En Çok Çıkan Ehliyet Sınav Soruları 3
Soru 1 |
Omurga kırığı olan | |
Kaburga kırığı olan | |
Birinci derece yanığı olan | |
Kolunda yara ve kırık olan |
Bu soruda, bir trafik kazası sonrası yaralılardan hangisinin taşınması sırasında kesinlikle sedye kullanılması gerektiği sorulmaktadır. Buradaki anahtar kelime "kesinlikle" kelimesidir. Bu, yaralının en ufak yanlış bir hareketle hayati tehlikeye girebileceği veya kalıcı bir hasar alabileceği durumu bulmamız gerektiği anlamına gelir.
Doğru Cevap: a) Omurga kırığı olan
Omurga, içerisinde beyinden gelen sinirlerin tüm vücuda dağılmasını sağlayan omuriliği barındırır. Omurga kırığı şüphesi olan bir kazazedenin bilinçsizce hareket ettirilmesi, kırık kemik parçalarının omuriliğe baskı yapmasına veya onu zedelemesine neden olabilir. Bu durum, kazazedenin felç kalmasına hatta hayatını kaybetmesine yol açabilir.
Bu nedenle, omurga yaralanması şüphesi olan bir kişi, baş-boyun-gövde ekseni bozulmadan, sert bir zemin üzerine yatırılarak (sedye gibi) taşınmalıdır. Sedye kullanımı, vücudun bir bütün olarak hareket etmesini sağlayarak omuriliğe gelebilecek ek zararı önler. Bu, ilk yardımın en temel ve en önemli kurallarından biridir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- b) Kaburga kırığı olan: Kaburga kırığı ağrılı bir durumdur ve nefes almayı zorlaştırabilir. Ancak bu durumdaki bir kazazede, genellikle bilinci açıksa ve başka ciddi bir yaralanması yoksa, nefes almasını kolaylaştıracak şekilde oturtularak veya yarı oturur pozisyonda taşınabilir. Sedye kullanımı zorunlu değildir.
- c) Birinci derece yanığı olan: Birinci derece yanık, derinin en üst tabakasını etkileyen en hafif yanık türüdür (güneş yanığı gibi). Kazazedenin genel durumunu ve hareket kabiliyetini etkilemez. Bu durumdaki bir kişi sedye ile taşınmayı gerektirmez, rahatlıkla yürüyebilir.
- d) Kolunda yara ve kırık olan: Kol kırığı olan bir kazazedenin yaralı kolu sabitlenmeli (örneğin bir askı ile) ve kanaması durdurulmalıdır. Ancak bu yaralanma, kişinin yürümesini veya oturarak taşınmasını engellemez. Tüm vücudun sabitlenmesini gerektiren bir durum olmadığı için sedye kullanımı kesin bir zorunluluk değildir.
Özetle, seçenekler arasında hayati bir organ olan omuriliği koruma zorunluluğu nedeniyle en kritik ve hareket ettirilmesi en riskli durum omurga kırığıdır. Diğer yaralanmalar ciddi olabilse de, yanlış taşıma sonucu felç gibi geri döndürülemez bir hasar riski taşımazlar. Bu yüzden omurga kırığı şüphesi olan her kazazede kesinlikle sedye ile taşınmalıdır.
Soru 2 |
Kırıkların tespit edilmesi | |
Dolaşımın değerlendirilmesi | |
Solunumun değerlendirilmesi | |
Hava yolu açıklığının değerlendirilmesi |
Bu soruda, ilk yardımın en temel ve hayati öneme sahip adımları olan "ABC" kuralının ne anlama geldiği ve hangi uygulamaları kapsadığı sorgulanmaktadır. Soru, bu kuralın içinde yer almayan seçeneği bulmanızı istemektedir. Bu kural, bilinci kapalı bir yaralıya yapılacak müdahalelerin öncelik sırasını belirler ve hayat kurtarmak için kritik bir rehberdir.
İlk yardımın ABC'si, yaşamı tehdit eden durumları hızla değerlendirmek ve müdahale etmek için kullanılan uluslararası bir kısaltmadır. Bu adımlar, hayati fonksiyonların devamlılığını sağlamayı hedefler. Bu adımların doğru bir şekilde ve sırasıyla uygulanması, yaralının hayatta kalma şansını önemli ölçüde artırır.
Şimdi ABC kuralının açılımını ve adımlarını inceleyelim:
- A - Airway (Hava Yolu Açıklığının Değerlendirilmesi): Bu ilk ve en önemli adımdır. Yaralının nefes alabilmesi için hava yolunun (ağız ve burundan akciğerlere giden yol) açık olması gerekir. Dilin geriye kaçması, yabancı bir cisim veya kan gibi nedenlerle tıkanmış olabilir. Bu nedenle ilk olarak hava yolu kontrol edilir ve gerekirse açık hale getirilir.
- B - Breathing (Solunumun Değerlendirilmesi): Hava yolu açıldıktan sonra yaralının nefes alıp almadığı kontrol edilir. "Bak-Dinle-Hisset" yöntemiyle 10 saniye boyunca solunum kontrolü yapılır. Eğer solunum yoksa veya normal değilse, derhal yapay solunuma başlanması gerekir.
- C - Circulation (Dolaşımın Değerlendirilmesi): Bu adımda vücuttaki kan dolaşımının devam edip etmediği kontrol edilir. Dolaşımın en önemli belirtileri nabız, büyük kanamalar ve cildin rengi gibi bulgulardır. Eğer ciddi bir kanama varsa hemen durdurulmalı ve kalbin durduğu tespit edilirse kalp masajına başlanmalıdır.
Bu bilgiler ışığında seçenekleri tekrar değerlendirelim:
- d) Hava yolu açıklığının değerlendirilmesi: Bu, ABC'nin 'A'sıdır ve ilk adımdır. Bu yüzden bu seçenek kuralın içindedir.
- c) Solunumun değerlendirilmesi: Bu, ABC'nin 'B'sidir ve ikinci adımdır. Bu yüzden bu seçenek de kuralın içindedir.
- b) Dolaşımın değerlendirilmesi: Bu, ABC'nin 'C'sidir ve üçüncü adımdır. Dolayısıyla bu seçenek de kuralın içindedir.
- a) Kırıkların tespit edilmesi: Kırık, çıkık ve burkulmaların tespiti ve sabitlenmesi (tespiti) önemlidir, ancak hayati bir öncelik değildir. Bu tür müdahaleler, yaralının hava yolu, solunumu ve dolaşımı güvence altına alındıktan sonra, yani ikincil değerlendirme aşamasında yapılır. Bir kişinin nefes almaması, kırık bir kolundan çok daha acil bir durumdur.
Sonuç olarak, a) Kırıkların tespit edilmesi seçeneği, ilk yardımın hayat kurtarmaya yönelik öncelikli adımları olan ABC kuralının bir parçası değildir. Bu nedenle doğru cevap 'a' şıkkıdır. Ehliyet sınavında bu ayrımı bilmek, ilk yardımın önceliklerini anladığınızı gösterir.
Soru 3 |
I. Olay yerini yeterince görünebilir biçimde işaretliyor,
II. Kıvılcım oluşturabilecek ışıklandırma veya çağrı araçlarının kullanılmasına izin vermiyor,
III. Birinci değerlendirme sonucu tüm uyaranlara karşı tepkisiz olduğu belirlenen kazazedeye şekerli içecekler veriyor.
Bu ilk yardımcı, yukarıdaki uygulamaların hangilerinde hatalı davranmıştır? Yalnız I | |
Yalnız II | |
Yalnız III | |
I, II ve III. |
Şimdi maddeleri tek tek inceleyelim:
-
I. Olay yerini yeterince görünebilir biçimde işaretliyor.
Bu uygulama DOĞRUDUR. Bir trafik kazası sonrası yapılması gereken ilk ve en önemli adımlardan biri, olay yerinin güvenliğini sağlamaktır. Olay yerini reflektör, uyarı levhası gibi malzemelerle işaretlemek, hem diğer sürücüleri uyararak yeni kazaların oluşmasını engeller hem de ilk yardımcının ve kazazedelerin güvenliğini sağlar. Bu, kesinlikle doğru ve gerekli bir davranıştır.
-
II. Kıvılcım oluşturabilecek ışıklandırma veya çağrı araçlarının kullanılmasına izin vermiyor.
Bu uygulama da DOĞRUDUR. Kaza yapan araçlarda yakıt sızıntısı veya gaz kaçağı (LPG'li araçlarda) olma ihtimali yüksektir. Bu gibi durumlarda, sigara içmek, cep telefonu kullanmak veya kıvılcım çıkarabilecek herhangi bir aleti çalıştırmak patlama ve yangın riskini artırır. Bu nedenle, ilk yardımcının bu tür tehlikelere karşı önlem alması, hayati bir güvenlik adımıdır.
-
III. Birinci değerlendirme sonucu tüm uyaranlara karşı tepkisiz olduğu belirlenen kazazedeye şekerli içecekler veriyor.
Bu uygulama kesinlikle HATALIDIR. Soruda kazazedenin "tüm uyaranlara karşı tepkisiz" olduğu belirtilmiştir. Bu ifade, kazazedenin bilincinin kapalı olduğu anlamına gelir. Bilinci kapalı olan bir kişiye ağızdan yiyecek veya içecek vermek son derece tehlikelidir. Kişi yutkunma refleksini kontrol edemeyeceği için verilen sıvı, soluk borusuna kaçarak boğulmasına neden olabilir. Bu, hayatı tehdit eden çok ciddi bir hatadır.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi:
İncelediğimizde, ilk iki uygulamanın (I ve II) doğru ve gerekli güvenlik önlemleri olduğunu, ancak üçüncü uygulamanın (III) hayati bir hata olduğunu görüyoruz. Soru bizden hatalı davranışı bulmamızı istediği için doğru cevap yalnızca III. maddeyi içeren seçenektir.
- a) Yalnız I: Bu seçenek yanlıştır, çünkü I numaralı uygulama doğrudur.
- b) Yalnız II: Bu seçenek yanlıştır, çünkü II numaralı uygulama da doğrudur.
- c) Yalnız III: Bu seçenek DOĞRUDUR, çünkü bilinci kapalı bir kazazedeye sıvı vermek ölümcül olabilecek hatalı bir davranıştır.
- d) I, II ve III: Bu seçenek yanlıştır, çünkü I ve II numaralı uygulamalar doğru ilk yardım adımlarıdır.
Soru 4 |
Koma | |
Bayılma | |
Sara krizi | |
Ateşli havale |
Doğru Cevap: b) Bayılma
Doğru cevap bayılma (tıbbi adıyla senkop)'dır. Çünkü bayılma, tam olarak soruda tarif edilen durumdur. Beyne giden kan akışının çeşitli nedenlerle (ani tansiyon düşmesi, korku, heyecan, uzun süre ayakta kalma gibi) anlık olarak azalması, beynin geçici olarak yeterli oksijen alamamasına yol açar. Bu durum, kişinin bilincini kısa süreliğine kaybetmesine neden olur. Bayılma genellikle yüzeysel bir bilinç kaybıdır ve kişi yere düştüğünde veya yatırıldığında beyne tekrar kan gittiği için bilinç kısa sürede geri gelir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Koma: Koma, bayılmadan çok daha ciddi bir durumdur. Bilinç kaybı derin ve uzun sürelidir. Kişi, dışarıdan gelen sesli veya ağrılı uyarılara tepki vermez. Komanın nedeni genellikle ciddi kafa travmaları, beyin kanaması veya ağır hastalıklar gibi durumlardır ve kendiliğinden kısa sürede düzelmez. Bu nedenle, sorudaki "kısa süreli ve yüzeysel" tanımına uymaz.
- c) Sara krizi (Epilepsi): Sara krizi, beyne giden kan akışının azalmasından değil, beyindeki sinir hücrelerinde meydana gelen anormal elektriksel boşalımlardan kaynaklanır. Kriz sırasında bilinç kaybı yaşanabilse de, genellikle kasılmalar, titremeler ve istemsiz hareketler gibi belirtiler de eşlik eder. Sebebi ve belirtileri bayılmadan tamamen farklıdır.
- d) Ateşli havale: Ateşli havale, genellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, vücut sıcaklığının aniden yükselmesi (yüksek ateş) sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Temel nedeni yüksek ateştir, beyne giden kan akışının azalması değildir. Bu durum da sorudaki tanıma uymamaktadır.
Özetle, soruda verilen "beyne giden kan akışının azalması" ve "kısa süreli, yüzeysel, geçici bilinç kaybı" ifadeleri, doğrudan bayılma durumunu tanımlamaktadır. Diğer şıklar ise farklı nedenlere dayanan ve daha farklı belirtilerle seyreden ciddi tıbbi durumlardır.
Soru 5 |
Sedye kullanımı her zaman tercih edilmelidir. | |
Sadece bacağı kırılanları yatırarak taşımak için tercih edilir. | |
Sadece zehirlenme vakalarının taşınmasında kullanılmalıdır. | |
Köprücük kemiği kırıklarında hastanın sedye ile taşınması hayati önem taşır. |
Bu soruda, ilk yardım sırasında yaralı bir kişiyi taşırken sedye kullanımının temel ve en doğru ilkesinin ne olduğu sorgulanmaktadır. İlk yardımda amaç, yaralıya zarar vermeden, mevcut durumunu kötüleştirmeden onu güvenli bir yere veya sağlık kuruluşuna ulaştırmaktır. Bu nedenle taşıma yöntemleri büyük önem taşır.
a) Sedye kullanımı her zaman tercih edilmelidir.
Bu seçenek doğrudur. Çünkü sedye, yaralıyı en güvenli, en sarsıntısız ve en stabil şekilde taşıma yöntemidir. Yaralının vücudunun düz bir pozisyonda kalmasını sağlayarak, özellikle omurga yaralanması şüphesi olan durumlarda felç gibi ikincil ve daha kötü yaralanmaların önüne geçer. İmkan varsa, yaralının ne tür bir yaralanması olursa olsun, onu hareket ettirmekten kaçınmak ve sedye ile taşımak en ideal ve güvenli yaklaşımdır. Bu nedenle "her zaman tercih edilmesi gereken" yöntem olarak kabul edilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- b) Sadece bacağı kırılanları yatırarak taşımak için tercih edilir.
Bu ifade yanlıştır çünkü "sadece" kelimesiyle kullanımı çok dar bir alana sıkıştırmaktadır. Sedye, bacak kırıklarının yanı sıra omurga yaralanmaları, kalça kırıkları, iç kanamalar, şok durumları veya bilinci kapalı olan tüm yaralılar için kullanılır. Dolayısıyla sedyenin kullanım alanı sadece bacak kırıkları ile sınırlı değildir.
- c) Sadece zehirlenme vakalarının taşınmasında kullanılmalıdır.
Bu ifade de "sadece" kelimesi nedeniyle yanlıştır. Bilinci kapalı veya durumu ağır bir zehirlenme vakası sedye ile taşınabilir, ancak sedyenin asıl ve en yaygın kullanım alanı bu değildir. Sedyeler özellikle travma (kırık, ezilme, omurga hasarı vb.) geçiren hastalar için hayati öneme sahiptir. Bu seçenekte belirtilen durum, sedye kullanımının çok küçük bir kısmını oluşturur.
- d) Köprücük kemiği kırıklarında hastanın sedye ile taşınması hayati önem taşır.
Bu ifade yanlıştır. Köprücük kemiği kırıklarında ilk yardım, genellikle kolun üçgen sargı bezi ile sabitlenmesi ve yaralının rahat edeceği bir pozisyonda, çoğunlukla oturur şekilde sağlık kuruluşuna götürülmesidir. Bu tür bir yaralanmada sedye kullanımı "hayati önem" taşımaz; yaralı genellikle yürüyebilir veya oturarak taşınabilir. Hayati önem taşıyan durumlar, omurga yaralanması şüphesi olan durumlardır.
Soru 6 |
Telaşlı ve tedirgin olması | |
İletişim becerilerinin zayıf olması | |
Önce çevrenin güvenliğini sağlaması | |
İnsan vücudu ile ilgili temel bilgilere sahip olması |
Doğru cevap d) İnsan vücudu ile ilgili temel bilgilere sahip olması seçeneğidir. Çünkü etkili bir ilk yardım müdahalesi, ancak ve ancak insan vücudunun nasıl çalıştığına dair temel bilgilere dayanarak yapılabilir. Örneğin, kanamanın nasıl durdurulacağını bilmek için atardamarların nerede olduğunu, solunumu duran birine yardım etmek için solunum sisteminin nasıl çalıştığını veya bir kırığa nasıl müdahale edileceğini anlamak için iskelet sistemi hakkında temel bilgilere sahip olmak gerekir. Bu bilgi, ilk yardımcının doğru kararlar almasını ve yanlış bir müdahale ile zarar vermesini önlemesini sağlar.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:-
a) Telaşlı ve tedirgin olması: Bu özellik, bir ilk yardımcıda kesinlikle bulunmaması gereken bir durumdur. Telaş ve panik, ilk yardımcının doğru düşünmesini ve sakin karar almasını engeller. Aksine, bir ilk yardımcı soğukkanlı, sakin ve kendinden emin olmalıdır ki hem yaralıyı sakinleştirebilsin hem de olay yerini doğru bir şekilde yönetebilsin.
-
b) İletişim becerilerinin zayıf olması: İletişim, ilk yardımın en önemli parçalarından biridir. İlk yardımcı, yaralıyla konuşarak ona güven vermeli, bilincini açık tutmaya çalışmalı ve durumu hakkında bilgi almalıdır. Aynı zamanda çevredeki insanları organize etmek ve 112 Acil Servis'e doğru ve net bilgi aktarmak için güçlü iletişim becerilerine sahip olması gerekir. Zayıf iletişim, kargaşaya ve yanlış anlaşılmalara yol açabilir.
