Soru 1 |
Şok | |
Tıkanma | |
Kalp durması | |
Soluk durması |
Doğru cevap a) Şok'tur. Şok, kalp ve damar sisteminin yaşamsal organlara yeterli düzeyde kan pompalayamaması sonucu ortaya çıkan ve tansiyon düşüklüğü ile seyreden ciddi bir dolaşım yetmezliğidir. Soruda belirtildiği gibi, bu durumda organlara, özellikle de oksijene en çok ihtiyaç duyan beyne yeterli kan gitmez. Bunun sonucunda da vücudun yaşamsal işlevlerinde (bilinç, solunum, dolaşım) belirgin bir azalma ve yavaşlama görülür. Bu tanım, şok durumunu tam olarak karşılamaktadır.
Peki, diğer seçenekler neden yanlıştır? Onları da tek tek inceleyelim:- b) Tıkanma: Tıkanma, genellikle solunum yoluna bir cisim kaçması (boğulma) veya bir damarın pıhtı gibi bir nedenle kapanmasıdır. Tıkanma, şoka neden olabilecek bir durumdur ancak soruda tanımlanan genel fizyolojik durumun kendisi değildir. Soru, sebebi değil, kan dolaşımının yetersizliği sonucu ortaya çıkan genel durumu sormaktadır.
- c) Kalp durması: Kalp durması, kalbin pompalama işlevinin tamamen durmasıdır. Bu durumda dolaşım tamamen durur, kan akışı sıfırlanır. Şok ise dolaşımın tamamen durduğu değil, "yetersiz" veya "azalmış" olduğu bir durumdur. Kalp durması, şokun ilerlemiş bir sonucu olabilir ama ikisi aynı anlama gelmez. Sorudaki "yeterli miktarda kan gitmemesi" ifadesi, kan akışının azaldığını ama henüz tamamen durmadığını belirtir.
- d) Soluk durması: Soluk durması, kişinin nefes alıp vermesinin durmasıdır. Bu durum, kana oksijen alınamamasına neden olur ve tedavi edilmezse kısa sürede şoka ve ardından kalp durmasına yol açar. Ancak soruda temel sorun solunumun durması değil, kanın organlara "gitmemesi" yani doğrudan dolaşım sisteminin yetersizliğidir.
Özetle, soru vücuttaki kan dolaşımının kritik seviyede azalmasıyla ortaya çıkan genel durumu tanımlamaktadır ve bu durumun tıptaki adı şok'tur. Diğer şıklar ise ya şoka neden olan durumlar ya da şoktan daha ileri ve farklı durumlardır.
Soru 2 |
Sinir sisteminde | |
Dolaşım sisteminde | |
Sindirim sisteminde | |
Solunum sisteminde |
Bu soruda, vücudumuzun temel organlarından olan kalp ve kan damarlarının hangi ana sisteme dahil olduğu sorulmaktadır. Vücudumuz, belirli görevleri yerine getirmek için birlikte çalışan organlardan oluşan sistemlere ayrılmıştır. Soruyu doğru yanıtlamak için bu sistemlerin temel işlevlerini ve hangi organları içerdiğini bilmek önemlidir.
Doğru cevap b) Dolaşım sisteminde seçeneğidir. Dolaşım sistemi, vücudun lojistik ve taşıma ağı olarak görev yapar. Bu sistemin en temel görevi, kan aracılığıyla hücrelere oksijen, besin, su ve hormon gibi hayati maddeleri ulaştırmak ve aynı zamanda hücrelerde oluşan karbondioksit gibi atık maddeleri toplayarak vücuttan atılacakları organlara taşımaktır.
Bu karmaşık taşıma işleminin merkezinde ise kalp ve kan damarları bulunur. Kalp, güçlü bir pompa gibi çalışarak kanı sürekli olarak damarların içine pompalar. Kan damarları (atardamarlar, toplardamarlar ve kılcal damarlar) ise bu kanın vücut içinde dolaştığı otoyollar ve ara yollar gibidir. Bu nedenle kalp ve kan damarları, dolaşım sisteminin ayrılmaz ve temel parçalarıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
-
a) Sinir sistemi: Sinir sistemi; beyin, omurilik ve sinirlerden oluşur. Vücudun komuta ve kontrol merkezidir; düşünme, hareket etme ve duyu algısı gibi işlevleri yönetir. Sinir sistemi kalbin çalışma hızını düzenleyebilir ancak kalp ve damarlar bu sistemin bir parçası değildir.
-
c) Sindirim sistemi: Bu sistem mide, bağırsaklar, karaciğer ve pankreas gibi organları içerir. Görevi, tüketilen besinleri parçalamak, emmek ve enerjiye dönüştürmektir. Dolaşım sistemi, sindirim sonucu emilen besinleri hücrelere taşısa da, kalp ve damarlar bir sindirim organı değildir.
-
d) Solunum sistemi: Akciğerler ve solunum yollarından (burun, gırtlak, soluk borusu) oluşan bu sistem, vücuda oksijen alınmasını ve karbondioksitin dışarı atılmasını sağlar. Dolaşım sistemi, solunum sisteminin aldığı oksijeni kana yükleyip vücuda dağıtır. Bu iki sistem yaşam için birlikte çalışmak zorunda olsa da, kalp ve damarlar yapısal olarak solunum sistemine değil, dolaşım sistemine aittir.
Soru 3 |
Kazazedenin mümkün olduğunca çok hareket ettirilmesi | |
Kazazedenin baş-boyun-gövde ekseni esas alınarak en az 6 destek noktasından kavranması | |
İlk yardımcının kalkarken ağırlığı sırt kaslarına vermesi | |
İlk yardımcının kendi sağlığını riske atması |
Doğru Cevap: b) Kazazedenin baş-boyun-gövde ekseni esas alınarak en az 6 destek noktasından kavranması
Bu seçenek, yaralı taşımanın altın kuralını ifade eder. Baş-boyun-gövde ekseni, omurganın düz bir hat olarak korunması demektir. Özellikle trafik kazalarında omurga yaralanması riski çok yüksek olduğundan, bu eksenin bozulması felç gibi kalıcı hasarlara yol açabilir. Yaralıyı en az 6 noktadan (örneğin baş, omuzlar, kalça, dizler gibi) destekleyerek kaldırmak, vücudun bir bütün olarak, bükülmeden hareket etmesini sağlar ve bu hayati ekseni korur.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğu:
-
a) Kazazedenin mümkün olduğunca çok hareket ettirilmesi: Bu ifade tamamen yanlıştır. İlk yardımın temel prensibi, yaralıyı gereksiz yere asla hareket ettirmemektir. Her hareket, mevcut bir yaralanmayı (örneğin iç kanama veya kırık) daha da kötüleştirebilir veya yeni yaralanmalara neden olabilir. Yaralı sadece, bulunduğu yerde tehlike (yangın, patlama riski vb.) varsa veya temel yaşam desteği için mecburi ise hareket ettirilir.
-
c) İlk yardımcının kalkarken ağırlığı sırt kaslarına vermesi: Bu kural, ilk yardımcının kendi sağlığı açısından büyük bir hatadır. Ağırlık kaldırırken sırt kasları yerine, vücudun en güçlü kas grupları olan bacak ve kalça kasları kullanılmalıdır. Ağırlığı sırta yüklemek, bel fıtığı gibi ciddi sakatlanmalara yol açabilir. Doğru teknik, dizleri bükerek çömelmek, sırtı dik tutmak ve bacaklardan güç alarak kalkmaktır.
-
d) İlk yardımcının kendi sağlığını riske atması: Bu, ilk yardımın en temel ilkesine aykırıdır. Her zaman öncelik "önce kendi güvenliğin" ilkesidir. Eğer ilk yardımcı kendini riske atarsa, yaralıya yardım edemeyeceği gibi kendisi de yardıma muhtaç hale gelebilir. Bu durum, olay yerindeki durumu daha da karmaşıklaştırır ve profesyonel ekiplerin işini zorlaştırır.
Özetle, yaralıyı taşırken en önemli öncelik, omurga bütünlüğünü korumak için baş-boyun-gövde eksenini sabit tutmak ve vücudu birden fazla noktadan destekleyerek taşımaktır. Bu nedenle 'b' seçeneği doğru cevaptır.
Soru 4 |
Birinci derece yanığı olan | |
Solunum zorluğu çeken | |
Ayağında çıkık olan | |
Turnike uygulanan |
Bu soruda, bir kaza yerinde birden fazla yaralı olduğunda, hangisinin hayati tehlikesinin en yüksek olduğunu ve bu nedenle sağlık kuruluşuna taşınırken kime öncelik verilmesi gerektiğini bilmeniz istenmektedir. İlk yardımda bu önceliklendirme, yaralının yaşamsal fonksiyonlarının (solunum, dolaşım vb.) durumuna göre yapılır. Amaç, en kısa sürede en doğru müdahale ile hayat kurtarmaktır.
Doğru cevap b) Solunum zorluğu çeken seçeneğidir. Çünkü bir insanın hayatta kalması için en temel ve acil ihtiyaç oksijendir. Solunum zorluğu, vücudun yeterli oksijen alamadığı anlamına gelir ve bu durum saniyeler veya dakikalar içinde beyin hasarına ve ardından ölüme yol açabilir. Bu nedenle, hava yolu ve solunum ile ilgili sorunlar her zaman en yüksek önceliğe sahiptir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Birinci derece yanığı olan: Birinci derece yanık, derinin en üst tabakasını etkileyen, genellikle kızarıklık ve hafif ağrı ile kendini gösteren en hafif yanık türüdür. Bu durum acı verici olsa da yaralının hayatını tehdit etmez ve acil taşıma önceliği en düşük olanlardan biridir.
- c) Ayağında çıkık olan: Çıkık, bir kemiğin eklem yerinden ayrılmasıdır ve oldukça ağrılı bir durumdur. Acil tıbbi müdahale gerektirir ancak yaralının solunumu veya kan dolaşımı gibi yaşamsal fonksiyonlarını doğrudan etkilemez. Bu nedenle, solunum sıkıntısı çeken bir yaralıya göre önceliği daha düşüktür.
- d) Turnike uygulanan: Bu seçenek kafa karıştırıcı olabilir. Turnike, durdurulamayan, hayatı tehdit eden bir kol veya bacak kanamasını kontrol altına almak için uygulanır. Ancak soru, turnike uygulandıktan sonraki durumu ifade etmektedir. Turnike yapıldığı anda, hayatı tehdit eden kanama geçici olarak kontrol altına alınmış demektir. Bu yaralı hala çok ciddi bir durumda olmasına rağmen, aktif olarak solunumu durma tehlikesi olan bir yaralıya göre önceliği bir adım geridedir. Çünkü solunum problemi anlık bir ölüm riski taşırken, turnike ile kanaması durdurulan yaralı için zaman kazanılmıştır.
Özetle, ilk yardımda öncelik sıralaması her zaman yaşamsal tehlikeye göre yapılır. Solunum, yaşamın temelidir ve bu fonksiyondaki herhangi bir aksaklık en acil ve en öncelikli durum olarak kabul edilir. Bu yüzden solunum zorluğu çeken yaralı, diğer tüm yaralılardan önce sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır.
Soru 5 |
I. Olay yerini yeterince görünebilir biçimde işaretliyor,
II. Kıvılcım oluşturabilecek ışıklandırma veya çağrı araçlarının kullanılmasına izin vermiyor,
III. Birinci değerlendirme sonucu tüm uyaranlara karşı tepkisiz olduğu belirlenen kazazedeye şekerli içecekler veriyor.
Bu ilk yardımcı, yukarıdaki uygulamaların hangilerinde hatalı davranmıştır? Yalnız I | |
Yalnız II | |
Yalnız III | |
I, II ve III. |
Şimdi maddeleri tek tek inceleyelim:
-
I. Olay yerini yeterince görünebilir biçimde işaretliyor.
Bu uygulama DOĞRUDUR. Bir trafik kazası sonrası yapılması gereken ilk ve en önemli adımlardan biri, olay yerinin güvenliğini sağlamaktır. Olay yerini reflektör, uyarı levhası gibi malzemelerle işaretlemek, hem diğer sürücüleri uyararak yeni kazaların oluşmasını engeller hem de ilk yardımcının ve kazazedelerin güvenliğini sağlar. Bu, kesinlikle doğru ve gerekli bir davranıştır.
-
II. Kıvılcım oluşturabilecek ışıklandırma veya çağrı araçlarının kullanılmasına izin vermiyor.
Bu uygulama da DOĞRUDUR. Kaza yapan araçlarda yakıt sızıntısı veya gaz kaçağı (LPG'li araçlarda) olma ihtimali yüksektir. Bu gibi durumlarda, sigara içmek, cep telefonu kullanmak veya kıvılcım çıkarabilecek herhangi bir aleti çalıştırmak patlama ve yangın riskini artırır. Bu nedenle, ilk yardımcının bu tür tehlikelere karşı önlem alması, hayati bir güvenlik adımıdır.
-
III. Birinci değerlendirme sonucu tüm uyaranlara karşı tepkisiz olduğu belirlenen kazazedeye şekerli içecekler veriyor.
Bu uygulama kesinlikle HATALIDIR. Soruda kazazedenin "tüm uyaranlara karşı tepkisiz" olduğu belirtilmiştir. Bu ifade, kazazedenin bilincinin kapalı olduğu anlamına gelir. Bilinci kapalı olan bir kişiye ağızdan yiyecek veya içecek vermek son derece tehlikelidir. Kişi yutkunma refleksini kontrol edemeyeceği için verilen sıvı, soluk borusuna kaçarak boğulmasına neden olabilir. Bu, hayatı tehdit eden çok ciddi bir hatadır.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi:
İncelediğimizde, ilk iki uygulamanın (I ve II) doğru ve gerekli güvenlik önlemleri olduğunu, ancak üçüncü uygulamanın (III) hayati bir hata olduğunu görüyoruz. Soru bizden hatalı davranışı bulmamızı istediği için doğru cevap yalnızca III. maddeyi içeren seçenektir.
- a) Yalnız I: Bu seçenek yanlıştır, çünkü I numaralı uygulama doğrudur.
- b) Yalnız II: Bu seçenek yanlıştır, çünkü II numaralı uygulama da doğrudur.
- c) Yalnız III: Bu seçenek DOĞRUDUR, çünkü bilinci kapalı bir kazazedeye sıvı vermek ölümcül olabilecek hatalı bir davranıştır.
- d) I, II ve III: Bu seçenek yanlıştır, çünkü I ve II numaralı uygulamalar doğru ilk yardım adımlarıdır.
Soru 6 |
Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
Doğru Cevap: d) I, II ve III
Kafatası ve omurga, vücudumuzun merkezi sinir sistemini (beyin ve omurilik) koruyan kemik yapılardır. Bu yapılar ancak çok şiddetli darbeler ve sarsıntılar sonucu zarar görürler. Soruda verilen üç durumun hepsi, vücudu bu tür şiddetli darbelere maruz bırakabilecek potansiyele sahiptir. Bu nedenle, her üçü de doğru kabul edilir.- I. Spor ve iş kazaları: Düşünün ki bir futbol maçında iki oyuncu kafa kafaya çarpışıyor veya bir inşaat işçisi iskeleden düşüyor. Bu gibi durumlarda oluşan darbenin şiddeti, hem kafatasında çatlaklara veya kırıklara hem de omurganın hassas kemiklerinde zedelenmelere yol açabilir. Bu yüzden bu öncül kesinlikle bir nedendir.
- II. Yüksek bir yerden düşme: Bir kişinin yüksek bir yerden (örneğin bir merdiven, balkon veya ağaç) düşmesi, vücudun yere çarpmasıyla birlikte çok büyük bir enerji açığa çıkarır. Bu enerji, darbenin etkisiyle doğrudan omurgaya ve kafatasına iletilir. Bu, bu tür yaralanmaların en bilinen ve en tehlikeli nedenlerinden biridir.
- III. Otomobil ya da motosiklet kazaları: Bu, ehliyet sınavı için en önemli maddedir. Trafik kazaları sırasında ani duruşlar, savrulmalar ve çarpışmalar meydana gelir. Bu sarsıntılar sırasında başın direksiyona, cama veya başka bir sert yüzeye çarpması kafatası yaralanmasına; vücudun ani ve kontrolsüz hareketi ise omurganın, özellikle de boyun bölgesinin (kamçı hareketi/whiplash) ciddi şekilde zarar görmesine neden olabilir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer seçenekler aslında yanlış bilgiler içermiyor, ancak eksik oldukları için doğru cevap olamazlar. Soru, bu yaralanmaların "nedenlerindendir" diyerek genel bir kapsamı sorguluyor. Sadece bir veya iki nedeni seçmek, resmi eksik bırakmak anlamına gelir.- a) Yalnız I: Bu seçenek, trafik kazaları ve yüksekten düşme gibi çok yaygın ve tehlikeli iki ana nedeni tamamen göz ardı ettiği için yanlıştır.
- b) I ve II: Bu seçenek de çok önemlidir ve özellikle bir sürücü adayının bilmesi gereken trafik kazalarını (III. öncül) dışarıda bıraktığı için eksik ve yanlıştır.
- c) II ve III: Her ne kadar düşmeler ve trafik kazaları en sık görülen nedenler olsa da, spor ve iş kazaları da önemli bir risk faktörüdür. Bu seçeneğin bunu dışlaması, onu eksik kılar.
Özetle: Kafatası ve omurga yaralanmaları, yüksek enerjili travmalar sonucu oluşur. Soruda verilenlerin üçü de (spor/iş kazaları, yüksekten düşme ve trafik kazaları) bu tanıma uyan, ciddi riskler taşıyan durumlardır. Bu nedenle, bu üç durumu da içeren d) seçeneği doğru cevaptır.
