ışıkta geçmek, hız limitini aşmak gibi) ihlal etme hakkı tanır, ancak bu hak sınırsız değildir. Soru, bu hakkın sınırının ne olduğunu anlamanızı ölçmektedir.

Doğru Cevap: d) Can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamaya

Doğru cevabın neden "Can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamaya" olduğunu açıklayalım. Geçiş üstünlüğünün asıl amacı, bir hayat kurtarmak, bir yangını söndürmek veya bir suçu önlemek gibi acil bir duruma en hızlı şekilde müdahale etmektir. Ancak bu müdahale sırasında, sürücünün yeni kazalara sebep olması, başka insanların canını veya malını tehlikeye atması kabul edilemez. Örneğin, bir ambulans şoförü kırmızı ışıkta geçerken, kavşaktaki diğer araçlara veya yayalara çarpmamak için yavaşlamak ve yolu kontrol etmek zorundadır. Bu nedenle, can ve mal güvenliği her kuralın üzerindedir ve geçiş üstünlüğü bu temel kuralı asla ortadan kaldırmaz.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Hız sınırlamasına: Bu seçenek yanlıştır, çünkü geçiş üstünlüğüne sahip araçlar görev halindeyken hız sınırlamalarına uymak zorunda değildir. Zaten bu hakkın verilme nedenlerinden biri, olay yerine hızla ulaşabilmeleridir. Bu yüzden hız limitini aşabilirler.
  • b) Trafik yasaklarına: Bu seçenek de yanlıştır. Geçiş üstünlüğü, görevli araca kırmızı ışıkta geçme, ters yöne girme veya durma yasağı olan yerlerde durmama gibi birçok trafik yasağını ihlal etme hakkı tanır. Sürücü, bu yasaklara uymak zorunda değildir.
  • c) Çevreyi rahatsız etmemeye: Bu seçenek mantıksız ve yanlıştır. Geçiş üstünlüğünü kullanan araçlar, yollarını açmak ve diğer sürücüleri uyarmak için sesli (siren) ve ışıklı (tepe lambası) uyarı sistemlerini kullanmak zorundadır. Bu sistemler doğası gereği çevreyi rahatsız eder, ancak amaçları can ve mal güvenliğini sağlamak olduğu için bu rahatsızlık zorunludur.

Özetle, bir itfaiye aracı yangına giderken hız yapabilir ve kırmızı ışıkta geçebilir, ancak bunu yaparken kavşağı kontrol etmeden ve diğer araçların üzerine sürerek yeni bir felakete yol açamaz. Geçiş üstünlüğü, diğer kuralları esnetme hakkı verse de, en temel kural olan "başkalarının can ve mal güvenliğini tehlikeye atmama" sorumluluğunu asla ortadan kaldırmaz.

Soru 28
Trafik polisinin verdiği işarete göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A
Yol bütün yönlerdeki trafiğe açıktır.
B
Yol bütün yönlerdeki trafiğe kapalıdır.
C
Yol kolların gösterdiği yöndeki trafiğe açıktır.
D
Yol görevlinin ön ve arka tarafındaki trafiğe açıktır.
28 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir trafik polisinin kollarını iki yana açarak verdiği işaretin ne anlama geldiğini bilmemiz isteniyor. Trafik polisinin duruşu ve el-kol hareketleri, kavşaklardaki trafiği düzenleyen en önemli komutlardır ve trafik ışıkları olmasa bile sürücüler bu işaretlere uymak zorundadır. Bu nedenle bu işaretin anlamını doğru bir şekilde öğrenmek çok önemlidir.

Trafik polisinin bu duruşu, en temel ve en sık karşılaşılan işaretlerden biridir. Kural çok basittir: Trafik akışı, polisin kollarının gösterdiği yönde devam edebilir. Yani, polisin sağ ve sol tarafında, kollarının uzandığı istikamette bulunan araçlar geçiş yapabilir. Bu duruş, polisin ön ve arka cephesinin ise trafiğe kapalı olduğu anlamına gelir.

Doğru Cevabın Açıklaması

c) Yol kolların gösterdiği yöndeki trafiğe açıktır.

Bu seçenek doğrudur çünkü trafik polisinin temel duruş kurallarından birini ifade eder. Resimdeki polis memuru, kollarını omuz hizasında iki yana açmıştır. Bu işaret, memurun baktığı ön ve arka yöndeki trafiğin DURMASI gerektiğini, kollarının işaret ettiği sağ ve sol istikametteki trafiğin ise GEÇMESİ gerektiğini belirtir. Kısacası, trafik polisine yandan yaklaşan sürücüler yollarına devam edebilirler.

Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması

  • a) Yol bütün yönlerdeki trafiğe açıktır: Bu seçenek yanlıştır. Eğer yol bütün yönlere açık olsaydı, kavşakta bir kaos ortamı oluşurdu. Trafik polisinin amacı trafiği düzenlemektir, tamamen serbest bırakmak değil. Bu işaret, trafiği sadece belirli yönlere açar.
  • b) Yol bütün yönlerdeki trafiğe kapalıdır: Bu seçenek de yanlıştır. Yolun bütün yönlere kapalı olması için polisin genellikle sağ veya sol elini ya da her ikisini birden yukarı kaldırması gerekir. Resimdeki işaret, trafiği durdurmak yerine yönlendirme amacı taşır.
  • d) Yol görevlinin ön ve arka tarafındaki trafiğe açıktır: Bu seçenek, doğru cevabın tam tersidir ve en çok karıştırılan yanlıştır. Unutmayın, trafik polisinin vücudu (önü ve arkası) size dönükse bu bir "dur" işaretidir. Polisin ön ve arkasındaki araçlar için bu duruş, kırmızı ışık anlamına gelir ve bu araçların beklemesi zorunludur.

Özetle, bu işareti gördüğünüzde aklınızda tutmanız gereken en basit kural şudur: "Polisin omuz hizası geçer, önü ve arkası bekler." Bu basit kural, sınavda ve trafikte bu işareti doğru yorumlamanıza yardımcı olacaktır.

Soru 29
Aşağıdaki hâllerin hangisinde sürücü araç kullanmaktan men edilir?
A
Taşıma sınırının üstünde yolcu alınmışsa
B
Taşıma sınırının üstünde yük yüklenmişse
C
Uyuşturucu madde alarak araç kullanıyorsa
D
Araca zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmamışsa
29 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, Karayolları Trafik Kanunu'na göre hangi durumda bir sürücünün o an itibarıyla aracı sürmeye devam etmesinin engelleneceği, yani "araç kullanmaktan men edileceği" sorulmaktadır. Buradaki kilit nokta, cezanın doğrudan sürücünün şahsına yönelik olması ve sürüş yeteneğini veya durumunu hedef almasıdır. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevaba ulaşalım.

Doğru Cevap: c) Uyuşturucu madde alarak araç kullanıyorsa

Doğru cevabın 'c' şıkkı olmasının sebebi, uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisindeyken araç kullanmanın, sürücünün algı, muhakeme ve reaksiyon yeteneklerini doğrudan ve tehlikeli bir şekilde ortadan kaldırmasıdır. Bu durum, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda hem sürücünün kendi canı hem de trafikteki diğer herkesin canı için doğrudan bir tehdit oluşturur. Bu nedenle, trafik güvenliğini sağlamakla görevli olan kolluk kuvvetleri, bu durumdaki bir sürücüyü derhal araç kullanmaktan men eder, yani o an itibarıyla direksiyon başından alarak aracı sürmesini engeller. Bu, kamu güvenliği için alınan en acil ve en kesin önlemdir.

Diğer Seçeneklerin İncelenmesi

  • a) Taşıma sınırının üstünde yolcu alınmışsa: Bu durum bir kural ihlalidir ve para cezası uygulanır. Sürücüden, fazla yolcuları en yakın güvenli noktada indirmesi istenir. Fazla yolcular indirildikten sonra, sürücü yasal sınırlara uyduğu için aracını kullanmaya devam edebilir. Sürücünün şahsı araç kullanmaktan men edilmez, sadece aracın durumu yasaya uygun hale getirilir.
  • b) Taşıma sınırının üstünde yük yüklenmişse: Tıpkı fazla yolcu durumunda olduğu gibi, bu da bir ihlaldir ve para cezası gerektirir. Sürücüden, fazla yükü boşaltarak yasal sınırlara inmesi talep edilir. Yük, yasal sınırlara çekildikten sonra sürücü yoluna devam edebilir. Burada da men edilen sürücünün kendisi değil, aracın o anki usulsüz durumudur.
  • d) Araca zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmamışsa: Bu durum, sürücünün şahsıyla değil, aracın tescili ve yasal yükümlülükleri ile ilgilidir. Sigortası olmayan bir araç tespit edildiğinde, sürücüye para cezası yazılır ve araç trafikten men edilir. Bu çok önemli bir ayrımdır; sürücü değil, aracın kendisi trafikten çekilir ve bir otoparka götürülür. Sürücü, yasal olarak ehliyeti olduğu sürece sigortası olan başka bir aracı kullanabilir. Dolayısıyla, men edilen sürücü değil, araçtır.

Özetle, seçenekler arasında sürücünün bilincini, yeteneklerini ve araç kullanma ehliyetini doğrudan etkileyen tek durum uyuşturucu madde kullanımıdır. Diğer seçenekler aracın durumuyla (yük, yolcu, sigorta) ilgili olup, bu durumlar düzeltildiğinde veya araç trafikten çekildiğinde sürücünün sürüşüne başka bir araçla devam etmesine engel bir durum yoktur. Ancak uyuşturucu madde etkisindeki bir sürücü, hiçbir aracı kullanamaz ve bu nedenle doğrudan "araç kullanmaktan men edilir".

