Soru 1 |
Doku | |
Hücre | |
Gövde | |
Sistem |
Doğru Cevap: d) Sistem
Doğru cevap Sistem'dir. Çünkü vücudumuzda, ortak bir amacı gerçekleştirmek için birden fazla organ uyum içinde birlikte çalışır. Örneğin, mide, bağırsaklar, karaciğer gibi organlar bir araya gelerek yiyecekleri sindirme görevini üstlenir ve bu yapıya Sindirim Sistemi denir. Aynı şekilde, kalp, damarlar ve kan gibi yapılar da kanı vücuda pompalamak için Dolaşım Sistemi'ni oluşturur. Sorudaki tanım, tam olarak "sistem" kavramını açıklamaktadır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
a) Doku: Doku, organlardan daha küçük bir yapıdır. Benzer görevleri yapmak için bir araya gelmiş hücrelerin oluşturduğu topluluktur. Örneğin, kas dokusu veya sinir dokusu gibi. Organlar, farklı dokuların bir araya gelmesiyle oluşur, bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
b) Hücre: Hücre, canlılığın en temel ve en küçük yapı birimidir. Vücudumuzdaki her şey hücrelerden oluşur; dokular, organlar ve sistemler hücrelerin organize olmasıyla meydana gelir. Soru, organların bir araya gelerek oluşturduğu yapıyı sorduğu için hücre en temel birim olduğundan yanlış cevaptır.
c) Gövde: Gövde, vücudun baş, kollar ve bacaklar dışındaki ana bölümünü ifade eden anatomik bir bölgedir. İçerisinde kalp, akciğer, mide gibi birçok önemli organı barındırır ancak belirli bir işlevi yerine getiren organlar topluluğunun bilimsel adı değildir. Gövde bir bölgeyi, sistem ise işlevsel bir birliği tanımlar.
Kısaca vücudun organizasyon şemasını küçükten büyüğe doğru şöyle özetleyebiliriz:
- Hücreler (En küçük yapı taşı)
- Dokular (Benzer hücrelerin birleşimi)
- Organlar (Farklı dokuların birleşimi)
- Sistemler (Belirli bir işlev için çalışan organların birleşimi - Sorunun doğru cevabı)
- Organizma (Tüm sistemlerin birleşimi, yani canlının kendisi)
Soru 2 |
Mide | |
Böbrekler | |
Akciğerler | |
Safra kesesi |
Doğru cevap c) Akciğerler seçeneğidir. Akciğerler, göğüs kafesi tarafından korunan ve "toraks" olarak da bilinen göğüs boşluğunun içinde yer alan temel solunum organlarıdır. Bu boşlukta akciğerlerle birlikte kalbimiz de bulunur. Göğüs boşluğu, diyafram adı verilen güçlü bir kas tabakası ile karın boşluğundan ayrılır. Dolayısıyla, akciğerler göğüs boşluğunun en bilinen ve en büyük organlarındandır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak, konuyu pekiştirmek için önemlidir. Bu seçeneklerde verilen organların tamamı, diyafram kasının altında kalan karın boşluğunda yer alır. Vücudun bu bölümü, sindirim, boşaltım ve üreme sistemleriyle ilgili birçok hayati organı barındırır. Şimdi bu seçenekleri tek tek inceleyelim:
- a) Mide: Mide, sindirim sisteminin önemli bir parçasıdır ve karın boşluğunun üst kısmında, diyaframın hemen altında bulunur. Besinlerin kimyasal olarak parçalandığı yerdir. Göğüs boşluğunda yer almadığı için bu seçenek yanlıştır.
- b) Böbrekler: Böbrekler, kanı süzerek atıkları ve fazla sıvıyı idrar olarak vücuttan uzaklaştıran organlardır. Karın boşluğunun arka duvarına yakın bir konumda, omurganın her iki yanında yer alırlar. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.
- d) Safra kesesi: Safra kesesi, karaciğerin altında bulunan küçük bir organdır. Karaciğer tarafından üretilen safrayı depolar ve sindirime yardımcı olmak için ince bağırsağa salar. Karın boşluğu içinde yer aldığı için bu seçenek de doğru değildir.
Özetle, bu soru vücudun iki ana boşluğunu ayırt etme yeteneğinizi test etmektedir. Göğüs kafesinin içinde, diyaframın üstünde kalan bölge göğüs boşluğudur ve burada kalp ile akciğerler bulunur. Diyaframın altında kalan bölge ise karın boşluğudur ve mide, böbrekler, karaciğer, safra kesesi gibi organları içerir. Bu temel ayrımı bilmek, bir kaza anında yaralının hangi bölgesinin tehlikede olabileceğini anlamak açısından önemlidir.
Soru 3 |
Krizin kendiliğinden geçmesinin beklenmesi | |
Kilitlenmiş çenesinin zorla açılmaya çalışılması | |
El, kol ve bacaklarının bağlanması | |
Şekerli içecekler içirilmesi |
Doğru Cevap: a) Krizin kendiliğinden geçmesinin beklenmesi
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, sara krizinin dışarıdan bir müdahale ile durdurulamayacak nörolojik bir olay olmasıdır. Kriz genellikle 1-2 dakika içinde kendiliğinden sona erer. İlk yardımcının temel görevi, bu süreçte hastanın güvenliğini sağlamak, yaralanmasını önlemek ve nöbetin doğal seyrini tamamlamasını beklemektir. Bu bekleyiş sırasında hastanın başının altına yumuşak bir destek koymak ve etrafındaki tehlikeli eşyaları uzaklaştırmak gibi önlemler alınmalıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
b) Kilitlenmiş çenesinin zorla açılmaya çalışılması: Bu, yapılan en yaygın ve en tehlikeli hatalardan biridir. Nöbet sırasında çene kasları çok güçlü bir şekilde kasılır. Çeneyi zorla açmaya çalışmak; hastanın dişlerinin kırılmasına, çene ekleminin zarar görmesine veya müdahale eden kişinin parmaklarının ısırılıp kopmasına neden olabilir. "Dilini yutma" inanışı tıbben doğru değildir, bu yüzden ağza herhangi bir müdahalede bulunulmamalıdır.
-
c) El, kol ve bacaklarının bağlanması: Bu uygulama da son derece yanlıştır ve ciddi yaralanmalara yol açabilir. Nöbet sırasındaki istemsiz ve güçlü kasılmalara karşı koymaya çalışmak, kişinin kemiklerinin kırılmasına, eklemlerinin çıkmasına veya kas dokusunun yırtılmasına neden olabilir. Yapılması gereken, kişiyi zapt etmeye çalışmak değil, kontrolsüz hareketleri sırasında çevresindeki eşyalara çarparak yaralanmasını engellemektir.
-
d) Şekerli içecekler içirilmesi: Nöbet geçiren bir kişinin bilinci kapalıdır ve yutkunma kontrolü yoktur. Bu durumdaki birine herhangi bir sıvı (su, şekerli içecek vb.) veya katı yiyecek vermeye çalışmak, sıvının soluk borusuna kaçmasına (aspirasyon) ve boğulmaya neden olabilir. Bu, hayati tehlike yaratan çok riskli bir durumdur. Kişi tamamen kendine gelmeden ağızdan hiçbir şey verilmemelidir.
Özetle, sara krizi durumunda yapılması gereken en doğru şey, sakin kalmak, çevreyi güvenli hale getirmek ve nöbetin kendiliğinden bitmesini beklemektir.
Soru 4 |
Şok durumu | |
Beyin kanaması | |
Ayak bölgesinden yılan sokması | |
Akciğer zedelenmesi ve kanaması |
a) Şok durumu ✓ (DOĞRU)
Şok, dolaşım sisteminin yaşamsal organlara (beyin, kalp vb.) yeterli miktarda kan ve oksijen gönderememesi durumudur. Bu durumda beyne ve diğer önemli organlara giden kan akışı tehlikeli derecede azalır. Bacakları 30 cm kadar yukarı kaldırmak, yer çekimi sayesinde bacaklardaki kanın vücudun merkezine, yani kalp ve beyin gibi hayati organlara yönlenmesini sağlar. Bu, şokun etkilerini azaltmak ve kazazedenin durumunu tıbbi yardım gelene kadar stabil hale getirmek için yapılan temel ve doğru bir ilk yardım uygulamasıdır.
- Neden Doğru: Şok pozisyonu, kanı bacaklardan alıp hayati organlara yönlendirerek dolaşımı desteklemek için tasarlanmıştır. Bu, şok durumunun tanımına ve tedavisine birebir uyar.
b) Beyin kanaması (YANLIŞ)
Beyin kanaması durumunda, kafatası içindeki basınç zaten artmıştır. Bacakları yukarı kaldırmak, vücudun üst kısmına ve dolayısıyla başa giden kan akışını daha da artıracaktır. Bu durum, kafa içi basıncını tehlikeli seviyelere çıkararak kanamayı şiddetlendirebilir ve beyin hasarını artırabilir. Bu nedenle, beyin kanaması şüphesi olan bir kazazedeye asla şok pozisyonu verilmemelidir; tam tersine baş ve omuzlar hafifçe yükseltilerek kafa içi basıncın düşürülmesine yardımcı olunmalıdır.
c) Ayak bölgesinden yılan sokması (YANLIŞ)
Yılan sokmalarında ilk yardımın temel amacı, zehrin vücuda yayılmasını yavaşlatmaktır. Bacağı yukarı kaldırmak, kan dolaşımını hızlandırarak zehrin kalbe ve diğer organlara çok daha çabuk ulaşmasına neden olur. Bu, son derece tehlikeli ve yanlış bir uygulamadır. Yapılması gereken, sokulan bölgeyi kalp seviyesinde veya daha aşağıda tutmak, hareket ettirmemek ve kazazedenin sakin kalmasını sağlamaktır.
d) Akciğer zedelenmesi ve kanaması (YANLIŞ)
Akciğer zedelenmesi veya kanaması olan bir kişi genellikle nefes almakta zorluk çeker. Kazazedeyi sırt üstü yatırıp bacaklarını kaldırmak (şok pozisyonu), karın içi organların diyaframa baskı yapmasına ve solunumu daha da güçleştirmesine neden olabilir. Bu tür durumlarda kazazedenin en rahat nefes alabileceği pozisyon olan "yarı oturur pozisyon" tercih edilir. Bu pozisyon, göğüs kafesi üzerindeki baskıyı azaltır ve solunumu kolaylaştırır.
Soru 5 |
Kesik kesik akan bir kanama olması | |
Kalp atımları ile uyumlu olarak akması | |
Koyu kırmızı renkteki kanın sürekli akması | |
Parlak ve açık kırmızı renkteki kanın fışkırır tarzda akması |
Doğru cevap c) Koyu kırmızı renkteki kanın sürekli akması seçeneğidir. Toplardamarlar, vücuttaki kullanılmış, yani oksijeni azalmış kanı kalbe geri taşıyan damarlardır. Bu nedenle içindeki kan, oksijen bakımından fakir olduğu için koyu kırmızı renktedir. Ayrıca, toplardamarlardaki kan basıncı atardamarlara göre daha düşük ve sabittir, bu yüzden kanama fışkırma veya kesik kesik olma şeklinde değil, sürekli ve yayılarak akan bir sızıntı şeklindedir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- a) Kesik kesik akan bir kanama olması: Bu özellik, atardamar kanamalarına aittir. Atardamarlardaki kan, kalbin pompalama ritmiyle hareket ettiği için kanama da bu ritme uygun olarak kesik kesik ve fışkırır tarzda olur. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
- b) Kalp atımları ile uyumlu olarak akması: Bu ifade de, tıpkı bir önceki seçenekte olduğu gibi, atardamar kanamalarını tanımlar. Kalp her attığında damara bir basınç uygular ve kan bu basınçla dışarı fışkırır. Bu durum, toplardamarların düşük basınçlı yapısıyla uyuşmaz.
- d) Parlak ve açık kırmızı renkteki kanın fışkırır tarzda akması: Bu seçenek, atardamar kanamasının en net ve eksiksiz tanımıdır. Atardamarlar, kalpten pompalanan oksijen zengini ("temiz") kanı vücuda dağıtır. Oksijen zengini kanın rengi parlak ve açık kırmızıdır ve yüksek basınç nedeniyle fışkırır tarzda akar.
Özetle, kanamanın rengi ve akış şekli, hangi damarın yaralandığını anlamak için en önemli ipuçlarıdır. Parlak kırmızı ve fışkırır/kesik kesik akıyorsa bu bir atardamar kanamasıdır ve çok tehlikelidir. Koyu kırmızı ve sürekli bir şekilde yayılarak akıyorsa bu bir toplardamar kanamasıdır. Eğer kanama küçük noktacıklar veya hafif bir sızıntı şeklindeyse, bu da kılcal damar kanamasıdır ve genellikle en hafif kanama türüdür.
Soru 6 |
Yalnız I | |
I ve II | |
I ve III | |
I, II ve III |
Doğru cevap D) I, II ve III seçeneğidir. Şimdi bu noktaların neden doğru olduğunu ve ilk yardım açısından önemini tek tek inceleyelim.
- I. Boyun: Boyun bölgesi, özellikle şah damarının (karotis arter) geçtiği yer, baş ve yüzdeki ciddi kanamaları kontrol etmek için önemli bir basınç noktasıdır. Şah damarı, cilde oldukça yakın bir konumdadır ve omurgaya doğru bastırılarak kan akışı yavaşlatılabilir. Bu müdahale, özellikle durdurulamayan yüz ve kafa derisi kanamalarında hayat kurtarıcı olabilir.
- II. Koltuk altı: Koltuk altı, kol bölgesindeki atardamarın (aksiller arter) yüzeye en yakın olduğu ve kemiğe karşı sıkıştırılabileceği bir başka kritik basınç noktasıdır. Koldaki, özellikle dirsek altındaki veya ön koldaki şiddetli bir kanamayı durdurmak için koltuk altı çukuruna güçlü bir şekilde baskı uygulanır. Bu sayede kola giden ana kan akışı kesintiye uğratılarak kan kaybı önlenir.
- III. Köprücük kemiği üzeri: Köprücük kemiğinin hemen üzerindeki çukur bölge, koldaki ve omuzdaki kanamaları kontrol etmek için kullanılan bir diğer önemli basınç noktasıdır. Buradan geçen ana atardamar (subklavyen arter), başparmak ile köprücük kemiğinin arkasına, kaburgalara doğru bastırılarak sıkıştırılır. Bu yöntem, özellikle kolun üst kısımlarındaki veya omuzdaki kanamalarda çok etkilidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Bu soruda "yanlış" seçenekler aslında eksik bilgi içeren seçeneklerdir. Soru, bu amaç için belirlenmiş noktaların "hangileri" olduğunu sormaktadır ve verilen üç öncül de bu tanıma uymaktadır.
- a) Yalnız I: Bu seçenek sadece boyun bölgesini doğru kabul eder, ancak koltuk altı ve köprücük kemiği üzeri gibi diğer önemli basınç noktalarını dışarıda bırakır. Bu nedenle eksiktir.
- b) I ve II: Bu seçenek boyun ve koltuk altını kabul ederken, köprücük kemiği üzerini göz ardı eder. Bu da eksik bir cevaptır.
- c) I ve III: Bu seçenek ise koltuk altı basınç noktasını içermediği için tam olarak doğru değildir.
Sonuç olarak, ehliyet sınavı ilk yardım müfredatına göre Boyun, Koltuk altı ve Köprücük kemiği üzeri, atardamar kanamalarını kontrol altına almak için öğretilen temel ve hayati basınç noktalarıdır. Bu nedenle üç öncülü de içeren D seçeneği sorunun tam ve doğru cevabıdır.
Soru 7 |
Şok | |
Bayılma | |
Koma | |
Kansızlık |
c) Koma (Doğru Cevap)
Koma, beynin fonksiyonlarının ciddi şekilde bozulması sonucu ortaya çıkan en derin bilinç kaybı durumudur. Koma halindeki bir kişi, çevresinde olup bitenlerin farkında değildir ve en güçlü uyaranlara (örneğin, seslenme, dürtme, ağrılı uyaran) bile tepki vermez. Soruda bahsedilen "uzun süreli bilinç kaybı" ve "duyu organlarının hiçbir uyarana tepki verememesi" ifadeleri, koma durumunu birebir tarif etmektedir. Bu nedenle doğru cevap Koma'dır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- Şok: Şok, dolaşım sisteminin yaşamsal organlara yeterli miktarda kan gönderememesi durumudur. Şoktaki bir kişide bilinç bulanıklığı veya seviyesinde azalma görülebilir ancak bu durum komadaki gibi derin ve tam bir tepkisizlik hali değildir. Şokun belirtileri arasında hızlı ve zayıf nabız, hızlı ve yüzeysel solunum, soğuk ve nemli cilt bulunur; temel sorun dolaşım yetmezliğidir, beynin tamamen kendini kapatması değildir.