Soru 7 |
Trafik ortamında kaldırımda beklenildiğinde | |
Öndeki araç sürekli yakından takip edildiğinde | |
Tünelde camları kapalı olarak araç kullanıldığında | |
Kapalı garaj içinde uzun süre çalıştırılanaracın egzoz gazına maruz kalındığında |
Doğru Cevap: d) Kapalı garaj içinde uzun süre çalıştırılan aracın egzoz gazına maruz kalındığında
Bu seçeneğin doğru olmasının temel nedeni havalandırmanın olmamasıdır. Kapalı bir garaj, hava sirkülasyonunun neredeyse hiç olmadığı kapalı bir alandır. Araç çalıştığında egzozdan çıkan ve karbon monoksit gibi son derece zehirli gazlar dışarıya dağılamaz ve hızla garajın içinde birikmeye başlar. Bu gazların yoğunluğu çok kısa bir sürede ölümcül seviyelere ulaşabilir.
Egzoz gazının en tehlikeli bileşeni olan karbon monoksit (CO), renksiz, kokusuz ve tatsız bir gazdır. Bu özellikleri nedeniyle insanlar tarafından fark edilmesi imkansızdır. Kapalı bir garajda bu gaza maruz kalan bir kişi, durumu fark etmeden bilincini kaybedebilir ve bu durum ne yazık ki ölümle sonuçlanabilir. Bu nedenle kapalı alanlarda araç motorunu uzun süre çalıştırmak son derece tehlikelidir.
- Neden Diğer Seçenekler Yanlış?
Diğer seçeneklerdeki durumlar da zararlı olmakla birlikte, kapalı bir garaj kadar tehlikeli değildirler. Çünkü bu ortamlarda bir miktar da olsa havalandırma ve hava sirkülasyonu vardır.
- a) Trafik ortamında kaldırımda beklenildiğinde: Bu durum sağlığa zararlıdır ancak kaldırım açık bir alandır. Egzoz gazları atmosfere karışarak dağılır ve yoğunluğu kapalı bir alandaki kadar yüksek olmaz. Sürekli hava akımı sayesinde gazlar birikmez.
- b) Öndeki araç sürekli yakından takip edildiğinde: Öndeki aracın egzozuna daha yakın olsanız da, bu durum yine açık havada gerçekleşir. Araçlar hareket halinde olduğu için sürekli bir hava akımı vardır ve gazlar hızla dağılır. Yoğunluk anlık olarak artsa da, kapalı bir alandaki gibi birikme tehlikesi yoktur.
- c) Tünelde camları kapalı olarak araç kullanıldığında: Tüneller kapalı gibi görünse de, zehirli gazların birikmesini önlemek için tasarlanmış çok güçlü havalandırma sistemlerine sahiptirler. Ayrıca, aracın camlarının kapalı olması, dışarıdaki egzoz gazının aracın içine girmesini büyük ölçüde engeller. Bu durum, sizi dışarıdaki havadan koruyan bir önlemdir.
Özetle; bir gazın tehlike seviyesini belirleyen en önemli faktör, kapalı bir alanda birikerek yoğunluğunun artmasıdır. Kapalı garaj, bu tehlikeli birikimin en kolay ve en hızlı yaşanacağı yer olduğu için egzoz gazının en fazla zarar verdiği ortamdır.
Soru 8 |
Kafatası eklemlerinde | |
Hareketli eklem yerlerinde | |
Diz ile kalça arasındaki kemikte | |
Dirsek ile omuz arasındaki kemikte |
Doğru Cevap: b) Hareketli eklem yerlerinde
Doğru cevabın "Hareketli eklem yerlerinde" olmasının sebebi, çıkığın tanımının doğrudan bu bölgeleri işaret etmesidir. Vücudumuzdaki omuz, dirsek, kalça, diz, parmak ve çene gibi bölgeler, kemiklerin birleştiği ve hareketi sağlayan hareketli eklemlerdir. Bir kaza sırasında bu eklemlere gelen aşırı zorlama veya darbe, eklemi oluşturan kemiklerin normal pozisyonlarını kaybetmesine ve birbirinden ayrılmasına neden olabilir. Bu duruma da çıkık denir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer şıkların neden yanlış olduğunu anlamak, konuyu daha iyi pekiştirmenize yardımcı olacaktır. Bu seçenekler, çıkığın meydana gelemeyeceği vücut kısımlarını ifade etmektedir. Yanlış şıkları tek tek inceleyelim:
- a) Kafatası eklemlerinde: Kafatasını oluşturan kemikler arasındaki eklemler (sutur olarak adlandırılır) oynamaz veya çok az oynar eklemlerdir. Bu eklemlerin temel görevi kemikleri birbirine sıkıca bağlayarak beyni korumaktır. Hareket kabiliyetleri olmadığı için bu bölgelerde "çıkık" görülmez. Bu bölgeye gelen şiddetli bir darbe, çıkık yerine kırığa neden olur.
- c) Diz ile kalça arasındaki kemikte: Bu bölgede bulunan kemik, vücudun en uzun ve en güçlü kemiği olan uyluk kemiğidir (femur). Bu bir eklem değil, tek bir kemiktir. Çıkıklar eklemlerde meydana gelirken, kemiğin kendi bütünlüğünün bozulması durumuna "kırık" denir. Dolayısıyla bu kemikte meydana gelebilecek bir yaralanma çıkık değil, kırık olur.
- d) Dirsek ile omuz arasındaki kemikte: Bu bölgedeki kemik ise pazı kemiğidir (humerus). Tıpkı uyluk kemiği gibi, bu da tek bir kemiktir. Bu kemiğe gelecek bir darbe, dirsek veya omuz ekleminde çıkığa neden olabilir, ancak kemiğin kendi üzerinde bir çıkık meydana gelmez. Kemiğin kendisinde oluşacak hasar yine kırık olarak adlandırılır.
Özetle, bu sorunun anahtar bilgisi şudur: Çıkık, sadece kemiklerin birleşerek hareket ettiği "hareketli eklem" bölgelerinde meydana gelen bir yaralanmadır. Kırık ise kemiğin herhangi bir yerinde oluşabilen bir bütünlük bozulmasıdır. Bu ayrımı bildiğinizde, soruyu kolayca çözebilirsiniz.
Soru 9 |
Saç dökülmesi | |
Bedensel aktivitede artma | |
Ağızdan köpüklü kan gelmesi | |
Yaralanma bölgesinin alt tarafında felç |
Doğru cevap olan "d) Yaralanma bölgesinin alt tarafında felç" seçeneğini inceleyelim. Omurilik, beyinden gelen hareket komutlarını kollara, bacaklara ve diğer organlara taşıyan ve bu bölgelerden gelen his (ağrı, dokunma, sıcaklık) bilgilerini beyne ileten milyonlarca sinir lifinden oluşan bir pakettir. Bir trafik kazası veya yüksekten düşme gibi bir olayda omurga zarar görürse, içindeki omurilik de ezilebilir, sıkışabilir veya kopabilir. Bu durumda, sinir iletimi yaralanma noktasında kesintiye uğrar ve yaralanan bölgenin altındaki vücut kısımları beyinle iletişimini kaybeder. Bu iletişimin kesilmesi, o bölgelerde hareket ve his kaybına yani felce yol açar.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Saç dökülmesi: Saç dökülmesi, omurga yaralanması gibi ani bir travmanın doğrudan bir sonucu değildir. Genellikle genetik faktörler, hormonal değişiklikler, stres, beslenme eksiklikleri veya bazı hastalıklar gibi daha uzun süreli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar.
- b) Bedensel aktivitede artma: Bu seçenek, mantıksal olarak durumun tam tersidir. Omurga yaralanması, sinir sistemine verdiği hasar nedeniyle hareketi ciddi şekilde kısıtlayan veya tamamen ortadan kaldıran bir durumdur. Bu nedenle bedensel aktivitede bir artış değil, tam aksine çok ciddi bir azalma veya tamamen kaybolma durumu söz konusudur.
- c) Ağızdan köpüklü kan gelmesi: Bu belirti, omurga yaralanmasının değil, tipik olarak bir akciğer yaralanmasının işaretidir. Akciğerler hasar gördüğünde, kan hava yollarına sızar ve solunum sırasında hava ile karışarak köpüklü bir hal alır. Bir kazada hem omurga hem de akciğerler aynı anda yaralanabilir, ancak bu belirti doğrudan omurga hasarından kaynaklanmaz.
Özetle, omurga yaralanmalarının en bilinen ve en tehlikeli sonucu, omuriliğin zarar görmesiyle sinirsel iletimin kesilmesi ve buna bağlı olarak yaralanma seviyesinin altında felç gelişmesidir. Bu bilgi, özellikle bir kaza sonrası yaralılara müdahale ederken, onları bilinçsizce hareket ettirmemenin ne kadar hayati olduğunu anlamak açısından çok önemlidir.
Soru 10 |
Dıştan veya içten etki eden kuvvetlerle kemik dokusunda oluşan ayrılmaya veya bu sebeplerle kemiğin anatomik bütünlüğünün ve devamlılığının bozulmasına - - - - denir.
Bu ifadede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi yazılmalıdır? kırık | |
çıkık | |
donma | |
burkulma |
Bu soruda, bir travma veya kuvvet etkisiyle kemiğin yapısında meydana gelen bozulmanın tıbbi tanımı sorulmaktadır. Sorunun metnindeki "kemiğin anatomik bütünlüğünün ve devamlılığının bozulması" ifadesi, bu tanımın en kilit noktasıdır. Şimdi seçenekleri bu tanım üzerinden değerlendirelim.
Doğru Cevap: a) kırık
Soruda verilen tanım, tam olarak kırık kavramını açıklamaktadır. Kırık, kemiğin bütünlüğünün bir darbe, düşme, trafik kazası gibi dış kuvvetler veya bazen kemik hastalıkları gibi iç sebeplerle bozulması durumudur. Kemik dokusunda bir ayrılma veya çatlama meydana gelir ve kemiğin devamlılığı ortadan kalkar. Bu nedenle boş bırakılan yere "kırık" kelimesi gelmelidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
b) Çıkık: Çıkık, kemiğin kırılmasıyla ilgili bir durum değildir. Çıkık, eklemi oluşturan kemiklerin uçlarının birbirinden kalıcı olarak ayrılmasıdır. Yani sorun kemiğin kendisinde değil, kemiklerin birleştiği eklem yüzeylerindedir. Sorudaki tanım ise doğrudan kemik dokusunun bozulmasından bahsettiği için bu seçenek yanlıştır.
-
c) Donma: Donma, vücut dokularının aşırı soğuğa maruz kalması sonucu hasar görmesidir. Bu durum kan dolaşımının yavaşlaması ve dokuların kelimenin tam anlamıyla donmasıyla oluşur. Donma, bir kuvvet veya darbe sonucu oluşmaz ve kemik bütünlüğünün bozulmasını ifade etmez. Dolayısıyla bu seçenek konuyla ilgisizdir.
-
d) Burkulma: Burkulma, çıkığa benzer şekilde eklemlerle ilgili bir yaralanmadır. Ancak burkulmada eklem yüzeyleri anlık olarak ayrılır ve tekrar yerine döner. Bu esnada hasar gören yapılar kemikler değil, eklem çevresindeki bağlar, lifler ve yumuşak dokulardır. Kemik bütünlüğü bozulmadığı için bu seçenek de yanlıştır.
Özetle, ehliyet sınavında ilk yardım bilgisi olarak bu terimlerin farkını bilmek çok önemlidir. Kırık doğrudan kemiğin kendisinin bütünlüğünün bozulmasıdır. Çıkık ve burkulma eklemlerle ilgili yaralanmalardır. Donma ise soğuğa bağlı bir doku hasarıdır. Bu nedenle sorunun doğru cevabı "kırık" olacaktır.
Soru 11 |
Atardamar | |
Toplardamar | |
Kılcal damar | |
Yırtık kanaması |
Doğru cevap a) Atardamar seçeneğidir. Atardamarlar, kanı kalpten vücuda taşıyan damarlardır. Kalp her attığında (kastıldığında), kanı yüksek bir basınçla bu damarlara pompalar. Bu nedenle, bir atardamar kesildiğinde kan, kalbin ritmine uygun olarak kesik kesik ve fışkırarak akar. Ayrıca atardamar kanı, oksijen açısından zengin olduğu için rengi parlak ve açık kırmızıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- b) Toplardamar: Toplardamarlar, kanı vücuttan toplayarak kalbe geri getiren damarlardır. Bu damarlardaki kan basıncı düşüktür ve akış süreklidir. Bu nedenle toplardamar kanaması, fışkırma yapmaz; bunun yerine yavaş ve sürekli bir şekilde, sızıntı halinde akar. Rengi ise oksijen bakımından daha fakir olduğu için koyu kırmızıdır.
- c) Kılcal damar: Kılcal damarlar vücuttaki en ince damarlardır ve kanama genellikle küçük noktacıklar veya hafif bir sızıntı şeklinde olur. Günlük hayattaki basit sıyrıklar ve çizikler kılcal damar kanamasına örnektir. Soruda belirtilen şiddetli ve fışkırır tarzda kanama ile kesinlikle uyuşmaz.
- d) Yırtık kanaması: Bu seçenek bir damar türü değildir, yaranın oluş şeklini tanımlar. Bir yırtık (laserasyon), atardamarı, toplardamarı veya kılcal damarları yaralayabilir. Dolayısıyla "yırtık kanaması", kanamanın kaynağını (hangi damar olduğunu) belirtmediği için bu soruda doğru bir sınıflandırma değildir.
Özetle, kanamanın kalp atışlarıyla uyumlu, ritmik ve fışkırır tarzda olması, kanın doğrudan kalpten pompalanan yüksek basınçlı bir damardan geldiğini gösterir. Bu tanıma uyan tek damar türü atardamardır. Bu tür kanamalar en tehlikelisidir ve acil müdahale gerektirir.
Soru 12 |
Yalnız I | |
Yalnız II | |
Yalnız III | |
I, II ve III |
Şimdi soruda verilen öncülleri tek tek inceleyelim ve hangi kanama türüne ait olduklarını belirleyelim:
- I- Sızıntı biçiminde ve hafif olması: Bu tanım, en hafif kanama türü olan kılcal damar kanamasına aittir. Kılcal damarlar vücudumuzdaki en ince damarlardır ve genellikle yüzeysel yaralanmalarda (çizik, sıyrık gibi) hasar görürler. Kanama yavaş ve sızıntı şeklindedir, genellikle kendi kendine durur. Bu nedenle bu öncül, atardamar kanaması için yanlıştır.
- II- Koyu renkli ve taşma tarzında akması: Bu özellikler toplardamar kanamasına aittir. Toplardamarlar, vücuttaki kirli kanı (oksijeni az olan kanı) kalbe geri taşıdığı için kanın rengi koyu kırmızıdır. Kanama sürekli ve yayılarak, adeta bir yerden su taşıyormuş gibi akar. Atardamar kanaması gibi fışkırma yapmaz. Dolayısıyla bu öncül de yanlıştır.
- III- Kalp atımına uyumlu şekilde fışkırarak çıkması: Bu, atardamar kanamasının en tipik ve ayırt edici özelliğidir. Atardamarlar, temiz kanı (oksijeni bol olan kanı) kalpten vücuda yüksek basınçla pompalar. Bu nedenle bir atardamar kesildiğinde, kan kalbin her atışıyla senkronize bir şekilde kesik kesik ve basınçlı olarak fışkırır. Ayrıca oksijen yönünden zengin olduğu için kanın rengi açık kırmızıdır. Bu ifade atardamar kanamasını doğru bir şekilde tanımlamaktadır.
Sonuç olarak, verilen öncüllerden sadece üçüncüsü atardamar kanamalarının bir özelliğini doğru bir şekilde açıklamaktadır. Atardamar kanamaları, kan kaybının en hızlı olduğu ve en tehlikeli kanama türü olduğu için bu özelliği tanımak ve acil müdahalede bulunmak çok önemlidir.
Bu nedenle doğru cevap c) Yalnız III seçeneğidir.
Soru 13 |
Yavaş ve dikkatli geçmeli | |
Durmalı, yolu kontrol ettikten sonra geçmeli | |
Yolun açık olduğunu bildirdiği için hızlı geçmeli | |
Yolun kapalı olduğunu bildirdiği için bu yola girmemeli |
Doğru cevap a) Yavaş ve dikkatli geçmeli seçeneğidir. Aralıklı olarak yanıp sönen sarı ışık, "Yol Ver" levhası ile aynı anlama gelir. Bu, sürücünün kavşağa yaklaşırken hızını mutlaka azaltması, çevresini (özellikle diğer yollardan gelen araçları ve yayaları) dikkatle kontrol etmesi ve bir tehlike olmaması durumunda durmadan geçiş yapması gerektiğini ifade eder. Temel amaç, geçiş hakkını dikkatli bir şekilde kullanarak güvenli bir geçiş sağlamaktır.
- Neden a) doğru? Çünkü yanıp sönen sarı ışığın temel işlevi bir uyarıdır. Sürücüye "dikkatli ol, yavaşla ve kontrol ederek geç" mesajını verir. Bu nedenle yavaşlayıp dikkatli bir şekilde geçmek, bu kuralın tam karşılığıdır.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- b) Durmalı, yolu kontrol ettikten sonra geçmeli: Bu kural, aralıklı olarak yanıp sönen kırmızı ışık için geçerlidir. Yanıp sönen kırmızı ışık, "DUR" levhası ile aynı anlama gelir ve sürücünün kavşakta mutlaka durmasını, yolu kontrol etmesini ve yol müsait olduğunda geçmesini gerektirir. Sarı ışıkta mutlak durma zorunluluğu yoktur, sadece yavaşlama ve dikkat zorunluluğu vardır.