Soru 30
Aşağıdakilerden hangisi kasisli yol işaretidir?
A
B
C
D
30 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, sürücüleri yolda bir hız kesici tümsek veya yükselti olduğu konusunda uyaran trafik işaret levhasını bulmamız istenmektedir. Bu tür işaretler, sürücülerin hızlarını azaltarak araç kontrolünü kaybetmemeleri ve araçlarının zarar görmemesi için önceden bilgi verir. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevabı ve diğerlerinin neden yanlış olduğunu açıklayalım.

a) Doğru Cevap: Bu seçenekteki işaret, "Kasisli Yol" levhasıdır. Levhadaki tek ve belirgin tümsek sembolü, yolda ileride bir hız kasisi, tümsek veya benzeri bir yükselti olduğunu bildirir. Bu işareti gören sürücünün, konforlu ve güvenli bir geçiş yapmak için hızını düşürmesi gerekmektedir. Soru "kasisli yol" işaretini sorduğu için doğru cevap budur.

b) Yanlış Cevap: Bu seçenekteki işaret, kasisin tam tersi bir durumu ifade eder. Bu levha "Tehlikeli Çukur" veya "Tümsekli Olmayan Kasis" olarak da bilinen, yoldaki bir çöküntüyü, çukuru veya hendeği belirtir. Sürücüyü bir yükseltiye değil, bir alçalmaya karşı uyarır. Bu nedenle, kasisli yol işareti değildir ve yanlış bir seçenektir.

c) Yanlış Cevap: Bu levha, "Bozuk Satıhlı Yol" veya "Engebeli Yol" anlamına gelir. Levhadaki art arda gelen tümsekler, yolun genel olarak yüzeyinin bozuk, dalgalı veya engebeli olduğunu gösterir. Tek bir kasisten ziyade, yolun bir bölümünün kötü durumda olduğunu anlatır. Dolayısıyla, tek bir kasisi belirten işaretten farklıdır ve bu soru için yanlış bir cevaptır.

d) Yanlış Cevap: Bu seçenekteki işaret ise "Kaygan Yol" levhasıdır. Arkasında iz bırakarak kayan bir otomobil sembolü, yol yüzeyinin yağmur, buz, yağ sızıntısı gibi nedenlerle kayganlaştığını ve fren mesafesinin uzayabileceğini bildirir. Bu işaret yolun fiziki yapısıyla (tümsek veya çukur) değil, yüzeyin tutunma durumuyla ilgilidir. Bu yüzden aradığımız cevap bu değildir.

  • Özetle:
  • a) Kasisli Yol (Doğru)
  • b) Tehlikeli Çukur (Yanlış)
  • c) Bozuk Satıhlı Yol (Yanlış)
  • d) Kaygan Yol (Yanlış)

Soru 31
Şekildeki trafik işareti aşağıdakilerden hangisine yaklaşıldığını bildirir?
A
Ana yol-tali yol kavşağına
B
Işıklı işaret cihazına
C
Açılan köprüye
D
Havalimanına
31 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, size gösterilen trafik uyarı levhasının ne anlama geldiğini ve sürücüyü hangi durum için uyardığını bulmanız istenmektedir. Trafik levhaları, yoldaki tehlikeler, yasaklar veya bilgilendirmeler hakkında sürücülere önceden haber verir. Bu levha, üçgen şeklinde ve kırmızı çerçeveli olduğu için bir "Tehlike Uyarı İşareti" grubuna aittir ve sürücüyü ilerideki bir duruma karşı dikkatli olması için uyarır.

Levhanın içindeki sembolü dikkatle incelediğimizde, kalın bir dikey çizgi ve bu çizgiyi sağdan ve soldan kesen daha ince yatay bir çizgi görüyoruz. Trafik işaretlerinin evrensel dilinde, kalın çizgi her zaman ana yolu, yani üzerinde seyir halinde olduğunuz ve geçiş önceliğine sahip olduğunuz yolu temsil eder. İnce çizgi ise tali yolu, yani ana yola bağlanan ve ana yoldaki araçlara yol vermesi gereken daha az öncelikli yolu ifade eder.

Bu sembolün birleşimi, sürücüye "ileride bir ana yol-tali yol kavşağına yaklaşıyorsun" mesajını verir. Sürücü bu levhayı gördüğünde, kendisinin ana yolda olduğunu ve kavşakta geçiş üstünlüğünün kendisinde olduğunu anlar. Ancak her kavşakta olduğu gibi, tali yoldan kontrolsüz çıkabilecek araçlara karşı yine de dikkatli olmalı ve hızını azaltmalıdır. Bu nedenle, doğru cevap a) Ana yol-tali yol kavşağına seçeneğidir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu da inceleyelim:

  • b) Işıklı işaret cihazına: Trafik lambalarına yaklaşıldığını bildiren levhanın içinde, kırmızı, sarı ve yeşil renkleri temsil eden üç daireli bir trafik lambası sembolü bulunur. Sorudaki işaretle ilgisi yoktur.
  • c) Açılan köprüye: Açılabilen bir köprüye yaklaşıldığını bildiren tehlike uyarı levhasında, iki yana doğru açılan bir köprü figürü yer alır. Bu da sorudaki işaretten tamamen farklıdır.
  • d) Havalimanına: Havalimanı veya havaalanı olduğunu bildiren levhalar genellikle mavi zeminli bilgi işaretleridir ve üzerinde bir uçak sembolü bulunur. Alçak uçuş tehlikesini bildiren uyarı levhasında ise üçgen içinde bir uçak figürü vardır. Bu seçenek de yanlıştır.

Özetle, soruda gösterilen işaret, kalın çizginin ana yolu, ince çizginin ise tali yolu temsil etmesi nedeniyle sürücünün bir ana yol-tali yol kavşağına yaklaştığını bildirmektedir. Bu bilgi, kavşaktaki geçiş hakkının kimde olduğunu anlamak için hayati öneme sahiptir.

Soru 32
E sınıfı sürücü belgesine sahip olanlar aşağıdaki araçlardan hangisini süremez?
A
Otobüs 
B
Kamyon
C
Minibüs 
D
Motosiklet
32 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, 2016 yılı öncesi yönetmeliğe göre verilen E sınıfı sürücü belgesinin hangi araçları kapsadığı ve hangisini kapsamadığı test edilmektedir. Sürücü belgesi sınıflarının kapsamını bilmek, bu tür soruları doğru cevaplamak için kritik öneme sahiptir. Sorunun temel amacı, E sınıfının otomobil, kamyon ve otobüs gibi büyük araçları kapsarken, motosiklet gibi tamamen farklı bir kategoriye ait aracı kapsamadığı bilgisini ölçmektir.

Doğru cevap d) Motosiklet seçeneğidir. Çünkü sürücü belgesi sisteminde motosikletler her zaman ayrı bir sınıf olarak değerlendirilmiştir. Otomobil, kamyon veya otobüs kullanma yetkisi veren bir ehliyet, motosiklet kullanma yetkisi vermez. Motosiklet kullanabilmek için motorun silindir hacmine ve gücüne göre A, A1 veya A2 sınıfı ehliyetlerden birine sahip olmak gerekir. E sınıfı ehliyet, bu sınıflardan hiçbirini kapsamaz.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Otobüs: E sınıfı sürücü belgesinin ana kullanım amacı zaten otobüs kullanmaktır. Bu ehliyet, yolcu taşımacılığı yapmak için tasarlanmış otobüsleri sürme yetkisi verir. Dolayısıyla E sınıfı ehliyeti olan bir kişi otobüs sürebilir.
  • b) Kamyon: Eski yönetmeliğe göre E sınıfı ehliyet, C sınıfı (kamyon) ehliyetini de kapsamaktaydı. Bu nedenle, E sınıfı ehliyete sahip bir sürücü yasal olarak kamyon da kullanabilirdi. Bu durum, E sınıfını oldukça kapsamlı bir ehliyet yapıyordu.
  • c) Minibüs: E sınıfı ehliyet, B sınıfı (otomobil, minibüs, kamyonet) ehliyetini de kapsar. Minibüsler B sınıfı kapsamında olduğundan, E sınıfı ehliyeti olan bir sürücü minibüs de kullanabilir.

Özetle, E sınıfı sürücü belgesi, otobüs başta olmak üzere kamyon, minibüs, otomobil gibi dört tekerlekli birçok aracı kullanma yetkisi veren kapsamlı bir ehliyet sınıfıydı. Ancak motosikletler, sürüş dinamikleri ve gerektirdiği beceriler tamamen farklı olduğu için her zaman ayrı bir ehliyet sınıfı (A sınıfı) gerektirmiştir. Bu yüzden E sınıfı ehliyeti olan bir kişi motosiklet süremez.

Soru 33
Şekildeki ışıklı trafik işaret cihazında, yeşil ışık ve kırmızı oklu ışık birlikte yanmaktadır. Bu durumda sürücülerin aşağıdakilerden hangisini yapması yanlıştır?
A
Düz gitmeleri
B
Düz gideceklerse beklemeleri
C
Sağa döneceklerse beklemeleri
D
Yol açıksa sola dönüş yapmaları
33 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, sürücülerin yeşil ışık ve kırmızı oklu ışığın aynı anda yandığı bir trafik lambasında yapmaması gereken, yani yanlış olan davranışı bulmamız isteniyor. Trafik ışıklarının bu şekilde birlikte yanması, sürücülere farklı yönler için farklı komutlar verildiği anlamına gelir. Bu durumu doğru yorumlamak, trafik güvenliği için çok önemlidir.