- Bayılma: Bayılma (senkop), beyne giden kan akışının anlık olarak azalması sonucu meydana gelen kısa süreli ve geçici bir bilinç kaybıdır. Genellikle birkaç saniye veya dakika sürer ve kişi dinlenince kendine gelir. Komadan en temel farkı süresinin çok kısa olmasıdır. Soruda ise "uzun süreli" bir bilinç kaybından bahsedilmektedir, bu yüzden bayılma doğru cevap olamaz.
- Kansızlık: Kansızlık (anemi), kanda yeterli sayıda sağlıklı kırmızı kan hücresinin veya hemoglobinin bulunmaması durumudur. Bu bir hastalık veya belirti olup, başlı başına bir bilinç kaybı hali değildir. Kansızlığın belirtileri yorgunluk, halsizlik, solukluk ve nefes darlığıdır. Şiddetli kansızlık bayılmaya neden olabilir ancak kansızlık, soruda tanımı yapılan uzun süreli ve derin bilinç kaybı durumu olan koma ile aynı şey değildir.
Özetle, soruda tanımı yapılan durum, uyaranlara karşı tam bir tepkisizlik ve uzun sürmesi özellikleriyle diğer bilinç bozukluklarından ayrılır. Bu tanım, tıbbi olarak koma durumunu ifade eder.
Soru 8 |
Göz bebeklerinin genişlemesi | |
Solunumun yüzeyselleşmesi | |
Kan basıncının artması | |
Nabzın yavaşlaması |
Doğru cevap a) Göz bebeklerinin genişlemesi seçeneğidir. Kalp durduğunda, kan dolaşımı da durur. Bu durum, vücudun en çok oksijene ihtiyaç duyan organı olan beyne kan ve oksijen akışının kesilmesi anlamına gelir. Beyin, oksijensizliğe sadece birkaç dakika dayanabilir ve bu oksijensizlik durumu sinir sistemi fonksiyonlarını doğrudan etkiler. Göz bebeklerini kontrol eden sinirler ve kaslar da bu durumdan etkilenerek gevşer, bu da göz bebeklerinin büyümesine (genişlemesine) ve ışığa tepki vermemesine neden olur. Bu, dolaşımın durduğunun ve beyin fonksiyonlarının tehlikede olduğunun önemli bir göstergesidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- b) Solunumun yüzeyselleşmesi: Bu ifade yanlıştır çünkü kalp durduğunda solunum yüzeyselleşmez, bir süre sonra tamamen durur. Yüzeysel solunum, kişinin halen nefes aldığını ancak bunun zayıf olduğunu gösterir. Kalp durması ise solunumun da tamamen durması (apne) ile sonuçlanır. Bazen başlangıçta "agonal solunum" denilen iç çekme benzeri, etkisiz nefes alma hareketleri görülebilse de bu durum kısa sürede yerini tam solunum durmasına bırakır.
- c) Kan basıncının artması: Bu seçenek, durumun tam tersini ifade eder. Kan basıncı (tansiyon), kalbin kanı damarlara pompalamasıyla oluşan kuvvettir. Eğer kalp durmuşsa, kanı pompalayacak bir güç kalmaz. Bu nedenle kan basıncı artmak yerine ölçülemeyecek seviyelere düşer, yani sıfırlanır. Dolayısıyla kalbi duran bir kişide kan basıncından bahsedilemez.
- d) Nabzın yavaşlaması: Nabzın yavaşlaması (bradikardi), kalbin durmasına yol açabilecek bir durumun ön belirtisi olabilir. Ancak kalp tamamen durduğunda, atım olmadığı için nabız da tamamen ortadan kalkar. İlk yardımda yaşam belirtisi kontrol edilirken şah damarından nabız kontrolü yapılır ve kalbi duran bir kişide nabız alınamaz. Bu nedenle belirti "nabzın yavaşlaması" değil, "nabzın olmamasıdır".
Soru 9 |
Telaşlı ve tedirgin olması | |
İletişim becerilerinin zayıf olması | |
Önce çevrenin güvenliğini sağlaması | |
İnsan vücudu ile ilgili temel bilgilere sahip olması |
Doğru cevap d) İnsan vücudu ile ilgili temel bilgilere sahip olması seçeneğidir. Çünkü etkili bir ilk yardım müdahalesi, ancak ve ancak insan vücudunun nasıl çalıştığına dair temel bilgilere dayanarak yapılabilir. Örneğin, kanamanın nasıl durdurulacağını bilmek için atardamarların nerede olduğunu, solunumu duran birine yardım etmek için solunum sisteminin nasıl çalıştığını veya bir kırığa nasıl müdahale edileceğini anlamak için iskelet sistemi hakkında temel bilgilere sahip olmak gerekir. Bu bilgi, ilk yardımcının doğru kararlar almasını ve yanlış bir müdahale ile zarar vermesini önlemesini sağlar.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:-
a) Telaşlı ve tedirgin olması: Bu özellik, bir ilk yardımcıda kesinlikle bulunmaması gereken bir durumdur. Telaş ve panik, ilk yardımcının doğru düşünmesini ve sakin karar almasını engeller. Aksine, bir ilk yardımcı soğukkanlı, sakin ve kendinden emin olmalıdır ki hem yaralıyı sakinleştirebilsin hem de olay yerini doğru bir şekilde yönetebilsin.
-
b) İletişim becerilerinin zayıf olması: İletişim, ilk yardımın en önemli parçalarından biridir. İlk yardımcı, yaralıyla konuşarak ona güven vermeli, bilincini açık tutmaya çalışmalı ve durumu hakkında bilgi almalıdır. Aynı zamanda çevredeki insanları organize etmek ve 112 Acil Servis'e doğru ve net bilgi aktarmak için güçlü iletişim becerilerine sahip olması gerekir. Zayıf iletişim, kargaşaya ve yanlış anlaşılmalara yol açabilir.
-
c) Önce çevrenin güvenliğini sağlaması: Bu seçenek, bir ilk yardımcının sahip olması gereken bir "özellik" değil, uygulaması gereken ilk ve en önemli "kural" veya "eylem"dir. Bir ilk yardımcı olay yerine ulaştığında ilk olarak kendi can güvenliğini ve çevre güvenliğini sağlamalıdır. Ancak soru, bir eylemi değil, ilk yardımcının kişiliğinde veya bilgisinde bulunması gereken bir özelliği sormaktadır. Bu nedenle, "bilgi sahibi olmak" bir özellik iken, "güvenliği sağlamak" bir eylemdir ve bu ince farktan dolayı bu seçenek doğru cevap değildir.
Soru 10 |
I ve II | |
I ve III | |
II ve III | |
I, II ve III |
Bu soruda, karbonmonoksit (CO) gazının solunması durumunda vücutta meydana gelen etkiler sorgulanmaktadır. Karbonmonoksit, renksiz, kokusuz ve tatsız bir gaz olduğu için "sessiz katil" olarak da bilinir. Bu gazın zehirleyici etkilerini anlamak, soruyu doğru cevaplamak için anahtardır. Şimdi verilen öncülleri ve seçenekleri adım adım inceleyelim.
Doğru Cevabın Açıklaması (b) I ve III
Doğru cevap I ve III numaralı öncülleri içerir. Bunun nedenlerini ayrıntılı olarak ele alalım:
- I- Kanın oksijen taşımasının engellenmesi: Bu, karbonmonoksit zehirlenmesinin temel mekanizmasıdır. Normalde, soluduğumuz havadaki oksijen, akciğerlerimizden kana geçer ve kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobin adı verilen bir proteine bağlanır. Hemoglobin, oksijeni vücudumuzdaki tüm doku ve organlara taşır. Ancak karbonmonoksit gazı, hemoglobine oksijenden yaklaşık 200-250 kat daha güçlü bir şekilde bağlanır. Bu durumda hemoglobin, oksijen yerine karbonmonoksiti taşımaya başlar ve kanın dokulara oksijen ulaştırma kapasitesi ciddi şekilde düşer. Bu nedenle bu ifade doğrudur.
- III- Boğucu etki yapması: Karbonmonoksit, kimyasal bir boğulmaya neden olur. Fiziksel boğulma gibi (örneğin nefes borusuna bir şey kaçması) havayollarını tıkamaz, ancak kanın oksijen taşımasını engellediği için hücreler ve dokular oksijensiz kalır. Hücre seviyesinde yaşanan bu oksijen yetersizliği, tıpkı nefes alamamak gibi bir "boğulma" etkisi yaratır. Bu yüzden karbonmonoksit, boğucu gazlar sınıfında yer alır. Bu ifade de doğrudur.
Sonuç olarak, karbonmonoksit zehirlenmesinde hem kanın oksijen taşıma görevi engellenir (I) hem de bu durum vücutta boğucu bir etki yaratır (III). Bu nedenle doğru seçenek "I ve III" içeren b) şıkkıdır.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak, konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır. Yanlışlığın temel sebebi II numaralı öncüldür:
- II- Fiziksel aktivitenin artması: Bu ifade tamamen yanlıştır. Vücudun fiziksel aktivite yapabilmesi için enerjiye, bu enerjiyi üretmek için de oksijene ihtiyacı vardır. Karbonmonoksit zehirlenmesinde vücut oksijensiz kaldığı için tam tersi bir durum yaşanır. Zehirlenmenin belirtileri arasında baş dönmesi, halsizlik, yorgunluk, kas güçsüzlüğü ve uyku hali bulunur. Fiziksel aktivitede artış değil, ciddi bir düşüş ve hareket edememe durumu ortaya çıkar.
Bu bilgi ışığında diğer şıkları değerlendirelim:
- a) I ve II: Bu seçenek, yanlış olan "Fiziksel aktivitenin artması" (II) öncülünü içerdiği için yanlıştır.
- c) II ve III: Bu seçenek de yine yanlış olan "Fiziksel aktivitenin artması" (II) öncülünü içerdiği için elenir.
- d) I, II ve III: Bu seçenek, doğru öncüllerin yanında yanlış olan II numaralı öncülü de barındırdığı için yanlıştır.
Soru 11 |
Yaralı bölgenin düzeltilmeye çalışılması | |
Yara varsa üzerinin temiz bir bezle kapatılması | |
Tespit yapılırken yaralı bölgenin hareket ettirilmesi | |
Tespit edilecek bölgenin sadece sert malzeme ile kaplanması |
Doğru Cevap: b) Yara varsa üzerinin temiz bir bezle kapatılması
Bu seçeneğin doğru olmasının temel sebebi, enfeksiyon riskini önleme önceliğidir. Kırıkla birlikte deride bir yara oluşmuşsa (buna açık kırık denir), bu yara dış ortamdaki mikroplara karşı savunmasız kalır. Yarayı temiz bir bezle, mümkünse steril bir sargı beziyle kapatmak, kanamayı kontrol altına almaya yardımcı olur ve en önemlisi yarayı enfeksiyon kapmaktan korur. Tespit (sabitleme) işlemine geçmeden önce açık yaranın kapatılması, ilk yardımın en temel kurallarından biridir.
Yanlış Cevapların Açıklamaları:
-
a) Yaralı bölgenin düzeltilmeye çalışılması: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır ve çok tehlikelidir. Kırık bir kemiği veya çıkık bir eklemi yerine oturtmaya, düzeltmeye çalışmak; bölgedeki sinirlere, damarlara ve kaslara çok ciddi zararlar verebilir. İlk yardımın altın kuralı, yaralı bölgeyi bulunduğu şekilde sabitlemektir. Düzeltme işlemi sadece doktorlar tarafından, uygun tıbbi koşullar altında yapılmalıdır.
-
c) Tespit yapılırken yaralı bölgenin hareket ettirilmesi: Bu seçenek de yanlıştır, çünkü tespit işleminin temel amacıyla çelişir. Tespit veya sabitlemenin amacı, yaralı bölgenin hareket etmesini tamamen engellemektir. Kırık kemik uçlarının hareket etmesi, hem ağrıyı artırır hem de çevredeki dokulara zarar verme riskini yükseltir. Bu nedenle tespit işlemi, yaralı bölge mümkün olan en az hareketle ve oldukça nazikçe yapılmalıdır.
-
d) Tespit edilecek bölgenin sadece sert malzeme ile kaplanması: Bu ifade "sadece" kelimesi yüzünden yanlıştır. Tespit için atel gibi sert malzemeler kullanılır ancak bu malzeme asla doğrudan cilde temas ettirilmemelidir. Sert malzemenin cilde baskı yaparak kan dolaşımını engellemesini ve cildi tahriş etmesini önlemek için, yaralı bölge ile sert malzeme arasına mutlaka pamuk, bez gibi yumuşak bir destek malzemesi konulmalıdır. Bu, hem yaralının konforunu artırır hem de ek yaralanmaları önler.
Soru 12 |
Solunum ve nabız kontrolü | |
Sıkan giysilerin gevşetilmesi | |
Ağızdan yiyecek, içecek verilmesi | |
Ağız içinde yabancı cisim olup olmadığının kontrolü |
Doğru Cevap: c) Ağızdan yiyecek, içecek verilmesi
Koma hâlindeki bir kişinin en önemli özelliklerinden biri, yutkunma ve öksürme gibi koruyucu reflekslerini kaybetmesidir. Bu durumdaki bir kişiye ağızdan yiyecek veya içecek vermeye çalışmak son derece tehlikelidir. Verilen sıvı veya katı gıda, soluk borusuna kaçarak solunum yolunun tıkanmasına ve kazazedenin boğulmasına neden olabilir. Bu duruma "aspirasyon" denir ve akciğerlerde ciddi hasara veya ölüme yol açabilir. Bu yüzden bilinci kapalı bir hastaya asla ağızdan bir şey verilmez.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi
Diğer seçenekler ise komadaki bir kazazedeye yapılması gereken doğru ilk yardım uygulamalarıdır. Bu nedenle bu sorunun cevabı olamazlar:
- a) Solunum ve nabız kontrolü: Bu, ilk yardımın en temel ve en önemli adımıdır. Kazazedenin yaşayıp yaşamadığını, nefes alıp almadığını ve kalbinin atıp atmadığını anlamak için solunum ve nabız kontrolü mutlaka yapılmalıdır. Bu kontrol, yapılacak diğer müdahalelerin yönünü belirler.
- b) Sıkan giysilerin gevşetilmesi: Kazazedenin rahat nefes almasını ve kan dolaşımının sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlamak için bu işlem gereklidir. Özellikle boyun, göğüs ve bel bölgesindeki sıkı giysiler (kravat, kemer, gömlek yakası) gevşetilmelidir. Bu, hayati fonksiyonları destekleyen standart bir ilk yardım uygulamasıdır.
- d) Ağız içinde yabancı cisim olup olmadığının kontrolü: Koma durumundaki kazazedenin solunum yolunun açık olması hayati önem taşır. Ağız içinde kan, kusmuk, kırık diş veya takma diş gibi yabancı bir cisim solunum yolunu tıkayabilir. Bu nedenle, solunum yolunu açık tutmak için ağız içi kontrolü yapılmalı ve varsa yabancı cisimler dikkatlice temizlenmelidir.
Özetle, komadaki bir kazazedeye yapılacak ilk yardımda amaç, temel yaşam fonksiyonlarını sürdürmesine yardımcı olmaktır. Solunum, nabız ve hava yolu kontrolü bu amacın temel taşlarıdır. Ancak bilinci kapalı bir kişiye ağızdan bir şey vermek, onu hayata döndürmeye çalışmak yerine hayatını doğrudan tehlikeye atmak anlamına gelir. Bu nedenle bu, kesinlikle yapılmaması gereken bir davranıştır.
Soru 13 |
Buna göre aşağıdakilerden hangisi arızalı araç çekilirken uyulması gereken şartlardan biri değildir?
Çekilen aracın ağırlığının, çeken aracın taşıma sınırından az olması | |
Birbirine bağlanan iki araç arasındaki açıklığın 10 metre olması | |
Çekilen aracın, sürücü yönetiminde olması | |
Her iki aracın da boş (yüksüz) olması |
Doğru cevap b) Birbirine bağlanan iki araç arasındaki açıklığın 10 metre olması seçeneğidir. Çünkü bu ifade, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde belirtilen kurala aykırıdır. Yönetmeliğe göre, çelik çubuk, çelik halat veya zincirle birbirine bağlanan iki araç arasındaki mesafe en fazla 5 metre olmalıdır. Bu mesafenin 10 metre olması, araya başka araçların girmesi, kontrolün zorlaşması ve ani duruşlarda tehlike yaratması gibi nedenlerle yasaktır.
Ayrıca, bu bağlantı 2.5 metreyi geçtiği takdirde, bağlantının ortasına gündüz kırmızı bir yansıtıcı veya bez, gece ise kırmızı ışık veya yansıtıcı konulması zorunludur. Dolayısıyla 10 metrelik bir açıklık kural dışıdır ve bu seçenek, uyulması gereken bir şart değildir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış (yani neden doğru birer kural) olduğuna bakalım:
- a) Çekilen aracın ağırlığının, çeken aracın taşıma sınırından az olması: Bu, çok önemli ve zorunlu bir güvenlik kuralıdır. Çeken aracın, çektiği aracın ağırlığını güvenli bir şekilde kontrol edebilmesi ve özellikle fren yaparken durabilmesi gerekir. Eğer çekilen araç daha ağır olursa, çeken aracı iterek kazaya sebep olabilir. Bu nedenle bu ifade, uyulması gereken bir şarttır.