-
c) Önce çevrenin güvenliğini sağlaması: Bu seçenek, bir ilk yardımcının sahip olması gereken bir "özellik" değil, uygulaması gereken ilk ve en önemli "kural" veya "eylem"dir. Bir ilk yardımcı olay yerine ulaştığında ilk olarak kendi can güvenliğini ve çevre güvenliğini sağlamalıdır. Ancak soru, bir eylemi değil, ilk yardımcının kişiliğinde veya bilgisinde bulunması gereken bir özelliği sormaktadır. Bu nedenle, "bilgi sahibi olmak" bir özellik iken, "güvenliği sağlamak" bir eylemdir ve bu ince farktan dolayı bu seçenek doğru cevap değildir.
Soru 7 |
Kanamanın durdurulması | |
Yara yerinin değerlendirilmesi | |
Yara üzerinin pamukla kapatılması | |
Yaşam bulgularının kontrol edilmesi |
Doğru Cevap: c) Yara üzerinin pamukla kapatılması
Bu seçeneğin doğru cevap olmasının sebebi, yaranın üzerine doğrudan pamuk koymanın ilk yardımda yapılan en yaygın ve tehlikeli hatalardan biri olmasıdır. Pamuk, yara sıvısına ve kana yapışarak yaranın içine lifler bırakır. Bu lifler hem enfeksiyon riskini ciddi şekilde artırır hem de sağlık kuruluşunda yaranın temizlenmesini zorlaştırarak daha fazla acıya neden olur.
Bunun yerine, yaralanmalarda yara üzeri temiz ve steril bir gazlı bez veya bulunamıyorsa temiz bir bez ile kapatılmalıdır. Bu materyaller yaraya yapışmaz ve enfeksiyon riskini en aza indirir. Bu nedenle, pamukla kapatmak doğru bir ilk yardım uygulaması değildir ve sorunun doğru cevabıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış (yani neden doğru ilk yardım adımları) olduğuna bakalım:
- a) Kanamanın durdurulması: Bu, yaralanmalarda en öncelikli ve hayat kurtarıcı adımdır. Ciddi kanamalar şoka ve ölüme yol açabilir. Bu yüzden yara üzerine temiz bir bezle baskı uygulayarak kanamayı kontrol altına almak esastır. Bu, doğru bir ilk yardım kuralıdır.
- b) Yara yerinin değerlendirilmesi: Yaraya müdahale etmeden önce ne tür bir yara olduğunu, içinde yabancı bir cisim olup olmadığını ve ne kadar derin olduğunu anlamak gerekir. Değerlendirme, doğru müdahaleyi belirlemek için kritik bir adımdır. Bu da doğru bir ilk yardım kuralıdır.
- d) Yaşam bulgularının kontrol edilmesi: Yaralının bilincinin açık olup olmadığı, nefes alıp almadığı gibi temel yaşam bulgularının kontrolü her ilk yardım durumunun temelidir. Bazen küçük bir yara, daha büyük bir iç sorunun (şok gibi) belirtisi olabilir. Bu nedenle yaşam bulgularını kontrol etmek hayati önem taşır ve doğru bir ilk yardım kuralıdır.
Özetle, kanamayı durdurmak, yarayı değerlendirmek ve yaşam bulgularını kontrol etmek yaralanmalarda uygulanması gereken temel ve doğru ilk yardım kurallarıdır. Ancak yaranın üzerine pamuk koymak, faydadan çok zarar getireceği için kesinlikle kaçınılması gereken yanlış bir uygulamadır.
Soru 8 |
Kasık iç kısmı | |
Bacak dış kısmı | |
Dizin ön üst kısmı | |
Karnın ön üst kısmı |
Doğru cevap a) Kasık iç kısmı'dır. Bunun temel sebebi, bacağa kan taşıyan ana atardamar olan femoral arter'in bu bölgeden geçmesidir. Kasık iç kısmına, yani uyluğun gövdeyle birleştiği iç bölgeye kuvvetli bir şekilde baskı uygulandığında, femoral arter kemik ile el arasında sıkışır. Bu durum, kalpten bacağa pompalanan kanın akışını önemli ölçüde yavaşlatır ve yaradaki kanamayı azaltır. Bu yöntem, özellikle turnike uygulanamayan veya turnike malzemesi bulunmayan durumlarda hayat kurtarıcı bir ilk yardım müdahalesidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- b) Bacak dış kısmı: Bacağın dış kısmında, kan akışını kesecek kadar büyük ve yüzeye yakın bir ana atardamar bulunmaz. Bu bölgeye yapılacak baskı, kemik ve kas dokusuna baskı yapmaktan öteye gitmez ve kanamayı durdurmada etkili bir yöntem değildir.
- c) Dizin ön üst kısmı: Bu bölge, kanamanın olduğu yere çok yakın olabilir veya kanamanın daha üstünde kalmayabilir. Bacağın tamamına giden kanı kontrol etmek için en etkili nokta değildir. Ana basınç noktası, kanamanın olduğu yer ile kalp arasında kalan en merkezi noktadır ki bu da kasık bölgesidir.
- d) Karnın ön üst kısmı: Bu bölgenin bacak kanamasıyla doğrudan bir ilgisi yoktur. Karnın ön üst kısmına baskı uygulamak, bacağa giden kan akışını etkilemez ve hatta iç organlara zarar verme riski taşıyabilir. Bu nedenle tamamen yanlış bir müdahaledir.
Özetle, ehliyet sınavında ve gerçek hayatta unutmamanız gereken en önemli bilgi şudur: Vücuttaki büyük kanamalarda, kanamanın olduğu bölge ile kalp arasındaki ana atardamar üzerine baskı uygulanır. Bacak yaralanmaları için bu nokta "kasık iç kısmı", kol yaralanmaları için ise "koltuk altı" veya "kolun iç üst kısmı"dır. Bu bilgi, acil bir durumda doğru müdahaleyi yapmanızı sağlar.
Soru 9 |

Solunum güçlüğü olanlarda | |
Dilin geriye kaçıp hava yolunu tıkadığı durumlarda | |
Ağızdan ağıza yapılan suni solunum uygulamalarında | |
Boyun omurlarında hasar olanlarda |
Doğru cevap d) Boyun omurlarında hasar olanlarda seçeneğidir. Bunun nedeni, Baş-Çene pozisyonunun boynu hareket ettiren bir manevra olmasıdır. Eğer kazazedenin boyun omurlarında bir kırık, çıkık veya ezilme şüphesi varsa (örneğin yüksekten düşme, trafik kazası gibi durumlarda), başı geriye itmek omuriliğe baskı yaparak durumu daha da kötüleştirebilir. Bu durum, kalıcı felç veya ölüm gibi çok ciddi sonuçlara yol açabilir.
Peki, boyun yaralanması şüphesi varsa ne yapılmalıdır? Bu gibi durumlarda hava yolunu açmak için "Çene İtme Pozisyonu" (Jaw-Thrust Maneuver) adı verilen farklı bir teknik uygulanır. Bu teknikte baş ve boyun sabit tutularak sadece çene öne ve yukarı doğru itilir. Böylece boyun omurları hareket ettirilmeden hava yolu açılmış olur.
Şimdi diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Solunum güçlüğü olanlarda: Solunum güçlüğünün en yaygın nedenlerinden biri, bilinci kapalı kişilerde dilin geriye kaçarak hava yolunu tıkamasıdır. Baş-Çene pozisyonu tam da bu durumu düzeltmek, yani hava yolunu açarak solunumu kolaylaştırmak için yapılır. Dolayısıyla bu durumda uygulanması sakıncalı değil, aksine gereklidir.
- b) Dilin geriye kaçıp hava yolunu tıkadığı durumlarda: Bu seçenek, Baş-Çene pozisyonunun uygulanmasının temel amacıdır. Manevranın kendisi, geriye kaçan dili öne çekerek tıkalı olan hava yolunu açmaya yarar. Bu nedenle bu durumda uygulanması hayat kurtarıcıdır.
- c) Ağızdan ağıza yapılan suni solunum uygulamalarında: Suni solunum yapabilmek için öncelikle kazazedenin hava yolunun açık olması şarttır. Eğer hava yolu tıkalıysa, verdiğiniz nefes akciğerlere ulaşamaz. Bu yüzden suni solunuma başlamadan önce Baş-Çene pozisyonu verilerek hava yolu açılır. Yani bu manevra, suni solunumun bir ön hazırlık aşamasıdır.
Özetle, Baş-Çene pozisyonu hava yolunu açmak için hayati bir manevra olsa da, boyun yaralanması şüphesi olduğunda omuriliğe zarar verme riski nedeniyle kesinlikle uygulanmamalıdır. Bu istisnai durum, ilk yardımın en önemli kurallarından biridir.
Soru 10 |
10 | |
20 | |
30 | |
40 |
Bu soruda, bilinci kapalı bir kazazedeye ilk yardım uygularken yapılması gereken en kritik adımlardan biri olan solunum kontrolünün standart süresi sorulmaktadır. İlk yardımda her saniyenin önemi büyüktür ve bu nedenle "Bak-Dinle-Hisset" yöntemi için belirlenmiş net bir zaman aralığı vardır. Bu süreyi bilmek, hem doğru bir değerlendirme yapmak hem de hayat kurtarıcı müdahaleye zamanında başlamak için zorunludur.
Doğru cevap a) 10 saniyedir. Uluslararası ilk yardım kılavuzlarına göre, bir kazazedenin solunum yapıp yapmadığını anlamak için ayrılması gereken süre en fazla 10 saniyedir. Bu süre, ilk yardımcının kazazedenin göğüs kafesinin hareket edip etmediğine bakması, kulağını kazazedenin ağız ve burnuna yaklaştırarak nefes seslerini dinlemesi ve yanağında nefesin sıcaklığını hissetmesi için yeterli bir zamandır. 10 saniye, normal bir solunumu veya anormal, can çekişme benzeri (agonal) solunumları tespit etmek için ideal bir denge sunar.
Diğer seçeneklerin yanlış olmasının sebebi, ilk yardımda zamanın hayati önem taşımasıdır. Solunumu ve kalbi durmuş bir kişide, beynin oksijensiz kalması sonucu kalıcı hasar oluşmaya başlar. Solunumu kontrol etmek için 20, 30 veya 40 saniye gibi uzun süreler beklemek, eğer solunum yoksa başlanması gereken kalp masajı (göğüs basısı) ve suni solunumu tehlikeli derecede geciktirmek anlamına gelir. Bu gecikme, kazazedenin hayatta kalma şansını önemli ölçüde azaltır. Bu nedenle, 10 saniyelik kontrolün sonunda solunumdan emin olunamazsa, hemen solunumun olmadığı varsayılır ve Temel Yaşam Desteği'ne başlanır.
Soru 11 |
Solunum sayısının değerlendirilmesi | |
Hoşgörülü ve nazik davranılması | |
Bilinç düzeyinin kontrol edilmesi | |
Cilt renginin değerlendirilmesi |
Doğru Cevabın Açıklaması (b seçeneği)
Doğru cevap b) Hoşgörülü ve nazik davranılması seçeneğidir. Çünkü "Görüşerek Bilgi Edinme" aşamasının temel amacı, bilinci açık olan kazazede ile iletişim kurarak olay, şikayetleri, geçmiş sağlık sorunları (alerji, kullandığı ilaçlar vb.) gibi önemli bilgileri öğrenmektir. Kaza geçirmiş bir kişi genellikle korku, ağrı ve panik içindedir. Bu durumdaki bir kişiden doğru ve eksiksiz bilgi alabilmek için ilk yardımcının sakin, güven verici, hoşgörülü ve nazik olması şarttır. Bu tutum, kazazedenin rahatlamasını ve iş birliği yapmasını sağlar.Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
- a) Solunum sayısının değerlendirilmesi: Bu seçenek yanlıştır. Solunum sayısını kontrol etmek, kazazede ile konuşarak yapılan bir işlem değildir; fiziksel bir muayenedir. Bu işlem, ikinci değerlendirmenin "Görüşerek Bilgi Edinme" basamağında değil, "Baştan Aşağı Kontrol" basamağında yapılır. İlk yardımcı, kazazedenin göğüs hareketlerini izleyerek bir dakika içindeki nefes alıp verme sayısını belirler.
- c) Bilinç düzeyinin kontrol edilmesi: Bu seçenek de yanlıştır. Bilinç düzeyinin kontrolü (sözlü veya ağrılı uyarana tepki verip vermediği), ilk yardımın en başında, yani birinci değerlendirme aşamasında yapılan hayati bir kontroldür. İkinci değerlendirmeye geçilmeden çok önce, kazazedenin durumunun ciddiyetini anlamak için yapılır. Zaten "görüşerek bilgi edinme" aşamasına geçilebilmesi için kazazedenin bilincinin açık olması gerekir.
- d) Cilt renginin değerlendirilmesi: Bu seçenek de yanlıştır. Cildin rengini (soluk mu, morarmış mı, kızarık mı olduğunu) gözlemlemek, dolaşım sistemi hakkında bilgi veren fiziksel bir bulgudur. Bu kontrol de yine ikinci değerlendirmenin "Baştan Aşağı Kontrol" aşamasında, vücut muayenesi yapılırken gerçekleştirilir. Bu, bir gözlemdir, görüşme değildir.
Özetle, soru bizden "konuşarak" bilgi toplama aşamasına ait bir unsuru bulmamızı istiyor. Hoşgörülü ve nazik davranmak, bu konuşma ve iletişim sürecinin temelini oluştururken; diğer seçenekler fiziksel muayene ve gözlem içeren farklı değerlendirme basamaklarına aittir.
Soru 12 |
Bilincin kısa süreli kapanması | |
Ağrılı uyaranlara cevap vermesi | |
Yüzde solgunluk ve baş dönmesi | |
Göğüs kafesi hareketlerinin olmaması |
Doğru Cevap: d) Göğüs kafesi hareketlerinin olmaması
Solunum, akciğerlere hava doldurma ve boşaltma eylemidir. Bu eylem gerçekleştiğinde, göğüs kafesi gözle görülür bir şekilde yükselir ve alçalır. Bir kazazedenin yanına gelip solunumunu kontrol etmek istediğimizde kullandığımız "Bak-Dinle-Hisset" yönteminin "Bak" kısmı, tam olarak göğüs kafesi hareketlerini gözlemlemeyi içerir. Eğer bir kişinin göğüs kafesi hiç hareket etmiyorsa, bu durum solunumun durduğunun en güçlü ve en güvenilir fiziksel kanıtıdır. Bu belirti, acilen temel yaşam desteğine (kalp masajı ve suni solunum) başlanması gerektiğini gösterir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
a) Bilincin kısa süreli kapanması: Bu durum genellikle "bayılma" olarak bilinir. Bayılma, beyne anlık olarak yeterli kan gitmemesi sonucu oluşur ve kişi genellikle nefes almaya devam eder. Bilinç kaybı yaşanması, solunumun da durduğu anlamına gelmez. Bu nedenle, bu seçenek solunumun yokluğunu gösteren kesin bir belirti değildir.
-
b) Ağrılı uyaranlara cevap vermesi: Bir kazazedenin omzunu sıkmak gibi ağrılı bir uyarana inleme, gözünü açma veya hareket etme gibi bir tepki vermesi, bilincinin tamamen kapalı olmadığını ve beyin fonksiyonlarının devam ettiğini gösterir. Bir kişi bu tür bir tepki veriyorsa, solunumu ve dolaşımı büyük ihtimalle devam ediyordur. Bu durum, solunumun durduğunu değil, aksine devam ettiğini düşündüren bir işarettir.
-
c) Yüzde solgunluk ve baş dönmesi: Bu belirtiler, şok, kan şekeri düşüklüğü, tansiyon sorunları veya aşırı korku gibi birçok farklı durumun işareti olabilir. Kişi solgun ve başı dönüyor olabilir ama aynı zamanda normal bir şekilde nefes alıp veriyor olabilir. Bu nedenle, bu belirtiler genel bir sağlık sorununa işaret etse de, solunumun durduğunu gösteren özel ve kesin bir kanıt değildir.
Özetle, bir kazazedede solunumun durduğunu anlamanın en net ve en güvenilir yolu, göğüs kafesinin yükselip alçalma hareketinin tamamen durmuş olmasını gözlemlemektir. Diğer seçenekler bilinç durumu veya genel sağlık durumu ile ilgili olup, solunumun varlığı ya da yokluğu hakkında doğrudan bilgi vermez.
Soru 13 |
Kavşaklara yaklaşırken | |
Sağa veya sola dönerken | |
Bir başka araç tarafından geçilirken | |
İki yönlü kara yolunda öndeki araç geçilirken |
Bu soruda, trafik kurallarının çok önemli bir istisnası sorgulanmaktadır. Normal şartlarda hız sınırını aşmak her zaman bir kural ihlalidir ve cezası vardır. Ancak soru, hangi özel durumda bu kuralın esnetildiğini ve sürücüye ceza verilmediğini bulmamızı istiyor. Bu durum, trafik güvenliğini tehlikeye atmak yerine, tam tersine güvenliği artırmayı amaçlayan özel bir manevra ile ilgilidir.