- c) Yolun açık olduğunu bildirdiği için hızlı geçmeli: Bu seçenek tamamen yanlıştır ve çok tehlikeli bir davranış olur. Yanıp sönen sarı ışık, yolun tamamen güvenli ve açık olduğu anlamına gelmez; tam tersine, potansiyel bir tehlike olduğunu ve hızlanmak yerine yavaşlanması gerektiğini bildiren bir uyarı ışığıdır. Hızlı geçmek, kazalara davetiye çıkarmaktır.
- d) Yolun kapalı olduğunu bildirdiği için bu yola girmemeli: Bu yorum da yanlıştır. Yolun kapalı olduğunu sabit yanan kırmızı ışık veya trafik görevlisinin "dur" işareti bildirir. Aralıklı yanıp sönen sarı ışık, yolun kapalı olduğu anlamına gelmez, aksine kontrollü ve dikkatli bir şekilde geçiş yapılabileceğini belirtir.
Soru 14 |
80 | |
90 | |
110 | |
120 |
Doğru cevap b) 90'dır. Türkiye'deki Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, otomobiller için yerleşim yeri dışındaki şehirler arası çift yönlü kara yollarında belirlenen azami hız limiti saatte 90 kilometredir. Bu kural, karşıdan gelen trafikle aynı yolu paylaştığınız ve gidiş ile geliş yönlerini ayıran fiziki bir engel (refüj gibi) bulunmayan yollar için geçerlidir. Sınavda bu yol tipini gördüğünüzde aklınıza direkt olarak 90 km/s gelmelidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım. a) 80 km/s seçeneği yanlıştır çünkü bu hız limiti genellikle otomobiller için değil, farklı araç türleri için geçerlidir. Örneğin, aynı çift yönlü kara yolunda otobüs, kamyonet ve minibüs gibi araçların azami hızı 80 km/s olarak belirlenmiştir. Bu nedenle, soru otomobil yerine başka bir araç sorsaydı bu cevap doğru olabilirdi.
c) 110 km/s ve d) 120 km/s seçenekleri de yanlıştır çünkü bu hızlar daha yüksek standartlı yollar için belirlenmiştir. 110 km/s, otomobillerin yerleşim yeri dışındaki bölünmüş yollarda yapabileceği azami hızdır. 120 km/s ise eski otoyol limiti olup, güncel otoyol hız limitleri (standart 130 km/s, bazıları 140 km/s) ile ilgilidir ve çift yönlü kara yolu için kesinlikle geçerli değildir. Bu yüzden bu seçenekler elenmelidir.
Kafanızda daha iyi yerleşmesi için otomobillerin standart hız limitlerini özetleyelim:- Yerleşim yeri içinde: 50 km/s
- Yerleşim yeri dışında (Çift Yönlü Yol): 90 km/s (Sorunun cevabı)
- Yerleşim yeri dışında (Bölünmüş Yol): 110 km/s
- Otoyol (Otoban): 130 km/s (Bazı otoyollarda 140 km/s)
Bu listeyi ezberlemek, sınavdaki benzer hız sorularını kolayca çözmenize yardımcı olacaktır.
Soru 15 |

Dur | |
Hızlan | |
Yavaşla | |
Sağa yanaş |
Bu soruda, bir trafik görevlisinin el ve kol hareketini gösteren bir görsel verilmiş ve bu işaretin sürücüler için ne anlama geldiği sorulmuştur. Trafik polisinin işaretleri, ışıklı trafik işaret cihazlarının olmadığı veya yetersiz kaldığı durumlarda trafiği düzenlemek için kullanılır ve tüm sürücüler bu işaretlere uymak zorundadır. Bu nedenle her bir hareketin anlamını doğru bilmek hayati önem taşır.
Doğru Cevap: c) Yavaşla
Görselde trafik görevlisi, kolunu omuz hizasında yana doğru açmış ve elini aşağı yukarı sallamaktadır. Bu hareket, sürücülere hızlarını azaltmaları gerektiğini bildiren evrensel bir işarettir. Görevli bu işareti yaptığında, ileride bir tehlike, trafik sıkışıklığı veya kontrol noktası olabileceğini ve sürücülerin kontrollü bir şekilde yavaşlaması gerektiğini anlamalısınız. Bu nedenle doğru cevap "Yavaşla" seçeneğidir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) Dur: Trafik görevlisinin "Dur" işareti genellikle avuç içi karşıya bakacak şekilde kolunu yukarı kaldırması veya her iki kolunu yana açarak beklemesi şeklinde olur. Bu işaret, trafiğin tamamen durması gerektiğini belirtir. Sorudaki hareket ise trafiğin akışını yavaşlatmayı amaçladığı için bu seçenek yanlıştır.
- b) Hızlan: "Hızlan" veya "Geç" işareti, genellikle görevlinin kolunu dirsekten kırarak "gel gel" şeklinde bir davet hareketi yapmasıyla verilir. Bu işaret, trafiğin daha hızlı ilerlemesi için bir teşviktir. Görseldeki aşağı-yukarı sallama hareketi bunun tam tersi bir anlama geldiği için bu seçenek de yanlıştır.
- d) Sağa yanaş: Görevlinin "Sağa yanaş" komutu, genellikle belirli bir aracı hedef alarak sağ tarafı işaret etmesi ve durmasını istemesiyle verilir. Bu işaret, genel trafik akışına yönelik bir yavaşlama talimatı değildir. Dolayısıyla, resimdeki hareketle uyuşmadığı için bu seçenek de yanlıştır.
Özetle, trafik polisinin kolunu yana uzatıp elini aşağı yukarı hareket ettirmesi, sürücüler için açık ve net bir "YAVAŞLA" talimatıdır. Bu işareti gördüğünüzde hızınızı düşürmeli ve daha dikkatli bir şekilde yolunuza devam etmelisiniz.
Soru 16 |
II- Duraklamanın yasak olduğu yerlerde park etmek yasaktır.
Bu bilgiler için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
I. doğru II. yanlıştır. | |
Her ikisi de yanlıştır. | |
I. yanlış II. doğrudur. | |
Her ikisi de doğrudur. |
Bu soruda, sürücü adaylarının park etme ve duraklama ile ilgili temel trafik kurallarını bilip bilmediği test edilmektedir. Size verilen iki ifadenin de trafik mevzuatına göre doğru olup olmadığını değerlendirmeniz isteniyor. Şimdi bu ifadeleri tek tek inceleyerek doğru cevaba ulaşalım.
Öncelikle I. ifadeyi ele alalım: "Geçiş yolları üzerinde park etmek yasaktır." Bu ifade kesinlikle doğrudur. Geçiş yolu, bir mülke, binaya, otoparka veya arsaya giriş ve çıkışı sağlayan yollardır (örneğin, bir apartmanın garaj girişi). Bu tür yolların üzerine veya önüne park etmek, oraya giriş-çıkış yapacak diğer araçları engelleyeceği için Karayolları Trafik Kanunu'na göre açıkça yasaklanmıştır. Bu kural, hem trafik akışını sağlamak hem de mülk sahiplerinin haklarını korumak için vardır.
Şimdi de II. ifadeyi inceleyelim: "Duraklamanın yasak olduğu yerlerde park etmek yasaktır." Bu ifade de tamamen doğrudur. Trafik kurallarında "duraklama" ve "park etme" arasında önemli bir ayrım ve ilişki vardır. Duraklama; yolcu indirip bindirmek, yük boşaltmak gibi zorunlu haller dışında en fazla 5 dakika süren kısa duruşlardır. Park etme ise aracın 5 dakikadan daha uzun süre bırakılmasıdır. Mantıksal olarak, kısa süreli durmanın bile tehlikeli veya sakıncalı olduğu (örneğin yaya geçidi, kavşak içi, tünel gibi) bir yerde, aracınızı uzun süreli olarak bırakmanız yani park etmeniz çok daha büyük bir yasaktır. Kısacası, bir yerde duraklama yasaksa, park etmek otomatik olarak yasaktır.
Her iki ifadenin de doğru olduğunu anladıktan sonra seçenekleri değerlendirebiliriz:
- a) I. doğru II. yanlıştır: Bu seçenek yanlıştır, çünkü II. ifade de doğrudur.
- b) Her ikisi de yanlıştır: Bu seçenek de yanlıştır, çünkü her iki ifade de doğrudur.
- c) I. yanlış II. doğrudur: Bu seçenek de yanlıştır, çünkü I. ifade de doğrudur.
- d) Her ikisi de doğrudur: Bu seçenek doğrudur. Yaptığımız analiz sonucunda hem geçiş yollarına park etmenin hem de duraklamanın yasak olduğu yerlerde park etmenin yasak olduğu sonucuna vardık.
Sonuç olarak, soruda verilen her iki bilgi de temel ve önemli trafik kurallarıdır. Bu nedenle doğru cevap d) Her ikisi de doğrudur şıkkıdır. Bu kuralları bilmek, hem sınavda başarılı olmanız hem de trafikte güvenli bir sürücü olmanız için kritik öneme sahiptir.
Soru 17 |
Önlemlere bağlı olarak azalabilmesi | |
Doğal olarak meydana gelmesi | |
Çevresel etkilere bağlı olması | |
Önceden tahmin edilebilmesi |
a) Önlemlere bağlı olarak azalabilmesi (DOĞRU)
Bu seçenek, kazaların en temel ve önemli özelliğini ifade eder. Kazalar, kader veya kaçınılmaz olaylar değildir. Aksine, büyük çoğunluğu insan hataları, dikkatsizlik veya kurallara uymamaktan kaynaklanır. Bu nedenle, alınacak doğru önlemlerle (emniyet kemeri takmak, hız limitlerine uymak, alkollüyken araç kullanmamak, aracın bakımını düzenli yaptırmak gibi) kaza riski önemli ölçüde azaltılabilir. Trafik kurallarının var olma sebebi de budur; kazaları önlemek ve sayılarını azaltmaktır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Doğal olarak meydana gelmesi: Bu ifade yanlıştır çünkü kazalar deprem veya sel gibi doğal afetler değildir. Kazaların neredeyse tamamı insan, araç veya yol kusurlarından kaynaklanan, önlenebilir olaylardır. Onları "doğal" bir süreç olarak kabul etmek, sorumluluktan kaçmak anlamına gelir ve trafik güvenliği anlayışına aykırıdır.
- c) Çevresel etkilere bağlı olması: Çevresel etkiler (yağmur, sis, buzlanma gibi) kazalar için bir risk faktörü olabilir, ancak kazanın tek veya temel nedeni değildir. İyi bir sürücü, bu tür çevresel koşullara göre önlemini alır, hızını düşürür ve daha dikkatli olur. Dolayısıyla, kazalar sadece çevreye bağlı değildir; sürücünün bu çevreye nasıl tepki verdiğiyle doğrudan ilişkilidir. Bu yüzden bu seçenek, kazanın temel bir özelliği olamaz.
- d) Önceden tahmin edilebilmesi: Bu ifade de yanlıştır. Eğer bir olayın ne zaman ve nerede olacağı kesin olarak tahmin edilebilseydi, o bir "kaza" olmazdı çünkü insanlar ondan kaçınırdı. Kazaların doğasında beklenmedik olma ve aniden gelişme durumu vardır. Riskli durumlar (örneğin, aşırı hız yapmak) tahmin edilebilir, ancak kazanın kendisi kesin olarak öngörülemez.
Özetle, bu soru bize kazaların kaçınılmaz olmadığını, aksine bilinçli davranışlar ve kurallara uyum sayesinde büyük ölçüde önlenebilecek olaylar olduğunu öğretmektedir. Bu nedenle, alınacak tedbirlerle sayılarının azaltılabilmesi, kazaların en belirgin ve doğru özelliğidir.
Soru 18 |
Ağır para cezası | |
Bir yıldan iki yıla kadar hafif hapis | |
Bir aydan iki aya kadar hafif hapis ve para cezası | |
Üç aydan altı aya kadar hafif hapis ve para cezası |
Doğru Cevabın Açıklaması (c şıkkı)
Sorunun doğru olarak işaretlenen cevabı (c şıkkı), Karayolları Trafik Kanunu'nun eski bir düzenlemesine dayanmaktadır. Geçmiş yıllarda, ehliyetsiz araç kullanmak hem idari bir yaptırım (para cezası) hem de adli bir suç olarak kabul ediliyordu. Bu eski yasal çerçeveye göre, ehliyetsiz araç kullanırken ilk kez yakalanan kişiye bir aydan iki aya kadar hafif hapis ve para cezası birlikte verilirdi. Bu nedenle, eski ehliyet sınavı soru bankalarında bu cevap doğru olarak kabul edilmektedir.
ÖNEMLİ GÜNCELLEME: Güncel Yasal Durum
Ancak, bu bilginin günümüzdeki yasal düzenlemeler için artık geçerli olmadığını bilmek çok önemlidir. Karayolları Trafik Kanunu'nun 36. maddesinde yapılan son değişikliklerle, ehliyetsiz araç kullanmanın cezası değişmiştir. Güncel yasaya göre, sürücü belgesi olmadan araç kullanan kişiye ilk tespitte hapis cezası uygulanmaz. Bunun yerine, sadece caydırıcı ve yüksek miktarda bir idari para cezası kesilir. Ayrıca, aracı kullandıran araç sahibine de (eğer farklı biriyse) aynı miktarda idari para cezası uygulanır. Sınavda yeni bir soru ile karşılaşırsanız, cezanın sadece idari para cezası olduğunu unutmayın.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
- a) Ağır para cezası: Bu seçenek eksiktir. Sorunun dayandığı eski yasaya göre ceza sadece para cezasından ibaret değildi, aynı zamanda hapis cezasını da içeriyordu. Günümüzdeki yasa için doğruya yakın olsa da, o dönemki soruya göre hapis cezasını içermediği için yanlıştır.
- b) Bir yıldan iki yıla kadar hafif hapis: Bu ceza süresi, ehliyetsiz araç kullanmanın ilk tespiti için çok fazladır. Eski yasada bile öngörülen ceza çok daha kısaydı. Bu kadar uzun süreli hapis cezaları, genellikle trafik güvenliğini tehlikeye sokma gibi daha ağır suçlar için söz konusu olabilir.
- d) Üç aydan altı aya kadar hafif hapis ve para cezası: Bu seçenek de hapis cezasının süresi açısından yanlıştır. Eski düzenlemede ilk tespit için belirlenen hapis süresi "bir aydan iki aya kadar" idi. Dolayısıyla, bu şıkta belirtilen süre hatalıdır ve doğru cevap olamaz.
Özetle
Size sunulan bu soru, geçmiş yıllara ait bir ehliyet sınavı sorusudur ve o dönemin yasalarına göre "c" şıkkı doğrudur. Ancak, ehliyet sınavına hazırlanan bir aday olarak güncel bilgiyi bilmeniz esastır. Günümüzde ehliyetsiz araç kullanmanın cezası ilk tespitte sadece yüksek miktarda idari para cezasıdır, hapis cezası yoktur.
Soru 19 |
Aynı | |
Yarısı kadar | |
10 km/saat daha az | |
10 km/saat daha fazla |
Bu soruda, bir otomobile römork takıldığında yasal olarak uyması gereken azami hız sınırının, römorksuz durumuna kıyasla nasıl değiştiği sorgulanmaktadır. Bu, doğrudan Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde belirtilen özel bir kurala dayanan bir bilgi sorusudur. Sürücü adayının, araçların cinsine ve durumuna göre değişen hız limitlerini bilip bilmediği ölçülmektedir.
Doğru cevap c) 10 km/saat daha az seçeneğidir. Türkiye'deki trafik kurallarına göre, bir araca römork veya yarı römork takıldığında, o aracın ilgili yol için belirlenmiş olan azami hız sınırından 10 km/saat daha düşük bir hızla gitmesi zorunludur. Bu kuralın temel amacı, artan ağırlık ve uzunluk nedeniyle ortaya çıkan güvenlik risklerini azaltmaktır.
Römork takılı bir aracın fren mesafesi uzar, manevra kabiliyeti zorlaşır ve özellikle yüksek hızlarda "yalpalama" veya "salınım" yapma riski artar. Bu nedenle yasa koyucu, bu tehlikeleri en aza indirmek için standart bir hız düşürme limiti belirlemiştir. Örneğin, bir otomobil için hız sınırı 90 km/saat olan bölünmüş bir yolda, aynı otomobil römork çektiğinde azami 80 km/saat hızla gidebilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Aynı: Bu seçenek yanlıştır çünkü römork, aracın sürüş dinamiklerini (frenleme, denge, ivmelenme) tamamen değiştirir. Hız limitinin aynı kalması, fren mesafesinin uzaması gibi riskleri göz ardı etmek anlamına gelir ve bu durum trafik güvenliğiyle çelişir.
- b) Yarısı kadar: Bu seçenek de yanlıştır çünkü bu kadar büyük bir hız düşüşü pratik değildir. Trafiğin akışını tehlikeli bir şekilde yavaşlatarak arkadan çarpma gibi farklı kaza riskleri yaratabilir. Kural, güvenliği sağlarken trafiğin akıcılığını da korumayı hedefler.
- d) 10 km/saat daha fazla: Bu seçenek mantık dışıdır. Araca ek bir yük ve ağırlık getiren, kontrolünü zorlaştıran bir durum varken hız limitini artırmak, kazaya davetiye çıkarmak demektir. Güvenlik önlemleri hızı azaltmayı gerektirir, artırmayı değil.
Özetle, ehliyet sınavında karşınıza çıkabilecek bu kuralı unutmamanız önemlidir. Bir otomobile römork taktığınızda, gidebileceğiniz yasal en yüksek hız, o yol için belirlenmiş olan normal hız sınırından her zaman 10 km/saat daha azdır. Bu, hem sizin hem de trafikteki diğer sürücülerin güvenliği için hayati bir kuraldır.