- c) Çekilen aracın, sürücü yönetiminde olması: Freni veya direksiyonu çalışmayan araçlar hariç, çekilen aracın direksiyonunda mutlaka bir sürücü bulunmalıdır. Bu sürücü, virajlarda direksiyonu çevirerek ve gerektiğinde frene basarak çeken araca yardımcı olur ve aracın kontrolünü sağlar. Bu da uyulması gereken zorunlu bir kuraldır.
- d) Her iki aracın da boş (yüksüz) olması: Arızalı araç çekme işlemi, bir taşıma veya nakliye işlemi değildir; acil bir durumdur. Güvenliği en üst düzeyde tutmak için araçlarda sürücüler dışında yolcu veya yük bulunmamalıdır. Ekstra ağırlık, hem çeken aracın fren mesafesini uzatır hem de çekme halatına/çubuğuna binen yükü artırarak riski büyütür. Bu yüzden bu da uyulması gereken bir şarttır.
Özetle; a, c ve d şıklarında belirtilenler arızalı araç çekilirken uyulması gereken doğru ve zorunlu kurallardır. B şıkkında belirtilen "10 metre açıklık" ise yanlış bir bilgidir, çünkü izin verilen maksimum mesafe 5 metredir. Soru bizden "şartlardan biri olmayanı" istediği için doğru cevap B seçeneğidir.
Soru 14 |
1 Eylül - 1 Ocak | |
1 Ekim - 1 Şubat | |
1 Kasım - 1 Mart | |
1 Aralık - 1 Nisan |
Bu soruda, Türkiye'deki ticari araçlar için zorunlu kış lastiği uygulamasının hangi tarihler arasında geçerli olduğu sorulmaktadır. Bu kural, özellikle kış aylarında hava koşullarının ağırlaşmasıyla artan trafik kazalarını önlemek ve yol güvenliğini sağlamak amacıyla getirilmiştir. Sorunun doğru cevabı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından belirlenen resmi yönetmeliğe dayanmaktadır.
Doğru cevap d) 1 Aralık - 1 Nisan seçeneğidir. Türkiye'de şehirler arası karayollarında yolcu ve eşya taşıyan ticari araçlar için her yıl 1 Aralık ile takip eden yılın 1 Nisan tarihleri arasında kış lastiği kullanma zorunluluğu vardır. Bu tarihler, ülke genelinde kış şartlarının en yoğun yaşandığı, sıcaklıkların düştüğü, kar ve buzlanma riskinin en yüksek olduğu dönemi kapsayacak şekilde belirlenmiştir. Bu uygulama, araçların yol tutuşunu artırarak kayma ve kaza riskini önemli ölçüde azaltır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta daha vardır. Belirtilen 1 Aralık - 1 Nisan tarihleri standart uygulama olmakla birlikte, illerin valilikleri, kendi bölgelerindeki hava ve iklim koşullarına göre bu süreyi değiştirme yetkisine sahiptir. Örneğin, kışın çok sert geçtiği bir ilde valilik kararıyla kış lastiği zorunluluğu daha erken bir tarihte başlatılabilir veya daha geç bir tarihte bitirilebilir. Ancak ehliyet sınavında genel ve resmi yönetmelik tarihi sorulduğu için doğru cevap her zaman 1 Aralık - 1 Nisan'dır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) 1 Eylül - 1 Ocak: Bu tarih aralığı yanlıştır, çünkü Eylül ayı Türkiye'nin büyük bir bölümünde hala sonbahar mevsimidir ve kış koşulları henüz başlamamıştır. Ayrıca bu aralık, kışın en çetin geçebileceği Şubat ve Mart aylarını kapsamamaktadır.
- b) 1 Ekim - 1 Şubat: Ekim ayı da kış lastiği zorunluluğu için genellikle erken bir tarihtir. Bu seçenek, kış şartlarının devam edebileceği Mart ayını dışarıda bıraktığı için eksik ve yanlıştır.
- c) 1 Kasım - 1 Mart: Bu seçenek doğru cevaba en yakın olanıdır ancak yine de yanlıştır. Yönetmelik, Mart ayının tamamında ve Nisan başında da hava koşullarının tehlikeli olabileceğini göz önünde bulundurarak zorunluluğu 1 Nisan'a kadar uzatmıştır. Bu nedenle 1 Mart'ta sona ermez.
Özetle, ehliyet sınavında bu soruyla karşılaştığınızda unutmamanız gereken resmi tarih aralığı 1 Aralık - 1 Nisan'dır. Bu bilgi, hem sınavdaki başarınız hem de ileride sorumlu bir sürücü olarak trafik güvenliğine katkıda bulunmanız açısından kritik öneme sahiptir.
Soru 15 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru cevap b) seçeneğindeki otomobildir. Türkiye'deki trafik kurallarına göre, otomobillerin (M1 sınıfı) yerleşim yeri dışındaki şehirler arası çift yönlü kara yollarında yasal azami hız sınırı 90 km/saattir. Bu, sürücülerin özel bir trafik işaretiyle farklı bir hız belirtilmediği sürece uyması gereken standart limittir. Bu hız sınırı, yolun genellikle tek şeritli gidiş ve tek şeritli geliş şeklinde olduğu, ortada fiziki bir ayırıcının (refüj gibi) bulunmadığı yollar için geçerlidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım. Hem a) seçeneğindeki otobüs hem de c) seçeneğindeki kamyon, yolcu ve yük taşımacılığı yapan büyük ve ağır araçlardır. Bu araçların fren mesafeleri daha uzun olduğu ve manevra kabiliyetleri daha düşük olduğu için, güvenlik amacıyla hız limitleri otomobillere göre daha düşüktür. Bu nedenle, şehirler arası çift yönlü kara yollarındaki azami hız limitleri 80 km/saat olarak belirlenmiştir.
Benzer şekilde, d) seçeneğinde gösterilen motosikletlerin (L3 sınıfı) de bu yol tipindeki azami hızı 80 km/saattir. Dolayısıyla, otobüs, kamyon ve motosikletin bu yoldaki hız limiti 80 km/saat olduğu için bu seçenekler yanlıştır. Soruda istenen 90 km/saatlik hıza sadece otomobil ulaşabilmektedir.
Özet olarak, yerleşim yeri dışındaki şehirler arası çift yönlü kara yolunda varsayılan azami hız sınırları şöyledir:
- Otomobil: 90 km/saat
- Otobüs: 80 km/saat
- Kamyon: 80 km/saat
- Motosiklet: 80 km/saat
Bu tablo, sorunun neden otomobili doğru cevap olarak işaretlediğini net bir şekilde göstermektedir. Ehliyet sınavında bu hız limitleri sıkça sorulduğundan, farklı yol tipleri (çift yönlü yol, bölünmüş yol, otoyol) için farklı araçların hızlarını ezberlemek önemlidir.
Soru 16 |
El freninin çekilmesine | |
Motorunun durdurulmasına | |
Acil uyarı ışıklarının yakılmasına | |
Yol eğimli ise uygun vitese takılmasına |
Doğru Cevap: c) Acil uyarı ışıklarının yakılmasına
Doğru cevap ‘c’ seçeneğidir çünkü acil uyarı ışıkları, yani dörtlüler, normal bir park etme işlemi sırasında kullanılmaz. Bu ışıkların amacı, trafikteki diğer sürücüleri bir tehlikeye veya acil bir duruma karşı uyarmaktır. Örneğin, aracınız arızalandığında, ani bir fren yapmanız gerektiğinde veya yol üzerinde tehlikeli bir şekilde durmak zorunda kaldığınızda kullanılır. Aracınızı standart bir park yerine güvenli bir şekilde park ettiğinizde dörtlüleri yakmak, hem gereksiz yere akünüzü tüketir hem de diğer sürücüler için yanıltıcı olabilir.Diğer Seçeneklerin İncelenmesi
Diğer seçeneklerin neden yanlış, yani park ederken neden yapılması gereken zorunlu eylemler olduğunu açıklayalım:- a) El freninin çekilmesine: Bu, park etmenin en temel ve en önemli güvenlik adımıdır. El freni, aracın tekerleklerini kilitleyerek, özellikle eğimli yollarda aracın kaymasını ve hareket etmesini engeller. Aracınızı terk etmeden önce el frenini çekmek mutlak bir zorunluluktur.
- b) Motorunun durdurulmasına: Park etme işlemi tamamlandığında, aracı terk etmeden önce motor durdurulmalıdır. Bu hem yakıt tasarrufu sağlar, hem çevreyi kirletmeyi önler hem de aracın istem dışı hareket etme riskini ortadan kaldırır. Güvenlik ve verimlilik açısından motoru durdurmak standart bir işlemdir.
- d) Yol eğimli ise uygun vitese takılmasına: Bu da el frenine ek olarak alınan çok önemli bir ikinci güvenlik önlemidir. Eğer araç yokuş yukarı park edildiyse vites birinci viteste (1), yokuş aşağı park edildiyse geri viteste (R) bırakılır. Bu sayede, olası bir el freni arızası veya boşalması durumunda şanzıman, aracın kaymasını engelleyerek ek bir güvence sağlar.
Özetle, el frenini çekmek, motoru durdurmak ve eğimli yollarda aracı doğru vitese takmak, güvenli bir park işleminin vazgeçilmez adımlarıdır. Ancak acil uyarı ışıklarını yakmak, standart bir park prosedürü değil, sadece acil ve tehlikeli durumlar için ayrılmış bir uyarı yöntemidir.
Soru 17 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap B seçeneğidir. B seçeneğinde görülen ve üçgen içerisinde "X" harfine benzer bir çarpı işareti bulunan levha, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde "Kontrolsüz Kavşak" işareti olarak tanımlanmıştır. Bu levhayı gören bir sürücü, ileride trafik ışığı veya herhangi bir yönlendirici işaretin bulunmadığı bir kavşağa yaklaştığını anlamalıdır. Bu durumda sürücü hızını azaltmalı, dikkatli olmalı ve kavşaktaki diğer araçlara karşı geçiş kurallarına uymaya hazır olmalıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna gelince, bu işaretler kontrollü durumları ifade eden "Ana Yol - Tali Yol Kavşağı" levhalarıdır. Bu levhalardaki ortak özellik, kalın bir çizgi ile ana yolun, ince çizgiler ile de tali (ikincil) yolların gösterilmesidir. Bu işaretler, sürücünün ana yolda olduğunu ve tali yoldan gelen araçlara göre geçiş önceliğine sahip olduğunu belirtir. Bu da kavşağın "kontrollü" olduğu anlamına gelir.
Seçenekleri tek tek inceleyelim:
- a) seçeneği: Bu işaret, ana yola sağ taraftan bir tali yolun bağlandığını gösterir. Ana yolda seyreden sürücünün geçiş üstünlüğü vardır.
- c) seçeneği: Bu işaret, ana yola sol taraftan bir tali yolun bağlandığını gösterir. Yine ana yoldaki sürücünün geçiş üstünlüğü bulunur.
- d) seçeneği: Bu işaret ise ana yola hem sağdan hem de soldan tali yolların bağlandığını belirtir. Geçiş üstünlüğü yine ana yoldaki sürücüye aittir.
Sonuç olarak, a, c ve d seçeneklerindeki işaretler geçiş üstünlüğünün kimde olduğunu net bir şekilde belirttiği için kontrollü kavşakları işaret eder. Soru ise kontrolsüz kavşağı sorduğu için, sadece "X" işaretini taşıyan B seçeneği doğru cevaptır. Bu işaret, sürücüye "Dikkat, kavşakta öncelik belirtilmemiş, genel kurallara göre hareket et!" mesajını verir.
Soru 18 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru cevap C seçeneğidir. Bu trafik işareti, "Yüksekliği 3,50 metreden fazla olan taşıt giremez" anlamına gelir. İşaretin üzerindeki sayı, izin verilen maksimum yüksekliği metre cinsinden belirtir. Levhadaki okların dikey (yukarı ve aşağı) yönde olması, bu kısıtlamanın aracın yüksekliği ile ilgili olduğunu net bir şekilde gösterir. Bu levha genellikle alçak köprü, tünel, alt geçit veya kapalı otopark girişleri gibi yerlerde bulunur ve yüksek araçların bu yapılara çarparak hasar görmesini veya sıkışmasını engeller.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:-
A seçeneği: Bu işaret, "Yüklü ağırlığı 7 tondan fazla olan taşıt giremez" anlamına gelir. Bu bir ağırlık sınırlamasıdır ve aracın toplam kütlesiyle ilgilidir, yüksekliğiyle değil. Genellikle taşıma kapasitesi düşük olan köprü veya yollardan önce kullanılır.
-
B seçeneği: Bu işaret, "Uzunluğu 10 metreden fazla olan taşıt giremez" anlamına gelir. Bu bir uzunluk gabarisi sınırlamasıdır. Özellikle keskin virajların veya dar manevra alanlarının olduğu yollarda, uzun araçların (kamyon, otobüs, tır gibi) dönüş yapamayacağı yerlerde kullanılır. Soruda ise yükseklik sorulmaktadır.
-
D seçeneği: Bu işaret, "Genişliği 2,30 metreden fazla olan taşıt giremez" anlamına gelir. Bu bir genişlik gabarisi sınırlamasıdır. Levhadaki okların yatay (sağ ve sol) yönde olması, kısıtlamanın aracın genişliği ile ilgili olduğunu belirtir. Genellikle dar yollar, yol yapım çalışmaları veya dar köprü geçişleri gibi yerlerde bulunur.
Özetle, gabari sınırlaması levhalarını birbirinden ayırmanın en kolay yolu okların yönüne bakmaktır. Dikey oklar yüksekliği, yatay oklar genişliği, aracın bütününü gösteren levha ise uzunluğu ifade eder. Bu nedenle, yükseklik sınırlamasını bildiren işaret C seçeneğindeki işarettir.
Soru 19 |

Ana yol-tali yol kavşağına | |
Işıklı işaret cihazına | |
Açılan köprüye | |
Havalimanına |
Levhanın içindeki sembolü dikkatle incelediğimizde, kalın bir dikey çizgi ve bu çizgiyi sağdan ve soldan kesen daha ince yatay bir çizgi görüyoruz. Trafik işaretlerinin evrensel dilinde, kalın çizgi her zaman ana yolu, yani üzerinde seyir halinde olduğunuz ve geçiş önceliğine sahip olduğunuz yolu temsil eder. İnce çizgi ise tali yolu, yani ana yola bağlanan ve ana yoldaki araçlara yol vermesi gereken daha az öncelikli yolu ifade eder.
Bu sembolün birleşimi, sürücüye "ileride bir ana yol-tali yol kavşağına yaklaşıyorsun" mesajını verir. Sürücü bu levhayı gördüğünde, kendisinin ana yolda olduğunu ve kavşakta geçiş üstünlüğünün kendisinde olduğunu anlar. Ancak her kavşakta olduğu gibi, tali yoldan kontrolsüz çıkabilecek araçlara karşı yine de dikkatli olmalı ve hızını azaltmalıdır. Bu nedenle, doğru cevap a) Ana yol-tali yol kavşağına seçeneğidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu da inceleyelim:
- b) Işıklı işaret cihazına: Trafik lambalarına yaklaşıldığını bildiren levhanın içinde, kırmızı, sarı ve yeşil renkleri temsil eden üç daireli bir trafik lambası sembolü bulunur. Sorudaki işaretle ilgisi yoktur.
- c) Açılan köprüye: Açılabilen bir köprüye yaklaşıldığını bildiren tehlike uyarı levhasında, iki yana doğru açılan bir köprü figürü yer alır. Bu da sorudaki işaretten tamamen farklıdır.
- d) Havalimanına: Havalimanı veya havaalanı olduğunu bildiren levhalar genellikle mavi zeminli bilgi işaretleridir ve üzerinde bir uçak sembolü bulunur. Alçak uçuş tehlikesini bildiren uyarı levhasında ise üçgen içinde bir uçak figürü vardır. Bu seçenek de yanlıştır.
Özetle, soruda gösterilen işaret, kalın çizginin ana yolu, ince çizginin ise tali yolu temsil etmesi nedeniyle sürücünün bir ana yol-tali yol kavşağına yaklaştığını bildirmektedir. Bu bilgi, kavşaktaki geçiş hakkının kimde olduğunu anlamak için hayati öneme sahiptir.
Soru 20 |

Otobüs | |
Kamyon | |
Motosiklet | |
Otomobil |
Soruda gördüğümüz trafik işareti, kırmızı bir daire içerisinde siyah bir otomobil figüründen oluşmaktadır. Bu işaret bir Trafik Tanzim İşareti'dir ve girdiği yolun kurallarını belirler. Levhanın Karayolları Trafik Yönetmeliği'ndeki resmi adı "Motorlu Taşıt Trafiğine Kapalı Yol" şeklindedir.