Doğru Cevap: d) İki yönlü kara yolunda öndeki araç geçilirken
Doğru cevabın neden "İki yönlü kara yolunda öndeki araç geçilirken" olduğunu açıklayalım. Öndeki bir aracı sollama manevrası, doğası gereği riskli bir eylemdir çünkü karşı yönden gelen trafik şeridini kullanmanızı gerektirir. Karayolları Trafik Yönetmeliği, bu manevranın mümkün olan en kısa sürede ve en güvenli şekilde tamamlanmasını hedefler. Bu nedenle, sollama sırasında sürücünün, öndeki aracı güvenle geçip kendi şeridine dönebilmesi için hızını anlık ve makul bir ölçüde artırmasına izin verilir. Buradaki amaç, karşı şeritte geçirilen süreyi minimuma indirerek kafa kafaya çarpışma riskini azaltmaktır. Bu durum, hız sınırını aşmaya izin verilen tek istisnadır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Kavşaklara yaklaşırken: Kavşaklar, farklı yönlerden gelen araçların karşılaştığı, kaza riskinin en yüksek olduğu yerlerdir. Bu nedenle, sürücüler kavşaklara yaklaşırken hızlarını artırmak yerine, tam tersine yavaşlamak ve kontrollü bir geçiş yapmak zorundadır. Hız sınırını aşmak burada kesinlikle yasaktır ve büyük bir tehlike oluşturur.
- b) Sağa veya sola dönerken: Dönüşler, aracın yol tutuşunun ve dengesinin hassas olduğu manevralardır. Hızlı bir şekilde dönüş yapmaya çalışmak, aracın savrulmasına veya devrilmesine neden olabilir. Güvenli bir dönüş için sürücülerin hızlarını önemli ölçüde azaltmaları gerekir. Dolayısıyla bu durumda hız sınırını aşmak söz konusu bile olamaz.
- c) Bir başka araç tarafından geçilirken: Sollanan aracın sürücüsünün görevi, kendisini geçen araca yardımcı olmaktır. Bu durumda hızını artırmak, sollama mesafesini uzatır ve sollama yapan aracı karşı şeritte daha uzun süre kalarak tehlikeye atar. Kural olarak, geçilen araç sürücüsü hızını sabit tutmalı, hatta gerekirse yavaşlayarak geçişi kolaylaştırmalıdır. Hızını artırması kesinlikle yasaktır.
Özetle, hız sınırını aşmanın cezasız kaldığı tek durum, sollama manevrasını güvenli bir şekilde ve en kısa sürede tamamlamak amacıyla yapılan anlık ve geçici hızlanmadır. Diğer tüm seçenekler, sürücünün hızını azaltmasını gerektiren tehlikeli durumlardır.
Soru 14 |
Dönüş ışıklarını yakarak | |
Birkaç defa korna çalarak | |
Acil uyarı ışıklarını yakarak | |
Yakın ve uzağı gösteren ışıkları art arda ve sıra ile yakarak |
Doğru Cevap (d): Yakın ve uzağı gösteren ışıkları art arda ve sıra ile yakmak. Bu hareket, sürücüler arasında "selektör yapmak" olarak da bilinir ve bu durum için en doğru davranıştır. Geceleyin, ilerisi görülmeyen bir virajın veya tepenin arkasından gelebilecek bir başka aracı sesle uyarmanız zordur ve çoğu zaman yasaktır. Ancak ışık, çok daha uzak mesafelerden fark edilebilir. Kısa ve uzun farları art arda yakıp söndürdüğünüzde, ışığınızın parlaması karşı yönden gelen sürücünün dikkatini çeker ve bir aracın yaklaştığını anlamasını sağlar.
Bu görsel uyarı, özellikle dağlık ve virajlı yollarda hayati önem taşır. Karşıdaki sürücü sizin ışık uyarınızı gördüğünde, hızını düşürür, şeridine daha fazla yaklaşır ve olası bir kafa kafaya çarpışma riskini en aza indirmek için gerekli tedbirleri alır. Bu nedenle, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde belirtilen doğru ve güvenli yöntem budur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Dönüş ışıklarını yakarak: Bu seçenek yanlıştır. Dönüş ışıkları (sinyaller), yalnızca şerit değiştirme veya bir yöne dönme niyetinizi belirtmek için kullanılır. İlerisi görünmeyen bir viraja yaklaşırken sinyal vermeniz, diğer sürücülere o noktada bir yere sapacağınız yönünde yanlış bir mesaj verir. Bu durum kafa karışıklığına ve kazaya neden olabilir.
- b) Birkaç defa korna çalarak: Korna, gündüzleri benzer durumlarda kullanılabilse de, soru özellikle "geceleri" ifadesini içermektedir. Trafik kurallarına göre, yerleşim yerleri içinde ve dışında, geceleri korna gibi sesli ikaz cihazlarının gereksiz yere kullanılması yasaktır. Sadece ani ve kaçınılmaz bir tehlike anında çalınabilir. Bu nedenle geceleyin bir viraja yaklaşırken korna çalmak doğru bir davranış değildir.
- c) Acil uyarı ışıklarını yakarak: Dörtlü flaşörler olarak da bilinen bu ışıklar, adından da anlaşılacağı gibi acil durumlar için kullanılır. Aracınız arızalandığında, tehlikeli bir şekilde yavaşladığınızda veya yol kenarında durmak zorunda kaldığınızda diğer sürücüleri uyarmak içindir. Normal seyrinizde bir viraja yaklaşırken bu ışıkları yakmak, aracınızda bir sorun olduğu şeklinde yanlış anlaşılmalara yol açar ve amacına uygun bir kullanım değildir.
Soru 15 |
Otomobil | |
Motosiklet | |
Telikeli madde taşıyan taşıt | |
Lastik tekerlekli traktör |
Trafik kurallarında genel takip mesafesi, "hızın yarısı" veya "2 saniye" kuralı olarak bilinir. Örneğin, 90 km/s hızla giden bir otomobilin önündeki araçla arasında en az 45 metre mesafe bırakması gerekir. Bu kural, sürücünün önündeki aracın ani durması durumunda güvenli bir şekilde durabilmesi için yeterli zaman ve mesafeyi sağlamayı amaçlar.
Doğru Cevap: c) Tehlikeli madde taşıyan taşıt
- Neden Doğru: Tehlikeli madde (yanıcı, patlayıcı, zehirli vb.) taşıyan araçlar, kaza anında çok büyük felaketlere yol açabilirler. Bu araçların karıştığı bir kaza, sadece kendileri için değil, çevredeki diğer tüm araçlar ve insanlar için de büyük bir risk oluşturur. Bu yüksek risk nedeniyle, Karayolları Trafik Yönetmeliği bu araçlara özel bir kural getirmiştir. Bu kurala göre, tehlikeli madde taşıyan taşıtlar, yerleşim birimleri dışındaki yollarda, hızları ne olursa olsun, önlerindeki araçla aralarında en az 50 metre mesafe bırakmak zorundadırlar. Bu, olası bir kaza durumunda zincirleme reaksiyonları önlemek ve müdahale ekiplerine güvenli bir alan sağlamak için kritik bir önlemdir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) Otomobil ve b) Motosiklet: Bu iki araç türü için özel bir sabit takip mesafesi kuralı yoktur. Bu araçların sürücüleri, yukarıda bahsedilen genel "hızın yarısı" veya "2 saniye" kuralına uymak zorundadırlar. Dolayısıyla, takip mesafeleri hızlarına bağlı olarak sürekli değişir; 50 metreden az da olabilir, çok da olabilir.
- d) Lastik tekerlekli traktör: Traktörler de genel takip mesafesi kurallarına tabidir. Ancak bu araçlar yapıları gereği yavaş hareket ettikleri için, hızlarının yarısı kadar olan takip mesafesi genellikle 50 metrenin çok altında kalır. Onlar için belirlenmiş böyle özel ve yüksek bir minimum mesafe zorunluluğu bulunmamaktadır.
Özetle, takip mesafesi denildiğinde aklınıza "hızın yarısı" kuralı gelmelidir. Ancak soruda "tehlikeli madde" gibi özel bir durum belirtiliyorsa, bu araçların taşıdığı büyük riskten dolayı hızlarına bakılmaksızın uymaları gereken sabit 50 metrelik özel kuralı hatırlamanız gerekir.
Soru 16 |

Hızını artırıp kavşağa girmeli | |
Geçiş hakkını kendisi kullanmalı | |
Geçiş hakkını 1 numaralı araca vermeli | |
Korna çalıp 1 numaralı aracın geçmesini beklemeli |
Öncelikle şekli doğru analiz etmek gerekir. 2 numaralı araç, düz bir şekilde devam eden anayolda seyretmektedir. 1 numaralı araç ise bu anayola sağ taraftan bağlanan bir tali yoldan çıkış yapmak istemektedir. Kavşaklarda geçiş üstünlüğünü belirleyen en temel kurallardan biri, anayol-tali yol ayrımıdır. Bu kurala göre, tali yoldan anayola çıkan araç sürücüleri, anayoldaki araçlara yol vermek zorundadır.
Bu temel kurala göre, anayolda ilerleyen 2 numaralı aracın geçiş önceliği bulunmaktadır. Tali yoldan gelen 1 numaralı aracın sürücüsü, 2 numaralı aracın geçmesini beklemelidir. Bu nedenle 2 numaralı aracın sürücüsü, güvenli bir şekilde kendi yolunda ilerlemeli ve geçiş hakkını kendisi kullanmalıdır. Bu durum, doğru cevabın 'b' şıkkı olduğunu açıkça göstermektedir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:- a) Hızını artırıp kavşağa girmeli: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır. Trafik kurallarına göre kavşaklara yaklaşırken hız artırılmaz, aksine yavaşlanır ve kontrollü bir şekilde geçilir. Geçiş hakkı sizde olsa bile, beklenmedik bir duruma karşı tedbirli olmak adına hız artırmak tehlikeli ve hatalı bir davranıştır.
- c) Geçiş hakkını 1 numaralı araca vermeli: Bu seçenek de yanlıştır. Geçiş hakkı anayoldaki 2 numaralı araca aittir. Hakkınız olan geçişi başka bir sürücüye vermek, trafikte belirsizliğe, tereddüde ve arkadan gelen araçlar için tehlikeli durumlara yol açabilir. Herkesin kurallara uyması, trafik akışının düzenli ve güvenli olması için esastır.
- d) Korna çalıp 1 numaralı aracın geçmesini beklemeli: Bu seçenek mantıksız ve yanlıştır. Korna, genellikle bir tehlikeyi bildirmek veya uyarı amaçlı kullanılır. Geçiş hakkı kendisindeyken sürücünün korna çalıp beklemesi için hiçbir sebep yoktur. Bu hareket, trafik akışını gereksiz yere yavaşlatır ve diğer sürücülerin kafasını karıştırır.
Özetle, bu senaryoda trafik kuralı çok nettir: Anayolda seyreden araç, tali yoldan gelen araca göre geçiş önceliğine sahiptir. Bu yüzden 2 numaralı araç sürücüsü, yoluna devam ederek geçiş hakkını kullanmalıdır.
Soru 17 |
120 | |
110 | |
90 | |
80 |
Doğru cevap c) 90'dır. Türkiye'deki trafik kurallarına göre, aksini gösteren bir trafik işareti bulunmadığı sürece, otomobillerin yerleşim yerleri dışındaki şehirler arası çift yönlü kara yollarında yapabilecekleri azami hız saatte 90 kilometredir. "Çift yönlü kara yolu", gidiş ve geliş trafiğinin bir refüj veya bariyer gibi fiziksel bir ayırıcıyla ayrılmadığı, sadece yol çizgileriyle ayrıldığı yollardır. Bu yollarda karşı yönden gelen trafikle karşılaşma riski daha yüksek olduğu için hız limiti, bölünmüş yollara göre daha düşüktür.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:- b) 110 seçeneği neden yanlış? Saatte 110 kilometre hız limiti, otomobiller için yerleşim yeri dışındaki bölünmüş yollarda geçerlidir. Bölünmüş yollar, ortasında refüj veya bariyer bulunan, bu sayede karşı yön trafiğinin fiziksel olarak ayrıldığı daha güvenli yollardır. Soru, "bölünmüş yol" değil, "çift yönlü kara yolu" dediği için bu seçenek doğru değildir. Ehliyet sınavlarında bu iki yol tipi arasındaki fark sıkça sorulur.
- a) 120 seçeneği neden yanlış? Saatte 120 kilometre hızı, genellikle otoyollar ile ilişkilendirilen bir hız limitidir. Güncel yönetmeliğe göre otomobillerin otoyollardaki azami hızı 130 km/s'e (bazı otoyollarda ise 140 km/s'e) çıkarılmıştır. Ancak 120 km/s, eski limit olması ve yaygın bir bilgi olması nedeniyle sınavlarda güçlü bir çeldirici olarak kullanılır. Soruda belirtilen yol tipi bir otoyol olmadığı için bu seçenek de yanlıştır.
- d) 80 seçeneği neden yanlış? Saatte 80 kilometre hız limiti, soruda belirtilen aynı yol tipinde (şehirler arası çift yönlü kara yolu) daha farklı ve yavaş araçlar için geçerlidir. Örneğin, otobüs, kamyon ve kamyonet gibi araçların bu yollardaki azami hızı 80 km/s'tir. Soru özellikle otomobiller için sorulduğundan bu şık elenmelidir.
Özet olarak, bir otomobil sürücüsünün bilmesi gereken temel hız limitleri şunlardır:
- Yerleşim yeri içinde: 50 km/s
- Yerleşim yeri dışında çift yönlü yolda: 90 km/s
- Yerleşim yeri dışında bölünmüş yolda: 110 km/s
- Otoyolda: 130 km/s veya 140 km/s
Bu soruyu doğru cevaplayabilmek için en önemli nokta, "çift yönlü kara yolu" ile "bölünmüş yol" arasındaki farkı bilmektir.
Soru 18 |
20 | |
25 | |
35 | |
45 |
Bu soruda, ticari amaçla şehirler arası yük ve yolcu taşımacılığı yapan profesyonel bir şoförün, belirli bir süre aralıksız araç kullandıktan sonra yasal olarak vermesi gereken minimum mola süresi sorgulanmaktadır. Bu kuralın temel amacı, uzun süre araç kullanmaktan kaynaklanan yorgunluğu ve dikkat dağınıklığını önleyerek trafik güvenliğini sağlamaktır. Sorunun anahtar noktası "4,5 saat devamlı araç kullanımı" ve "en az dinlenme süresi" ifadeleridir.
Doğru cevap d) 45 seçeneğidir. Türkiye'deki Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, ticari araç şoförlerinin çalışma ve dinlenme süreleri net bir şekilde düzenlenmiştir. Bu yönetmeliğe göre bir şoför, en fazla 4,5 saat boyunca aralıksız olarak araç kullanabilir. Bu 4,5 saatlik sürüş süresinin sonunda, şoförün en az 45 dakika dinlenmesi yasal bir zorunluluktur. Bu süre, şoförün fiziksel ve zihinsel olarak dinlenip yeniden konsantre olması için belirlenmiş asgari süredir.
Bu 45 dakikalık mola ile ilgili bilinmesi gereken önemli bir detay daha vardır. Şoförler, bu molayı tek seferde kullanmak zorunda değildir. İsterlerse, 4,5 saatlik sürüş periyodu içerisinde bu molayı ikiye bölerek kullanabilirler. Ancak bu durumda molaların süresi şu şekilde olmalıdır:
- Önce en az 15 dakikalık bir mola,
- Daha sonra en az 30 dakikalık bir mola.
Her iki durumda da toplam dinlenme süresi 45 dakikayı bulmak zorundadır. Bu esneklik, şoförün yol ve trafik durumuna göre dinlenmesini planlamasına olanak tanır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna gelince:
- a) 20, b) 25, ve c) 35 dakika seçenekleri, yönetmelikte belirtilen yasal minimum sürenin altındadır. 4,5 saatlik kesintisiz bir sürüşün ardından bu kadar kısa bir mola, yorgunluğun giderilmesi için yeterli kabul edilmez. Bu nedenle, bu süreler trafik güvenliği açısından riskli bulunur ve yasal olarak geçersizdir. Bir şoförün 45 dakikadan az dinlenmesi kural ihlali sayılır ve denetimlerde cezai işleme neden olur.
Soru 19 |
Taşıt | |
Tren | |
Ulaşım | |
Taşıma |
Doğru Cevap: a) Taşıt
Karayolları Trafik Kanunu'na göre, taşıt, "Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar" olarak tanımlanır. Bu tanım, soruda verilen ifadeyle birebir aynıdır. Otomobil, kamyon, otobüs, motosiklet gibi motorlu araçlar ile bisiklet, at arabası gibi motorsuz araçların tamamı bu genel kategoriye girer. Dolayısıyla, sorunun sorduğu genel ve kapsayıcı terim "taşıt" kelimesidir.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi
Diğer şıkların neden yanlış olduğunu anlamak, doğru cevabı pekiştirmek için çok önemlidir. Bu terimler birbiriyle ilişkili olsa da aralarında net farklar bulunur.
- b) Tren: Tren de insan ve yük taşımaya yarayan bir araçtır ancak temel farkı, kara yolunda değil, demir yolunda (raylar üzerinde) hareket etmesidir. Soru, özellikle "kara yolunda" kullanılan araçları sorduğu için tren bu tanımın dışında kalır. Bu nedenle tren, bu soru için yanlış bir cevaptır.
- c) Ulaşım: Ulaşım, bir araç değil, bir sistem veya eylemdir. İnsanların, malların veya hizmetlerin bir yerden başka bir yere aktarılması sürecinin genel adıdır. Taşıtlar, ulaşım sisteminin bir parçasıdır ama "ulaşım" kelimesi aracın kendisini tanımlamaz. Örneğin, "Toplu ulaşım araçları" dediğimizde, ulaşım eylemini gerçekleştiren taşıtlardan bahsederiz.