Soru 20 |
Koruma başlığı | |
Hız sınırlayıcı cihaz | |
Yangın söndürme cihazı | |
Çocuk bağlama sistemleri |
Doğru cevap "c) Yangın söndürme cihazı" seçeneğidir. Çünkü Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, tehlike anında ilk müdahaleyi yapabilmek amacıyla listelenen tüm motorlu araçlarda (otomobil, minibüs, otobüs, kamyonet, kamyon, çekici) yangın söndürme cihazı bulundurmak zorunludur. Cihazın kapasitesi ve sayısı aracın büyüklüğüne ve taşıdığı yüke göre değişse de, en temel ortak güvenlik ekipmanı budur. Özellikle tehlikeli madde taşıyan araçlarda bu teçhizatın varlığı hayati önem taşır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Koruma başlığı: Bu teçhizat, motosiklet, motorlu bisiklet ve bisiklet gibi sürücünün vücudunun dış darbelere açık olduğu araçlarda zorunludur. Otomobil, kamyon veya otobüs gibi kapalı kasa araçlarda kullanılması gerekmez. Bu nedenle tüm araçlar için ortak bir zorunluluk değildir.
- b) Hız sınırlayıcı cihaz: Bu cihaz, genellikle yolcu ve yük taşımacılığı yapan büyük ticari araçlarda (otobüs, kamyon, çekici) yasal hız limitlerinin aşılmasını önlemek için zorunlu tutulur. Ancak binek otomobillerde veya küçük kamyonetlerde standart bir zorunluluk değildir. Dolayısıyla, soruda listelenen araçların hepsini kapsamaz.
- d) Çocuk bağlama sistemleri: Bu sistemler (çocuk koltuğu, yükseltici vb.), sadece belirli yaş ve kilodaki çocukların taşınması durumunda otomobil, minibüs gibi araçlarda zorunludur. Bir kamyonda, çekicide veya yolcusu olmayan bir araçta bulundurma zorunluluğu yoktur. Bu gereklilik, aracı kimin kullandığına ve yolcuların kim olduğuna bağlı olduğu için genel bir teçhizat değildir.
Sonuç olarak, soruda listelenen tüm farklı araç tipleri için geçerli olan tek zorunlu güvenlik donanımı yangın söndürme cihazıdır. Bu soru, adayların araç tiplerine göre değişen özel donanımlar ile tüm araçlar için geçerli olan genel güvenlik kurallarını ayırt etme yeteneğini ölçmektedir.
Soru 21 |
70 | |
80 | |
90 | |
100 |
Doğru cevap olan "d) 100" seçeneğinin açıklaması:
Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, Türkiye'deki otoyollarda (erişme kontrollü karayolu) yolcu sepetsiz iki tekerlekli motosikletler (L3 sınıfı) için belirlenen azami hız sınırı saatte 100 kilometredir. Bu kural, otoyolların yüksek standartlı ve daha güvenli yapısı göz önünde bulundurularak belirlenmiştir. Dolayısıyla, herhangi bir trafik işaretiyle farklı bir hız limiti belirtilmediği sürece, bir motosiklet sürücüsü otoyolda en fazla 100 km/s hızla gidebilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunun açıklaması:
- c) 90 km/s: Bu hız limiti, motosikletler için otoyollarda değil, bölünmüş yollarda geçerli olan azami hız sınırıdır. Otoyollar ve bölünmüş yollar farklı yol tipleridir ve hız limitleri de buna göre değişir. Bu seçenek, iki yol tipini birbiriyle karıştıran sürücü adayları için bir çeldiricidir.
- b) 80 km/s: Bu hız limiti ise motosikletler için şehirlerarası çift yönlü karayollarında geçerli olan azami hızdır. Bu yollar, bölünmüş yollara veya otoyollara göre daha düşük standartlara sahip olduğundan hız limiti de daha düşüktür. Bu seçeneği işaretlemek, şehirlerarası yol ile otoyol hız limitini karıştırdığınız anlamına gelir.
- a) 70 km/s: Bu hız limiti genellikle yolcu sepetli motosikletler (L4 sınıfı) veya bazı özel ticari araçlar için farklı yol tiplerinde geçerli olabilir. Standart iki tekerlekli bir motosiklet için otoyolda geçerli bir hız limiti değildir ve bu nedenle yanlış bir cevaptır.
Özetle, ehliyet sınavına hazırlanan bir adayın motosikletler için temel hız limitlerini şu şekilde ezberlemesi gerekir:
- Otoyollarda: 100 km/s
- Bölünmüş Yollarda: 90 km/s
- Şehirlerarası Çift Yönlü Yollarda: 80 km/s
- Yerleşim Yeri İçinde: 50 km/s
Bu soruyu doğru cevaplamak, farklı yol tipleri arasındaki hız limiti farklarını bildiğinizi gösterir.
Soru 22 |
I. Çocuk trafik eğitim parklarının yapılma, açılma, eğitim, denetim ve çalışma esaslarını belirlemek
II. Sürücü adaylarının teorik ve uygulamalı sınavlarını yapmak ve başarılı olanlara sertifika verilmesini sağlamak
III. Kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak tedbirleri almak ve aldırmak
Verilenlerden hangileri Milli Eğitim Bakanlığının trafikle ilgili görevlerindendir?
I ve II | |
I ve III | |
II ve III | |
I, II ve III |
Bu soruda, trafikte rol alan çeşitli kurumların görevleri arasından hangilerinin Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) ait olduğunu bulmamız isteniyor. Trafik yönetimi ve denetimi birden fazla kurumun sorumluluğundadır. Bu nedenle her bir kurumun görev alanını iyi bilmek önemlidir. Şimdi verilen öncülleri tek tek inceleyerek hangi kurumun görev alanına girdiğini belirleyelim.
I. Çocuk trafik eğitim parklarının yapılma, açılma, eğitim, denetim ve çalışma esaslarını belirlemek
Bu görev doğrudan eğitim ile ilgilidir. Türkiye'de okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyindeki tüm eğitim faaliyetlerinden sorumlu olan ana kurum Milli Eğitim Bakanlığıdır. Çocuklara yönelik trafik bilincini oluşturmak amacıyla kurulan trafik eğitim parkları da bu kapsamda değerlendirilir. Dolayısıyla bu parkların kurulması, işleyişi ve denetimi Milli Eğitim Bakanlığının görevleri arasındadır.
II. Sürücü adaylarının teorik ve uygulamalı sınavlarını yapmak ve başarılı olanlara sertifika verilmesini sağlamak
Sürücü eğitimi süreci, sürücü kurslarında başlar ve sınavlarla tamamlanır. Sürücü kurslarının denetimi, müfredatlarının belirlenmesi ve en önemlisi sürücü adaylarının girdiği teorik (e-sınav) ve direksiyon sınavlarının organizasyonu tamamen Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğundadır. Sınavlarda başarılı olan adaylara verilen "Sürücü Sertifikası" da MEB tarafından onaylanır. Bu sertifika ile Nüfus Müdürlüğüne başvurularak ehliyet alınır. Bu nedenle bu görev de kesinlikle Milli Eğitim Bakanlığına aittir.
III. Kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak tedbirleri almak ve aldırmak
Bu görev, yolların fiziki yapısı, bakımı, onarımı ve trafik güvenliğini sağlayacak işaretlemeler (trafik levhaları, yol çizgileri, sinyalizasyon sistemleri vb.) ile ilgilidir. Bu tür teknik ve altyapısal çalışmalar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı olan Karayolları Genel Müdürlüğünün (KGM) ana görev alanına girer. Belediye sınırları içindeki yollarda ise bu görev ilgili belediyelere aittir. Görüldüğü gibi bu görevin eğitimle bir ilgisi yoktur ve Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğunda değildir.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
Yaptığımız incelemeler sonucunda şu bilgilere ulaştık:
- I. Öncül: Milli Eğitim Bakanlığının görevidir.
- II. Öncül: Milli Eğitim Bakanlığının görevidir.
- III. Öncül: Karayolları Genel Müdürlüğünün görevidir.
Bu durumda, soruda istenen Milli Eğitim Bakanlığının görevleri I ve II numaralı öncüllerdir. Bu iki öncülü birlikte içeren seçenek a) I ve II seçeneğidir. Diğer seçenekler, yanlış bir şekilde III. öncülü içerdiği veya doğru öncüllerden birini dışarıda bıraktığı için hatalıdır.
Soru 23 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap: B Seçeneği
Doğru cevap B seçeneğidir. Bu levha, içerisinde bir rüzgâr tulumu (veya rüzgâr çorabı) sembolü bulunan üçgen bir tehlike uyarı işaretidir. Bu işaret, sürücülere ilerideki yol kesiminde aracın dengesini bozabilecek şiddetli yan rüzgârların etkili olabileceğini bildirir. Özellikle köprüler, viyadükler, tünel çıkışları ve geniş, açık araziler gibi rüzgârın aniden şiddetlenebileceği yerlerde kullanılır. Bu işareti gören bir sürücü, direksiyonu daha sıkı kavramalı, hızını düşürmeli ve ani direksiyon hareketlerinden kaçınarak olası bir savrulmaya karşı hazırlıklı olmalıdır.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması
- A Seçeneği: Kaygan Yol İşareti
Bu levha, üzerinde kayan bir otomobil figürü bulundurur ve "Kaygan Yol" anlamına gelir. Yol yüzeyinin yağmur, kar, buzlanma veya başka bir sebeple kayganlaştığını ve aracın yol tutuşunun azalabileceğini belirtir. Bu işareti gören sürücüler, takip mesafesini artırmalı, hızlarını azaltmalı ve ani fren veya direksiyon hareketlerinden kaçınmalıdır. - C Seçeneği: Tehlikeli Eğim (İniş) İşareti
Bu levha, "Tehlikeli Eğim" anlamına gelir ve ileride dik bir inişin başladığını bildirir. Levhanın içindeki "%10" ifadesi, yolun eğim oranını gösterir; yani yolun her 100 metresinde 10 metre alçaldığı anlamına gelir. Bu işareti gören sürücülerin, özellikle ağır vasıtalarda, vites küçülterek motor freninden faydalanması ve frenleri aşırı ısıtmaktan kaçınması önemlidir. - D Seçeneği: Gevşek Şev / Taş Düşebilir İşareti
Bu levha, genellikle dağlık ve yamaç kenarındaki yollarda kullanılır ve "Gevşek Şev" veya "Taş Düşebilir" anlamına gelir. Şevden (yamaçtan) yola taş, kaya veya toprak parçalarının düşme tehlikesi olduğunu belirtir. Bu levhayı gören sürücüler, dikkatlerini artırmalı, yola düşmüş olabilecek engellere karşı hazırlıklı olmalı ve bu bölgeden mümkün olduğunca hızlı ancak güvenli bir şekilde geçmelidir.
Özetle, soruda istenen "yandan rüzgâr" uyarısını, rüzgâr tulumu sembolü ile B seçeneğindeki levha yapmaktadır. Diğer şıklardaki levhalar ise sırasıyla kaygan yol, tehlikeli eğim ve taş düşme tehlikelerini bildiren farklı anlamlara sahip uyarılardır.
Soru 24 |
Şekildeki trafik işaretinin anlamı nedir? Yüklü ağırlığı 6 tondan fazla olan taşıt giremez. | |
Dingil başına 6 tondan fazla yük düşen taşıt giremez. | |
6 tondan fazla su kirletici madde taşıyan taşıt giremez. | |
6 tondan fazla patlayıcı ve parlayıcı madde taşıyan taşıt giremez. |
Bu soruda, kırmızı çerçeveli yuvarlak bir trafik işaret levhasının anlamı sorulmaktadır. Bu tür levhalar, sürücülere bir yasaklama veya kısıtlama bildirir. Levhanın içindeki sembolü doğru yorumlamak, soruyu çözmek için anahtardır. İşarette bir tekerlek dingili ve üzerinde "6 t" yazısı bulunmaktadır. Bu, kısıtlamanın doğrudan dingil ile ilgili olduğunu gösterir.
Doğru cevap olan "b) Dingil başına 6 tondan fazla yük düşen taşıt giremez" seçeneği, levhayı tam olarak açıklamaktadır. Levhadaki dingil sembolü, yasağın aracın toplam ağırlığına değil, her bir dingiline binen yüke yönelik olduğunu belirtir. Bu işaret, genellikle köprü, viyadük veya zayıf zeminli yolların girişinde bulunur ve yol yapısının belirli bir noktaya binen aşırı ağırlıktan zarar görmesini engellemeyi amaçlar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Yüklü ağırlığı 6 tondan fazla olan taşıt giremez: Bu seçenek yanlıştır çünkü bu anlama gelen levhada dingil sembolü bulunmaz. Sadece bir kamyon resmi ve üzerinde "6 t" yazar. Bu levha, aracın kantarda ölçülen toplam yüklü ağırlığını kısıtlar. Sorudaki işaret ise spesifik olarak dingil ağırlığına odaklanmıştır.
- c) ve d) seçenekleri: Bu iki seçenek de tehlikeli madde taşımacılığı ile ilgilidir. "Su kirletici madde" veya "patlayıcı ve parlayıcı madde" taşıyan araçlar için tamamen farklı trafik işaretleri kullanılır. Bu işaretler genellikle turuncu renkli veya özel semboller içeren levhalardır. Sorudaki işaretin tehlikeli madde türleriyle bir ilgisi yoktur; bu, tamamen yapısal bir ağırlık kısıtlamasıdır.
Özetle, bu trafik işaretini gördüğünüzde aklınıza gelmesi gereken en önemli şey, üzerindeki dingil sembolüdür. Bu sembol, yasağın aracın toplam ağırlığı için değil, tek bir dingile binen yük miktarı için geçerli olduğunu net bir şekilde ifade eder. Bu nedenle doğru cevap "Dingil başına 6 tondan fazla yük düşen taşıt giremez" ifadesidir.
Soru 25 |
• Yerleşim yeri içinde kavşaklara ve bağlantı yollarına 5 metre mesafe içinde
Belirtilen yerlerde aşağıdakilerden hangisi yasaktır?
Durmak | |
Duraklamak | |
Hızı azaltmak | |
Vites değiştirmek |
Bu soruda, trafikte belirli kritik noktalarda hangi eylemin yasaklandığı sorulmaktadır. Sorunun doğru cevabını anlamak için öncelikle trafik kurallarındaki "Durmak" ve "Duraklamak" kavramları arasındaki temel farkı bilmek çok önemlidir. Bu iki kavram sıkça karıştırılsa da, aralarında net bir ayrım bulunur.
Duraklamak Nedir?
Duraklamak, sürücünün kendi isteğiyle, yolcu indirip bindirmek, yük alıp boşaltmak veya kısa bir süre beklemek gibi amaçlarla aracını geçici olarak durdurmasıdır. Buradaki kilit nokta, eylemin sürücünün kendi iradesiyle ve genellikle kısa süreli olmasıdır. Eğer sürücü aracı terk edip uzaklaşırsa veya bekleme süresi 5 dakikayı aşarsa, bu durum "park etme" olarak kabul edilir.
Durmak Nedir?
Durmak ise sürücünün iradesi dışında, trafik zorunlulukları nedeniyle aracın durdurulmasıdır. Kırmızı ışıkta beklemek, "DUR" levhasında durmak, polisin işaretiyle durmak veya sıkışık trafik nedeniyle ilerleyememek gibi durumlar "durmak" eylemine örnektir. Bu durumlar bir mecburiyetten kaynaklanır, sürücünün tercihi değildir.
Doğru Cevap Neden "b) Duraklamak"?
Soruda belirtilen yerler, trafik akışını ve güvenliğini doğrudan etkileyen kritik noktalardır. Bu nedenle bu noktalarda sürücünün keyfi olarak aracını durdurması yasaklanmıştır. Maddeleri tek tek inceleyelim:
- Trafik işaretiyle yasaklanmış olan yerlerde: "Duraklamak Yasaktır" levhasının bulunduğu yerlerde bu eylem yapılamaz. Bu madde doğrudan duraklamayı işaret eder.
- Belirlenmiş yangın musluklarına her iki yönden 5 metre mesafe içinde: Olası bir yangın anında itfaiyenin su kaynağına hızlıca ulaşabilmesi hayati önem taşır. Bu nedenle yangın musluklarını kapatacak şekilde duraklamak yasaktır.
- Yerleşim yeri içinde kavşaklara ve bağlantı yollarına 5 metre mesafe içinde: Kavşaklara ve bağlantı yollarına yakın bir noktada duraklamak, diğer sürücülerin görüş açısını kapatır ve trafik akışını engelleyerek kaza riskini artırır. Bu yüzden yasaklanmıştır.
Görüldüğü gibi, soruda listelenen tüm durumlar, sürücünün kendi isteğiyle aracını geçici olarak durdurmasını, yani duraklamasını engelleyen güvenlik ve düzenleme amaçlı kurallardır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Durmak: Bu seçenek yanlıştır çünkü "durmak" bir zorunluluktur. Örneğin, bir kavşakta kırmızı ışık yanıyorsa veya trafik sıkışmışsa, yangın musluğunun yanında olsanız bile durmak zorundasınız. Kanun, zorunlu halleri yasaklayamaz.
- c) Hızı azaltmak: Bu seçenek tamamen mantık dışıdır. Kavşaklara veya bağlantı yollarına yaklaşırken hız azaltmak, güvenli sürüşün temel bir gerekliliğidir. Yasak olması düşünülemez.
- d) Vites değiştirmek: Vites değiştirmek, aracın hızına ve yol durumuna göre yapılan normal bir sürücülük eylemidir. Belirtilen yerlerde vites değiştirmeyi yasaklayan bir kural yoktur ve bu, sürüşün doğasına aykırıdır.
