Soru 1 |
I ve II | |
I ve IV | |
II ve III | |
III ve IV |
Doğru cevap olan b) I ve IV seçeneğini inceleyelim. Bu seçeneğe göre şehirler arası yolcu taşıyan otobüsler (I) ve otomobillerde (IV) ilk yardım çantası bulundurmak zorunludur. Bu tamamen doğrudur, çünkü bu araçlar temel olarak yolcu taşımak amacıyla tasarlanmıştır. Özellikle çok sayıda yolcu taşıyan otobüslerde ve özel araç olan otomobillerde, bir kaza anında yolculara ve sürücüye acil müdahale edebilmek hayati önem taşır. Bu nedenle kanun koyucu bu araçlar için ilk yardım çantasını zorunlu kılmıştır.
Şimdi diğer araç türlerini ve neden zorunlu olmadıklarını ele alalım. Motorlu bisiklet ve motosikletler (II), yapıları gereği ilk yardım çantası gibi ekipmanları taşımak için uygun ve korunaklı bir alana sahip değildir. Bu pratik sebep dolayısıyla, bu araçlar ilk yardım çantası bulundurma zorunluluğundan muaf tutulmuştur. Benzer şekilde, traktörler ve iş makineleri (III) de temel amacı yolcu taşımak olmayan, daha çok tarım veya inşaat gibi özel işlerde kullanılan araçlardır. Bu nedenle, bu araçlar da zorunluluk kapsamı dışında bırakılmıştır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu açıklayalım:
- a) I ve II: Bu seçenek otobüsleri doğru bir şekilde içerse de, muaf olan motosikletleri de eklediği için yanlıştır.
- c) II ve III: Bu seçenek, ilk yardım çantası bulundurma zorunluluğundan muaf tutulan iki araç grubunu (motosiklet ve traktör/iş makinesi) bir araya getirdiği için tamamen yanlıştır.
- d) III ve IV: Bu seçenek otomobilleri doğru bir şekilde içerse de, muaf olan traktör ve iş makinelerini de eklediği için yanlıştır.
Özetle, ehliyet sınavı için unutmamanız gereken temel kural şudur: Tüm otomobiller, minibüsler, otobüsler, kamyonlar, çekiciler ve tankerler gibi yolcu veya yük taşıyan motorlu araçlarda ilk yardım çantası bulundurulması zorunludur. Ancak motosikletler, motorlu bisikletler, traktörler ve iş makineleri bu zorunluluktan muaftır.
Soru 2 |
Solunumun güç olması | |
Vücutta morarma olması | |
Nabız atımlarının olmaması | |
Kazazedenin bilincini kaybetmesi |
Doğru Cevap: c) Nabız atımlarının olmaması
Kalbin temel görevi, kanı vücuda pompalamaktır. Nabız ise kalbin her atışında atardamarlarda oluşturduğu bu basınç dalgasının hissedilmesidir. Eğer kalp durmuşsa, kan pompalama işlevi de durmuş demektir. Bu durumda atardamarlarda herhangi bir basınç dalgası oluşmaz ve sonuç olarak nabız alınamaz.
Bu nedenle, nabız atımlarının olmaması, kalbin mekanik olarak çalışmadığının en doğrudan ve en kesin kanıtıdır. İlk yardımda, bir kişinin bilinci kapalıysa ve solunumu yoksa veya anormal solunum yapıyorsa, nabız kontrolü yapılarak kalp durması teşhisi kesinleştirilir ve derhal kalp masajına (Temel Yaşam Desteği) başlanır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Solunumun güç olması: Solunum güçlüğü (nefes darlığı), astım krizi, alerjik reaksiyon, panik atak veya kalp krizi gibi birçok farklı durumun belirtisi olabilir. Kişinin solunumu zorlanıyor olabilir ama bu esnada kalbi hala çalışıyor ve nabzı atıyor olabilir. Dolayısıyla bu, kalp durmasının kesin bir göstergesi değildir.
- b) Vücutta morarma olması: Morarma (siyanoz), dokulara yeterli oksijen gitmediğinde ortaya çıkar ve genellikle dudaklarda, tırnak yataklarında belirginleşir. Kalp durduğunda kan dolaşımı da durduğu için morarma meydana gelir. Ancak bu, hemen ortaya çıkan bir belirti değildir ve ayrıca şiddetli solunum yetmezliği gibi kalbin durmadığı durumlarda da görülebilir. Bu yüzden en önemli ve ilk bakılacak gösterge değildir.
- d) Kazazedenin bilincini kaybetmesi: Bilinç kaybı, kalp durmasının önemli bir sonucudur çünkü beyne kan akışı saniyeler içinde kesilir. Ancak bayılma, şeker düşüklüğü, kafa travması gibi birçok farklı sebep de bilinç kaybına yol açabilir. Bilinci kapalı olan bir kişinin kalbi hala çalışıyor ve nabzı atıyor olabilir. Bu nedenle bilinç kaybı, tek başına kalp durmasını kanıtlamaz; sadece bizi daha ileri bir kontrol (solunum ve nabız kontrolü) yapmaya yönlendiren kritik bir işarettir.
Soru 3 |
Oksijenli su ile yara üzerindeki pıhtıları temizlemek | |
Yara kenarlarını birbirine yaklaştırdıktan sonra sarmak | |
Yara üzerini tentürdiyotlu pamukla sarıp sıcak tutmak | |
Yara üzerine alkol döküp açık bırakmak |
Bu soruda, kesik şeklindeki bir yaralanma durumunda uygulanması gereken doğru ilk yardım yönteminin hangisi olduğu sorulmaktadır. İlk yardımın temel amacı, kanamayı kontrol altına almak, enfeksiyon riskini azaltmak ve yaranın daha hızlı iyileşmesine yardımcı olmaktır. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevabı ve diğerlerinin neden yanlış olduğunu açıklayalım.
b) Yara kenarlarını birbirine yaklaştırdıktan sonra sarmak
- Neden Doğru: Bu seçenek, kesik yaralanmalarında uygulanması gereken temel ve en doğru ilk yardım ilkesini ifade eder. Yara kenarlarını birbirine yaklaştırmak, doku kaybını önler ve yaranın daha kolay kapanmasını sağlar. Bu işlem, aynı zamanda kanamanın durmasına yardımcı olur ve yaranın iyileşme sürecini hızlandırarak daha az iz kalmasını sağlar. Yara temiz bir bez veya sargı bezi ile sarıldığında ise hem dış etkenlerden (mikrop, kir vb.) korunmuş olur hem de kanamayı durdurmak için gerekli olan baskı uygulanmış olur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Oksijenli su ile yara üzerindeki pıhtıları temizlemek: Bu uygulama kesinlikle yanlıştır. Pıhtı, vücudun kanamayı durdurmak için oluşturduğu doğal bir tıkaçtır. Pıhtıyı temizlemek, kanamanın yeniden başlamasına neden olur. Ayrıca oksijenli su gibi maddeler, yara çevresindeki sağlam dokulara da zarar vererek iyileşmeyi geciktirebilir.
- c) Yara üzerini tentürdiyotlu pamukla sarıp sıcak tutmak: Bu seçenekte birden fazla hata bulunmaktadır. Tentürdiyot gibi alkol bazlı antiseptikler, açık yaranın içine direkt olarak uygulanmamalıdır çünkü dokulara zarar verir ve şiddetli yanma hissine neden olur. Daha da önemlisi, pamuk asla açık yara üzerine konulmaz; çünkü pamuk lifleri yaraya yapışır, temizlenmesi zorlaşır ve enfeksiyon riskini artırır. Yara üzerine sıcak uygulama yapmak ise kan damarlarını genişleterek kanamayı artırabilir.
- d) Yara üzerine alkol döküp açık bırakmak: Alkol, tentürdiyot gibi, açık yaraya sürüldüğünde sağlıklı hücrelere zarar verir ve iyileşmeyi yavaşlatır. Ayrıca çok fazla acıya sebep olur. Yarayı temizledikten sonra açık bırakmak ise onu mikroplara ve dışarıdan gelebilecek kirlere karşı savunmasız hale getirir. Bu durum, enfeksiyon kapma riskini ciddi şekilde artırır.
Özetle; bir kesik yarasında doğru ilk yardım, kanamayı durdurmak ve enfeksiyonu önlemektir. Bunun için en etkili yöntem, yara dudaklarını bir araya getirerek temiz bir sargı bezi ile sarmaktır. Bu hem kanamayı kontrol eder hem de yarayı dış etkenlerden korur.
Soru 4 |
Kanamanın durdurulmasını | |
Kan dolaşımının sağlanmasını | |
Solunum desteğinin sağlanmasını | |
Hava yolu açıklığının sağlanmasını |
Doğru cevap d) Hava yolu açıklığının sağlanmasıdır. "A" harfi, İngilizce "Airway" kelimesinin baş harfidir ve Türkçede "Hava Yolu" anlamına gelir. Bir kişiye solunum desteği veya kalp masajı yapmadan önce, nefes alıp verebilmesi için akciğerlerine havanın ulaşabileceği yolun açık olup olmadığını kontrol etmek mutlak bir zorunluluktur. Bu nedenle ilk yardımın ABC'sinde "A" her zaman ilk ve en önemli adımdır.
Hava yolu, bilinci kapalı bir kişide genellikle geriye doğru kayan dil veya ağız içindeki yabancı cisimler (kan, kusmuk, kırık diş parçaları vb.) tarafından tıkanabilir. İlk yardımcı, "Baş Geri-Çene Yukarı" pozisyonu vererek bu olası tıkanıklığı giderir ve hava yolunu açık hale getirir. Eğer hava yolu tıkalıysa, yapacağınız diğer müdahalelerin (örneğin suni solunum) hiçbir anlamı olmayacaktır, çünkü verdiğiniz hava akciğerlere ulaşamaz.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- c) Solunum desteğinin sağlanması: Bu uygulama, ABC'nin "B" adımını ifade eder. "B", İngilizce "Breathing" (Solunum) kelimesinden gelir. Hava yolu güvenliği sağlandıktan (A) sonra, yaralının nefes alıp almadığı "Bak-Dinle-Hisset" yöntemiyle 10 saniye boyunca kontrol edilir. Eğer solunum yoksa, suni solunuma başlanır.
- b) Kan dolaşımının sağlanması: Bu uygulama, ABC'nin "C" adımını ifade eder. "C", İngilizce "Circulation" (Dolaşım) kelimesinden gelir. Solunum kontrolünden (B) sonra, nabız gibi dolaşım belirtileri kontrol edilir ve eğer dolaşım yoksa dış kalp masajına (göğüs basısı) başlanır.
- a) Kanamanın durdurulmasını: Ciddi kanamaların kontrolü de dolaşımın (Circulation - C) devamlılığı için hayati bir müdahaledir ve genellikle "C" adımı içinde değerlendirilir. Ancak, ABC sıralamasındaki temel öncelik her zaman nefes alabilmek için açık bir hava yoludur. Bir kişi nefes alamıyorsa, kanamayı durdurmanın tek başına bir anlamı kalmaz.
Özetle, ilk yardımın ABC'si hayat kurtaran bir zincir gibidir ve halkaların doğru sırada takip edilmesi gerekir. Önce hava yolu açılır (A - Airway), sonra bu açık yoldan nefes alınıp alınmadığına bakılır (B - Breathing) ve son olarak kalbin bu oksijeni vücuda pompalayıp pompalamadığı, yani dolaşımın olup olmadığı kontrol edilir (C - Circulation). Bu sıralamayı bilmek, hem ehliyet sınavında başarılı olmanızı hem de gerçek bir acil durumda doğru ve etkili müdahalede bulunmanızı sağlar.
Soru 5 |
Şok pozisyonu | |
Yarı oturuş pozisyonu | |
Baş geri-çene yukarı pozisyonu | |
Yarı yüzükoyun-Yan pozisyon |
Bu soruda, bilincini kaybetmiş bir kazazedenin solunum yolunu açmak için uygulanan temel bir ilk yardım tekniğinin adımları verilmiş ve bu tekniğin adının ne olduğu sorulmaktadır. Soruda tarif edilen uygulama, ilk yardımın en kritik adımlarından biridir, çünkü solunumun devamlılığı hayati önem taşır.
Doğru cevap c) Baş geri-çene yukarı pozisyonu'dur. Bu pozisyonun amacı, bilinci kapalı kişilerde gevşeyen dilin geriye düşerek soluk borusunu tıkamasını engellemektir. Soruda verilen adımlar bu tekniği birebir tarif etmektedir: Bir elin alına konulmasıyla baş geriye itilir (Baş Geri), diğer elin parmaklarıyla çenenin yukarı kaldırılmasıyla da (Çene Yukarı) dil yerinden oynatılarak hava yolu açılmış olur.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Şok pozisyonu: Bu pozisyon, dolaşım yetmezliği (şok) durumunda uygulanır. Kazazede sırt üstü yatırılır ve bacakları yaklaşık 30 cm kadar yukarı kaldırılarak hayati organlara (beyin, kalp vb.) kan gitmesi hedeflenir. Bu pozisyonun, soruda tarif edilen hava yolu açma tekniği ile bir ilgisi yoktur.
- b) Yarı oturuş pozisyonu: Bu pozisyon genellikle bilinci açık olan ve solunum güçlüğü çeken (örneğin kalp krizi, astım krizi, kaburga kırığı gibi durumlarda) hastalara uygulanır. Hastanın sırtı desteklenerek oturur pozisyona getirilmesi, nefes alıp vermesini kolaylaştırır. Ancak bu, bilinci kapalı birinin hava yolunu açmak için kullanılan bir yöntem değildir.
- d) Yarı yüzükoyun-Yan pozisyon: Bu pozisyon, "Koma Pozisyonu" veya "Derlenme Pozisyonu" olarak da bilinir. Bilinci kapalı ancak solunumu ve nabzı olan kazazedelere uygulanır. Amacı, kişinin kusması durumunda kusmuğun soluk borusuna kaçmasını önlemek ve dilin hava yolunu tıkamasını engellemektir. Soruda tarif edilen "Baş geri-çene yukarı" manevrası, koma pozisyonuna almadan önce solunumu kontrol etmek için yapılan bir adımdır, pozisyonun kendisi değildir.
Özetle, soruda adım adım anlatılan teknik, bilinci kapalı bir kazazedenin dilinin soluk borusunu tıkamasını önleyerek hava yolunu açmak için kullanılan Baş geri-çene yukarı pozisyonu'dur. Bu, temel yaşam desteğinin ilk ve en önemli adımlarından biridir.
Soru 6 |
“Vücut dokularının oksijen, besin, hormon,bağışıklık ve benzeri elemanlarını taşıyarak yeniden geriye toplayan sistemdir.” Yukarıdaki açıklama, vücudu oluşturan sistemlerden hangisine aittir?
Hareket sistemi | |
Sindirim sistemi | |
Dolaşım sistemi | |
Boşaltım sistemi |
Bu soruda, vücudumuzda adeta bir kargo ve dağıtım ağı gibi çalışan, yaşamsal maddeleri hücrelere ulaştırıp atıkları toplayan sistemin hangisi olduğu sorulmaktadır. Sorunun metninde geçen "oksijen, besin, hormon, bağışıklık elemanlarını taşıma" ve "yeniden geriye toplama" ifadeleri, bu sistemin temel görevlerini özetlemektedir.
Doğru Cevap: c) Dolaşım sistemi
Dolaşım sisteminin neden doğru cevap olduğunu açıklayalım: Dolaşım sistemi, kalp, kan damarları (atardamar, toplardamar, kılcal damar) ve kandan oluşur. Bu sistemin temel görevi, tam olarak soruda tarif edildiği gibidir. Kan, akciğerlerden aldığı oksijeni ve sindirim sisteminden aldığı besinleri vücuttaki tüm doku ve organlara taşır. Aynı zamanda, bezlerden salgılanan hormonları ve vücudu mikroplara karşı koruyan bağışıklık hücrelerini de gerekli yerlere ulaştırır. Bu taşıma işleminin ardından, hücrelerde oluşan karbondioksit gibi atık maddeleri toplayarak akciğer ve böbrekler gibi boşaltım organlarına geri götürür. Bu sürekli döngü, dolaşım sistemini vücudun lojistik merkezi yapar.
Diğer Seçenekler Neden Yanlıştır?
- a) Hareket sistemi: Bu sistem kemikler, kaslar ve eklemlerden oluşur. Temel görevi vücuda destek olmak, ona şekil vermek, iç organları korumak ve hareket etmemizi sağlamaktır. Oksijen veya besin taşıma gibi bir görevi yoktur.
- b) Sindirim sistemi: Mide, bağırsaklar gibi organlardan oluşan bu sistemin görevi, yediğimiz yiyecekleri parçalayarak kana karışabilecek kadar küçük besin moleküllerine ayırmaktır. Yani besinleri vücuda hazırlar ama onları tüm vücuda dağıtmaz. Dağıtım işini dolaşım sistemi yapar.
- d) Boşaltım sistemi: Böbrekler, idrar torbası gibi organları içeren bu sistem, kanın süzülerek zararlı ve atık maddelerden temizlenmesini ve bunların idrar yoluyla vücuttan atılmasını sağlar. Yani dolaşım sisteminin getirdiği atıkları toplayıp atan sistemdir, ancak oksijen ve besin taşıma görevi yoktur.
Özetle, sorudaki tanım, vücudun her noktasına yaşamsal maddeleri ulaştıran ve atıkları toplayan bir taşıma ağını tarif etmektedir. Bu görev, doğrudan dolaşım sisteminin işidir.