- d) Taşıma: Taşıma da ulaşım gibi bir aracı değil, bir eylemi veya işi ifade eder. "Yük taşıma", "yolcu taşıma" gibi ifadelerde olduğu gibi, bir nesneyi veya canlıyı bir yerden bir yere götürme fiilidir. Bu işi yapan araca ise taşıt denir. Kısacası, taşıma eylemdir, taşıt ise o eylemi gerçekleştiren araçtır.
Özetle
Bu sorunun anahtarı, sorulan ifadenin yasal tanımını bilmektir. Taşıt, kara yolunda hareket eden tüm araçları kapsayan genel bir terimdir. Tren farklı bir yolda (demir yolu) hareket eder. Ulaşım ve taşıma ise birer araç değil, birer sistem veya eylemdir. Bu nedenle doğru cevap kesin olarak "a) Taşıt" seçeneğidir.
Soru 20 |
Trafik suçu | |
Trafik terörü | |
Trafik kusuru | |
Trafikten men |
Bu soruda, trafik kurallarını ihlal eden bir araca yetkililer tarafından uygulanan spesifik bir işlemin tanımı sorulmaktadır. Sorunun kökünde üç anahtar eylem vurgulanmaktadır: 1) aracın belgelerine el konulması, 2) aracın bir yere çekilmesi ve 3) bu şekilde trafikten alıkonulması. Bu eylemlerin bütününe verilen resmi ismi bulmamız isteniyor.
Doğru cevap d) Trafikten men seçeneğidir. "Trafikten men", Karayolları Trafik Kanunu'nda tanımlanmış resmi bir idari yaptırımdır. Bu yaptırım, aracın kanunda belirtilen ciddi eksiklikleri veya ihlalleri olduğunda uygulanır. Örneğin, zorunlu trafik sigortasının olmaması, aracın muayenesinin yapılmamış olması veya tescil plakası olmadan trafiğe çıkılması gibi durumlarda, trafik polisi veya jandarma aracı trafikten men etme yetkisine sahiptir. Bu işlem, tam olarak soruda tarif edildiği gibi aracın belgelerine geçici olarak el konulup, araç bir yediemin otoparkına çekilerek trafiğe çıkmasının engellenmesiyle gerçekleştirilir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Trafik suçu: Trafik suçu, trafik kurallarının ihlal edilmesiyle işlenen ve Türk Ceza Kanunu'nda karşılığı olan daha ciddi fiillerdir (örneğin, alkollü araç kullanarak birinin yaralanmasına veya ölümüne neden olmak). Trafikten men, bir trafik suçunun veya kabahatinin sonucunda uygulanan bir idari tedbirdir, eylemin kendisi değildir. Yani "trafik suçu" sebeptir, "trafikten men" ise bir sonuçtur.
- b) Trafik terörü: Bu, hukuki bir terim değildir. Genellikle trafikte makas atma, sürekli korna çalma, diğer sürücüleri sıkıştırma gibi son derece tehlikeli ve saygısızca araç kullanan kişilerin davranışlarını tanımlamak için halk arasında kullanılan bir ifadedir. Resmi bir yaptırımın adı değildir.
- c) Trafik kusuru: Trafik kusuru, trafikte yapılan hatalı davranışların genel adıdır (örneğin, kırmızı ışıkta geçmek, hız limitini aşmak, yanlış park etmek). Her trafik kusuru, aracın trafikten men edilmesiyle sonuçlanmaz. Trafikten men, sadece kanunda özel olarak belirtilmiş daha ağır kusurlar için uygulanan bir yaptırımdır. Dolayısıyla "trafik kusuru", eylemin genel adıyken, "trafikten men" spesifik bir cezadır.
Özetle, soruda anlatılan işlem, bir aracın yasal veya teknik yetersizlikleri sebebiyle, yetkililer tarafından fiziki olarak trafikten uzaklaştırılmasıdır. Bu idari işlemin resmi ve doğru adı "trafikten men"dir.
Soru 21 |
Sis ışıklarının | |
Park ışıklarının | |
Acil uyarı ışıklarının | |
Uzağı gösteren ışıkların |
Doğru Cevap: d) Uzağı gösteren ışıkların
Uzağı gösteren ışıklar (uzun farlar), sürücünün önündeki yolu mümkün olan en uzak mesafeye kadar aydınlatmak için tasarlanmıştır. Yeterince aydınlatılmamış bir tünele girildiğinde, görüş mesafesi aniden sıfıra yakın bir seviyeye düşer. Bu tehlikeli durumda, tünelin ilerisindeki virajları, olası engelleri veya duran araçları erken fark edebilmek hayati önem taşır ve bunu ancak uzağı gösteren ışıklar sağlayabilir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde de "geceleri yerleşim birimleri dışındaki karayollarında seyrederken ve yeterince aydınlatılmamış tünellere girerken" uzağı gösteren ışıkların yakılması zorunlu kılınmıştır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Sis ışıklarının: Sis ışıkları, adından da anlaşılacağı gibi yoğun sis, kar veya şiddetli yağmur gibi görüşün ciddi şekilde düştüğü hava koşullarında kullanılır. Bu ışıklar, yolu geniş bir açıyla ve yere yakın bir şekilde aydınlatarak sürücünün şerit çizgilerini takip etmesine yardımcı olur. Ancak uzağı aydınlatma kapasiteleri sınırlıdır, bu nedenle karanlık bir tünelde ileriyi görmek için yetersiz kalırlar.
- b) Park ışıklarının: Park ışıkları (pozisyon lambaları), aracın boyutlarını ve konumunu belli etmek için kullanılır ve sadece araç park halindeyken veya kısa süreli duraklamalarda yakılır. Sürüş sırasında yolu aydınlatma gibi bir işlevleri yoktur. Sadece park ışıklarıyla tünele girmek, önünüzü hiç görememenize neden olacağı için son derece tehlikeli ve yasaktır.
- c) Acil uyarı ışıklarının: Acil uyarı ışıkları (dörtlüler), aracın arıza yaptığı, kaza yaptığı veya trafikte ani bir yavaşlama gibi acil ve tehlikeli bir durumu diğer sürücülere bildirmek için kullanılır. Hareket halindeyken normal sürüş esnasında yakılmazlar. Tünele girerken dörtlüleri yakmak, diğer sürücülerin sizin durduğunuzu veya bir sorun yaşadığınızı düşünmesine neden olarak kafa karışıklığına yol açabilir.
Özetle, aydınlatması yetersiz bir tünele girerken temel amaç, maksimum görüş mesafesi sağlamaktır. Bu ihtiyacı sadece uzağı gösteren ışıklar karşılayabilir. Diğer ışık türleri farklı ve özel amaçlar için tasarlanmıştır ve bu senaryoda kullanılmaları hem yetersiz hem de hatalı olur.
Soru 22 |
Sis ışıkları | |
Park ışıkları | |
Acil uyarı ışıkları | |
Uzağı gösteren ışıklar |
Bu soruda, gece vakti, şehir veya kasaba gibi yerleşim yerlerinin dışında, genellikle aydınlatması olmayan bir kara yolunda araç kullanırken hangi ışıkların yakılmasının zorunlu olduğu sorulmaktadır. Sorudaki "aksine bir durum yoksa" ifadesi, standart ve normal koşullar altında geçerli olan temel kuralı anlamamız gerektiğini vurgular. Bu ifade, özel durumların (karşıdan araç gelmesi, bir aracı takip etme vb.) olmadığı varsayımını belirtir.
Doğru Cevap: d) Uzağı gösteren ışıklar
Doğru cevabın "Uzağı gösteren ışıklar" (genellikle uzun farlar olarak bilinir) olmasının sebebi, bu ışıkların maksimum görüş mesafesi sağlamasıdır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre uzağı gösteren ışıklar, yolu 100 metre ilerisine kadar aydınlatmalıdır. Yerleşim birimleri dışındaki yollar genellikle ışıksız ve virajlı olabileceğinden, sürücünün tehlikeleri, yol işaretlerini ve yolun durumunu erkenden fark edebilmesi için bu uzun mesafeli aydınlatma hayati önem taşır. Bu nedenle, önünüzde bir araç yoksa veya karşı yönden bir araç gelmiyorsa, gece sürüşlerinde temel kural uzun farların kullanılmasıdır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Sis ışıkları: Bu ışıklar, sadece görüş mesafesinin sis, kar veya şiddetli yağmur gibi hava koşulları nedeniyle ciddi şekilde düştüğü durumlarda kullanılır. Normal hava koşullarında gece seyrederken sis ışıklarının yakılması hem gereksizdir hem de diğer sürücülerin gözünü kamaştırabileceği için yasaktır. Bu yüzden bu seçenek yanlıştır.
- b) Park ışıkları: Park ışıkları (veya gabari ışıkları), aracın boyutlarını belli etmek için, duran veya park halindeki bir aracın görünürlüğünü sağlamak amacıyla kullanılır. Yolu aydınlatma güçleri yoktur ve hareket halindeyken (seyir halindeyken) kesinlikle yetersizdirler. Seyir halinde park ışıklarıyla gitmek tehlikeli ve yasaktır.
- c) Acil uyarı ışıkları: Dörtlü flaşörler olarak da bilinen bu ışıklar, bir arıza, kaza veya ani bir tehlike durumunda diğer sürücüleri uyarmak için kullanılır. Normal bir sürüş esnasında kullanılamazlar çünkü bu, diğer sürücüler için bir tehlike olduğu yönünde yanlış bir sinyal verir. Bu nedenle normal seyir halinde yakılması zorunlu değildir ve yanlıştır.
Soru 23 |

Yalnız 4 | |
1 ve 7 | |
1, 3 ve 6 | |
2, 6 ve 7 |
Doğru Cevabın Açıklaması (a - Yalnız 4)
Şekli dikkatle incelediğimizde, 4 numaralı aracın sollama yapmak için karşı şeride geçtiğini görüyoruz. Ancak bu geçişi yaptığı yerdeki yol çizgisi düz devamlı bir çizgidir. Trafik kurallarına göre, düz devamlı yol çizgisi bir "duvar" niteliğindedir ve bu çizginin bulunduğu yerlerde şerit değiştirmek, özellikle de sollama yapmak kesinlikle yasaktır. Karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şeride veya yol bölümüne girmek, Karayolları Trafik Kanunu'nda sayılan asli kusur hâllerinden en önemlilerinden biridir. Bu nedenle 4 numaralı araç sürücüsü, asli kusurlu bir davranış sergilemektedir.
Diğer Seçeneklerin Neden Yanlış Olduğunun Açıklaması
- 1 ve 3 Numaralı Araçlar: 1 numaralı araç, sağ şeritten kurallara uygun bir şekilde sağa dönüş yapmaktadır. 3 numaralı araç ise sola dönüş yapmak için kavşak içinde, karşıdan gelen 2 numaralı araca yol vermek üzere beklemektedir. Her iki aracın da yaptığı manevralarda herhangi bir kural ihlali veya asli kusur durumu yoktur.
- 6 ve 7 Numaralı Araçlar: Bu araçların sürücüleri birer kural ihlali yapmaktadır. 6 numaralı araç, sol şeride geçmeden sağ şeritten sola dönmeye çalışmaktadır. 7 numaralı araç ise sağ şeride geçmeden sol şeritten sağa dönmeye çalışmaktadır. Bu durum, "dönüş manevralarını yanlış yapmak" olarak adlandırılan bir kural ihlalidir ve tehlikelidir. Ancak bu ihlal, kanunda spesifik olarak "asli kusur" listesinde yer alan "karşı yöne girmek" veya "kırmızı ışıkta geçmek" gibi ağır bir kusur olarak sayılmaz. Bu sebeple 6 ve 7 numaralı araçların yaptığı hatalar asli kusur değildir.
Sonuç olarak, seçenekler arasında yer alan araçlardan sadece 4 numaralı aracın yaptığı "düz çizgiyi ihlal ederek karşı şeride geçmek" eylemi, kanunen net bir şekilde asli kusur olarak tanımlanmıştır. Diğer araçların ya bir kusuru yoktur (1, 2, 3) ya da yaptıkları hata asli kusur kategorisine girmemektedir (6, 7). Bu nedenle doğru cevap "Yalnız 4" tür.
Soru 24 |
I. Dönüş ışıklarının “geç” anlamında kullanılması
II. Geceleri öndeki aracı yakından takip ederken kısa hüzmeli farların yakılması
III. Sis ışıklarının, sis ve kar sebebiyle görüşün yetersiz olduğu haller dışında kullanılması
Araç ışıkları ile ilgili olarak yukarıda verilenlerden hangileri yanlıştır?
I ve II | |
I ve III | |
II ve III | |
I, II ve III |
I. Dönüş ışıklarının “geç” anlamında kullanılması
Birinci maddede belirtilen, dönüş ışıklarının (sinyallerin) arkadaki araca "yol müsait, geçebilirsin" anlamında kullanılması kesinlikle yanlış bir davranıştır. Dönüş ışıklarının tek bir amacı vardır: Sürücünün şerit değiştirme veya bir yöne dönme niyetini diğer yol kullanıcılarına bildirmek. Sinyalin bu amaç dışında kullanılması, trafikte yanlış anlaşılmalara ve ciddi kazalara sebep olabilir. Bu, yaygın olarak yapılan ancak son derece tehlikeli bir alışkanlıktır.
II. Geceleri öndeki aracı yakından takip ederken kısa hüzmeli farların yakılması
İkinci maddede yer alan ifade, gece sürüşü için doğru ve zorunlu bir kuraldır. Uzun hüzmeli farlar (uzun farlar), çok güçlü bir aydınlatma sağlar ve karşıdan gelen veya önünüzde seyreden sürücülerin gözünü kamaştırır. Öndeki aracın dikiz ve yan aynalarından yansıyan uzun far ışığı, sürücünün görüşünü engelleyerek tehlikeli durumlara yol açar. Bu nedenle, bir aracı takip ederken her zaman kısa hüzmeli farlar (kısa farlar) kullanılmalıdır.
III. Sis ışıklarının, sis ve kar sebebiyle görüşün yetersiz olduğu haller dışında kullanılması
Üçüncü maddede anlatılan durum da kesinlikle yanlış bir uygulamadır. Sis ışıkları, adından da anlaşılacağı gibi, yalnızca sis, kar, şiddetli yağmur gibi görüş mesafesinin çok düştüğü hava koşullarında yolu daha iyi görmek ve görünür olmak için tasarlanmıştır. Normal hava koşullarında kullanıldığında, özellikle geceleri, diğer sürücülerin gözünü alan yoğun ve dağınık bir ışık yayarlar. Bu durum, hem trafikteki diğer sürücüler için bir tehlike oluşturur hem de yasal olarak bir kural ihlalidir.
Sonuç ve Şıkların Değerlendirilmesi
Soruda bizden yanlış olan davranışları bulmamız isteniyordu. Değerlendirmelerimize göre:
- I. madde yanlıştır.
- II. madde doğrudur.
- III. madde yanlıştır.
Bu durumda, yanlış olan ifadeler I ve III'tür. Bu nedenle doğru cevap, bu iki maddeyi içeren B şıkkıdır.
- a) I ve II: Bu şık yanlıştır, çünkü II numaralı ifade doğru bir davranışı belirtir.
- c) II ve III: Bu şık yanlıştır, çünkü II numaralı ifade doğru bir davranıştır, yanlış değildir.
- d) I, II ve III: Bu şık da yanlıştır, çünkü II numaralı ifade yanlış değil, doğru bir uygulamadır.
Soru 25 |

2 numaralı aracın yanlış şeritte seyrettiği | |
2 numaralı aracın takip mesafesine uymadığı | |
1 numaralı aracın dönüş işaretini yanlış kullandığı | |
1 numaralı aracın doğru geçmekte olan 2 numaralı araca yol vermediği |
Doğru Cevap: d) 1 numaralı aracın doğru geçmekte olan 2 numaralı araca yol vermediği
Bu seçeneğin doğru olmasının en temel nedeni, 1 numaralı aracın bulunduğu yolda "Yol Ver" levhasının olmasıdır. Bu üçgen şeklindeki levha, sürücünün tali yoldan ana yola çıktığını ve ana yoldaki araçlara geçiş hakkını vermek zorunda olduğunu belirtir. Resimde 2 numaralı araç ana yolda düz bir şekilde ilerlemektedir ve geçiş üstünlüğüne sahiptir. 1 numaralı araç ise bu kurala uymayarak 2 numaralı aracın önüne çıkmakta, yani ona yol vermemektedir. Bu nedenle bu ifade, resimdeki duruma göre kesinlikle doğrudur.
Diğer Seçeneklerin İncelenmesi:
- a) 2 numaralı aracın yanlış şeritte seyrettiği: Bu ifade yanlıştır. Türkiye'de trafik sağdan akar ve 2 numaralı araç, kendi gidiş yönüne göre yolun sağ şeridinde doğru bir şekilde ilerlemektedir. Herhangi bir şerit ihlali söz konusu değildir.
- b) 2 numaralı aracın takip mesafesine uymadığı: Bu ifade de yanlıştır. Takip mesafesi, bir aracın önündeki araçla arasında bırakması gereken güvenli mesafedir. Resimde 2 numaralı aracın önünde başka bir araç bulunmadığı için takip mesafesi kuralının ihlal edilip edilmediği söylenemez. Bu durum resimdeki senaryo ile alakasızdır.
- c) 1 numaralı aracın dönüş işaretini yanlış kullandığı: Bu ifade de yanlıştır. 1 numaralı araç sola dönmek istemektedir ve sola dönüş sinyalini yakmıştır. Sinyal, sürücünün niyetini belirtmek için kullanılır ve bu durumda doğru şekilde kullanılmaktadır. Buradaki hata sinyalin yanlış kullanılması değil, geçiş hakkı kuralına uyulmamasıdır.