Bu levhanın en önemli ve sıkça karıştırılan özelliği, üzerinde sadece otomobil resmi olmasına rağmen anlamının daha geniş olmasıdır. Bu işaret, o yola motosikletler hariç bütün motorlu taşıtların girmesinin yasak olduğunu bildirir. Yani, bu yola girmek isteyen bir sürücü, eğer bir otomobil, kamyon, otobüs veya benzeri bir motorlu araç kullanıyorsa giriş yapamaz.
Şimdi seçenekleri bu bilgi ışığında değerlendirelim:- c) Motosiklet: Bu seçenek doğrudur. Levhanın tanımında açıkça belirtildiği gibi, yasak motosikletleri kapsamamaktadır. Bu nedenle, motosiklet sürücüleri bu işaretin bulunduğu yola girebilirler.
- a) Otobüs, b) Kamyon ve d) Otomobil: Bu seçenekler yanlıştır. Otobüs, kamyon ve otomobil birer motorlu taşıttır. Levha, motosikletler dışındaki tüm motorlu taşıtların girişini yasakladığı için bu araçların hiçbiri bu yola giremez. Zaten levhanın üzerindeki otomobil figürü, bu yasağın en belirgin göstergelerinden biridir.
Özetle, bu trafik işareti "Motosiklet dışındaki motorlu araçlar giremez" anlamına geldiği için, verilen seçenekler arasında bu yola girebilecek tek taşıt türü motosiklettir. Bu nedenle doğru cevap 'c' şıkkıdır.
Soru 21 |

Yükseklik | |
Uzunluk | |
Genişlik | |
Ağırlık |
Doğru Cevap: a) Yükseklik
Doğru cevabın "Yükseklik" olmasının sebebi, levhanın üzerindeki görsel ipuçlarıdır. Levhada "3,50 m" yazısının üstünde ve altında, birbirine dönük iki ok bulunmaktadır. Bu dikey oklar, bir nesnenin yerden en üst noktasına kadar olan mesafesini, yani yüksekliğini sembolize eder. Dolayısıyla bu levha, sürücülere ilerideki yol kesiminden (örneğin bir köprü, tünel veya üst geçit) yüksekliği 3,50 metreden fazla olan araçların geçemeyeceğini bildiren bir uyarıdır.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- b) Uzunluk: Eğer bu levha bir uzunluk sınırlaması belirtseydi, oklar aracın ön ve arka ucunda, yatay bir şekilde konumlandırılırdı. Uzunluk sınırlaması, genellikle keskin virajlar veya manevra alanı dar olan yerler için kullanılır ve aracın baştan sona toplam mesafesini ifade eder. Levhadaki oklar dikey olduğu için bu seçenek yanlıştır.
- c) Genişlik: Genişlik sınırlaması levhasında ise oklar aracın sağında ve solunda yer alır ve içeri doğru bakar. Bu, aracın en geniş noktasının belirtilen ölçüden (örneğin "2,30 m") fazla olmaması gerektiğini gösterir. Sorudaki levhada oklar yanlarda değil, üstte ve altta olduğu için bu seçenek de yanlıştır.
- d) Ağırlık: Ağırlık sınırlaması, boyut (gabari) ile ilgili değildir; aracın kütlesiyle ilgilidir. Ağırlık sınırlaması getiren levhalarda genellikle metre ("m") yerine ton ("t") birimi kullanılır (örneğin "7 t"). Sorudaki levhada "m" (metre) birimi kullanıldığı için bu seçenek de kesinlikle yanlıştır.
Özetle, trafik levhalarını doğru yorumlamak için üzerindeki sembollere dikkat etmek çok önemlidir. Bu levhadaki dikey oklar ve "m" birimi, bize sınırlamanın yükseklik ile ilgili olduğunu net bir şekilde göstermektedir. Bu tür levhalara uymamak, hem aracınızın hem de yol üzerindeki yapıların (köprü, tünel vb.) ciddi hasar görmesine neden olabilir.
Soru 22 |
Geri gitmek | |
Geriye dönmek | |
Zorunluluk dışında park etmek | |
Hızına uygun şeritte gitmek |
Doğru cevap d) Hızına uygun şeritte gitmek seçeneğidir. Otoyollarda trafik güvenliği ve akıcılığı için şerit disiplini hayati önem taşır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre sürücüler, hızlarına ve aracın cinsine uygun olan şeritten gitmek zorundadır. Örneğin, ağır vasıtalar ve yavaş giden araçlar en sağ şeridi kullanırken, daha hızlı araçlar sol şeritleri kullanır; ancak sol şerit sürekli işgal edilmemeli, sadece sollama amacıyla kullanılmalıdır. Bu kural, trafiğin düzenli akmasını sağlar ve kazaları önler.
Diğer seçeneklerin neden yanlış ve tehlikeli olduğunu inceleyelim:- a) Geri gitmek: Otoyolda geri gitmek, trafiği tehlikeye atan en riskli davranışlardan biridir. Arkadan yüksek hızla gelen araçların size çarpma riski çok yüksektir ve bu manevra kesinlikle yasaktır. Eğer bir çıkışı kaçırırsanız, asla geri gitmemeli, bir sonraki çıkışı kullanarak güzergahınıza geri dönmelisiniz.
- b) Geriye dönmek: Geri gitmek gibi, otoyolda "U" dönüşü yapmak veya geriye dönmek de kesinlikle yasaktır. Bu hareket, birden fazla trafik şeridini kesmenizi gerektirir ve feci kazalara yol açabilir. Yön değiştirmek için sadece otoyol çıkışları ve kavşaklar kullanılmalıdır.
- c) Zorunluluk dışında park etmek: Otoyolda duraklamak ve park etmek, sadece arıza, kaza veya trafik polisinin talimatı gibi zorunlu hallerde ve emniyet şeridi kullanılarak yapılabilir. Keyfi olarak veya dinlenmek amacıyla emniyet şeridinde ya da yol üzerinde durmak, hem trafiği tehlikeye atar hem de yasaktır. Dinlenmek için özel olarak ayrılmış park alanları ve dinlenme tesisleri kullanılmalıdır.
Soru 23 |
Trafik görevlisine | |
Işıklı trafik işaret cihazına | |
Yeşil ışık yanıyorsa, ışıklı trafik işaret cihazına | |
Kırmızı ışık yanıyorsa, ışıklı trafik işaret cihazına |
Bu soruda, bir kavşakta hem trafik polisinin hem de trafik ışıklarının aynı anda aktif olduğu bir durumda, sürücünün hangi kurala uyması gerektiği test edilmektedir. Bu durum, trafikteki yetki ve öncelik sıralaması (hiyerarşi) bilgisini ölçen temel bir sorudur. Sürücülerin bu hiyerarşiyi bilmesi, trafikte kargaşayı önlemek ve güvenliği sağlamak için zorunludur.
Doğru Cevap: a) Trafik görevlisine
Doğru cevabın 'Trafik görevlisine' olmasının sebebi, trafik yönetimindeki öncelik sıralamasıdır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre, trafikteki işaret ve kuralların birbiri üzerinde üstünlüğü vardır. Bu sıralamanın en tepesinde her zaman trafik görevlisinin (trafik polisi veya yetkilendirilmiş diğer görevliler) işaretleri ve talimatları yer alır. Trafik görevlisinin varlığı, o an için diğer tüm statik kuralların (ışıklar, levhalar, yol çizgileri) geçersiz olduğu ve yönetimin tamamen kendisinde olduğu anlamına gelir.
Yanlış Cevapların Açıklaması:
- b) Işıklı trafik işaret cihazına: Bu seçenek yanlıştır, çünkü trafik görevlisi, ışıklı işaret cihazından daha üst bir yetkiye sahiptir. Eğer bir kavşakta görevli varsa, ışıkların ne gösterdiğine bakılmaksızın görevlinin talimatlarına uyulur. Zaten görevlinin orada bulunma sebebi genellikle ışıkların yetersiz kaldığı bir durumu (yoğunluk, kaza, arıza) yönetmektir.
- c) ve d) Yeşil ışık yanıyorsa... / Kırmızı ışık yanıyorsa...: Bu iki seçenek de aynı temel mantıkla yanlıştır. Işığın rengi ne olursa olsun, trafik görevlisi kavşağı yönetirken bir anlam ifade etmez. Örneğin, size kırmızı ışık yanarken trafik polisi "Geç" işareti yapıyorsa, tereddüt etmeden geçmeniz gerekir. Tam tersi, size yeşil ışık yanarken "Dur" işareti yapıyorsa, kesinlikle durmak zorundasınız.
Özet olarak, trafikteki öncelik sıralaması aşağıdaki gibidir ve bu sıralamayı bilmek hayati önem taşır:
- Trafik görevlisinin işaretleri
- Işıklı trafik işaret cihazları (trafik lambaları)
- Trafik işaret levhaları (Dur, Yol Ver vb.)
- Yol çizgileri
Bu hiyerarşiye göre, listede daha üst sırada olan bir unsur, her zaman kendisinden sonra gelenlerin hükmünü ortadan kaldırır. Bu nedenle, bir kavşakta trafik görevlisi varsa, sürücüler gözlerini ışıklardan veya levhalardan ayırıp sadece trafik görevlisinin el, kol ve düdükle verdiği talimatlara odaklanmak zorundadır.
Soru 24 |
Sağlık Bakanlığı | |
Devlet Planlama Teşkilatı | |
Emniyet Genel Müdürlüğü | |
Karayolları Genel Müdürlüğü |
Bu soruda, Türkiye'deki tüm kara yollarında kullanılan trafik işaretleri, yol çizgileri gibi işaretlemelerin standartlarını kimin belirlediği, yayınladığı ve denetlediği sorulmaktadır. Yani, bir "Dur" levhasının neden sekizgen ve kırmızı olduğunu, yol çizgilerinin ne anlama geldiğini belirleyen ve bunu ülke genelinde bir standarda bağlayan kurumun hangisi olduğu öğrenilmek istenmektedir. Bu, trafik güvenliği ve düzeni için hayati bir görevdir.
Doğru cevap "d) Karayolları Genel Müdürlüğü" seçeneğidir. Çünkü bu kurum, Türkiye'deki devlet yolları ve otoyolların yapımından, bakımından ve onarımından sorumlu olan ana organdır. Bu sorumluluğun bir parçası olarak, sürücülerin ve yayaların güvenliği için tüm yollarda kullanılacak trafik işaret ve işaretçilerinin nasıl olması gerektiğini belirler. Bu standartlar, "Trafik İşaretleri El Kitabı" gibi yayınlarla duyurulur ve ülke genelinde tutarlılık sağlanır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- c) Emniyet Genel Müdürlüğü: Bu seçenek en çok karıştırılan çeldiricidir. Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı trafik polisleri, yollardaki kuralların uygulanmasından ve denetlenmesinden sorumludur. Yani, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün belirlediği standartlara ve kurallara sürücülerin uyup uymadığını kontrol ederler. Kuralı koyan değil, kuralın uygulayıcısıdırlar.
- a) Sağlık Bakanlığı: Bu kurumun görevi, toplum sağlığını korumak ve sağlık hizmetlerini düzenlemektir. Trafik kazaları sonrası ilk yardım veya hastane hizmetleri gibi konularla ilgili olsa da, yol işaretlerinin standartlarını belirlemek gibi bir görevi yoktur. Bu nedenle bu seçenek konuyla ilgisizdir.
- b) Devlet Planlama Teşkilatı: Bu teşkilat (artık Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nın bir parçasıdır), ülkenin genel ekonomik ve sosyal kalkınma planlarını yapar. Büyük altyapı projelerinin planlanmasında rol alabilir ancak trafik levhasının rengi veya yol çizgisinin kalınlığı gibi teknik standartları belirleme görevi yoktur. Görevi daha genel ve stratejiktir.
Soru 25 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru cevap B seçeneğidir. B seçeneğinde gösterilen trafik işareti, "Sağa Tehlikeli Devamlı Virajlar" levhasıdır. Levhanın üzerindeki kıvrımlı ok şekli, art arda gelen birden fazla virajı simgelerken, okun başlangıç yönünün sağa doğru olması bu viraj serisinin sağa doğru bir dönemeçle başladığını belirtir. Bu işareti gören bir sürücü, hızını düşürmeli, direksiyon hakimiyetini artırmalı ve karşı yönden gelebilecek araçlara karşı dikkatli olmalıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- A seçeneği: Bu işaret "Sağa Tehlikeli Viraj" levhasıdır. İleride sadece bir adet sağa doğru tehlikeli bir viraj olduğunu bildirir. Soruda "devamlı" yani birden fazla viraj istendiği için bu seçenek yanlıştır.
- C seçeneği: Bu işaret "Sola Tehlikeli Devamlı Virajlar" levhasıdır. Bu levha da birden fazla viraj olduğunu belirtir ancak viraj serisinin başlangıç yönü soldur. Soruda "sağa" tehlikeli virajlar sorulduğu için bu seçenek de doğru değildir.
- D seçeneği: Bu işaret "Sola Tehlikeli Viraj" levhasıdır. Sadece tek bir tane ve sola doğru olan tehlikeli bir virajı ifade eder. Bu nedenle, hem viraj sayısı (tek olması) hem de yönü (sola olması) açısından sorunun istediği cevabı karşılamamaktadır.
Özetle, tehlikeli viraj levhalarını yorumlarken iki temel unsura dikkat etmek gerekir: Birincisi, levhadaki kıvrım sayısı (tek ise normal viraj, çoklu ise devamlı viraj) ve ikincisi, kıvrımın başladığı yön (sağa veya sola). Bu soruda hem "sağa" hem de "devamlı" olması istendiği için doğru cevap B seçeneğidir.
Soru 26 |
20 | |
30 | |
40 | |
50 |
Bu soruda, trafikte güvenli bir sürüş için hayati öneme sahip olan "takip mesafesi" kuralı sorulmaktadır. Takip mesafesi, aracınız ile önünüzdeki araç arasında bırakmanız gereken minimum boşluktur. Bu mesafe, öndeki aracın ani bir fren yapması durumunda, sizin de güvenli bir şekilde durabilmeniz için yeterli zaman ve alanı sağlar.
Türkiye'deki Karayolları Trafik Kanunu'na göre, kuru ve iyi görüş şartlarına sahip bir yolda uygulanması gereken temel takip mesafesi kuralı "hızın yarısı" kuralıdır. Bu kural, aracınızın kilometre/saat (km/saat) cinsinden hızının yarısı kadar metreyi, takip mesafesi olarak bırakmanız gerektiğini belirtir. Yani, takip mesafesini hesaplamak için hızınızı ikiye bölmeniz yeterlidir.
Çözüm:
- Soruda verilen araç hızı: 80 km/saat
- Uygulanacak kural: Hız / 2
- Hesaplama: 80 / 2 = 40 metre
Bu hesaplamaya göre, 80 km/saat hızla giden bir sürücünün önündeki araçla arasında en az 40 metre mesafe bırakması gerekmektedir. Bu nedenle doğru cevap c) 40 seçeneğidir. Bu mesafe, sürücünün tehlikeyi fark etmesi, tepki vermesi ve fren yaparak güvenli bir şekilde durabilmesi için gerekli olan minimum mesafeyi temsil eder.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) 20 metre: Bu mesafe, "hızın yarısı" kuralına göre 40 km/saat hızla giderken bırakılması gereken mesafedir (40/2=20). 80 km/saat gibi daha yüksek bir hızda bu mesafe son derece tehlikelidir ve ani bir frende kazaya yol açması kaçınılmazdır.
- b) 30 metre: Bu mesafe ise 60 km/saat hızla giderken bırakılması gereken mesafedir (60/2=30). 80 km/saat hız için yine yetersizdir ve güvenli bir duruş için yeterli alanı sağlamaz.
- d) 50 metre: Bu mesafe 100 km/saat hızla giderken bırakılması gereken minimum mesafedir (100/2=50). 80 km/saat hızla giderken 50 metre bırakmak güvenli olsa da, soru bizden kurala göre bırakılması gereken "en az" mesafeyi istemektedir. Kurala göre en az mesafe 40 metre olduğu için bu seçenek doğru cevap değildir.
Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da "2 saniye kuralı"dır. Takip mesafenizi pratik olarak ölçmek için bu kuralı kullanabilirsiniz. Önünüzdeki araç sabit bir nesnenin (tabela, ağaç vb.) yanından geçtiği an "seksen sekiz, seksen dokuz" diye saymaya başlayın. Eğer siz bu saymayı bitirmeden aynı nesnenin yanına gelirseniz, takip mesafeniz yetersiz demektir. Bu sayma işlemi yaklaşık 2 saniye sürer ve bu süre, normal hava koşullarında güvenli takip mesafesini sağlar.