Soru 7 |
Uzuv kopması durumunda turnike uygulamaktan kaçınılması | |
Kanama durmazsa ikinci bir bez koyarak basıncın arttırılması | |
Kanayan yere en uzak basınç noktasına baskı uygulanması | |
Kanayan bölgenin kalp hizasının altına indirilmesi |
b) Kanama durmazsa ikinci bir bez koyarak basıncın arttırılması
Bu seçenek doğrudur. Dış kanamalarda ilk yapılması gereken şey, kanayan yaranın üzerine temiz bir bez veya gazlı bez yerleştirerek doğrudan ve sürekli basınç uygulamaktır. Eğer bu ilk bez kanla tamamen ıslanır ve kanama devam ederse, bu bez asla kaldırılmaz. Çünkü bezi kaldırmak, kanın pıhtılaşma sürecini bozarak kanamayı yeniden başlatır. Bunun yerine, ilk bezin üzerine ikinci bir temiz bez konularak basınç uygulamaya devam edilir ve basınç daha da artırılır. Bu yöntem, pıhtılaşmaya zaman tanır ve kanamayı etkili bir şekilde kontrol altına alır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Uzuv kopması durumunda turnike uygulamaktan kaçınılması
Bu ifade yanlıştır. Turnike (boğucu sargı), normal basınç yöntemleriyle durdurulamayan, hayatı tehdit eden şiddetli atardamar kanamalarında ve özellikle uzuv kopmalarında başvurulan son çaredir. Uzuv kopması gibi çok ciddi bir durumda kanamayı durdurmak hayati önem taşıdığından, turnike uygulamaktan kaçınmak değil, aksine doğru bir şekilde uygulamak gerekebilir. Bu nedenle bu seçenek hatalı bir ilk yardım bilgisidir. - c) Kanayan yere en uzak basınç noktasına baskı uygulanması
Bu ifade yanlıştır. Doğrudan basınca rağmen durmayan kanamalarda, kanamanın olduğu bölgeye kan taşıyan atardamarın üzerine baskı uygulanır. Bu baskı, kan akışını yavaşlatmak için kanayan bölgeye en yakın ve kalp ile yara arasında kalan ana atardamar noktasına yapılmalıdır. Kanayan yere en uzak noktaya baskı yapmak kanamayı durdurmada etkisiz kalacaktır. - d) Kanayan bölgenin kalp hizasının altına indirilmesi
Bu ifade yanlıştır. Kanayan bölge, eğer bir kol veya bacak ise, kanamayı yavaşlatmak için yer çekiminden faydalanılır. Bunun için kanayan uzuv, kalp seviyesinin üzerine kaldırılmalıdır. Bölgeyi kalp hizasının altına indirmek, kanın o bölgeye daha fazla hücum etmesine ve kanamanın şiddetinin artmasına neden olur. Bu, yapılması gerekenin tam tersidir.
Soru 8 |
Krizin kendiliğinden geçmesinin beklenmesi | |
Kilitlenmiş çenesinin zorla açılmaya çalışılması | |
El, kol ve bacaklarının bağlanması | |
Şekerli içecekler içirilmesi |
a) Krizin kendiliğinden geçmesinin beklenmesi
Bu seçenek doğrudur. Sara krizleri, beyindeki anormal elektriksel aktivite sonucu oluşur ve genellikle birkaç dakika içinde kendiliğinden sona erer. İlk yardımcının temel görevi, bu süreçte kişinin kendisine zarar vermesini önlemektir. Bunun için kişinin başını korumak, etrafındaki tehlikeli (sert, sivri) cisimleri uzaklaştırmak ve nöbetin bitmesini sakince beklemek en doğru yaklaşımdır.
b) Kilitlenmiş çenesinin zorla açılmaya çalışılması
Bu seçenek yanlıştır. Nöbet sırasında çene kasları çok güçlü bir şekilde kasılabilir. Kilitlenmiş çeneyi zorla açmaya çalışmak, kazazedenin dişlerinin kırılmasına, çenesinin çıkmasına veya ağız içinin yaralanmasına neden olabilir. Aynı zamanda, bu müdahaleyi yapmaya çalışan kişinin parmaklarının ısırılması gibi ciddi yaralanma riski de vardır. Unutulmamalıdır ki, kişinin nöbet sırasında dilini yutması tıbbi olarak mümkün değildir.
c) El, kol ve bacaklarının bağlanması
Bu seçenek yanlıştır. Nöbet sırasındaki istemsiz ve güçlü kasılmalar sırasında kişiyi zapt etmeye veya hareketlerini engellemeye çalışmak son derece tehlikelidir. Bu durum, kazazedenin kemiklerinin kırılmasına, eklemlerinin çıkmasına veya kaslarının yırtılmasına yol açabilir. Yapılması gereken, kişinin hareketlerini kısıtlamak değil, etrafını güvenli hale getirmektir.
d) Şekerli içecekler içirilmesi
Bu seçenek yanlıştır. Nöbet sırasında veya hemen sonrasında kişi tam olarak bilinci yerine gelmemişken ona herhangi bir yiyecek ya da içecek vermeye çalışmak çok tehlikelidir. Kişi yutkunma refleksini kontrol edemediği için verilen sıvı, soluk borusuna kaçarak boğulmasına (aspirasyon) neden olabilir. Bu uygulama, sara krizi için değil, bilinci açık olan ve kan şekeri düşüklüğü yaşayan kişiler için geçerlidir.
- Özetle, doğru ilk yardım: Sakin kalın, kişinin başını koruyun, tehlikeli eşyaları uzaklaştırın, kravat veya fular gibi sıkı giysileri gevşetin ve nöbetin bitmesini bekleyin. Nöbet bittikten sonra kişiyi rahat nefes alabilmesi için yan (iyileşme/koma) pozisyonuna getirin.
Soru 9 |
Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
II. Çıkık eklem hareket ettirilmeden tespit edilmeli: Bu ifade, çıkık durumunda yapılması gereken en temel ve en önemli ilk yardım uygulamasıdır. Çıkmış olan eklemi hareket ettirmek, eklemin etrafındaki kan damarlarına, sinirlere ve bağ dokularına daha fazla zarar verebilir. Bu nedenle eklem, bulunduğu şekilde, hareket etmeyecek biçimde sabitlenmeli (tespit edilmeli) ve bu şekilde korunmalıdır. Bu işlem için atel, sert bir karton veya sargı bezleri kullanılabilir.
III. Çıkık bölge askıya alınarak kazazede hastaneye ulaştırılmalı: Bu ifade de doğru bir ilk yardım adımıdır. Özellikle omuz, dirsek veya kol gibi üst vücut bölgelerindeki çıkıklarda, yaralı bölgeyi bir askıya almak (örneğin üçgen sargı bezi ile) son derece önemlidir. Askı, hem bölgenin hareketsiz kalmasına yardımcı olur, hem de yaralının ağrısını azaltır. Tespit ve askıya alma işlemleri tamamlandıktan sonra kazazede mutlaka bir sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Bu sorudaki en kritik ve en tehlikeli ifade I. öncüldür. Şimdi bu ifadenin neden yanlış olduğunu ve içinde bu ifadenin geçtiği seçeneklerin neden elenmesi gerektiğini açıklayalım.
I. Çıkık eklem yerine oturtulmalı: Bu ifade KESİNLİKLE YANLIŞTIR ve son derece tehlikeli bir müdahaledir. Çıkık bir eklemi yerine oturtmaya çalışmak, sadece bu konuda eğitim almış doktorlar tarafından, genellikle röntgen çekildikten sonra yapılmalıdır. İlk yardımcının böyle bir müdahalede bulunması; kalıcı sinir hasarına, damar yırtılmalarına, eklem kapsülünün zarar görmesine ve kırık oluşumuna neden olabilir. İlk yardımcının görevi durumu düzeltmek değil, mevcut durumu korumak ve daha kötüye gitmesini engellemektir.
- a) Yalnız I: Sadece en tehlikeli ve yanlış olan bu adımı içerdiği için kesinlikle yanlıştır.
- b) I ve II: Doğru bir uygulama olan "tespit etme" (II) ile çok tehlikeli olan "yerine oturtma" (I) işlemini bir arada sunduğu için yanlıştır.
- d) I, II ve III: İki doğru uygulamanın (II ve III) yanına, asla yapılmaması gereken "yerine oturtma" (I) işlemini de eklediği için bu seçenek de yanlıştır.
Özetle: Çıkık durumunda ilk yardımcının görevi, eklemi yerine koymaya çalışmak değil; eklemi olduğu gibi sabitlemek (tespit etmek), desteklemek (askıya almak) ve yaralıyı hastaneye ulaştırmaktır. Bu nedenle doğru uygulamalar sadece II ve III numaralı öncüllerde verilmiştir.
Soru 10 |
Karar verme ve kendini kontrol edebilme yeteneğinin azalması | |
Yollarda tehdit unsuru oluşumunun azalması | |
Kaza yapma riskinin azalması | |
Sürüş yeteneğinin artması |
Doğru Cevap: a) Karar verme ve kendini kontrol edebilme yeteneğinin azalması
Beynimiz, vücudumuzun kontrol merkezidir. Mantıklı düşünme, doğru kararlar alma, tehlikeleri analiz etme, riskleri hesaplama ve ani durumlara karşı tepki verme gibi tüm önemli fonksiyonları yönetir. Alkol, beyin hücreleri arasındaki iletişimi yavaşlatarak bu fonksiyonları doğrudan bozar. Bu durum, sürücünün muhakeme yeteneğini zayıflatır ve normalde yapmayacağı hataları yapmasına neden olur. Örneğin, alkollü bir sürücü hızını doğru ayarlayamaz, takip mesafesini koruyamaz veya kırmızı ışıkta geçme gibi tehlikeli bir karar alabilir. Bu nedenle, karar verme ve kendini kontrol etme yeteneğinin azalması, alkolün beyin üzerindeki olumsuz etkisinin en net ve tehlikeli sonucudur.
Yanlış Cevapların Açıklaması
Diğer seçenekler, alkolün bilinen etkilerinin tam tersini iddia ettiği için açıkça yanlıştır. Bu seçenekleri tek tek inceleyelim:
- b) Yollarda tehdit unsuru oluşumunun azalması: Bu ifade tamamen yanlıştır. Karar verme yeteneği zayıflamış, refleksleri yavaşlamış ve kontrolünü kaybetmiş bir sürücü, trafikteki diğer tüm sürücüler, yayalar ve yolcular için büyük bir tehdit oluşturur. Alkollü sürüş, yollardaki tehdit unsurunu azaltmaz, tam aksine artırır.
- c) Kaza yapma riskinin azalması: Bu seçenek de mantığa aykırıdır. Alkol, sürücünün dikkatini dağıtır, görüşünü bulandırır ve tepki süresini uzatır. Bütün bu olumsuz etkiler bir araya geldiğinde, sürücünün kaza yapma riski azalmak yerine katlanarak artar.
- d) Sürüş yeteneğinin artması: Alkol, bazı kişilerde yanıltıcı bir özgüven hissine neden olabilir, ancak bu gerçek bir yetenek artışı değildir. Aksine, alkol denge, koordinasyon ve dikkat gibi temel sürüş becerilerini ciddi şekilde köreltir. Hiçbir koşulda alkol, sürüş yeteneğini artırmaz; her zaman düşürür.
Özetle, bu soru alkolün beyin üzerindeki baskılayıcı ve yavaşlatıcı etkisini anlamanızı ölçmektedir. Bu etki, en başta sürücünün en önemli yetenekleri olan doğru karar verme ve kendini kontrol etme mekanizmalarını hedef alır. Bu yüzden doğru cevap 'a' şıkkıdır.
Soru 11 |
Koruma | |
Kurtarma | |
Bildirme | |
Tedavi etme |
Bu soruda, ilk yardımın temel adımları veya uygulamaları arasında hangisinin yer almadığı sorulmaktadır. İlk yardım, herhangi bir kaza veya yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da durumun kötüye gitmesini önleyebilmek amacıyla olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut olanaklar ile yapılan ilaçsız uygulamalardır. Bu tanımı aklımızda tutarak seçenekleri inceleyelim.
İlk yardımın temel uygulamaları, hayat kurtarma zincirinin ilk halkasıdır ve genellikle "KBK" kuralı olarak özetlenir. Bu kural, bir ilk yardımcının olay yerinde izlemesi gereken öncelik sırasını belirtir. Bu adımlar şunlardır:
- Koruma
- Bildirme
- Kurtarma
Şimdi bu adımların ve seçeneklerin ne anlama geldiğine bakalım:
a) Koruma: Bu seçenek, KBK kuralının ilk adımıdır ve ilk yardımın temel uygulamalarından biridir. Koruma, hem kazazedenin hem de ilk yardımcının güvenliğini sağlamak amacıyla olay yerinde alınması gereken önlemleri içerir. Örneğin, bir trafik kazasında olay yerini üçgen reflektörlerle işaretlemek, aracın kontağını kapatmak ve tehlike oluşturabilecek durumları ortadan kaldırmak bu adıma girer. Bu nedenle bu seçenek yanlış cevaptır.
c) Bildirme: Bu seçenek, KBK kuralının ikinci adımıdır ve yine ilk yardımın temel bir parçasıdır. Olay yeri güvenliği sağlandıktan sonra yapılması gereken en önemli şey, profesyonel yardım çağırmaktır. Türkiye'de acil durum numarası olan 112'yi arayarak olayın ne olduğunu, yerini, yaralı sayısını ve durumlarını bildirmek bu aşamayı oluşturur. Bu nedenle bu seçenek de yanlış cevaptır.
b) Kurtarma: Bu seçenek, KBK kuralının son adımıdır ve ilk yardımcının kazazedeye yaptığı müdahaleleri kapsar. Bildirme işlemi yapıldıktan sonra, profesyonel ekipler gelene kadar kazazedeye temel yaşam desteği (suni solunum, kalp masajı), kanama durdurma, yarayı kapatma gibi uygulamalar yapılır. Bu uygulamalar, kazazedenin durumunun kötüleşmesini önlemeyi ve hayatta kalmasını sağlamayı amaçlar. Bu nedenle bu seçenek de yanlış cevaptır.
d) Tedavi etme: Bu seçenek doğru cevaptır çünkü "tedavi etmek" ilk yardımın temel uygulamalarından biri değildir. Tedavi; ilaç kullanmayı, teşhis koymayı, ameliyat yapmayı ve diğer ileri tıbbi müdahaleleri içeren, sadece doktorlar ve sağlık profesyonelleri tarafından hastane veya klinik ortamında yapılan bir işlemdir. İlk yardımcının görevi tedavi etmek değil, profesyonel tıbbi yardım gelene kadar kişinin hayatını kurtarmak ve durumunu stabil tutmaktır. Bu yüzden "Tedavi etme" bir ilk yardım uygulaması sayılmaz.
Soru 12 |
Şokun engellenmesi | |
Kanamanın durdurulması | |
Zihinsel aktivitenin korunması | |
Sindirim işlevinin rahat olması |
Bu soruda, ilk yardımda uygulanan belirli işlem basamaklarının (bir pozisyonun) temel amacının ne olduğu sorulmaktadır. Tanımlanan adımlar, ilk yardımda "şok pozisyonu" olarak bilinen standart bir uygulamadır. Bu pozisyonun neden verildiğini anladığımızda, doğru cevabı kolayca bulabiliriz.
Doğru Cevap: a) Şokun engellenmesi
Soruda tarif edilen pozisyon, şok durumundaki bir kazazedeye uygulanır. Şok, en basit tanımıyla, dolaşım sisteminin yaşamsal organlara (beyin, kalp, akciğerler vb.) yeterli miktarda kan gönderememesi durumudur. Bu pozisyonun her bir adımı, bu durumu düzeltmeye veya daha kötüye gitmesini engellemeye yöneliktir. Bacakların 30 cm yukarıya kaldırılmasının temel amacı, bacaklardaki kanın yer çekimi yardımıyla gövdeye ve hayati organlara geri dönmesini sağlamaktır. Böylece beyin ve kalp gibi organlara giden kan akışı artırılarak, şokun ilerlemesi engellenmiş olur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Kanamanın durdurulması: Şok pozisyonu, kanamayı durdurmaz. Ciddi kanamalar şoka neden olabilir, ancak kanamayı durdurmak için yapılması gereken ilk yardım uygulaması farklıdır (örneğin, kanayan yere temiz bir bezle doğrudan baskı uygulamak, bandaj sarmak gibi). Şok pozisyonu, kanama durdurulduktan sonra veya kanama devam ederken kazazedenin durumunu stabil tutmak için verilir, kanamayı tek başına kesmez.
- c) Zihinsel aktivitenin korunması: Beyne giden kan akışını artırarak zihinsel aktivitenin korunmasına yardımcı olsa da, bu durum şokla mücadelenin bir sonucudur, temel amacı değildir. Asıl ve öncelikli amaç, sadece beyni değil, tüm hayati organları korumak üzere dolaşımı desteklemek, yani genel olarak şoku engellemektir. Bu seçenek, asıl amacın sadece bir parçasını ifade ettiği için eksik kalır.
- d) Sindirim işlevinin rahat olması: Bu seçenek konuyla tamamen ilgisizdir. Acil bir tıbbi durumda veya şok anında vücut, enerjisini hayati fonksiyonlara yönlendirir ve sindirim gibi o an için öncelikli olmayan işlevleri yavaşlatır. Dolayısıyla, bu pozisyonun sindirimi rahatlatmak gibi bir amacı kesinlikle yoktur.