Soru 26 |
Kazaya karışması sonucu yetkili görevli tarafından gerekli görüldüğünde | |
Sürücüsü veya işleticisi değiştiğinde | |
Motoru bakımdan geçirildiğinde | |
Sahibi değiştiğinde |
Doğru Cevap: a) Kazaya karışması sonucu yetkili görevli tarafından gerekli görüldüğünde
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, trafik güvenliğinin temel bir ilkesine dayanmasıdır. Bir araç, can ve mal güvenliğini tehlikeye atacak şekilde bir kazaya karıştığında, aracın şasi, fren, direksiyon gibi hayati sistemlerinde gözle görülmeyen hasarlar oluşabilir. Bu nedenle, trafik polisi veya jandarma gibi yetkili bir görevli, kazanın şiddetine ve aracın durumuna bakarak, tamir edildikten sonra bile aracın trafiğe çıkmasının güvenli olup olmadığını kontrol etmek için özel bir muayene talep edebilir.
Bu muayenenin amacı, yapılan onarımın standartlara uygun olduğunu ve aracın tekrar güvenle yollara çıkabileceğini teyit etmektir. Periyodik muayene tarihi henüz gelmemiş olsa bile, kaza sonrası bu zorunluluk ortaya çıkar. Bu, hem aracı kullananın hem de trafikteki diğer kişilerin güvenliği için alınmış önemli bir önlemdir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Sürücüsü veya işleticisi değiştiğinde ve d) Sahibi değiştiğinde: Bu iki durum da aracın fiziki veya mekanik durumuyla ilgili değildir. Bunlar tamamen idari ve hukuki işlemlerdir (noter satışı, ruhsat değişikliği vb.). Aracın sahibinin veya sürücüsünün değişmesi, aracın teknik özelliklerini veya güvenliğini etkilemez. Dolayısıyla, bu tür değişiklikler için özel bir muayene zorunluluğu bulunmamaktadır.
- c) Motoru bakımdan geçirildiğinde: Motor bakımı, aracın performansını ve ömrünü artırmak için yapılan rutin ve olumlu bir işlemdir. Periyodik bakım, aracın daha güvenli ve sorunsuz çalışmasını sağlar. Bu işlem bir arıza veya hasar durumu değil, aksine bir iyileştirme olduğu için özel muayene gerektirmez. Ancak, araçta motor değişikliği gibi esaslı bir tadilat yapılırsa, bu durum muayene gerektirir; fakat soruda sadece "bakım" ifadesi geçmektedir.
Özetle, özel muayene; aracın teknik yeterliliğinin ciddi bir olay sonrası (kaza gibi) şüpheye düştüğü ve bir yetkilinin bu şüpheyi gidermek için talepte bulunduğu durumlarda zorunlu hale gelir. Diğer seçenekler ise aracın güvenliğini doğrudan etkileyen durumlar olmadığından özel muayene gerektirmez.
Soru 27 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap B seçeneğidir. Görselde, şerit üzerine çizilmiş ve sadece sağ tarafı gösteren bir ok bulunmaktadır. Bu yatay işaretleme, o şeritteki araçların kavşaktan veya bir sonraki yoldan yalnızca sağa dönebileceğini, düz gidemeyeceğini veya sola dönemeyeceğini kesin bir dille ifade eder. Bu nedenle, soru kökünde belirtilen "şeridin sadece sağa dönüş için olduğunu bildirir" ifadesiyle tam olarak örtüşmektedir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- A Seçeneği: Bu görselde sadece ileri yönü gösteren bir ok bulunur. Bu işaret, şeridin sadece düz gitmek için kullanılması gerektiğini belirtir. Bu şeritteki bir sürücü sağa veya sola dönemez. Bu yüzden bu seçenek yanlıştır.
- C Seçeneği: Bu görselde hem ileri hem de sağa dönük oklar bir aradadır. Bu, sürücülerin bu şeridi kullanarak ya düz gidebileceklerini ya da sağa dönebileceklerini gösterir. Soru "sadece" sağa dönüşü sorduğu için bu seçenek yanlıştır, çünkü düz gitme alternatifi de sunmaktadır.
- D Seçeneği: Bu görseldeki ok, sadece sola dönüş yapılacağını bildirir. Bu, soruda istenen sağa dönüşün tam tersi bir anlama sahiptir ve bu nedenle yanlıştır.
Özetle, yol üzerindeki bu yön okları sürücüler için birer emirdir ve uyulması zorunludur. Kavşağa yaklaşırken gitmek istediğiniz yöne uygun olan şeride önceden girmek, hem kendi güvenliğiniz hem de trafiğin düzenli akışı için hayati önem taşır. Bu işaretleri doğru okumak, ehliyet sınavında başarılı olmanın yanı sıra güvenli bir sürücü olmanın da temel kurallarından biridir.
Soru 28 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap: C Seçeneği
C seçeneğindeki levha, "Karşıdan Gelene Yol Ver" anlamındadır. Bu levha, Trafik Tehlike ve Yasaklama İşaretleri grubunda yer alır ve genellikle yuvarlak kırmızı çerçevelidir. Levhanın üzerindeki kırmızı ok sizin gidiş yönünüzü, siyah ok ise karşıdan gelenin yönünü temsil eder. Kırmızı renk yasaklama veya durma zorunluluğu belirttiği için, bu levhayı gören sürücü, karşı yönden bir araç geliyorsa durup ona yol vermek zorundadır.
Bu işaret levhası, yolun daraldığı ve aynı anda iki aracın güvenli bir şekilde geçemeyeceği kesimlerde bulunur. Sürücü bu levhayı gördüğünde, daralan bölüme girmeden önce karşıdan gelen aracın geçişini beklemelidir. Bu kural, trafikteki karmaşayı önler ve olası kazaların önüne geçer.
Diğer Seçeneklerin Açıklamaları
-
A Seçeneği: Bu levha "Yol Ver" işaretidir. Genellikle tali yoldan ana yola çıkışlarda veya kontrolsüz kavşaklarda bulunur. Bu levhayı gören sürücü, ana yoldaki veya kavşaktaki araçlara ilk geçiş hakkını vermek zorundadır. Soruda sorulan "karşıdan gelene yol ver" durumuyla doğrudan ilgili değildir, daha genel bir geçiş hakkı kuralını belirtir. -
B Seçeneği: Bu levha, "Karşıdan Gelene Göre Geçiş Önceliği" anlamındadır ve C seçeneğindeki levhanın tam tersidir. Mavi ve kare şeklindeki bu levha, daralan yola yaklaşan sürücüye geçiş üstünlüğünün kendisinde olduğunu bildirir. Beyaz ok sizin yönünüzü, kırmızı ok ise karşı yönü temsil eder; bu da sizin öncelikli olduğunuzu gösterir. -
D Seçeneği: Bu levha "İki Yönlü Trafik" işaretidir. Genellikle tek yönlü bir yoldan çıkıp trafiğin her iki yönde de aktığı bir yola girileceğini belirtmek için kullanılır. Sürücüyü, artık karşı yönden de araç gelebileceği konusunda uyarır, ancak herhangi bir geçiş önceliği kuralı belirtmez.
Özetle; soru, karşıdan gelen araca yol verilmesi gerektiğini belirten levhayı sorduğu için doğru cevap C seçeneğidir. Bu levha, kırmızı rengi ve size dönük kırmızı oku ile bir yasaklama ve zorunluluk bildirerek, geçiş hakkını karşı yöndeki araca vermenizi emreder.
Soru 29 |
Lastik tekerlekli traktöre | |
İş makinesine | |
Kamyonete | |
Kamyona |
- c) Kamyonete: Bu doğru cevaptır. Otobüs, kamyonete göre çok daha büyük, ağır ve manevra kabiliyeti daha düşük bir araçtır. Bu nedenle, genel kurala göre otobüs durarak veya yavaşlayarak kendisinden daha küçük olan kamyonetin güvenli bir şekilde geçmesine izin vermelidir.
- a) Lastik tekerlekli traktöre: Bu seçenek yanlıştır. Traktör, otobüsten daha yavaş ve trafikteki önceliği daha düşük bir araçtır. Bu karşılaşmada, geçiş kolaylığı sağlaması gereken taraf otobüs değil, traktördür. Yani traktör, otobüse yol vermelidir.
- b) İş makinesine: Bu seçenek de yanlıştır. İş makineleri, trafikteki en düşük önceliğe sahip araçlar arasındadır. Tıpkı traktör gibi, iş makinesi de kendisinden daha seri ve öncelikli olan otobüse yol vermekle yükümlüdür. Otobüsün iş makinesine yol verme zorunluluğu yoktur.
- d) Kamyona: Bu seçenek yanlıştır çünkü kamyon ve otobüs, boyut ve hantallık olarak birbirine çok yakın araçlardır. Ancak kural, büyük olanın küçük olana yol vermesi üzerine kuruludur. Kamyonet, otobüsten net bir şekilde daha küçük olduğu için, otobüsün geçiş kolaylığı sağlaması gereken en bariz ve doğru seçenek kamyonettir.
Soru 30 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap: b) seçeneği
Bu seçenekte trafik görevlisi bir kolunu yukarıya kaldırmıştır. Bu hareket, trafiği yöneten görevlinin verdiği "DİKKAT" komutudur. Anlamı şudur: "Yol trafiğe kapanmak veya açılmak üzeredir." Bu işareti gören ve daha önce geçiş hakkına sahip olan sürücüler, güvenli bir şekilde duramayacak kadar kavşağa yaklaşmamışlarsa yavaşlayıp durmaya hazırlanmalıdır. Kapalı yolda bekleyen sürücüler ise hareket etmeye hazırlanmalıdır. Dolayısıyla bu işaret, soruda belirtilen "daha önce açık olan yolun kapanacağı, kapalı olan yolun ise açılacağı" anlamını tam olarak karşılar.
Diğer Seçeneklerin Açıklamaları:
- a) seçeneği: Bu görselde trafik görevlisi kollarını iki yana açmıştır. Bu duruş, görevlinin kollarının işaret ettiği istikametlerdeki (yani sağ ve sol tarafındaki) trafiğin "GEÇ"ebileceğini belirtir. Görevlinin ön ve arka tarafında kalan yollar için ise bu işaret "DUR" anlamındadır. Bu işaret, bir yön değişikliği uyarısı değil, mevcut trafik akışının durumunu gösteren bir komuttur.
- c) seçeneği: Bu harekette görevli, sağ veya sol kolunu yukarı kaldırıp diğer kolunu yana açmıştır. Bu, trafiği yavaşlatma hareketidir. Genellikle görevli, işaret ettiği yöndeki araçların hızını kesmesini ve yavaşlamasını ister. Bu bir yön değiştirme hazırlığı değil, hız kontrolü ile ilgili bir komuttur. Bu nedenle yanlış cevaptır.
- d) seçeneği: Bu görselde trafik görevlisi, kolunu aşağı ve yukarı sallayarak belirli bir yönü işaret etmektedir. Bu hareketin anlamı "SAĞA/SOLA YANAŞ VE DUR" demektir. Görevli bu işaretiyle, belirli bir aracı veya trafik akışını durdurmak ve kenara çekmek için komut vermektedir. Kavşaktaki genel trafik düzenini değiştiren bir işaret değildir.
Özetle, trafik polisinin tek kolunu havaya kaldırması, trafik ışıklarındaki sarı ışık ile aynı anlama gelir ve bir sonraki komuta hazırlık yapılması gerektiğini bildirir. Bu nedenle doğru cevap b seçeneğidir.
Soru 31 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap: B Seçeneği
Doğru cevap B seçeneğidir. Bu levhada bir "rüzgâr tulumu" (veya rüzgâr çorabı) sembolü bulunmaktadır. Rüzgâr tulumu, havacılıkta ve rüzgârlı bölgelerdeki yollarda rüzgârın yönünü ve şiddetini göstermek için kullanılan bir araçtır. Trafik işaretinde bu sembolün yer alması, ilerideki yol kesiminde aracın dengesini bozabilecek şiddetli yan rüzgârların olabileceği anlamına gelir. Bu işareti gören sürücüler, özellikle köprü, viyadük veya açık arazi gibi rüzgâra maruz kalan yerlere yaklaşırken hızlarını düşürmeli ve direksiyonu daha sıkı tutarak olası savrulmalara karşı hazırlıklı olmalıdır.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu ve ne anlama geldiklerini anlamak, ehliyet sınavı için önemlidir. Bu işaretlerin her biri farklı bir tehlikeye işaret eder ve sürücüden farklı bir tedbir almasını bekler.
- A Seçeneği: Kaygan Yol
Bu levha, üzerinde kayan bir otomobil piktogramı ile "Kaygan Yol" tehlikesini belirtir. Yağmur, kar, buzlanma veya yola dökülmüş maddeler (yağ, mazot vb.) nedeniyle yol yüzeyinin kayganlaştığını ve fren mesafesinin uzayabileceğini bildirir. Bu işareti gören sürücüler hızlarını azaltmalı, ani fren ve manevralardan kaçınmalı ve takip mesafesini artırmalıdır. - C Seçeneği: Gevşek Malzemeli Zemin
Bu levha, tekerleklerden taş sıçratan bir araç figürü ile "Gevşek Malzemeli Zemin" olduğunu gösterir. Yol yüzeyinde stabilize (mıcır) veya gevşek malzeme bulunduğunu, araçların tekerleklerinden taş sıçrayabileceğini ifade eder. Bu durum hem kendi aracınızın yol tutuşunu etkileyebilir hem de öndeki veya karşıdan gelen araçlara zarar verebilir. Bu nedenle hız düşürülmeli ve öndeki araçla takip mesafesi artırılmalıdır. - D Seçeneği: Tehlikeli Eğim (Çıkış)
Bu levha, yukarı doğru tırmanan bir araç ve yüzde (%) cinsinden eğim derecesi ile "Tehlikeli Eğim (Çıkış)" olduğunu belirtir. İleride dik bir yokuş olduğunu ve motorun zorlanabileceğini bildirir. Sürücüler, yokuşu rahat çıkabilmek için aracın hızına ve yük durumuna uygun vitesi önceden seçmelidir.
Özetle, soruda istenen "yandan rüzgâr" işareti, rüzgâr tulumu sembolünü içeren B seçeneğidir. Diğer seçenekler ise sırasıyla kaygan yol, gevşek zemin ve tehlikeli eğim gibi farklı yol tehlikelerini bildiren işaretlerdir.
Soru 32 |
El freninin çekilmesine | |
Motorun durdurulmasına | |
Park lambasının yakılmasına | |
Yol eğimli ise uygun vitese takılmasına |
- a) El freninin çekilmesine: Bu, park etmenin en temel ve en önemli güvenlik adımıdır. El freni, aracın park edildiği yerde mekanik olarak sabitlenmesini sağlar ve özellikle eğimli yollarda aracın kendiliğinden hareket etmesini (kaymasını) engeller. Aracınızı terk etmeden önce el frenini çekmek, her koşulda mutlak bir zorunluluktur.
- b) Motorun durdurulmasına: Aracı park ettikten sonra motoru durdurmak hem güvenlik hem de çevre bilinci açısından gereklidir. Motorun çalışır durumda bırakılması, aracın yanlışlıkla hareket etme riskini artırır, yakıt israfına neden olur ve çevreye gereksiz egzoz gazı salar. Bu sebeple aracı terk ederken motoru stop etmek standart ve zorunlu bir prosedürdür.
- d) Yol eğimli ise uygun vitese takılmasına: Bu, el frenine ek olarak alınan ikinci bir güvenlik önlemidir ve hayati önem taşır. Eğer araç yokuş yukarı park edildiyse 1. vitese, yokuş aşağı park edildiyse geri vitese takılır. Bu sayede, olası bir el freni arızasında veya boşalmasında, şanzıman dişlileri aracın tekerleklerinin dönmesini engelleyerek ek bir güvence sağlar ve aracın kaymasını önler.
Soru 33 |

Öndeki taşıtı geçmenin yasak olduğunu | |
Hız sınırlaması sonunu | |
Geçme yasağı sonunu | |
Park yasağını |
Doğru Cevap: c) Geçme yasağı sonunu
Bu levha, daha önce "Öndeki Taşıtı Geçmek Yasaktır" levhası ile belirtilmiş olan yasağın artık sona erdiğini bildirir. Trafik işaretlerinde, beyaz veya mavi zemin üzerine çekilmiş kalın siyah veya birden fazla ince çapraz çizgi, genellikle bir kısıtlamanın veya yasağın bittiği anlamına gelir. Levhanın içindeki soluk renkli iki araba figürü ise sona eren yasağın "geçme yasağı" olduğunu net bir şekilde belirtir. Dolayısıyla, sürücüler bu levhayı gördükten sonra, yol ve trafik durumu uygunsa, kurallara uyarak öndeki aracı geçebilirler.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Öndeki taşıtı geçmenin yasak olduğunu: Bu seçeneği bildiren levha, kırmızı çerçeveli beyaz bir daire içinde, sol tarafta kırmızı, sağ tarafta ise siyah bir otomobil figürü içerir. Bu levha bir yasağın başlangıcını bildirirken, sorudaki levha bir yasağın sonunu bildirmektedir. Bu iki levha sıkça karıştırılsa da, "yasak sonu" levhasındaki siyah çapraz çizgi en belirgin ayırt edici özelliktir.
- b) Hız sınırlaması sonunu: "Hız sınırlaması sonu" levhası da sorudaki levhaya benzer şekilde beyaz zeminli ve üzerinde siyah çapraz bir şerit bulunan bir levhadır. Ancak, o levhanın içinde araba figürleri yerine, sona eren hız limitini gösteren soluk renkli bir sayı (örneğin 50, 70 gibi) bulunur. Sorudaki levhada sayı değil, araba figürleri olduğu için bu seçenek de yanlıştır.
- d) Park yasağını: "Park yasağı" levhası (Park Etmek Yasaktır), mavi zemin üzerine kırmızı bir çerçeve ve tek bir kırmızı çapraz çizgiden oluşur. Hem renkleri hem de şekli itibarıyla soruda verilen levhadan tamamen farklıdır. Bu nedenle bu seçenek kolayca elenebilir.