Öncelikle ışıkların anlamlarını tek tek inceleyelim. Daire şeklindeki ana yeşil ışık, yolun ileri yönde trafiğe açık olduğunu belirtir. Yani, düz gidecek veya sola dönecek (eğer sola dönüş yasak değilse) sürücüler için "geç" anlamı taşır. Diğer yandan, kırmızı oklu ışık ise okun gösterdiği yöne (bu soruda sağa) dönüşün kesinlikle yasak olduğunu ifade eder. Bu iki ışık birleştiğinde ortaya çıkan anlam şudur: "Düz gidebilirsin ama sağa dönemezsin."

Şimdi seçenekleri bu bilgi ışığında değerlendirelim:
  • a) Düz gitmeleri: Ana yeşil ışık yandığı için düz gitmek serbesttir. Bu, sürücülerin yapması gereken doğru bir davranıştır. Dolayısıyla bu seçenek yanlış cevap olamaz.
  • c) Sağa döneceklerse beklemeleri: Kırmızı oklu ışık, sağa dönüşün yasak olduğunu belirtir. Bu nedenle sağa dönmek isteyen bir sürücünün beklemesi zorunludur ve doğru bir davranıştır. Bu seçenek de aradığımız yanlış davranış değildir.
  • d) Yol açıksa sola dönüş yapmaları: Ana yeşil ışık, genellikle düz gitme ve sola dönme izni verir (eğer aksi bir işaret veya oklu ışık yoksa). Sola dönecek sürücüler, karşıdan gelen trafiğe yol verdikten sonra dönüşlerini tamamlayabilirler. Bu da doğru bir davranıştır.

b) Düz gideceklerse beklemeleri: Bu seçenek, sorunun doğru cevabıdır çünkü yapılması yanlış olan davranışı tanımlar. Ana yeşil ışık, düz gidecek sürücülere "geç" komutu vermektedir. Bu durumda, düz gidecek bir sürücünün durup beklemesi hem gereksizdir hem de trafik akışını engelleyeceği için hatalı bir davranıştır. Sürücü, yolun açık olduğunu belirten yeşil ışığa uymalı ve güvenli bir şekilde ilerlemelidir.

Özetle, bu trafik ışığı kombinasyonu sürücüye "düz devam edebilirsin ama sağa dönmek için kırmızı okun sönmesini veya yeşile dönmesini beklemelisin" mesajını verir. Bu kurala göre, düz gitme izni varken beklemek yanlış bir harekettir.

Soru 34
Aşağıdakilerden hangisi, yolcu taşımacılığında kullanılan ve sürücüsü dahil dokuzdan fazla oturma yeri olan motorlu taşıttır?
A
Çekici 
B
Otobüs
C
Otomobil 
D
Kamyonet
34 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, Karayolları Trafik Kanunu'nda yer alan araç tanımlarından biri sorulmaktadır. Sorunun doğru yanıtlanabilmesi için iki temel kritere dikkat etmek gerekir: Birincisi, aracın yolcu taşımacılığı amacıyla kullanılması; ikincisi ise oturma yeri kapasitesinin sürücüsü dahil dokuzdan fazla olmasıdır. Bu iki şartı aynı anda sağlayan araç türünü bulmamız istenmektedir.

Doğru cevap b) Otobüs seçeneğidir. Trafik mevzuatına göre, yolcu taşımacılığında kullanılan ve sürücüsü dahil olmak üzere oturma yeri dokuzdan fazla olan motorlu taşıtlara "otobüs" denir. Bu tanım, soruda verilen kriterlerle birebir örtüşmektedir. Günlük hayatta 10 ile 17 koltuklu araçlara "minibüs" desek de, yasal olarak onlar da "otobüs" sınıfına girer çünkü koltuk sayıları dokuzdan fazladır.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:

  • c) Otomobil: Bu seçenek en çok kafa karıştıran şıktır. Otomobil de yolcu taşımak için üretilmiştir, ancak yasal tanımına göre sürücüsü dahil en fazla dokuz oturma yeri olan araçtır. Soru "dokuzdan fazla" dediği için bu tanımın dışında kalır. Kısacası, 1+8 koltuğa kadar olan araçlar otomobil, 1+9 ve üzeri koltuğa sahip olanlar ise otobüs olarak sınıflandırılır.
  • a) Çekici: Çekicinin temel amacı yolcu taşımak değil, kendisi motorlu olmayan römork veya yarı römorkları çekerek yük taşımaktır. Oturma yeri kapasitesi genellikle 2 veya 3 kişi ile sınırlıdır ve ana fonksiyonu yolcu taşımacılığı değildir. Bu nedenle sorudaki tanıma uymaz.
  • d) Kamyonet: Kamyonet de çekici gibi, öncelikli olarak yük taşımak amacıyla üretilmiş bir motorlu taşıttır. İzin verilen azami yüklü ağırlığı 3.500 kilogramı geçmeyen bu araçların ana işlevi yolcu taşımak olmadığından, bu seçenek de yanlıştır.

Özetle, sorunun anahtar noktası, yolcu taşıyan araçlar arasındaki koltuk sayısı farkını bilmektir. Sürücü dahil 9 koltuğa kadar olanlar otomobil, 9'dan fazla koltuğa sahip olanlar ise otobüs olarak tanımlanır. Bu nedenle doğru cevap otobüstür.

Soru 35
Yerleşim yerleri içinde trafiği düzenleme amacı ile

• Yer işaretlemelerini

• Trafik işaret levhalarını

• Işıklı ve sesli trafik işaretlerini

temin ve tesis etmek, bunların devamlılığını ve işlerliğini sağlamak, aşağıdaki kuruluşlardan hangisinin görevidir?

A
Belediyelerin
B
Emniyet Genel Müdürlüğünün
C
Kara Yolları Genel Müdürlüğünün
D
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının
35 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, şehir içindeki yani meskun mahaldeki yolların trafik düzeninden sorumlu olan kurum sorulmaktadır. Soruda listelenen görevler; yol çizgileri gibi yer işaretlemelerini yapmak, "Dur" veya "Hız Limiti" gibi trafik levhalarını yerleştirmek ve trafik ışıklarını kurup çalışmalarını sağlamaktır. Bu görevlerin kime ait olduğunu bilmek, trafiğin işleyişini ve yetki dağılımını anlamak için önemlidir.

Doğru Cevap: a) Belediyelerin

Doğru cevabın "Belediyelerin" olmasının sebebi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun ilgili maddeleridir. Bu kanuna göre, belediye sınırları (yerleşim yerleri) içindeki yolların yapımı, bakımı ve onarımı belediyelerin sorumluluğundadır. Bu sorumluluk, yollar üzerindeki trafik düzenini sağlayacak her türlü işaretleme, levha ve sinyalizasyon sistemini kurmayı ve bunların çalışır durumda olmasını sağlamayı da kapsar. Kısacası, bir şehrin içindeki cadde, sokak ve bulvarlarda gördüğünüz trafikle ilgili tüm bu düzenlemelerden o şehrin belediyesi sorumludur.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • b) Emniyet Genel Müdürlüğünün: Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı trafik polisinin görevi, yolları yapmak veya işaretleri koymak değil, mevcut kuralların uygulanmasını sağlamak ve trafiği denetlemektir. Yani, belediyenin koyduğu trafik ışığına veya levhasına sürücülerin uyup uymadığını kontrol ederler. Kurulum ve bakım değil, denetim ve uygulama onların görevidir.
  • c) Kara Yolları Genel Müdürlüğünün: Bu seçenek, en çok karıştırılan seçenektir. Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), şehirler arası yollardan sorumludur. Otoyollar, devlet yolları gibi yerleşim yerleri dışındaki bağlantı yollarının yapımı, bakımı ve bu yollar üzerindeki trafik işaretlerinin tesisi KGM'nin görevidir. Soruda özellikle "yerleşim yerleri içinde" denildiği için bu seçenek yanlış olmaktadır. Bir şehirden çıkıp başka bir şehre doğru otoyolda seyahat ederken gördüğünüz levhalardan KGM sorumludur.
  • d) Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının: Bakanlık, trafikle ilgili genel politikaları belirleyen, standartları oluşturan ve ilgili kanun ve yönetmelikleri hazırlayan en üst mercidir. Yani, bir trafik levhasının nasıl olacağını, hangi standartlara uyması gerektiğini belirler ancak bir mahalledeki sokağa o levhayı bizzat dikmez. Bakanlık, işin kural koyma ve genel strateji kısmıyla ilgilenirken, uygulama yerelde belediyeler veya şehirler arasında KGM tarafından yapılır.

Özetle, bu soruyu doğru cevaplamak için kilit ifade "yerleşim yerleri içinde" ifadesidir. Bu ifadeyi gördüğünüzde aklınıza hemen Belediyeler gelmelidir. Eğer soru "şehirler arası yollar" veya "otoyollar" deseydi, o zaman doğru cevap Karayolları Genel Müdürlüğü olurdu.

Soru 36
Marşa basıldığında motor dönüyor ancak çalışmıyorsa ilk olarak aşağıdakilerden hangisi kontrol edilmelidir?
A
Bujiler
B
Akü suyu
C
Motor yağ seviyesi
D
Depodaki yakıt seviyesi
36 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir aracın temel çalışma prensipleri ve arıza durumunda yapılması gereken en basit kontrol sorgulanmaktadır. Sorunun kilit noktası "motor dönüyor ancak çalışmıyor" ifadesidir. Bu ifade, marş motorunun ve akünün çalıştığını, yani aracın elektrik sisteminde marş basmak için yeterli güç olduğunu, ancak motorun ateşleme yaparak kendi gücüyle çalışmaya başlayamadığını anlatır.