Özetle, sırtüstü yatırıp bacakları 30 cm yukarı kaldırmak, kanı hayati organlara yönlendirerek dolaşım yetmezliği olarak bilinen şoku önlemeyi veya kontrol altına almayı amaçlayan kritik bir ilk yardım müdahalesidir. Bu nedenle doğru cevap A şıkkıdır.
Soru 13 |
Kendini üstün görmek | |
Kendi kendine kurallar koymak | |
Paylaşmayı bilmek ve saygılı olmak | |
Saygıyı öncelikle başkalarından beklemek |
Doğru Cevap: c) Paylaşmayı bilmek ve saygılı olmak
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, trafiğin bireysel bir alan değil, milyonlarca sürücü, yaya ve yolcu tarafından paylaşılan sosyal bir ortam olmasıdır. "Paylaşmayı bilmek", yolun sadece size ait olmadığını kabul etmek, gerektiğinde diğer sürücülere yol vermek, fermuar sistemine uymak ve geçiş kolaylığı sağlamak gibi davranışları içerir. "Saygılı olmak" ise diğer yol kullanıcılarının haklarına, trafik kurallarına ve trafik görevlilerine saygı göstermek anlamına gelir. Bu iki özellik birleştiğinde, trafikteki gerginlik azalır, akış daha düzenli hale gelir ve herkes için güvenli bir ortam oluşur.
Neden Diğer Seçenekler Yanlış?
-
a) Kendini üstün görmek: Bu davranış, trafik adabının tam tersidir ve son derece tehlikelidir. Kendini diğer sürücülerden üstün gören bir kişi, kuralları kendi lehine esnetmeye, başkalarının haklarını hiçe saymaya ve agresif sürüş teknikleri kullanmaya meyillidir. Bu durum, trafikte çatışmalara ve kazalara davetiye çıkarır.
-
b) Kendi kendine kurallar koymak: Trafik kuralları, herkesin can ve mal güvenliğini sağlamak için oluşturulmuş evrensel standartlardır. Her sürücünün kendi kurallarını uygulaması, trafikte tam bir kaosa yol açar. Örneğin, bir sürücünün "bu yolda hız limiti anlamsız" diyerek kendi kuralını koyması, hem kendisi hem de diğerleri için büyük bir risk oluşturur.
-
d) Saygıyı öncelikle başkalarından beklemek: Bu, pasif ve sorunlu bir yaklaşımdır. Trafikte saygı, bir sorumluluk olarak görülmeli ve karşılık beklenmeden gösterilmelidir. "Önce o bana saygı duysun, sonra ben ona duyarım" mantığı, gerginliği artırır ve iletişim kanallarını kapatır. Sorumluluk sahibi bir sürücü, durumu ne olursa olsun saygılı davranarak trafiğin olumlu yönde ilerlemesine katkıda bulunur.
Özetle, iyi bir sürücü olmak sadece aracı iyi kullanmakla değil, aynı zamanda yolları diğer insanlarla paylaştığının bilincinde olarak empati, sabır ve saygı göstermekle mümkündür. Bu nedenle "Paylaşmayı bilmek ve saygılı olmak" sürücülerde olması gereken en temel ve doğru davranıştır.
Soru 14 |
- I. Azami yüklü ağırlığın %20’den fazla aşılması hâlinde, yükü uygun hâle getirilin- ceye kadar araç trafikten men edilir.
- II. Taşıma sınırı üstünde yolcu alınması durumunda bütün sorumluluk ve gider- ler işletenine ait olmak üzere yolcuların en yakın yerleşim biriminde indirilmesi sağlanır.
Verilen bilgiler için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
I. doğru, II. yanlış | |
I. yanlış, II. doğru | |
Her ikisi de doğru | |
Her ikisi de yanlış |
Birinci öncül (I), yük taşıyan araçların yasal sınırların üzerinde yüklenmesi durumunda uygulanacak yaptırımı belirtmektedir. Bu bilgi doğrudur. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, bir aracın taşıyabileceği azami yüklü ağırlığın %20'den fazla aşılması ciddi bir ihlaldir. Bu durum, aracın fren mesafesini tehlikeli bir şekilde uzatır, manevra kabiliyetini azaltır ve yollara zarar verir. Bu yüzden trafik denetimlerinde böyle bir durum tespit edildiğinde, araç fazla yükü indirene ve yasal ağırlık sınırlarına dönene kadar trafikten men edilir, yani yola devam etmesine izin verilmez.
İkinci öncül (II), yolcu taşıyan araçların kapasitesinden fazla yolcu alması durumunda ne yapılacağını açıklamaktadır. Bu bilgi de doğrudur. Bir otobüsün, minibüsün veya herhangi bir aracın ruhsatında belirtilen yolcu taşıma kapasitesinin aşılması, hem yolcuların konforunu hem de can güvenliğini tehlikeye atar. Bu kural ihlal edildiğinde, denetim yapan yetkililer fazla yolcuların en yakın yerleşim biriminde güvenli bir şekilde indirilmesini sağlar. Bu işlem sırasında doğabilecek tüm masraflar (örneğin yolcuların başka bir araçla gidecekleri yere ulaştırılması) ve yasal sorumluluk, aracı işletene aittir.
Sonuç olarak, verilen her iki bilgi de Türkiye'deki trafik mevzuatında yer alan doğru ve geçerli kurallardır. Birinci öncül yük taşımacılığındaki, ikinci öncül ise yolcu taşımacılığındaki önemli güvenlik tedbirlerini ifade etmektedir. Bu nedenle her iki ifade de doğrudur.
- a) I. doğru, II. yanlış: Bu seçenek yanlıştır, çünkü II. öncülde verilen bilgi de doğrudur.
- b) I. yanlış, II. doğru: Bu seçenek de yanlıştır, çünkü I. öncülde verilen bilgi de doğrudur.
- c) Her ikisi de doğru: Bu seçenek doğrudur. Yukarıda açıkladığımız gibi, hem aşırı yük durumunda aracın trafikten men edilmesi hem de fazla yolcuların en yakın yerleşim yerinde indirilmesi kuralları geçerlidir.
- d) Her ikisi de yanlış: Bu seçenek tamamen yanlıştır, çünkü her iki bilgi de trafik kanununda yer alan doğru uygulamalardır.
Soru 15 |
El freni ile tespit edilmesi | |
Eğimli yollarda ön tekerleğin sağa çevrilmesi | |
Eğimli yollarda otobüslerin her iki arka tekerleklerine takoz konulması | |
Aracın terk edilmesi hâlinde camlarının açık bırakılması |
Bu soruda, bir aracı park ederken uygulanması gereken güvenlik önlemleri sorgulanmakta ve bu önlemler arasında olmayan, yani yanlış olan davranışın bulunması istenmektedir. Soru, park etme işleminin sadece aracı bir yere bırakmak olmadığını, aynı zamanda hem aracın hem de çevrenin güvenliğini sağlamak için bir dizi kuralı içerdiğini vurgulamaktadır. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyerek doğru cevaba ulaşalım.
d) Aracın terk edilmesi hâlinde camlarının açık bırakılması
Bu seçenek, sorunun doğru cevabıdır. Çünkü bir aracı park edip terk ederken camları açık bırakmak, bir güvenlik tedbiri değil, tam tersine bir güvenlik zafiyetidir. Açık bırakılan camlar, aracın içindeki değerli eşyaların veya aracın kendisinin çalınmasına davetiye çıkarır. Ayrıca yağmur, toz gibi dış etkenlerin aracın içine girmesine neden olarak araca zarar verebilir. Bu nedenle, park etme işleminden sonra alınacak tedbirler arasında aracın tüm kapılarının kilitlenmesi ve camlarının tamamen kapatılması yer alır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer seçeneklerin neden doğru birer park tedbiri olduğunu ve bu yüzden sorunun cevabı olamayacağını açıklayalım:
- a) El freni ile tespit edilmesi: Bu, park etmenin en temel ve zorunlu adımıdır. El freni (park freni), aracın mekanik olarak sabitlenmesini sağlar ve özellikle eğimli yollarda aracın kaymasını engeller. Motor durdurulduktan sonra vites uygun konuma getirilip el freni çekilerek araç güvenli bir şekilde sabitlenir. Bu, kesinlikle alınması gereken bir tedbirdir.
- b) Eğimli yollarda ön tekerleğin sağa çevrilmesi: Bu, özellikle yokuş aşağı park ederken hayati bir güvenlik önlemidir. Ön tekerlekler sağa, yani kaldırıma doğru çevrildiğinde, olası bir fren boşalması durumunda araç yola doğru değil, kaldırıma doğru hareket eder. Kaldırım bir takoz görevi görerek aracı durdurur ve olası bir kazayı engeller. Bu da önemli bir park tedbiridir.
- c) Eğimli yollarda otobüslerin her iki arka tekerleklerine takoz konulması: Otobüs, kamyon gibi ağır vasıtalar, ağırlıkları nedeniyle eğimli yollarda daha büyük bir risk taşır. Bu araçlarda sadece el frenine güvenmek yeterli olmayabilir. Bu nedenle, aracın kaymasını fiziksel olarak engellemek için arka tekerleklerin önüne veya arkasına (eğimin yönüne göre) takoz konulması zorunlu ve doğru bir güvenlik tedbiridir.
Sonuç olarak, a, b ve c seçenekleri araç park edilirken alınması gereken doğru ve gerekli güvenlik önlemlerini ifade etmektedir. d seçeneği ise tam tersi, yapılmaması gereken ve güvenlik açığı oluşturan bir davranıştır. Bu yüzden sorunun doğru cevabı "d" şıkkıdır.
Soru 16 |
En sağ şeritten gitmek koşuluyla araç sürmelerine izin verilir. | |
Bu kişilerin kara yolunda araç sürmesi yasaktır. | |
Uyuşturucu kullandıkları tespit edilenlerin sürücü belgeleri 5 yıl süreyle geri alınır. | |
Uyuşturucu kullandıklarından şüphelenildiğinde sağlık muayenesine tabi tutulurlar. |
Bu soruda, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanarak araç sürdüğü tespit edilen bir sürücü hakkında hangi ifadenin yanlış olduğu sorulmaktadır. Yani şıklardan üç tanesi doğru bir bilgiyi, bir tanesi ise tamamen yanlış bir durumu ifade etmektedir. Bizden bu yanlış olan ifadeyi bulmamız isteniyor.
Doğru cevap a) En sağ şeritten gitmek koşuluyla araç sürmelerine izin verilir seçeneğidir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi altında araç kullanmak, trafik güvenliğini en üst düzeyde tehlikeye atan son derece ciddi bir suçtur. Bu nedenle, bu durumdaki bir sürücünün "en sağ şeritten gitmek" gibi herhangi bir koşulla dahi trafiğe çıkmasına kesinlikle izin verilmez. Bu ifade, yasanın ruhuna ve maddesine tamamen aykırıdır ve uydurma bir bilgidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış (yani doğru bilgiler) olduğuna bakalım:
- b) Bu kişilerin kara yolunda araç sürmesi yasaktır: Bu ifade doğrudur. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altındayken araç sürmek kesin olarak yasaktır. Bu, trafik güvenliğinin temel kurallarından biridir.
- c) Uyuşturucu kullandıkları tespit edilenlerin sürücü belgeleri 5 yıl süreyle geri alınır: Bu ifade de doğrudur. Yapılan kontrolde uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığı tespit edilen sürücülerin ehliyetlerine, kanunda belirtildiği üzere 5 yıl süreyle el konulur. Bu, caydırıcılığı yüksek ve ağır bir cezai yaptırımdır.
- d) Uyuşturucu kullandıklarından şüphelenildiğinde sağlık muayenesine tabi tutulurlar: Bu ifade de doğrudur. Trafik polisinin bir sürücünün uyuşturucu madde etkisinde olduğundan şüphelenmesi durumunda, bu şüphenin netleştirilmesi için kişiyi teknik cihazlarla (test kiti vb.) kontrole veya adli tıp gibi yetkili sağlık kuruluşlarında muayeneye gönderme yetkisi vardır. Sürücü bu kontrolü reddedemez.
Özetle, uyuşturucu madde etkisi altında araç kullanmak mutlak bir yasaktır ve hiçbir koşulda izin verilmez. Bu nedenle "en sağ şeritten gitme koşuluyla izin verilir" ifadesi tamamen yanlıştır ve sorunun doğru cevabıdır.
Soru 17 |
20 | |
30 | |
40 | |
45 |
Bu soruda, Türkiye'deki trafik kurallarına göre, bir yerleşim yeri (şehir, ilçe, köy merkezi gibi) içerisinde, herhangi bir hız sınırı levhası bulunmayan bir yolda motorlu bisikletlerin (mopedlerin) yapabileceği en yüksek hızın ne olduğu sorulmaktadır. Bu, ezbere dayalı bir kural sorusudur ve sürücü adaylarının araç türlerine göre belirlenmiş standart hız limitlerini bilmesi gerekir.
Doğru Cevap: b) 30
Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, yerleşim yerleri içindeki yollarda, aksini gösteren bir trafik işareti olmadıkça, motorlu bisikletler için belirlenmiş azami hız sınırı saatte 30 kilometredir. Bu kural, motorlu bisikletlerin yapısal olarak daha az korunaklı ve daha yavaş araçlar olması nedeniyle, şehir içi gibi yaya ve araç trafiğinin yoğun olduğu bölgelerde güvenliği artırmak amacıyla konulmuştur. Düşük hız, olası bir kaza anında hem sürücünün hem de diğer yol kullanıcılarının zarar görme riskini önemli ölçüde azaltır.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) 20: Bu seçenek yanlıştır. Saatte 20 km hız, genellikle okul bölgeleri, yaya bölgeleri veya özel olarak işaretlenmiş çok dar sokaklar gibi alanlar için belirlenen çok düşük bir hız limitidir. Yerleşim yerlerindeki genel varsayılan hız sınırı bu değildir.
- c) 40: Bu seçenek yanlıştır. 40 km/s, motorlu bisikletler için standart bir hız limiti değildir. Genellikle bazı ana caddelerde otomobiller için 50 km/s olan limitin levhalarla düşürüldüğü durumlarda görülebilen bir hızdır, ancak motorlu bisikletler için varsayılan bir limit olarak kabul edilmez.
- d) 45: Bu seçenek, en çok karıştırılan şıklardan biridir ve bu yüzden yanlıştır. Saatte 45 km hız, motorlu bisikletlerin yerleşim yeri dışındaki (şehirlerarası çift yönlü veya bölünmüş) kara yollarında yapabilecekleri azami hızdır. Soru özellikle "yerleşim yeri içi" sorduğu için bu cevap doğru değildir. Unutmayın, şehir içinde daha yavaş, şehir dışında ise biraz daha hızlı gidilir.
Özetle:
Ehliyet sınavı için motorlu bisikletlerin hız limitlerini şu şekilde ezberleyebilirsiniz:
- Yerleşim Yeri İçinde: 30 km/s
- Yerleşim Yeri Dışında (Şehirlerarası yollar): 45 km/s
- Otoyollarda: Giremezler.
Bu soru, sürücü adayının farklı yol tiplerinde farklı araçlar için geçerli olan temel hız kurallarını bilip bilmediğini ölçmektedir.
Soru 18 |
120 | |
110 | |
90 | |
80 |
Doğru cevap c) 90'dır. Türkiye'deki trafik kurallarına göre, aksini gösteren bir trafik işareti bulunmadığı sürece, otomobillerin yerleşim yerleri dışındaki şehirler arası çift yönlü kara yollarında yapabilecekleri azami hız saatte 90 kilometredir. "Çift yönlü kara yolu", gidiş ve geliş trafiğinin bir refüj veya bariyer gibi fiziksel bir ayırıcıyla ayrılmadığı, sadece yol çizgileriyle ayrıldığı yollardır. Bu yollarda karşı yönden gelen trafikle karşılaşma riski daha yüksek olduğu için hız limiti, bölünmüş yollara göre daha düşüktür.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- b) 110 seçeneği neden yanlış? Saatte 110 kilometre hız limiti, otomobiller için yerleşim yeri dışındaki bölünmüş yollarda geçerlidir. Bölünmüş yollar, ortasında refüj veya bariyer bulunan, bu sayede karşı yön trafiğinin fiziksel olarak ayrıldığı daha güvenli yollardır. Soru, "bölünmüş yol" değil, "çift yönlü kara yolu" dediği için bu seçenek doğru değildir. Ehliyet sınavlarında bu iki yol tipi arasındaki fark sıkça sorulur.
- a) 120 seçeneği neden yanlış? Saatte 120 kilometre hızı, genellikle otoyollar ile ilişkilendirilen bir hız limitidir. Güncel yönetmeliğe göre otomobillerin otoyollardaki azami hızı 130 km/s'e (bazı otoyollarda ise 140 km/s'e) çıkarılmıştır. Ancak 120 km/s, eski limit olması ve yaygın bir bilgi olması nedeniyle sınavlarda güçlü bir çeldirici olarak kullanılır. Soruda belirtilen yol tipi bir otoyol olmadığı için bu seçenek de yanlıştır.