Ayrıca, yağmurlu, karlı, buzlu veya sisli gibi olumsuz hava ve yol koşullarında "hızın yarısı" kuralı yetersiz kalır. Bu gibi durumlarda kayma riski artacağı ve fren mesafesi uzayacağı için takip mesafesini normalin en az iki katına çıkarmak veya daha da artırmak gerekir.
Soru 27 |
I. Çocuk trafik eğitim parklarının yapılma, açılma, eğitim, denetim ve çalışma esaslarını belirlemek
II. Sürücü adaylarının teorik ve uygulamalı sınavlarını yapmak ve başarılı olanlara sertifika verilmesini sağlamak
III. Kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak tedbirleri almak ve aldırmak
Verilenlerden hangileri Milli Eğitim Bakanlığının trafikle ilgili görevlerindendir?
I ve II | |
I ve III | |
II ve III | |
I, II ve III |
Bu soruda, trafikte rol alan çeşitli kurumların görevleri arasından hangilerinin Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) ait olduğunu bulmamız isteniyor. Trafik yönetimi ve denetimi birden fazla kurumun sorumluluğundadır. Bu nedenle her bir kurumun görev alanını iyi bilmek önemlidir. Şimdi verilen öncülleri tek tek inceleyerek hangi kurumun görev alanına girdiğini belirleyelim.
I. Çocuk trafik eğitim parklarının yapılma, açılma, eğitim, denetim ve çalışma esaslarını belirlemek
Bu görev doğrudan eğitim ile ilgilidir. Türkiye'de okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyindeki tüm eğitim faaliyetlerinden sorumlu olan ana kurum Milli Eğitim Bakanlığıdır. Çocuklara yönelik trafik bilincini oluşturmak amacıyla kurulan trafik eğitim parkları da bu kapsamda değerlendirilir. Dolayısıyla bu parkların kurulması, işleyişi ve denetimi Milli Eğitim Bakanlığının görevleri arasındadır.
II. Sürücü adaylarının teorik ve uygulamalı sınavlarını yapmak ve başarılı olanlara sertifika verilmesini sağlamak
Sürücü eğitimi süreci, sürücü kurslarında başlar ve sınavlarla tamamlanır. Sürücü kurslarının denetimi, müfredatlarının belirlenmesi ve en önemlisi sürücü adaylarının girdiği teorik (e-sınav) ve direksiyon sınavlarının organizasyonu tamamen Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğundadır. Sınavlarda başarılı olan adaylara verilen "Sürücü Sertifikası" da MEB tarafından onaylanır. Bu sertifika ile Nüfus Müdürlüğüne başvurularak ehliyet alınır. Bu nedenle bu görev de kesinlikle Milli Eğitim Bakanlığına aittir.
III. Kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak tedbirleri almak ve aldırmak
Bu görev, yolların fiziki yapısı, bakımı, onarımı ve trafik güvenliğini sağlayacak işaretlemeler (trafik levhaları, yol çizgileri, sinyalizasyon sistemleri vb.) ile ilgilidir. Bu tür teknik ve altyapısal çalışmalar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı olan Karayolları Genel Müdürlüğünün (KGM) ana görev alanına girer. Belediye sınırları içindeki yollarda ise bu görev ilgili belediyelere aittir. Görüldüğü gibi bu görevin eğitimle bir ilgisi yoktur ve Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğunda değildir.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
Yaptığımız incelemeler sonucunda şu bilgilere ulaştık:
- I. Öncül: Milli Eğitim Bakanlığının görevidir.
- II. Öncül: Milli Eğitim Bakanlığının görevidir.
- III. Öncül: Karayolları Genel Müdürlüğünün görevidir.
Bu durumda, soruda istenen Milli Eğitim Bakanlığının görevleri I ve II numaralı öncüllerdir. Bu iki öncülü birlikte içeren seçenek a) I ve II seçeneğidir. Diğer seçenekler, yanlış bir şekilde III. öncülü içerdiği veya doğru öncüllerden birini dışarıda bıraktığı için hatalıdır.
Soru 28 |
Araç yakıtının zamanında alınması | |
Araç bakımının zamanında yapılması | |
Motor yağının zamanında değiştirilmesi | |
Seyir sırasında saatte bir mola verilmesi |
Bu soruda, bir aracın güvenliğini doğrudan etkileyen bazı kritik teknik kusurlar sıralanmış ve bu kusurlardan kaynaklanabilecek kazaları önlemek için en etkili yöntemin hangisi olduğu sorulmuştur. Soruda listelenen kusurlar; far, rot, fren ve direksiyon gibi aracın temel güvenlik donanımlarıyla ilgilidir. Bu nedenle cevap, bu sistemlerin tamamını kapsayan bir önlem olmalıdır.
Doğru cevap B seçeneğidir: Araç bakımının zamanında yapılması. Çünkü periyodik araç bakımı, soruda belirtilen tüm kritik sistemlerin düzenli olarak kontrol edilmesini, ayarlanmasını ve gerekirse onarılmasını içeren kapsamlı bir süreçtir. Bakım sırasında fren balataları, hidrolik seviyeleri, far ayarları, direksiyon mekanizması ve rot ayarları gibi unsurlar uzmanlar tarafından incelenir. Bu sayede olası arızalar tehlikeli bir kazaya yol açmadan önce tespit edilip giderilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Araç yakıtının zamanında alınması: Yakıt almak, aracın çalışmaya devam etmesi için gereklidir. Yakıtın bitmesi aracın yolda kalmasına sebep olarak tehlike oluşturabilir, ancak bu durum fren, far veya direksiyon gibi mekanik sistemlerdeki bir arızayı önlemez. Bu seçenek, soruda belirtilen spesifik kusurlarla doğrudan ilgili değildir.
- c) Motor yağının zamanında değiştirilmesi: Motor yağının değişimi, motorun sağlığı ve ömrü için çok önemlidir ve düzenli bakımın önemli bir parçasıdır. Ancak tek başına motor yağını değiştirmek, kusurlu bir freni, bozuk bir farı veya hatalı bir rot ayarını düzeltmez. "Araç bakımı" (B seçeneği), motor yağı değişimini de içeren çok daha geniş ve kapsayıcı bir ifadedir.
- d) Seyir sırasında saatte bir mola verilmesi: Düzenli mola vermek, sürücü yorgunluğunu ve dikkat dağınıklığını önlemek için alınan çok önemli bir tedbirdir. Ancak bu önlem sürücünün durumuyla ilgilidir, aracın teknik ve mekanik durumuyla ilgili değildir. Soru, araca ait kusurlara odaklandığı için bu seçenek doğru cevap olamaz.
Sonuç olarak, soruda listelenen far, rot, fren ve direksiyon gibi hayati donanımlardaki kusurları önlemenin en doğru ve kapsamlı yolu, bu sistemlerin tümünün kontrol edildiği periyodik araç bakımını zamanında yaptırmaktır.
Soru 29 |
Yorgun ve uykusuz olarak araç kullanması | |
Aracını kullandığı yolun bozuk olması | |
Uyarı işaretlerinin yetersiz olması | |
Aracının arıza yapması |
a) Yorgun ve uykusuz olarak araç kullanması
Bu seçenek doğru cevaptır. Çünkü yorgunluk ve uykusuzluk, doğrudan sürücünün fiziksel ve zihinsel durumunu etkileyen faktörlerdir. Yorgun bir sürücünün dikkat seviyesi düşer, refleksleri yavaşlar ve doğru karar verme yeteneği zayıflar. Bu durum, tıpkı alkollü araç kullanmak gibi, kaza riskini büyük ölçüde artırır ve bu kusur tamamen sürücünün kendisine aittir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
b) Aracını kullandığı yolun bozuk olması: Bu durum, sürücüden kaynaklanan bir sebep değildir. Yolun yüzeyindeki çukurlar, bozulmalar veya engebeler bir "yol kusuru" olarak kabul edilir. Bu, çevre faktörlerine bağlı bir kaza sebebidir ve yolun bakımından sorumlu kurumların sorumluluğundadır.
-
c) Uyarı işaretlerinin yetersiz olması: Trafik levhalarının, ışıklarının veya yol çizgilerinin eksik, yetersiz ya da görünmez olması da bir "çevre ve altyapı kusurudur." Sürücünün yolu doğru bir şekilde algılamasını ve tehlikelere karşı önlem almasını engelleyen bu durum, sürücüye değil, yolun altyapısını düzenleyen kurumlara ait bir eksikliktir.
-
d) Aracının arıza yapması: Sürüş esnasında frenlerin patlaması, lastiğin aniden yarılması veya direksiyonun kilitlenmesi gibi durumlar "araç kaynaklı kusur" olarak sınıflandırılır. Her ne kadar aracın bakımını yapmak sürücünün sorumluluğu olsa da, kaza anındaki unmittelbare sebep sürücünün bir sürüş hatası değil, aracın mekanik bir arızasıdır.
Özetle, bu soru sürücü adayının kaza sebeplerini doğru bir şekilde sınıflandırma yeteneğini ölçmektedir. Yorgunluk ve uykusuzluk gibi sürücünün bizzat kontrol edebileceği ve onun kişisel durumundan kaynaklanan faktörler "sürücüye ait" sebeplerdir. Diğer seçenekler ise dış etkenler olan yol, çevre ve araç kusurlarını ifade etmektedir.
Soru 30 |

I. Yol ver - II. Girişi olmayan yol | |
I. Dur - II. Taşıt trafiğine kapalı yol | |
I. Taşıt trafiğine kapalı yol - II. Girişi olmayan yol | |
I. Azami hız sınırlaması - II. Bütün yasaklama ve kısıtlamaların sonu |
Bu soruda, size verilen iki trafik işaret levhasının (I ve II) anlamlarını sırasıyla bulmanız istenmektedir. Ehliyet sınavlarında trafik işaretlerini doğru tanımak ve anlamlarını bilmek çok önemlidir. Bu iki işaret, genellikle birbirleriyle karıştırıldığı için sıkça sorulur.
Doğru Cevabın Açıklaması (C Seçeneği)
Doğru cevap c) I. Taşıt trafiğine kapalı yol - II. Girişi olmayan yol seçeneğidir. Şimdi bu levhaları tek tek inceleyelim:
- I. İşaret: Taşıt Trafiğine Kapalı Yol: Bu levha, etrafı beyaz çizgili, içi tamamen kırmızı olan bir daire şeklindedir. Bu işareti gördüğünüz yol, her iki yönden de motorlu veya motorsuz taşıtların (otomobil, motosiklet, bisiklet vb.) girişine kapatılmıştır. Genellikle sadece yayaların kullanımına açık olan caddelerin veya belirli saatlerde trafiğe kapatılan yolların girişinde bulunur. Kısacası, bu yola hiçbir taşıt giremez.
- II. İşaret: Girişi Olmayan Yol: Bu levha, kırmızı bir daire içinde kalın beyaz bir yatay çizgiden oluşur. Bu işaret, tek yönlü bir yolun ters istikametini gösterir. Yani, bu yola bu yönden girmeniz yasaktır, çünkü karşıdan size doğru gelen bir trafik akışı vardır. Ancak yolun diğer ucundan bu yola giriş serbesttir. Halk arasında "Ters Yön" levhası olarak da bilinir.
Sonuç olarak, birinci işaret yolun tamamen taşıt trafiğine kapalı olduğunu, ikinci işaret ise o yola sadece o yönden girilemeyeceğini belirtir. Bu nedenle C seçeneği, her iki işaretin anlamını doğru sırada vermektedir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) I. Yol ver - II. Girişi olmayan yol: Bu seçenek yanlıştır çünkü "Yol Ver" levhası, tepesi aşağı bakan bir üçgen şeklindedir. Birinci işaret bu levha değildir.
- b) I. Dur - II. Taşıt trafiğine kapalı yol: Bu seçenek de yanlıştır. "Dur" levhası, sekizgen şeklinde ve kırmızı renklidir. Ayrıca ikinci işaretin anlamı "Taşıt trafiğine kapalı yol" değil, "Girişi olmayan yol"dur. Seçenekte anlamlar karıştırılmıştır.
- d) I. Azami hız sınırlaması - II. Bütün yasaklama ve kısıtlamaların sonu: Bu seçenek tamamen yanlıştır. "Azami hız sınırlaması" levhası, kırmızı çerçeveli bir daire içinde sayılarla belirtilir (örneğin 50, 70 gibi). "Bütün yasaklama ve kısıtlamaların sonu" levhası ise, üzerinde siyah bir çapraz çizgi bulunan beyaz bir dairedir.
Önemli Not: Bu iki levha arasındaki temel farkı aklınızda tutmanız sınavda size yardımcı olacaktır. "Taşıt Trafiğine Kapalı Yol" (I) levhası yolun her iki yönden de kapalı olduğunu, "Girişi Olmayan Yol" (II) levhası ise yolun sadece sizin bulunduğunuz yönden kapalı olduğunu (tek yön) ifade eder.
Soru 31 |
Aracın sahibini bulamazsa yazılı bilgi bırakması | |
Zarar fazla değilse olay yerinden uzaklaşması | |
Zarar verdiği aracın sahibini bulması | |
Trafik görevlisine haber vermesi |
Doğru cevap b) Zarar fazla değilse olay yerinden uzaklaşması seçeneğidir. Çünkü bu davranış, "çarpıp kaçma" olarak bilinen ve trafik kanunlarına göre suç teşkil eden bir eylemdir. Hasarın miktarının az ya da çok olması, sürücünün sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bir kazaya karışan sürücü, verdiği zararı karşılamak ve durumu çözüme kavuşturmakla yükümlüdür. Olay yerinden uzaklaşmak, bu sorumluluktan kaçmak anlamına gelir ve ciddi yasal sonuçları (para cezası, ehliyet puanı silinmesi vb.) olabilir.
Diğer seçeneklerin neden doğru davranışlar olduğunu ve bu yüzden sorunun cevabı olamayacağını inceleyelim:
- a) Aracın sahibini bulamazsa yazılı bilgi bırakması: Bu, sorumlu bir sürücünün yapması gereken doğru bir davranıştır. Eğer aracın sahibine hemen ulaşamıyorsanız, üzerine adınız, soyadınız, telefon numaranız ve olayın kısa bir açıklamasının yazılı olduğu bir notu aracın sileceklerine veya görülebilecek bir yerine bırakmalısınız. Bu, iyi niyetinizi ve sorumluluğu üstlendiğinizi gösterir.
- c) Zarar verdiği aracın sahibini bulması: Bu, bir kaza anında atılması gereken ilk ve en doğru adımdır. Çevredeki insanlara veya iş yerlerine sorarak aracın sahibine ulaşmaya çalışmak, durumu en hızlı ve en medeni şekilde çözmenin yoludur. Bu sayede sigorta işlemleri veya hasarın karşılanması süreci doğrudan başlatılabilir.
- d) Trafik görevlisine haber vermesi: Bu da yine yasal ve doğru bir seçenektir. Özellikle aracın sahibini bulamadığınızda veya hasarın boyutu konusunda anlaşmazlık yaşanabileceğini düşündüğünüzde, durumu bir trafik polisine veya en yakın emniyet birimine bildirmek en garantili yoldur. Bu, olayın resmi olarak kayıt altına alınmasını sağlar ve sizi ileride doğabilecek haksız suçlamalardan korur.
Özetle, bu soru sürücü adayının bir kaza anında sorumluluk bilincini ölçmektedir. Park hâlindeki bir araca çarptığınızda yapmanız gerekenler; sahibini bulmak, bulamazsanız iletişim bilgilerinizi bırakmak veya durumu resmi makamlara bildirmektir. Hasarın küçük olduğunu düşünerek olay yerinden uzaklaşmak ise kesinlikle yanlış bir davranıştır ve yasal bir suçtur.
Soru 32 |
I ve II | |
I, II ve III | |
II, III ve IV | |
I, II, III ve IV |
Bu soruda, Türkiye'de otomobillerde yasal olarak bulundurulması zorunlu olan malzeme ve takımların hangileri olduğu sorulmaktadır. Sürücülerin yolda karşılaşabilecekleri acil durumlara (lastik patlaması, arıza, karlı yollar vb.) hazırlıklı olmalarını sağlamak amacıyla Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde belirtilen bu ekipmanların bilinmesi ehliyet sınavı için oldukça önemlidir. Şimdi bu malzemeleri ve neden zorunlu olduklarını tek tek inceleyelim.
- I- Çekme halatı: Aracınızın arıza yapması veya yolda kalması durumunda başka bir araç tarafından çekilebilmesi için gereklidir. Aynı şekilde, yolda kalmış başka bir sürücüye yardım edebilmeniz için de önemlidir. Bu nedenle, acil durumlar için araçta bulundurulması zorunlu bir güvenlik ekipmanıdır.
- II- Pense, tornavida: Bu aletler, temel bir takım setinin parçalarıdır. Akü kutup başının gevşemesi, bir vidanın sıkılması veya küçük çaplı bir elektrik aksamının düzeltilmesi gibi basit onarımlar için sürücünün yanında bulunmalıdır. Bu tür küçük sorunları çözerek yola devam etmeyi sağlayabileceği için zorunlu tutulmuştur.