Doğru Cevap: d) Depodaki yakıt seviyesi

Doğru cevabın "Depodaki yakıt seviyesi" olmasının sebebi, bu durumun en yaygın ve kontrol edilmesi en kolay neden olmasıdır. Bir içten yanmalı motorun çalışabilmesi için üç temel şeye ihtiyacı vardır: yakıt, hava ve ateşleme (kıvılcım). Eğer marşa bastığınızda motorun "vır vır vır" sesini duyuyorsanız, yani motor dönüyorsa, bu akünüzün ve marş motorunuzun görevini yaptığını gösterir. Ancak motor ateşleme yapıp çalışmaya geçemiyorsa, bu üç temel unsurdan birinde eksiklik var demektir. Bu durumda bir sürücünün alet gerektirmeden, anında kontrol edebileceği ilk ve en basit şey, gösterge panelindeki yakıt seviyesidir. Yakıt yoksa, motorun çalışması imkansızdır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Bujiler: Bujiler, yakıt-hava karışımını ateşleyen kıvılcımı oluşturur. Arızalı bujiler gerçekten de motorun çalışmamasına neden olabilir. Ancak, bujileri kontrol etmek teknik bilgi ve alet (buji anahtarı gibi) gerektiren bir işlemdir. Soruda "ilk olarak" neyin kontrol edilmesi gerektiği sorulduğu için, yakıt seviyesini kontrol etmek gibi çok daha basit bir işlem varken, bujileri kontrol etmek doğru ilk adım değildir.
  • b) Akü suyu: Akü suyu seviyesinin düşük olması akünün performansını düşürür. Ancak soruda motorun döndüğü açıkça belirtilmiştir. Motorun dönmesi, yani marş basması, aracın en çok elektrik tüketen işlemidir. Eğer akü, motoru döndürebilecek kadar güç üretebiliyorsa, sorunun doğrudan akü suyu eksikliğinden kaynaklanması ve ilk kontrol edilecek yer olması pek olası değildir. Genellikle zayıf bir akü, motorun yavaş dönmesine veya hiç dönmemesine (sadece "tık" sesi gelmesine) neden olur.
  • c) Motor yağ seviyesi: Motor yağı, motorun hareketli parçalarını yağlayarak aşınmayı ve sürtünmeyi önler. Motor yağ seviyesinin çok düşük olması motor için son derece tehlikeli olsa da, motorun ilk çalışmasını doğrudan engellemez. Yani, yağ olmasa bile motor marş alır ve kısa bir süreliğine çalışabilir (ancak bu durum motorda kalıcı hasarlara yol açar). Bu nedenle, motorun çalışmamasının ilk nedeni yağ seviyesi değildir.

Özetle, bir arıza durumunda her zaman en basit, en bariz ve kontrol edilmesi en kolay ihtimalden başlanmalıdır. Motorun döndüğü ama çalışmadığı bir senaryoda, akla gelmesi gereken ilk ve en basit ihtimal, motora yanması için gereken yakıtın gitmiyor olmasıdır. Bunun da en temel sebebi depoda yakıt olmamasıdır.

Soru 37
Akünün elektrolit seviyesi azalmış ise ne ilave edilir?
A
Asit
B
Alkol
C
Saf su
D
Antifriz
37 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir aracın aküsündeki sıvı seviyesinin (elektrolit) azalması durumunda ne yapılması gerektiği sorgulanmaktadır. Bu, temel bir araç bakım bilgisidir ve sürücü adaylarının bilmesi gereken önemli bir konudur. Akünün doğru çalışması ve ömrünün uzun olması için bu işlemin doğru yapılması kritik öneme sahiptir.

Doğru Cevap: c) Saf su

Akü içerisinde bulunan sıvı, yani elektrolit, sülfürik asit ve saf suyun bir karışımından oluşur. Araç çalıştıkça ve akü şarj/deşarj döngüsüne girdikçe ısınır. Bu ısınma sonucunda, elektrolit içerisindeki suyun bir kısmı buharlaşır ve zamanla sıvı seviyesi düşer. Asit ise buharlaşmaz, akünün içinde kalır. Dolayısıyla, eksilen tek bileşen sudur ve bu eksiği tamamlamak için yalnızca saf su ilave edilmelidir. Çeşme suyu gibi normal sular, içerdikleri kireç ve mineraller nedeniyle akünün plakalarına zarar vererek ömrünü kısaltacağı için kesinlikle kullanılmamalıdır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
  • a) Asit: Aküdeki asit buharlaşmadığı için, eksilen seviyeyi tamamlamak amacıyla tekrar asit eklenmez. Eğer asit eklenirse, elektrolitin içindeki asit yoğunluğu tehlikeli bir şekilde artar. Bu durum, akü plakalarının aşınmasına, kimyasal reaksiyonun bozulmasına ve akünün çok kısa sürede arızalanmasına neden olur. Asit sadece, elektrolit döküldüğünde veya akü ilk defa doldurulurken özel ölçümlerle eklenir.
  • b) Alkol: Alkolün akünün kimyasal yapısıyla hiçbir ilgisi yoktur. Aküye alkol eklemek, içerideki kimyasal reaksiyonu tamamen bozar ve elektrik üretimini engeller. Ayrıca alkol, akünün plastik ve metal aksamına zarar vererek kalıcı hasarlara yol açar ve bir güvenlik riski oluşturur.
  • d) Antifriz: Antifriz, motorun soğutma sisteminde kullanılan ve motor suyunun kışın donmasını, yazın ise kaynamasını önleyen bir sıvıdır. Görevi ve kimyasal yapısı aküden tamamen farklıdır. Aküye antifriz eklenmesi, elektroliti kirleterek aküyü anında kullanılamaz hale getirir. Her sıvının araçta kendine özel bir kullanım yeri ve amacı vardır.

Özetle, akünün elektrolit seviyesinin azalmasının temel nedeni suyun buharlaşmasıdır. Bu nedenle, seviyeyi olması gereken çizgiye getirmek için sadece ve sadece saf su (akü suyu olarak da satılır) ilave edilmelidir. Bu basit ama önemli bilgi, akünüzün ömrünü uzatmanıza ve aracınızın sorunsuz çalışmasına yardımcı olur.

Soru 38
Aracın elektrik sisteminde sigortalardan biri yanmışsa aşağıdakilerden hangisi yapılır?
A
Aynı amperde yenisi ile değiştirilir.
B
Daha küçük amperde sigorta ile değiştirilir.
C
Daha büyük amperde sigorta ile değiştirilir.
D
Herhangi bir amperde sigorta ile değiştirilir.
38 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, aracın elektrik sistemindeki temel bir güvenlik önlemi olan sigorta değişimi ile ilgili doğru prosedür sorgulanmaktadır. Sigortanın neden ve nasıl değiştirilmesi gerektiğini bilmek, araç güvenliği için oldukça önemlidir.

Öncelikle sigortanın ne işe yaradığını anlamak gerekir. Sigorta, araçtaki elektrik devrelerini aşırı akımdan (yüksek amperden) koruyan bir güvenlik elemanıdır. Bir devreden, o devrenin kaldırabileceğinden daha yüksek bir akım geçtiğinde, sigortanın içindeki ince tel eriyerek kopar ve elektriği keser. Bu sayede, radyo, farlar, silecek motoru gibi değerli elektronik parçaların yanması ve daha da önemlisi kabloların ısınıp yangın çıkarması engellenmiş olur.

a) Aynı amperde yenisi ile değiştirilir.

Bu seçenek doğrudur. Her elektrik devresi, otomobil üreticisi tarafından belirli bir akım değerine göre tasarlanmıştır ve bu devreye o değere uygun amperde bir sigorta atanmıştır. Yanan sigortayı aynı amper değerine sahip bir yenisiyle değiştirmek, devrenin orijinal güvenlik standardını korumasını sağlar. Bu, devrenin normal şekilde çalışmasına izin verirken, gelecekteki bir aşırı akım durumunda yine devreyi koruyacağı anlamına gelir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:

  • b) Daha küçük amperde sigorta ile değiştirilir: Bu yanlıştır. Devre, normal çalışması sırasında bile, takılan düşük amperli sigortanın kaldırabileceğinden daha fazla akım çekebilir. Bu durumda, herhangi bir arıza olmasa bile yeni sigorta hemen atacak ve o devreye bağlı olan sistem (örneğin cam silecekleri) çalışmayacaktır.
  • c) Daha büyük amperde sigorta ile değiştirilir: Bu, yapılabilecek en tehlikeli hatadır. Devre, sigortanın koruması gereken akımdan daha yüksek bir akıma maruz kalırsa, daha yüksek amperli yeni sigorta atmayacaktır. Bunun sonucunda aşırı akım kabloların üzerinden geçmeye devam eder, kablolar aşırı ısınır, erir ve bu durum araçta yangın çıkmasına neden olabilir.
  • d) Herhangi bir amperde sigorta ile değiştirilir: Bu seçenek de kesinlikle yanlıştır. Yukarıda açıklandığı gibi, sigortanın amper değeri rastgele seçilemez. Amper değeri, devrenin güvenliği için özel olarak hesaplanmış kritik bir değerdir ve kesinlikle bu değere uyulmalıdır.

Özetle, araçta bir sigorta yandığında, yapılması gereken tek doğru işlem, yanan sigortanın üzerinde yazan amper değeriyle birebir aynı olan yeni bir sigorta takmaktır. Aracınızın kullanım kılavuzunda veya sigorta kutusunun kapağında hangi devrenin kaç amperlik sigorta kullandığını gösteren bir şema bulunur. Bu basit kurala uymak, hem aracınızın elektrik sisteminin sağlığı hem de kendi güvenliğiniz için hayati önem taşır.