- d) 80 seçeneği neden yanlış? Saatte 80 kilometre hız limiti, soruda belirtilen aynı yol tipinde (şehirler arası çift yönlü kara yolu) daha farklı ve yavaş araçlar için geçerlidir. Örneğin, otobüs, kamyon ve kamyonet gibi araçların bu yollardaki azami hızı 80 km/s'tir. Soru özellikle otomobiller için sorulduğundan bu şık elenmelidir.
Özet olarak, bir otomobil sürücüsünün bilmesi gereken temel hız limitleri şunlardır:
- Yerleşim yeri içinde: 50 km/s
- Yerleşim yeri dışında çift yönlü yolda: 90 km/s
- Yerleşim yeri dışında bölünmüş yolda: 110 km/s
- Otoyolda: 130 km/s veya 140 km/s
Bu soruyu doğru cevaplayabilmek için en önemli nokta, "çift yönlü kara yolu" ile "bölünmüş yol" arasındaki farkı bilmektir.
Soru 19 |
Trafikte bulunanları uyarmak için, şekildeki aracın arkasında yanmakta olan geri vites lambalarının rengi aşağıdakilerden hangisidir? Mavi | |
Yeşil | |
Beyaz | |
Kırmızı |
Doğru cevap Beyaz'dır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, motorlu araçların geri vitese takıldığında otomatik olarak yanan lambalarının rengi beyaz olmak zorundadır. Beyaz rengin seçilmesinin iki temel sebebi vardır: Birincisi, gece veya kötü hava koşullarında sürücünün geri manevra yapacağı alanı aydınlatarak görüşü artırmak; ikincisi ise diğer yol kullanıcılarına aracın standart ileri hareket yönünün aksine, geriye doğru hareket ettiği veya edeceği konusunda net ve ayırt edici bir uyarı vermektir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- Kırmızı: Araçların arkasındaki kırmızı renkli ışıklar genellikle tehlike, yavaşlama veya durma anlamı taşır. Fren lambaları ve arka park (stop) lambaları kırmızıdır. Geri vites lambası da kırmızı olsaydı, sürücülerin fren yapıldığını düşünerek kafa karışıklığı yaşamasına ve kazalara neden olabilirdi.
- Mavi: Mavi renkli tepe lambaları, ambulans, polis, itfaiye gibi geçiş üstünlüğüne sahip görevli ve acil durum araçlarına aittir. Sivil araçlarda mavi ışık kullanılması kesinlikle yasaktır ve trafikte yanlış bir aciliyet algısı yaratır.
- Yeşil: Yeşil renk trafikte genel olarak "geçiş serbest" veya "ilerle" anlamı taşır (trafik lambalarında olduğu gibi). Araçların aydınlatma donanımında standart olarak kullanılan bir renk değildir ve trafikteki diğer işaretlerle karışıklığa yol açacağı için tercih edilmez.
Özetle, trafikteki her ışık renginin evrensel bir anlamı vardır ve bu, güvenli bir iletişim için kritik öneme sahiptir. Bir aracın arkasında yanan beyaz ışıkları gördüğünüzde, o aracın ya geri vitese takmış olduğunu ya da geri geri hareket ettiğini anlamalısınız. Bu nedenle, geri vites lambalarının standart rengi her zaman beyaz'dır.
Soru 20 |

İstediği şeridi | |
1 numaralı şeridi | |
2 numaralı şeridi | |
3 numaralı şeridi |
Bu soruda, çok şeritli bir yoldan dönel kavşağa yaklaşan bir sürücünün, kavşaktan "geriye dönüş" (U dönüşü) yapmak için hangi şeride girmesi gerektiği sorulmaktadır. Şekilde şeritler soldan sağa doğru 1, 2 ve 3 olarak numaralandırılmıştır. Doğru şerit seçimi, hem sürücünün kendi güvenliği hem de trafikteki diğer araçların güvenliği için hayati önem taşır.
Doğru cevap b) 1 numaralı şeridi seçeneğidir. Dönel kavşaklardaki temel kural, gidilecek yöne göre önceden doğru şeride girmektir. Sola dönüşler ve geriye dönüşler gibi, kavşak içinde en uzun mesafeyi kat etmeyi gerektiren manevralar için her zaman en soldaki şerit, yani döner adaya en yakın olan şerit kullanılmalıdır. Bu şeridi kullanmak, sürücünün kavşak içinde diğer şeritlerdeki araçların yolunu kesmeden güvenli bir şekilde manevrasını tamamlamasını sağlar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- d) 3 numaralı şeridi: Bu şerit, en sağdaki şerittir ve genellikle kavşaktan ilk çıkışı kullanarak sağa dönecek sürücüler içindir. Bu şeritten geriye dönüş yapmaya çalışmak, sürücünün kavşak içindeki 2 ve 1 numaralı şeritleri kesmesi anlamına gelir. Bu durum, hem trafik akışını tehlikeli bir şekilde engeller hem de çok yüksek bir kaza riski yaratır.
- c) 2 numaralı şeridi: Bu şerit, yani orta şerit, genellikle kavşaktan karşıya, yani düz gidecek sürücüler tarafından kullanılır. Bu şeritten geriye dönüş yapmak, en soldaki 1 numaralı şeridi kullanan ve sola dönmek isteyen araçların yolunu keseceği için tehlikelidir ve kural ihlalidir. Her sürücü, niyetine uygun şeritte kalarak kavşağı güvenli bir şekilde geçmelidir.
- a) İstediği şeridi: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır. Trafik kuralları, sürücülerin keyfi davranmasını önlemek ve trafikte bir düzen ve öngörülebilirlik sağlamak için vardır. Özellikle dönel kavşak gibi potansiyel tehlike barındıran noktalarda doğru şerit seçimi bir tercih değil, uyulması gereken bir zorunluluktur.
Özetle, dönel kavşağa yaklaşırken gideceğiniz yöne göre şerit seçimi şu şekilde olmalıdır:
- Sağa dönecekseniz (ilk çıkış): En sağdaki şerit (3 numara).
- Düz gidecekseniz (ikinci çıkış): Orta şerit (2 numara).
- Sola veya geriye dönecekseniz (üçüncü veya dördüncü çıkış): En soldaki şerit (1 numara).
Bu kurallara uymak, dönel kavşaklarda trafiğin akıcı ve güvenli olmasını sağlar.
Soru 21 |

2 numaralı aracın yanlış şeritte seyrettiği | |
2 numaralı aracın takip mesafesine uymadığı | |
1 numaralı aracın dönüş işaretini yanlış kullandığı | |
1 numaralı aracın doğru geçmekte olan 2 numaralı araca yol vermediği |
Doğru Cevap: d) 1 numaralı aracın doğru geçmekte olan 2 numaralı araca yol vermediği
Bu seçeneğin doğru olmasının en temel nedeni, 1 numaralı aracın bulunduğu yolda "Yol Ver" levhasının olmasıdır. Bu üçgen şeklindeki levha, sürücünün tali yoldan ana yola çıktığını ve ana yoldaki araçlara geçiş hakkını vermek zorunda olduğunu belirtir. Resimde 2 numaralı araç ana yolda düz bir şekilde ilerlemektedir ve geçiş üstünlüğüne sahiptir. 1 numaralı araç ise bu kurala uymayarak 2 numaralı aracın önüne çıkmakta, yani ona yol vermemektedir. Bu nedenle bu ifade, resimdeki duruma göre kesinlikle doğrudur.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) 2 numaralı aracın yanlış şeritte seyrettiği: Bu ifade yanlıştır. Türkiye'de trafik sağdan akar ve 2 numaralı araç, kendi gidiş yönüne göre yolun sağ şeridinde doğru bir şekilde ilerlemektedir. Herhangi bir şerit ihlali söz konusu değildir.
- b) 2 numaralı aracın takip mesafesine uymadığı: Bu ifade de yanlıştır. Takip mesafesi, bir aracın önündeki araçla arasında bırakması gereken güvenli mesafedir. Resimde 2 numaralı aracın önünde başka bir araç bulunmadığı için takip mesafesi kuralının ihlal edilip edilmediği söylenemez. Bu durum resimdeki senaryo ile alakasızdır.
- c) 1 numaralı aracın dönüş işaretini yanlış kullandığı: Bu ifade de yanlıştır. 1 numaralı araç sola dönmek istemektedir ve sola dönüş sinyalini yakmıştır. Sinyal, sürücünün niyetini belirtmek için kullanılır ve bu durumda doğru şekilde kullanılmaktadır. Buradaki hata sinyalin yanlış kullanılması değil, geçiş hakkı kuralına uyulmamasıdır.
Özetle, bu sorunun anahtarı "Yol Ver" levhasını ve anlamını bilmektir. Bu levhayı gören sürücü, ana yoldaki trafiği kontrol etmeli ve yol boş olduğunda geçiş yapmalıdır. 1 numaralı araç bu kuralı ihlal ettiği için doğru cevap D şıkkıdır.
Soru 22 |
1 | |
2 | |
3 | |
4 |
Bu soruda, Türkiye'deki Karayolları Trafik Kanunu'na göre belirli ticari araç türlerinin periyodik araç muayene zorunluluğu süresi sorulmaktadır. Soruda listelenen araçlar; otobüs, kamyon, minibüs, kamyonet ve çekicidir. Bu araçların ortak özelliği, genellikle ticari amaçla kullanılmaları ve yolcu veya yük taşımacılığı yapmalarıdır. Bu nedenle trafik güvenliği açısından daha sıkı denetlenmeleri gerekir.
Doğru cevap "a) 1" seçeneğidir. Çünkü Türkiye'deki mevzuata göre, ticari olarak tescil edilmiş tüm motorlu taşıtların ilk bir yaşını doldurduktan sonra her yıl periyodik muayeneye girmesi zorunludur. Soruda belirtilen otobüs, kamyon, minibüs, kamyonet ve çekiciler bu kategoriye girmektedir. Bu araçların yoğun kullanımı, taşıdıkları yük ve yolcu sayısı göz önüne alındığında, güvenlik standartlarını korumak amacıyla yıllık kontrol hayati önem taşır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- b) 2 yıl: Bu süre, hususi (özel) olarak tescil edilmiş otomobiller, römorklar ve motosikletler için geçerlidir. Bu tür araçlar ilk üç yaşını doldurduktan sonra her iki yılda bir muayeneye tabi tutulur. Soruda ticari araçlar sorulduğu için bu seçenek yanlıştır.
- c) 3 yıl: Bu süre, sıfır kilometre olarak satın alınmış hususi (özel) otomobillerin ve motosikletlerin ilk muayene süresidir. Yani, yeni bir özel otomobil, trafiğe çıktığı tarihten itibaren üç yıl sonra ilk muayenesine girer. Bu sürenin sonunda ise 2 yıllık periyotlar başlar. Ticari araçlar için geçerli bir periyot değildir.
- d) 4 yıl: Türkiye'deki mevcut araç muayene yönetmeliğinde standart bir araç kategorisi için 4 yıllık bir periyodik muayene süresi bulunmamaktadır. Bu seçenek tamamen kafa karıştırmak için verilmiş bir çeldiricidir.
Özetle, araç muayene sürelerini ezberlerken araçları "ticari" ve "hususi" olarak ayırmak çok önemlidir. Soruda geçen tüm araçlar ticari sınıfa girdiği için muayene periyotları her yıl, yani 1 yılda birdir. Bu kural, trafik güvenliğini en üst düzeyde tutmayı amaçlar.
Soru 23 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Bu soruda, sürücü belgesi sınıflarının hangi araç türlerini kullanma yetkisi verdiğini bilmeniz beklenmektedir. Sorunun kilit noktası, Mehmet'in A2 sınıfı ehliyet için başvuru yapmasıdır. Mevcut B sınıfı ehliyeti olması, kafa karıştırmak için verilmiş bir bilgidir; odaklanmanız gereken, yeni almak istediği ehliyet sınıfıdır.
Doğru cevap c) seçeneğidir. Çünkü Türkiye'deki trafik mevzuatına göre A2 sınıfı sürücü belgesi, belirli güç limitleri dahilindeki motosikletleri kullanmak için verilir. A2 sınıfı ehliyet, gücü 35 kilovatı (kW) ve gücünün ağırlığına oranı 0,2'yi geçmeyen, sepetli veya sepetsiz iki tekerlekli motosikletler ile gücü 15 kilovatı geçmeyen üç tekerlekli motosikletleri kapsar. Dolayısıyla, A2 ehliyeti almak isteyen bir kişi, resimdeki gibi bir motosiklet kullanmak istemektedir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Otomobil: Bu araç bir otomobildir ve kullanımı için B sınıfı sürücü belgesi gereklidir. Soruda Mehmet'in zaten B sınıfı ehliyete sahip olduğu belirtilmiştir, bu yüzden bu aracı kullanmak için yeni bir başvuru yapmasına gerek yoktur.
- b) Traktör: Bu araç bir traktördür ve kullanımı için F sınıfı sürücü belgesi gereklidir. Mehmet'in başvurduğu A2 sınıfı, traktör kullanımını kapsamamaktadır.
- d) Kamyon: Bu araç bir kamyondur ve kullanımı için C sınıfı sürücü belgesi gereklidir. A2 sınıfı ehliyet, kamyon gibi yük taşıma amaçlı büyük araçları kullanma yetkisi vermez.
Özetle, ehliyet sınavında bu tür bir soruyla karşılaştığınızda, hangi ehliyet sınıfının hangi aracı kapsadığını doğru bir şekilde bilmeniz çok önemlidir. Soruda verilen A2 sınıfı başvurusu, doğrudan motosiklet kullanımını işaret ettiği için doğru cevap c seçeneğindeki motosiklet görselidir.
Soru 24 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru cevap a seçeneğidir. Bu trafik işareti, bir tehlike uyarı levhasıdır ve içerisinde bir kar tanesi sembolü bulunur. Bu sembol, sürücülere ilerideki yol kesiminde hava koşullarına bağlı olarak gizli buzlanma olabileceği konusunda uyarıda bulunur. Özellikle köprüler, viyadükler, tünel çıkışları ve gölgelik alanlar gibi sıcaklığın ani düştüğü yerlerde bu levhaya sıkça rastlanır. Bu işareti gören sürücü, hızını düşürmeli, ani fren ve direksiyon hareketlerinden kaçınmalı ve takip mesafesini artırmalıdır.
b seçeneğindeki işaret ise "Kaygan Yol" levhasıdır. Bu işaret, yol yüzeyinin yağmur, çamur, mıcır veya başka bir sebeple kaygan hale geldiğini bildirir. Buzlanma da yolu kayganlaştırır ancak bu işaret daha genel bir uyarıdır. Soruda özellikle "gizli buzlanma" belirtildiği için, bu duruma özel olarak dikkat çeken kar tanesi sembollü levha (a seçeneği) daha doğru bir cevaptır. Kaygan yol levhası her türlü kayganlık riski için kullanılabilirken, gizli buzlanma levhası sadece donma tehlikesine işaret eder.
c seçeneğinde gösterilen işaret "Gevşek Şev" veya "Taş Düşebilir" anlamlarına gelir. Bu levha, genellikle dağlık ve yamaçlı bölgelerde kullanılır ve yola yamaçtan taş, kaya veya toprak parçalarının düşebileceği konusunda sürücüleri uyarır. Bu işaretin yolun yüzeyindeki buzlanma ile bir ilgisi yoktur, tamamen çevresel bir tehlikeyi belirtir. Bu işareti gören sürücü, dikkatli olmalı ve yol kenarında duraklama yapmamalıdır.
d seçeneğindeki işaret ise "İki Yönlü Trafik" levhasıdır. Bu işaret, tek yönlü bir yoldan çıkıp karşıdan da trafiğin geldiği iki yönlü bir yola girileceğini bildirir. Amacı, sürücüyü trafik düzenindeki değişikliğe karşı uyarmaktır. Dolayısıyla bu işaretin yol yüzeyinin durumu veya hava koşullarıyla herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır.
Soru 25 |
5 | |
10 | |
15 | |
20 |
Doğru Cevap: c) 15
Doğru cevabın 15 km/s olmasının sebebi, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde açıkça belirtilmiş bir kural olmasıdır. Yönetmeliğe göre, aksine bir işaret bulunmadıkça ve zorunlu bir sebep olmadıkça, şehirler arası karayollarında motorlu araçların kullanabileceği en düşük hız saatte 15 kilometredir. Bu kuralın amacı, trafiğin akıcılığını sağlamak ve çok yavaş giderek tehlike yaratan araçları engellemektir. Normal seyrin 90-110 km/s olduğu bir yolda 5-10 km/s gibi bir hızla giden bir araç, arkadan gelen araçlar için ciddi bir kaza riski oluşturur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) 5 ve b) 10: Bu hızlar, bir şehirler arası karayolunun akışı için aşırı yavaştır. Neredeyse durma noktasına yakın olan bu hızlar, trafik güvenliğini sağlamak yerine ciddi şekilde tehlikeye atar. Bu nedenle yasa koyucu, minimum sınırı bu kadar düşük belirlememiştir.
- d) 20: Bu seçenek doğru cevaba yakın olsa da, yönetmelikte belirtilen net rakam değildir. Ehliyet sınavlarında trafik kurallarıyla ilgili net ve ezbere dayalı bilgiler sorulabilir, bu yüzden doğru rakamı bilmek önemlidir. Yasal sınır 20 değil, 15 km/s'tir.