- III- Kriko, bijon anahtarı: Aracın lastiği patladığında, yedeğiyle (stepne) değiştirebilmek için bu iki alet şarttır. Kriko, aracı yerden kaldırmaya yararken, bijon anahtarı ise tekerleği sabitleyen vidaları (bijonları) söküp takmak için kullanılır. Lastik patlaması en sık karşılaşılan yol sorunlarından biri olduğu için bu ekipmanlar hayati öneme sahiptir ve kesinlikle zorunludur.
- IV- Bir çift patinaj zinciri: Özellikle kış aylarında, karlı ve buzlu yollarda aracın yol tutuşunu artırmak ve kaymayı önlemek için kullanılır. Yönetmeliğe göre, özellikle kış lastiği zorunluluğu olan tarihlerde (genellikle 1 Aralık - 1 Nisan arası) araçta patinaj zinciri bulundurmak zorunludur. Soru genel bir durumu ifade ettiği için, patinaj zinciri de zorunlu ekipmanlar listesinde yer alır.
Seçeneklerin Değerlendirilmesi:
Soruda verilen dört maddenin de otomobillerde bulundurulması yasal bir zorunluluktur. Bu ekipmanlar, sürücünün yolda kalması durumunda temel sorunları çözebilmesi ve güvenli bir şekilde yoluna devam edebilmesi veya yardım alabilmesi için gereklidir. Şimdi seçenekleri bu bilgi ışığında inceleyelim:
- a) I ve II: Bu seçenek eksiktir. Lastik değiştirmek için en temel aletler olan kriko ve bijon anahtarını (III) ve kış koşulları için patinaj zincirini (IV) içermemektedir.
- b) I, II ve III: Bu seçenek de eksiktir. Çoğu acil durum ekipmanını içerse de, kış aylarında zorunlu olan patinaj zincirini (IV) dışarıda bırakmıştır.
- c) II, III ve IV: Bu seçenek de hatalıdır çünkü arıza durumunda çok önemli olan çekme halatını (I) içermemektedir.
- d) I, II, III ve IV: Bu seçenek, soruda listelenen ve yönetmeliğe göre otomobillerde bulundurulması zorunlu olan tüm ekipmanları içermektedir. Bu nedenle doğru cevap budur.
Sonuç olarak, çekme halatı, temel el aletleri, lastik değiştirme ekipmanları ve patinaj zinciri, bir otomobilde bulunması gereken zorunlu donanımlardır. Bu yüzden sorunun doğru cevabı, tüm bu maddeleri kapsayan d) seçeneğidir.
Soru 33 |
Resimde görülen koruma başlığını, aşağıda verilenlerden hangilerinin kullanması zorunludur? I- Motosiklet yolcuları II- Motosiklet sürücüleri III- Motorlu bisiklet yolcuları IV- Motorlu bisiklet sürücüleri I ve II | |
III ve IV | |
I, II ve III | |
I, II, III ve IV |
Bu soruda, resimde gösterilen ve "kask" olarak da bilinen koruma başlığının, trafikte hangi kişiler tarafından kullanılmasının yasal bir zorunluluk olduğu sorgulanmaktadır. Sorunun doğru çözümü için Türkiye'deki Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin ilgili maddelerini bilmek gerekir. Bu yönetmelik, iki tekerlekli motorlu araçların kullanımı sırasında alınması gereken güvenlik önlemlerini net bir şekilde belirtir.
Doğru Cevap: d) I, II, III ve IV
Doğru cevabın d) I, II, III ve IV seçeneği olmasının sebebi, trafik mevzuatının bu konuda hiçbir ayrım yapmamasıdır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, motorlu bisiklet ve motosiklet gibi iki tekerlekli motorlu araçları kullanan sürücülerin koruma başlığı (kask) takması zorunludur. Aynı şekilde, bu araçlarda seyahat eden yolcuların da kask takma zorunluluğu bulunmaktadır. Kanun, can güvenliğini esas aldığı için sürücü ile yolcu arasında veya aracın "motosiklet" ya da "motorlu bisiklet" olması arasında bir fark gözetmez.
- I- Motosiklet yolcuları: Zorunludur.
- II- Motosiklet sürücüleri: Zorunludur.
- III- Motorlu bisiklet yolcuları: Zorunludur.
- IV- Motorlu bisiklet sürücüleri: Zorunludur.
Tüm bu grupların kask takması yasal bir gereklilik olduğu için, hepsini içeren d) seçeneği doğru yanıttır. Bu kuralın temel amacı, olası bir kaza anında kafa travması riskini en aza indirerek hayati tehlikeyi önlemektir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
Diğer seçenekler, yasal zorunluluğun kapsamını eksik belirttiği için yanlıştır.
- a) I ve II: Bu seçenek sadece motosiklet sürücü ve yolcularını kapsar. Motorlu bisiklet sürücü ve yolcularını dışarıda bıraktığı için eksiktir ve bu nedenle yanlıştır.
- b) III ve IV: Bu seçenek ise sadece motorlu bisiklet sürücü ve yolcularını kapsar. Motosiklet sürücü ve yolcularını içermediği için bu da eksik bir bilgidir ve yanlıştır.
- c) I, II ve III: Bu seçenek motorlu bisiklet sürücüsünü (IV. madde) kapsamadığı için yanlıştır. Kural, motorlu bisiklet sürücüleri için de geçerlidir.
Özetle, ehliyet sınavında bu tür bir soruyla karşılaştığınızda unutmamanız gereken en önemli nokta şudur: Türkiye'de iki tekerlekli motorlu bir araca biniyorsanız, sürücü de olsanız yolcu da olsanız, aracın cinsi ne olursa olsun (motosiklet veya motorlu bisiklet) kask takmak zorundasınız. Bu kural hem sizin hem de taşıdığınız yolcunun can güvenliği için hayati önem taşır.
Soru 34 |
Sürücünün araç kullanma, dinlenme süreleri ile araç kullanırken yaptığı hızı tespit etmek | |
Sürücünün kat ettiği kilometreyi ve tükettiği akaryakıtı tespit etmek | |
Sürücünün taşıdığı yük miktarını ve aldığı parayı tespit etmek | |
Sürücünün çalıştığı günleri ve hak ettiği ücreti tespit etmek |
Doğru Cevap: a) Sürücünün araç kullanma, dinlenme süreleri ile araç kullanırken yaptığı hızı tespit etmek
Bu seçeneğin doğru olmasının sebebi, takograf cihazının icat edilme ve yasal olarak zorunlu kılınmasındaki ana felsefeyi tam olarak yansıtmasıdır. Cihazın temel görevi, sürüş güvenliğini artırmak ve yasal denetimi sağlamaktır. Bunu da üç temel veriyi kaydederek yapar: sürücünün ne kadar süre aralıksız araç kullandığı, yasal olarak vermesi gereken molaları verip vermediği ve aracın anlık ve ortalama hızı. Bu veriler sayesinde, yorgun ve uykusuz araç kullanımının önüne geçilmesi ve hız ihlallerinin tespit edilmesi hedeflenir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Sürücünün kat ettiği kilometreyi ve tükettiği akaryakıtı tespit etmek: Takograf cihazı kat edilen kilometreyi de kaydeder ancak bu onun birincil amacı değildir; bu bilgi zaten aracın kilometre sayacında da mevcuttur. Tüketilen akaryakıtı tespit etmek ise takografın değil, aracın motor kontrol ünitesi (ECU) gibi daha modern sistemlerin görevidir. Bu nedenle bu seçenek, cihazın ana fonksiyonunu ifade etmez.
- c) Sürücünün taşıdığı yük miktarını ve aldığı parayı tespit etmek: Taşınan yük miktarı kantarlarda ölçülür ve irsaliye gibi belgelerle kayıt altına alınır; takografın bu bilgiyi ölçme gibi bir özelliği yoktur. Sürücünün aldığı para ise tamamen ticari ve muhasebesel bir konudur ve takograf cihazının ilgi alanına girmez. Bu seçenek, cihazın işleviyle tamamen alakasızdır.
- d) Sürücünün çalıştığı günleri ve hak ettiği ücreti tespit etmek: Takograf verileri, bir sürücünün çalıştığı günleri doğrulamak için dolaylı olarak kullanılabilir. Ancak cihazın varlık sebebi, bir şirketin bordro veya insan kaynakları departmanına veri sağlamak değildir. Asıl amaç, sürücünün yasal çalışma saatlerine uyup uymadığını denetleyerek trafik güvenliğini sağlamaktır; ücret hesabı ikincil bir sonuçtur.
Özetle, takograf cihazının varlık sebebi ticari bir amaçtan çok, trafik güvenliğini sağlamak ve sürücülerin yasal çalışma ve dinlenme sınırlarına uymasını garanti altına almaktır. Bu nedenle en doğru ve kapsayıcı cevap "a" seçeneğidir.
Soru 35 |

Hafif hapis cezası | |
Sadece ceza puanı | |
Trafikten men cezası | |
Para cezası ve ceza puanı |
Doğru cevap d) Para cezası ve ceza puanı seçeneğidir. Çünkü en sol şeridi sürekli işgal etmek, Karayolları Trafik Kanunu'nda tanımlanmış bir kural ihlalidir. Bu tür ihlaller için kanunda hem idari para cezası hem de sürücünün ehliyetine işlenen ceza puanı yaptırımı öngörülmüştür. Bu çifte yaptırım, sürücüleri kurallara uymaya teşvik etmeyi ve kural ihlallerinin tekrarını önlemeyi amaçlar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Hafif hapis cezası: Bu ceza, trafik suçları arasında çok daha ciddi durumlar için uygulanır. Örneğin, ölümlü veya yaralanmalı kazalara neden olmak, belirli bir promil seviyesinin üzerinde alkollü araç kullanmak gibi ağır ihlaller hapis cezasını gerektirebilir. Şerit ihlali bu kategoriye giren bir suç değildir.
- b) Sadece ceza puanı: Trafik kuralı ihlallerinde genellikle para cezası ve ceza puanı birlikte uygulanır. Sadece ceza puanı verilmesi çok istisnai bir durumdur ve sol şeridi sürekli işgal etmek gibi yaygın bir ihlal için geçerli değildir. Bu ihlalin mutlaka bir maddi karşılığı da bulunur.
- c) Trafikten men cezası: Bu ceza, sürücüye değil, araca yönelik bir yaptırımdır. Aracın tescil belgesinin olmaması, zorunlu trafik sigortasının yapılmaması veya araçta yapılan teknik değişikliklerin yönetmeliğe aykırı olması gibi durumlarda araç trafikten men edilir. Sürücünün yaptığı bir sürüş hatası için doğrudan araca bu ceza uygulanmaz.
Özetle, en soldaki şeridin sollama dışında sürekli olarak kullanılması yasaktır ve bu kurala uymayan sürücüler, hem para cezası ödemek zorunda kalır hem de ehliyetlerine ceza puanı işlenir. Bu nedenle doğru seçenek 'd' şıkkıdır.
Soru 36 |
Amortisör | |
Helezon yay | |
Fren balatası | |
Kavrama (Debriyaj) |
Doğru cevap d) Kavrama (Debriyaj) sistemidir. Kavrama, motor ile vites kutusu arasında yer alır ve bir nevi kontrollü bir köprü görevi görür. Sürücü debriyaj pedalına bastığında, bu köprü ayrılarak motorun dönüş hareketinin vites kutusuna iletilmesini geçici olarak durdurur. Bu sayede vites geçişleri güvenli ve sarsıntısız bir şekilde yapılabilir.
Bu kesinti sayesinde, vites kutusu içindeki dişliler üzerindeki yük kalkar ve sürücü vitesi rahatça, takılma veya "gacırtı" gibi sesler olmadan değiştirebilir. Sürücü vites değiştirme işlemini tamamlayıp ayağını debriyaj pedalından çektiğinde ise kavrama sistemi tekrar motor ile vites kutusunu birleştirir. Böylece motorun gücü, yeni seçilen vites oranında tekerleklere aktarılmaya devam eder.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Amortisör: Bu parça, süspansiyon sisteminin bir elemanıdır. Görevi, yoldaki çukur ve tümseklerin neden olduğu sarsıntıları emerek sürüş konforunu artırmak ve aracın yol tutuşunu sağlamaktır. Güç aktarımı ile doğrudan bir ilgisi yoktur.
- b) Helezon yay: Amortisör gibi bu da bir süspansiyon sistemi parçasıdır. Aracın ağırlığını taşır ve tekerleklerin yoldaki engebelere göre esnemesini sağlar. Motor gücünün aktarılmasıyla ilgili bir görevi bulunmaz.
- c) Fren balatası: Bu parça, fren sisteminin en önemli elemanlarından biridir. Tekerleklerle birlikte dönen disklere veya kampanalara sürtünerek kinetik enerjiyi ısı enerjisine çevirir ve aracı yavaşlatır veya durdurur. Görevi gücü aktarmak değil, tam tersine mevcut hareketi sonlandırmaktır.
Özetle, soru motor gücünü vites değiştirmek amacıyla anlık olarak kesen parçayı sormaktadır ve bu işlevi yerine getiren sistem Kavrama (Debriyaj)'dır. Diğer seçenekler ise aracın süspansiyon (konfor ve yol tutuşu) ve fren (güvenli duruş) sistemlerine ait parçalardır.
Soru 37 |
Hava | |
Benzin | |
Motorin | |
Karışım |
Bu soruda, bir dizel motorunun çalışma prensiplerinden biri olan dört zamanlı çevrimin ilk aşaması, yani emme zamanı hedeflenmektedir. Soru, bu ilk zamanda piston silindir içinde aşağı doğru hareket ederken içeriye neyin alındığını bilmenizi istemektedir. Dizel ve benzinli motorların en temel farklarından biri bu aşamada ortaya çıkar.
Doğru Cevap: a) Hava
Dizel motorlarının çalışma prensibi, sıkıştırma ile ateşlemeye dayanır. Bu prensibin ilk adımı, emme zamanında silindire sadece ve sadece havanın doldurulmasıdır. Piston aşağı doğru inerken oluşan vakum etkisiyle emme subabı açılır ve silindirin içi temiz hava ile dolar. Bu aşamada silindire kesinlikle yakıt alınmaz, bu dizel motorlarını benzinli motorlardan ayıran en önemli özelliktir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- c) Motorin: Motorin, dizel motorunun yakıtıdır, bu doğru. Ancak motorin, emme zamanında silindire alınmaz. Bunun yerine, ikinci zaman olan sıkıştırma zamanının sonunda, piston tarafından yüksek basınçla sıkıştırılarak aşırı derecede ısıtılmış olan havanın üzerine yüksek basınçlı enjektörler tarafından püskürtülür. Sıcak hava ile temas eden motorin kendiliğinden alev alır ve yanma gerçekleşir. Yani motorin "emilmez", "püskürtülür".
- d) Karışım: "Karışım" ifadesi, hava ve yakıtın birlikte bulunduğu durumu anlatır. Bu durum, dizel motorları için değil, benzinli motorlar için geçerlidir. Benzinli motorlarda emme zamanında silindire benzin ve hava karışımı emilir ve bu karışım daha sonra buji tarafından bir kıvılcımla ateşlenir. Dizel motorunda ise ateşleme buji ile değil, sıkıştırılmış sıcak hava ile sağlandığı için önceden bir karışım hazırlanmaz.
- b) Benzin: Benzin, dizel motorlarının yakıtı değildir. Tamamen farklı bir yakıt türüdür ve benzinli motorlarda kullanılır. Bir dizel motoruna benzin konulması, motorda çok ciddi hasarlara yol açar. Bu nedenle bu seçenek doğrudan yanlıştır.
Özetle, ehliyet sınavında bu soruyla karşılaştığınızda aklınıza gelmesi gereken en temel bilgi şudur: Dizel motoru emme zamanında silindire sadece hava alır, sıkıştırır ve ısınan bu havanın üzerine motorin püskürterek yanmayı sağlar. Benzinli motor ise en başta hava-yakıt karışımını silindire alır ve bujinin kıvılcımı ile ateşler.
Soru 38 |
İki çizgisi arasında | |
Alt çizgisinden aşağıda | |
Üst çizgisinden yukarıda | |
Yağ çubuğunda hiç görülmemeli |
Doğru cevap a) İki çizgisi arasında seçeneğidir. Motor yağı çubuğunun ucunda genellikle iki belirgin işaret bulunur. Bunlardan alttaki çizgi yağın olması gereken en düşük seviyeyi (Minimum - MIN), üstteki çizgi ise en yüksek seviyeyi (Maksimum - MAX) belirtir. Motorun sağlıklı ve verimli çalışabilmesi için yağ seviyesinin bu iki çizginin arasında olması gerekir. Bu aralık, motorun tüm hareketli parçalarının yeterince yağlanmasını sağlarken, aynı zamanda aşırı yağ basıncından kaynaklanabilecek sorunları da önler.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- b) Alt çizgisinden aşağıda: Eğer yağ seviyesi minimum çizgisinin altındaysa, bu durum motorda yeterli miktarda yağ olmadığını gösterir. Yetersiz yağlama, motor parçaları arasında aşırı sürtünmeye, bu da hararetin yükselmesine ve motorun ciddi şekilde hasar görmesine, hatta "motorun yatak sarması" olarak bilinen arızaya yol açabilir. Bu, motor için çok tehlikeli bir durumdur ve acilen yağ eklenmesi gerekir.