Özetle, sorudaki levha, üzerindeki siyah çapraz şerit nedeniyle bir yasağın "sona erdiğini", içindeki araba sembolleri nedeniyle de bu yasağın "geçme yasağı" olduğunu belirtir. Bu nedenle doğru cevap c) Geçme yasağı sonunu seçeneğidir.
Soru 34 |
I. doğru, II. yanlış | |
Her ikisi de yanlış | |
I. yanlış, II. doğru | |
Her ikisi de doğru |
Bu soruda, Türkiye'deki trafik kuralları çerçevesinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (genellikle "Trafik Sigortası" olarak bilinir) ile ilgili iki temel bilginin doğruluğu test edilmektedir. Bu sigortanın hem yaptırılmasının hem de denetimlerde gösterilmesinin yasal birer yükümlülük olup olmadığını anlamamız gerekiyor. Şimdi bu iki ifadeyi ayrı ayrı inceleyelim.
I. Araç sahipleri zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır.
Bu ifade kesinlikle doğrudur. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre, Türkiye'de trafiğe çıkan her motorlu araç sahibinin bu sigortayı yaptırması yasal bir mecburiyettir. Bu sigortanın temel amacı, bir kaza anında sigortalı aracın karşı tarafa (üçüncü şahıslara) verdiği maddi ve bedensel zararları karşılamaktır. Yani bu sigorta, sizin değil, kusurlu olduğunuz bir kazada zarar verdiğiniz diğer kişileri korur. Sigortası olmayan bir araç trafikten men edilir ve sahibine para cezası uygulanır.
II. Sürücüler, yetkililerin istemesi hâlinde zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçelerini göstermek zorundadır.
Bu ifade de kesinlikle doğrudur. Trafik denetimi yapan yetkililer (polis, jandarma vb.), sürücüden ehliyet ve araç ruhsatı gibi belgelerle birlikte geçerli trafik sigortası poliçesini de göstermesini isteyebilir. Günümüzde denetimler genellikle elektronik sistemler üzerinden plaka sorgulaması ile yapılsa da, bu durum sürücünün poliçeyi (fiziksel veya dijital olarak) ibraz etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu nedenle sürücü, istendiği takdirde bu belgeyi göstermekle yükümlüdür.
Seçeneklerin Değerlendirilmesi:
- a) I. doğru, II. yanlış: Bu seçenek yanlıştır. Çünkü sadece sigortayı yaptırmak değil, aynı zamanda denetim anında bunu kanıtlayabilmek de bir zorunluluktur. Bu yüzden ikinci ifade de doğrudur.
- b) Her ikisi de yanlış: Bu seçenek tamamen yanlıştır. Her iki ifade de Karayolları Trafik Kanunu'nun temel ve önemli kurallarını belirtmektedir.
- c) I. yanlış, II. doğru: Bu seçenek de yanlıştır. Sigortayı yaptırmak zorunlu olmasaydı, denetimde gösterilmesi gibi bir zorunluluk da anlamsız olurdu. İlk ifade temel kuraldır ve doğrudur.
- d) Her ikisi de doğru: Bu seçenek doğru cevaptır. Yukarıda açıkladığımız gibi, trafik sigortasını yaptırmak da, denetimde istendiğinde göstermek de sürücülerin ve araç sahiplerinin yasal yükümlülükleridir.
Sonuç olarak, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, hem yaptırılması gereken zorunlu bir belgedir hem de trafik denetimlerinde yetkililere ibraz edilmesi gereken zorunlu bir belgedir. Bu nedenle her iki bilgi de doğrudur.
Soru 35 |
Emniyet Genel Müdürlüğü | |
Karayolları Genel Müdürlüğü | |
Trafik Kazalarını Önleme Derneği | |
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı |
Bu soruda, Türkiye'deki kara yollarında gördüğümüz trafik işaret levhaları, yol çizgileri, sinyalizasyon sistemleri gibi düzenlemeleri hangi kurumun yaptığını ve bu konudaki yetkinin kime ait olduğunu bilmemiz isteniyor. Sürücü olarak yolda karşılaştığımız tüm bu işaretlemelerin kimin sorumluluğunda olduğunu anlamak, trafik sisteminin nasıl işlediğini kavramak açısından önemlidir. Sorunun doğru cevabı ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğu aşağıda detaylıca açıklanmıştır.
Doğru cevap b) Karayolları Genel Müdürlüğü'dür. Çünkü Türkiye'de, şehirler arası devlet yolları ve otoyollar gibi ana ulaşım ağlarının yapımı, bakımı, onarımı ve işletilmesi Karayolları Genel Müdürlüğü'nün (KGM) temel görevidir. Bu görev kapsamında, yolların güvenli ve düzenli bir trafik akışına sahip olması için gerekli olan tüm işaretlemeleri (trafik levhaları, yol çizgileri, trafik ışıkları vb.) yapmak ve bu düzenlemeleri denetlemek de KGM'nin sorumluluğundadır. Kısacası, yolun kendisini ve üzerindeki tüm sabit işaretleri bu kurum yapar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Emniyet Genel Müdürlüğü: Bu kurumun görevi, yolları yapmak veya işaretlemek değil, mevcut yollarda trafik kurallarının uygulanmasını sağlamak ve trafik akışını denetlemektir. Trafik polisleri, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün yaptığı yollarda ve koyduğu kurallara göre denetim yapar, sürücüleri kontrol eder ve kazalara müdahale eder. Yani görevi "denetim" ve "uygulama"dır, "yapım" ve "düzenleme" değildir.
- c) Trafik Kazalarını Önleme Derneği: Bu tür dernekler, trafik güvenliği konusunda toplumu bilinçlendirmek, eğitimler vermek ve farkındalık projeleri yürütmek amacıyla kurulmuş sivil toplum kuruluşlarıdır. Yasal olarak yollarda düzenleme yapma veya işaretleme koyma gibi bir yetkileri ve sorumlulukları yoktur. Sadece kamuoyu oluşturarak yetkili kurumlara önerilerde bulunabilirler.
- d) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: Bu bakanlığın görevi, ülkenin sanayi ve teknoloji politikalarını belirlemek, üretilen araçların ve ekipmanların standartlara uygunluğunu denetlemek gibi konulardır. Örneğin, araçların muayene standartları veya teknik özellikleri ile ilgilenebilir ancak yolların fiziki olarak işaretlenmesi ve düzenlenmesi doğrudan görev alanına girmez.
Özetle, ehliyet sınavında bu tür bir soruyla karşılaştığınızda aklınızda tutmanız gereken en temel ayrım şudur: Yolların fiziki yapısını, levhalarını ve çizgilerini Karayolları Genel Müdürlüğü yapar; bu yollardaki trafik akışını ve kurallara uyulup uyulmadığını ise Emniyet Genel Müdürlüğü (Trafik Polisi) denetler. Bu nedenle sorunun doğru cevabı Karayolları Genel Müdürlüğü'dür.
Soru 36 |
Sis lambaları | |
Plaka lambaları | |
İç aydınlatma lambaları | |
Acil uyarı (dörtlü ikaz) lambaları |
Bu soruda, trafikte seyahat ederken aracınızın beklenmedik bir şekilde arızalanması veya yol kenarında mecburi olarak durmanız gerektiğinde, diğer sürücüleri uyarmak için hangi aydınlatma sistemini kullanmanız gerektiği sorulmaktadır. Bu durum, hem sizin hem de trafikteki diğer kişilerin güvenliği için hayati önem taşıyan bir güvenlik önlemidir. Doğru aydınlatma sistemini kullanmak, olası kazaları önlemek için ilk ve en önemli adımdır.
Doğru cevap d) Acil uyarı (dörtlü ikaz) lambaları seçeneğidir. Çünkü bu lambalar, aracın bir tehlike oluşturduğunu veya acil bir durumda olduğunu diğer sürücülere bildirmek amacıyla tasarlanmıştır. Dörtlü ikaz lambaları yandığında, aracın ön ve arkasındaki tüm sinyal lambaları aynı anda yanıp sönerek dikkat çeker ve diğer sürücülerin yavaşlaması, dikkatli olması ve gerekirse şerit değiştirmesi için güçlü bir görsel uyarı oluşturur. Karayolları Trafik Kanunu'na göre arıza veya acil duraklama hallerinde bu lambaların kullanılması zorunludur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Sis lambaları: Sis lambaları, isminden de anlaşılacağı gibi, görüş mesafesinin düştüğü sisli, karlı veya şiddetli yağmurlu havalarda yolu daha iyi görmek ve görünür olmak için kullanılır. Bir arıza durumu için tasarlanmamışlardır ve standart bir uyarı sinyali vermezler. Gereksiz yere kullanıldıklarında diğer sürücülerin gözünü kamaştırabilirler.
- b) Plaka lambaları: Plaka lambalarının görevi, gece saatlerinde veya görüşün yetersiz olduğu durumlarda aracın arka plakasının okunur olmasını sağlamaktır. Diğer sürücülere bir tehlike bildirme veya uyarıda bulunma gibi bir işlevi yoktur. Sürekli yanan, küçük ve düşük güçlü ışıklardır.
- c) İç aydınlatma lambaları: İç aydınlatma lambaları, sadece araç içerisindeki sürücü ve yolcuların görüşü için kullanılır. Dışarıdan fark edilmesi zordur ve trafikteki diğer araçlar için bir uyarı anlamı taşımaz. Güvenlik açısından herhangi bir dış sinyal görevi yoktur.
Özetle, bir araç arızalandığında veya tehlikeli bir şekilde durmak zorunda kaldığında, bu durumu trafikteki diğer tüm unsurlara en etkili ve doğru şekilde bildiren sistem acil uyarı lambalarıdır. Bu nedenle, bu gibi durumlarda dörtlü ikaz lambalarını yakmak, hem yasal bir zorunluluk hem de kazaları önlemek için alınması gereken temel bir güvenlik önlemidir.
Soru 37 |
Yağ filtresi | |
Polen filtresi | |
Yakıt filtresi | |
Ekran filtresi |
c) Yakıt filtresi
Doğru cevap yakıt filtresidir. Yakıt filtresinin temel görevi, yakıt deposundan motora giden yakıtı süzerek temizlemektir. Yakıtın içerisinde zamanla birikebilen pas, kir, tortu ve su gibi yabancı maddeleri tutarak motorun hassas parçalarına (özellikle enjektörlere) zarar vermesini engeller. Periyodik bakımı yapılmadığında bu filtre tamamen tıkanır, yakıtın geçişini zorlaştırır ve sonuç olarak motora yeterli miktarda yakıt ulaşmaz. Bu durum, aracın çekişten düşmesine, teklemesine ve hatta çalışmamasına neden olabilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
-
a) Yağ filtresi: Bu filtrenin görevi, motorun içinde dolaşan yağı temizlemektir. Motor yağı, hareketli parçaları yağlayarak aşınmayı önler. Yağ filtresi tıkandığında, motorun yağlanması yetersiz kalır ve bu durum ciddi motor arızalarına yol açabilir. Ancak yağ filtresinin, yakıtın motora ulaşmasıyla doğrudan bir ilgisi yoktur; o, yağlama sisteminin bir parçasıdır.
-
b) Polen filtresi: Polen filtresi, dışarıdan aracın kabinine (iç kısmına) giren havayı temizler. Toz, polen, yaprak gibi partikülleri tutarak sürücü ve yolcuların daha temiz bir hava solumasını sağlar. Bu filtrenin kirlenmesi, klima ve havalandırma sisteminin verimini düşürür, içeriye kötü koku gelmesine neden olabilir. Motorun yakıt sistemiyle hiçbir bağlantısı yoktur.
-
d) Ekran filtresi: Bu terim, genellikle otomobil bakımında standart olarak kullanılan bir parça ismi değildir ve sorularda çeldirici olarak yer alır. Bazı sistemlerin girişlerinde küçük süzgeçler (ekranlar) bulunsa da, periyodik bakımla değiştirilen ve yakıt akışını doğrudan etkileyen ana parça "yakıt filtresi"dir. Bu nedenle bu seçenek doğru kabul edilemez.
Özetle, soru doğrudan yakıtın motora ulaşmasını engelleyen parçayı sorduğu için, görevi yakıtı temizlemek ve akışını sağlamak olan yakıt filtresi doğru cevaptır. Tıkanması, yakıt akışını kesintiye uğratan tek filtredir.
Soru 38 |
Motor daha iyi yağlama yapar. | |
Motor daha yavaş döner. | |
Marş dişlisi zarar görür. | |
Motor daha hızlı döner. |
Doğru Cevap: c) Marş dişlisi zarar görür.
Bu cevabın doğru olmasının sebebi, marş sisteminin çalışma prensibinde yatmaktadır. Kontak anahtarını çevirdiğinizde, marş motoru çalışır ve ucundaki küçük bir dişli olan marş dişlisi (pinyon dişlisi olarak da bilinir) ileri doğru hareket eder. Bu küçük dişli, motorun ana miline bağlı olan çok daha büyük volan dişlisine kenetlenir ve onu döndürerek motorun ilk hareketini başlatır. Motor çalıştıktan sonra anahtarı bıraktığınızda marş dişlisi otomatik olarak geri çekilir ve volan dişlisinden ayrılır.
Eğer motor zaten çalışıyorsa, volan dişlisi rölantide bile dakikada 800-1000 devir gibi çok yüksek bir hızla dönmektedir. Bu esnada tekrar marş yaparsanız, neredeyse duran haldeki marş dişlisini, son sürat dönen volan dişlisine zorla çarptırmış olursunuz. Bu ani ve uyumsuz temas, yüksek bir sürtünme ve çarpma kuvveti yaratır. Sonuç olarak, genellikle daha hassas ve küçük olan marş dişlisinin dişleri sıyrılır, aşınır veya kırılır. Bu durum, genellikle "cart" veya "cırt" şeklinde kulak tırmalayıcı bir metal sürtünme sesiyle kendini belli eder.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) Motor daha iyi yağlama yapar: Bu seçenek yanlıştır. Motorun yağlama sistemi, motor çalıştığı sürece yağ pompası aracılığıyla görevini yapar. Çalışan motora tekrar marş basmanın yağlama sisteminin verimliliği üzerinde herhangi bir olumlu etkisi yoktur. Bu iki mekanizma birbirinden bağımsızdır.
- b) Motor daha yavaş döner: Bu seçenek de yanlıştır. Marş motorunun gücü, zaten yüksek devirde dönen bir motoru yavaşlatmaya yetmez. Dişlilerin birbirine sürtmesi anlık bir zorlanma yaratsa da bu, motorun genel çalışma devrini düşürecek belirgin bir etki oluşturmaz. Motorun devri, gaz pedalına ve yakıt sistemine bağlıdır.
- d) Motor daha hızlı döner: Bu seçenek mantıksızdır. Marş motorunun görevi, duran bir motoru sadece çalışmaya başlayacağı minimum devire (örneğin 200-300 devir/dakika) ulaştırmaktır. Zaten rölantide bile bu devrin çok üzerinde çalışan bir motoru, marş motorunun daha da hızlandırması teknik olarak imkansızdır.
Özetle, çalışan bir motora marş yapmak, yüksek hızla dönen bir çarka duran bir çarkı aniden değdirmeye benzer. Bu tehlikeli ve zararlı hareket, doğrudan marş sisteminin en hassas parçalarından biri olan marş dişlisine hasar verir ve pahalı bir arızaya yol açabilir.
Soru 39 |
Amortisör | |
Direksiyon | |
Diferansiyel | |
Kilometre sayacı |
Bir araç viraj alırken, virajın dış tarafında kalan tekerlek, iç tarafta kalan tekerleğe göre daha uzun bir mesafe kat etmek zorundadır. Düşünün ki bir atlet pistte koşuyor; dış kulvardaki atlet, iç kulvardakine göre daha fazla yol koşar. Arabanın tekerlekleri için de durum aynıdır. Bu farklı mesafeleri aynı sürede alabilmeleri için dıştaki tekerleğin içteki tekerlekten daha hızlı dönmesi gerekir.
c) Diferansiyel (Doğru Cevap)
Doğru cevap diferansiyeldir. Diferansiyel, motordan gelen gücü tekerleklere dağıtan ve aynı zamanda bu tekerleklerin virajlarda farklı hızlarda dönmesine izin veren özel bir dişli sistemidir. Eğer diferansiyel olmasaydı, her iki tekerlek de aynı hızda dönmeye zorlanırdı. Bu durumda viraj dönerken tekerleklerden biri kayar veya zıplama yapardı, bu da hem lastiklerin aşırı yıpranmasına hem de aracın yol tutuşunun ciddi şekilde zayıflamasına neden olurdu.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Amortisör: Amortisörler, süspansiyon sisteminin bir parçasıdır. Görevleri, yoldaki kasis ve çukurlardan kaynaklanan sarsıntıları ve salınımları emerek sürüş konforunu ve yol tutuşunu artırmaktır. Tekerleklerin dönüş hızıyla doğrudan bir ilgisi yoktur.
- b) Direksiyon: Direksiyon sistemi, sürücünün araca yön vermesini sağlar. Yani tekerleklerin açısını değiştirerek aracın döneceği istikameti belirler. Direksiyon, viraj alma ihtiyacını ortaya çıkaran sistemdir ancak tekerleklerin farklı hızlarda dönmesini sağlayan mekanizma değildir.
- d) Kilometre sayacı: Kilometre sayacı, aracın katettiği toplam mesafeyi ölçen ve gösterge panelinde gösteren bir cihazdır. Aracın mekanik işleyişine, özellikle de tekerleklerin dönüş hızını ayarlamaya yönelik herhangi bir fonksiyonu bulunmaz. Tamamen bir ölçüm aracıdır.
Özetle, bir virajda aracın güvenli ve dengeli bir şekilde dönebilmesi için dış tekerleğin iç tekerlekten daha hızlı dönmesi şarttır. Bu hayati görevi yerine getiren mekanik parça ise diferansiyeldir.