Önemli Bir Not ve Sık Yapılan Hata
Bu soruda en çok karıştırılan konu, otoyollar (otobanlar) ile şehirler arası karayolları arasındaki farktır. Her iki yol tipi için asgari hız sınırları farklıdır. Bu soruda "şehirler arası karayolu" sorulmuştur, ancak sınavda karşınıza "otoyol" da çıkabilir. Bu iki önemli kuralı unutmamalısınız:
- Şehirler arası karayollarında asgari hız sınırı: 15 km/s
- Otoyollarda (Erişme Kontrollü Karayolu) asgari hız sınırı: 40 km/s
Dolayısıyla, soruda hangi yol tipinin sorulduğuna çok dikkat etmek, doğru cevabı bulmak için hayati önem taşır. Bu sorunun cevabı, şehirler arası karayolu için belirlenen 15 km/s'tir.
Soru 26 |

Trafiğin bütün istikametlere kapanma hâli | |
Trafiğin bütün istikametlere açılma hâli | |
Trafiği hızlandırma işareti | |
Trafiği yavaşlatma işareti |
Doğru Cevap: a) Trafiğin bütün istikametlere kapanma hâli
Trafik görevlisinin bir kolunu yukarı kaldırması, tüm yönlerden gelen trafik için bir "DUR" emridir. Bu işaret, trafik ışıklarındaki sarı ışık ile neredeyse aynı anlama gelir ve sürücülere bir uyarı niteliği taşır. Bu uyarı, birazdan trafiğin akış yönünün değişeceğini, bu nedenle tüm sürücülerin durmaya hazırlanması gerektiğini bildirir. Bu işareti gören bir sürücü, kavşağa henüz girmemişse güvenli bir şekilde yavaşlayıp durmalı; eğer zaten kavşağın içindeyse, kavşağı dikkatlice boşaltmalıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Trafiğin bütün istikametlere açılma hâli: Bu seçenek mantıken ve pratikte imkansızdır. Trafiğin tüm yönlere aynı anda açılması, büyük bir kaosa ve kazalara yol açar. Trafiğin hangi yönlere açık olduğunu belirtmek için polis genellikle kollarını yana açar; bu durumda trafik, polisin kolları istikametindeki yollarda akar.
- c) Trafiği hızlandırma işareti: Görevlinin trafiği hızlandırmak için yaptığı işaret, "Geç" veya "Hızlan" anlamına gelir. Bu işarette polis, kolunu dirsekten kırarak ileri geri hızlı bir şekilde sallar. Görseldeki sabit ve dik duran kol işaretiyle tamamen farklıdır.
- d) Trafiği yavaşlatma işareti: Trafiği yavaşlatma işareti, görevlinin kolunu avuç içi yere bakacak şekilde aşağı ve yukarı doğru yavaşça hareket ettirmesiyle yapılır. Bu hareket, sürücülere hızlarını düşürmeleri gerektiğini anlatır. Sorudaki havada sabit duran kol ise yavaşlamayı değil, tamamen durmayı emreder.
Özetle, trafik polisinin tek kolunu havaya kaldırması, bir sonraki komuta hazırlık amacıyla bütün yönlerdeki trafiğin durması gerektiğini belirten kesin bir emirdir. Sınavda bu ve benzeri işaretlerle karşılaştığınızda, havaya kalkan tek kolun tüm yollar için bir "DUR" sinyali olduğunu aklınızda tutmanız, soruyu kolayca çözmenizi sağlayacaktır.
Soru 27 |
Dinç ve zinde olma | |
Reflekslerinde zayıflama | |
Manevra kabiliyetinde artma | |
Aşırı hareketli ve uyumlu olma |
Doğru Cevap: b) Reflekslerinde zayıflama
Alkol, merkezi sinir sistemini yavaşlatan bir maddedir. Bu durum, beynin vücuda komut gönderme ve dışarıdan gelen uyarıları algılayıp yorumlama hızını düşürür. Sürücülükte refleksler, aniden yola çıkan bir çocuk veya önünüzde duran bir araç gibi beklenmedik durumlara karşı saniyeler içinde tepki vermenizi sağlar. Alkol tüketen bir sürücünün tehlikeyi fark etmesi, karar vermesi ve frene basması veya direksiyonu kırması normalden çok daha uzun sürer. Bu gecikmeye reflekslerin zayıflaması denir ve trafik kazalarının en önemli nedenlerinden biridir.
Diğer Şıklar Neden Yanlış?
- a) Dinç ve zinde olma: Bu seçenek doğru cevabın tam tersidir. Alkol, uyarıcı bir madde değil, uyuşturucu ve yavaşlatıcı etkiye sahip bir depresandır. Vücuda alındığında yorgunluk, uyuşukluk ve dikkat dağınıklığına neden olur. Kişinin kendini dinç ve zinde hissetmesi yerine, aksine zihinsel ve fiziksel performansını düşürür.
- c) Manevra kabiliyetinde artma: Manevra kabiliyeti; direksiyon hakimiyeti, şerit değiştirme, park etme gibi hassas ve koordinasyon gerektiren becerileri içerir. Alkol, kas kontrolünü, dengeyi ve göz-el-ayak koordinasyonunu bozar. Bu nedenle alkollü bir sürücünün manevra kabiliyeti artmaz, tam aksine tehlikeli bir şekilde azalır.
- d) Aşırı hareketli ve uyumlu olma: Alkol, beyindeki kontrol mekanizmasını zayıflattığı için bazı kişilerde başlangıçta aşırı konuşkanlık veya hareketlilik görülebilir. Ancak bu durum, kontrollü veya "uyumlu" bir hareketlilik değildir; aksine, muhakeme yeteneğinin kaybolmasından kaynaklanan dağınık ve riskli davranışlardır. Alkol, kişinin çevresiyle olan uyumunu ve koordinasyonunu artırmaz, bozar.
Özetle, alkol sürücünün en temel yeteneği olan tehlikeye hızlı tepki verme, yani reflekslerini doğrudan olumsuz etkiler. Diğer seçenekler ise alkolün yarattığı etkilerin tam tersini ifade ettiği için yanlıştır. Unutmayın ki, trafikte bir saniyelik gecikme bile çok ciddi sonuçlara yol açabilir, bu yüzden alkollü araç kullanmak hem yasa dışı hem de son derece tehlikelidir.
Soru 28 |
Trafik kazalarının | |
Trafik işaret levhalarının | |
Trafikteki görevli sayısının | |
Kaza anında ölüm ve yaralanmaların |
Bu soruda, emniyet kemerinin trafikteki temel işlevinin ne olduğu ve neyi azalttığı sorulmaktadır. Emniyet kemeri, bir aracın en temel güvenlik donanımlarından biridir ve kullanım amacı doğrudan bir kazanın sonuçlarıyla ilgilidir. Sorunun doğru cevabını ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak için emniyet kemerinin çalışma prensibini bilmek önemlidir.
Doğru Cevap: d) Kaza anında ölüm ve yaralanmaların
Emniyet kemeri, bir "pasif güvenlik" önlemidir. Bu, kazanın olmasını engellemediği, ancak kaza meydana geldiğinde sürücü ve yolcuları korumaya yönelik olduğu anlamına gelir. Bir çarpışma anında, araç aniden durur fakat içindeki insanlar eylemsizlik prensibi gereği aynı hızla ileri doğru hareket etmeye devam eder. Emniyet kemeri tam bu noktada devreye girerek, vücudun koltukta sabit kalmasını sağlar ve kişinin başını cama, direksiyona veya ön panele çarpmasını engeller. Ayrıca, kişiyi araçtan dışarı fırlamaktan korur ki bu, kazalardaki en ölümcül senaryolardan biridir. Dolayısıyla, emniyet kemeri kullanımı, kaza anında oluşabilecek ciddi yaralanmaları ve ölümleri büyük ölçüde azaltır.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması:
- a) Trafik kazalarının: Bu seçenek yanlıştır çünkü emniyet kemeri takmak, bir trafik kazasının meydana gelme olasılığını azaltmaz. Kazalar; sürücü hataları, yol koşulları, hava şartları veya diğer araçların hataları gibi sebeplerden kaynaklanır. Emniyet kemeri, bu sebepleri ortadan kaldıran bir etkiye sahip değildir; sadece kazanın sonucunu hafifletir.
- b) Trafik işaret levhalarının: Bu seçenek, soruyla tamamen alakasızdır. Trafik işaret levhalarının sayısı veya durumu, yolun yapısına, trafik yoğunluğuna ve yasal düzenlemelere göre belirlenir. Sürücülerin emniyet kemeri takıp takmaması, yollardaki levha sayısını hiçbir şekilde etkilemez. Bu, dikkati dağıtmak için konulmuş bir çeldirici şıktır.
- c) Trafikteki görevli sayısının: Bu seçenek de mantıksızdır. Trafikteki polis veya jandarma gibi görevlilerin sayısı, trafik denetimi, asayiş ve trafik akışını düzenleme ihtiyaçlarına göre belirlenir. Emniyet kemeri kullanımı, bu görevlilerin sayısının azalmasında veya artmasında doğrudan bir etken değildir. Aksine, emniyet kemeri takmamak bir kural ihlali olduğu için görevliler tarafından cezai işlem uygulanmasına neden olabilir.
Özetle, ehliyet sınavındaki bu soru, sürücü adayının güvenlik donanımlarının işlevini doğru anlayıp anlamadığını ölçmeyi hedefler. Emniyet kemerinin temel amacı, bir kaza meydana geldikten sonra sürücü ve yolcuları korumak, çarpmanın şiddetinden kaynaklanacak olumsuz sonuçları en aza indirmektir. Bu yüzden, kaza sayısını değil, kazanın sonucundaki can kaybı ve yaralanma riskini azaltır.
Soru 29 |
20 | |
25 | |
35 | |
45 |
Bu soruda, ticari amaçla şehirler arası yük ve yolcu taşımacılığı yapan profesyonel bir şoförün, belirli bir süre aralıksız araç kullandıktan sonra yasal olarak vermesi gereken minimum mola süresi sorgulanmaktadır. Bu kuralın temel amacı, uzun süre araç kullanmaktan kaynaklanan yorgunluğu ve dikkat dağınıklığını önleyerek trafik güvenliğini sağlamaktır. Sorunun anahtar noktası "4,5 saat devamlı araç kullanımı" ve "en az dinlenme süresi" ifadeleridir.
Doğru cevap d) 45 seçeneğidir. Türkiye'deki Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, ticari araç şoförlerinin çalışma ve dinlenme süreleri net bir şekilde düzenlenmiştir. Bu yönetmeliğe göre bir şoför, en fazla 4,5 saat boyunca aralıksız olarak araç kullanabilir. Bu 4,5 saatlik sürüş süresinin sonunda, şoförün en az 45 dakika dinlenmesi yasal bir zorunluluktur. Bu süre, şoförün fiziksel ve zihinsel olarak dinlenip yeniden konsantre olması için belirlenmiş asgari süredir.
Bu 45 dakikalık mola ile ilgili bilinmesi gereken önemli bir detay daha vardır. Şoförler, bu molayı tek seferde kullanmak zorunda değildir. İsterlerse, 4,5 saatlik sürüş periyodu içerisinde bu molayı ikiye bölerek kullanabilirler. Ancak bu durumda molaların süresi şu şekilde olmalıdır:
- Önce en az 15 dakikalık bir mola,
- Daha sonra en az 30 dakikalık bir mola.
Her iki durumda da toplam dinlenme süresi 45 dakikayı bulmak zorundadır. Bu esneklik, şoförün yol ve trafik durumuna göre dinlenmesini planlamasına olanak tanır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna gelince:
- a) 20, b) 25, ve c) 35 dakika seçenekleri, yönetmelikte belirtilen yasal minimum sürenin altındadır. 4,5 saatlik kesintisiz bir sürüşün ardından bu kadar kısa bir mola, yorgunluğun giderilmesi için yeterli kabul edilmez. Bu nedenle, bu süreler trafik güvenliği açısından riskli bulunur ve yasal olarak geçersizdir. Bir şoförün 45 dakikadan az dinlenmesi kural ihlali sayılır ve denetimlerde cezai işleme neden olur.
Soru 30 |

2 numaralı aracın arkadan gelen trafiği kontrol etmediği | |
3 numaralı aracın izlediği şeridin yanlış olduğu | |
1 numaralı aracın izlediği şeridin yanlış olduğu | |
3 numaralı aracın geçme yasağına uymadığı |
Öncelikle yolun yapısına bakalım. Ortada bulunan beyaz çizginin kesik çizgi olması, bu yolda sollama yapmanın yasak olmadığını gösterir. Yani, uygun şartlar oluştuğunda sürücüler önlerindeki aracı sollayabilirler. Bu bilgi, bazı seçenekleri elememize yardımcı olacaktır.
a) 2 numaralı aracın arkadan gelen trafiği kontrol etmediğiBu seçenek doğrudur. Sollama yapacak bir sürücünün uyması gereken en temel kural, manevraya başlamadan önce aynalarını kullanarak ve kör noktasını kontrol ederek arkasından ve sol şeritten gelen bir aracın olup olmadığını kontrol etmektir. Resimde, 3 numaralı araç zaten sollama yapmak için sol şeride geçmiş ve ilerlerken, 2 numaralı araç da aynı anda sol şeride doğru hamle yapmaktadır. Bu durum, 2 numaralı aracın sürücüsünün arkasından gelen 3 numaralı aracı fark etmediğini, yani trafiği kontrol etmeden sollama yapmaya çalıştığını açıkça göstermektedir. Bu, son derece tehlikeli ve kazaya davetiye çıkaran bir hatadır.
b) 3 numaralı aracın izlediği şeridin yanlış olduğuBu seçenek yanlıştır. Yolun ortasındaki çizgi kesik olduğu için sollama yapmak serbesttir. 3 numaralı araç, önündeki araçları geçmek için kurallara uygun olarak sol şeridi kullanmaktadır. Dolayısıyla izlediği şeritte bir yanlışlık yoktur. Hatalı olan, 3 numaralı araç zaten o şeritteyken 2 numaralı aracın önüne kırmasıdır.
c) 1 numaralı aracın izlediği şeridin yanlış olduğuBu seçenek de yanlıştır. 1 numaralı araç, trafiğin normal akış yönü olan sağ şeritte, herhangi bir kural ihlali yapmadan ilerlemektedir. Resimdeki hatalı manevra ile bir ilgisi yoktur, sadece geçilen araç konumundadır.
d) 3 numaralı aracın geçme yasağına uymadığıBu seçenek yanlıştır. Tekrar belirtmek gerekirse, yoldaki kesik çizgiler geçme yasağı olmadığını, aksine geçişe izin verildiğini belirtir. Eğer yolda düz bir çizgi olsaydı, o zaman geçme yasağı olurdu ve bu seçenek doğru olabilirdi. Ancak mevcut durumda 3 numaralı araç bir geçme yasağını ihlal etmemektedir.
Özetle; resimdeki temel sorun, 2 numaralı aracın, kendisini sollamakta olan 3 numaralı aracı fark etmeden sollama manevrasına başlamasıdır. Bu da sürücünün arkadan gelen trafiği kontrol etme kuralını ihlal ettiğini gösterir.
Soru 31 |

Tali yol | |
Geçiş yolu | |
Bağlantı yolu | |
Bölünmüş yol |
Doğru cevap d) Bölünmüş yol seçeneğidir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre bölünmüş yol, bir yöndeki trafiğe ait taşıt yolunun bir ayırıcı ile belirli bir şekilde diğer yöndeki taşıt yolundan ayrılmasıyla meydana gelen karayoludur. Fotoğraftaki yolda, iki farklı yönde ilerleyen araçların arasına çim ve bariyerlerden oluşan bir ayırıcı konulmuştur. Bu yapı, karşı yönden gelen araçlarla kafa kafaya çarpışma riskini ortadan kaldırdığı için trafik güvenliğini önemli ölçüde artırır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Tali yol: Tali yol, trafik yoğunluğu bakımından bağlandığı yoldan daha az öneme sahip olan yoldur. Genellikle ana yola bağlanırken "Yol Ver" veya "Dur" levhaları ile belirtilir. Fotoğraftaki yolun yapısı, onun tali mi yoksa ana yol mu olduğunu değil, fiziksel özelliğini göstermektedir. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
- b) Geçiş yolu: Geçiş yolu, araçların bir mülke (örneğin bir benzin istasyonu, bir otopark veya bir tarla) girip çıkması için yapılmış özel yollardır. Fotoğrafta görülen yol, genel trafiğin aktığı uzun ve sürekli bir yol olup, bir mülke giriş çıkışı sağlayan kısa bir yol değildir.
- c) Bağlantı yolu: Bağlantı yolu, kavşaklarda veya farklı karayollarını birbirine bağlayan kısa, genellikle tek yönlü yollardır (örneğin otoyol katılım ve ayrılma rampaları). Resimdeki yol ise bir kavşak kolu veya rampa değil, yolun ana gövdesini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, resimdeki yolun en belirgin özelliği, trafik yönlerini fiziksel olarak ayıran bir orta refüje sahip olmasıdır. Bu özellik, doğrudan bölünmüş yol tanımına uymaktadır. Bu nedenle doğru cevap "d" seçeneğidir.