Özetle, bu sorunun anahtarı "Yol Ver" levhasını ve anlamını bilmektir. Bu levhayı gören sürücü, ana yoldaki trafiği kontrol etmeli ve yol boş olduğunda geçiş yapmalıdır. 1 numaralı araç bu kuralı ihlal ettiği için doğru cevap D şıkkıdır.
Soru 26 |
I. Arkadan çarpma
II. Kavşaklarda geçiş hakkı kuralına uyma
III. Geçme yasağı olan yerlerde öndeki aracı geçme
Yukarıda verilenlerin hangileri, araç sürücülerinin trafik kazalarında asli (esas) kusurlarından sayılır?
I ve II | |
I ve III | |
II ve III | |
I, II ve III |
I. Arkadan çarpma
Trafik kurallarına göre her sürücü, önündeki araçla arasında güvenli bir "takip mesafesi" bırakmak zorundadır. Bu mesafe, öndeki aracın ani durması durumunda ona çarpmadan durabilecek kadar olmalıdır. Eğer bir sürücü öndeki araca arkadan çarparsa, bu durum takip mesafesi kuralını ihlal ettiğinin en net kanıtı olarak kabul edilir. Bu nedenle arkadan çarpma, Karayolları Trafik Kanunu'na göre her zaman bir asli kusur durumudur.
II. Kavşaklarda geçiş hakkı kuralına uyma
Bu ifadeye dikkat etmek çok önemlidir. Burada "kurala uymak" eyleminden bahsedilmektedir. Trafik kurallarına uymak, sürücüden beklenen doğru ve sorumlu davranıştır; bir kusur veya hata değildir. Eğer ifade "kavşaklarda geçiş hakkı kuralına uymama" şeklinde olsaydı, bu bir asli kusur sayılırdı. Ancak mevcut haliyle bu madde, doğru bir davranışı tanımladığı için asli kusur olarak kabul edilemez.
III. Geçme yasağı olan yerlerde öndeki aracı geçme
Trafik işaretleri veya yol çizgileriyle (düz çizgi gibi) geçmenin yasaklandığı yerler; tepe üstleri, virajlar, kavşaklar ve görüşün yetersiz olduğu diğer tehlikeli bölgelerdir. Bu yasakların konulmasının sebebi, sollama yapmanın bu noktalarda son derece riskli olmasıdır. Bir sürücü bu yasağı çiğneyerek öndeki aracı geçerse ve bu esnada bir kaza meydana gelirse, bu durum kazanın doğrudan sebebi olarak görülür ve açık bir asli kusur sayılır.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi
Yaptığımız incelemeye göre:
- I numaralı "Arkadan çarpma" bir asli kusurdur.
- II numaralı "Kurala uyma" bir kusur değildir.
- III numaralı "Yasak yerde geçme" bir asli kusurdur.
Bu durumda, asli kusur sayılan durumlar I ve III'tür. Şimdi seçenekleri değerlendirelim:
- a) I ve II: Bu seçenek yanlıştır, çünkü II numaralı madde bir kusur değildir.
- b) I ve III: Bu seçenek doğrudur, çünkü hem arkadan çarpma hem de yasak yerde geçme asli kusur halleridir.
- c) II ve III: Bu seçenek de yanlıştır, çünkü II numaralı madde doğru bir davranışı ifade eder.
- d) I, II ve III: Bu seçenek, II numaralı maddeyi yanlış bir şekilde kusur olarak dahil ettiği için yanlıştır.
Dolayısıyla, sorunun doğru cevabı b) I ve III seçeneğidir.
Soru 27 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru cevap b) seçeneğidir, çünkü bu görselde bir traktör bulunmaktadır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, lastik tekerlekli traktörlerin otoyollara girmesi kesinlikle yasaktır. Bunun temel sebebi, traktörlerin tasarım hızlarının çok düşük olmasıdır. Otoyoldaki yüksek hızlı trafik akışı içinde yavaş seyreden bir traktör, arkadan çarpma gibi ciddi kaza riskleri oluşturur ve trafik güvenliğini tehlikeye atar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) seçeneğindeki otomobil: Otomobiller, otoyolların en yaygın kullanıcılarıdır. Bu yollar, otomobillerin hızlı ve güvenli bir şekilde seyahat etmesi için tasarlanmıştır. Dolayısıyla otoyola girmeleri serbesttir.
- c) seçeneğindeki otobüs: Şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan otobüsler, seyahatlerini kısaltmak ve güvenliği artırmak için otoyolları kullanırlar. Gerekli hız limitlerine rahatlıkla ulaşabildikleri için otoyollarda seyretmelerine izin verilir.
- d) seçeneğindeki kamyon: Kamyonlar, yük taşımacılığının ve lojistiğin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ağır tonajlı olmalarına rağmen otoyolların hız limitlerine uyacak şekilde tasarlanmışlardır ve otoyolları kullanmaları serbesttir.
Özet olarak, otoyollara giriş yasağı genellikle hız ve güvenlik kriterlerine dayanır. Traktörlerin yanı sıra, iş makineleri, bisikletler, motorlu bisikletler (mopedler), at arabası gibi motorsuz taşıtlar ve yayaların da otoyolları kullanması yasaktır. Bu kural, tüm sürücülerin can ve mal güvenliğini sağlamayı amaçlar.
Soru 28 |
Sürücü belgesi | |
Araç tescil belgesi | |
Araç imalat belgesi | |
Servis bakım belgesi |
Bu soruda, bir aracın yasal olarak kime ait olduğunu kanıtlayan resmi belgenin hangisi olduğu sorulmaktadır. Yani, trafikte veya bir alım-satım işleminde "Bu araba benimdir" diyebilmenizi sağlayan belgenin adını bilmeniz beklenir. Bu belge, aracın kimliği niteliğindedir ve hem araç hem de sahibi hakkında temel bilgileri içerir.
Doğru cevap "b) Araç tescil belgesi" seçeneğidir. Araç tescil belgesi, halk arasında bilinen adıyla "ruhsat", bir aracın belirli bir kişiye veya kuruma ait olduğunu yasal olarak ispatlayan tek resmi belgedir. Bu belgenin üzerinde aracın plakası, modeli, motor ve şasi numarası gibi teknik bilgileri ile birlikte, sahibinin adı, soyadı ve adresi gibi kimlik bilgileri yer alır. Bu nedenle, araç sahiplik belgesi denildiğinde akla ilk gelmesi gereken belge budur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak da sınav için önemlidir:
- a) Sürücü belgesi: Bu belge, araca değil, sürücüye aittir. Bir kişinin belirli bir sınıf aracı kullanmaya yetkili olduğunu gösterir. Aracın kime ait olduğu hakkında hiçbir bilgi içermez, sadece sizin sürücülük yetkinliğinizi kanıtlar.
- c) Araç imalat belgesi: Bu belge (diğer adıyla Uygunluk Belgesi), aracın fabrikadan çıktığında sahip olduğu teknik özellikleri ve standartlara uygunluğunu gösterir. Genellikle aracın ilk tescil işlemi sırasında kullanılır ve sahiplik bilgisini değil, aracın teknik kimliğini belirtir.
- d) Servis bakım belgesi: Bu belge, aracın hangi tarihlerde hangi bakımlardan geçtiğini gösteren bir kayıttır. Aracın geçmişini ve durumunu anlamak için önemli olsa da, yasal bir sahiplik kanıtı değildir. Sadece aracın bakım geçmişini ve sağlığını gösterir.
Özetle, ehliyet sınavında ve trafikte unutmamanız gereken en önemli bilgi şudur: Sürücü Belgesi sizin, Araç Tescil Belgesi (Ruhsat) ise aracınızın kimliğidir ve sahipliğini kanıtlar. Bu iki belgeyi trafikteyken her zaman yanınızda bulundurmanız yasal bir zorunluluktur. Bu soru, bu temel ayrımı ne kadar iyi bildiğinizi ölçmektedir.
Soru 29 |
Motosiklet | |
İtfaiye aracı | |
Tarım traktörü | |
Toplu taşıma aracı |
Doğru cevap b) İtfaiye aracı'dır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre itfaiye araçları, görev halindeyken geçiş üstünlüğüne sahip olan araçların başında gelir. Yangın, kurtarma gibi acil durumlara müdahale ettikleri için, olay yerine en hızlı şekilde ulaşmaları kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, sirenlerini ve tepe lambalarını çalıştırdıkları zaman diğer tüm sürücüler yavaşlamak, durmak ve yolu açarak onlara geçiş kolaylığı sağlamak zorundadır.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) Motosiklet: Motosikletler, standart bir binek araçtır ve trafikte otomobillerle aynı hak ve sorumluluklara sahiptir. Herhangi bir geçiş üstünlüğü yoktur ve tüm trafik kurallarına uymakla yükümlüdür. Sadece polis veya jandarma gibi görevliler tarafından kullanılan ve uyarı işaretleri açık olan motosikletler bu kuralın dışındadır, ancak bu üstünlük motosikletin kendisinden değil, yürüttüğü kamu görevinden gelir.
- c) Tarım traktörü: Tarım traktörleri, bir iş makinesi olarak kabul edilir ve genellikle yavaş hareket ederler. Trafikte herhangi bir geçiş üstünlükleri bulunmadığı gibi, hızları ve boyutları nedeniyle çoğu zaman diğer araçlara yol vermek durumunda kalırlar. Ayrıca otoyol gibi belirli yollara girmeleri de yasaktır.
- d) Toplu taşıma aracı: Otobüs, minibüs gibi toplu taşıma araçlarının geçiş üstünlüğü yoktur. Ancak trafikte akışı kolaylaştırmak adına kendilerine ayrılmış şeritler veya duraklardan çıkarken öncelik gibi bazı kolaylıklara sahip olabilirler. Bu durum, acil bir durumda kırmızı ışıkta geçmelerine veya hız limitini aşmalarına izin veren bir geçiş üstünlüğü değildir.
Soru 30 |

Yalnız 3 | |
1 ve 2 | |
2 ve 3 | |
2, 3 ve 4 |
Öncelikle resimde gördüğümüz trafik işaretini analiz edelim. Kırmızı daire içerisindeki bu levha, bir "Tanzim İşareti"dir ve sürücüleri uymaları gereken bir kural hakkında bilgilendirir. Levhada, sol tarafta kırmızı bir otomobil ve sağ tarafta siyah bir otomobil bulunmaktadır. Bu işaretin resmi adı "Öndeki Taşıtı Geçmek Yasaktır" (Trafik İşaret Kodu: TT-25). Bu levhanın bulunduğu yollarda, motorlu araçların önlerindeki aracı geçmesi, yani sollama yapması kesinlikle yasaktır.
İkinci olarak, yoldaki çizgilere dikkat etmeliyiz. İki şeridi birbirinden ayıran çizgi, kesiksiz yani "Devamlı Yol Çizgisi" şeklindedir. Devamlı yol çizgisi, görüşün yetersiz olduğu tepe üstü, viraj gibi yerlere çizilir ve bu çizgi boyunca şerit değiştirilemeyeceğini ve öndeki aracın geçilemeyeceğini belirtir. Görüldüğü gibi, hem trafik levhası hem de yol çizgisi aynı kuralı, yani geçme yasağını bize bildirmektedir.
Şimdi araçların durumlarını tek tek değerlendirelim:
- 1 ve 2 numaralı araçlar: Bu araçlar kendi şeritlerinde, kurallara uygun bir şekilde seyretmektedirler. Herhangi bir geçme girişiminde bulunmadıkları için yasağa uymuşlardır.
- 4 numaralı araç: Bu kamyon da kendi şeridinde kurallara uygun şekilde ilerlemektedir. Sollama yapan değil, sollanan araç konumundadır. Bu nedenle bir kural ihlali yapmamaktadır.
- 3 numaralı araç: Bu otomobil, 4 numaralı kamyonu geçmek için devamlı yol çizgisini ihlal ederek karşı şeride geçmiştir. Bu hareketiyle hem "Öndeki Taşıtı Geçmek Yasaktır" levhasına hem de "Devamlı Yol Çizgisi" kuralına uymamıştır. Dolayısıyla geçme yasağını ihlal eden araç 3 numaralı araçtır.
Sonuç olarak, geçme yasağına uymayan tek araç 3 numaralı otomobildir. Diğer seçenekleri incelediğimizde:
- b) 1 ve 2: Yanlıştır, çünkü bu araçlar kurallara uymaktadır.
- c) 2 ve 3: Yanlıştır, çünkü 2 numaralı araç kurallara uymaktadır.
- d) 2, 3 ve 4: Yanlıştır, çünkü 2 ve 4 numaralı araçlar kurallara uymaktadır.
Bu nedenle, sorunun doğru cevabı a) Yalnız 3 seçeneğidir. Sadece 3 numaralı araç, hem trafik levhasının hem de yol çizgisinin belirttiği geçme yasağını açıkça ihlal etmiştir.
Soru 31 |
![]() | |
![]() | |
![]() | |
![]() |
Doğru Cevap: a) DUR Levhası
Aralıklarla yanıp sönen kırmızı ışık, sürücüye mutlaka durması gerektiğini bildirir. Bu ışığı gördüğünüzde, kavşağa gelmeden önce uygun bir yerde (dur çizgisinde, yaya geçidinde veya kavşak girişinde) tam olarak durmalısınız. Durduktan sonra, kavşaktaki diğer araçlara ve yayalara yol hakkı vererek, yolun güvenli olduğundan emin olduktan sonra geçiş yapabilirsiniz. Bu kural, tıpkı DUR levhasının olduğu bir kavşakta uygulanan kuralla birebir aynıdır.
DUR levhası da sürücüye, kavşağa girmeden önce kesinlikle durmasını emreder. Sürücü durduktan sonra, ana yoldan veya kavşak içinden geçen araçlara ilk geçiş hakkını tanımalı ve ancak yol müsait olduğunda hareket etmelidir. Dolayısıyla, aralıklarla yanıp sönen kırmızı ışık ile DUR levhası aynı anlama gelir ve aynı davranışları gerektirir: Önce Dur, Sonra Kontrol Et ve Güvenliyse Geç.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- b) Yol Ver Levhası: Bu levha, sürücünün kavşağa yaklaşırken yavaşlamasını ve ana yoldaki araçlara yol vermesini bildirir. Durmak zorunlu değildir; sadece yol vermek için gerekliyse durulur. Bu levhanın anlamı, aralıklarla yanıp sönen sarı ışık ile aynıdır. Kırmızı ışık ise mutlak durma gerektirir, bu yüzden bu seçenek yanlıştır.
- c) Girişi Olmayan Yol Levhası: Bu levha, o yola girmenin yasak olduğunu belirtir. Genellikle tek yönlü yolların ters girişinde bulunur. Bu levhanın amacı, kavşaktaki geçiş üstünlüğünü veya durma zorunluluğunu belirtmek değil, bir yola girişi tamamen yasaklamaktır. Bu nedenle yanıp sönen ışıklarla bir ilgisi yoktur.
- d) Taşıt Giremez Levhası: Bu levha, motorlu veya motorsuz belirli taşıtların o yola girmesinin yasak olduğunu gösterir. Örneğin, sadece yayalara açık bir sokağın girişinde olabilir. Bu levha da geçiş hakkı veya durma kuralı belirtmez, sadece belirli araç tiplerini kısıtlar. Bu yüzden bu seçenek de yanlıştır.
Soru 32 |
Maddi hasarlı ve yaralanmalı kazalarda | |
Maddi hasarlı kazalarda | |
Yaralanmalı kazalarda | |
Ölümlü kazalarda |
Bu soruda, trafik kazasına karışan sürücülerin, polisi veya jandarmayı beklemeden, kendi aralarında tuttukları bir tutanak ile olay yerinden ayrılabilecekleri durumun hangi tür kazalar için geçerli olduğu sorulmaktadır. Bu uygulama, "Anlaşmalı Kaza Tespit Tutanağı" olarak bilinir ve belirli şartlar altında sürücülere büyük kolaylık sağlar.
Doğru Cevap: b) Maddi hasarlı kazalarda
Doğru cevabın "Maddi hasarlı kazalarda" olmasının sebebi, kanunların ve yönetmeliklerin bu kolaylığı sadece can kaybı veya yaralanmanın olmadığı durumlar için tanımasıdır. Eğer bir kazada sadece araçlarda, çit, duvar gibi eşyalarda hasar meydana gelmişse ve kazaya karışan tüm sürücüler kazanın oluş şekli konusunda anlaşıyorsa, Kaza Tespit Tutanağı düzenleyerek olay yerinden ayrılabilirler. Bu uygulamanın amacı, küçük çaplı kazalar için trafiği uzun süre meşgul etmemek ve polis kaynaklarını daha önemli olaylara yönlendirmektir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Maddi hasarlı ve yaralanmalı kazalarda: Bu seçenek yanlıştır çünkü içerisinde "yaralanmalı" ifadesi geçmektedir. Bir kazada en ufak bir yaralanma bile varsa, durum adli bir vaka haline gelir. Bu nedenle, yaralı kişiye ilk yardım yapılması ve derhal 112 Acil Çağrı Merkezi'nin (polis ve ambulans) aranması yasal bir zorunluluktur. Sürücüler kendi aralarında anlaşıp olay yerinden ayrılamazlar.
- c) Yaralanmalı kazalarda: Bu seçenek, yukarıda açıklanan nedenle tamamen yanlıştır. İnsan sağlığı ve can güvenliği her zaman önceliklidir. Yaralanmanın olduğu bir kazada olay yerine mutlaka sağlık ekipleri ve trafik polisi gelmelidir. Durumun resmi olarak kayıt altına alınması ve yaralının sağlık durumunun profesyoneller tarafından değerlendirilmesi gerekir.