Soru 39
Aşağıdakilerden hangisi diferansiyelin görevlerinden biri değildir?
A
Yakıt tasarrufu sağlamak
B
Tekerleklere güç ve tork dağılımını sağlamak
C
Şafttan gelen torku artırarak akslara iletmek
D
Virajda dış tekerleğin iç tekerlekten fazla dönmesini sağlamak
39 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir otomobildeki diferansiyel adlı parçanın görevleri sorgulanmakta ve şıklardan hangisinin bu görevlerden biri olmadığı sorulmaktadır. Diferansiyel, motor gücünü tekerleklere ileten aktarma organlarının önemli bir parçasıdır ve çok özel görevleri vardır.

Doğru Cevap: a) Yakıt tasarrufu sağlamak

Bu seçeneğin doğru cevap olmasının sebebi, yakıt tasarrufunun diferansiyelin doğrudan ve birincil bir görevi olmamasıdır. Yakıt verimliliği; motorun teknolojisi, şanzıman, aerodinamik yapı, lastik basınçları ve sürüş alışkanlıkları gibi birçok faktörün bir araya gelmesiyle oluşan bir sonuçtur. Diferansiyel, virajlarda tekerleklerin zorlanmasını ve kaymasını önleyerek dolaylı yoldan verimliliğe çok küçük bir katkı sağlasa da, asıl amacı ve varoluş sebebi yakıt ekonomisi yapmak değildir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna, yani diferansiyelin gerçek görevleri olduğuna bakalım:

  • b) Tekerleklere güç ve tork dağılımını sağlamak: Bu, diferansiyelin temel görevlerinden biridir. Motor tarafından üretilen ve şanzıman ile şaft aracılığıyla gelen gücü, aracın sağ ve solundaki çekiş tekerleklerine (arkadan itişli ise arka tekerleklere, önden çekişli ise ön tekerleklere) dağıtır. Bu güç dağıtımı olmadan araç hareket edemez.
  • c) Şafttan gelen torku artırarak akslara iletmek: Bu da diferansiyelin çok önemli bir görevidir. Diferansiyelin içinde "ayna ve mahruti dişlisi" adı verilen büyük bir dişli sistemi bulunur. Bu sistem, şaftın yüksek dönüş hızını düşürürken, tekerleklere iletilen torku (döndürme kuvvetini) önemli ölçüde artırır. Bu tork artışı, aracın ağır kasasını durduğu yerden harekete geçirebilmesi ve yokuşları tırmanabilmesi için zorunludur.
  • d) Virajda dış tekerleğin iç tekerlekten fazla dönmesini sağlamak: Bu, diferansiyelin en bilinen ve en kritik görevidir. Araç bir virajı dönerken, virajın dış tarafında kalan tekerlek, iç taraftaki tekerlekten daha uzun bir mesafe kat etmek zorundadır. Diferansiyel, içindeki özel dişliler sayesinde dış tekerleğin daha hızlı, iç tekerleğin ise daha yavaş dönmesine izin vererek aracın savrulmadan, lastiklerin aşırı aşınmadan ve aktarma organlarının zorlanmadan rahatça viraj almasını sağlar. Adını da bu "farklı" dönüş hızlarına izin vermesinden alır (İngilizce "differential" kelimesi "farklılık" anlamına gelir).

Özetle, diferansiyel gücü tekerleklere dağıtan, torku artıran ve en önemlisi virajlarda tekerleklerin farklı hızlarda dönmesini sağlayan mekanik bir parçadır. Yakıt tasarrufu ise bu sistemin doğru çalışmasının bir yan sonucu olabilir, ancak doğrudan bir görevi olarak kabul edilmez. Bu nedenle doğru cevap 'a' şıkkıdır.

Soru 40
Aracın farlarında arıza giderme veya far değişimi yapıldıktan sonra hangi ayarın yapılması gerekir?
A
Rot ayarı 
B
Far ayarı
C
Supap ayarı 
D
Rölanti ayarı
40 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, aracın aydınlatma sisteminin en önemli parçalarından olan farlarla ilgili bir bakım veya onarım işlemi sonrasında yapılması gereken zorunlu bir ayar sorulmaktadır. Farların değiştirilmesi veya tamir edilmesi gibi işlemler, farın yola baktığı açıyı değiştirebilir. Bu nedenle, işlem sonrasında sürüş güvenliğini tekrar sağlamak için hangi ayarın yapılması gerektiğini bilmek önemlidir.

Doğru cevap b) Far ayarı seçeneğidir. Farlar, gece sürüşünde yolu doğru mesafede ve genişlikte aydınlatmak, aynı zamanda karşıdan gelen sürücülerin gözünü alarak tehlike yaratmamak için hassas bir açıya sahip olmalıdır. Far ampulü değiştirildiğinde, far ünitesi komple sökülüp takıldığında veya bir arıza giderildiğinde bu hassas açı bozulabilir. Bu nedenle, yapılan her müdahaleden sonra farların aydınlatma seviyesinin ve açısının yeniden kontrol edilip ayarlanması, trafik güvenliği için bir zorunluluktur.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • a) Rot ayarı: Bu ayar, aracın tekerleklerinin birbirine ve yol yüzeyine olan açılarının ayarlanmasıdır. Doğru rot ayarı, direksiyon hakimiyetini artırır, lastiklerin düzgün aşınmasını sağlar ve aracın düz bir çizgide gitmesine yardımcı olur. Farların aydınlatma sistemiyle doğrudan hiçbir ilgisi yoktur.
  • c) Supap ayarı: Bu, motorun içinde bulunan ve hava-yakıt karışımının silindirlere girmesini ve egzoz gazlarının dışarı atılmasını kontrol eden supapların mekanik bir ayarıdır. Motorun performansı, yakıt verimliliği ve sağlıklı çalışması ile ilgilidir. Aydınlatma sistemiyle herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır.
  • d) Rölanti ayarı: Rölanti, aracın motoru çalışır durumdayken vitesin boşta olduğu ve gaz pedalına basılmadığı andaki minimum çalışma devrini ifade eder. Rölanti ayarı, motorun bu durumda stop etmeden stabil bir şekilde çalışmasını sağlar. Bu ayarın da farlarla bir ilişkisi yoktur.

Özetle, aracın farlarına yapılan herhangi bir müdahale, farların aydınlatma açısını doğrudan etkiler. Yanlış ayarlanmış bir far, ya sürücünün görüş mesafesini tehlikeli derecede kısaltır ya da karşı şeritten gelen sürücünün görüşünü engelleyerek kazalara davetiye çıkarır. Bu yüzden, farlarla ilgili her türlü işlemden sonra far ayarı yapılması şarttır.

Soru 41
Aşağıdakilerden hangisi soğuk motorda silindire havanın az, yakıtın fazla girmesini sağlar?
A
Buji
B
Jikle devresi
C
Yakıt deposu
D
Yakıt pompası
41 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, motorun soğukken, yani ilk çalıştırılma anında ihtiyaç duyduğu özel bir karışım oranı sorulmaktadır. Soğuk bir motorun verimli bir şekilde çalışmaya başlayabilmesi için normalden farklı bir yakıt-hava karışımına ihtiyacı vardır. Soru, bu özel karışımı, yani silindire giren havanın azaltılıp yakıtın artırılmasını sağlayan sistemin adını istemektedir.

Doğru cevap b) Jikle devresi seçeneğidir. Jikle, özellikle eski nesil karbüratörlü motorlarda bulunan bir sistemdir. Motor soğukken yakıt, buharlaşmakta zorlanır ve silindir duvarlarına yapışarak yoğunlaşır. Bu nedenle, ateşlemenin gerçekleşebilmesi için silindire normalden çok daha zengin bir karışım, yani bol yakıt ve az hava gönderilmesi gerekir. Jikle devresi, karbüratörün hava girişini bir kapakçık yardımıyla kısarak içeri giren hava miktarını azaltır ve bu sayede motorun daha fazla yakıt emmesini sağlayarak bu zengin karışımı oluşturur.

Modern enjeksiyonlu araçlarda ise bu işlem otomatik olarak yapılır. Motor kontrol ünitesi (ECU), motor suyu sıcaklık sensöründen aldığı bilgiye göre motorun soğuk olduğunu anlar. Bunun üzerine enjektörlerin daha uzun süre açık kalmasını sağlayarak silindire daha fazla yakıt püskürtür. Bu otomatik sisteme de "otomatik jikle" denir ve görevi yine soğuk motorda zengin karışım sağlamaktır. Dolayısıyla sorunun cevabı her durumda jikle ile ilgilidir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
  • a) Buji: Bujinin görevi, silindire giren yakıt-hava karışımını ateşlemek için yüksek voltajlı bir kıvılcım üretmektir. Karışımın oranını ayarlamakla ilgili bir görevi yoktur, sadece ateşlemeyi başlatır. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
  • c) Yakıt deposu: Yakıt deposu, aracın ihtiyaç duyduğu yakıtı saklayan bir haznedir. Motorun çalışma prensipleri veya yakıt-hava karışımının ayarlanması üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Sadece yakıtı depolar.
  • d) Yakıt pompası: Yakıt pompasının görevi, yakıtı depodan çekerek motordaki yakıt sistemine (karbüratör veya enjektörlere) belirli bir basınçla göndermektir. Yakıt akışını sağlar ancak yakıtın hava ile karışma oranını ayarlamaz. Bu oran jikle devresi veya enjektörler tarafından kontrol edilir.
Soru 42
Aracın gösterge panelinde aşağıdakilerden hangisinin sürekli yanıp sönmesi, acil uyarı(dörtlü ikaz) lambalarının açık olduğunu bildirir?
A
B
C
D
42 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir aracın gösterge panelindeki sembollerden hangisinin, acil durumlar için kullanılan ve "dörtlü" olarak da bilinen ikaz lambalarının açık olduğunu gösterdiği sorulmaktadır. Bu lambalar, aracın tüm sinyal lambalarının aynı anda yanıp sönmesini sağlayarak diğer sürücüleri bir tehlikeye veya acil bir duruma karşı uyarır.