Soru 32 |
Geçilecek aracın hızının | |
Geçilecek aracın markasının | |
Geçme yasağı olup olmadığının | |
Karşıdan gelen araçla olan mesafenin |
Doğru Cevap: b) Geçilecek aracın markasının
Geçilecek olan aracın markasının (örneğin Fiat, BMW, Renault vb.) güvenli bir geçiş manevrası için hiçbir önemi yoktur. Bir aracın markası, o aracın o anki hızı, sürücüsünün niyeti veya yolun durumu hakkında herhangi bir güvenilir bilgi vermez. Bu nedenle, sollama kararı alırken aracın markası tamamen göz ardı edilmesi gereken, alakasız bir detaydır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Geçilecek aracın hızının: Bu bilgi çok önemlidir. Önünüzdeki aracın ne kadar hızlı gittiğini bilmek, onu geçmek için ne kadar zamana ve mesafeye ihtiyacınız olacağını hesaplamanız için kritik bir veridir. Eğer araç çok hızlıysa, sollama manevrası çok daha uzun sürecek ve daha riskli hale gelecektir.
- c) Geçme yasağı olup olmadığının: Bu, hem yasal bir zorunluluk hem de hayati bir güvenlik kuralıdır. Düz çizgi, trafik levhaları, tepe üstleri, kör noktalar veya kavşaklar gibi geçme yasağı olan yerlerde sollama yapmak kazalara davetiye çıkarır. Bu nedenle, sollama yapmadan önce mutlaka geçme yasağı olup olmadığını kontrol etmelisiniz.
- d) Karşıdan gelen araçla olan mesafenin: Güvenli bir sollama için en önemli faktörlerden biridir. Karşıdan gelen bir araç varsa, o aracın size olan uzaklığını ve hızını doğru bir şekilde tahmin etmeniz gerekir. Sollama manevrasını, karşıdaki araçla tehlikeli bir şekilde yaklaşmadan tamamlayabileceğinizden kesinlikle emin olmalısınız. Yetersiz mesafe, kafa kafaya çarpışma gibi en tehlikeli kaza türlerine yol açabilir.
Özetle, güvenli bir sollama yapabilmek için geçeceğiniz aracın hızını, sollama yapacağınız yerde bir yasak olup olmadığını ve karşıdan gelen araçla aranızdaki mesafeyi çok dikkatli bir şekilde değerlendirmeniz gerekir. Ancak geçeceğiniz aracın markası, bu güvenlik denkleminin tamamen dışında kalan önemsiz bir bilgidir.
Soru 33 |
120 | |
110 | |
100 | |
80 |
Doğru Cevap: a) 120
Doğru cevap 120 km/s'tir. Türkiye'deki Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, otoyollar (erişme kontrollü karayolları olarak da bilinir) en yüksek standartlara sahip yollardır ve bu yollarda otomobiller için belirlenen genel azami hız limiti saatte 120 kilometredir. Bu kural, yol ve hava şartları normal olduğunda ve trafik levhalarıyla daha düşük bir hız sınırı belirtilmediğinde geçerlidir. Otoyollar, tasarımları gereği daha yüksek hızlarda güvenli seyahate olanak tanır.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması:
- b) 110: Bu seçenek yanlıştır, çünkü 110 km/s hızı, otomobiller için otoyollarda değil, bölünmüş yollarda geçerli olan azami hız limitidir. Bölünmüş yollar, ortasında ayırıcı bulunan çift yönlü yollardır ancak otoyol standartlarına sahip değillerdir. Sınavlarda otoyol ile bölünmüş yol arasındaki bu hız farkı sıkça sorulur.
- c) 100: Bu seçenek de otomobiller için yanlıştır. 100 km/s hızı genellikle otoyollarda otobüs ve minibüs gibi araçlar için geçerli olan azami hız limitidir. Soruda özellikle "otomobiller" için hız sınırı sorulduğundan, bu cevap doğru değildir.
- d) 80: Bu seçenek tamamen yanlıştır. 80 km/s, otoyollarda kamyon ve çekici gibi ağır vasıtalar için belirlenen azami hızdır. Otomobiller için bu kadar düşük bir hız limiti otoyol mantığına aykırıdır.
Özet ve Ek Bilgi:
Ehliyet sınavına hazırlanan bir öğrenci olarak, otomobiller için temel hız limitlerini yol tipine göre ezberlemeniz çok önemlidir. Bu limitler şöyledir:
- Yerleşim yeri içinde: 50 km/s
- Yerleşim yeri dışında (çift yönlü karayollarında): 90 km/s
- Yerleşim yeri dışında (bölünmüş yollarda): 110 km/s
- Otoyollarda: 120 km/s
Unutmayın ki, bazı yeni yapılan otoyollarda hız limitleri özel olarak 130 km/s veya 140 km/s olarak belirlenmiş olabilir. Ancak bu durumlar levhalarla belirtilir ve ehliyet sınavında sorulan "genel kural" saatte 120 kilometredir.
Soru 34 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Bu soruda, bir trafik görevlisinin gece koşullarında, ışıklı işaret çubuğu kullanarak verdiği talimatlardan hangisinin "geç" anlamına geldiği sorgulanmaktadır. Trafik polisinin el, kol ve vücut hareketleri, sürücüler için uyulması zorunlu talimatlardır ve bu işaretlerin anlamlarını bilmek, trafik güvenliği açısından hayati önem taşır. Özellikle geceleyin veya görüşün düşük olduğu durumlarda kullanılan ışıklı işaretler daha da kritik hale gelir.
Doğru Cevap: a) seçeneği
Doğru cevap 'a' seçeneğidir. Görselde trafik polisi, ışıklı işaret çubuğunu geniş bir kavisle hareket ettirmektedir. Bu hareket, sürücülere "ilerleyin" veya "geçin" talimatını verir. Görevlinin bu dairesel veya kavisli hareketi, trafiğin akmasını istediğini, yolun açık olduğunu ve sürücülerin güvenle devam edebileceğini belirtir. Bu işaret, adeta sürücüyü kendisine doğru çağırır gibi bir anlam taşıdığından, akılda kalıcı ve anlaşılır bir "Geç" komutudur.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması
- b) seçeneği: Bu görselde trafik polisi, ışıklı işaret çubuğunu dik bir şekilde havada tutmaktadır. Bu hareket, hem gece hem de gündüz "Dur" anlamına gelir. Sürücünün bu işareti gördüğünde derhal ve güvenli bir şekilde durması gerekmektedir. Bu nedenle, "geç" işaretinin tam tersi bir anlama sahip olduğu için bu seçenek yanlıştır.
- c) seçeneği: Bu görselde görevli, ışıklı çubuğu vücudunun önünde yere paralel bir şekilde sağa ve sola sallamaktadır. Bu hareket, "Yavaşla" talimatıdır. Sürücülerin hızlarını düşürerek daha dikkatli bir şekilde ilerlemeleri gerektiğini belirtir. İleride bir tehlike, kontrol noktası veya trafik sıkışıklığı olabileceğine işaret eder. Bu bir "geç" komutu değil, bir hız uyarısı olduğu için yanlış bir seçenektir.
- d) seçeneği: Bu görselde trafik polisi, ışıklı işaret çubuğuyla belirli bir yönü veya aracı işaret etmektedir. Bu hareket genellikle "Yönlendirme" veya "Kenara Çek" anlamı taşır. Görevli, trafiği belirli bir şeride yönlendirmek, bir aracı durdurup kenara çekmesini istemek veya dönüş yapacak araçlara talimat vermek için bu işareti kullanır. Genel bir "geç" işareti olmadığı için bu seçenek de yanlıştır.
Özetle; ehliyet sınavına hazırlanan bir sürücü adayı olarak, trafik polisinin gece işaretlerini doğru yorumlamak çok önemlidir. Geniş kavisli hareket (a seçeneği) "Geç", dik tutulan çubuk (b seçeneği) "Dur", yatay sallanan çubuk (c seçeneği) "Yavaşla" ve işaret ederek yapılan hareket (d seçeneği) "Yönlendirme/Kenara Çek" anlamına gelmektedir.
Soru 35 |
Araç üzerinde keyfi değişiklik yapılması | |
Periyodik bakım kartının doldurulması | |
Muayenesinin yaptırılmamış olması | |
Kayıt ve tescilinin onaylanması |
Doğru cevap d) Kayıt ve tescilinin onaylanması seçeneğidir. Bir aracın yasal olarak trafiğe çıkabilmesi için öncelikle devletin resmi kayıtlarına girmesi gerekir. Bu işleme "tescil" denir. Tescil işlemi tamamlandığında araca bir plaka tahsis edilir ve adına bir "Araç Tescil Belgesi" (ruhsat) düzenlenir. Bu belge, aracın kimliğidir ve onun yasal olarak trafiğe çıkma hakkı kazandığını gösteren en temel kanıttır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Araç üzerinde keyfi değişiklik yapılması: Bu seçenek yanlıştır çünkü araç üzerinde yapılan onaylanmamış ve keyfi değişiklikler (modifikasyon), aracın mevzuata uygunluğunu bozabilir. Örneğin, standart dışı egzoz takmak veya aydınlatma sistemini değiştirmek, aracın muayeneden geçememesine ve trafikten men edilmesine neden olabilir. Bu durum, uygunluğu göstermek yerine uygunsuzluğa yol açar.
- b) Periyodik bakım kartının doldurulması: Bu seçenek de hatalıdır. Periyodik bakım, aracın mekanik sağlığı ve güvenliği için son derece önemlidir ancak özel servisler tarafından yapılan bir işlemdir ve bakım kartı resmi bir belge niteliği taşımaz. Devlet, aracın trafiğe uygunluğunu periyodik bakım kartına bakarak değil, zorunlu olan periyodik araç muayenesine (TÜVTÜRK muayenesi) bakarak denetler.
- c) Muayenesinin yaptırılmamış olması: Bu ifade, mevzuata uygunluğun tam tersi bir durumu belirtir. Trafiğe çıkan araçların belirli periyotlarla (genellikle 2 yılda bir) fenni muayenesinin yapılması yasal bir zorunluluktur. Muayenesi olmayan bir araç, mevzuata aykırı kabul edilir ve trafiğe çıkması yasaktır. Dolayısıyla bu seçenek kesinlikle yanlıştır.
Özetle, bir aracın trafiğe çıkmasının ilk ve en temel yasal adımı, devlet tarafından kayıt altına alınması, yani tescil edilmesidir. Tescil olmadan bir araç yasal olarak var sayılmaz ve trafiğe çıkamaz. Diğer işlemler (bakım, muayene gibi) tescil edilmiş bir aracın trafikte kalmaya devam edebilmesi için gereken sonraki adımlardır.
Soru 36 |
Aşırı hız yapılması | |
Frenlerin ayarsız olması | |
Rölanti ayarının bozuk olması | |
Lastiklerin havasının az olması |
a) Aşırı hız yapılması: Bu seçenek doğru cevaptır. Çünkü aracı ne kadar hızlı süreceğine karar veren kişi doğrudan sürücüdür. Hız yapmak, tamamen sürücünün kontrolünde olan bir eylemdir. Araçlar, belirli bir hızın (genellikle 90 km/s) üzerine çıktığında, hava direncini (aerodinamik direnç) yenmek için çok daha fazla enerji harcamak zorunda kalır. Motorun bu artan direnci yenebilmesi için daha fazla yakıt yakması gerekir. Bu nedenle aşırı hız, yakıt tüketimini artıran ve tamamen sürücüden kaynaklanan bir kusurdur.
Diğer seçeneklerin neden doğru cevap olmadığını inceleyelim:
- Frenlerin ayarsız olması: Ayarsız frenler, fren balatalarının tekerleğin dönüşünü sağlayan diske veya kampanaya sürekli olarak hafifçe sürtünmesine neden olabilir. Bu sürtünme, aracın ilerlemesini zorlaştırır ve motorun bu direnci yenmek için daha fazla güç üretmesine, dolayısıyla daha fazla yakıt tüketmesine yol açar. Ancak bu durum, sürücünün sürüş anındaki bir hatası değil, aracın periyodik bakımının ihmal edilmesinden kaynaklanan mekanik bir arızadır. Yani kusurun kaynağı araçtır.
- Rölanti ayarının bozuk olması: Rölanti, aracın motorunun durduğu yerde (vites boştayken) çalıştığı en düşük devir sayısıdır. Eğer rölanti ayarı bozuksa ve motor olması gerekenden daha yüksek bir devirde çalışıyorsa, araç hareket etmiyorken bile gereksiz yere yakıt tüketir. Bu da sürücünün bir davranışı değil, aracın motor ayarlarıyla ilgili teknik bir sorundur. Kusur yine araçtan kaynaklanmaktadır.
- Lastiklerin havasının az olması: Üreticinin önerdiği basınçtan daha düşük havaya sahip lastikler, yola daha fazla yayılır ve yuvarlanma direncini artırır. Motor, bu artan direnci yenmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır ve bu da yakıt tüketimini artırır. Lastik havasını kontrol etmek sürücünün sorumluluğunda olsa da, bu durumun kendisi sürüş anında yapılan bir hata değil, araçtan kaynaklanan bir eksikliktir.
Özetle, soruda verilen tüm seçenekler yakıt tüketimini artıran faktörlerdir. Ancak soru bizden özellikle "sürücüden kaynaklanan kusuru" bulmamızı istemektedir. Fren, rölanti ve lastik sorunları aracın mekanik durumu veya bakımıyla ilgiliyken, aşırı hız yapmak doğrudan sürücünün sürüş sırasındaki bir tercihidir. Bu nedenle doğru cevap "a" şıkkıdır.
Soru 37 |
Enjektörlerin arızalanması | |
Hava filtresinin kirlenmesi | |
Far kablo bağlantılarının oksitlenmesi | |
Akü şarj durumunun yeterli olmaması |
Bu soruda, aracın marş anahtarını çevirdiğinizde duyulan "vır-vır-vır" sesinin normalden daha yavaş ve zorlanarak gelmesinin, yani marş motorunun motoru yavaş çevirmesinin temel nedeni sorgulanmaktadır. Bu durum, aracın ilk hareketini sağlayan sistemdeki bir zayıflığa işaret eder. Sorunun çözümü için marş sisteminin nasıl çalıştığını ve neye ihtiyaç duyduğunu anlamak gerekir.
Doğru Cevap: d) Akü şarj durumunun yeterli olmaması
Doğru cevabın bu seçenek olmasının sebebi, marş motorunun çalışmak için çok yüksek miktarda elektrik akımına ihtiyaç duymasıdır. Marş motoru, duran bir motoru ilk hareketini verecek kadar güçlü çevirmekle görevli bir elektrik motorudur. Bu gücü ise doğrudan aküden alır. Eğer akünün şarjı zayıfsa veya bitmeye yakınsa, marş motoruna yeterli gücü gönderemez. Sonuç olarak marş motoru, motoru çevirmeye çalışır ancak gücü yetmediği için bunu yavaş ve isteksiz bir şekilde yapar.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Enjektörlerin arızalanması: Enjektörler, motora yakıt püskürtmekle görevlidir. Eğer enjektörler arızalıysa, marş motoru normal hızda döner ancak motor yakıt alamadığı için çalışmaz veya tekleme yaparak çalışır. Bu durum marş motorunun dönüş hızını etkilemez.
- b) Hava filtresinin kirlenmesi: Hava filtresi, motora giren havayı temizler. Filtrenin kirli olması, motorun performansını düşürür, yakıt tüketimini artırır ve motorun "boğulmasına" neden olabilir. Ancak bu sorunlar genellikle motor çalıştıktan sonra ortaya çıkar ve marş motorunun ilk dönüş hızına doğrudan bir etkisi yoktur.
- c) Far kablo bağlantılarının oksitlenmesi: Bu durum, elektrik sistemindeki bir sorundur ancak sadece aydınlatma sistemini etkiler. Farların zayıf yanmasına veya hiç yanmamasına neden olabilir. Marş motorunun kendine ait, çok daha kalın ve yüksek akım taşıyan ayrı kabloları vardır. Far kablolarındaki bir sorun, marş motorunun performansını doğrudan etkilemez.
Özetle, marş motorunun yavaş dönmesi neredeyse her zaman elektrik gücü yetersizliğinin bir işaretidir. Bu gücün ana kaynağı akü olduğu için, akünün şarjının yetersiz olması bu sorunun en yaygın ve temel sebebidir. Bu nedenle doğru cevap d seçeneğidir.
Soru 38 |
Soğutma sistemi | |
Ateşleme sistemi | |
Aydınlatma sistemi | |
Göstergeler sistemi |
Doğru cevap 'a) Soğutma sistemi'dir. Çünkü motor, çalışırken içerisinde gerçekleşen yanma ve sürtünme nedeniyle çok yüksek sıcaklıklara ulaşır. Soğutma sistemi, motorun içindeki bu fazla ısıyı antifrizli su (soğutma sıvısı) aracılığıyla alır ve radyatör vasıtasıyla havaya atarak motoru soğutur. Bu sayede motorun aşırı ısınıp hararet yapması ve parçalarının zarar görmesi engellenir, aynı zamanda en verimli çalıştığı ideal sıcaklıkta kalması sağlanır. Bu durum, motorun tam güç üretmesine olanak tanır.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- b) Ateşleme sistemi: Bu sistemin görevi, yakıt-hava karışımını bujilerle kıvılcım çıkararak ateşlemek ve yanma olayını başlatmaktır. Motorun çalışmasını sağlayan temel sistemlerden biri olsa da, motorun sıcaklığını düzenlemek gibi bir fonksiyonu yoktur. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
- c) Aydınlatma sistemi: Bu sistem, aracın farları, sinyalleri, stop lambaları gibi aydınlatma elemanlarını kontrol eder. Sürücünün yolu görmesi ve diğer sürücüler tarafından görülmesi için gereklidir. Motorun çalışma sıcaklığı ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.