- c) Üst çizgisinden yukarıda: Motora gereğinden fazla yağ koymak da en az eksik olması kadar zararlıdır. Fazla yağ, motorun içinde krank mili tarafından çırpılarak köpürebilir ve yağlama özelliğini yitirebilir. Ayrıca, motor içinde oluşan aşırı basınç, keçeler ve contalar gibi sızdırmazlık elemanlarına zarar vererek yağ sızıntılarına neden olabilir. Bu nedenle yağ seviyesi asla maksimum çizgisini geçmemelidir.
- d) Yağ çubuğunda hiç görülmemeli: Bu, seçenekler arasındaki en kritik ve tehlikeli durumdur. Yağ çubuğunda hiç yağ görünmüyorsa, motorda yağ kalmamış veya tehlikeli derecede azalmış demektir. Bu durumda motor kesinlikle çalıştırılmamalıdır. Motoru bu halde çalıştırmak, dakikalar hatta saniyeler içinde geri dönüşü olmayan çok büyük hasarlara yol açacaktır.
Soru 39 |
Her türlü iklim şartlarında | |
Sadece sıcak yaz aylarında | |
Sadece zorlu kış koşullarında | |
Donma gerçekleştikten sonra |
Doğru cevap a) Her türlü iklim şartlarında seçeneğidir. Çünkü sorunun açıklamasında da belirtildiği gibi antifrizin tek görevi soğuk havalarda motor suyunun donmasını engellemek değildir. Aynı zamanda, motor soğutma sıvısının geçtiği metal yüzeylerde paslanmayı ve aşınmayı (korozyon) önler. Ayrıca suyun içindeki minerallerin birikerek oluşturduğu kireçlenmeyi de engelleyerek soğutma sisteminin verimli çalışmasını sağlar.
Pas, korozyon ve kireç oluşumu sadece kış aylarında meydana gelen sorunlar değildir; motor çalıştığı sürece her zaman risk teşkil ederler. Antifriz, bu olumsuzluklara karşı motoru yıl boyunca korur. Ek olarak, antifriz soğutma sıvısının kaynama noktasını da yükseltir. Bu özellik, özellikle sıcak yaz aylarında motorun hararet yapma riskini azaltarak ek bir koruma sağlar. Bu nedenle antifriz, hem kışın donmaya karşı hem de yazın aşırı ısınmaya ve yıl boyunca korozyona karşı koruma sağladığı için her mevsim kullanılmalıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- b) Sadece sıcak yaz aylarında: Bu seçenek yanlıştır çünkü antifrizin en bilinen ve en temel özelliği olan donmayı önleme görevini göz ardı etmektedir. Kış aylarında antifriz kullanılmazsa motor bloğu ve radyatör gibi parçalar donan suyun genleşmesiyle çatlayabilir ve çok büyük hasarlar oluşabilir.
- c) Sadece zorlu kış koşullarında: Bu, en sık düşülen yanılgıdır. Antifrizin adından dolayı sadece kışın kullanılması gerektiği düşünülür. Ancak bu seçenek, antifrizin pas, korozyon ve kireç önleme gibi yıl boyu süren faydalarını ve yaz aylarında kaynama noktasını yükselterek harareti önleme görevini yok sayar.
- d) Donma gerçekleştikten sonra: Bu seçenek mantıksal olarak tamamen yanlıştır. Antifriz, donmayı önlemek için kullanılan bir koruyucudur. Soğutma sıvısı donduktan sonra antifriz eklemenin hiçbir faydası olmaz, çünkü hasar çoktan meydana gelmiş olabilir. Bu durum, kaza yaptıktan sonra emniyet kemeri takmaya benzer.
Özetle, antifriz sadece bir "donma önleyici" değil, motor soğutma sistemini bütün olarak koruyan çok amaçlı bir sıvıdır. Bu nedenle aracın motor sağlığını ve performansını korumak için yaz-kış, yani her türlü iklim şartlarında kullanılması gerekir.
Soru 40 |
III. Motor yağının özelliğini kaybetmesi
Aracın çok uzun süre kullanılmadan bekletilmesi sonucunda yukarıdakilerden hangileri meydana gelebilir?
Yalnız III | |
I ve II. | |
I ve III. | |
I, II ve III. |
I. Akü şarjının azalması
Bu ifade doğrudur. Akü, aracın elektrik ihtiyacını karşılayan bir güç kaynağıdır. Araç çalışmıyorken bile, alarm sistemi, saat veya araç beyni gibi bazı küçük elektronik sistemler çok az da olsa aküden güç çekmeye devam eder. Ayrıca, aküler zamanla "kendi kendine deşarj" olma eğilimindedir; yani içindeki kimyasal reaksiyonlar yavaşça devam eder ve enerji seviyesi düşer. Bu nedenle, bir araç çok uzun süre kullanılmadan bekletilirse aküsü zayıflar ve sonunda tamamen boşalabilir.
II. Fren balatalarının azalması
Bu ifade yanlıştır. Fren balataları, fren disklerine sürtünerek aracın yavaşlamasını veya durmasını sağlayan parçalardır. Bu sürtünme, balataların zamanla aşınmasına ve azalmasına neden olur. Dolayısıyla, fren balatalarının azalması tamamen aracın kullanılmasına, yani fren yapılmasına bağlı bir durumdur. Araç park halindeyken frenler kullanılmadığı için balatalarda herhangi bir aşınma veya azalma meydana gelmez.
III. Motor yağının özelliğini kaybetmesi
Bu ifade doğrudur. Motor yağı, sadece motor çalışırken değil, beklerken de zamanla bozulur. Yağ, hava ile temas ettiğinde oksidasyona uğrar, yani kimyasal yapısı değişir. Ayrıca havadaki nemi emebilir ve içindeki koruyucu katkı maddeleri zamanla etkinliğini yitirir. Bu nedenle, araç üreticileri motor yağının belirli bir kilometre sonunda veya belirli bir süre (genellikle 1 yıl) sonunda, araç kullanılmasa bile değiştirilmesini tavsiye eder. Uzun süre bekleyen bir aracın motor yağı, koruyucu ve yağlayıcı özelliğini kaybeder.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
- Doğru Cevap (c) I ve III: Yukarıdaki analizimize göre, aracın uzun süre bekletilmesi sonucunda hem akü şarjı azalır (I) hem de motor yağı özelliğini kaybeder (III). Bu nedenle bu iki durumun birlikte verildiği C seçeneği doğrudur.
- Yanlış Cevaplar:
- a) Yalnız III: Bu seçenek eksiktir, çünkü akü şarjının azalması da önemli bir sonuçtur.
- b) I ve II: Bu seçenek yanlıştır, çünkü fren balataları (II) bekleme sırasında azalmaz, sadece kullanıldığında aşınır.
- d) I, II ve III: Bu seçenek de fren balatalarının azalması (II) gibi yanlış bir bilgiyi içerdiği için hatalıdır.
Soru 41 |
Distribütör | |
Karbüratör | |
Egzoz manifoldu | |
Benzin otomatiği |
Doğru cevap b) Karbüratör'dür. Karbüratör, eski nesil benzinli araçlarda bulunan ve motorun ihtiyacına göre benzin ile havayı belirli oranlarda karıştırarak silindirlere gönderen bir yakıt sistemi elemanıdır. Motorun devrine, yüküne ve sıcaklığına göre bu karışım oranını (örneğin soğuk havada daha zengin, normal seyirde daha fakir karışım gibi) hassas bir şekilde ayarlar. Bu nedenle, benzin-hava karışımını ayarlama görevi doğrudan karbüratöre aittir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Distribütör: Bu parça yakıt sisteminin değil, ateşleme sisteminin bir elemanıdır. Görevi, ateşleme bobininden gelen yüksek gerilimi doğru zamanda doğru silindirin bujisine dağıtmaktır. Yani yakıt karışımını hazırlamakla değil, hazırlanan karışımı ateşlemek için kıvılcım göndermekle ilgilidir.
- c) Egzoz manifoldu: Bu parça, yanma sonrası silindirlerde oluşan atık gazları toplayarak egzoz borusuna yönlendiren egzoz sisteminin bir parçasıdır. Yakıtın motora girmesiyle değil, yandıktan sonra motordan atılmasıyla ilgili bir görev yapar. Dolayısıyla benzin-hava karışımını ayarlayamaz.
- d) Benzin otomatiği (Yakıt Pompası): Yakıt sisteminin bir parçası olmasına rağmen görevi karışım hazırlamak değildir. Benzin otomatiğinin görevi, yakıt deposundaki benzini çekerek karbüratöre veya enjeksiyon sistemine göndermektir. Yani sadece yakıtın taşınmasını sağlar, havalı karışım oranını ayarlamaz.
Özetle, motor için gerekli olan yanıcı karışımı bir "aşçı" gibi hazırlayan ve oranını ayarlayan parça karbüratördür. Distribütör kıvılcımı çakar, egzoz manifoldu dumanı atar ve benzin otomatiği de sadece benzini taşır. Bu nedenle doğru cevap Karbüratör'dür.
Soru 42 |
Motorun devri artılır. | |
Açık camlar varsa kapatılır. | |
Önemsenmez yola devam edilir. | |
Trafik kurallarına uyarak durulur ve kontak kapatılır. |
Doğru Cevap: d) Trafik kurallarına uyarak durulur ve kontak kapatılır.
Bu seçeneğin doğru olmasının temel nedeni güvenlik ve hasarı önleme ilkesidir. Motordan gelen vuruntu, gıcırtı, sürtünme gibi anormal sesler; yağsız kalma, bir parçanın kırılması veya gevşemesi gibi ciddi bir soruna işaret ediyor olabilir. Bu durumda aracı sürmeye devam etmek, motorun tamamen kullanılamaz hâle gelmesine (motorun kilitlenmesi veya "yatak sarması" gibi) ve çok yüksek maliyetli tamir masraflarına yol açabilir. En önemlisi, seyir hâlindeyken motorun aniden durması, direksiyonun veya fren sisteminin kontrolünü zorlaştırarak ciddi kazalara neden olabilir. Bu nedenle yapılacak ilk ve en doğru hareket, trafik güvenliğini tehlikeye atmadan (sinyal vererek, aynaları kontrol ederek) aracı yolun sağına veya en yakın güvenli bir alana çekmek ve motoru durdurmak için kontağı kapatmaktır.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğuna Bakalım:
- a) Motorun devri artırılır: Bu seçenek, durumu çok daha kötüleştirecek tehlikeli bir hamledir. Eğer motorda mekanik bir sorun varsa, devri artırmak sorunlu parçalar üzerindeki baskıyı ve sürtünmeyi artırır. Bu, arızanın çok daha hızlı bir şekilde büyümesine ve motorun anında kilitlenmesine sebep olabilir. Bu, yangın söndürmek için üzerine benzin dökmeye benzer.
- b) Açık camlar varsa kapatılır: Bu hareket, sorunun çözümüyle hiçbir ilgisi olmayan, aksine sorunu görmezden gelmeye yönelik bir davranıştır. Anormal ses, bir uyarı sinyalidir ve bu sesi daha iyi duymak, sorunun kaynağını anlamaya yardımcı olabilir. Camları kapatarak sesi bastırmak, sadece tehlikeli bir durumu fark etmenizi engeller ve güvenli bir tepki vermenizi geciktirir.
- c) Önemsenmez yola devam edilir: Bu, en tehlikeli ve sorumsuz seçenektir. Motordan gelen anormal sesler, aracın size "yardım" çağrısıdır. Bu çağrıyı önemsememek, hem aracınızda binlerce liralık hasara yol açabilir hem de trafikteki diğer sürücülerin ve kendi can güvenliğinizi riske atmanıza neden olur. Unutmayın, küçük bir sorun göz ardı edildiğinde büyük bir felakete dönüşebilir.
Özetle, bir sürücü olarak aracınızdan gelen tüm anormal ses, koku veya uyarı ışıklarına karşı duyarlı olmalısınız. Motordan gelen sıra dışı bir ses duyduğunuzda panik yapmadan, ancak durumu ciddiye alarak, güvenli bir şekilde durup kontağı kapatmak, atılması gereken tek doğru adımdır.
Soru 43 |
Buji | |
Flaşör | |
Distribütör | |
Kontak anahtarı |
Bu soruda, benzinli bir motorun çalışmasını sağlayan temel prensiplerden biri olan ateşleme sistemi sorgulanmaktadır. Soru, silindir içindeki sıkıştırılmış benzin-hava karışımını ateşleyerek yanmayı başlatan kıvılcımı hangi parçanın ürettiğini bulmamızı istiyor. Bu, motorun güç üretmesi için gereken en kritik adımlardan biridir.
Doğru Cevap: a) Buji
Benzinli motorlarda ateşleme sisteminin son ve en önemli halkası bujidir. Ateşleme bobininden gelen yüksek voltajlı elektrik akımı bujiye ulaşır. Bujinin alt kısmında, "tırnak" olarak adlandırılan iki küçük metal uç (elektrot) bulunur ve aralarında küçük bir boşluk vardır. Yüksek voltaj bu boşluktan atlarken çok güçlü bir kıvılcım oluşturur ve bu kıvılcım, silindir içinde sıkıştırılmış olan yakıt-hava karışımını anında ateşler. Bu ateşleme sonucunda oluşan kontrollü patlama (yanma), pistonu aşağı iterek motorun çalışması için gereken gücü üretir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
Flaşör: Flaşör, aracın sinyal lambalarının ve dörtlü ikaz lambalarının belirli bir ritimde yanıp sönmesini sağlayan elektronik veya mekanik bir röledir. Motorun ateşleme sistemiyle hiçbir ilgisi yoktur. Görevi tamamen aydınlatma ve ikaz sistemiyle ilgilidir.
-
Distribütör: Distribütör, özellikle eski tip benzinli motorlarda bulunan bir parçadır. Görevi, ateşleme bobininden gelen yüksek voltajı, ateşleme sırasına göre doğru zamandla doğru silindirin bujisine dağıtmaktır. Yani elektriği dağıtır, ancak kıvılcımı kendisi oluşturmaz. Kıvılcımı oluşturan parça, distribütörün akımı yolladığı bujidir.
-
Kontak Anahtarı: Kontak anahtarı, sürücünün aracı çalıştırmak için kullandığı ana şalterdir. Kontak anahtarını çevirdiğinizde, aracın elektrik sistemine ve ateşleme sistemine akım gitmesi için komut vermiş olursunuz. Yani tüm süreci başlatan parçadır, ancak silindir içinde doğrudan bir kıvılcım oluşturma gibi bir görevi yoktur.
Özetle, kontak anahtarı sistemi başlatır, distribütör (eski araçlarda) elektriği doğru bujiye yönlendirir, ancak sadece buji, tırnakları arasında o kritik kıvılcımı yaratarak yanma olayını başlatan parçadır. Bu nedenle doğru cevap "Buji"dir.
Soru 44 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Bu soruda, aracın gösterge panelinde beliren çeşitli ikaz ışıklarından hangisinin, özellikle kış aylarında veya yağmurlu havalarda görüşü netleştirmek için kullanılan arka cam rezistansının aktif olduğunu belirttiği sorulmaktadır. Sürücülerin bu sembolleri tanıması, aracın donanımlarını doğru ve güvenli bir şekilde kullanabilmeleri için çok önemlidir.
Doğru Cevap: C Seçeneği
Doğru cevap C seçeneğidir. Bu sembol, uluslararası standartlara göre arka cam rezistansını (arka cam buğu ve buz çözücü) temsil eder. Semboldeki dikdörtgen şekil aracın arka camını, içindeki yukarı doğru hareket eden dalgalı oklar ise ısınan havanın yükselmesini ve buharlaşmayı simgeler. Bu düğmeye basıldığında, arka camın içine yerleştirilmiş ince teller ısınır ve cam yüzeyindeki buğuyu veya buzu çözerek sürücünün arka görüşünü netleştirir.
Diğer Seçeneklerin Açıklaması
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak, gösterge paneli sembolleri hakkındaki bilginizi pekiştirecektir. Bu semboller de sürüş sırasında karşınıza çıkabilecek önemli uyarılardır.
- A Seçeneği: Bu sembol, immobilizer (elektronik motor kilidi) sistemine aittir. Genellikle araç çalıştırılmaya çalışıldığında anahtar tanınmazsa veya sistemde bir arıza varsa yanıp söner veya sürekli yanar. Aracın hırsızlığa karşı koruma sisteminin bir parçasıdır ve cam ısıtması ile hiçbir ilgisi yoktur.