- d) Ölümlü kazalarda: Bu seçenek en net şekilde yanlış olanıdır. Bir trafik kazasında ölüm meydana gelmişse, bu durum çok ciddi bir adli olaydır ve olay yeri bir suç mahalli olarak kabul edilir. Olay yeri inceleme ekipleri ve savcının gelmesi zorunludur. Araçların yerini değiştirmek veya olay yerinden ayrılmak çok ağır cezalara sebep olan bir suçtur.
Özetle, aklınızda tutmanız gereken en temel kural şudur: Kaza Tespit Tutanağı sadece ve sadece kazada kimsenin burnu bile kanamamışsa, yani hiçbir yaralanma veya can kaybı yoksa ve yalnızca araçlarda veya eşyalarda hasar oluşmuşsa düzenlenebilir. Eğer kazada bir insan bedensel olarak zarar görmüşse, anlaşma yolu kapanır ve yetkilileri çağırmak zorunlu hale gelir.
Soru 33 |

Yalnız 1 | |
1 ve 2 | |
1 ve 3 | |
2 ve 4 |
Bu soruda, bir kavşakta trafiği yöneten trafik polisinin verdiği işarete göre hangi araçların geçiş hakkına sahip olduğu sorulmaktadır. Trafik polisinin el ve kol hareketleri, trafik ışıkları ve işaret levhalarından daha üstündür. Bu nedenle, sürücülerin polisin işaretlerini doğru anlaması ve bu işaretlere uyması hayati önem taşır.
Öncelikle trafik polisinin duruşunu ve ne anlama geldiğini inceleyelim. Polis, kollarını iki yana açmış bir şekilde durmaktadır. Bu duruşun temel bir kuralı vardır: Trafiğin akış yönü, polisin ön ve arka tarafıdır. Polisin kollarının işaret ettiği yönler (sağ ve sol tarafı) ise trafiğe kapalıdır. Bunu, polisin vücudunun akan trafiğe paralel, durması gereken trafiğe ise bir set gibi dik durduğu şeklinde düşünebilirsiniz.
Bu kuralı şekildeki araçlara uygulayalım:
- 1 Numaralı Araç: Polisin ön tarafında bulunmaktadır. Kurala göre, polisin önündeki trafik geçebilir. Bu yüzden 1 numaralı araç geçmelidir.
- 3 Numaralı Araç: Polisin arka tarafında bulunmaktadır. Kurala göre, polisin arkasındaki trafik de geçebilir. Bu yüzden 3 numaralı araç da geçmelidir.
- 2 ve 4 Numaralı Araçlar: Bu araçlar, polisin kollarının uzandığı istikamette, yani polisin sağında ve solunda yer almaktadırlar. Kuralımıza göre bu yönlerdeki trafiğin durması gerekmektedir. Dolayısıyla 2 ve 4 numaralı araçlar beklemelidir.
Bu değerlendirmeye göre, geçmesi doğru olan araçlar 1 ve 3 numaralı araçlardır. Bu nedenle doğru cevap c) 1 ve 3 seçeneğidir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Yalnız 1: Bu seçenek yanlıştır, çünkü sadece 1 numaralı araç değil, polisin arkasında kalan 3 numaralı aracın da geçiş hakkı vardır.
- b) 1 ve 2: Bu seçenek yanlıştır, çünkü 2 numaralı araç polisin kolu istikametinde olduğu için durmak zorundadır.
- d) 2 ve 4: Bu seçenek tamamen yanlıştır, çünkü her iki araç da polisin dur işareti verdiği yöndedir ve beklemeleri gerekir.
Soru 34 |
Erişme | |
Ulaşım | |
Trafik | |
Taşıma |
Doğru Cevap: c) Trafik
Doğru cevabın Trafik olmasının sebebi, bu kelimenin yasal ve genel tanımdaki karşılığıdır. Karayolları Trafik Kanunu'na göre trafik; yayaların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindeki hâl ve hareketlerinin bütünüdür. Bu tanım, soruda verilen ifadeyle birebir örtüşmektedir. Trafik denildiğinde aklımıza sadece hareket eden araçlar gelse de, yol kenarında yürüyen bir yaya, yola çıkmış bir hayvan veya park etmiş bir araç da trafiğin bir parçasıdır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Erişme: Erişme, bir yere varma, ulaşma veya bir yere giriş imkânı anlamına gelir. Örneğin, "köprü kapalı olduğu için karşı yakaya erişim yok" cümlesindeki gibi bir imkânı veya eylemin sonucunu ifade eder. Karayolu üzerindeki genel durumu ve hareketliliği tanımlamaz, bu yüzden yanlış bir seçenektir.
- b) Ulaşım: Ulaşım, insanların veya eşyaların bir yerden başka bir yere taşınması sürecini ifade eden daha geniş bir kavramdır. Ulaşım; yolları, araçları, sistemleri ve altyapıyı kapsar. Trafik ise, bu ulaşım sisteminin karayolu üzerindeki anlık, gözlemlenebilir durumudur. Dolayısıyla ulaşım, trafiği de içine alan daha genel bir başlıktır ama sorudaki spesifik tanımın karşılığı değildir.
- d) Taşıma: Taşıma, bir nesneyi veya canlıyı bir noktadan diğerine götürme, nakletme eylemidir. Bu eylem, trafiğin içinde gerçekleşen olaylardan sadece bir tanesidir. Örneğin, bir kamyonun yük taşıması veya bir otobüsün yolcu taşıması gibi. Ancak trafik, taşıma eyleminin yanı sıra özel aracıyla gezintiye çıkmış bir sürücüyü veya karşıdan karşıya geçen bir yayayı da kapsadığı için "taşıma" kelimesi bu tanım için yetersiz kalır.
Soru 35 |
A2 | |
E | |
F | |
G |
Bu soruda, standart bir otomobil ehliyeti olan B sınıfı sürücü belgesinin, başka hangi araç türlerini kullanma yetkisi verdiğini bilmemiz isteniyor. Yani, B ehliyetini aldığımızda, ek bir kursa veya sınava girmeden hangi diğer ehliyet sınıfına ait araçları yasal olarak sürebileceğimiz sorulmaktadır. Bu, ehliyet sınıflarının kapsamını ölçen temel bir bilgi sorusudur.
Doğru cevap F sınıfıdır. Çünkü Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre, B sınıfı sürücü belgesi alan bir kişi, aynı zamanda M (motorlu bisiklet - moped), B1 (4 tekerlekli motosiklet - ATV) ve F (lastik tekerlekli traktör) sınıflarındaki araçları da kullanma yetkisine sahip olur. Bu nedenle, B ehliyetiniz varsa, ayrıca bir F sınıfı ehliyet almanıza gerek kalmadan traktör kullanabilirsiniz.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu inceleyelim:
- a) A2 Sınıfı: Bu sınıf, 35 kilovata kadar olan motosikletleri kapsar. A2 sınıfı ehliyet almak için tamamen ayrı bir eğitim ve sınava girilmesi zorunludur. B sınıfı ehliyet, A2 sınıfı motosikletleri kullanma hakkı vermez.
- b) E Sınıfı: Bu sınıf, eski ehliyet sisteminde otobüsler için verilen bir ehliyet sınıfıydı. Yeni yönetmelikle birlikte bu sınıf kaldırılmış ve yerine D sınıfı gelmiştir. Dolayısıyla güncel sistemde geçerliliği olmadığı gibi, eski sistemde de B sınıfı ehliyet E sınıfını kapsamazdı.
- d) G Sınıfı: Bu sınıf, kepçe, vinç, forklift gibi iş makinelerini kullanmak için gereklidir. G sınıfı ehliyet almak için özel bir operatörlük kursuna gitmek ve sınavı geçmek gerekir. Otomobil ehliyeti olan B sınıfı, iş makinelerini kullanma yetkisi tanımaz.
Özetle, ehliyet sınavında bu tür bir soruyla karşılaştığınızda unutmamanız gereken en önemli bilgi şudur: B sınıfı sürücü belgesi, tek başına bir ehliyet olmanın yanı sıra, M, B1 ve F sınıflarını da kapsayan bir "paket" gibidir. Bu nedenle B ehliyetine sahip bir sürücü, F sınıfı olan traktörleri de yasal olarak kullanabilir.
Soru 36 |
III. Araca uygun ebatta lastikler kullanılması
IV. Araç bakımlarının zamanında yaptırılması
Yukarıdakilerden hangileri yakıt tüketiminin artmasına neden olur?
I ve II. | |
I, III ve IV. | |
II, III ve IV. | |
I, II, III ve IV. |
I. Yüksek devirde araç kullanılması: Motor devri, motorun bir dakikada yaptığı dönme sayısını ifade eder. Aracı yüksek devirde kullanmak, motorun daha hızlı çalışması ve daha fazla güç üretmesi anlamına gelir. Bu durum, motorun silindirlerine daha fazla yakıt pompalanmasına neden olur. Ekonomik sürüş için ideal olan, vitesleri doğru zamanda değiştirerek motoru optimum devir aralığında tutmaktır. Bu nedenle, yüksek devirde araç kullanmak yakıt tüketimini kesinlikle artırır.
II. Ani hızlanma ve yavaşlamalar yapılması: Agresif sürüş olarak da bilinen ani hızlanmalar, motora bir anda çok fazla yakıt gönderilmesini gerektirir. Aynı şekilde, ani fren yapmak da aracın kazanmış olduğu kinetik enerjiyi (hızı) boşa harcamak demektir. Bu enerjiyi tekrar kazanmak için yeniden gaza basmanız ve yakıt harcamanız gerekir. Sakin ve öngörülü bir sürüşle, yani yumuşak hızlanma ve yavaşlamalarla yakıt tüketimi önemli ölçüde düşürülebilir. Dolayısıyla, ani hızlanma ve yavaşlamalar yapmak da yakıt tüketimini önemli ölçüde artırır.
III. Araca uygun ebatta lastikler kullanılması: Her aracın fabrika tarafından önerilen belirli lastik ebatları vardır. Bu ebatlar, aracın yol tutuşu, performansı ve yakıt ekonomisi için en uygun şekilde tasarlanmıştır. Araca uygun ebatta lastik kullanmak, lastiğin yuvarlanma direncini optimize eder ve motorun gereksiz yere zorlanmasını engeller. Bu durum yakıt tüketimini artırmaz, tam aksine yakıt tasarrufuna yardımcı olur veya ideal seviyede kalmasını sağlar. Eğer uygun olmayan, daha geniş veya büyük lastikler kullanılsaydı tüketim artardı.
IV. Araç bakımlarının zamanında yaptırılması: Aracın periyodik bakımları, motorun verimli çalışması için hayati önem taşır. Örneğin, zamanında değiştirilen hava filtresi motorun rahat nefes almasını sağlar, temiz bujiler yakıtın tam yanmasını temin eder ve doğru viskozitedeki motor yağı sürtünmeyi azaltır. Bakımları zamanında yapılan bir araç, daha az enerji harcayarak daha verimli çalışır. Bu nedenle, araç bakımlarını zamanında yaptırmak yakıt tüketimini artırmaz, aksine yakıt tasarrufu sağlar.
Sonuç ve Seçeneklerin Değerlendirilmesi:
- İncelediğimizde, I. ve II. maddelerdeki davranışların yakıt tüketimini artırdığını görüyoruz.
- III. ve IV. maddelerdeki durumların ise yakıt tüketimini azalttığını veya optimize ettiğini anlıyoruz.
Bu bilgilere göre seçenekleri değerlendirelim:
a) I ve II. → Bu seçenek, yakıt tüketimini artıran iki doğru maddeyi içerir. Bu nedenle doğru cevaptır.
b) I, III ve IV. → Bu seçenek yanlıştır, çünkü III ve IV numaralı maddeler yakıt tasarrufu sağlayan durumlardır, tüketimi artırmazlar.
c) II, III ve IV. → Bu seçenek de yanlıştır, çünkü III ve IV numaralı maddeler yakıt tüketimini artırmaz, aksine olumlu etkiler.
d) I, II, III ve IV. → Bu seçenek de yanlıştır, çünkü tüm maddeleri içermektedir. III ve IV'ün dahil edilmesi bu seçeneği hatalı kılar.
Soru 37 |
Far ayarının bozulması | |
Hava filtresinin kirli olması | |
Fren balatalarının aşınması | |
Vantilatör kayışının sıkı olması |
Bu soruda, bir motorun düzgün çalışmasını sağlayan en temel unsurlardan biri olan yanma işleminin neden bozulabileceği sorulmaktadır. Normal yanma, motor silindirlerinin içinde hava ve yakıt karışımının doğru oranda ve doğru zamanda ateşlenmesiyle gerçekleşen kontrollü bir patlamadır. Bu dengenin bozulması, motorun performansını düşürür, yakıt tüketimini artırır ve egzozdan zararlı gazların daha fazla çıkmasına neden olur.
Doğru cevap b) Hava filtresinin kirli olması seçeneğidir. Motorun yanma odasına giren havanın temizlenmesinden hava filtresi sorumludur. Bu filtre, havadaki toz, kir ve diğer yabancı maddeleri süzerek motorun içine girmesini engeller. Filtre zamanla kirlenip tıkandığında, motora yeterli miktarda temiz hava giremez. Bu durum, yakıt-hava karışımındaki hava oranının azalmasına ve karışımın "zengin" olmasına (yani yakıtın fazla, havanın az olmasına) yol açar, bu da normal yanmanın bozulmasına sebep olur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna bakalım:
- a) Far ayarının bozulması: Bu durum, aracın aydınlatma sistemiyle ilgilidir. Motorun iç işleyişi, yani yanma süreci üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Güvenli bir gece sürüşü için önemli olsa da motor mekaniğiyle bir bağlantısı bulunmaz.
- c) Fren balatalarının aşınması: Bu, aracın durmasını sağlayan fren sisteminin bir parçasıdır. Fren sistemindeki bir sorun, motorun yakıt ve havayı nasıl yaktığını etkilemez. Bu nedenle motorun yanma düzeniyle ilgisizdir.
- d) Vantilatör kayışının sıkı olması: Vantilatör kayışı (veya V kayışı), motorun soğutma sistemini (su pompası) ve şarj sistemini (alternatör) çalıştırır. Kayışın aşırı sıkı olması, bu parçaların rulmanlarına zarar verebilir ve arızalara yol açabilir, ancak doğrudan yakıt-hava karışımını bozarak anormal bir yanmaya neden olmaz.
Özetle, motorun verimli ve sağlıklı çalışabilmesi için doğru oranda yakıt ve temiz havaya ihtiyacı vardır. Hava filtresi bu denklemin "hava" tarafını doğrudan etkileyen en kritik parçalardan biridir. Kirlenmesi, bu dengeyi bozarak anormal yanmaya, yani motorun düzensiz çalışmasına yol açar.
Soru 38 |
Su | |
Hava | |
Antifriz | |
Asitli su |
Doğru cevap d) Asitli su'dur. Çünkü asit, metaller üzerinde aşındırıcı (korozif) bir etkiye sahiptir. Motorun soğutma sistemi; radyatör, devirdaim pompası, motorun içindeki su kanalları gibi çok sayıda metal parçadan oluşur. Bu sisteme asitli su konulması, bu metal parçaların hızla paslanmasına, aşınmasına ve hatta delinmesine yol açar. Bu durum, soğutma sıvısı sızıntılarına, motorun hararet yapmasına ve sonuç olarak çok büyük ve masraflı motor arızalarına neden olur.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu, yani soğutma sisteminde neden kullanıldıklarını inceleyelim:
- a) Su: Su, ısıyı emme ve taşıma kapasitesi çok yüksek olduğu için soğutma sistemlerinin temel sıvısıdır. Genellikle tek başına değil, antifriz ile karıştırılarak kullanılır. Motorun ürettiği fazla ısıyı alarak radyatöre taşır ve soğumasını sağlar.
- b) Hava: Hava, soğutma sisteminin vazgeçilmez bir parçasıdır. Su soğutmalı sistemlerde, radyatördeki sıcak su, radyatör peteklerinin arasından geçen hava sayesinde soğutulur. Ayrıca, bazı motosikletlerde veya eski model araçlarda doğrudan hava ile soğutulan (hava soğutmalı) motorlar da bulunur. Dolayısıyla hava, soğutma işleminde aktif olarak kullanılır.
- c) Antifriz: Antifriz, soğutma sisteminin en önemli koruyucu sıvılarından biridir. Sadece suyun kışın donmasını engellemekle kalmaz, aynı zamanda suyun kaynama noktasını da yükselterek yazın motorun hararet yapmasını önler. En önemlisi de, içerdiği özel kimyasallar sayesinde sistemi pas ve korozyona karşı korur; yani asitli suyun yapacağı etkinin tam tersini yapar.
Özetle, su, hava ve antifriz motor soğutma sisteminin düzgün çalışması için kullanılan veya kullanılması gereken temel unsurlardır. Asitli su ise sisteme doğrudan zarar veren, aşındırıcı ve tehlikeli bir madde olduğu için kesinlikle kullanılmaz. Bu nedenle doğru cevap "Asitli su" seçeneğidir.
Soru 39 |
Yalnız I | |
Yalnız II | |
Yalnız III | |
I, II ve III |
Şimdi maddeleri tek tek inceleyerek neden her birinin yola çıkmadan önce yapılması gerektiğini anlayalım:
I. Lastik hava basınçlarının ve yakıt seviyesinin kontrol edilmesi: Bu madde, aracın hem mekanik sağlığı hem de yolculuğun sorunsuz devamı için kritiktir. Düşük veya çok yüksek lastik basıncı, aracın yol tutuşunu olumsuz etkiler, fren mesafesini uzatır ve lastiklerin çabuk aşınmasına neden olur. Yakıt seviyesini kontrol etmek ise yolda kalma gibi tehlikeli bir durumu önlemek için yapılması gereken en temel hazırlıklardan biridir.