- d) Göstergeler sistemi: Bu sistem, sürücüye araçla ilgili önemli bilgileri sunar. Örneğin, hararet göstergesi motorun sıcaklığını gösterir. Ancak bu sistem sıcaklığı düzenlemez veya kontrol etmez, sadece mevcut durumu sürücüye bildirir. Sıcaklığı aktif olarak ayarlayan ve sabit tutan sistem soğutma sistemidir, gösterge sistemi değil.
Özetle, motorun aşırı ısınmasını engelleyerek ve onu en verimli güç üreteceği optimum sıcaklıkta tutarak tam performansla çalışmasını sağlayan sistem soğutma sistemidir.
Soru 39 |
Akünün boşalması | |
Benzinin bitmesi | |
Fren balatalarının aşınması | |
Lastik hava basıncının düşmesi |
Doğru cevap a) Akünün boşalması seçeneğidir. Araçların elektrik sistemi, motor çalışırken ve dururken farklı kaynaklardan beslenir. Motor çalıştığı sırada "alternatör" (şarj dinamosu) adı verilen parça elektrik üretir ve hem aracın elektrikli aksamlarını çalıştırır hem de aküyü şarj eder. Ancak araç park hâlindeyken motor çalışmadığı için alternatör de devre dışıdır ve tüm elektrik ihtiyacı doğrudan aküde depolanan enerjiden karşılanır. Flaşörler de elektrikle çalışan lambalar olduğu için, uzun süre yanık bırakıldıklarında aküdeki enerjiyi yavaş yavaş tüketirler ve sonunda akünün tamamen boşalmasına neden olurlar. Akü boşaldığında ise aracı tekrar çalıştırmak için yeterli güç kalmaz.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- b) Benzinin bitmesi: Benzin veya mazot gibi yakıtlar, motorun çalışması için gereklidir. Araç park hâlindeyken motor çalışmadığı için herhangi bir yakıt tüketimi olmaz. Flaşörlerin yanması, aracın yakıt sistemiyle ilgili bir durum değildir, tamamen elektrik sistemiyle ilgilidir. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
- c) Fren balatalarının aşınması: Fren balataları, araç hareket hâlindeyken fren yapıldığında tekerlek disklerine sürtünerek aşınan parçalardır. Park hâlindeki bir aracın fren sistemi aktif olarak kullanılmadığı için balatalarda herhangi bir aşınma meydana gelmez. Flaşörlerin yanması ile fren sistemi arasında hiçbir bağlantı yoktur.
- d) Lastik hava basıncının düşmesi: Lastiklerin hava basıncı zamanla, hava sıcaklığındaki değişimler veya lastikteki çok küçük sızıntılar nedeniyle doğal olarak düşebilir. Ancak bu durumun, aracın flaşörlerinin yanık bırakılmasıyla doğrudan bir ilgisi yoktur. Bu olay, flaşörler açık olsa da kapalı olsa da gerçekleşebilecek genel bir durumdur ve sorunun cevabı olamaz.
Özetle, ehliyet sınavında karşınıza çıkabilecek bu tür sorularda temel mantık şudur: Motor çalışmıyorsa, araçtaki radyo, far, iç aydınlatma veya flaşör gibi elektrikle çalışan her donanım gücünü doğrudan aküden alır. Bu donanımların uzun süreli kullanımı, aküyü şarj edecek bir mekanizma (alternatör) çalışmadığı için akünün boşalmasına yol açar. Bu bilgi, sürüş güvenliği ve aracınızın bakımı için önemli bir temel kuraldır.
Soru 40 |
Rotil | |
Aks | |
Amortisör | |
Şaft |
Doğru cevap c) Amortisör seçeneğidir. Süspansiyon sisteminde yayların görevi, yoldaki çukur ve tümseklerin yarattığı darbeyi emmektir. Ancak yaylar, bu darbeyi emdikten sonra bir süre salınım yapmaya (yani zıplamaya) devam ederler. İşte bu noktada amortisörler devreye girer; yayların bu kontrolsüz salınım hareketini sönümleyerek, yani yavaşlatıp durdurarak aracın yol tutuşunu artırır ve konforlu bir sürüş sağlar. Kısacası, yay salınım süresini kısaltan parça amortisördür.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Rotil: Rotil, tekerleğin salıncaklara bağlandığı, küresel bir mafsaldır. Tekerleğin hem yukarı-aşağı hareket etmesine hem de sağa-sola dönmesine olanak tanır. Yani direksiyon hareketini ve süspansiyonun esnemesini sağlar, ancak yayın salınımını durdurma gibi bir görevi yoktur.
- b) Aks: Aks, diferansiyelden aldığı dönme hareketini tekerleklere ileten bir mildir. Güç aktarma organlarının bir parçasıdır ve görevi tekerlekleri döndürmektir. Süspansiyonun sönümleme işleviyle doğrudan bir ilgisi bulunmaz.
- d) Şaft: Şaft (veya kardan mili), genellikle arkadan itişli veya dört çekerli araçlarda, şanzımandan aldığı hareketi diferansiyele ileten uzun bir mildir. Aks gibi, şaft da güç aktarma organlarının bir elemanıdır ve süspansiyon sistemiyle bir görevi yoktur.
Özetle, araç bir tümsekten geçtiğinde yay darbeyi emer, amortisör ise yayın bu darbe sonrası devam eden zıplama hareketini kısa sürede bitirir. Bu nedenle, yay salınım süresini kısaltarak sürüş güvenliği ve konforu sağlayan parça amortisördür.
Soru 41 |
Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
- I- Tam gazdan kaçınmak: Rodaj döneminde motor parçaları henüz birbirine tam olarak alışmamıştır. Motora tam gaz vererek aniden yüksek devirlere çıkmak, bu hassas parçalar üzerinde aşırı basınç, sürtünme ve ısı yaratır. Bu durum, parçaların düzgün bir şekilde alışması yerine, anormal bir şekilde aşınmasına veya hatta çizilmesine neden olabilir. Bu nedenle, motorun sağlığı için tam gaz vermekten kesinlikle kaçınılmalıdır.
- II- Ani hızlanmalardan kaçınmak: Ani hızlanmalar da tıpkı tam gaz vermek gibi motora bir anda aşırı yük bindirir. Motor devri aniden yükselir ve bu durum, alışma sürecindeki parçalar için zararlıdır. Rodaj döneminde amaç, motoru farklı devirlerde, ancak yumuşak ve kademeli bir şekilde çalıştırmaktır. Gaz pedalına nazikçe basarak sakin bir sürüş yapmak, parçaların birbirine sağlıklı bir şekilde uyum sağlamasına yardımcı olur.
- III- Aynı vitesle uzun zaman gitmekten kaçınmak: Bu madde, rodaj döneminin en önemli ancak en sık gözden kaçırılan kurallarından biridir. Motoru sürekli olarak aynı devirde ve aynı viteste çalıştırmak (örneğin, otoyolda saatlerce 100 km/s hızla sabit gitmek), pistonların ve segmanların silindir içinde sadece belirli bir aralıkta çalışmasına neden olur. Sağlıklı bir rodaj için motorun değişken devirlerde çalıştırılması gerekir. Farklı viteslerde ve farklı hızlarda (ancak ani hızlanmalardan kaçınarak) aracı kullanmak, parçaların tüm çalışma yüzeyleri boyunca dengeli bir şekilde alışmasını sağlar.
Bu üç maddeyi değerlendirdiğimizde, hepsinin sağlıklı bir motor alıştırma süreci için kritik öneme sahip olduğunu görüyoruz. Motorun uzun ömürlü ve performanslı olması için hem aşırı yüklenmelerden (tam gaz ve ani hızlanma) kaçınmak, hem de motoru tekdüze bir çalışmadan koruyarak (farklı vites ve devirlerde kullanmak) dinamik bir şekilde alıştırmak gerekir.
Şimdi seçenekleri inceleyelim:
- a) Yalnız I: Bu seçenek eksiktir. Sadece tam gazdan kaçınmak yeterli değildir; ani hızlanmalar ve sabit devirde sürüş de motor için zararlıdır.
- b) I ve II: Bu seçenek de eksiktir. Motoru aşırı yükten korumak önemlidir, ancak motorun farklı devirlerde çalıştırılması gerektiğini belirten III. maddeyi içermediği için yetersiz kalır.
- c) II ve III: Bu seçenek de eksiktir. Ani hızlanmalardan ve sabit devirde sürüşten kaçınmak doğru olsa da, en temel kurallardan biri olan "tam gaz vermemek" ilkesini (I. madde) dışarıda bırakmaktadır.
- d) I, II ve III: Bu seçenek, başarılı bir rodaj dönemi için gerekli olan tüm temel kuralları içermektedir. Motora aşırı yük bindirmemek (I ve II) ve motoru değişken devirlerde çalıştırarak parçaların düzgün alışmasını sağlamak (III) için bu üç kurala da uyulmalıdır. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.
Soru 42 |
Altında | |
Üzerinde | |
Ortasında | |
Hizasında |
Doğru cevap b) Üzerinde seçeneğidir. Bunun temel sebebi, radyatörün içindeki peteklerin (ince kanalların) görevinin, içinden geçen sıcak suyu soğutmak olmasıdır. Soğutma işleminin verimli olabilmesi için, suyun tüm petekleri tamamen kaplaması, yani seviyenin peteklerin üzerinde olması gerekir. Böylece motorun ürettiği ısı, su aracılığıyla peteklerin tüm yüzeyine yayılır ve hava akımıyla etkili bir şekilde dışarı atılır.
Ayrıca, motor çalıştıkça ısınan soğutma sıvısı genleşir, yani hacmi artar. Su seviyesi peteklerin üzerinde olduğunda, bu genleşme için radyatörün en üst kısmında bir miktar hava boşluğu kalır. Bu boşluk, artan basıncın sistemi (hortumları, contaları veya radyatörün kendisini) zorlayıp hasar vermesini engeller. Yani "üzerinde" ifadesi hem peteklerin tamamen suyla kaplı olmasını hem de genleşme payı bırakılmasını sağlayan ideal seviyeyi tanımlar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Altında: Bu, en tehlikeli ve yanlış durumdur. Eğer su seviyesi peteklerin altındaysa, peteklerin üst kısmı boş kalır ve görevini yapamaz. Sistem, motoru soğutmak için yeterli sıvıya sahip olmadığından, motor çok kısa sürede hararet yapar ve bu durum motorda ciddi ve masraflı arızalara yol açabilir.
- c) Ortasında: Bu da yetersiz bir seviyedir. Su seviyesinin peteklerin ortasında olması, radyatörün soğutma kapasitesinin yaklaşık olarak yarısını kullanabildiğiniz anlamına gelir. Bu durum, özellikle sıcak havalarda, yokuş çıkarken veya aracı zorlayan diğer koşullarda motorun hararet yapma riskini ciddi şekilde artırır.
- d) Hizasında: Bu seçenek yanıltıcıdır. Su seviyesini peteklerin tam hizasına kadar doldurmak, ısınan suyun genleşmesi için yeterli boşluk bırakmamak anlamına gelir. Genleşen sıvı, sistemde aşırı basınç oluşturur ve bu basınç en zayıf noktadan, genellikle radyatör kapağından, suyun taşmasına neden olur. Sürekli su eksilmesine ve daha ciddi durumlarda hortumların patlamasına bile yol açabilir.
Özetle, aracınızın motorunu korumak için radyatördeki su seviyesi daima peteklerin tamamını kaplayacak şekilde, yani üzerinde olmalıdır. Bu sayede hem maksimum soğutma verimi elde edilir hem de sistemin genleşme payı korunmuş olur.
Soru 43 |
Aynı | |
Daha büyük | |
Daha küçük | |
Önemli değildir. |
Araç sigortaları, elektrik sistemini ve sisteme bağlı olan elektronik parçaları (radyo, farlar, silecek motoru, kontrol üniteleri vb.) aşırı akıma karşı korumak için tasarlanmış bir güvenlik elemanıdır. Herhangi bir kısa devre veya aşırı yüklenme anında, sigortanın içindeki ince metal tel eriyerek elektrik akımını keser. Bu sayede, sigortanın kendisi feda edilerek çok daha pahalı olan elektronik bileşenlerin yanması veya kabloların alev alması önlenmiş olur.
Doğru Cevabın Açıklaması
a) Aynı: Bu seçenek doğrudur. Çünkü her bir sigorta, koruduğu devrenin kaldırabileceği maksimum akım seviyesine göre mühendisler tarafından özel olarak seçilmiştir. Yanmış bir sigortanın yerine, orijinali ile birebir aynı amper değerine sahip yeni bir sigorta takılmalıdır. Bu, devrenin hem düzgün çalışmasını hem de gelecekteki olası bir arızada yine aynı güvenlik seviyesinde korunmasını sağlar.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
-
b) Daha büyük: Bu, yapılabilecek en tehlikeli hatadır. Yanmış sigortanın yerine daha yüksek amperli bir sigorta takılırsa, sistemde bir sonraki aşırı akım durumunda bu yeni sigorta atmayacaktır (yanmayacaktır). Akımı kesmediği için aşırı ısınan kablolar eriyebilir, koruduğu elektronik cihaza kalıcı hasar verebilir ve en kötüsü, araçta yangın çıkmasına sebep olabilir.
-
c) Daha küçük: Bu seçenek tehlikeli değildir ancak yanlıştır ve pratik bir çözüm sunmaz. Devreye orijinalinden daha düşük amperli bir sigorta takıldığında, bu sigorta devrenin normal çalışma akımına bile dayanamaz. Dolayısıyla, araçta herhangi bir arıza olmasa bile sigorta takıldığı anda veya kısa bir süre sonra hemen atar ve o devre yine çalışmaz hale gelir.
-
d) Önemli değildir: Bu düşünce tamamen yanlıştır. Sigortanın amper değeri, onun en önemli özelliğidir ve aracın elektrik güvenliğinin temelini oluşturur. Amper değerini dikkate almadan yapılan bir değişiklik, aracın elektrik sistemini korumasız bırakmak veya hiç çalıştıramamak anlamına gelir.
Özetle: Araçta atmış bir sigortayı değiştirirken kural tektir: Her zaman yanmış olan sigorta ile aynı amper değerine sahip bir yenisi kullanılmalıdır. Bu basit kural, sizi ve aracınızı büyük masraflardan ve ciddi güvenlik risklerinden korur.
Soru 44 |
Fren | |
Yakıt | |
Yağlama | |
Soğutma |
Bu soruda, aracınızın gösterge panelinde beliren "ABS" yazılı uyarı ışığının hangi sistemdeki bir arızaya işaret ettiği sorulmaktadır. Bu, sürücülerin bilmesi gereken önemli bir güvenlik göstergesidir ve aracın aktif güvenlik donanımlarından biriyle ilgilidir.
ABS, İngilizce "Anti-lock Braking System" ifadesinin kısaltmasıdır ve Türkçeye "Kilitlenmeyi Önleyici Fren Sistemi" olarak çevrilir. Bu sistemin temel amacı, ani ve sert frenlemelerde tekerleklerin kilitlenmesini önlemektir. Tekerlekler kilitlenmediğinde, sürücü hem direksiyon hakimiyetini koruyabilir hem de aracın daha kısa mesafede güvenli bir şekilde durmasını sağlayabilir.
Doğru Cevabın Açıklaması
a) Fren: Bu seçenek doğrudur. ABS, adından da anlaşılacağı gibi, doğrudan fren sisteminin bir parçasıdır. Gösterge panelinde ABS ışığının yanması, fren sistemi içinde yer alan bu özel mekanizmada bir sorun olduğunu gösterir. Bu arıza, ABS sisteminin devre dışı kaldığı ve ani fren durumunda tekerleklerin kilitlenebileceği anlamına gelir. Ancak bu durum, aracın standart frenlerinin tamamen çalışmadığı anlamına gelmez; sadece kilitlenmeyi önleme özelliği o an için aktif değildir.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak, gösterge panelindeki farklı uyarı ışıklarını tanımanıza yardımcı olur. Her sistemin kendine özgü uyarı ışığı bulunur ve bu ışıklar farklı sorunlara işaret eder. Şimdi diğer sistemleri ve onların uyarılarını inceleyelim.
- b) Yakıt: Yakıt sistemiyle ilgili sorunlar genellikle yakıt pompası simgesi ile gösterilir. Bu ışık, yakıtın azaldığını veya yakıt sisteminde başka bir sorun olduğunu belirtir. ABS ile bir ilgisi yoktur.
- c) Yağlama: Motor yağlama sistemi arızaları, genellikle yağdanlık simgesi ile belirtilir. Bu ışık, motor yağı basıncının düştüğünü veya yağ seviyesinin kritik düzeyde olduğunu gösterir ve motor sağlığı için hayati önem taşır. Bu sistemin de frenlerle bir bağlantısı yoktur.
- d) Soğutma: Soğutma sistemiyle ilgili bir sorun, genellikle termometre simgesi (hararet göstergesi) ile gösterilir. Bu ışık, motorun aşırı ısındığını (hararet yaptığını) belirtir ve derhal aracı durdurmayı gerektirebilir. Bu da fren sistemiyle ilişkili değildir.
Sonuç olarak, "ABS" kısaltması doğrudan fren sistemiyle ilgili bir teknolojiyi ifade eder. Bu nedenle, ABS uyarı ışığı yandığında arıza fren sistemindedir. Sınavda bu tür sorularla karşılaştığınızda, uyarı ışığının adının veya simgesinin hangi sistemle ilişkili olduğunu düşünmek doğru cevabı bulmanızı kolaylaştıracaktır.