- B Seçeneği: Bu sembol, ön cam buğu çözücüsünü temsil eder. Semboldeki kavisli şekil, aracın ön camını simgelerken, fan işareti ise buğuyu çözmek için havalandırma sisteminden cama sıcak hava üflendiğini belirtir. Arka cam rezistansı gibi elektrikli tellerle değil, klima ve kalorifer sistemiyle çalışır.
- D Seçeneği: Bu sembol, arka sis lambasının açık olduğunu gösterir. Yoğun sis, kar veya şiddetli yağmur gibi görüş mesafesinin çok düştüğü durumlarda, arkadan gelen araçların sizi daha kolay fark etmesini sağlayan güçlü bir kırmızı ışıktır. Bu da bir aydınlatma sistemi olup, ısıtma ile ilgili değildir.
Özetle, ehliyet sınavında ve trafikte bu sembolleri doğru tanımak kritik öneme sahiptir. C seçeneğindeki dikdörtgen ve dalgalı oklar her zaman arka cam rezistansını ifade ederken, diğer semboller tamamen farklı işlevlere sahip güvenlik ve konfor donanımlarını gösterir.
Soru 45 |
Öfkeli olmak | |
Sabırlı olmak | |
Başarılı iletişim kurmak | |
Bencillikten uzak durmak |
Doğru Cevap: a) Öfkeli olmak
Hoşgörü, başkalarının yaptığı hatalara veya farklılıklara karşı anlayışlı ve sabırlı olma durumudur. Hoşgörü sahibi olmayan bir sürücü ise tam tersi bir tutum sergiler. Bu sürücüler, trafikteki diğer kişilerin en ufak hatasında veya yavaşlığında hemen sinirlenir ve tepki gösterirler. Bu nedenle öfkeli olmak, hoşgörüsüz bir sürücünün en belirgin özelliklerinden biridir.
Diğer Seçeneklerin Analizi:
- b) Sabırlı olmak: Sabır, hoşgörünün temel bir parçasıdır. Trafikte sabırlı olan bir sürücü, diğer sürücülerin hatalarını anlayışla karşılar ve sakin kalır. Bu özellik, hoşgörülü bir sürücüye aittir, hoşgörüsüz birine değil.
- c) Başarılı iletişim kurmak: Trafikte başarılı iletişim (sinyal vermek, göz teması kurmak, yol vermek) diğer sürücülere saygı duymanın ve onlarla uyum içinde hareket etmenin bir göstergesidir. Bu, hoşgörülü ve bilinçli sürücülerin bir özelliğidir. Hoşgörüsüz sürücüler genellikle iletişim kurmaktan kaçınır veya agresif bir şekilde iletişim kurarlar.
- d) Bencillikten uzak durmak: Bencillikten uzak durmak, empati kurabilmek ve trafikte sadece kendini değil, diğer yol kullanıcılarını da düşünebilmektir. Bu, hoşgörünün ve toplumsal sorumluluğun bir gereğidir. Hoşgörüsüz sürücüler ise genellikle bencil davranır ve sadece kendi çıkarlarını düşünürler.
Özetle, soru bizden hoşgörüsüz bir sürücünün olumsuz bir özelliğini bulmamızı istemektedir. "Sabırlı olmak", "başarılı iletişim kurmak" ve "bencillikten uzak durmak" olumlu sürücü davranışlarıyken, "öfkeli olmak" doğrudan hoşgörüsüzlükle ilişkili olumsuz bir davranıştır. Bu yüzden doğru cevap 'a' seçeneğidir.
Soru 46 |
Yalnız I | |
I ve II | |
II ve III | |
I, II ve III |
Öncüllerin Detaylı Analizi
- I. Dikkatin dağılması: Öfke, çok güçlü ve zihni meşgul eden bir duygudur. Sürücü öfkelendiğinde, düşünceleri öfkesinin kaynağına (örneğin, kendisine hatalı sollama yapan araca veya trafikteki bir tartışmaya) odaklanır. Bu durum, sürücünün asıl görevi olan yolu, trafik işaretlerini, yayaları ve diğer araçları takip etme yeteneğini zayıflatır. Dolayısıyla, öfkeli bir sürücünün dikkati dağılır ve çevresindeki tehlikeleri fark etme olasılığı azalır. Bu ifade doğrudur.
- II. Kural ihlallerinin artması: Öfke, mantıklı düşünme ve kendini kontrol etme mekanizmasını olumsuz etkiler. Öfkeli sürücüler daha aceleci, agresif ve risk almaya yatkın hale gelirler. Bu ruh hali, onları normalde yapmayacakları kural ihlallerine iter. Örneğin, hız limitini aşma, ani ve tehlikeli şerit değiştirme, yakın takip (tampona yapışma) veya diğer sürücülere karşı misilleme yapma gibi davranışlar sergileyebilirler. Bu nedenle, öfkeli sürücülerde kural ihlalleri artar. Bu ifade de doğrudur.
- III. Sabırsızlık ve tahammülsüzlüğün azalması: Bu ifade, öfkeli bir sürücünün davranışının tam tersini anlatmaktadır. Öfke duygusu, kişinin sabrını ve toleransını azaltmaz, tam tersine artırır. Öfkeli bir sürücü, trafikteki en küçük bir yavaşlamaya veya bir başka sürücünün yaptığı basit bir hataya bile aşırı tepki gösterir. Yani, sabırsızlığı ve tahammülsüzlüğü en üst seviyeye çıkar. Bu ifadedeki "azalması" kelimesi onu yanlış kılmaktadır.
Seçeneklerin Değerlendirilmesi
- a) Yalnız I: Bu seçenek eksiktir. Çünkü öfkeli sürücülerde dikkatin dağılmasının yanı sıra kural ihlallerinde de artış gözlemlenir. Bu yüzden sadece I. öncülü kabul etmek yeterli değildir.
- b) I ve II: Bu seçenek, analiz ettiğimiz doğru sonuçları içermektedir. Öfkeli bir sürücüde hem dikkatin dağılması (I) hem de kural ihlallerinin artması (II) sıkça görülen tehlikeli durumlardır. Bu nedenle bu seçenek doğrudur.
- c) II ve III: Bu seçenek, yanlış olan III. öncülü ("Sabırsızlık ve tahammülsüzlüğün azalması") içerdiği için hatalıdır. Öfke, sabırsızlığı artırır, azaltmaz.
- d) I, II ve III: Bu seçenek de yine yanlış olan III. öncülü içerdiği için hatalıdır. Bir seçenekteki ifadelerden bir tanesinin bile yanlış olması, o seçeneği tamamen yanlış yapar.
Sonuç olarak; trafikte öfkelenen bir sürücüde, dikkat dağınıklığı ve kural ihlallerinde artış görülme olasılığı diğer sürücülere göre çok daha yüksektir. Sabırsızlık ve tahammülsüzlük ise azalmak yerine tam tersine artar. Bu nedenle doğru cevap I ve II'yi içeren b) şıkkıdır.
Soru 47 |
Trafikteki araç sayısını | |
Sürücünün kaza yapma riskini | |
Yayaların yaya geçidini kullanma oranlarını | |
Diğer sürücülerin trafik kurallarına uyma yüzdelerini |
Doğru Cevap: b) Sürücünün kaza yapma riskini
Trafikte yapılan her hata, bir kaza riskini beraberinde getirir. Örneğin, sinyal vermeden şerit değiştiren, aniden yavaşlayan veya tehlikeli bir şekilde başka bir araca yaklaşan bir sürücü, hem kendisi hem de diğerleri için bir tehlike oluşturur. Bu durumda yapılan yerinde ve nazik bir uyarı (kısa bir korna veya selektör gibi), sürücünün dikkatini toparlamasına ve yaptığı hatanın farkına varmasına yardımcı olur.
Hatasını fark eden sürücü, davranışını düzeltecektir. Bu düzeltme, o an ortaya çıkan kaza tehlikesini ortadan kaldırır veya önemli ölçüde azaltır. Dolayısıyla, bir sürücüyü uyarmak, doğrudan doğruya onun kaza yapma riskini azaltmaya yönelik en etkili eylemdir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Trafikteki araç sayısını: Bir sürücüyü uyarmanın, yoldaki toplam araç sayısı üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Bu seçenek, konuyla tamamen alakasızdır ve mantıksal bir bağlantı kurmaz. Uyarı, mevcut araçların daha güvenli hareket etmesini amaçlar, sayılarını değiştirmez.
- c) Yayaların yaya geçidini kullanma oranlarını: Bir sürücüye yapılan uyarı, o anki bir durumu düzeltir ancak genel olarak yayaların davranışlarını etkilemez. Yayaların yaya geçidini kullanma oranı, genel trafik eğitimi, denetimler ve altyapı gibi çok daha geniş faktörlere bağlıdır. Tek bir uyarı, bu genel oranı değiştirecek bir etkiye sahip değildir.
- d) Diğer sürücülerin trafik kurallarına uyma yüzdelerini: Uyarınız, sadece uyardığınız sürücünün davranışını etkileme potansiyeline sahiptir. Trafikteki diğer binlerce sürücünün kurallara uyma alışkanlıkları üzerinde bir etkisi olmaz. Hatta, agresif bir uyarı, trafikteki gerginliği artırarak diğer sürücülerin daha olumsuz davranışlar sergilemesine bile neden olabilir.
Özetle, trafikte hatalı bir sürücüyü uyarmanın temel ve en önemli amacı, potansiyel bir kazayı önlemektir. Bu eylem, tehlikeli durumu anında düzelterek kaza riskini azaltır ve trafik güvenliğine anlık bir katkı sağlar. Diğer seçenekler ise bu eylemin doğrudan ve mantıklı bir sonucu değildir.
Soru 48 |
İnatlaşmaya | |
Yardımlaşmaya | |
Nezaket ve saygıya | |
Konuşma üslubuna |
Doğru cevap c) Nezaket ve saygıya seçeneğidir. Çünkü sürücünün bu davranışı, tamamen başkalarını düşünme ve onlara saygı gösterme eylemidir. Yasal bir zorunluluktan çok, sürücünün empati kurarak "Ben o yayanın yerinde olsaydım ıslanmak istemezdim" diye düşünmesiyle ortaya çıkar. Bu düşünceli hareket, trafikteki diğer insanlara karşı gösterilen bir incelik, yani nezaket ve onların varlığına duyulan bir saygıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) İnatlaşmaya: İnatlaşma, trafikte genellikle olumsuz sonuçlar doğuran, başkalarıyla rekabete girme veya kendi istediğini zorla yapma durumudur. Sorudaki davranış ise bunun tam tersi, uzlaşmacı ve düşünceli bir tavırdır. Bu nedenle bu seçenek tamamen yanlıştır.
- b) Yardımlaşmaya: Yardımlaşma, trafikte zor durumda kalan birine (örneğin aracı bozulan bir sürücüye) yardım etmektir. Yayayı ıslatmamak bir yardım eylemi değil, ona zarar vermekten veya onu rahatsız etmekten kaçınma eylemidir. Bu yüzden, olumlu bir değer olsa da bu durum için en uygun tanım değildir.
- d) Konuşma üslubuna: Bu seçenek, sürücülerin birbirleriyle veya yetkililerle olan sözlü iletişimini ifade eder. Soruda anlatılan durum ise bir sürüş davranışıdır ve herhangi bir konuşma veya diyalog içermez. Dolayısıyla konuyla hiçbir ilgisi yoktur.
Sonuç olarak, bir sürücünün yayaları düşünerek su sıçratmamaya özen göstermesi, trafikteki diğer bireylerin haklarına ve konforuna değer verdiğini gösterir. Bu durum, trafikteki en temel sosyal değerlerden olan nezaket ve saygının en güzel örneklerinden biridir.
Soru 49 |
Buna göre kaza sonrası tarafların birbirine hangi şekilde davranması hâlinde meydana gelen kaza ile ilgili sorunlar daha kısa sürede çözülecektir?
Asabi | |
Aşırı tepkili | |
Kaba ve saldırgan | |
Saygılı ve nezaketli |
Doğru cevap d) Saygılı ve nezaketli seçeneğidir. Çünkü bir kaza sonrası tarafların birbirine saygı ve nezaket çerçevesinde yaklaşması, paniği ve öfkeyi yatıştırır. Bu sakin ortam, tarafların sağlıklı bir iletişim kurarak durumu değerlendirmesine, sigorta ve ruhsat bilgilerini sorunsuzca paylaşmasına ve Kaza Tespit Tutanağı'nı birlikte doldurmasına olanak tanır. Böylece, yasal prosedürler hızlı ve sorunsuz bir şekilde tamamlanır.
Diğer seçenekler ise sorunları çözmek yerine daha da büyütecek davranışlardır. Bu tür olumsuz tavırlar, iletişimi tamamen koparabilir ve basit bir maddi hasarlı kazayı bile karmaşık bir hâle getirebilir. Anlaşma ve uzlaşma ortamını ortadan kaldırarak sürecin uzamasına neden olurlar.
- a) Asabi: Sinirli ve gergin bir tutum, karşı tarafın da savunmacı veya sinirli bir tavır takınmasına yol açar. Bu durum, sağlıklı bir diyalog kurulmasını engeller ve anlaşmayı imkânsızlaştırır.
- b) Aşırı tepkili: Bağırmak, panik yapmak veya abartılı tepkiler göstermek, durumu daha da karmaşıklaştırır. Mantıklı düşünmeyi ve hareket etmeyi zorlaştırarak çözüm sürecini yavaşlatır.
- c) Kaba ve saldırgan: Bu davranış, en tehlikelisidir. Sadece sorunun çözümünü geciktirmekle kalmaz, aynı zamanda tartışmanın büyümesine, hakarete ve hatta fiziksel şiddete dönüşmesine neden olabilir. Bu durum, kazanın yanı sıra ek hukuki sorunlar doğurur.
Sonuç olarak, trafik kazası gibi stresli bir durumda bile sakinliği korumak, saygılı ve nazik olmak sadece bir görgü kuralı değil, aynı zamanda sorunu en hızlı ve en az zararla atlatmanın en akılcı yoludur. Ehliyet sınavında bu tür sorular, sürücü adayının sadece kuralları değil, aynı zamanda trafikteki doğru tutum ve davranışları ne kadar benimsediğini ölçmeyi amaçlar.
Soru 50 |
Bencilliğin | |
Beden dilinin | |
İnatlaşmanın | |
Tahammülsüzlüğün |
Bu soruda, trafikte bir sürücünün söz kullanmadan, sadece el hareketleri ve mimikleriyle başka bir sürücüden özür dilemesinin hangi iletişim türüne girdiği sorgulanmaktadır. Sorunun odak noktası, kelimeler olmadan yapılan bu jestin ne anlama geldiğidir. Bu davranış, trafikteki saygı ve nezaket kurallarının önemli bir parçasını oluşturur.
Doğru Cevap: b) Beden dilinin
Doğru cevabın "Beden dilinin" olmasının sebebi, soruda tarif edilen eylemin tam olarak beden dilini tanımlamasıdır. Beden dili; jestler, mimikler, el-kol hareketleri ve duruş gibi sözsüz iletişim biçimlerini kapsar. Sürücünün hata yaptığını kabul edip eliyle veya mahcup bir yüz ifadesiyle özür dilemesi, karşı tarafa "kusura bakma, istemeden oldu" mesajını sözsüz bir şekilde iletmesidir. Bu, trafikteki gerginliği azaltan ve olumlu bir iletişim ortamı yaratan etkili bir yöntemdir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
a) Bencilliğin: Bencillik, sadece kendi çıkarını ve rahatını düşünmek anlamına gelir. Hata yapıp özür dilemek ise bunun tam tersidir; başkalarını düşündüğünü, onların hakkına saygı gösterdiğini ve sorumluluk aldığını gösteren bir davranıştır. Bu yüzden bu seçenek tamamen zıt bir anlam taşır.
-
c) İnatlaşmanın: İnatlaşma, bir konuda ısrarcı olmak, geri adım atmamak ve çatışmayı sürdürmektir. Sorudaki sürücü ise hatasını kabul ederek durumu yatıştırmaya çalışmaktadır. Özür dilemek, inatlaşmanın aksine uzlaşmacı ve alçakgönüllü bir tavırdır.
-
d) Tahammülsüzlüğün: Tahammülsüzlük, başkalarının hatalarına veya farklılıklarına karşı sabır gösterememe durumudur. Özür dileyen bir sürücü, kendi hatasını kabul ederek aslında trafikteki diğer sürücülere karşı anlayış ve saygı beklediğini de ima eder. Bu davranış, hoşgörü ve tahammül kültürünün bir parçasıdır, tahammülsüzlüğün değil.
Özetle, trafikte yapılan bir hata sonrası el veya yüz ifadesiyle özür dilemek, sözsüz bir iletişim olan beden dilini kullanarak saygı ve nezaket göstermektir. Bu davranış, güvenli ve huzurlu bir trafik ortamı için son derece önemlidir.
|
0/50 |



