II. Aydınlatma ve sinyal sisteminin düzgün çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesi: Trafikteki en önemli kurallardan biri "görülmek ve görmektir". Farlar, stop lambaları, sinyaller gibi aydınlatma sistemleri, diğer sürücülerle iletişim kurmanızı ve özellikle gece veya kötü hava koşullarında fark edilmenizi sağlar. Yola çıkmadan önce bu sistemlerin çalıştığından emin olmak, olası kazaları önlemek için hayati bir adımdır.
III. Ön koltuklar, kafalıkları ve aynanın beden ölçülerine uygun olarak ayarlanması: Bu hazırlık, sürücünün araca tam olarak hakim olmasını ve güvenliğini sağlar. Doğru koltuk ayarı, pedallara ve direksiyona rahatça ulaşmanızı sağlarken, doğru ayna ayarı kör noktaları en aza indirerek çevre kontrolünü artırır. Kafalık ayarı ise özellikle arkadan çarpma anında boyun yaralanmalarını (kamçı etkisi) önleyen pasif bir güvenlik önlemidir.
Doğru Cevap Neden D) I, II ve III'tür?
Doğru cevap D seçeneğidir çünkü listelenen üç hazırlık da güvenli bir sürüşün ayrılmaz parçalarıdır ve hepsi aracı hareket ettirmeden önce yapılmalıdır. Bu kontroller bir bütün olarak sürücünün hem kendi güvenliğini hem de trafikteki diğer insanların güvenliğini sağlamasına yardımcı olur. Birini eksik yapmak, sürüş sırasında beklenmedik risklerle karşılaşma olasılığını artırır.
Diğer Seçenekler Neden Yanlıştır?
- a) Yalnız I, b) Yalnız II ve c) Yalnız III seçenekleri: Bu seçenekler eksiktir. Güvenli bir sürüş için sadece lastik ve yakıtı, sadece aydınlatmayı veya sadece koltuk ayarını kontrol etmek yeterli değildir. Örneğin, koltuğunuzu ayarlasanız bile patlak bir lastikle yola çıkmak veya sinyalleriniz çalışmıyorken seyahat etmek son derece tehlikelidir. Bu nedenle, her üç kontrol de bir bütün olarak değerlendirilmeli ve yapılmalıdır.
Soru 40 |
Dizel motor | |
Marş motoru | |
Benzinli motor | |
Buhar makinesi |
Doğru Cevap: c) Benzinli motor
Benzinli motorlar, dört zamanlı çalışma prensibine göre çalışır: Emme, Sıkıştırma, Ateşleme (İş) ve Egzoz. Bu motorlarda, silindirin içine önce benzin ve hava karışımı çekilir (Emme zamanı). Piston yukarı hareket ederek bu karışımı sıkıştırır (Sıkıştırma zamanı). Karışım yeterince sıkıştırıldığında, buji adı verilen parça elektrikle bir kıvılcım çakar ve bu kıvılcım sıkışmış olan yakıt-hava karışımını ateşleyerek bir patlama yaratır. Bu patlama pistonu aşağı iter ve motora gücünü verir. Dolayısıyla, soruda tarif edilen çalışma prensibi tam olarak benzinli motora aittir.Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Dizel motor: Dizel motorlar, benzinli motorlardan farklı bir prensiple çalışır. Dizel motorlarda silindire önce sadece hava alınır ve bu hava çok yüksek bir basınçla sıkıştırılır. Sıkıştırılan havanın sıcaklığı aşırı derecede yükselir. Daha sonra bu kızgın havanın içine enjektörle motorin (mazot) püskürtülür ve yakıt, bujiden bir kıvılcıma ihtiyaç duymadan, yüksek sıcaklık nedeniyle kendiliğinden alev alır. Bu yönteme "sıkıştırma ile ateşleme" denir. Kısacası, dizel motorlarda ateşleme için buji kullanılmaz.
- b) Marş motoru: Marş motoru, aracın ana motorunu (benzinli veya dizel) çalıştırmak için ilk hareketi veren küçük bir elektrik motorudur. Görevi, kontak anahtarını çevirdiğinizde aküden aldığı elektrik gücüyle ana motorun krank milini döndürmektir. Ana motor çalışmaya başladığında marş motorunun görevi biter. Yani marş motoru, yakıt-hava karışımı ile çalışan bir motor değildir.
- d) Buhar makinesi: Buhar makinesi bir dıştan yanmalı motordur. Bu motorlarda yakıt (kömür, odun vb.) motorun dışında bir kazanda yakılarak su ısıtılır ve buhar elde edilir. Elde edilen yüksek basınçlı buhar, pistonları hareket ettirerek güç üretir. Çalışma prensibi, soruda bahsedilen sıkıştırılmış yakıt-hava karışımı ve buji ile ateşlemeden tamamen farklıdır.
Özetle, sorudaki "buji ile ateşleme" anahtar ifadesi, bizi doğrudan benzinli motor seçeneğine götürmektedir. Ehliyet sınavında motor tipleri arasındaki bu temel farkı bilmek oldukça önemlidir.
Soru 41 |
Marş | |
Şarj | |
Ateşleme | |
Kavrama |
Bu soruda, aracın motorunda üretilen gücün, tekerleklere hareket vermekle görevli olan vites kutusuna nasıl aktarıldığı sorulmaktadır. Yani, motor ile vites kutusu arasındaki bağlantıyı kuran ve gerektiğinde bu bağlantıyı kesen sistemin adı istenmektedir. Bu sistem, vites değiştirmemize ve aracın motoru çalışırken durabilmemize olanak tanır.
Doğru cevap d) Kavrama sistemidir. Kavrama sistemi, halk arasında daha çok debriyaj olarak bilinir. Bu sistemin temel görevi, motorun krank milinden gelen dönme hareketini, vites kutusuna iletmek veya bu iletişimi sürücünün kontrolünde kesmektir. Sürücü debriyaj pedalına bastığında, kavrama motor ile vites kutusu arasındaki bağlantıyı ayırır; bu sayede vites geçişleri sarsıntısız bir şekilde yapılır veya araç dururken motorun stop etmesi engellenir. Ayak pedaldan çekildiğinde ise sistem tekrar motor gücünü vites kutusuna aktarmaya başlar.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu anlamak, konuyu daha iyi kavramanıza yardımcı olacaktır:
- a) Marş Sistemi: Bu sistem, motoru çalıştırmak için gereken ilk hareketi sağlar. Kontak anahtarını çevirdiğinizde marş motoru, motorun volan dişlisini döndürerek pistonların ilk hareketini yapmasını sağlar. Motor çalıştıktan sonra marş sisteminin görevi biter ve devreden çıkar. Yani görevi motoru çalıştırmaktır, gücü iletmek değil.
- b) Şarj Sistemi: Şarj sistemi, motor çalışırken aracın elektrik ihtiyacını karşılamak ve aküyü doldurmakla görevlidir. Bu sistemin ana parçası alternatördür (şarj dinamosu). Motorun hareketinden faydalanarak elektrik üretir ancak bu mekanik gücü vites kutusuna iletmez.
- c) Ateşleme Sistemi: Bu sistem, benzinli motorlarda silindirlerin içine sıkıştırılmış olan yakıt-hava karışımını, bujiler aracılığıyla bir kıvılcım çıkararak patlatır. Bu patlama, pistonları hareket ettirir ve motorun güç üretmesini sağlar. Kısacası, ateşleme sistemi gücü üreten bir sistemdir, üretilen gücü vites kutusuna ileten sistem değildir.
Özetle, motorun gücünü üreten sistem ateşleme, motoru ilk harekete geçiren marş, elektrik üreten şarj ve üretilen bu gücü vites kutusuna aktaran veya kesen sistem ise kavrama (debriyaj) sistemidir.
Soru 42 |
Aynı amperde yenisi ile değiştirilir. | |
Daha küçük amperde sigorta ile değiştirilir. | |
Daha büyük amperde sigorta ile değiştirilir. | |
Herhangi bir amperde sigorta ile değiştirilir |
Öncelikle sigortanın ne işe yaradığını anlamak gerekir. Sigorta, elektrik devresinden geçen akımı kontrol eden bir güvenlik elemanıdır. Tıpkı evlerimizdeki elektrik sigortaları gibi, aracın elektrik sistemini aşırı akım veya kısa devre gibi durumlara karşı korur. Her sigortanın üzerinde bir sayı yazar; bu sayı, sigortanın dayanabileceği maksimum akım miktarını (amper) belirtir. Devreden bu değerden daha yüksek bir akım geçtiğinde, sigortanın içindeki ince tel eriyerek kopar ve devreyi keser. Bu işleme "sigortanın atması" veya "yanması" denir ve bu sayede radyo, farlar veya beyin gibi daha pahalı ve hassas elektronik parçalar hasar görmekten kurtulur.
Doğru cevap a) Aynı amperde yenisi ile değiştirilir seçeneğidir. Çünkü aracın mühendisleri, her bir elektrik devresini (örneğin silecek motoru devresi, far devresi vb.) belirli bir akım taşıyacak şekilde tasarlamıştır. O devre için belirlenen sigorta amperi, devrenin normal çalışma koşullarında güvenle taşıyabileceği maksimum akım değeridir. Yanan sigortayı yine aynı amper değerine sahip yeni bir sigorta ile değiştirmek, sistemin orijinal tasarımına ve güvenlik standartlarına uygun hareket etmektir. Bu, hem devrenin doğru çalışmasını sağlar hem de gelecekteki olası bir aşırı akımda devrenin yine korunmasını garanti eder.
- c) Daha büyük amperde sigorta ile değiştirilir: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır ve çok tehlikelidir. Örneğin, 10 amperlik bir sigortanın koruduğu devreye 20 amperlik bir sigorta takarsanız, devreden 15 amper gibi tehlikeli bir akım geçtiğinde yeni sigorta atmayacaktır. Bu durumda aşırı akım, korumasız kalan kabloların aşırı ısınmasına, erimesine ve hatta aracın alev almasına neden olabilir. Sigortanın koruması gereken elektronik aksam da yanarak bozulabilir.
- b) Daha küçük amperde sigorta ile değiştirilir: Bu seçenek tehlikeli olmasa da yanlıştır ve sistemin düzgün çalışmasını engeller. Örneğin, normalde 15 amper akım çeken bir devreye 10 amperlik bir sigorta takarsanız, devre normal çalışmaya başladığı anda sigorta atacaktır. Bu da o sigortaya bağlı olan sistemin (örneğin kalorifer fanının) hiç çalışmamasına veya sürekli olarak durmasına neden olur.
- d) Herhangi bir amperde sigorta ile değiştirilir: Bu seçenek, yukarıda açıklanan 'b' ve 'c' şıklarındaki tüm yanlışları kapsadığı için tamamen hatalıdır. Sigortalar, belirli bir amaca hizmet eden hassas güvenlik elemanlarıdır ve rastgele seçilemezler.
Özetle, aracınızda bir sigorta yandığında yapılması gereken tek doğru işlem, sigorta kutusu kapağında veya aracın kullanım kılavuzunda belirtilen, yanan sigorta ile birebir aynı amper değerine sahip yeni bir sigorta ile değiştirmektir. Eğer yeni taktığınız sigorta da kısa bir süre sonra tekrar yanıyorsa, bu durum devrede daha ciddi bir elektriksel sorun (kısa devre gibi) olduğunun işaretidir ve bir elektrik ustasına başvurulması gerekir.
Soru 43 |
Aracın düşük hızda sürülmesi | |
Yakıt deposunun boşaltılması | |
Aracın yüksek devirde kullanılması | |
Lastik hava basınçlarının düşürülmesi |
Bu soruda, dizel motorlu bir araca yanlışlıkla benzin konulması gibi oldukça ciddi ve motora zarar verebilecek bir durumda yapılması gereken en doğru hareketin ne olduğu sorgulanmaktadır. Bu durum, araç mekaniği ve yakıt sistemleri hakkında temel bilgi gerektiren önemli bir konudur. Doğru müdahale, binlerce liralık masrafın önüne geçebilir.
Doğru Cevap: b) Yakıt deposunun boşaltılması
Dizel motorlar ile benzinli motorların çalışma prensipleri ve kullandıkları yakıtların özellikleri tamamen farklıdır. Dizel yakıtı (mazot), aynı zamanda yağlı bir yapıya sahiptir ve yüksek basınçlı yakıt pompası ile enjektörler gibi hassas sistem elemanlarını yağlama görevi görür. Benzin ise tam tersine, yağ çözücü ve aşındırıcı bir özelliğe sahip, kuru bir yakıttır.
Dizel depoya benzin konulduğunda ve araç çalıştırıldığında, benzin bu yağlama özelliğini ortadan kaldırır. Yakıt pompası ve enjektörler yağlanmadan, çok yüksek basınç ve sürtünme altında çalışmaya başlar. Bu durum, çok kısa sürede bu parçalarda geri dönülemez hasarlara, aşınmalara ve arızalara yol açar. Bu nedenle yapılacak tek doğru şey, bu yanlış yakıtın motora ve yakıt sistemine ulaşmasını engellemektir. Bunun için de araç kesinlikle çalıştırılmadan yakıt deposu tamamen boşaltılmalı ve sistem temizlenmelidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Aracın düşük hızda sürülmesi: Bu seçenek kesinlikle yanlıştır. Aracı düşük hızda da olsa sürmek, motorun çalıştığı ve yanlış yakıt karışımının yakıt sisteminde dolaştığı anlamına gelir. Bu durum, yukarıda bahsedilen hasarın yavaş yavaş ama kesin olarak gerçekleşmesine neden olur. Hasarı engellemek yerine, hasarın oluşmasını sağlamış olursunuz.
- c) Aracın yüksek devirde kullanılması: Bu, seçenekler arasındaki en kötü ve en zararlı eylemdir. Aracı yüksek devirde kullanmak, yakıt pompasının daha hızlı çalışmasına ve sisteme daha fazla yanlış yakıt pompalanmasına neden olur. Bu da yağsız kalan parçaların çok daha hızlı aşınmasını ve motorun çok daha kısa sürede, çok daha büyük bir hasar almasını sağlar.
- d) Lastik hava basınçlarının düşürülmesi: Bu seçeneğin konuyla hiçbir ilgisi yoktur. Lastik basıncı, aracın yol tutuşu ve yakıt tüketimi ile ilgili bir ayardır. Yakıt sistemine yanlış yakıt konulması gibi mekanik bir sorunla uzaktan yakından bir bağlantısı bulunmamaktadır. Bu tür ilgisiz seçenekler, sınavda dikkati dağıtmak için konulan çeldirici şıklardır.
Soru 44 |
Motor | |
Alternatör | |
Diferansiyel | |
Vites kutusu |
a) Motor: ✓ (DOĞRU)
Doğru cevap motordur. Çünkü motor, tam olarak soruda tarif edilen işlevi yerine getirir. Yakıt (benzin, dizel vb.) motorun içindeki silindirlerde yakılır ve bu yanma sonucunda çok yüksek bir sıcaklık ve basınç, yani ısı enerjisi ortaya çıkar. Bu yüksek basınç, pistonları büyük bir güçle iterek hareket ettirir ve bu doğrusal hareket krank mili aracılığıyla dairesel bir harekete, yani mekanik enerjiye dönüştürülür. Bu enerji, aracın hareket etmesini sağlayan temel güçtür.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
-
b) Alternatör: Alternatörün görevi enerji üretmek değil, enerji dönüştürmektir; ancak soruda istenen dönüşümü yapmaz. Alternatör, motordan bir kayış yardımıyla aldığı mekanik enerjiyi (dönme hareketini), aracın aküsünü şarj etmek ve elektrikli aksamını (farlar, radyo, silecekler vb.) çalıştırmak için elektrik enerjisine çevirir. Dolayısıyla ısıdan mekanik enerjiye bir çevrim yapmaz.
-
c) Diferansiyel: Diferansiyel, güç aktarma organlarından biridir ve motorda üretilen mekanik enerjiyi tekerleklere iletir. Temel görevi, araç viraj alırken içteki ve dıştaki tekerleklerin farklı hızlarda dönmesine izin vererek dönüşü kolaylaştırmak ve güvenliği artırmaktır. Diferansiyel, enerji üretmez; sadece motordan gelen mevcut mekanik enerjiyi tekerleklere dağıtır.
-
d) Vites kutusu: Vites kutusu (şanzıman), motordan gelen mekanik enerjinin hızını ve torkunu (döndürme kuvvetini) ayarlamaya yarayan bir aktarma organıdır. Sürücünün aracın hızına ve yolun durumuna göre motor gücünü en verimli şekilde kullanmasını sağlar. Vites kutusu da enerji üretmez, sadece motordan gelen mekanik enerjiyi düzenleyerek tekerleklere aktarır.
Özetle, sorunun kilit noktası "ısı enerjisini mekanik enerjiye çevirme" işlemidir. Bu temel işlevi yerine getiren tek parça motordur. Diğer şıklar ise motorun ürettiği bu mekanik enerjiyi aracı hareket ettirmek veya diğer sistemleri çalıştırmak için kullanan veya yöneten yardımcı parçalardır.
Soru 45 |
Buna göre kaza sonrası tarafların birbirine hangi şekilde davranması hâlinde meydana gelen kaza ile ilgili sorunlar daha kısa sürede çözülecektir?