Soru 40 |
Gürültü kirliliğinin artması | |
Motorun ısınarak stop etmesi | |
Gürültü kirliliğinin en aza inmesi | |
Egzozdan siyah renkte duman çıkması |
Bu soruda, bir aracın egzoz sisteminin önemli bir parçası olan susturucunun görevi ve bu parçanın sökülmesi durumunda ortaya çıkacak sonuç sorgulanmaktadır. Sorunun kökünde verilen bilgi, susturucunun temel işlevinin "sesi azaltmak" olduğunu zaten belirtmektedir. Bu bilgi, doğru cevabı bulmak için en önemli ipucudur.
Doğru cevap a) Gürültü kirliliğinin artması seçeneğidir. Motorun içinde gerçekleşen yanma işlemi, aslında küçük ve çok hızlı gerçekleşen patlamalar serisidir. Bu patlamalar sonucunda oluşan yüksek basınçlı ve sıcak gazlar, egzoz borusundan dışarı atılırken çok yüksek bir ses çıkarır. Egzoz susturucusu, içindeki özel bölmeler ve kanallar sayesinde bu ses dalgalarını sönümleyerek gürültüyü önemli ölçüde azaltır. Susturucu çıkarıldığında ise bu ses dalgaları doğrudan atmosfere yayılır ve bu da aracın çok gürültülü çalışmasına, yani gürültü kirliliğinin artmasına neden olur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- b) Motorun ısınarak stop etmesi: Bu seçenek yanlıştır. Egzoz susturucusunun birincil görevi motoru soğutmak değildir. Motorun soğutulmasından radyatör, soğutma sıvısı ve vantilatör gibi parçalardan oluşan soğutma sistemi sorumludur. Susturucunun çıkarılması, egzoz gazlarının daha rahat atılmasına neden olabilir ancak bu durum motorun aşırı ısınıp stop etmesine yol açacak doğrudan bir etken değildir.
- c) Gürültü kirliliğinin en aza inmesi: Bu seçenek, doğru cevabın tam tersidir ve bu nedenle yanlıştır. Sesi "azaltmak" için tasarlanmış bir parçayı sistemden çıkarmak, sesi daha da artırır, azaltmaz. Bu seçenek, sorudaki temel mantıkla tamamen çelişmektedir.
- d) Egzozdan siyah renkte duman çıkması: Bu seçenek de yanlıştır. Egzozdan siyah duman çıkması, genellikle motorun yakıt-hava karışımında bir sorun olduğuna, özellikle de karışıma fazla yakıt gittiğine (zengin karışım) işaret eder. Bu durum yakıt enjektörleri, hava filtresi veya sensörlerle ilgili bir arızadan kaynaklanır. Egzoz susturucusunun varlığı ya da yokluğu, egzoz dumanının rengini doğrudan etkilemez.
Özetle, egzoz susturucusu, adından da anlaşılacağı gibi, motorun çalışması sırasında oluşan gürültüyü "susturmak" ve kabul edilebilir bir seviyeye indirmekle görevlidir. Bu parçanın araçtan çıkarılması, yasalara aykırı olduğu gibi, çevrede ciddi bir ses ve gürültü kirliliği yaratacaktır.
Soru 41 |
Motor daha hızlı döner. | |
Marş dişlisi zarar görür. | |
Motor daha yavaş döner. | |
Motor daha iyi yağlama yapar. |
Bu soruda, aracın motoru zaten çalışır durumdayken kontak anahtarını tekrar çevirip marşa basmanın sonuçları sorulmaktadır. Bu durumu ve mekanik sonuçlarını anlamak için marş motorunun ve motorun çalışma prensibini bilmek önemlidir. Şimdi doğru cevabı ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu adım adım inceleyelim.
Doğru Cevap: b) Marş dişlisi zarar görür.
Marş motorunun ucunda, motoru ilk harekete geçirmek için kullanılan küçük ama güçlü bir dişli bulunur. Bu dişliye marş dişlisi denir. Bu küçük dişli, motorun ana miline bağlı olan çok daha büyük bir dişli olan volan dişlisine temas ederek motoru döndürür ve ilk ateşlemenin gerçekleşmesini sağlar. Motor çalışmaya başladığında, sürücü kontağı bırakır ve marş dişlisi otomatik olarak geri çekilerek volan dişlisinden ayrılır.
Eğer motor zaten çalışıyorken, yani volan dişlisi dakikada yüzlerce hatta binlerce devirle dönerken tekrar marş yaparsanız, duran haldeki marş dişlisi ileri fırlayarak bu hızla dönen volan dişlisine çarpar. Bu durumu, hızla dönen bir vantilatörün pervanesine bir kalem sokmaya benzetebiliriz. Bu ani ve çok sert çarpışma, çok daha küçük ve hassas olan marş dişlisinin dişlerinin kırılmasına, aşınmasına veya tamamen parçalanmasına neden olur. Bu yüzden bu hareket, araca mekanik olarak ciddi zarar verir.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması:
-
a) Motor daha hızlı döner: Bu seçenek yanlıştır. Marş motoru, motoru sadece ilk çalışma hızına (birkaç yüz devir/dakika) ulaştırmak için tasarlanmıştır. Çalışan bir motor ise zaten rölantide bile bu hızın çok üzerinde (yaklaşık 800-1000 devir/dakika) döner. Marş motorunun, zaten kendisinden kat kat hızlı dönen bir motoru daha da hızlandırması mekanik olarak imkansızdır.
-
c) Motor daha yavaş döner: Bu da doğru bir sonuç değildir. Dişlilerin çarpışması anlık bir sarsıntıya veya çok kısa süreli bir yavaşlamaya neden olsa da, bu durumun temel ve kalıcı sonucu motorun yavaşlaması olmaz. Asıl meydana gelen olay, fiziksel hasar ve dişlilerin kırılmasıdır. Bu seçenek, asıl problemi göz ardı eden bir yanıltmacadır.
-
d) Motor daha iyi yağlama yapar: Bu seçenek konuyla tamamen ilgisizdir. Motorun yağlanması, motor çalıştığı sürece yağ pompası tarafından gerçekleştirilen bir işlemdir. Marş motorunun, motorun yağlama sistemi üzerinde hiçbir olumlu ya da olumsuz etkisi yoktur. Bu, bilgiyi sınamaktan çok dikkati dağıtmak için eklenmiş bir şıktır.
Özetle, çalışan bir motora marş yapmak, yüksek hızda dönen bir sisteme durağan bir parçayı zorla entegre etmeye çalışmaktır. Bu da kaçınılmaz olarak marş dişlisinin zarar görmesiyle sonuçlanır. Bu nedenle ehliyet sınavında bu soruyla karşılaştığınızda, aklınıza hemen dişlilerin birbiriyle uyumsuz hızlarda çarpışması gelmelidir.
Soru 42 |
Korna | |
Yağ lambası | |
Şarj lambası | |
Sinyal lambası |
Bu soruda, bir araca takılan römorkun trafikte güvenli bir şekilde seyredebilmesi için hangi aydınlatma ve ikaz sisteminin zorunlu olarak çalışır durumda olması gerektiği sorgulanmaktadır. Römork, motoru olmayan ve çekici araç tarafından çekilen bir taşıt olduğu için, kendi motoruna veya yönetim paneline ait ikaz sistemlerine sahip değildir. Bu nedenle, römorkun sahip olması gereken sistemler, trafikteki diğer sürücüleri bilgilendirmeye yönelik dış sinyalizasyon sistemleridir.
Doğru cevap olan "d) Sinyal lambası" seçeneğinin açıklaması:
Trafikte güvenli bir sürüş için en temel kurallardan biri, yapacağınız manevraları (dönüş, şerit değiştirme vb.) diğer sürücülere önceden bildirmektir. Çekici araç sinyal verdiğinde, arkasına bağlı olan römorkun da aynı anda sinyal vermesi zorunludur. Özellikle uzun bir araç kombinasyonu oluşturdukları için, römorkun sinyal lambalarının çalışmaması, arkadaki sürücülerin manevrayı fark edememesine ve ciddi kazalara yol açabilir. Bu nedenle, römorkun elektrik sistemi araca bağlanır ve sinyal lambaları, fren lambaları ve park lambaları gibi dış ikaz sistemlerinin çalışması sağlanır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunun açıklaması:
- a) Korna: Korna, sesli bir uyarı sistemidir ve sürücünün kontrolünde olan çekici araçta bulunur. Römorkun ayrı bir kornası yoktur ve olmasına da gerek yoktur. Sesli ikaz, çekici araç tarafından yapılır.
- b) Yağ lambası: Yağ lambası, motorun yağ basıncının düştüğünü gösteren bir ikaz ışığıdır ve aracın gösterge panelinde yer alır. Römorkun bir motoru olmadığı için yağlama sistemi de yoktur. Dolayısıyla, römorkta bir yağ lambası bulunmaz.
- c) Şarj lambası: Şarj lambası (akü ikaz ışığı), aracın aküsünün şarj edilmediğini, yani alternatörde (şarj dinamosu) bir sorun olduğunu belirtir. Bu sistem de çekici aracın motoruna ve elektrik sistemine aittir. Römorkun kendine ait bir şarj sistemi olmadığından, bu lamba da römorkta bulunmaz.
Özetle, römork, çekici aracın bir uzantısı olarak trafikte hareket eder ve onun dış sinyallerini birebir yansıtmak zorundadır. Sinyal lambaları, römorkun trafikteki diğer araçlar tarafından görülebilmesi ve niyetinin anlaşılabilmesi için hayati öneme sahip olan tek sistemdir. Diğer seçenekler ise tamamen çekici aracın motor ve donanımıyla ilgili sistemlerdir.
Soru 43 |
Fitil ile | |
Kendi kendine | |
Buji kıvılcımı ile | |
Dışarıdan ısıtılarak |
Bu soruda, benzinli bir motorun çalışma prensibinin en temel adımlarından biri sorulmaktadır. Silindirin içine alınan ve piston tarafından sıkıştırılan benzin-hava karışımının, motorun güç üretebilmesi için nasıl yakıldığı, yani ateşlendiği sorgulanmaktadır.
Doğru Cevap: c) Buji kıvılcımı ile
Benzinli motorlarda ateşleme sistemi, buji adı verilen kritik bir parça sayesinde çalışır. Sıkıştırma zamanının sonunda, piston silindir içindeki yakıt-hava karışımını en yüksek basınca ulaştırdığında, bujiye yüksek voltajlı bir elektrik akımı gönderilir. Buji, bu elektrik akımını kullanarak iki ucu arasında küçük ama çok güçlü bir kıvılcım oluşturur. Bu kıvılcım, sıkışmış olan yakıt-hava karışımını anında ateşler.
Bu ateşleme sonucunda oluşan kontrollü patlama, büyük bir basınç yaratarak pistonu hızla aşağı doğru iter. Bu itme kuvveti, krank mili aracılığıyla tekerleklere iletilen hareketi, yani gücü oluşturur. Bu işlem her silindir için dakikada binlerce kez, çok hassas bir zamanlama ile tekrarlandığı için benzinli motorlarda ateşlemenin tek doğru yöntemi budur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Fitil ile: Bu yöntem, gaz lambası gibi çok ilkel ve yavaş yanan sistemlerde kullanılır. Bir motorun yüksek hızı, basıncı ve anlık ateşleme ihtiyacı düşünüldüğünde, fitil ile ateşleme yapmak teknik olarak tamamen imkansız ve kontrolsüzdür.
- b) Kendi kendine: Yakıtın yüksek basınç ve sıcaklık altında kendiliğinden tutuşması, dizel motorların çalışma prensibidir. Dizel motorlarda buji bulunmaz; bunun yerine sadece hava silindire alınır, çok yüksek oranda sıkıştırılarak aşırı derecede ısıtılır ve üzerine yakıt püskürtüldüğünde karışım kendiliğinden alev alır. Soruda benzinli motor sorulduğu için bu seçenek yanlıştır.
- d) Dışarıdan ısıtılarak: Silindiri dışarıdan bir kaynakla ısıtarak ateşleme sağlamak çok yavaş, verimsiz ve kontrol edilemez bir yöntemdir. Modern bir motorun dakikadaki devir sayısı (RPM) düşünüldüğünde, bu kadar hızlı bir ateşleme döngüsünü dışarıdan ısıtarak yönetmek mümkün değildir. Ateşlemenin milisaniyeler içinde ve tam doğru zamanda gerçekleşmesi gerekir.
Soru 44 |
Ani olarak gaz verilmesi | |
Yan aynaların kontrol edilmesi | |
Sol sinyal lambalarının yakılması | |
Vitesin yumuşak bir şekilde yükseltilmesi |
Bu soruda, bir aracın motoru ilk çalıştırıldığında, yani henüz soğukken, hangi davranışın motora zarar verebileceği ve bu nedenle kaçınılması gerektiği sorgulanmaktadır. Motorun "çalışma sıcaklığına ulaşması", motor yağının ideal akışkanlığa gelmesi ve metal parçaların ısı ile genleşerek en verimli çalıştıkları boyuta ulaşması anlamına gelir. Bu süreç tamamlanmadan motora sert davranmak, uzun vadede ciddi hasarlara yol açabilir.
Doğru Cevap: a) Ani olarak gaz verilmesi
Motor soğukken, motor yağı daha kalındır ve motorun tüm hareketli parçalarına ulaşması biraz zaman alır. Bu durumda aniden gaza yüklenmek, yani motor devrini hızla artırmak, henüz yeterince yağlanmamış metal parçaların (pistonlar, silindirler vb.) birbirine aşırı sürtünmesine neden olur. Bu durum, motor içinde "kuru çalışma" olarak adlandırılan ve aşınmayı büyük ölçüde artıran bir etki yaratır. Bu nedenle, motor ısınana kadar ani gaz vermekten ve yüksek devir çevirmekten kaçınmak, motorun ömrünü korumak için en önemli kuraldır.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması:
- b) Yan aynaların kontrol edilmesi: Bu davranışın motorun mekanik durumuyla hiçbir ilgisi yoktur. Yan aynaların kontrolü, aracı hareket ettirmeden önce yapılması gereken standart bir güvenlik kontrolüdür. Motorun sıcak ya da soğuk olması bu kontrolü etkilemez.
- c) Sol sinyal lambalarının yakılması: Sinyal lambaları aracın elektrik sistemine aittir ve motorun çalışma sıcaklığından bağımsızdır. Trafiğe çıkarken veya şerit değiştirirken sinyal vermek zorunlu bir güvenlik kuralıdır ve motorun soğuk olması bu kuralı değiştirmez. Bu eylemin motora herhangi bir mekanik zararı yoktur.
- d) Vitesin yumuşak bir şekilde yükseltilmesi: Bu seçenek, aslında motor soğukken yapılması tavsiye edilen bir davranıştır. Aracı yumuşak bir şekilde kaldırmak ve vitesleri düşük devirlerde, sarsıntısız bir şekilde yükseltmek, motor ısınana kadar ona binen yükü en aza indirir. Bu, motora zarar vermek yerine onu koruyan bir sürüş tekniğidir.
Özetle, motor soğukken en büyük düşmanı, yetersiz yağlama nedeniyle oluşan aşırı sürtünmedir. Ani olarak gaz vermek motor devrini aniden yükselterek bu sürtünmeyi ve aşınmayı en üst seviyeye çıkarır. Bu yüzden motor çalışma sıcaklığına ulaşana kadar gaz pedalına nazik davranmak ve aracı sakin bir şekilde kullanmak esastır.
Soru 45 |
Bencillik | |
Diğergamlık | |
Nezaketsizlik | |
Hoşgörüsüzlük |
Bu soruda, trafikte olumlu bir sürücü tutumunun tanımı yapılıyor ve bu tanıma en uygun kavramın hangisi olduğu soruluyor. Sorunun kökünde yer alan "kendinden çok başkalarını düşünmek" ve "başkalarının iyiliği için fedakârlık yapmak" ifadeleri, cevabı bulmamız için en önemli ipuçlarıdır. Bu ifadeler, bireyin kendi çıkarlarını ikinci plana atıp toplumun veya diğer bireylerin yararını gözettiği bir karakter özelliğini işaret etmektedir.
Doğru Cevap: b) Diğergamlık
Doğru cevabın Diğergamlık olmasının sebebi, bu kelimenin anlamının sorudaki tanımla birebir örtüşmesidir. Diğergamlık, herhangi bir karşılık beklemeden başkalarının iyiliği için çaba gösterme, fedakârlıkta bulunma ve başkalarını kendinden daha fazla düşünme erdemidir. Trafikte diğergam bir sürücü, yol hakkı kendisinin olmasına rağmen yaya veya acemi bir sürücüye yol verir, sıkışık trafikte diğer araçların önüne geçmeye çalışmak yerine sabırla bekler ve zor durumda olan birine yardım etmek için durur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak, konuyu daha iyi kavramanıza yardımcı olacaktır. Bu seçenekler, soruda tarif edilen olumlu tutumun tam tersi olan olumsuz davranışları tanımlar.
- a) Bencillik: Bencillik, sadece kendi çıkarlarını ve isteklerini düşünen, başkalarını hiç umursamayan bir tutumdur. Bencil bir sürücü, trafikte sürekli kendi önceliğini düşünür, başkalarına yol vermez, kuralları kendi çıkarı için ihlal eder. Bu, sorudaki "başkalarını düşünme" ifadesinin tam zıttıdır.
- c) Nezaketsizlik: Nezaketsizlik, başkalarına karşı kaba, saygısız ve düşüncesiz davranmaktır. Trafikte nezaketsiz bir sürücü, ani fren yapar, küfür eder, korna çalarak başkalarını rahatsız eder. Bu davranış, başkalarının iyiliğini düşünmek bir yana, onları rahatsız etmeye yöneliktir.