Doğru cevap B seçeneğidir. Bu seçenekte görülen, iç içe geçmiş iki üçgen sembolü, evrensel olarak acil durum uyarı (dörtlü ikaz) flaşörlerinin simgesidir. Sürücü, genellikle aracın orta konsolunda bulunan ve üzerinde benzer bir kırmızı üçgen işareti olan düğmeye bastığında, hem aracın dışındaki dört sinyal lambası hem de gösterge panelindeki bu sembol aynı anda yanıp sönmeye başlar. Bu durum, sistemin aktif olduğunu ve aracın bir uyarı sinyali verdiğini sürücüye bildirir.

Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:

  • A Seçeneği: Bu sembol, aracın kısa farlarının açık olduğunu gösterir. Genellikle yeşil renkte yanar ve sürekli bir ışıktır, yanıp sönmez. Gece sürüşlerinde veya görüşün azaldığı durumlarda yolu aydınlatmak için kullanılır ve acil bir durumu belirtmez.
  • C Seçeneği: Bu sembol, arka cam rezistansının (buğu çözücü) çalıştığını ifade eder. Arka camdaki buğuyu veya buzu çözmek için kullanılır. Aktif edildiğinde genellikle turuncu renkte ve sürekli olarak yanar, yanıp sönmez.
  • D Seçeneği: Bu sembol, park lambalarının (gabarit lambaları) açık olduğunu bildirir. Araç park halindeyken veya düşük ışık koşullarında aracın görünürlüğünü artırmak için kullanılır. Genellikle yeşil renkte sürekli yanar ve acil durum uyarısı değildir.

Özetle, her sembolün araçta farklı bir işlevi vardır ve bunları doğru tanımak güvenli sürüş için kritik öneme sahiptir. Acil uyarı lambaları, bir kaza, arıza veya yolda ani duraklama gibi tehlikeli durumlarda diğer sürücüleri uyarmak için kullanılır. Gösterge panelinde yanıp sönen iç içe geçmiş iki üçgen sembolü, bu önemli güvenlik özelliğinin devrede olduğunun en net göstergesidir.

Soru 43
Aşağıdakilerden hangisi bujilere ateşleme sırasına göre akım dağıtır?
A
Akü
B
Distribütör
C
Karbüratör
D
Marş motoru
43 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, benzinli bir motorun ateşleme sisteminde yer alan ve bujilere doğru zamanda, doğru sırayla elektrik akımını gönderen parçanın hangisi olduğu sorulmaktadır. Motorun sarsıntısız ve verimli çalışabilmesi için her silindirin belirli bir sırada ateşlenmesi gerekir. İşte bu kritik görevi yerine getiren parçayı bilmeniz beklenmektedir.

Doğru Cevap: b) Distribütör

Distribütör, adından da anlaşılacağı gibi bir "dağıtıcı" görevi görür. Ateşleme bobininde (endüksiyon bobini) üretilen yüksek voltajlı elektriği alır ve motorun ateşleme sırasına göre tam zamanında doğru silindirin bujisine gönderir. İçerisindeki "tevzi makarası" adı verilen dönen bir parça sayesinde bu dağıtım işlemi hassas bir şekilde gerçekleştirilir. Kısacası, distribütör motorun orkestra şefi gibidir; hangi bujinin ne zaman ateşleme yapacağını o yönetir.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Akü: Akü, aracın elektrik enerjisi kaynağıdır. Marş motorunu çalıştırmak, ateşleme sistemine ilk gücü vermek ve araç çalışmıyorken alıcıları beslemek gibi görevleri vardır. Ancak akü, elektriği sadece üretir ve depolar; bujilere belirli bir sırayla dağıtma gibi bir işlevi yoktur.
  • c) Karbüratör: Karbüratör, ateşleme sisteminin değil, yakıt sisteminin bir parçasıdır. Görevi, motorun silindirlerine girmeden önce hava ile yakıtı uygun oranda karıştırmaktır. Elektrik akımının dağıtımıyla hiçbir ilgisi yoktur. Modern araçlarda karbüratör yerine enjeksiyon sistemi bulunur.
  • d) Marş motoru: Marş motoru, aracı ilk çalıştırma anında devreye giren bir parçadır. Aküden aldığı elektrik gücüyle motorun krank milini döndürerek ilk hareketin başlamasını sağlar. Motor çalıştıktan sonra görevi biter ve devreden çıkar. Sürekli olarak akım dağıtmak gibi bir görevi kesinlikle yoktur.

Özetle, bu soru motorun temel çalışma prensiplerini anlamanızı ölçmektedir. Akü gücü sağlar, marş motoru ilk hareketi verir, karbüratör yakıt-hava karışımını hazırlar. Ancak bujilere ateşleme sırasına göre yüksek voltajlı akımı dağıtan parça distribütördür.

Soru 44
Benzinli motorlarda, aşağıdakilerden hangisinin tırnakları arasında oluşan kıvılcımla silindir içerisindeki yanma olayı başlatılmış olur?
A
Buji
B
Flaşör
C
Distribütör
D
Kontak anahtarı
44 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, benzinli bir motorun çalışmasını sağlayan temel prensiplerden biri olan ateşleme sistemi sorgulanmaktadır. Soru, silindir içindeki sıkıştırılmış benzin-hava karışımını ateşleyerek yanmayı başlatan kıvılcımı hangi parçanın ürettiğini bulmamızı istiyor. Bu, motorun güç üretmesi için gereken en kritik adımlardan biridir.

Doğru Cevap: a) Buji

Benzinli motorlarda ateşleme sisteminin son ve en önemli halkası bujidir. Ateşleme bobininden gelen yüksek voltajlı elektrik akımı bujiye ulaşır. Bujinin alt kısmında, "tırnak" olarak adlandırılan iki küçük metal uç (elektrot) bulunur ve aralarında küçük bir boşluk vardır. Yüksek voltaj bu boşluktan atlarken çok güçlü bir kıvılcım oluşturur ve bu kıvılcım, silindir içinde sıkıştırılmış olan yakıt-hava karışımını anında ateşler. Bu ateşleme sonucunda oluşan kontrollü patlama (yanma), pistonu aşağı iterek motorun çalışması için gereken gücü üretir.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • Flaşör: Flaşör, aracın sinyal lambalarının ve dörtlü ikaz lambalarının belirli bir ritimde yanıp sönmesini sağlayan elektronik veya mekanik bir röledir. Motorun ateşleme sistemiyle hiçbir ilgisi yoktur. Görevi tamamen aydınlatma ve ikaz sistemiyle ilgilidir.

  • Distribütör: Distribütör, özellikle eski tip benzinli motorlarda bulunan bir parçadır. Görevi, ateşleme bobininden gelen yüksek voltajı, ateşleme sırasına göre doğru zamandla doğru silindirin bujisine dağıtmaktır. Yani elektriği dağıtır, ancak kıvılcımı kendisi oluşturmaz. Kıvılcımı oluşturan parça, distribütörün akımı yolladığı bujidir.

  • Kontak Anahtarı: Kontak anahtarı, sürücünün aracı çalıştırmak için kullandığı ana şalterdir. Kontak anahtarını çevirdiğinizde, aracın elektrik sistemine ve ateşleme sistemine akım gitmesi için komut vermiş olursunuz. Yani tüm süreci başlatan parçadır, ancak silindir içinde doğrudan bir kıvılcım oluşturma gibi bir görevi yoktur.

Özetle, kontak anahtarı sistemi başlatır, distribütör (eski araçlarda) elektriği doğru bujiye yönlendirir, ancak sadece buji, tırnakları arasında o kritik kıvılcımı yaratarak yanma olayını başlatan parçadır. Bu nedenle doğru cevap "Buji"dir.

Soru 45
Birlikte yaşadığımız trafik ortamında, kişinin belki de farkında bile olmadan yaptığı olumsuz bir davranış hiçbir suçu olmayan bir başka kişinin ölümüne, yaralanmasına ya da ömür boyu sakat kalmasına neden olabilir. Buna göre trafik içinde hatalı davranış sergileyen bir sürücüye hangisinin yapılması,hem o sürücünün hem de trafikteki diğer sürücülerin kaza yapma yada olumsuz bir durum oluşturma riskini azaltır?
A
Aşırı tepki gösterilmesi
B
Kaba ve saldırgan davranılması
C
Kızgın biçimde kornaya basılması
D
Nezaket ve saygı çerçevesinde uyarılması
45 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, trafikte hatalı bir davranış sergileyen başka bir sürücüye karşı sergilenmesi gereken en doğru tutumun ne olduğu sorulmaktadır. Sorunun kilit noktası, seçilecek davranışın hem hatayı yapan sürücünün hem de trafikteki diğer herkesin kaza yapma riskini azaltmasıdır. Amaç, durumu daha tehlikeli hale getirmek değil, tam tersine güvenli bir ortama geri döndürmektir.

Doğru Cevap: d) Nezaket ve saygı çerçevesinde uyarılması

Bu seçeneğin doğru olmasının temel sebebi, trafik ortamının gerginliği artırmaya değil, sakinliği ve güvenliği korumaya dayalı olması gerektiğidir. Hata yapan bir sürücüyü nazik bir şekilde uyarmak, örneğin kısa bir korna çalmak veya bir el işaretiyle yavaşlamasını istemek, o sürücünün hatasını panik yapmadan fark etmesini sağlar. Bu yapıcı yaklaşım, sürücünün savunmaya geçmesini veya agresifleşmesini engelleyerek olası bir tartışmanın ya da "trafik magandalığı"nın önüne geçer ve herkes için güvenliği artırır.