Soru 45 |
Öfke | |
İnatlaşma | |
Sabır | |
Aşırı tepki |
Bu soruda, trafik ışıklarında yaşanan çok yaygın bir durum üzerinden bir sürücünün trafikteki tutumu ve sahip olmadığı bir temel değer sorgulanmaktadır. Sorunun kilit noktası, sürücünün ışığın yeşile dönmesi için gereken çok kısa bir süreyi (1 saniye bile) bekleyememesi ve hemen tepki göstermesidir. Bu davranış, sürücünün psikolojik durumu ve trafikteki diğer insanlara karşı tutumu hakkında önemli bir ipucu verir.
Doğru Cevap: c) Sabır
Doğru cevabın sabır olmasının sebebi, soruda anlatılan davranışın doğrudan sabırsızlığın bir tanımı olmasıdır. Sabır, bekleme gerektiren durumlarda sakin kalabilme, aceleci davranmama ve olumsuz bir tepki göstermeden durumu kabullenme yeteneğidir. Kırmızı ışığın sarıya dönmesi, yeşilin yanacağının habercisidir ve bu süreç sadece bir an sürer. Bu kısacık süreyi bile bekleyemeyip korna çalmak, sürücünün bekleme tahammülünün olmadığını, yani sabır değerinden yoksun olduğunu net bir şekilde gösterir.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Öfke: Sürücü bu durumda öfkeli olabilir, ancak öfke burada bir sonuçtur, temel neden değildir. Sürücünün sabırsızlığı, onda bir öfke duygusu yaratmış olabilir. Soru, bu davranışın altında yatan "temel değeri" sormaktadır. Eğer sürücü sabırlı olsaydı, bu durumda öfkelenmesi için bir sebep olmazdı. Bu yüzden eksik olan temel değer öfke değil, sabırdır.
- b) İnatlaşma: İnatlaşma, genellikle iki taraf arasında yaşanan bir güç mücadelesi veya karşılıklı bir direnç durumudur. Örneğin, yolda birbirine yol vermemek için direnen iki sürücü inatlaşıyor olabilir. Ancak bu sorudaki durumda sürücü, önündeki araçla bir çekişme içinde değildir; sadece trafik akışının normal bir parçası olan bir saniyelik beklemeye tahammül edememektedir. Dolayısıyla bu davranış inatlaşma olarak tanımlanamaz.
- d) Aşırı tepki: Sürücünün korna çalması evet, bir aşırı tepkidir. Ancak "aşırı tepki" bir davranış biçiminin adıdır, bir temel değer değildir. Soru, sürücünün hangi "temel değere" sahip olmadığını sormaktadır. Sürücünün aşırı tepki vermesinin sebebi sabırsız olmasıdır. Yani sabırsızlık kök neden, aşırı tepki ise bu nedenin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Bu yüzden daha temel ve doğru olan cevap sabırdır.
Özetle, trafikte güvenli ve huzurlu bir ortamın oluşması için sürücülerin sahip olması gereken en önemli değerlerden biri sabırdır. Bu sorudaki sürücü, en basit bekleme anında bile aceleci davranarak bu temel değere sahip olmadığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle doğru cevap c) Sabır seçeneğidir.
Soru 46 |
I. Trafikteki bütün kuralların nedenini öğrenir.
II. Araç kullanırken yapacağı bir kural ihlalinin sonucunda sadece maddi ceza olduğunu düşünür.
III. Trafik içinde yapacağı bir kural ihlalinde, kendisinin ya da sevdiklerinin canını tehlikeye attığının farkında olur.
Yukarıdakilerden hangileri trafik adabına sahip olan bir sürücü için söylenebilir?
I ve II | |
I ve III | |
II ve III | |
I, II ve III |
I. Trafikteki bütün kuralların nedenini öğrenir.
Bu ifade, trafik adabına sahip bir sürücünün en temel özelliklerinden biridir. Kuralları sadece ezberlemek yerine, onların neden konulduğunu (örneğin can ve mal güvenliğini sağlamak, trafiği akıcı hale getirmek) anlayan bir sürücü, bu kurallara çok daha bilinçli bir şekilde uyar. Bu durum, sürücünün sorumluluk sahibi olduğunun ve trafiği bir bütün olarak gördüğünün göstergesidir. Dolayısıyla, bu öncül doğrudur.
II. Araç kullanırken yapacağı bir kural ihlalinin sonucunda sadece maddi ceza olduğunu düşünür.
Bu ifade, trafik adabıyla tamamen çelişen, yanlış ve tehlikeli bir düşünce yapısıdır. Sorumlu bir sürücü, bir kural ihlalinin para cezasından çok daha ciddi sonuçları olabileceğini; yaralanmalara, ölümlere ve manevi yıkımlara yol açabileceğini bilir. Davranışlarının sonuçlarını sadece maddi bir yük olarak görmek, empati ve sorumluluk eksikliğini gösterir. Bu nedenle bu öncül, trafik adabına sahip bir sürücü için kesinlikle söylenemez.
III. Trafik içinde yapacağı bir kural ihlalinde, kendisinin ya da sevdiklerinin canını tehlikeye attığının farkında olur.
Bu ifade, trafik adabına sahip bir sürücünün sahip olduğu yüksek farkındalığı ve sorumluluk duygusunu tanımlar. Böyle bir sürücü, yaptığı her hareketin sadece kendisini değil, aracındaki sevdiklerini ve trafikteki diğer tüm insanları etkileyebileceğini bilir. Bu farkındalık, sürücüyü kurallara uymaya ve riskli davranışlardan kaçınmaya teşvik eder. Dolayısıyla, bu öncül de doğrudur.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
Yaptığımız analiz sonucunda, trafik adabına sahip bir sürücü için I ve III numaralı ifadelerin doğru, II numaralı ifadenin ise yanlış olduğunu gördük. Bu durumda, doğru cevabı içeren seçenek B seçeneğidir.
- a) I ve II: Bu seçenek yanlıştır çünkü II. öncül trafik adabına aykırıdır.
- b) I ve III: Bu seçenek doğrudur çünkü her iki ifade de trafik adabına sahip, sorumlu bir sürücünün özelliklerini yansıtmaktadır.
- c) II ve III: Bu seçenek de II. öncülün yanlış olması sebebiyle elenir.
- d) I, II ve III: Tüm öncülleri içeren bu seçenek de hatalıdır, çünkü II. öncül, I ve III. öncüllerdeki olumlu sürücü profili ile taban tabana zıttır.
Soru 47 |
İnatlaşmaya | |
Yardımlaşmaya | |
Nezaket ve saygıya | |
Konuşma üslubuna |
Doğru cevap c) Nezaket ve saygıya seçeneğidir. Çünkü sürücünün bu davranışı, tamamen başkalarını düşünme ve onlara saygı gösterme eylemidir. Yasal bir zorunluluktan çok, sürücünün empati kurarak "Ben o yayanın yerinde olsaydım ıslanmak istemezdim" diye düşünmesiyle ortaya çıkar. Bu düşünceli hareket, trafikteki diğer insanlara karşı gösterilen bir incelik, yani nezaket ve onların varlığına duyulan bir saygıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) İnatlaşmaya: İnatlaşma, trafikte genellikle olumsuz sonuçlar doğuran, başkalarıyla rekabete girme veya kendi istediğini zorla yapma durumudur. Sorudaki davranış ise bunun tam tersi, uzlaşmacı ve düşünceli bir tavırdır. Bu nedenle bu seçenek tamamen yanlıştır.
- b) Yardımlaşmaya: Yardımlaşma, trafikte zor durumda kalan birine (örneğin aracı bozulan bir sürücüye) yardım etmektir. Yayayı ıslatmamak bir yardım eylemi değil, ona zarar vermekten veya onu rahatsız etmekten kaçınma eylemidir. Bu yüzden, olumlu bir değer olsa da bu durum için en uygun tanım değildir.
- d) Konuşma üslubuna: Bu seçenek, sürücülerin birbirleriyle veya yetkililerle olan sözlü iletişimini ifade eder. Soruda anlatılan durum ise bir sürüş davranışıdır ve herhangi bir konuşma veya diyalog içermez. Dolayısıyla konuyla hiçbir ilgisi yoktur.
Sonuç olarak, bir sürücünün yayaları düşünerek su sıçratmamaya özen göstermesi, trafikteki diğer bireylerin haklarına ve konforuna değer verdiğini gösterir. Bu durum, trafikteki en temel sosyal değerlerden olan nezaket ve saygının en güzel örneklerinden biridir.
Soru 48 |
Öfkeyi bastırmak ya da yok etmek | |
Kızgınlığa yol açan olayları değiştirmek | |
İnsanlar ya da olaylar karşısında gösterilen içsel ve dışsal tepkilerde kontrolsüz davranılmasını sağlamak | |
Kızgınlığın ya da öfkenin yol açtığı duygusal ve fizyolojik tepkileri azaltmak |
Doğru Cevap: d) Kızgınlığın ya da öfkenin yol açtığı duygusal ve fizyolojik tepkileri azaltmak
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, öfke yönetiminin temel felsefesini en iyi şekilde açıklamasıdır. Öfke, doğal ve normal bir duygudur; amaç onu tamamen ortadan kaldırmak değildir. Önemli olan, öfkelendiğimizde vücudumuzda ve duygularımızda meydana gelen olumsuz değişiklikleri kontrol altına alabilmektir. Öfkelendiğimizde kalbimiz hızla çarpar, tansiyonumuz yükselir (fizyolojik tepkiler) ve aynı zamanda aşırı sinirli, gergin veya saldırgan hissedebiliriz (duygusal tepkiler). Öfke yönetiminin amacı, bu tehlikeli tepkileri kontrol altına alarak sakin kalmayı, mantıklı düşünmeyi ve dolayısıyla trafikte güvenli kararlar vermeyi sağlamaktır.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğuna Bakalım:
- a) Öfkeyi bastırmak ya da yok etmek: Bu seçenek yanlıştır çünkü öfke doğal bir duygudur ve onu tamamen yok etmek veya sürekli bastırmak sağlıklı değildir. Bastırılan öfke, ileride daha büyük ve kontrolsüz patlamalara yol açabilir. Amaç, öfkeyi hissetmek ama onu doğru ve güvenli bir şekilde ifade etmeyi öğrenmektir.
- b) Kızgınlığa yol açan olayları değiştirmek: Bu da hatalı bir yaklaşımdır. Çünkü trafikte veya hayatta karşımıza çıkan her olayı kontrol edemeyiz. Başka bir sürücünün yaptığı hatayı veya trafik sıkışıklığını değiştiremeyiz. Öfke yönetimi, kontrol edemediğimiz dış olaylara karşı kendi tepkilerimizi kontrol etmeyi öğretir, olayların kendisini değil.
- c) İnsanlar ya da olaylar karşısında gösterilen içsel ve dışsal tepkilerde kontrolsüz davranılmasını sağlamak: Bu seçenek, öfke yönetiminin tanımının tam tersidir. Öfke yönetiminin asıl hedefi kontrolü sağlamaktır, kontrolsüzlüğü teşvik etmek değil. Kontrolsüz davranışlar, trafikte "yol magandalığı" olarak bilinen tehlikeli durumlara ve kazalara sebep olur.
Özetle, ehliyet sınavında bu soruyla karşılaştığınızda aklınızda tutmanız gereken en önemli şey şudur: Öfke yönetimi, öfkeyi hissetmemek değil, öfkenin sizi ve davranışlarınızı kontrol etmesine izin vermemektir. Amaç, öfkenin yarattığı olumsuz fiziksel ve duygusal etkileri azaltarak direksiyon başında sakin ve güvenli kalmaktır.
Soru 49 |
Empati | |
Tahammül | |
Beden dili | |
Konuşma üslubu |
Doğru cevap a) Empati seçeneğidir. Empati, kendimizi başka birinin yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini anlama, olaylara onun bakış açısıyla bakma yeteneğidir. Trafikte empati, diğer yol kullanıcılarının (sürücüler, yayalar, bisikletliler) ne gibi zorluklar yaşayabileceğini önceden düşünmek ve buna göre hareket etmek anlamına gelir. Sorudaki sürücü, "Benim park ettiğim bu araç, karşıdan gelen bir arabanın görüşünü engeller mi?" veya "Bir yaya buradan geçerken zorlanır mı?" diye düşünerek, kendisini diğer yol kullanıcılarının yerine koymaktadır. Bu davranış, empatinin trafikteki en net ve en önemli örneklerinden biridir.
- Neden Diğerleri Yanlış?
b) Tahammül: Bu seçenek yanlıştır. Tahammül, trafikte karşılaşılan olumsuz durumlara, başkalarının yaptığı hatalara veya yavaşlığa karşı sabırlı olma durumudur. Örneğin, acemi bir sürücünün yavaş gitmesine veya önünüzdeki aracın sinyal vermeyi unutmasına sinirlenmemek bir tahammül göstergesidir. Sorudaki olayda ise sürücü bir olumsuzluğa sabır göstermiyor, aksine olumsuz bir durum yaratmamak için önceden önlem alıyor.
c) Beden dili: Bu seçenek de yanlıştır. Beden dili, trafikte sözsüz iletişim kurma yöntemidir; el hareketleri, mimikler veya göz teması gibi unsurları içerir. Örneğin, yol verdiğiniz bir sürücünün size el sallayarak teşekkür etmesi veya bir yayanın geçmek için sizinle göz teması kurması beden diline bir örnektir. Sorudaki sürücü ise kimseyle iletişim kurmuyor, sadece kendi başına bir kontrol gerçekleştiriyor.
d) Konuşma üslubu: Bu seçenek de konuyla tamamen ilgisizdir. Bu değer, sürücülerin bir anlaşmazlık anında veya herhangi bir diyalog sırasında birbirleriyle sözlü iletişim kurarken kullandığı dilin nazik ve saygılı olmasıyla ilgilidir. Soruda herhangi bir diyalog veya konuşma durumu bulunmadığından, bu seçenek doğru olamaz.
Özetle, soruda anlatılan davranış, sürücünün kendi eyleminin başkalarını nasıl etkileyeceğini düşünmesi ve onların güvenliğini ve rahatını gözetmesidir. Bu durum, doğrudan doğruya empati kurma becerisiyle ilgilidir. Bu nedenle doğru cevap "Empati"dir.
Soru 50 |
Aşırı hız yapmaktan kaçınılması | |
Geçiş önceliğine sahip araçlara yol verilmesi | |
Trafikte sürücülerin tek başına olmadığının düşünülmesi | |
Engeli olmadığı hâlde engelli kişiler için ayrılmış yerlere park edilmesi |
Doğru Cevap: d) Engeli olmadığı hâlde engelli kişiler için ayrılmış yerlere park edilmesi
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, yapılan eylemin doğrudan ve açık bir şekilde belirli bir grubun hakkını ihlal etmesidir. Engelli park yerleri, engelli bireylerin kamu alanlarına, binalara ve hizmetlere daha kolay ve güvenli bir şekilde erişebilmeleri için özel olarak ayrılmıştır. Bu yerler genellikle girişlere daha yakındır ve araçtan tekerlekli sandalye gibi yardımcı aletlerin indirilebilmesi için daha geniştir. Engeli olmayan bir sürücü bu alana park ettiğinde, o alana gerçekten ihtiyacı olan bir engelli bireyin erişim ve ulaşım hakkını elinden almış olur. Bu durum, sadece bir park kuralı ihlali değil, aynı zamanda bir bireyin temel hakkına yönelik bir saygısızlıktır.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
Diğer seçenekler ise bir hak ihlali değil, tam tersine trafikte olması gereken olumlu ve sorumlu davranışlardır. Bu davranışlar, başkalarının haklarına saygı göstermeyi ve trafik güvenliğini artırmayı amaçlar. Şimdi bu seçenekleri neden elediğimizi inceleyelim:
- a) Aşırı hız yapmaktan kaçınılması: Bu, bir hak ihlali değildir; aksine, trafik kurallarına uymak ve hem kendi hem de diğer sürücü ve yayaların can güvenliği hakkına saygı göstermektir. Aşırı hız yapmak bir hak ihlaline yol açabilir, ancak bundan kaçınmak sorumlu bir davranıştır.
- b) Geçiş önceliğine sahip araçlara yol verilmesi: Ambulans, itfaiye gibi geçiş üstünlüğüne sahip araçlara yol vermek, yasal bir zorunluluk ve toplumsal bir görevdir. Bu davranış, o araçların taşıdığı hastanın veya yardıma ihtiyacı olan kişinin yaşama hakkına öncelik tanımaktır. Dolayısıyla bu, bir hak ihlali değil, hakka saygıdır.
- c) Trafikte sürücülerin tek başına olmadığının düşünülmesi: Bu, empatinin ve trafik adabının temelidir. Diğer yol kullanıcılarının varlığını ve haklarını kabul etmek, olası hak ihlallerini en başından önleyen bir düşünce yapısıdır. Bu bilinçle hareket etmek, saygılı ve güvenli bir trafik ortamı yaratır.
Sonuç olarak, a, b ve c seçenekleri trafikte sergilenmesi gereken doğru ve olumlu davranışları ifade ederken, d seçeneği belirli bir grubun yasal olarak tanınmış bir hakkını doğrudan gasp eden bir eylemi tanımlamaktadır. Bu nedenle doğru cevap d seçeneğidir.
|
0/50 |