Asabi | |
Aşırı tepkili | |
Kaba ve saldırgan | |
Saygılı ve nezaketli |
Doğru cevap d) Saygılı ve nezaketli seçeneğidir. Çünkü bir kaza sonrası tarafların birbirine saygı ve nezaket çerçevesinde yaklaşması, paniği ve öfkeyi yatıştırır. Bu sakin ortam, tarafların sağlıklı bir iletişim kurarak durumu değerlendirmesine, sigorta ve ruhsat bilgilerini sorunsuzca paylaşmasına ve Kaza Tespit Tutanağı'nı birlikte doldurmasına olanak tanır. Böylece, yasal prosedürler hızlı ve sorunsuz bir şekilde tamamlanır.
Diğer seçenekler ise sorunları çözmek yerine daha da büyütecek davranışlardır. Bu tür olumsuz tavırlar, iletişimi tamamen koparabilir ve basit bir maddi hasarlı kazayı bile karmaşık bir hâle getirebilir. Anlaşma ve uzlaşma ortamını ortadan kaldırarak sürecin uzamasına neden olurlar.
- a) Asabi: Sinirli ve gergin bir tutum, karşı tarafın da savunmacı veya sinirli bir tavır takınmasına yol açar. Bu durum, sağlıklı bir diyalog kurulmasını engeller ve anlaşmayı imkânsızlaştırır.
- b) Aşırı tepkili: Bağırmak, panik yapmak veya abartılı tepkiler göstermek, durumu daha da karmaşıklaştırır. Mantıklı düşünmeyi ve hareket etmeyi zorlaştırarak çözüm sürecini yavaşlatır.
- c) Kaba ve saldırgan: Bu davranış, en tehlikelisidir. Sadece sorunun çözümünü geciktirmekle kalmaz, aynı zamanda tartışmanın büyümesine, hakarete ve hatta fiziksel şiddete dönüşmesine neden olabilir. Bu durum, kazanın yanı sıra ek hukuki sorunlar doğurur.
Sonuç olarak, trafik kazası gibi stresli bir durumda bile sakinliği korumak, saygılı ve nazik olmak sadece bir görgü kuralı değil, aynı zamanda sorunu en hızlı ve en az zararla atlatmanın en akılcı yoludur. Ehliyet sınavında bu tür sorular, sürücü adayının sadece kuralları değil, aynı zamanda trafikteki doğru tutum ve davranışları ne kadar benimsediğini ölçmeyi amaçlar.
Soru 46 |
Trafik ortamında bazen hak kendinizden yana iken bile bu hakkınızı diğer sürücüye vermek size bir şey kaybettirmeyeceği gibi daha huzurlu bir trafik ortamı sağlamaya katkıda bulunacaktır.
Yukarıdaki açıklama trafikteki temel değerlerden hangisine aittir?
Sabırsızlık | |
Saldırganlık | |
Tahammülsüzlük | |
Feragat ve fedakârlık |
Doğru Cevap: d) Feragat ve fedakârlık
Doğru cevabın "Feragat ve fedakârlık" olmasının sebebi, sorudaki metnin bu kavramları birebir açıklamasıdır. Feragat etmek, sahip olunan bir haktan kendi isteğiyle vazgeçmek anlamına gelir. Soruda bahsedilen "hak kendinizden yana iken bile bu hakkınızı diğer sürücüye vermek" ifadesi, tam olarak feragat etme eylemidir. Fedakârlık ise, daha büyük bir iyilik veya ortak bir fayda (örneğin huzurlu bir trafik ortamı) için kendi çıkarından veya rahatlığından küçük bir ödün vermektir. Bu iki kavram birleştiğinde, metinde anlatılan ideal sürücü davranışını oluşturur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer şıklar, metinde anlatılan olumlu davranışın tam tersi olan olumsuz tutumları ifade eder. Bu nedenle kolayca elenebilirler:
- a) Sabırsızlık: Sabırsız bir sürücü, hakkı kendisindeyken bir an bile beklemek istemez, tam tersine hakkını hemen kullanmak için acele eder. Başkasına yol vermek yerine, korna çalarak veya aceleci manevralar yaparak kendi geçişini zorlar. Bu yüzden bu seçenek yanlıştır.
- b) Saldırganlık: Saldırgan sürücülük, trafikte diğerlerini rakip olarak görme, onlarla yarışma ve agresif davranışlar sergileme halidir. Hakkından vazgeçmek bir yana, başkasının hakkını gasp etmeye bile çalışabilir. Bu nedenle, metindeki yapıcı ve sakin tutumla tamamen zıttır.
- c) Tahammülsüzlük: Tahammülsüz bir sürücü, diğer sürücülerin hatalarına veya yavaşlığına katlanamaz. Başka bir sürücünün kendisinden yol istemesi veya bir hata yapması durumunda sinirlenir ve olumsuz tepki verir. Hakkını başkasına devretmek, tahammülsüz bir sürücünün yapacağı son şeydir.
Özetle, bu soru trafikte sadece kurallara uymanın değil, aynı zamanda diğer sürücülere karşı anlayışlı, özverili ve yapıcı olmanın önemini vurgulamaktadır. Kendi hakkınızdan gönüllü olarak vazgeçerek trafiğin genel akışına ve huzuruna katkıda bulunmak, feragat ve fedakârlık değerlerinin en güzel örneklerinden biridir.
Soru 47 |
Hırçınlık | |
Sorumluluk | |
Bencillik | |
Hoşnutsuzluk |
Doğru Cevap: b) Sorumluluk
Doğru cevabın sorumluluk olmasının sebebi, sürücülüğün en temelinde yatan kavramlardan biri olmasıdır. Bir sürücü direksiyon başına geçtiği andan itibaren sadece kendisinden değil, aracındaki yolculardan, trafikteki diğer insanlardan ve hatta çevreden de sorumlu hale gelir. Sorudaki sürücü, hız yaparak hem yasal bir sorumluluğu (hız limitine uymak) hem de ahlaki bir sorumluluğu (ailesinin can güvenliğini sağlamak) hiçe saymaktadır. Bu nedenle, yerine getirmediği en temel değer sorumluluktur.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Hırçınlık: Hırçınlık, sürücünün agresif veya sinirli bir ruh hali içinde olmasını ifade eder. Sürücü hız yaparken hırçın olabilir, ancak bu durumun temelindeki değer ihlali hırçınlık değildir. Sakin bir şekilde de hız limiti aşılarak sorumluluk ihlal edilebilir. Hırçınlık bir davranış biçimidir, sorumluluk ise bir temel değerdir.
- c) Bencillik: Sürücünün bu davranışı şüphesiz bencilcedir, çünkü kendi isteğini (hızlı gitmek) sevdiklerinin güvenliğinin önüne koymaktadır. Ancak "sorumluluk", trafik bağlamında daha kapsayıcı ve temel bir değerdir. Trafik kuralları, bireylerin bencillik yapmasını önlemek ve ortak bir sorumluluk bilinci oluşturmak için vardır. Bu nedenle bencillik, sorumluluk eksikliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkar.
- d) Hoşnutsuzluk: Hoşnutsuzluk, bir durumdan memnun olmama halidir. Sürücünün yavaş gitmekten hoşnutsuz olması, onu hız yapmaya iten bir sebep olabilir. Ancak bu, ihlal ettiği temel trafik değerinin kendisi değildir. Hoşnutsuzluk bir duygudur, sorumluluk ise üstlenilmesi gereken bir görev ve ahlaki bir ilkedir.
Özetle, ailesi yanındayken hız yapan bir sürücü, anlık isteklerini sevdiklerinin can güvenliğinden üstün tutarak en temel görevi olan sorumluluk ilkesini çiğnemiş olur. Bu soru, ehliyet sınavında adayların sadece kuralları ezberlemesini değil, aynı zamanda trafiğin bir sorumluluk alanı olduğunu anlamalarını ölçmeyi amaçlamaktadır.
Soru 48 |
Trafik psikologları, yaşam tarzı ile araç kullanmanın ilişkili olduğunu belirtmektedirler. Diğer bir deyişle, insan nasıl yaşarsa öyle araç kullanır. Trafik adabı açısından değerlendirmek gerekirse bir toplumdaki kişiler birbirlerine nasıl davranıyorlarsa birlikte yaşama, yol yordamları ne ise trafik ortamında da aynı adap içinde davranırlar.
Buna göre stresle olumlu baş etme konusunda sorun yaşayan sürücülerin, genel olarak trafikte hangi temel değere sahip olmadığı bilinir?
Sabır | |
Öfke | |
Bencillik | |
İnatlaşma |
Bu soruda, verilen metinden hareketle stresle başa çıkmakta zorlanan bir sürücünün trafikte hangi temel pozitif değerden yoksun olduğunu bulmamız isteniyor. Metin, bir kişinin günlük hayattaki davranışlarının ve karakterinin, araç kullanma tarzını da doğrudan etkilediğini vurgulamaktadır. Yani, yaşam tarzımız trafikteki "adap" kurallarını nasıl uyguladığımızı belirler.
Stres, trafikte sıkça karşılaşılan bir durumdur; trafik sıkışıklığı, diğer sürücülerin hataları veya zamanla yarışmak gibi faktörler strese neden olabilir. Stresle olumlu başa çıkabilmek, bu gibi durumlarda sakin kalmayı, aceleci ve fevri tepkiler vermemeyi gerektirir. Bu beceri, doğrudan sabır değeriyle ilişkilidir. Sabırlı bir sürücü, zorlu trafik koşullarında bile sakinliğini koruyabilir, beklemeyi bilir ve ani tepkiler vermekten kaçınır. Dolayısıyla, stresle baş etme sorunu yaşayan bir sürücü, bu temel değer olan sabırdan yoksundur.
Şimdi seçenekleri daha detaylı inceleyelim:
- a) Sabır: Bu doğru cevaptır. Soruda aranan, sürücüde olması gereken ama olmayan temel bir değerdir. Stres anında kontrolü kaybetmek, bağırmak, korna çalmak veya tehlikeli manevralar yapmak, sabır eksikliğinin en net göstergeleridir. Metnin ana fikriyle de uyumlu olarak, sabırlı olma değeri, stresle başa çıkmanın temelini oluşturur.
- b) Öfke: Öfke, bir temel değer değil, olumsuz bir duygudur. Stresle başa çıkamamanın ve sabırsızlığın bir sonucudur. Sürücü sabırlı olmadığı için öfkelenir. Soru, bu olumsuz duygunun temelinde yatan eksik değeri sorduğu için öfke yanlış bir cevaptır.
- c) Bencillik: Bencillik, başkalarını düşünmeden sadece kendi çıkarına hareket etmektir ve olumsuz bir kişilik özelliğidir. Stresle başa çıkma sorunuyla ilişkili olabilse de, sorunun tam merkezinde değildir. Stres anında gösterilen ani ve kontrolsüz tepkilerin temel nedeni, beklemeye veya zorluğa tahammül edememek, yani sabırsızlıktır.
- d) İnatlaşma: İnatlaşma da bir değer değil, olumsuz bir davranıştır. Genellikle sabırsızlık ve öfkenin bir sonucu olarak trafikte ortaya çıkar. Örneğin, yol vermemek için inatlaşan bir sürücü, bunu genellikle sabırsızlığı ve öfkesi nedeniyle yapar. Bu nedenle inatlaşma, asıl eksik olan değer değil, o eksikliğin bir yansımasıdır.
Özetle, soru bizden stresle başa çıkamamanın altında yatan eksik temel değeri bulmamızı istiyor. Öfke, bencillik ve inatlaşma bu durumun olumsuz sonuçları veya davranışlarıyken, bu olumsuzlukların temelinde yatan eksiklik sabır değeridir.
Soru 49 |
Bencil | |
Sorumsuz | |
Görgü seviyesi düşük | |
Empati düzeyi yüksek |
Bu soruda, yoğun bir trafikte başkalarının hakkına saygı gösteren ve trafik düzenini bozmayan bir sürücünün hangi olumlu özelliğe sahip olduğu sorulmaktadır. Sorunun kilit noktası, sürücünün "önlerine geçip, trafiği daha da sıkışık hâle getirmemesi" yani olumsuz bir davranışı sergilememesidir. Bu nedenle, bu olumlu davranışı açıklayan temel değeri bulmamız gerekiyor.
Doğru Cevap: d) Empati düzeyi yüksek
Doğru cevabın neden "Empati düzeyi yüksek" olduğunu açıklayalım. Empati, bir kişinin kendisini başka birinin yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini anlama yeteneğidir. Trafikte empati düzeyi yüksek bir sürücü, sırada bekleyen diğer sürücülerin ne hissedeceğini düşünür. "Ben başkasının önüne geçersem, o kişi sinirlenir, haksızlığa uğradığını düşünür ve trafik daha da kilitlenir. Ben de aynı durumda olsam rahatsız olurdum." diye düşünerek bu bencil davranıştan kaçınır. Bu nedenle, başkalarının hakkına saygı gösterir ve trafik akışını olumsuz etkileyecek hareketler yapmaz.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
Diğer şıkların neden yanlış olduğunu anlamak da konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır. Bu seçenekler, soruda tarif edilen olumlu davranışın tam tersini yapacak sürücü tiplerini tanımlar.
- a) Bencil: Bencil bir sürücü, sadece kendi çıkarını ve menfaatini düşünür. Başkalarının ne hissettiği veya trafiğin durumu onun için önemli değildir; tek amacı bir an önce kendi istediği yere ulaşmaktır. Dolayısıyla, bencil bir sürücü tam da soruda bahsedilen olumsuz davranışı, yani başkalarının önüne geçme eylemini yapar.
- b) Sorumsuz: Sorumsuz bir sürücü, yaptığı hareketlerin sonuçlarını düşünmez. Davranışlarının başkalarına veya trafiğin geneline nasıl bir etki yapacağını umursamaz. Kurallara uymamanın veya tehlikeli manevralar yapmanın getireceği sorumluluğu üstlenmez. Bu yüzden sorumsuz bir sürücü de kolaylıkla başkalarının önüne geçerek trafiği tehlikeye atar ve sıkıştırır; yani bu davranışı yapar.
- c) Görgü seviyesi düşük: Görgü, toplum içinde uyulması gereken nezaket ve saygı kurallarıdır. Görgü seviyesi düşük bir sürücü, trafikteki yazılı olmayan saygı ve nezaket kurallarını bilmez veya umursamaz. Başkalarının hakkına saygı göstermek gibi bir kaygısı olmadığı için, sırada beklemek yerine aralara girerek ilerlemeyi normal bir davranış olarak görür ve bu davranışı yapar.
Özetle, bu soru trafikte sadece kuralları bilmenin değil, aynı zamanda diğer insanlara karşı saygılı ve anlayışlı olmanın önemini vurgulamaktadır. Empati, güvenli ve akıcı bir trafik ortamı için sürücülerin sahip olması gereken en temel değerlerden biridir.
Soru 50 |
Kabalık | |
Hırçınlık | |
Bencillik | |
Sorumluluk |
Bu soruda, bir sürücünün trafikteki eylemlerinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini önceden hesaba katarak davranmasının hangi temel değeri yansıttığı sorulmaktadır. Sorunun kilit noktası "sonuçlarını düşünerek hareket etme" ifadesidir. Bu ifade, bilinçli, öngörülü ve başkalarını dikkate alan bir sürüş tarzını tanımlar.
Doğru Cevap: d) Sorumluluk
Doğru cevabın sorumluluk olmasının sebebi, bu değerin tanımıyla doğrudan örtüşmesidir. Sorumluluk, bir kişinin kendi davranışlarının ve bu davranışların yol açtığı sonuçların hesabını verebilmesi, bu sonuçları üstlenmesi demektir. Trafikte sorumlu bir sürücü, yapacağı bir manevranın (örneğin ani bir fren, hızlı bir şerit değiştirme veya hatalı sollama) sadece kendisini değil, diğer sürücüleri, yayaları ve yolcuları nasıl etkileyeceğini düşünür ve ona göre hareket eder. Bu nedenle, sonuçları düşünmek, sorumluluk bilincinin en temel göstergesidir.
Diğer Seçenekler Neden Yanlış?
- a) Kabalık: Kabalık, başkalarına karşı saygısız ve düşüncesiz davranışlarda bulunmaktır. Kornayı gereksiz yere çalmak, sıkıştırmak veya el kol hareketleri yapmak kaba davranışlardır. Bu davranışlar, sonuçları düşünmekten çok, anlık bir düşüncesizliğin veya umursamazlığın ürünüdür. Dolayısıyla sorudaki tanımın tam tersidir.
- b) Hırçınlık: Hırçınlık veya agresiflik, trafikte öfkeli, sabırsız ve saldırgan tutumlar sergilemektir. Sürekli selektör yapmak, yakın takip (tampona yapışmak) veya başkalarıyla yarışmak hırçın davranışlardır. Bu sürücüler, eylemlerinin tehlikeli sonuçlarını düşünmek yerine anlık öfkeleriyle hareket ederler.
- c) Bencillik: Bencillik, sadece kendi çıkarını ve rahatını düşünmek, başkalarının haklarını ve ihtiyaçlarını görmezden gelmektir. "Yol benim hakkım" diyerek kimseye yol vermeyen, park edilmemesi gereken bir yere aracını bırakarak başkalarını zor durumda bırakan sürücü bencil davranmaktadır. Bencil bir sürücü, davranışlarının başkaları üzerindeki olumsuz sonuçlarını önemsemez.
Özetle, bir sürücünün "Eğer bu hızla gidersem virajı alamayabilirim" veya "Bu aracı şimdi sollarsam karşıdan gelene çarpabilirim" gibi düşüncelerle hareket etmesi, hem kendi can güvenliği hem de trafikteki diğer insanların can güvenliği için sorumluluk taşıdığını gösteren en net davranıştır.
|
0/50 |