Diğer Seçenekler Neden Yanlış?

  • a) Aşırı tepki gösterilmesi: Hata yapan bir sürücüye bağırmak, el kol hareketleri yapmak veya aracını tehlikeli bir şekilde sıkıştırmak gibi aşırı tepkiler, durumu anında daha tehlikeli bir hale getirir. Panikleyen veya sinirlenen sürücü, daha büyük ve ölümcül hatalar yapabilir. Bu davranış, riski azaltmak yerine katlayarak artırır.
  • b) Kaba ve saldırgan davranılması: Bu seçenek, aşırı tepkinin bir adım ötesidir ve doğrudan trafik güvenliğini tehdit eder. Kaba ve saldırgan davranışlar, trafikteki diğer sürücüleri de strese sokar ve yol güvenliğini tamamen ortadan kaldırabilir. Bu tür bir davranış, bir hatayı kavgaya veya kasıtlı bir kazaya dönüştürme potansiyeli taşır.
  • c) Kızgın biçimde kornaya basılması: Kornanın amacı uyarmaktır, taciz etmek veya öfke göstermek değil. Uzun ve öfkeli bir şekilde kornaya basmak, diğer sürücüyü korkutabilir, panikletebilir veya sinirlendirerek misilleme yapmasına neden olabilir. Nazik ve kısa bir "uyarı" kornası ile "öfke" kornası arasındaki fark, bir kazayı önlemek ile bir kazaya sebep olmak arasındaki fark kadar büyüktür.

Özetle; ehliyet sınavındaki bu soru, sürücü adayına sadece kuralları değil, aynı zamanda trafikteki doğru "insani tutumu" da öğretmeyi amaçlar. Unutmayın ki trafikteki en önemli öncelik, her koşulda sakin kalarak hem kendi can güvenliğinizi hem de başkalarının can güvenliğini korumaktır. Nezaket ve saygı, bir zayıflık değil, trafikteki en etkili güvenlik araçlarından biridir.

Soru 46
Trafik kazası, sadece maddi hasarlı bile olsa yaşanması hiç istenmeyen ve kazaya karışan sürücüleri psikolojik olarak olumsuz etkileyen bir durumdur.

Buna göre kaza sonrası tarafların birbirine hangi şekilde davranması hâlinde meydana gelen kaza ile ilgili sorunlar daha kısa sürede çözülecektir?

A
Asabi
B
Aşırı tepkili
C
Kaba ve saldırgan
D
Saygılı ve nezaketli
46 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, bir trafik kazası sonrasında sürücülerin sergilemesi gereken en doğru tutumun ne olduğu sorulmaktadır. Sorunun kilit noktası, hangi davranışın sorunların "daha kısa sürede" çözülmesini sağlayacağıdır. Kaza anının yarattığı stres ve panik düşünüldüğünde, doğru davranış biçimi hem yasal sürecin hızlanmasına hem de gerginliğin azalmasına yardımcı olur.

Doğru cevap d) Saygılı ve nezaketli seçeneğidir. Çünkü bir kaza sonrası tarafların birbirine saygı ve nezaket çerçevesinde yaklaşması, paniği ve öfkeyi yatıştırır. Bu sakin ortam, tarafların sağlıklı bir iletişim kurarak durumu değerlendirmesine, sigorta ve ruhsat bilgilerini sorunsuzca paylaşmasına ve Kaza Tespit Tutanağı'nı birlikte doldurmasına olanak tanır. Böylece, yasal prosedürler hızlı ve sorunsuz bir şekilde tamamlanır.

Diğer seçenekler ise sorunları çözmek yerine daha da büyütecek davranışlardır. Bu tür olumsuz tavırlar, iletişimi tamamen koparabilir ve basit bir maddi hasarlı kazayı bile karmaşık bir hâle getirebilir. Anlaşma ve uzlaşma ortamını ortadan kaldırarak sürecin uzamasına neden olurlar.

  • a) Asabi: Sinirli ve gergin bir tutum, karşı tarafın da savunmacı veya sinirli bir tavır takınmasına yol açar. Bu durum, sağlıklı bir diyalog kurulmasını engeller ve anlaşmayı imkânsızlaştırır.
  • b) Aşırı tepkili: Bağırmak, panik yapmak veya abartılı tepkiler göstermek, durumu daha da karmaşıklaştırır. Mantıklı düşünmeyi ve hareket etmeyi zorlaştırarak çözüm sürecini yavaşlatır.
  • c) Kaba ve saldırgan: Bu davranış, en tehlikelisidir. Sadece sorunun çözümünü geciktirmekle kalmaz, aynı zamanda tartışmanın büyümesine, hakarete ve hatta fiziksel şiddete dönüşmesine neden olabilir. Bu durum, kazanın yanı sıra ek hukuki sorunlar doğurur.

Sonuç olarak, trafik kazası gibi stresli bir durumda bile sakinliği korumak, saygılı ve nazik olmak sadece bir görgü kuralı değil, aynı zamanda sorunu en hızlı ve en az zararla atlatmanın en akılcı yoludur. Ehliyet sınavında bu tür sorular, sürücü adayının sadece kuralları değil, aynı zamanda trafikteki doğru tutum ve davranışları ne kadar benimsediğini ölçmeyi amaçlar.

Soru 47
Aşağıdakilerden hangisi hoşgörülü olma özelliği taşımayan sürücülerin özelliklerindendir?
A
Öfkeli olmak
B
Sabırlı davranmak
C
Başarılı iletişim kurmak
D
Kural ihlalinden kaçınmak
47 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, trafikte hoşgörülü olmayan, yani anlayışsız ve sabırsız bir sürücünün hangi davranışı sergileyeceği sorulmaktadır. Sorunun kökündeki "taşımayan" ifadesi kilit noktadır, çünkü bizden olumlu değil, olumsuz bir sürücü özelliği bulmamız istenmektedir. Bu tür sorularda, seçeneklerdeki davranışların hangisinin olumlu, hangisinin olumsuz olduğunu belirlemek çözümü kolaylaştırır.

Doğru Cevap: a) Öfkeli olmak

Hoşgörü, başkalarının yaptığı hatalara, yavaş hareket etmelerine veya beklenmedik durumlara karşı anlayışlı ve sakin kalabilme yeteneğidir. Öfkeli olmak ise bu durumun tam zıttıdır. Trafikte çabuk sinirlenen, diğer sürücülere karşı agresif tepkiler veren (sürekli korna çalmak, bağırmak, tehlikeli manevralar yapmak gibi) bir kişi, hoşgörüden tamamen uzak bir sürücüdür.

Bu nedenle öfke, hoşgörüsüzlüğün en net göstergesidir ve trafikte hem sürücünün kendisi hem de diğerleri için ciddi tehlikeler yaratır. Soru, hoşgörülü olma özelliği taşımayan bir sürücünün özelliğini sorduğu için "Öfkeli olmak" doğru cevaptır.

Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması

  • b) Sabırlı davranmak: Sabır, hoşgörünün temelini oluşturan en önemli erdemlerden biridir. Trafiğin sıkışık olduğu anlarda, bir acemi sürücünün arkasında veya bir yayanın geçmesini beklerken sakince durabilmek, tam olarak hoşgörülü bir sürücünün sergileyeceği bir davranıştır. Bu olumlu bir özellik olduğu için aradığımız cevap değildir.
  • c) Başarılı iletişim kurmak: Trafikte başarılı iletişim, sadece konuşmak anlamına gelmez. Sinyal vermek, selektör yapmak, el işaretleriyle teşekkür etmek veya yol vermek gibi davranışlar, sürücüler arasında bir anlayış ve uyum ortamı yaratır. Başarılı iletişim kuran bir sürücü, çatışmadan kaçınır ve bu da onun hoşgörülü olduğunu gösterir. Bu da olumlu bir özelliktir.
  • d) Kural ihlalinden kaçınmak: Trafik kurallarına uymak, diğer yol kullanıcılarının haklarına ve can güvenliğine saygı duymak demektir. Kurallara uyan bir sürücü, düzeni bozmadığı ve başkalarını tehlikeye atmadığı için sorumlu ve saygılı bir profil çizer. Bu davranış, hoşgörülü bir sürüş anlayışıyla doğrudan ilişkilidir ve olumlu bir özelliktir.

Özetle, soru bizden olumsuz bir sürücü özelliği bulmamızı istemektedir. Sabırlı olmak, iyi iletişim kurmak ve kurallara uymak; güvenli ve saygılı bir sürüş için gereken olumlu davranışlardır. Öfkeli olmak ise tam tersine, hoşgörüsüzlüğü ve tehlikeyi temsil eden olumsuz bir davranıştır.

Soru 48

Bir olay ya da durumda, karşımızdaki kişi hakkında herhangi bir yargıda bulunmadan önce kendimizi onun yerine koyarak olayı/ durumu onun gibi yaşamamız anlamına gelmektedir.

Yukarıdaki açıklama, trafik adabı açısından da çok ciddi bir öneme sahip olan hangi davranış özelliğine aittir?

A
Öfke
B
Empati
C
Bastırma
D
Engellenme
48 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, bir kavramın tanımı verilmekte ve bu tanımın trafik adabı açısından hangi davranış özelliğine karşılık geldiği sorulmaktadır. Sorunun kökünde yer alan "karşımızdaki kişi hakkında herhangi bir yargıda bulunmadan önce kendimizi onun yerine koyarak olayı/ durumu onun gibi yaşamamız" ifadesi, anahtar bir tanımı içermektedir. Bu tanımı doğru anlamak, seçenekler arasından doğru olanı bulmayı kolaylaştıracaktır.