- d) Hoşgörüsüzlük: Hoşgörüsüzlük, farklılıklara, hatalara veya yavaşlığa karşı sabır gösterememe durumudur. Hoşgörüsüz bir sürücü, hata yapan bir acemi sürücüye veya yavaş ilerleyen yaşlı bir yayaya karşı öfkelenir ve agresif tepkiler verir. Bu da fedakârlık ve başkalarını düşünme davranışıyla tamamen çelişir.
Sonuç olarak, soru trafikte gösterilmesi gereken erdemli ve özverili bir davranışı sormaktadır. Bu tanıma uyan tek kavram diğergamlık iken, diğer şıklar trafikte tehlike yaratan ve kaçınılması gereken olumsuz kişilik özellikleridir.
Soru 46 |
Yalnız I. | |
I ve II. | |
II ve III. | |
I, II ve III. |
Bu soruda, "trafik adabına sahip" bir sürücünün özelliklerinin neler olduğunu belirlememiz isteniyor. Trafik adabı, sadece kuralları bilmek değil, aynı zamanda trafikteki diğer insanlara karşı saygılı, sorumlu, sabırlı ve empatik davranmaktır. Bu kavramı aklımızda tutarak verilen öncülleri tek tek inceleyelim.
I. Trafikteki bütün kuralların nedenini öğrenir.Bu ifade, trafik adabına sahip bir sürücünün temel özelliklerinden birini anlatır. Kuralları ezberlemek yerine, o kuralların neden konulduğunu anlamak, sürücünün daha bilinçli ve sorumlu davranmasını sağlar. Örneğin, bir okul bölgesinde hız sınırının neden düşük olduğunu anlayan bir sürücü, bu kurala sadece ceza korkusuyla değil, çocukların güvenliğini gerçekten önemsediği için uyar. Bu nedenle, bu ifade trafik adabına sahip bir sürücü için söylenebilir.
II. Araç kullanırken yapacağı bir kural ihlalinin sonucunda sadece maddi ceza olduğunu düşünür.Bu ifade, trafik adabına sahip olmayan, bencil ve sığ düşünen bir sürücü profilini çizer. Trafik kurallarının ihlali sadece para cezasıyla sonuçlanmaz; yaralanmalara, can kayıplarına ve manevi travmalara yol açabilir. Trafik adabına sahip bir sürücü, eylemlerinin potansiyel olarak ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğinin farkındadır ve sadece cezadan kaçmak için değil, bu tehlikeleri önlemek için kurallara uyar. Dolayısıyla, bu ifade trafik adabına sahip bir sürücü için söylenemez.
III. Trafik içinde yapacağı bir kural ihlalinde, kendisinin ya da sevdiklerinin canını tehlikeye attığının farkında değildir.Bu ifade de trafik adabından yoksun bir sürücüyü tanımlamaktadır. Trafik adabının en önemli unsurlarından biri, sorumluluk bilinci ve farkındalıktır. Adaba uygun davranan bir sürücü, yapacağı en küçük bir hatanın bile hem kendi canını hem de başkalarının canını tehlikeye atabileceğinin bilincindedir. Bu farkındalık, onu daha dikkatli ve özenli bir sürücü yapar. Bu ifadedeki "farkında değildir" sözü, tam tersi bir durumu anlattığı için trafik adabına sahip bir sürücü için söylenemez.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
Yaptığımız incelemeler sonucunda, verilen üç ifadeden sadece birincisinin (I) trafik adabına sahip bir sürücünün özelliğini yansıttığını görüyoruz. İkinci (II) ve üçüncü (III) ifadeler ise bu adaba sahip olmayan, sorumsuz sürücülerin düşünce ve davranış biçimlerini tanımlamaktadır.
- a) Yalnız I: Bu seçenek, analizimizle tamamen uyumludur. Sadece I. madde olumlu ve trafik adabına uygun bir davranışı belirtir. Bu nedenle doğru cevap budur.
- b) I ve II: II. madde yanlış olduğu için bu seçenek de yanlıştır.
- c) II ve III: Her iki madde de trafik adabına aykırı davranışları tanımladığı için bu seçenek tamamen yanlıştır.
- d) I, II ve III: II. ve III. maddeler yanlış olduğu için bu seçenek de yanlıştır.
Soru 47 |
Bencil | |
Sorumsuz | |
Görgü seviyesi düşük | |
Empati düzeyi yüksek |
Bu soruda, bir sürücünün park ederken sergilediği düşünceli bir davranışın arkasında yatan temel insani değerin ne olduğu sorgulanmaktadır. Soru, sürücünün sadece kendi işini halletmekle kalmayıp, park ettiği yerin başkaları için bir zorluk yaratıp yaratmadığını düşünmesini sağlayan karakter özelliğini bulmamızı istiyor. Bu davranış, trafikteki güvenliğin ve düzenin temelini oluşturan önemli bir yaklaşımdır.
Doğru Cevap: d) Empati düzeyi yüksek
Doğru cevabın neden "Empati düzeyi yüksek" olduğunu açıklayalım. Empati, en basit tanımıyla, bir başkasının duygularını, durumunu veya düşüncelerini anlama ve kendini onun yerine koyabilme yeteneğidir. Trafikte empati sahibi bir sürücü, sadece kendi aracını ve yolculuğunu düşünmez; diğer sürücülerin, yayaların veya bisikletlilerin ne gibi zorluklar yaşayabileceğini de hesaba katar. Aracını park ederken "Ben buraya park edersem, şu köşeden dönecek olan araba beni görebilir mi?" veya "Bir bebek arabası ya da tekerlekli sandalyeli bir yaya bu kaldırımdan geçebilir mi?" gibi soruları kendine sorar. Bu düşünce tarzı, tam olarak soruda tarif edilen davranışın kaynağıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Bencil: Bencil bir sürücü, yalnızca kendi rahatını ve çıkarını düşünür. Diğer yol kullanıcılarının yaşayacağı zorluklar onun için bir önem taşımaz. Hatta tam tersine, en uygun yeri bulmak için bir yaya geçidini, bir garaj çıkışını veya bir engelli rampasını kapatmaktan çekinmez. Bu, soruda belirtilen düşünceli davranışın tam zıttıdır.
- b) Sorumsuz: Sorumsuz bir sürücü, eylemlerinin sonuçlarını düşünmez veya umursamaz. Park ettiği aracın bir kazaya veya bir anlaşmazlığa neden olma ihtimalini göz ardı eder. "Bana bir şey olmaz" veya "Herkes kendi başının çaresine baksın" gibi bir yaklaşıma sahiptir. Bu nedenle, başkalarının görme veya manevra alanını düşünüp dikkat etmesi beklenemez.
- c) Görgü seviyesi düşük: Görgü seviyesi düşük olmak, genellikle toplum içindeki yazılı olmayan kurallara uymamaktır. Hatalı park etmek bir görgüsüzlük örneği olabilir. Ancak bu seçenek, davranışın nedenini değil, sonucunu tanımlar. Bir kişinin düşünceli davranmasının arkasındaki temel değer "görgü" değil, görgülü olmasını sağlayan "empati" duygusudur. Empati daha derin ve temel bir değerken, görgü bu değerin dışa yansıyan bir şeklidir. Bu yüzden empati, daha doğru ve kapsayıcı bir cevaptır.
Özetle, aracını park ederken diğer insanların güvenliğini ve rahatını düşünen bir sürücü, kendini o insanların yerine koyabildiği için bunu yapar. Bu temel değer empatidir ve trafikte saygı, sabır ve nezaket gibi birçok olumlu davranışın da temelini oluşturur. Bu soru, ehliyet sınavında sadece kuralları ezberlemenin değil, aynı zamanda trafikte iyi bir insan olmanın önemini de vurgulamaktadır.
Soru 48 |
Davranışlarının sonuçlarını düşünerek hareket etmesi | |
Sürekli şerit değiştirerek (slalom yaparak) araç kullanması | |
Aracını kullanırken trafik kurallarının bilincinde olması | |
Trafik içindeki davranışlarının sorumluluğunu üstlenerek araç kullanması |
Bu soruda, trafikte sergilenen bir davranışın diğer yol kullanıcıları üzerindeki olumsuz etkileri sorgulanmaktadır. Soru, hangi sürücü hareketinin diğer insanları tehlikeye atacak şekilde dikkatlerini dağıtacağını veya korkuya kapılmalarına neden olacağını bulmanızı istiyor. Yani, seçenekler arasında güvenli sürüş ilkelerine aykırı, tehlikeli ve bencilce bir davranışı tespit etmelisiniz.
Doğru cevap olan b) seçeneği, trafikteki en tehlikeli ve sorumsuz davranışlardan birini ifade eder. Sürekli şerit değiştirerek, yani halk arasında bilinen adıyla "slalom yaparak" araç kullanmak, sürücünün bir sonraki hamlesini diğer sürücüler için tamamen öngörülemez kılar. Bu ani ve düzensiz hareketler, çevredeki diğer araç sürücülerinin ani fren yapmasına, direksiyon kırmasına veya ne yapacağını şaşırarak paniğe kapılmasına neden olur ve trafik akışının güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye atar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna ve neden güvenli sürüş davranışları olduğuna bakalım:
- a) Davranışlarının sonuçlarını düşünerek hareket etmesi: Bu, ideal bir sürücüde bulunması gereken en önemli özelliklerden biridir. Yaptığı bir manevranın veya hız seçiminin diğer sürücüleri, yayaları ve yolcuları nasıl etkileyeceğini düşünen bir kişi, tehlike yaratmak yerine tam tersine güvenli bir ortam oluşturur. Bu nedenle bu cevap yanlıştır.
- c) Aracını kullanırken trafik kurallarının bilincinde olması: Trafik kuralları, karayolundaki düzeni ve herkesin can güvenliğini sağlamak için konulmuştur. Bu kuralları bilen ve onlara uyan bir sürücü, diğerleri için bir belirsizlik veya panik unsuru değil, aksine güvenilir ve öngörülebilir bir yol kullanıcısıdır. Bu yüzden bu seçenek de doğru cevap olamaz.
- d) Trafik içindeki davranışlarının sorumluluğunu üstlenerek araç kullanması: Bu, olgun ve güvenilir bir sürücü profilini tanımlar. Kendi eylemlerinin sonuçlarını kabul eden, başkalarını tehlikeye atmaktan kaçınan ve bir hata yaptığında bunun farkında olan bir sürücü, trafikte panik yaratmaz, aksine güven ortamının oluşmasına katkıda bulunur. Dolayısıyla bu seçenek de yanlıştır.
Özetle, bu soru trafikteki olumlu ve olumsuz davranışları ayırt etme yeteneğinizi ölçmektedir. Sürekli şerit değiştirmek (slalom yapmak), öngörülemez, agresif ve bencil bir davranış olduğu için diğer sürücülerde paniğe yol açar. Diğer seçeneklerde belirtilen davranışlar ise sorumlu, kurallara uyan ve bilinçli hareket etmeyi ifade eder ki bunlar güvenli bir trafik ortamının temelini oluşturur.
Soru 49 |
Hırçınlık | |
Bencillik | |
Sorumluluk | |
Hoşnutsuzluk |
Bu soruda, bir sürücünün ailesi yanındayken hız yaparak onların hayatını tehlikeye atmasının, trafikteki hangi temel değeri ihlal ettiği sorulmaktadır. Sürücünün bu davranışı, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda taşıdığı yolculara karşı ahlaki bir görevi yerine getirmemesi anlamına gelir. Şimdi doğru cevabı ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim.
Doğru Cevap: c) Sorumluluk
Doğru cevabın "Sorumluluk" olmasının sebebi, sürücülüğün temelinde yatan en önemli değerlerden birinin bu olmasıdır. Sorumluluk, bir kişinin kendi davranışlarının sonuçlarını üstlenmesi ve başkalarına karşı olan görevlerini bilerek hareket etmesidir. Bu sorudaki sürücü, direksiyon başına geçtiği andan itibaren hem kendi can güvenliğinden hem de aracındaki yolcuların (özellikle ailesinin) can güvenliğinden birinci derecede sorumludur. Hız limitlerini aşarak bu güvenliği tehlikeye atması, en temel sorumluluğunu göz ardı ettiğini gösterir.
Sürücü, bu hareketiyle "Güvenli bir şekilde yolculuk yapmalarını sağlama" görevini yerine getirmemiş olur. Trafik kuralları, sürücülerin bu sorumluluklarını yerine getirmelerine yardımcı olmak için konulmuştur. Kurallara uymamak ve sevdiklerinin hayatını riske atmak, doğrudan bir sorumluluk ihlalidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Hırçınlık: Hırçınlık, trafikte ani ve agresif davranışlar sergilemek, diğer sürücülere öfkeyle tepki vermek gibi durumları ifade eder. Sürücü hız yaparken hırçın olabilir ama sorunun özü bu değildir. Soru, sürücünün davranışının ailesine olan etkisine odaklanmıştır. Hız yapmak her zaman hırçınlıktan kaynaklanmaz; bu nedenle bu seçenek, durumu tam olarak açıklamaz.
- b) Bencillik: Bencillik, kişinin sadece kendi istek ve çıkarlarını düşünmesidir. Hız yapan sürücünün bu davranışı şüphesiz bencilce bir eylemdir, çünkü kendi aceleciliğini veya zevkini ailesinin güvenliğinin önüne koymaktadır. Ancak "sorumluluk", bu durumu daha kapsayıcı ve doğru bir şekilde tanımlar. Sorumluluk, kişinin başkalarına karşı olan görevlerini içerirken, bencillik daha çok eylemin arkasındaki motivasyonu açıklar. Trafik etiği bağlamında, hiçe sayılan temel değer "sorumluluk"tur.
- d) Hoşnutsuzluk: Hoşnutsuzluk, bir durumdan memnun olmama halidir. Bir sürücü trafikten veya başka bir şeyden hoşnutsuz olduğu için hız yapabilir. Fakat bu, sürücünün ruh halini anlatan bir kelimedir; trafikte ihlal ettiği bir değeri değil. Ailesinin canını tehlikeye atması, onun hoşnutsuz olmasından değil, sorumluluklarını yerine getirmemesinden kaynaklanan bir sonuçtur.
Kısacası, bir sürücünün aracındaki yolcuların güvenliğini sağlamak en temel görevi, yani sorumluluğudur. Hız yaparak bu güvenliği riske atmak, bu temel değeri hiçe saymaktır.
Soru 50 |
Üretim ve refah kayıplarının yaşanması | |
Kara yollarının zamanından önce yıpranması | |
Uzun vadede kalkınmaya olumlu etki yapması | |
Açılan çok sayıda dava ile yargı sisteminde iş yükünün artması |
Bu soruda, trafik kazalarının topluma getirdiği olumsuz etkilerden, yani zararlardan biri olmayanı bulmamız isteniyor. Soru kökündeki "değildir" ifadesi çok önemlidir, çünkü bizden kazaların bir sonucu olanları değil, sonucu olmayanı işaretlememiz beklenmektedir. Şıkları tek tek inceleyerek doğru cevaba ulaşalım.
Doğru Cevabın Açıklaması (c şıkkı)
c) Uzun vadede kalkınmaya olumlu etki yapması
Bu seçenek doğru cevaptır çünkü trafik kazaları bir toplumun kalkınmasına asla olumlu etki yapmaz; tam tersine, kalkınmayı engelleyen en önemli sorunlardan biridir. Kazalar, can ve mal kayıplarına yol açarak ülkenin hem insan gücünü hem de ekonomik kaynaklarını tüketir. Sağlık sistemine binen yük, hasar gören araçların ve yolların onarım maliyetleri ve kaybedilen iş gücü, ülke ekonomisine doğrudan zarar verir. Bu nedenle, kazaların kalkınmaya "olumlu" etki yapması mantıksal olarak imkansızdır ve sorunun doğru cevabıdır.
Diğer Şıkların Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
Diğer seçenekler, trafik kazalarının topluma verdiği gerçek zararları ifade ettiği için bu soruya göre yanlış cevaplardır. Gelin bu zararları daha yakından inceleyelim:
- a) Üretim ve refah kayıplarının yaşanması: Bu ifade, trafik kazalarının doğrudan bir sonucudur. Kazalarda yaralanan veya hayatını kaybeden insanlar, ülkenin üretim gücünün bir parçasıdır. Bu kişilerin işlerine devam edememesi "üretim kaybına" yol açar. Aynı zamanda, ailelerin yaşadığı maddi ve manevi sıkıntılar, tedavi masrafları ve gelir kayıpları toplumun genel "refah seviyesini" düşürür. Dolayısıyla bu, kazaların bir zararıdır.
- b) Kara yollarının zamanından önce yıpranması: Kaza anında yollar, bariyerler, trafik işaretleri gibi altyapı unsurları zarar görebilir. Ayrıca, kaza sonrası yapılan kurtarma çalışmaları, yolun trafiğe kapatılması ve onarım işlemleri de yolun ömrünü kısaltır ve onu yıpratır. Bu da devlete ek bir maliyet yükü getirir. Dolayısıyla bu da kazaların bir zararıdır.
- d) Açılan çok sayıda dava ile yargı sisteminde iş yükünün artması: Maddi hasarlı, yaralanmalı veya ölümlü kazalar sonrasında sigorta anlaşmazlıkları, tazminat talepleri ve ceza davaları açılır. Bu durum, zaten yoğun olan mahkemelerin ve adalet sisteminin iş yükünü daha da artırır. Davaların uzun sürmesi hem mağdurlar için yıpratıcı bir süreç olur hem de yargı sisteminin verimliliğini düşürür. Dolayısıyla bu da kazaların topluma verdiği önemli bir zarardır.
Özetle; a, b ve d şıkları trafik kazalarının topluma verdiği gerçek ve kanıtlanmış zararları sıralarken, c şıkkı bu zararların tam tersi olan, mantıken mümkün olmayan bir iddiada bulunmaktadır. Bu yüzden doğru cevap c şıkkıdır.
|
0/50 |