Doğru Cevap: b) Empati

Soruda verilen açıklama, empati kavramının tam tanımıdır. Empati, bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durumu veya davranışlarının ardındaki motivasyonu anlamak için kişinin kendisini o kişinin yerine koymasıdır. Trafikte empati kurmak, diğer sürücülerin veya yayaların hatalarını veya beklenmedik hareketlerini kişisel bir saldırı olarak algılamak yerine, onların içinde bulunabileceği olası durumları (acemilik, yorgunluk, panik hali, acil bir duruma yetişme çabası vb.) düşünmektir. Bu sayede trafikte sabır, hoşgörü ve yardımlaşma artar, çatışmalar ve kazalar azalır.

Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:

  • a) Öfke: Öfke, engellenme, haksızlığa uğrama veya tehdit algısı gibi durumlarda ortaya çıkan güçlü bir duygudur. Sorudaki tanım, başkasını anlamaya yönelik pozitif bir çabayı anlatırken; öfke, genellikle anlayışsızlıktan kaynaklanan negatif bir tepkidir. Trafikte öfkeli bir sürücü, kendini başkasının yerine koymak yerine kendi duygularına kapılarak saldırgan davranışlar sergiler. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.

  • c) Bastırma: Bastırma, kişinin istenmeyen düşüncelerini, anılarını veya duygularını bilinçdışına iterek onlardan habersiz hale gelmesidir. Bu, kişinin kendi içsel dünyasıyla ilgili bir savunma mekanizmasıdır ve başka birini anlamakla doğrudan bir ilgisi yoktur. Trafikte öfkesini göstermeyip içine atmak bir bastırma örneği olabilir, ancak bu, karşıdakini anlama çabası anlamına gelmez. Dolayısıyla bu seçenek de yanlıştır.

  • d) Engellenme: Engellenme, bir amaca ulaşmanın önlenmesi veya geciktirilmesi durumunda yaşanan duygusal bir durumdur. Örneğin, aceleniz varken trafiğin sıkışması "engellenme" hissine yol açar. Bu, bir durumun sonucunda ortaya çıkan bir histir; başkasının bakış açısını anlama yeteneği olan bir davranış özelliği değildir. Hatta engellenme hissi, genellikle empati kurmayı zorlaştırır ve öfkeye yol açabilir. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.

Özetle, soruda verilen tanım, bir durumu başkasının gözünden görme ve hislerini anlama eylemini ifade eder ki bu da doğrudan empati kavramına karşılık gelir. Trafikte güvenli ve saygılı bir ortamın oluşması için sürücülerin empati yeteneğini geliştirmesi hayati bir öneme sahiptir.

Soru 49
Aşağıdakilerden hangisinin trafikte öfke duygusuna kapılan sürücülerde görülme olasılığı diğer sürücülere göre daha fazladır?
A
Dikkatin dağılması
B
Kural ihlallerinin azalması
C
Direksiyon hâkimiyetinin artması
D
Kazaya karışma olasılığının azalması
49 numaralı soru için açıklama 
Bu soruda, trafikte öfkelenen bir sürücünün davranışlarında ve yeteneklerinde ne gibi olumsuz değişiklikler beklendiği sorgulanmaktadır. Temel olarak, öfke gibi güçlü bir duygunun güvenli sürüş üzerindeki etkilerini bilmeniz isteniyor. Soru, bu olumsuz etkilerden hangisinin öfkeli bir sürücüde görülme ihtimalinin en yüksek olduğunu bulmanızı istiyor.

Doğru Cevap: a) Dikkatin dağılması

Öfke, yoğun ve dikkat dağıtıcı bir duygudur. Sürücü öfkelendiğinde, zihinsel enerjisini ve odaklanmasını yol, trafik işaretleri, diğer araçlar ve yayalar gibi önemli unsurlardan ayırıp öfkesinin kaynağına yöneltir. Örneğin, kendisine hatalı sollama yapan aracı düşünürken önündeki aracın aniden fren yaptığını fark edemeyebilir. Bu durum, sürücünün çevresinde olup bitenleri doğru ve zamanında algılamasını engelleyerek tehlikeli durumlara yol açar.

Yanlış Cevaplar ve Nedenleri:

  • b) Kural ihlallerinin azalması: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Öfkeli sürücüler genellikle daha sabırsız, aceleci ve agresif olurlar. Bu ruh hali, hız limitlerini aşma, yakın takip yapma, makas atma veya kırmızı ışıkta geçme gibi kural ihlallerini artırır, azaltmaz.
  • c) Direksiyon hâkimiyetinin artması: Güvenli sürüş, sakin ve kontrollü hareketler gerektirir. Öfke ise vücutta gerginliğe neden olur ve bu durum direksiyonu ani, sert ve kontrolsüz bir şekilde kullanmaya yol açabilir. Dolayısıyla, öfkeli bir sürücünün direksiyon hâkimiyeti artmaz, tam tersine tehlikeli bir şekilde azalır.
  • d) Kazaya karışma olasılığının azalması: Bu seçenek diğer yanlışların bir sonucudur. Dikkati dağılmış, sürekli kural ihlali yapan ve direksiyon hâkimiyeti zayıflamış bir sürücünün kazaya karışma olasılığı doğal olarak azalmaz, aksine ciddi oranda artar. Bu nedenle bu seçenek de mantıksal olarak yanlıştır.

Özetle, öfke duygusu sürücünün hem zihinsel (dikkat) hem de fiziksel (kontrol) yeteneklerini olumsuz etkiler ve onu kural ihlallerine daha yatkın hale getirir. Bütün bu olumsuz etkiler bir araya geldiğinde, kazaya karışma riski önemli ölçüde yükselir. Bu nedenle, trafikte sakin kalmak hayati önem taşır.

Soru 50
Aşağıdakilerden hangisi trafik kazalarının topluma verdiği zararlardan biri değildir?
A
Üretim ve refah kayıplarının yaşanması
B
Kara yollarının zamanından önce yıpranması
C
Uzun vadede kalkınmaya olumlu etki yapması
D
Açılan çok sayıda dava ile yargı sisteminde iş yükünün artması
50 numaralı soru için açıklama 

Bu soruda, trafik kazalarının topluma getirdiği olumsuz etkilerden, yani zararlardan biri olmayanı bulmamız isteniyor. Soru kökündeki "değildir" ifadesi çok önemlidir, çünkü bizden kazaların bir sonucu olanları değil, sonucu olmayanı işaretlememiz beklenmektedir. Şıkları tek tek inceleyerek doğru cevaba ulaşalım.

Doğru Cevabın Açıklaması (c şıkkı)

c) Uzun vadede kalkınmaya olumlu etki yapması

Bu seçenek doğru cevaptır çünkü trafik kazaları bir toplumun kalkınmasına asla olumlu etki yapmaz; tam tersine, kalkınmayı engelleyen en önemli sorunlardan biridir. Kazalar, can ve mal kayıplarına yol açarak ülkenin hem insan gücünü hem de ekonomik kaynaklarını tüketir. Sağlık sistemine binen yük, hasar gören araçların ve yolların onarım maliyetleri ve kaybedilen iş gücü, ülke ekonomisine doğrudan zarar verir. Bu nedenle, kazaların kalkınmaya "olumlu" etki yapması mantıksal olarak imkansızdır ve sorunun doğru cevabıdır.

Diğer Şıkların Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması

Diğer seçenekler, trafik kazalarının topluma verdiği gerçek zararları ifade ettiği için bu soruya göre yanlış cevaplardır. Gelin bu zararları daha yakından inceleyelim:

  • a) Üretim ve refah kayıplarının yaşanması: Bu ifade, trafik kazalarının doğrudan bir sonucudur. Kazalarda yaralanan veya hayatını kaybeden insanlar, ülkenin üretim gücünün bir parçasıdır. Bu kişilerin işlerine devam edememesi "üretim kaybına" yol açar. Aynı zamanda, ailelerin yaşadığı maddi ve manevi sıkıntılar, tedavi masrafları ve gelir kayıpları toplumun genel "refah seviyesini" düşürür. Dolayısıyla bu, kazaların bir zararıdır.
  • b) Kara yollarının zamanından önce yıpranması: Kaza anında yollar, bariyerler, trafik işaretleri gibi altyapı unsurları zarar görebilir. Ayrıca, kaza sonrası yapılan kurtarma çalışmaları, yolun trafiğe kapatılması ve onarım işlemleri de yolun ömrünü kısaltır ve onu yıpratır. Bu da devlete ek bir maliyet yükü getirir. Dolayısıyla bu da kazaların bir zararıdır.
  • d) Açılan çok sayıda dava ile yargı sisteminde iş yükünün artması: Maddi hasarlı, yaralanmalı veya ölümlü kazalar sonrasında sigorta anlaşmazlıkları, tazminat talepleri ve ceza davaları açılır. Bu durum, zaten yoğun olan mahkemelerin ve adalet sisteminin iş yükünü daha da artırır. Davaların uzun sürmesi hem mağdurlar için yıpratıcı bir süreç olur hem de yargı sisteminin verimliliğini düşürür. Dolayısıyla bu da kazaların topluma verdiği önemli bir zarardır.

Özetle; a, b ve d şıkları trafik kazalarının topluma verdiği gerçek ve kanıtlanmış zararları sıralarken, c şıkkı bu zararların tam tersi olan, mantıken mümkün olmayan bir iddiada bulunmaktadır. Bu yüzden doğru cevap c şıkkıdır.

Sınavı tamamlamak için butona tıklayınız, yanlışlarınız gösterilecektir. SINAVI BİTİR
0/50
Geri dön
Tamamlananlar işaretlendi.
12345
678910
1112131415
1617181920
2122232425
2627282930
3132333435
3637383940
4142434445
4647484950
Son
Geri dön

EHLİYET SINAVLARI